☪ Anlam Arayışı

13. Ar-Ra'd سُورَةُ الرَّعۡدِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
13:1 📚 1
الٓمٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِۗ وَٱلَّذِيٓ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ ٱلۡحَقُّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤۡمِنُونَ
الٓمٓر ۚ
Elif Lam Mim Ra
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ ۗ
Kitabın
وَٱلَّذِىٓ
indirilen
أُنزِلَ
has been revealed
إِلَيْكَ
sana
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
ٱلْحَقُّ
haktır
وَلَـٰكِنَّ
ve fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Süleyman AteşElif lam mim ra. Şunlar Kitabın ayetleridir; Rabbinden, sana indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar

13:2 📚 3
ٱللَّهُ ٱلَّذِي رَفَعَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ بِغَيۡرِ عَمَدࣲ تَرَوۡنَهَاۖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ يَجۡرِي لِأَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَ يُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّكُم بِلِقَآءِ رَبِّكُمۡ تُوقِنُونَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
odur ki
رَفَعَ
yükseltti
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
بِغَيْرِ
olmadan
عَمَدٍۢ
bir direk
تَرَوْنَهَا ۖ
görebileceğiniz
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰ
istiva etti
عَلَى
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۖ
Arş
وَسَخَّرَ
ve boyun eğdirdi
ٱلشَّمْسَ
güneşi
وَٱلْقَمَرَ ۖ
ve ay'ı
كُلٌّۭ
her biri
يَجْرِى
akıp gitmektedir
لِأَجَلٍۢ
bir süre için
مُّسَمًّۭى ۚ
belirli
يُدَبِّرُ
düzenliyor
ٱلْأَمْرَ
işi(ni)
يُفَصِّلُ
açıklıyor
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayerleri
لَعَلَّكُم
böylece
بِلِقَآءِ
karşılaşacağınıza
رَبِّكُمْ
Rabbinizle
تُوقِنُونَ
kesin olarak inanırsınız

Süleyman AteşAllah odur ki gökleri, görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti, sonra Arş üzerine istiva etti (mülkünün tahtına oturdu), güneşi ve ay'ı iradesine boyun eğdirdi. Her biri, belli bir süre için akıp gitmektedir. (Yaratma) işi(ni) düzenler, ayetleri açıklar ki, Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız

13:3 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِي مَدَّ ٱلۡأَرۡضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۡهَٰرࣰ اۖ وَمِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ جَعَلَ فِيهَا زَوۡجَيۡنِ ٱثۡنَيۡنِۖ يُغۡشِي ٱلَّيۡلَ ٱلنَّهَارَۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
وَهُوَ
ve O'dur
ٱلَّذِى
ki
مَدَّ
uzattı
ٱلْأَرْضَ
arzı
وَجَعَلَ
ve var etti
فِيهَا
orada
رَوَٰسِىَ
sabit dağlar
وَأَنْهَـٰرًۭا ۖ
ve ırmaklar
وَمِن
ve
كُلِّ
her
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvadan
جَعَلَ
yarattı
فِيهَا
orada
زَوْجَيْنِ
çift (erkek-dişi)
ٱثْنَيْنِ ۖ
iki
يُغْشِى
örter
ٱلَّيْلَ
geceyi
ٱلنَّهَارَ ۚ
gündüz(ün üzerine)
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Süleyman AteşO'dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti, orada her meyvadan iki çift (erkek-dişi) yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örter. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ayetler vardır

13:4 📚 3
وَفِي ٱلۡأَرۡضِ قِطَعࣱ مُّتَجَٰوِرَٰتࣱ وَجَنَّٰتࣱ مِّنۡ أَعۡنَٰبࣲ وَزَرۡعࣱ وَنَخِيلࣱ صِنۡوَانࣱ وَغَيۡرُ صِنۡوَانࣲ يُسۡقَىٰ بِمَآءࣲ وَٰحِدࣲ وَنُفَضِّلُ بَعۡضَهَا عَلَىٰ بَعۡضࣲ فِي ٱلۡأُكُلِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
وَفِى
ve (vardır)
ٱلْأَرْضِ
arzda
قِطَعٌۭ
kıt'alar
مُّتَجَـٰوِرَٰتٌۭ
birbirine komşu
وَجَنَّـٰتٌۭ
ve bağlar(ı vardır)
مِّنْ
üzüm
أَعْنَـٰبٍۢ
grapevines
وَزَرْعٌۭ
ve ekinler
وَنَخِيلٌۭ
ve hurmalıklar
صِنْوَانٌۭ
çatallı
وَغَيْرُ
ve olmadan
صِنْوَانٍۢ
çatalı
يُسْقَىٰ
(bunların hepsi) sulanır
بِمَآءٍۢ
su ile
وَٰحِدٍۢ
bir
وَنُفَضِّلُ
ama üstün yaparız
بَعْضَهَا
birbirini
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍۢ
diğerinin
فِى
ürünlerinde
ٱلْأُكُلِ ۚ
the fruit
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ayetler vardır
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْقِلُونَ
aklını kullanan

Süleyman AteşArzda birbirine komşu kıt'alar, üzüm, bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır; bunların hepsi bir su ile sulanır ama ürünlerini birbirinden üstün yaparız. Şüphesiz bunda, aklını kullanan bir toplum için ayetler vardır

13:5
۞وَإِن تَعۡجَبۡ فَعَجَبࣱ قَوۡلُهُمۡ أَءِذَا كُنَّا تُرَٰبًا أَءِنَّا لَفِي خَلۡقࣲ جَدِيدٍۗ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡأَغۡلَٰلُ فِيٓ أَعۡنَاقِهِمۡۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
۞ وَإِن
eğer
تَعْجَبْ
şaşacaksan
فَعَجَبٌۭ
şaşmak lazım
قَوْلُهُمْ
onların şu sözlerine
أَءِذَا
zaman mı?
كُنَّا
biz olduğumuz
تُرَٰبًا
toprak
أَءِنَّا
gerçekten biz mi?
لَفِى
içinde (olacağız)
خَلْقٍۢ
bir yaratılış
جَدِيدٍ ۗ
yeniden
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerdir)
بِرَبِّهِمْ ۖ
Rablerini
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve onlar (bulunanlardır)
ٱلْأَغْلَـٰلُ
halkalar
فِىٓ
boyunlarında
أَعْنَاقِهِمْ ۖ
their necks
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Süleyman AteşEğer şaşacaksan, onların şu sözlerine şaşmak lazım: "Biz toprak olduğumuz zaman mı, biz mi yeniden yaratılacağız?" İşte onlar, Rablerine karşı nankörlük edenlerdir. Ve Onlar, boyunlarında halkalar bulunan kimselerdir, onlar ateş halkıdır. Onlar orada sürekli kalacaklardır

13:6 📚 4
وَيَسۡتَعۡجِلُونَكَ بِٱلسَّيِّئَةِ قَبۡلَ ٱلۡحَسَنَةِ وَقَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِمُ ٱلۡمَثُلَٰتُۗ وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغۡفِرَةࣲ لِّلنَّاسِ عَلَىٰ ظُلۡمِهِمۡۖ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ
ve senden acele istiyorlar
بِٱلسَّيِّئَةِ
kötülüğü
قَبْلَ
önce
ٱلْحَسَنَةِ
iyilikten
وَقَدْ
ve oysa
خَلَتْ
gelip geçti
مِن
onlardan önce
قَبْلِهِمُ
before them
ٱلْمَثُلَـٰتُ ۗ
benzerleri
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
لَذُو
sahibidir
مَغْفِرَةٍۢ
mağfiret
لِّلنَّاسِ
insanlar için
عَلَىٰ
karşı
ظُلْمِهِمْ ۖ
zulümlerine
وَإِنَّ
ve şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbinin
لَشَدِيدُ
pek çetindir
ٱلْعِقَابِ
azabı

Süleyman AteşSenden, iyilikten önce kötülüğü acele istiyorlar. Oysa onlardan önce benzerleri(ne nice cezalar) gelip geçti. (Niçin onlardan ibret almazlar?) Şüphesiz Rabbin, o(insa)nların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir, fakat Rabbinin azabı da pek çetindir

13:7 📚 1
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦٓۗ إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرࣱۖ وَلِكُلِّ قَوۡمٍ هَادٍ
وَيَقُولُ
ve diyorlar ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْلَآ
değil miydi?
أُنزِلَ
indirmeli
عَلَيْهِ
ona
ءَايَةٌۭ
bir ayet
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦٓ ۗ
his Lord
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَنتَ
sen
مُنذِرٌۭ ۖ
bir uyarıcısın
وَلِكُلِّ
ve hepsi için vardır
قَوْمٍ
toplumun
هَادٍ
bir yol göstericisi

Süleyman Ateşİnkar edenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir ayet indirmeli değil miydi?" Sen, ancak bir uyarıcısın, her toplumun bir yol göstericisi vardır

13:8 📚 2
ٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تَحۡمِلُ كُلُّ أُنثَىٰ وَمَا تَغِيضُ ٱلۡأَرۡحَامُ وَمَا تَزۡدَادُۚ وَكُلُّ شَيۡءٍ عِندَهُۥ بِمِقۡدَارٍ
ٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
neyi
تَحْمِلُ
yüklendiğini
كُلُّ
her
أُنثَىٰ
dişinin
وَمَا
ve neyi
تَغِيضُ
eksilttiğini
ٱلْأَرْحَامُ
rahimlerin
وَمَا
ve neyi
تَزْدَادُ ۖ
artırdığını
وَكُلُّ
ve her
شَىْءٍ
şey
عِندَهُۥ
onun yanında
بِمِقْدَارٍ
bir ölçü iledir

Süleyman AteşAllah, her dişinin neyi yüklendiğini ve Rahimlerin neyi eksiltip artırdığını bilir. Onun yanında her şey, bir miktar iledir

13:9
عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ٱلۡكَبِيرُ ٱلۡمُتَعَالِ
عَـٰلِمُ
(O) bilendir
ٱلْغَيْبِ
gizliyi
وَٱلشَّهَـٰدَةِ
ve aşikareyi
ٱلْكَبِيرُ
büyüktür
ٱلْمُتَعَالِ
yücedir

Süleyman Ateşgizliyi ve aşikareyi bilendir, büyüktür, yücedir

13:10 📚 1
سَوَآءࣱ مِّنكُم مَّنۡ أَسَرَّ ٱلۡقَوۡلَ وَمَن جَهَرَ بِهِۦ وَمَنۡ هُوَ مُسۡتَخۡفِۭ بِٱلَّيۡلِ وَسَارِبُۢ بِٱلنَّهَارِ
سَوَآءٌۭ
birdir
مِّنكُم
aranızdan
مَّنْ
kimse
أَسَرَّ
gizleyen
ٱلْقَوْلَ
sözü
وَمَن
ve kimse
جَهَرَ
açık (söyleyen)
بِهِۦ
onu
وَمَنْ
ve kimse
هُوَ
o
مُسْتَخْفٍۭ
gizlenendir
بِٱلَّيْلِ
geceleyin
وَسَارِبٌۢ
ve görünendir
بِٱلنَّهَارِ
gündüzün

Süleyman AteşAranızdan sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de, geceleyin gizlenen de, gündüzün görünen de (O'nca) birdir

13:11 📚 16
لَهُۥ مُعَقِّبَٰتࣱ مِّنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦ يَحۡفَظُونَهُۥ مِنۡ أَمۡرِ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوۡمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنفُسِهِمۡۗ وَإِذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِقَوۡمࣲ سُوٓءࣰ ا فَلَا مَرَدَّ لَهُۥۚ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَالٍ
لَهُۥ
O(insa)nın vardır
مُعَقِّبَـٰتٌۭ
izleyenler
مِّنۢ
önünden
بَيْنِ
(before)
يَدَيْهِ
(him)
وَمِنْ
ve
خَلْفِهِۦ
arkasından
يَحْفَظُونَهُۥ
onu korurlar
مِنْ
emrinden
أَمْرِ
(the) command
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
(durumlarını) değiştirmez
يُغَيِّرُ
change
مَا
bir milet
بِقَوْمٍ
of a people
حَتَّىٰ
sürece
يُغَيِّرُوا۟
değiştirmediği
مَا
kendi (durumlarını)
بِأَنفُسِهِمْ ۗ
(is) in themselves
وَإِذَآ
zaman
أَرَادَ
istediği
ٱللَّهُ
Allah
بِقَوْمٍۢ
bir kavme
سُوٓءًۭا
kötülük
فَلَا
artık yoktur
مَرَدَّ
geri çevirecek
لَهُۥ ۚ
onu
وَمَا
zaten yoktur
لَهُم
onların
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
مِن
koruyucuları
وَالٍ
protector

Süleyman AteşO(insa)nın önünden ve arkasından izleyen(melek)ler vardır, onu Allah'ın emrinden korurlar. Bir milet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez. Allah da bir kavme kötülük istedi mi artık onu geri çevirecek yoktur. Zaten onların, O'ndan başka koruyucuları da yoktur

13:12
هُوَ ٱلَّذِي يُرِيكُمُ ٱلۡبَرۡقَ خَوۡفࣰ ا وَطَمَعࣰ ا وَيُنشِئُ ٱلسَّحَابَ ٱلثِّقَالَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
size gösteren
يُرِيكُمُ
shows you
ٱلْبَرْقَ
şimşeği
خَوْفًۭا
korku
وَطَمَعًۭا
ve umud içinde
وَيُنشِئُ
ve yapan
ٱلسَّحَابَ
bulutları
ٱلثِّقَالَ
ağır (yüklü)

Süleyman AteşO'dur ki size, korku ve umud içinde şimşeği gösterir. (Yağmurla yüklü) ağır, ağır bulutlar yapar

13:13
وَيُسَبِّحُ ٱلرَّعۡدُ بِحَمۡدِهِۦ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ مِنۡ خِيفَتِهِۦ وَيُرۡسِلُ ٱلصَّوَٰعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَآءُ وَهُمۡ يُجَٰدِلُونَ فِي ٱللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ ٱلۡمِحَالِ
وَيُسَبِّحُ
ve tesbih ederler
ٱلرَّعْدُ
gök gürültüsü
بِحَمْدِهِۦ
onun övgüsüyle
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler
مِنْ
korkusundan
خِيفَتِهِۦ
fear of Him
وَيُرْسِلُ
ve gönderir
ٱلصَّوَٰعِقَ
yıldırımlar
فَيُصِيبُ
çarpar
بِهَا
onlarla
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَهُمْ
ve onlar
يُجَـٰدِلُونَ
tartışmaktadırlar
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
وَهُوَ
ve O'nun
شَدِيدُ
pek çetindir
ٱلْمِحَالِ
tuzağı (cezası)

Süleyman AteşGök gürültüsü, övgüsüyle, melekler de korkusundan O'nu tesbih ederler. Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Allah'ın tuzağı (cezası) pek çetin olduğu halde, onlar hala O'nun hakkında tartışmaktadırlar

13:14 📚 1
لَهُۥ دَعۡوَةُ ٱلۡحَقِّۚ وَٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَسۡتَجِيبُونَ لَهُم بِشَيۡءٍ إِلَّا كَبَٰسِطِ كَفَّيۡهِ إِلَى ٱلۡمَآءِ لِيَبۡلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَٰلِغِهِۦۚ وَمَا دُعَآءُ ٱلۡكَٰفِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ‏
لَهُۥ
ancak O'nadır
دَعْوَةُ
du'a
ٱلْحَقِّ ۖ
gerçek
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
يَدْعُونَ
du'a ettikleri
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
لَا
isteklerini karşılayamazlar
يَسْتَجِيبُونَ
they respond
لَهُم
kendilerinin
بِشَىْءٍ
hiçbir
إِلَّا
ancak
كَبَـٰسِطِ
uzatan kimse gibidir
كَفَّيْهِ
avuçlarını
إِلَى
suya
ٱلْمَآءِ
water
لِيَبْلُغَ
gelsin diye
فَاهُ
ağzına
وَمَا
oysa
هُوَ
o
بِبَـٰلِغِهِۦ ۚ
on(un ağzın)a gelmez
وَمَا
ve (işte)
دُعَآءُ
du'ası
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
إِلَّا
ancak
فِى
boşa gider
ضَلَـٰلٍۢ
error

Süleyman AteşGerçek du'a, ancak O'na yapılır. O'ndan başka du'a ettikleri ise, kendilerinin hiçbir isteklerini karşılayamazlar. (Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça su) on(un ağzın)a gelmez. İşte kafirlerin du'ası, öyle boşa gider

13:15
وَلِلَّهِۤ يَسۡجُدُۤ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ طَوۡعࣰ ا وَكَرۡهࣰ ا وَظِلَٰلُهُم بِٱلۡغُدُوِّ وَٱلۡأٓصَالِ۩
وَلِلَّهِ
ve Allah'a
يَسْجُدُ
secde ederler
مَن
olanların hepsi
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
طَوْعًۭا
gönüllü
وَكَرْهًۭا
(veya) zoraki
وَظِلَـٰلُهُم
ve gölgeleri de
بِٱلْغُدُوِّ
sabah
وَٱلْـَٔاصَالِ ۩
akşam

Süleyman AteşGöklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allh'a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam (uzanıp kısalarak O'na secde etmektedirler)

13:16 📚 7
قُلۡ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ قُلِ ٱللَّهُۚ قُلۡ أَفَٱتَّخَذۡتُم مِّن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَ لَا يَمۡلِكُونَ لِأَنفُسِهِمۡ نَفۡعࣰ ا وَلَا ضَرࣰّ اۚ قُلۡ هَلۡ يَسۡتَوِي ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُ أَمۡ هَلۡ تَسۡتَوِي ٱلظُّلُمَٰتُ وَٱلنُّورُۗ أَمۡ جَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَآءَ خَلَقُواْ كَخَلۡقِهِۦ فَتَشَٰبَهَ ٱلۡخَلۡقُ عَلَيۡهِمۡۚ قُلِ ٱللَّهُ خَٰلِقُ كُلِّ شَيۡءࣲ وَهُوَ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّٰرُ
قُلْ
de ki
مَن
kimdir?
رَّبُّ
Rabbi
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ ۚ
Allah!
قُلْ
O halde de'
أَفَٱتَّخَذْتُم
mi edindiniz?
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
أَوْلِيَآءَ
veliler
لَا
gücü olmayan
يَمْلِكُونَ
they have power
لِأَنفُسِهِمْ
kendilerine
نَفْعًۭا
bir fayda
وَلَا
ve veremeyen
ضَرًّۭا ۚ
bir zarar
قُلْ
de ki
هَلْ
bir olur mu?
يَسْتَوِى
equal
ٱلْأَعْمَىٰ
kör
وَٱلْبَصِيرُ
ve gören
أَمْ
yahut
هَلْ
bir olur mu?
تَسْتَوِى
equal
ٱلظُّلُمَـٰتُ
karanlıklar
وَٱلنُّورُ ۗ
ve aydınlık
أَمْ
yoksa
جَعَلُوا۟
buldular da
لِلَّهِ
Allah'a
شُرَكَآءَ
ortaklar
خَلَقُوا۟
yaratan
كَخَلْقِهِۦ
O'nun yarattığı gibi
فَتَشَـٰبَهَ
benzer (mi) göründü
ٱلْخَلْقُ
bu yaratma
عَلَيْهِمْ ۚ
onlara
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah'tır
خَـٰلِقُ
yaratıcısı
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
وَهُوَ
ve O
ٱلْوَٰحِدُ
tektir
ٱلْقَهَّـٰرُ
kahredendir

Süleyman AteşDe ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah!", "O halde, de, O'ndan başka kendilerine dahi bir fayda ve zarar veremeyen veliler mi edindiniz?" De ki: "Körle gören, yahut karanlıklarla aydınlık bir olur mu?" Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar mı buldular da, (ikisinin) yaratma(sı) onlara, benzer mi göründü? De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, tektir, kahreden(herşeye üstün gelen)dir

13:17 📚 10
أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَسَالَتۡ أَوۡدِيَةُۢ بِقَدَرِهَا فَٱحۡتَمَلَ ٱلسَّيۡلُ زَبَدࣰ ا رَّابِيࣰ اۖ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيۡهِ فِي ٱلنَّارِ ٱبۡتِغَآءَ حِلۡيَةٍ أَوۡ مَتَٰعࣲ زَبَدࣱ مِّثۡلُهُۥۚ كَذَٰلِكَ يَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡحَقَّ وَٱلۡبَٰطِلَۚ فَأَمَّا ٱلزَّبَدُ فَيَذۡهَبُ جُفَآءࣰۖ وَأَمَّا مَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ فَيَمۡكُثُ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ كَذَٰلِكَ يَضۡرِبُ ٱللَّهُ ٱلۡأَمۡثَالَ
أَنزَلَ
indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَسَالَتْ
çağlayıp aktı
أَوْدِيَةٌۢ
dereler
بِقَدَرِهَا
kendi ölçüsünce
فَٱحْتَمَلَ
ve taşıdı
ٱلسَّيْلُ
sel
زَبَدًۭا
köpüğü
رَّابِيًۭا ۚ
üste çıkan
وَمِمَّا
ve vardır
يُوقِدُونَ
yak(ıp erit)tikleri madenlerden de
عَلَيْهِ
onların
فِى
ateşte
ٱلنَّارِ
the fire
ٱبْتِغَآءَ
yapmak için
حِلْيَةٍ
süs
أَوْ
yahut
مَتَـٰعٍۢ
eşya
زَبَدٌۭ
bir köpük
مِّثْلُهُۥ ۚ
bunun gibi
كَذَٰلِكَ
böyle
يَضْرِبُ
benzetme ile anlatır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْحَقَّ
hakkı
وَٱلْبَـٰطِلَ ۚ
ve batılı
فَأَمَّا
ne zaman ki
ٱلزَّبَدُ
köpük
فَيَذْهَبُ
gider
جُفَآءًۭ ۖ
yok olup
وَأَمَّا
ve
مَا
şey ise
يَنفَعُ
yararlı olan
ٱلنَّاسَ
insanlara
فَيَمْكُثُ
kalır
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يَضْرِبُ
örnek verir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْأَمْثَالَ
misaller

Süleyman AteşGökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüsünce (o su ile) çağlayıp aktı. Sel üste çıkan köpüğü taşıdı. Süs, yahut eşya yapmak için ateşte yak(ıp erit)tikleri madenlerden de bunun gibi bir köpük (posa) vardır. Allah, hak ve batılı böyle benzetme ile anlatır. Köpük yok olup gider. İnsanlara yararlı olan ise yeryüzünde kalır. İşte Alllah, böyle güzel meseller verir

13:18 📚 2
لِلَّذِينَ ٱسۡتَجَابُواْ لِرَبِّهِمُ ٱلۡحُسۡنَىٰۚ وَٱلَّذِينَ لَمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَهُۥ لَوۡ أَنَّ لَهُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ جَمِيعࣰ ا وَمِثۡلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفۡتَدَوۡاْ بِهِۦٓۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ سُوٓءُ ٱلۡحِسَابِ وَمَأۡوَىٰهُمۡ جَهَنَّمُۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
لِلَّذِينَ
için vardır
ٱسْتَجَابُوا۟
buyruğuna uyanlar
لِرَبِّهِمُ
Rablerinin
ٱلْحُسْنَىٰ ۚ
en güzel (karşılık)
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler ise
لَمْ
uymayan(lar)
يَسْتَجِيبُوا۟
respond
لَهُۥ
ona
لَوْ
şayet
أَنَّ
kendilerinin olsa
لَهُم
they had
مَّا
bulunaların
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
جَمِيعًۭا
hepsi
وَمِثْلَهُۥ
ve bir misli daha
مَعَهُۥ
yanında
لَٱفْتَدَوْا۟
fidye verirlerdi
بِهِۦٓ ۚ
onu
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onların
سُوٓءُ
çok kötüdür
ٱلْحِسَابِ
hesabı
وَمَأْوَىٰهُمْ
ve varacakları yer
جَهَنَّمُ ۖ
cehennemdir
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمِهَادُ
bir yataktır

Süleyman AteşRablerinin buyruğuna uyanlara, en güzel karşılık vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde bulunan her şey ve bunun bir misli daha kendilerinin olsa, (Allah'ın azabından kurtulmak için) onu fidye verirlerdi. Onların hesabı çok kötüdür. Varacakları yer de cehennemdir, ne kötü bir yataktır o

13:19 📚 1
۞أَفَمَن يَعۡلَمُ أَنَّمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ ٱلۡحَقُّ كَمَنۡ هُوَ أَعۡمَىٰٓۚ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
۞ أَفَمَن
olur mu?
يَعْلَمُ
bilen
أَنَّمَآ
indirilenin
أُنزِلَ
has been revealed
إِلَيْكَ
sana
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
ٱلْحَقُّ
hak olduğunu
كَمَنْ
kimse gibi
هُوَ
o (kendisi)
أَعْمَىٰٓ ۚ
kör (olan)
إِنَّمَا
ancak
يَتَذَكَّرُ
öğüt alır
أُو۟لُوا۟
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Süleyman AteşRabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (bunu kabul etmeyen) kör gibi olur mu? Ancak sağduyu sahipleri öğüt alır

13:20 📚 4
ٱلَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهۡدِ ٱللَّهِ وَلَا يَنقُضُونَ ٱلۡمِيثَٰقَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُوفُونَ
yerine getirirler
بِعَهْدِ
ahdini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَا
ve
يَنقُضُونَ
bozmazlar
ٱلْمِيثَـٰقَ
andlaşmayı

Süleyman AteşOnlar, Allah'ın ahdini yerine getirirler ve andlaşmayı bozmazlar

13:21 📚 6
وَٱلَّذِينَ يَصِلُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيَخۡشَوۡنَ رَبَّهُمۡ وَيَخَافُونَ سُوٓءَ ٱلۡحِسَابِ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
يَصِلُونَ
bitiştirirler
مَآ
şeyi
أَمَرَ
istediği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِۦٓ
kendisiyle
أَن
bitiştirilmesini
يُوصَلَ
be joined
وَيَخْشَوْنَ
ve saygılı olur
رَبَّهُمْ
Rablerine karşı
وَيَخَافُونَ
ve korkarlar
سُوٓءَ
en kötü
ٱلْحِسَابِ
hesaptan

Süleyman AteşVe onlar Allah'ın bitiştirilmesini istediği şeyi bitiştirirler. Rablerine karşı saygılı olur ve en kötü hesaptan korkarlar

13:22 📚 1
وَٱلَّذِينَ صَبَرُواْ ٱبۡتِغَآءَ وَجۡهِ رَبِّهِمۡ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ وَيَدۡرَءُونَ بِٱلۡحَسَنَةِ ٱلسَّيِّئَةَ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عُقۡبَى ٱلدَّارِ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
صَبَرُوا۟
sabrederler
ٱبْتِغَآءَ
arzu ederek
وَجْهِ
yüzünü (rızasını)
رَبِّهِمْ
Rablerinin
وَأَقَامُوا۟
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَأَنفَقُوا۟
ve harcarlar
مِمَّا
şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ
rızıklandırdığımız
سِرًّۭا
gizlice
وَعَلَانِيَةًۭ
ve alenen
وَيَدْرَءُونَ
ve savarlar
بِٱلْحَسَنَةِ
iyilikle
ٱلسَّيِّئَةَ
kötülüğü
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlarındır
عُقْبَى
sonu
ٱلدَّارِ
şu yurdun

Süleyman AteşVe onlar Rablerinin yüzünü (rızasını) arzu ederek (nefsin gücüne giden şeylere) sabrederler; namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak (hayır yoluna) harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte şu yurdun sonucu onlarındır

13:23
جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ يَدۡخُلُونَهَا وَمَن صَلَحَ مِنۡ ءَابَآئِهِمۡ وَأَزۡوَٰجِهِمۡ وَذُرِّيَّٰتِهِمۡۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَدۡخُلُونَ عَلَيۡهِم مِّن كُلِّ بَابࣲ‏
جَنَّـٰتُ
cennetlerine
عَدْنٍۢ
Adn
يَدْخُلُونَهَا
girerler
وَمَن
ve kimseler
صَلَحَ
iyi olan
مِنْ
babalarından
ءَابَآئِهِمْ
their fathers
وَأَزْوَٰجِهِمْ
ve eşlerinden;
وَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۖ
ve çocuklarından
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler de
يَدْخُلُونَ
girerler
عَلَيْهِم
yanlarına
مِّن
her
كُلِّ
every
بَابٍۢ
kapıdan

Süleyman Ateş(Onlar) Adn cennetlerine girerler. Babalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlar da kendileriyle beraber olur. Melekler de her kapıdan yanlarına varırlar

13:24 📚 5
سَلَٰمٌ عَلَيۡكُم بِمَا صَبَرۡتُمۡۚ فَنِعۡمَ عُقۡبَى ٱلدَّارِ
سَلَـٰمٌ
selam
عَلَيْكُم
size
بِمَا
karşılık
صَبَرْتُمْ ۚ
sabretmenize
فَنِعْمَ
ne güzel
عُقْبَى
sonu
ٱلدَّارِ
yurdun

Süleyman AteşSabretmenize karşılık selam size, yurdun sonu ne güzel! (derler)

13:25 📚 6
وَٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهۡدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقۡطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفۡسِدُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱللَّعۡنَةُ وَلَهُمۡ سُوٓءُ ٱلدَّارِ
وَٱلَّذِينَ
kimseler
يَنقُضُونَ
bozan(lar)
عَهْدَ
verdikleri sözü
ٱللَّهِ
Allah'a
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مِيثَـٰقِهِۦ
iyice pekiştirdikten
وَيَقْطَعُونَ
ve kesenler
مَآ
şeyi
أَمَرَ
istediği
ٱللَّهُ
Allah'ın
بِهِۦٓ
onunla
أَن
bitiştirilmesini
يُوصَلَ
be joined
وَيُفْسِدُونَ
ve bozgunculuk yapanlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۙ
the earth
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمُ
onlaradır
ٱللَّعْنَةُ
la'net
وَلَهُمْ
ve onlaradır
سُوٓءُ
kötü (sonucu)
ٱلدَّارِ
yurdun

Süleyman AteşAma Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın bitiştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar... İşte la'net onlara, yurdun kötü sonucu da onlaradır

13:26 📚 6
ٱللَّهُ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ وَفَرِحُواْ بِٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا فِي ٱلۡأٓخِرَةِ إِلَّا مَتَٰعࣱ‏
ٱللَّهُ
Allah
يَبْسُطُ
bollaştırır
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimse için
يَشَآءُ
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ
ve kısar
وَفَرِحُوا۟
ve sevindiler
بِٱلْحَيَوٰةِ
hayatıyle
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَمَا
oysa
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
فِى
ahiretin yanında
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
إِلَّا
ancak
مَتَـٰعٌۭ
bir geçimdir

Süleyman AteşAllah, dilediğine rızkı açar da, kısar da. Dünya hayatıyle sevindiler. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, bir geçimden ibarettir

13:27 📚 1
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَةࣱ مِّن رَّبِّهِۦۚ قُلۡ إِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِيٓ إِلَيۡهِ مَنۡ أَنَابَ
وَيَقُولُ
ve diyorlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْلَآ
değil miydi?
أُنزِلَ
indirilmeli
عَلَيْهِ
ona
ءَايَةٌۭ
bir ayet
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۗ
his Lord
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُضِلُّ
saptırır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيَهْدِىٓ
ve iletir
إِلَيْهِ
kendisine
مَنْ
kimseyi
أَنَابَ
yönelen

Süleyman Ateşİnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "Allah, dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir

13:28 📚 3
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَتَطۡمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكۡرِ ٱللَّهِۗ أَلَا بِذِكۡرِ ٱللَّهِ تَطۡمَئِنُّ ٱلۡقُلُوبُ
ٱلَّذِينَ
onlar
ءَامَنُوا۟
inananlardır
وَتَطْمَئِنُّ
ve tatmin olanlardır
قُلُوبُهُم
gönülleri
بِذِكْرِ
anmakla
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ı
أَلَا
iyi bilin ki ancak
بِذِكْرِ
anmakla
ٱللَّهِ
Allah'ı
تَطْمَئِنُّ
huzur bulur
ٱلْقُلُوبُ
gönüller

Süleyman AteşOnlar inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller, ancak Allah'ı anmakla huzur bulur

13:29
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ طُوبَىٰ لَهُمۡ وَحُسۡنُ مَـَٔابࣲ‏
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
güzel işler
طُوبَىٰ
mutluluk
لَهُمْ
onlar içindir
وَحُسْنُ
ve güzel
مَـَٔابٍۢ
gelecek

Süleyman Ateşİşte mutluluk ve güzel gelecek, o inanıp güzel işler yapanlarındır

13:30 📚 16
كَذَٰلِكَ أَرۡسَلۡنَٰكَ فِيٓ أُمَّةࣲ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهَآ أُمَمࣱ لِّتَتۡلُوَاْ عَلَيۡهِمُ ٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ وَهُمۡ يَكۡفُرُونَ بِٱلرَّحۡمَٰنِۚ قُلۡ هُوَ رَبِّي لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُ وَإِلَيۡهِ مَتَابِ
كَذَٰلِكَ
böylece
أَرْسَلْنَـٰكَ
seni gönderdik
فِىٓ
içine
أُمَّةٍۢ
bir millet
قَدْ
elbette
خَلَتْ
geçmiş bulunan
مِن
kendilerinden önce
قَبْلِهَآ
before it
أُمَمٌۭ
(nice) milletler
لِّتَتْلُوَا۟
okuyasın diye
عَلَيْهِمُ
onlara
ٱلَّذِىٓ
şeyleri
أَوْحَيْنَآ
vahyettiğimiz
إِلَيْكَ
sana
وَهُمْ
oysa onlar
يَكْفُرُونَ
nankörlük ederler
بِٱلرَّحْمَـٰنِ ۚ
Rahman'a
قُلْ
de ki
هُوَ
O
رَبِّى
benim Rabbimdir
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ
dayandım
وَإِلَيْهِ
ve yalnız O'nadır
مَتَابِ
tevbem/dönüşüm

Süleyman AteşSeni de böylece, kendilerinden önce nice milletler geçmiş bulunan bir millete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ederler. De ki: "O (Rahman), benim Rabbimdir. O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım, tevbem yalnız O'nadır

13:31 📚 5
وَلَوۡ أَنَّ قُرۡءَانࣰ ا سُيِّرَتۡ بِهِ ٱلۡجِبَالُ أَوۡ قُطِّعَتۡ بِهِ ٱلۡأَرۡضُ أَوۡ كُلِّمَ بِهِ ٱلۡمَوۡتَىٰۗ بَل لِّلَّهِ ٱلۡأَمۡرُ جَمِيعًاۗ أَفَلَمۡ يَاْيۡـَٔسِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ لَهَدَى ٱلنَّاسَ جَمِيعࣰ اۗ وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ تُصِيبُهُم بِمَا صَنَعُواْ قَارِعَةٌ أَوۡ تَحُلُّ قَرِيبࣰ ا مِّن دَارِهِمۡ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ وَعۡدُ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخۡلِفُ ٱلۡمِيعَادَ
وَلَوْ
eğer olsaydı
أَنَّ
bir Kur'an
قُرْءَانًۭا
any Quran
سُيِّرَتْ
yürütüldüğü
بِهِ
kendisiyle
ٱلْجِبَالُ
dağların
أَوْ
yahut
قُطِّعَتْ
parçalandığı
بِهِ
kendisiyle
ٱلْأَرْضُ
arzın
أَوْ
yahut
كُلِّمَ
konuşturulduğu
بِهِ
kendisiyle
ٱلْمَوْتَىٰ ۗ
ölülerin
بَل
hayır
لِّلَّهِ
Allah'a aittir
ٱلْأَمْرُ
işler
جَمِيعًا ۗ
bütün
أَفَلَمْ
hala anlamadılar mı?
يَا۟يْـَٔسِ
know
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَن
şayet
لَّوْ
if
يَشَآءُ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَهَدَى
hidayet verirdi
ٱلنَّاسَ
insanlara
جَمِيعًۭا ۗ
bütün
وَلَا
ve
يَزَالُ
geri durmaz
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
تُصِيبُهُم
isabet etmesi
بِمَا
yüzünden
صَنَعُوا۟
yaptıkları işler
قَارِعَةٌ
bir bela
أَوْ
yahut
تَحُلُّ
konar
قَرِيبًۭا
yakınına
مِّن
yurtlarının
دَارِهِمْ
their homes
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِىَ
gelinceye
وَعْدُ
va'di
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
caymaz
يُخْلِفُ
fail
ٱلْمِيعَادَ
sözünden

Süleyman AteşEğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yahut arzın parçalandığı, yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı!.. Hayır, bütün işler Allah'a aittir. İnananlar hala anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, bütün insanları yola iletirdi? Yaptıkları işler yüzünden inkar edenlerin başlarına ani bela(lar) gelmeğe devam edecek, yahut yurtlarının yakınına konacak (yahut sen onların yurtlarının yakınına konacaksın), Allah'ın va'di gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Allah sözünden caymaz

13:32
وَلَقَدِ ٱسۡتُهۡزِئَ بِرُسُلࣲ مِّن قَبۡلِكَ فَأَمۡلَيۡتُ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ ثُمَّ أَخَذۡتُهُمۡۖ فَكَيۡفَ كَانَ عِقَابِ
وَلَقَدِ
ve andolsun
ٱسْتُهْزِئَ
alay edildi
بِرُسُلٍۢ
peygamberlerle
مِّن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فَأَمْلَيْتُ
fakat bir süre verdim
لِلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
ثُمَّ
sonra
أَخَذْتُهُمْ ۖ
onları yakaladım
فَكَيْفَ
nasıl
كَانَ
imiş
عِقَابِ
cezam

Süleyman AteşSenden önceki peygamberlerle alay edildi de inkar edenlere bir süre meydan verdim, sonra onları yakaladım. Cezam nasılmış, (gördüler)

13:33
أَفَمَنۡ هُوَ قَآئِمٌ عَلَىٰ كُلِّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡۗ وَجَعَلُواْ لِلَّهِ شُرَكَآءَ قُلۡ سَمُّوهُمۡۚ أَمۡ تُنَبِّـُٔونَهُۥ بِمَا لَا يَعۡلَمُ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَم بِظَٰهِرࣲ مِّنَ ٱلۡقَوۡلِۗ بَلۡ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ مَكۡرُهُمۡ وَصُدُّواْ عَنِ ٱلسَّبِيلِۗ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنۡ هَادࣲ‏
أَفَمَنْ
kimse gibi midir?
هُوَ
o
قَآئِمٌ
duran
عَلَىٰ
üzerinde
كُلِّ
her
نَفْسٍۭ
nefsin
بِمَا
yaptığı işin
كَسَبَتْ ۗ
it has earned
وَجَعَلُوا۟
onlar koştular
لِلَّهِ
Allah'a
شُرَكَآءَ
ortaklar
قُلْ
de ki
سَمُّوهُمْ ۚ
onları isimlendirin
أَمْ
yoksa
تُنَبِّـُٔونَهُۥ
siz haber mi veriyorsunuz?
بِمَا
bir şeyi
لَا
(Allah'ın) bilmediği
يَعْلَمُ
He knows
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
أَم
yoksa
بِظَـٰهِرٍۢ
boş
مِّنَ
söz mü (söylüyorsunuz)?
ٱلْقَوْلِ ۗ
the words
بَلْ
hayır
زُيِّنَ
süslü gösterildi
لِلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
مَكْرُهُمْ
tuzakları
وَصُدُّوا۟
ve çıkarıldılar
عَنِ
yoldan
ٱلسَّبِيلِ ۗ
the Path
وَمَن
ve kimi
يُضْلِلِ
şaşırtırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık olmaz!
لَهُۥ
ona
مِنْ
hiçbir
هَادٍۢ
yol gösteren

Süleyman AteşHer nefsin yaptığı işin başında duran, (hiçbir şeyden haberi olmayanla bir olur) mu? Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları isimlendirin (nitelendirin bakalım tapılmağa değer bir yanları var mı?) Yoksa siz Allah'ın, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Kendisine haber veriyorsunuz? Yoksa boş söz mü söylüyorsunuz? Hayır, inkar edenlere tuzakları süslü gösterildi. (Hak) yoldan çıkarıldılar. Allah kimi şaşırtırsa artık ona yol gösteren olmaz

13:34
لَّهُمۡ عَذَابࣱ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ وَلَعَذَابُ ٱلۡأٓخِرَةِ أَشَقُّۖ وَمَا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقࣲ‏
لَّهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌۭ
azab
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَلَعَذَابُ
ve azabı ise
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
أَشَقُّ ۖ
daha zordur
وَمَا
ve yoktur
لَهُم
onlar için
مِّنَ
Allahdan
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
وَاقٍۢ
koruyacak (kimse)

Süleyman AteşDünya hayatında onlar için azab vardır, ahiret azabı ise daha zordur. Onları Allah(ın azabın)dan koruyacak kimse de yoktur

13:35 📚 1
۞مَّثَلُ ٱلۡجَنَّةِ ٱلَّتِي وُعِدَ ٱلۡمُتَّقُونَۖ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ أُكُلُهَا دَآئِمࣱ وَظِلُّهَاۚ تِلۡكَ عُقۡبَى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَواْۚ وَّعُقۡبَى ٱلۡكَٰفِرِينَ ٱلنَّارُ
۞ مَّثَلُ
durumu
ٱلْجَنَّةِ
cennetin
ٱلَّتِى
şöyledir
وُعِدَ
va'dedilen
ٱلْمُتَّقُونَ ۖ
korunanlara
تَجْرِى
akar
مِن
altından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
أُكُلُهَا
meyvesi
دَآئِمٌۭ
süreklidir
وَظِلُّهَا ۚ
ve gölgesi de
تِلْكَ
işte budur
عُقْبَى
sonu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ٱتَّقَوا۟ ۖ
korunan(ların)
وَّعُقْبَى
ve sonu ise
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlerin
ٱلنَّارُ
ateştir

Süleyman Ateş(Allah'ın emirlerine karşı gelmekten) Korunanlara va'dedilen cennetin durumu şöyledir: Altından ırmaklar akar; yemişi de süreklidir, gölgesi de. İşte korunanların sonu budur. İnkar edenlerin sonu da ateştir

13:36
وَٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يَفۡرَحُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيۡكَۖ وَمِنَ ٱلۡأَحۡزَابِ مَن يُنكِرُ بَعۡضَهُۥۚ قُلۡ إِنَّمَآ أُمِرۡتُ أَنۡ أَعۡبُدَ ٱللَّهَ وَلَآ أُشۡرِكَ بِهِۦٓۚ إِلَيۡهِ أَدۡعُواْ وَإِلَيۡهِ مَـَٔابِ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
verdiğimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
يَفْرَحُونَ
sevinirler
بِمَآ
indirilene
أُنزِلَ
has been revealed
إِلَيْكَ ۖ
sana
وَمِنَ
fakat (vardır)
ٱلْأَحْزَابِ
kabilelerden
مَن
kimseler
يُنكِرُ
inkar eden(ler)
بَعْضَهُۥ ۚ
onun bir kısmını
قُلْ
de ki
إِنَّمَآ
yalnız
أُمِرْتُ
bana emredildi
أَنْ
kulluk etmem
أَعْبُدَ
I worship
ٱللَّهَ
Allah'a
وَلَآ
ve
أُشْرِكَ
ortak koşmamam
بِهِۦٓ ۚ
O'na
إِلَيْهِ
O'na
أَدْعُوا۟
da'vet ederim
وَإِلَيْهِ
ve O'nadır
مَـَٔابِ
dönüşüm

Süleyman AteşKendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene sevinirler. Fakat kabilelerden onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Bana, yalnız Allah'a kulluk etmem ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamam emredildi. Ben (insanları) O'na da'vet ederim, dönüşüm de O'nadır

13:37 📚 1
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَٰهُ حُكۡمًا عَرَبِيࣰّ اۚ وَلَئِنِ ٱتَّبَعۡتَ أَهۡوَآءَهُم بَعۡدَ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلۡعِلۡمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا وَاقࣲ‏
وَكَذَٰلِكَ
ve işte
أَنزَلْنَـٰهُ
biz onu indirdik
حُكْمًا
bir hüküm olarak
عَرَبِيًّۭا ۚ
arapça
وَلَئِنِ
ve eğer
ٱتَّبَعْتَ
uyarsan
أَهْوَآءَهُم
onların keyiflerine
بَعْدَ مَا
sonra
جَآءَكَ
sana gelen
مِنَ
ilimden
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
مَا
artık yoktur
لَكَ
senin için
مِنَ
Allah'tan
ٱللَّهِ
Allah
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
dost
وَلَا
ne de
وَاقٍۢ
bir koruyucu

Süleyman AteşVe işte biz onu, Arapça bir hüküm (hikmet gereğince hükmeden bir Kitap) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah'tan kurtaracak ne bir veli ne de koruyucu olmaz

13:38 📚 1
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا رُسُلࣰ ا مِّن قَبۡلِكَ وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا وَذُرِّيَّةࣰۚ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأۡتِيَ بِـَٔايَةٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۗ لِكُلِّ أَجَلࣲ كِتَابࣱ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
رُسُلًۭا
elçiler
مِّن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
وَجَعَلْنَا
ve verdik
لَهُمْ
onlara
أَزْوَٰجًۭا
eşler
وَذُرِّيَّةًۭ ۚ
ve çocuklar
وَمَا
değildir
كَانَ
mümkün
لِرَسُولٍ
hiçbir elçinin
أَن
getirmesi
يَأْتِىَ
he comes
بِـَٔايَةٍ
bir ayet
إِلَّا
olmadan
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
لِكُلِّ
her
أَجَلٍۢ
sürenin
كِتَابٌۭ
bir yazısı (vardır)

Süleyman AteşAndolsun, biz senden önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir elçi, bir ayet (mu'cize) getiremezdi. Her sürenin bir yazısı vardır (herşeyin zamanı yazılıp tesbit edilmiştir)

13:39 📚 6
يَمۡحُواْ ٱللَّهُ مَا يَشَآءُ وَيُثۡبِتُۖ وَعِندَهُۥٓ أُمُّ ٱلۡكِتَٰبِ
يَمْحُوا۟
siler
ٱللَّهُ
Allah
مَا
dilediğini
يَشَآءُ
He wills
وَيُثْبِتُ ۖ
ve (dilediğini) bırakır
وَعِندَهُۥٓ
O'nun yanındadır
أُمُّ
ana
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap

Süleyman AteşAllah, dilediğini siler, (dilediğini) bırakır. Ana Kitap O'nun yanındadır

13:40 📚 3
وَإِن مَّا نُرِيَنَّكَ بَعۡضَ ٱلَّذِي نَعِدُهُمۡ أَوۡ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّمَا عَلَيۡكَ ٱلۡبَلَٰغُ وَعَلَيۡنَا ٱلۡحِسَابُ
وَإِن
ya
مَّا
sana gösteririz
نُرِيَنَّكَ
We show you
بَعْضَ
bir kısmını
ٱلَّذِى
onları uyardığımızın
نَعِدُهُمْ
We have promised them
أَوْ
ya da
نَتَوَفَّيَنَّكَ
senin canını alırız
فَإِنَّمَا
şüphesiz
عَلَيْكَ
sana düşen
ٱلْبَلَـٰغُ
sadece duyurmaktır
وَعَلَيْنَا
ve bize düşer
ٱلْحِسَابُ
hesap görmek

Süleyman AteşYa onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteririz, ya da (bundan önce) senin canını alırız (fark etmez). Sana düşen, sadece duyurmaktır. Hesap görmek bize düşer

13:41 📚 5
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا نَأۡتِي ٱلۡأَرۡضَ نَنقُصُهَا مِنۡ أَطۡرَافِهَاۚ وَٱللَّهُ يَحۡكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكۡمِهِۦۚ وَهُوَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّا
bizim
نَأْتِى
geldiğimizi
ٱلْأَرْضَ
yeryüzüne
نَنقُصُهَا
onu eksilttiğimizi
مِنْ
uçlarından
أَطْرَافِهَا ۚ
its borders
وَٱللَّهُ
Allah'tır
يَحْكُمُ
hüküm veren
لَا
yoktur
مُعَقِّبَ
iptal edecek
لِحُكْمِهِۦ ۚ
O'nun hükmünü
وَهُوَ
ve O'nun
سَرِيعُ
çabuktur
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Süleyman AteşBizim o toprağa gelip nasıl onu, uçlarından eksilttiğimizi görmediler mi? Hüküm veren Allah'tır. O'nun hükmünün ardına düşüp onu iptal edecek yoktur. O, hesabı çabuk görendir

13:42 📚 1
وَقَدۡ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ فَلِلَّهِ ٱلۡمَكۡرُ جَمِيعࣰ اۖ يَعۡلَمُ مَا تَكۡسِبُ كُلُّ نَفۡسࣲۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلۡكُفَّٰرُ لِمَنۡ عُقۡبَى ٱلدَّارِ
وَقَدْ
ve kuşkusuz
مَكَرَ
tuzak kurmuştu
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ
before them
فَلِلَّهِ
fakat Allah'ındır
ٱلْمَكْرُ
tuzaklar
جَمِيعًۭا ۖ
bütün
يَعْلَمُ
bilir
مَا
ne
تَكْسِبُ
kazandığını
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ ۗ
nefsin
وَسَيَعْلَمُ
ve bileceklerdir
ٱلْكُفَّـٰرُ
kafirler
لِمَنْ
kimin olacağını
عُقْبَى
sonunun
ٱلدَّارِ
bu yurdun

Süleyman AteşOnlardan öncekiler de tuzak kurmuştu. Fakat bütün tuzaklar, (tedbirler) Allah'ındır. (Allah'ın tedbiri, onların tuzaklarını bozar. O), her canın ne kazandığını (ne yaptığını) bilir. Kafirler de, bu yurdun sonunun kimin olacağını bileceklerdir

13:43 📚 3
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَسۡتَ مُرۡسَلࣰ اۚ قُلۡ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡ وَمَنۡ عِندَهُۥ عِلۡمُ ٱلۡكِتَٰبِ
وَيَقُولُ
ve diyorlar ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَسْتَ
sen değilsin
مُرْسَلًۭا ۚ
gönderilmiş bir elçi
قُلْ
de ki
كَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah'ın
شَهِيدًۢا
şahid olması
بَيْنِى
benimle
وَبَيْنَكُمْ
sizin aranızda
وَمَنْ
ve bulunanların
عِندَهُۥ
yanında
عِلْمُ
bilgisi
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitap

Süleyman Ateşİnkar edenler: "Sen gönderilmiş bir elçi değilsin!" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda Allah'ın ve yanında Kitap bilgisi bulunanların şahid olması yeter

← Önceki Sonraki →

13. Ar-Ra'd Suresi | Anlam Arayışı