☪ Anlam Arayışı

15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
15:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانࣲ مُّبِينࣲ‏
الٓر ۚ
Elif Lam Ra
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَقُرْءَانٍۢ
ve Kur'an'ın
مُّبِينٍۢ
apaçık

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the Book and a clear Qur'an

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir

15:2 📚 4
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ
رُّبَمَا
bir zaman gelir ki
يَوَدُّ
arzu ederler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
olsaydılar (diye)
مُسْلِمِينَ
müslüman

Saheeh InternationalPerhaps those who disbelieve will wish that they had been Muslims

Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler

15:3 📚 1
ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
ذَرْهُمْ
bırak onları
يَأْكُلُوا۟
yesinler
وَيَتَمَتَّعُوا۟
ve eğlensinler
وَيُلْهِهِمُ
ve onları oyalasın
ٱلْأَمَلُ ۖ
arzu
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Saheeh InternationalLet them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know

Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir

15:4
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابࣱ مَّعۡلُومࣱ‏
وَمَآ
biz yok etmedik
أَهْلَكْنَا
We destroyed
مِن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kenti
إِلَّا
dışında
وَلَهَا
olanların
كِتَابٌۭ
bir yazısı
مَّعْلُومٌۭ
bilinen

Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city but that for it was a known decree

Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık

15:5
مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ
مَّا
ne
تَسْبِقُ
geçebilir
مِنْ
hiçbir
أُمَّةٍ
millet
أَجَلَهَا
süresini
وَمَا
ne de
يَسْتَـْٔخِرُونَ
geri kalır

Saheeh InternationalNo nation will precede its term, nor will they remain thereafter

Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler

15:6 📚 1
وَقَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونࣱ‏
وَقَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِى
kimse
نُزِّلَ
indirilmiş olan
عَلَيْهِ
kendisine
ٱلذِّكْرُ
Zikir (Kitap)
إِنَّكَ
sen mutlaka
لَمَجْنُونٌۭ
delisin

Saheeh InternationalAnd they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad

Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler

15:7
لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
لَّوْ
neden
مَا
bize getirmiyorsun
تَأْتِينَا
you bring to us
بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
melekleri
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
salihlerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Saheeh InternationalWhy do you not bring us the angels, if you should be among the truthful

Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin

15:8
مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذࣰ ا مُّنظَرِينَ
مَا
biz indirmeyiz
نُنَزِّلُ
We send down
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
melekleri
إِلَّا
olmaksızın
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَمَا
ve olmaz
كَانُوٓا۟
onların
إِذًۭا
o zaman da
مُّنظَرِينَ
mühletleri

Saheeh InternationalWe do not send down the angels except with truth; and the disbelievers would not then be reprieved

Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz

15:9 📚 7
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
إِنَّا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
نَزَّلْنَا
indirdik
ٱلذِّكْرَ
O Zikri (Kitap)ı
وَإِنَّا
ve elbette biziz
لَهُۥ
O'nun
لَحَـٰفِظُونَ
koruyucuları

Saheeh InternationalIndeed, it is We who sent down the Qur'an and indeed, We will be its guardian

Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz

15:10
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
elçiler gönderdik
مِن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فِى
içine
شِيَعِ
milletlerin
ٱلْأَوَّلِينَ
geçmiş

Saheeh InternationalAnd We had certainly sent [messengers] before you, [O Muhammad], among the sects of the former peoples

Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik

15:11 📚 1
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
وَمَا
onlara gelmezdi
يَأْتِيهِم
came to them
مِّن
hiçbir
رَّسُولٍ
elçi
إِلَّا
olmadıkları
كَانُوا۟
they did
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ediyor

Saheeh InternationalAnd no messenger would come to them except that they ridiculed him

Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi

15:12
كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَسْلُكُهُۥ
onu sokarız
فِى
içine
قُلُوبِ
kalbleri
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların

Saheeh InternationalThus do We insert denial into the hearts of the criminals

Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız

15:13
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
بِهِۦ ۖ
ona
وَقَدْ
elbette
خَلَتْ
geçtiği halde
سُنَّةُ
sünneti
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin

Saheeh InternationalThey will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples

Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir

15:14
وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ
وَلَوْ
şayet
فَتَحْنَا
açsak da
عَلَيْهِم
onlara
بَابًۭا
bir kapı
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
فَظَلُّوا۟
olsalardı
فِيهِ
oraya
يَعْرُجُونَ
çıkacak

Saheeh InternationalAnd [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend

Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de

15:15
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمࣱ مَّسۡحُورُونَ
لَقَالُوٓا۟
derlerdi
إِنَّمَا
herhalde
سُكِّرَتْ
döndürüldü
أَبْصَـٰرُنَا
gözlerimiz
بَلْ
doğrusu
نَحْنُ
biz
قَوْمٌۭ
bir topluluğuz
مَّسْحُورُونَ
büyülenmiş

Saheeh InternationalThey would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic

Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir

15:16
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَعَلْنَا
biz yaptık
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
بُرُوجًۭا
burçlar
وَزَيَّنَّـٰهَا
ve onu süsledik
لِلنَّـٰظِرِينَ
bakanlar için

Saheeh InternationalAnd We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers

Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik

15:17
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ رَّجِيمٍ
وَحَفِظْنَـٰهَا
ve onu koruduk
مِن
her
كُلِّ
every
شَيْطَـٰنٍۢ
şeytandan
رَّجِيمٍ
recim (taşlanmış)

Saheeh InternationalAnd We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allah]

Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk

15:18
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ مُّبِينࣱ‏
إِلَّا
ancak hariçtir
مَنِ
kimse
ٱسْتَرَقَ
hırsızlığı eden
ٱلسَّمْعَ
kulak
فَأَتْبَعَهُۥ
onu kovalar
شِهَابٌۭ
bir alev
مُّبِينٌۭ
parlak

Saheeh InternationalExcept one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame

Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler

15:19 📚 1
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءࣲ مَّوۡزُونࣲ‏
وَٱلْأَرْضَ
ve arzı
مَدَدْنَـٰهَا
yaydık
وَأَلْقَيْنَا
ve attık
فِيهَا
oraya
رَوَٰسِىَ
sağlam dağlar
وَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
فِيهَا
orada
مِن
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şey(den)
مَّوْزُونٍۢ
ölçülü mütenasib

Saheeh InternationalAnd the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing

Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik

15:20
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
وَجَعَلْنَا
ve var ettik
لَكُمْ
sizin için
فِيهَا
orada
مَعَـٰيِشَ
geçimlikler
وَمَن
ve canlılar için
لَّسْتُمْ
olmadığınız
لَهُۥ
onları
بِرَٰزِقِينَ
rızıklandırıcı

Saheeh InternationalAnd We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers

Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık

15:21 📚 1
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
وَإِن
ve yoktur
مِّن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِلَّا
sadece
عِندَنَا
bizim yanımızdadır
خَزَآئِنُهُۥ
hazineleri
وَمَا
ve
نُنَزِّلُهُۥٓ
biz indirmeyiz
إِلَّا
dışında
بِقَدَرٍۢ
bir miktar
مَّعْلُومٍۢ
bilinen

Saheeh InternationalAnd there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known measure

Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz

15:22
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
وَأَرْسَلْنَا
ve gönderdik
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
لَوَٰقِحَ
aşılayıcı olarak
فَأَنزَلْنَا
indirdik
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ
böylece sizi suladık
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُمْ
siz
لَهُۥ
onu
بِخَـٰزِنِينَ
depolayan

Saheeh InternationalAnd We have sent the fertilizing winds and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers

Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz

15:23
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ
وَإِنَّا
biziz
لَنَحْنُ
elbette biz
نُحْىِۦ
yaşatırız;
وَنُمِيتُ
ve öldürürüz
وَنَحْنُ
ve biziz
ٱلْوَٰرِثُونَ
gerçek varis olan

Saheeh InternationalAnd indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor

Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz

15:24 📚 3
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمْنَا
biliriz
ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ
önce geçenleri
مِنكُمْ
sizden
وَلَقَدْ
ve elbette
عَلِمْنَا
biliriz
ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
geri kalanları da

Saheeh InternationalAnd We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come]

Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir

15:25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمࣱ‏
وَإِنَّ
ve gerçekten
رَبَّكَ
Rabbindir
هُوَ
O
يَحْشُرُهُمْ ۚ
onları toplayacak olan
إِنَّهُۥ
muhakak O
حَكِيمٌ
Hakîmdir
عَلِيمٌۭ
Bilendir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

15:26
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
خَلَقْنَا
biz yarattık
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı
مِن
pişmemiş çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
sounding clay
مِّنْ
cıvık balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişmiş

Saheeh InternationalAnd We did certainly create man out of clay from an altered black mud

Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık

15:27
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
وَٱلْجَآنَّ
ve Cinleri
خَلَقْنَـٰهُ
yarattık
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
مِن
ateşten
نَّارِ
fire
ٱلسَّمُومِ
nüfuz eden

Saheeh InternationalAnd the jinn We created before from scorching fire

Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık

15:28
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
وَإِذْ
ve bir zaman
قَالَ
demişti ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
muhakkak ben
خَـٰلِقٌۢ
yaratacağım
بَشَرًۭا
bir insan
مِّن
kupkuru çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
مِّنْ
balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişken

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud

Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım

15:29 📚 4
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
فَإِذَا
zaman
سَوَّيْتُهُۥ
onu düzenlediğim
وَنَفَخْتُ
ve üflediğimde
فِيهِ
ona
مِن
ruhumdan
رُّوحِى
My spirit
فَقَعُوا۟
hemen kapanın
لَهُۥ
ona
سَـٰجِدِينَ
secdeye

Saheeh InternationalAnd when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration

Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın

15:30
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ
فَسَجَدَ
secde ettiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
كُلُّهُمْ
hepsi
أَجْمَعُونَ
topluca

Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely

Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti

15:31
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
إِلَّآ
yalnız
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰٓ
kabul etmedi
أَن
olmayı
يَكُونَ
be
مَعَ
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenlerle

Saheeh InternationalExcept Iblees, he refused to be with those who prostrated

Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı

15:32
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰٓإِبْلِيسُ
Ey İblis
مَا
ne (oldu)
لَكَ
sana
أَلَّا
sen olmadın
تَكُونَ
you are
مَعَ
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenlerle

Saheeh International[Allah] said, O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate

Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın

15:33
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
قَالَ
dedi
لَمْ
ben edemem
أَكُن
I am not
لِّأَسْجُدَ
secde
لِبَشَرٍ
insana
خَلَقْتَهُۥ
yarattığın
مِن
bir çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
مِّنْ
bir balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişken

Saheeh InternationalHe said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud

Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim

15:34
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏
قَالَ
dedi
فَٱخْرُجْ
öyleyse çık
مِنْهَا
oradan
فَإِنَّكَ
çünkü sen
رَجِيمٌۭ
kovuldun

Saheeh International[Allah] said, "Then get out of it, for indeed, you are expelled

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın

15:35
وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
عَلَيْكَ
üzerine
ٱللَّعْنَةَ
la'net edilecektir
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلدِّينِ
ceza

Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense

Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir

15:36 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
فَأَنظِرْنِىٓ
(bari) beni ertele
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
güne
يُبْعَثُونَ
tekrar dirilecekleri

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı

15:37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ
قَالَ
dedi
فَإِنَّكَ
haydi sen
مِنَ
ertelenmişlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ
the ones given respite

Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın

15:38
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْوَقْتِ
vaktin
ٱلْمَعْلُومِ
bilinen

Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known

Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar

15:39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
بِمَآ
ötürü
أَغْوَيْتَنِى
beni azdırmandan
لَأُزَيِّنَنَّ
andolsun (günahları) süsleyeceğim
لَهُمْ
onlara
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ
ve onları azdıracağım
أَجْمَعِينَ
hepsini

Saheeh International[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them on earth, and I will mislead them all

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım

15:40 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
إِلَّا
ancak hariç
عِبَادَكَ
kulların
مِنْهُمُ
içlerinden
ٱلْمُخْلَصِينَ
ihlâslı

Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants

Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna

15:41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ
قَالَ
buyurdu ki
هَـٰذَا
işte budur
صِرَٰطٌ
yol
عَلَىَّ
bana varan
مُسْتَقِيمٌ
dosdoğru

Saheeh International[Allah] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur

15:42
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ
إِنَّ
şüphesiz
عِبَادِى
benim kullarım
لَيْسَ
yoktur
لَكَ
senin
عَلَيْهِمْ
üzerinde
سُلْطَـٰنٌ
bir gücün
إِلَّا
dışında
مَنِ
kimseler
ٱتَّبَعَكَ
sana uyan
مِنَ
azgınlardan
ٱلْغَاوِينَ
the ones who go astray

Saheeh InternationalIndeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators

Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur

15:43 📚 2
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ
Cehennem
لَمَوْعِدُهُمْ
onların buluşma yeridir
أَجْمَعِينَ
hepsinin

Saheeh InternationalAnd indeed, Hell is the promised place for them all

Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir

15:44
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبࣲ لِّكُلِّ بَابࣲ مِّنۡهُمۡ جُزۡءࣱ مَّقۡسُومٌ
لَهَا
onun vardır
سَبْعَةُ
yedi
أَبْوَٰبٍۢ
kapısı
لِّكُلِّ
her
بَابٍۢ
kapıya
مِّنْهُمْ
onlardan
جُزْءٌۭ
bir bölüm
مَّقْسُومٌ
ayrılmıştır

Saheeh InternationalIt has seven gates; for every gate is of them a portion designated

Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır

15:45
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ
إِنَّ
muhakkak
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler
فِى
cennetlerde
جَنَّـٰتٍۢ
Gardens
وَعُيُونٍ
pınar başlarındadırlar

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be within gardens and springs

Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır

15:46
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
ٱدْخُلُوهَا
oraya girin
بِسَلَـٰمٍ
esenlikle
ءَامِنِينَ
güven içinde

Saheeh International[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]

Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin

15:47 📚 4
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ
وَنَزَعْنَا
çıkarıp atmışızdır
مَا
olan
فِى
göğüslerindeki
صُدُورِهِم
their breasts
مِّنْ
kini
غِلٍّ
rancor
إِخْوَٰنًا
kardeşler olarak
عَلَىٰ
üzerinde
سُرُرٍۢ
divanlar
مُّتَقَـٰبِلِينَ
karşı karşıya otururlar

Saheeh InternationalAnd We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other

Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar

15:48 📚 1
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبࣱ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ
لَا
onlara dokunmaz
يَمَسُّهُمْ
will touch them
فِيهَا
orada
نَصَبٌۭ
hiçbir yorgunluk
وَمَا
ve değillerdir
هُم
onlar
مِّنْهَا
oradan
بِمُخْرَجِينَ
çıkarılacak

Saheeh InternationalNo fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed

Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler

15:49
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
۞ نَبِّئْ
haber ver
عِبَادِىٓ
kullarıma
أَنِّىٓ
şüphesiz
أَنَا
ben
ٱلْغَفُورُ
bağışlayanım
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyenim

Saheeh International[O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful

Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim

15:50
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ
وَأَنَّ
fakat
عَذَابِى
benim azabım
هُوَ
o
ٱلْعَذَابُ
bir azabdır
ٱلْأَلِيمُ
çok acı

Saheeh InternationalAnd that it is My punishment which is the painful punishment

Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır

15:51
وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ
وَنَبِّئْهُمْ
onlara haber ver
عَن
konuklarından
ضَيْفِ
(the) guests
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in

Saheeh InternationalAnd inform them about the guests of Abraham

Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver

15:52
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ ا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ
إِذْ
ne zaman ki
دَخَلُوا۟
girmdiler
عَلَيْهِ
onun yanına
فَقَالُوا۟
ve dediler
سَلَـٰمًۭا
Selam
قَالَ
dedi ki
إِنَّا
elbette biz
مِنكُمْ
sizden
وَجِلُونَ
korkuyoruz

Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you

Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti

15:53
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏
قَالُوا۟
dediler
لَا
korkma
تَوْجَلْ
be afraid
إِنَّا
biz
نُبَشِّرُكَ
sana müjdeleriz
بِغُلَـٰمٍ
bir çocuk
عَلِيمٍۢ
bilgin

Saheeh International[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy

Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz

15:54
قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
قَالَ
dedi ki
أَبَشَّرْتُمُونِى
beni mi müjdelediniz?
عَلَىٰٓ
(rağmen)
أَن
bana dokunasına
مَّسَّنِىَ
has overtaken me
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
فَبِمَ
ne tuhaf
تُبَشِّرُونَ
müjdeliyorsunuz

Saheeh InternationalHe said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform

Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz

15:55
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ
قَالُوا۟
dediler
بَشَّرْنَـٰكَ
sana müjdeledik
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
فَلَا
asla
تَكُن
olma
مِّنَ
umut kesenlerden
ٱلْقَـٰنِطِينَ
the despairing

Saheeh InternationalThey said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing

Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma

15:56 📚 3
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
قَالَ
dedi
وَمَن
kim
يَقْنَطُ
umut keser
مِن
rahmetinden
رَّحْمَةِ
(the) Mercy
رَبِّهِۦٓ
Rabbinin
إِلَّا
başka
ٱلضَّآلُّونَ
sapıklardan

Saheeh InternationalHe said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray

Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser

15:57 📚 1
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
قَالَ
dedi
فَمَا
nedir?
خَطْبُكُمْ
işiniz
أَيُّهَا
Ey
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers

Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne

15:58
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّآ
şüphesiz biz
أُرْسِلْنَآ
gönderildik
إِلَىٰ
bir kavme
قَوْمٍۢ
a people
مُّجْرِمِينَ
suç işleyen

Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals

Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik

15:59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ
إِلَّآ
yalnız hariç
ءَالَ
ailesi
لُوطٍ
Lut
إِنَّا
elbette biz
لَمُنَجُّوهُمْ
onları kurtaracağız
أَجْمَعِينَ
hepsini

Saheeh InternationalExcept the family of Lot; indeed, we will save them all

Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız

15:60
إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ
إِلَّا
ancak hariç
ٱمْرَأَتَهُۥ
karısı
قَدَّرْنَآ ۙ
olmasını uygun gördük
إِنَّهَا
onun
لَمِنَ
geri kalanlardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remain behind

Saheeh InternationalExcept his wife." Allah decreed that she is of those who remain behind

Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır

15:61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
geldiklerinde
ءَالَ
ailesine
لُوطٍ
Lut
ٱلْمُرْسَلُونَ
Elçiler

Saheeh InternationalAnd when the messengers came to the family of Lot

Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde

15:62
قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ
قَالَ
dedi
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
قَوْمٌۭ
kimselersiniz
مُّنكَرُونَ
hiç tanınmamış

Saheeh InternationalHe said, "Indeed, you are people unknown

Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz

15:63
قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
بَلْ
doğrusu
جِئْنَـٰكَ
biz sana getirdik
بِمَا
olduklarını
كَانُوا۟
they were
فِيهِ
hakkında
يَمْتَرُونَ
şüphe etmekte

Saheeh InternationalThey said, "But we have come to you with that about which they were disputing

Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik

15:64
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
وَأَتَيْنَـٰكَ
ve sana getirdik
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
وَإِنَّا
ve biz elbette
لَصَـٰدِقُونَ
doğru söyleyenleriz

Saheeh InternationalAnd we have come to you with truth, and indeed, we are truthful

Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz

15:65
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدࣱ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ
فَأَسْرِ
hemen yürüt
بِأَهْلِكَ
aileni
بِقِطْعٍۢ
bir parçasında
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ
the night
وَٱتَّبِعْ
ve git
أَدْبَـٰرَهُمْ
arkalarından
وَلَا
ardına dönüp bakmasın
يَلْتَفِتْ
let look back
مِنكُمْ
içinizden
أَحَدٌۭ
hiç kimse
وَٱمْضُوا۟
ve gidin
حَيْثُ
yere
تُؤْمَرُونَ
emredildiğiniz

Saheeh InternationalSo set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded

Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin

15:66 📚 1
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعࣱ مُّصۡبِحِينَ
وَقَضَيْنَآ
ve bildirdik
إِلَيْهِ
ona
ذَٰلِكَ
şu
ٱلْأَمْرَ
buyruğu
أَنَّ
mutlaka
دَابِرَ
arkaları
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunların
مَقْطُوعٌۭ
kesilecektir
مُّصْبِحِينَ
sabaha girerlerken

Saheeh InternationalAnd We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning

Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir

15:67
وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ
وَجَآءَ
ve geldiler
أَهْلُ
halkı
ٱلْمَدِينَةِ
şehrin
يَسْتَبْشِرُونَ
sevinerek

Saheeh InternationalAnd the people of the city came rejoicing

Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi

15:68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ
قَالَ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
ضَيْفِى
benim konuğumdur
فَلَا
beni mahcubetmeyin
تَفْضَحُونِ
shame me

Saheeh International[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me

Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi

15:69
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلَا
ve
تُخْزُونِ
beni rezil etmeyin

Saheeh InternationalAnd fear Allah and do not disgrace me

Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin

15:70
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
أَوَلَمْ
seni menetmemiş miydik?
نَنْهَكَ
we forbid you
عَنِ
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the world

Saheeh InternationalThey said, "Have we not forbidden you from [protecting] people

Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık

15:71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
قَالَ
dedi
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte
بَنَاتِىٓ
kızlarım
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
فَـٰعِلِينَ
yapacaksanız

Saheeh International[Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]

Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım

15:72 📚 3
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
لَعَمْرُكَ
ömrüne andolsun ki
إِنَّهُمْ
onlar
لَفِى
içinde
سَكْرَتِهِمْ
sarhoşlukları
يَعْمَهُونَ
bocalıyorlardı

Saheeh InternationalBy your life, [O Muhammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly

Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler

15:73
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ
فَأَخَذَتْهُمُ
onları yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
korkunç bir ses
مُشْرِقِينَ
güneşin doğarken

Saheeh InternationalSo the shriek seized them at sunrise

Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi

15:74
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلٍ
فَجَعَلْنَا
ve getirdik
عَـٰلِيَهَا
üstünü
سَافِلَهَا
altına
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
حِجَارَةًۭ
taşlar
مِّن
çamurdan pişmiş
سِجِّيلٍ
baked clay

Saheeh InternationalAnd We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay

Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık

15:75
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler vardır
لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
işaretten anlayanlara

Saheeh InternationalIndeed in that are signs for those who discern

Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır

15:76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلࣲ مُّقِيمٍ
وَإِنَّهَا
ve şüphesiz o
لَبِسَبِيلٍۢ
bir yol üzerinde
مُّقِيمٍ
durmaktadır

Saheeh InternationalAnd indeed, those cities are [situated] on an established road

Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır

15:77
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّ
elbette
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
bir ibret vardır
لِّلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for the believers

Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır

15:78
وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ
وَإِن
ve gerçekten
كَانَ
idiler
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْأَيْكَةِ
Eyke
لَظَـٰلِمِينَ
zalim kimseler

Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket were [also] wrongdoers

Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi

15:79
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏
فَٱنتَقَمْنَا
öcümüzü aldık
مِنْهُمْ
onlardan
وَإِنَّهُمَا
her ikisi de
لَبِإِمَامٍۢ
(gözler) ön(ün)dedir
مُّبِينٍۢ
apaçık

Saheeh InternationalSo We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway

Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir

15:80
وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
كَذَّبَ
yalanladılar
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْحِجْرِ
Hicr
ٱلْمُرْسَلِينَ
peygamberleri

Saheeh InternationalAnd certainly did the companions of Thamud deny the messengers

Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı

15:81
وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ
ve onlara verdik
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَكَانُوا۟
fakat idiler
عَنْهَا
onlardan
مُعْرِضِينَ
yüz çeviriyorlar

Saheeh InternationalAnd We gave them Our signs, but from them they were turning away

Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi

15:82
وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
وَكَانُوا۟
ve
يَنْحِتُونَ
yontuyorlardı
مِنَ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
بُيُوتًا
evler
ءَامِنِينَ
güvenli

Saheeh InternationalAnd they used to carve from the mountains, houses, feeling secure

Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı

15:83
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ
فَأَخَذَتْهُمُ
fakat onları da yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
(o) korkunç ses
مُصْبِحِينَ
sabaha girerlerken

Saheeh InternationalBut the shriek seized them at early morning

Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi

15:84
فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
فَمَآ
hiçbir şeyi savamadı
أَغْنَىٰ
availed
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Saheeh InternationalSo nothing availed them [from] what they used to earn

Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi

15:85 📚 2
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
biz yaratmadık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve ne de
بَيْنَهُمَآ
bunlar arasındakileri
إِلَّا
ancak (yarattık)
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak ile
وَإِنَّ
ve mutlaka
ٱلسَّاعَةَ
o sa'at
لَـَٔاتِيَةٌۭ ۖ
gelecektir
فَٱصْفَحِ
şimdi sen hareket et
ٱلصَّفْحَ
bir hoşgörü ile
ٱلْجَمِيلَ
güzel

Saheeh InternationalAnd We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness

Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran

15:86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
O
ٱلْخَلَّـٰقُ
yaratandır
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Saheeh InternationalIndeed, your Lord - He is the Knowing Creator

Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir

15:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَـٰكَ
sana verdik
سَبْعًۭا
yedi
مِّنَ
ikililerden
ٱلْمَثَانِى
the oft-repeated
وَٱلْقُرْءَانَ
ve Kur'an'ı
ٱلْعَظِيمَ
büyük

Saheeh InternationalAnd We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an

Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik

15:88 📚 12
لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
لَا
dikme
تَمُدَّنَّ
extend
عَيْنَيْكَ
gözlerini
إِلَىٰ
verdiğimiz dünyalığa
مَا
what
مَتَّعْنَا
We have bestowed
بِهِۦٓ
onunla
أَزْوَٰجًۭا
bazı çiftlere
مِّنْهُمْ
onlardan
وَلَا
ve
تَحْزَنْ
üzülme
عَلَيْهِمْ
onlara
وَٱخْفِضْ
ve indir
جَنَاحَكَ
kanadını
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere

Saheeh InternationalDo not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of the disbelievers, and do not grieve over them. And lower your wing to the believers

Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger

15:89 📚 3
وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ
وَقُلْ
ve de ki
إِنِّىٓ
ben ancak
أَنَا
ben
ٱلنَّذِيرُ
bir uyarıcıyım
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Saheeh InternationalAnd say, "Indeed, I am the clear warner

Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım

15:90 📚 1
كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ
كَمَآ
gibi
أَنزَلْنَا
indirdiğimiz
عَلَى
kısımlara ayıranlara
ٱلْمُقْتَسِمِينَ
those who divided

Saheeh InternationalJust as We had revealed [scriptures] to the separators

Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi

15:91
ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلۡقُرۡءَانَ عِضِينَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
جَعَلُوا۟
ettiler
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
عِضِينَ
bölük bölük

Saheeh InternationalWho have made the Qur'an into portions

Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar

15:92
فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
فَوَرَبِّكَ
Rabbin hakkı için
لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ
biz mutlaka soracağız
أَجْمَعِينَ
hepsine

Saheeh InternationalSo by your Lord, We will surely question them all

Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız

15:93 📚 7
عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Saheeh InternationalAbout what they used to do

Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri

15:94
فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
فَٱصْدَعْ
açıkça söyle
بِمَا
şeyi
تُؤْمَرُ
emrolunduğun
وَأَعْرِضْ
ve aldırma
عَنِ
ortak koşanlara
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Saheeh InternationalThen declare what you are commanded and turn away from the polytheists

Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme

15:95
إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ
إِنَّا
şüphesiz biz
كَفَيْنَـٰكَ
sana yeteriz
ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
alay edenler(e karşı)

Saheeh InternationalIndeed, We are sufficient for you against the mockers

Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz

15:96
ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَجْعَلُونَ
edinen(ler)
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrı
ءَاخَرَ ۚ
başka
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Saheeh InternationalWho make [equal] with Allah another deity. But they are going to know

Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir

15:97 📚 5
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
نَعْلَمُ
biliyoruz (ki)
أَنَّكَ
senin
يَضِيقُ
daralıyor
صَدْرُكَ
göğsün
بِمَا
şeylere
يَقُولُونَ
onların söylediklerine

Saheeh InternationalAnd We already know that your breast is constrained by what they say

Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz

15:98
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
فَسَبِّحْ
(o halde) tesbih et
بِحَمْدِ
hamd ile
رَبِّكَ
Rabbini
وَكُن
ve ol
مِّنَ
secde edenlerden
ٱلسَّـٰجِدِينَ
those who prostrate

Saheeh InternationalSo exalt [Allah] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him]

Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol

15:99 📚 10
وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ
وَٱعْبُدْ
ve kulluk et
رَبَّكَ
Rabbine
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِيَكَ
sana gelinceye
ٱلْيَقِينُ
yakîn

Saheeh InternationalAnd worship your Lord until there comes to you the certainty (death)

Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et

← Önceki Sonraki →

15. Al-Hijr Suresi | Anlam Arayışı