☪ Anlam Arayışı

15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
15:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانࣲ مُّبِينࣲ‏
الٓر ۚ
Elif Lam Ra
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَقُرْءَانٍۢ
ve Kur'an'ın
مُّبِينٍۢ
apaçık

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الر» الله أعلم بمراده بذلك «تلك» هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «وقرآن مبين» مظهر للحق من الباطل عطف بزيادة صفة.

15:2 📚 4
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ
رُّبَمَا
bir zaman gelir ki
يَوَدُّ
arzu ederler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
olsaydılar (diye)
مُسْلِمِينَ
müslüman

Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رُبَّمَا» بالتشديد والتخفيف «يود» يتمنى «الذين كفروا» يوم القيامة إذا عاينوا حالهم وحال المسلمين «لو كانوا مسلمين» ورب للتكثير فإنه يكثر منهم تمني ذلك وقيل للتقليل فإن الأهوال تدهشهم فلا يفيقون حتى يتمنوا ذلك إلا في أحيان قليلة.

15:3 📚 1
ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
ذَرْهُمْ
bırak onları
يَأْكُلُوا۟
yesinler
وَيَتَمَتَّعُوا۟
ve eğlensinler
وَيُلْهِهِمُ
ve onları oyalasın
ٱلْأَمَلُ ۖ
arzu
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذرهم» اترك الكفار يا محمد «يأكلوا ويتمتعوا» بدنياهم «ويلههم» يشغلهم «الأمل» بطول العمر وغيره عن الإيمان «فسوف يعلمون» عاقبة أمرهم وهذا قبل الأمر بالقتال.

15:4
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابࣱ مَّعۡلُومࣱ‏
وَمَآ
biz yok etmedik
أَهْلَكْنَا
We destroyed
مِن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kenti
إِلَّا
dışında
وَلَهَا
olanların
كِتَابٌۭ
bir yazısı
مَّعْلُومٌۭ
bilinen

Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أهلكنا من» زائدة «قرية» أريد أهلها «إلا ولها كتاب» أجل «معلوم» محدود لإهلاكها.

15:5
مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ
مَّا
ne
تَسْبِقُ
geçebilir
مِنْ
hiçbir
أُمَّةٍ
millet
أَجَلَهَا
süresini
وَمَا
ne de
يَسْتَـْٔخِرُونَ
geri kalır

Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما تسبق من» زائدة «أمة أجلها وما يستأخرون» يتأخرون عنه.

15:6 📚 1
وَقَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونࣱ‏
وَقَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِى
kimse
نُزِّلَ
indirilmiş olan
عَلَيْهِ
kendisine
ٱلذِّكْرُ
Zikir (Kitap)
إِنَّكَ
sen mutlaka
لَمَجْنُونٌۭ
delisin

Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا» أي كفار مكة للنبي صلى الله عليه وسلم «يا أيها الذي نُزّل عليه الذكر» القرآن في زعمه «إنك لمجنون».

15:7
لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
لَّوْ
neden
مَا
bize getirmiyorsun
تَأْتِينَا
you bring to us
بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
melekleri
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
salihlerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو ما» هلا «تأتينا بالملائكة إن كنت من الصادقين» في قولك إنك نبي وإن هذا القرآن من عند الله.

15:8
مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذࣰ ا مُّنظَرِينَ
مَا
biz indirmeyiz
نُنَزِّلُ
We send down
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
melekleri
إِلَّا
olmaksızın
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَمَا
ve olmaz
كَانُوٓا۟
onların
إِذًۭا
o zaman da
مُّنظَرِينَ
mühletleri

Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى «ما تَنَزَّلُ» فيه حذف إحدى التاءين «الملائكة إلا بالحق» بالعذاب «وما كانوا إذاً» أي حين نزول الملائكة بالعذاب «منظرين» مؤخرين.

15:9 📚 7
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
إِنَّا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
نَزَّلْنَا
indirdik
ٱلذِّكْرَ
O Zikri (Kitap)ı
وَإِنَّا
ve elbette biziz
لَهُۥ
O'nun
لَحَـٰفِظُونَ
koruyucuları

Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا نحن» تأكيد لاسم إن أو فصل «نزلنا الذكر» القرآن «وإنا له لحافظون» من التبديل والتحريف والزيادة والنقص.

15:10
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
elçiler gönderdik
مِن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فِى
içine
شِيَعِ
milletlerin
ٱلْأَوَّلِينَ
geçmiş

Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أرسلنا من قبلك» رسلا «في شيع» فرق «الأولين».

15:11 📚 1
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
وَمَا
onlara gelmezdi
يَأْتِيهِم
came to them
مِّن
hiçbir
رَّسُولٍ
elçi
إِلَّا
olmadıkları
كَانُوا۟
they did
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ediyor

Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما» كان «يأتيهم من رسول إلا كانوا به يستهزئون» كاستهزاء قومك بك وهذا تسلية له صلى الله عليه وسلم.

15:12
كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَسْلُكُهُۥ
onu sokarız
فِى
içine
قُلُوبِ
kalbleri
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların

Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك نسلكه» أي مثل إدخالنا التكذيب في قلوب أولئك ندخله «في قلوب المجرمين» أي كفار مكة.

15:13
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
بِهِۦ ۖ
ona
وَقَدْ
elbette
خَلَتْ
geçtiği halde
سُنَّةُ
sünneti
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin

Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يؤمنون به» بالنبي صلى الله عليه وسلم «وقد خلت سنة الأولين» أي سنة الله فيهم من تعذيبهم بتكذيبهم أنبياءهم وهؤلاء مثلهم.

15:14
وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ
وَلَوْ
şayet
فَتَحْنَا
açsak da
عَلَيْهِم
onlara
بَابًۭا
bir kapı
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
فَظَلُّوا۟
olsalardı
فِيهِ
oraya
يَعْرُجُونَ
çıkacak

Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو فتحنا عليهم بابا من السماء فظلوا فيه» في الباب «يعرجون» يصعدون.

15:15
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمࣱ مَّسۡحُورُونَ
لَقَالُوٓا۟
derlerdi
إِنَّمَا
herhalde
سُكِّرَتْ
döndürüldü
أَبْصَـٰرُنَا
gözlerimiz
بَلْ
doğrusu
نَحْنُ
biz
قَوْمٌۭ
bir topluluğuz
مَّسْحُورُونَ
büyülenmiş

Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقالوا إنما سُكِّرت» سدت «أبصارنا بل نحن قوم مسحورون» يخيل إلينا ذلك.

15:16
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَعَلْنَا
biz yaptık
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
بُرُوجًۭا
burçlar
وَزَيَّنَّـٰهَا
ve onu süsledik
لِلنَّـٰظِرِينَ
bakanlar için

Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد جعلنا في السماء بروجا» اثني عشر: الحمل والثور والجوزاء والسرطان والأسد والسنبلة والميزان والعقرب والقوس والجدي والدلو والحوت، وهي منازل الكواكب السبعة السيارة: المريخ وله الحمل والعقرب، والزهرة ولها الثور والميزان، وعطارد وله الجوزاء والسنبلة، والقمر وله السرطان، والشمس ولها الأسد، والمشتري وله القوس والحوت، وزحل له الجدي والدلو «وزيناها» بالكواكب «للناظرين».

15:17
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ رَّجِيمٍ
وَحَفِظْنَـٰهَا
ve onu koruduk
مِن
her
كُلِّ
every
شَيْطَـٰنٍۢ
şeytandan
رَّجِيمٍ
recim (taşlanmış)

Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحفظناها» بالشهب «من كل شيطان رجيم» مرجوم.

15:18
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ مُّبِينࣱ‏
إِلَّا
ancak hariçtir
مَنِ
kimse
ٱسْتَرَقَ
hırsızlığı eden
ٱلسَّمْعَ
kulak
فَأَتْبَعَهُۥ
onu kovalar
شِهَابٌۭ
bir alev
مُّبِينٌۭ
parlak

Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «من استرق السمع» خطفه «فأتبعه شهاب مبين» كوكب يضيء ويحرقه أو يثقبه أو يخبله.

15:19 📚 1
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءࣲ مَّوۡزُونࣲ‏
وَٱلْأَرْضَ
ve arzı
مَدَدْنَـٰهَا
yaydık
وَأَلْقَيْنَا
ve attık
فِيهَا
oraya
رَوَٰسِىَ
sağlam dağlar
وَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
فِيهَا
orada
مِن
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şey(den)
مَّوْزُونٍۢ
ölçülü mütenasib

Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والأرض مددناها» بسطناها «وألقينا فيها رواسي» جبالا ثوابت لئلا تتحرك بأهلها «وأنبتنا فيها من كل شيء موزون» معلوم مقدر.

15:20
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
وَجَعَلْنَا
ve var ettik
لَكُمْ
sizin için
فِيهَا
orada
مَعَـٰيِشَ
geçimlikler
وَمَن
ve canlılar için
لَّسْتُمْ
olmadığınız
لَهُۥ
onları
بِرَٰزِقِينَ
rızıklandırıcı

Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا لكم فيها معايش» بالياء من الثمار والحبوب «و» جعلنا لكم «من لستم له برازقين» من العبيد والدواب والأنعام فإنما يرزقهم الله.

15:21 📚 1
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
وَإِن
ve yoktur
مِّن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِلَّا
sadece
عِندَنَا
bizim yanımızdadır
خَزَآئِنُهُۥ
hazineleri
وَمَا
ve
نُنَزِّلُهُۥٓ
biz indirmeyiz
إِلَّا
dışında
بِقَدَرٍۢ
bir miktar
مَّعْلُومٍۢ
bilinen

Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن» ما «من» زائدة «شيء إلا عندنا خزائنه» مفاتيح خزائنه «وما ننزله إلا بقدر معلوم» على حسب المصالح.

15:22
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
وَأَرْسَلْنَا
ve gönderdik
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
لَوَٰقِحَ
aşılayıcı olarak
فَأَنزَلْنَا
indirdik
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ
böylece sizi suladık
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُمْ
siz
لَهُۥ
onu
بِخَـٰزِنِينَ
depolayan

Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأرسلنا الرياح لواقح» تلقح السحاب فيمتلئ ماء «فأنزلنا من السماء» السحاب «ماء» مطرا «فأسقيناكموه وما أنتم له بخازنين» أي ليست خزائنه بأيديكم.

15:23
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ
وَإِنَّا
biziz
لَنَحْنُ
elbette biz
نُحْىِۦ
yaşatırız;
وَنُمِيتُ
ve öldürürüz
وَنَحْنُ
ve biziz
ٱلْوَٰرِثُونَ
gerçek varis olan

Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنا لنحن نحي ونميت ونحن الوارثون» الباقون نرث جميع الخلق.

15:24 📚 3
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمْنَا
biliriz
ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ
önce geçenleri
مِنكُمْ
sizden
وَلَقَدْ
ve elbette
عَلِمْنَا
biliriz
ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
geri kalanları da

Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد علمنا المستقدمين منكم» أي من تقدم من الخلق من لدن آدم «ولقد علمنا المستأخرين» المتأخرين إلى يوم القيامة.

15:25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمࣱ‏
وَإِنَّ
ve gerçekten
رَبَّكَ
Rabbindir
هُوَ
O
يَحْشُرُهُمْ ۚ
onları toplayacak olan
إِنَّهُۥ
muhakak O
حَكِيمٌ
Hakîmdir
عَلِيمٌۭ
Bilendir

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك هو يحشرهم إنه حكيم» في صنعه «عليم» بخلقه.

15:26
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
خَلَقْنَا
biz yarattık
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı
مِن
pişmemiş çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
sounding clay
مِّنْ
cıvık balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişmiş

Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد خلقنا الإنسان» آدم «من صلصال» طين يابس يسمع له صلصلة إذا نقر «من حمأ» طين أسود «مسنون» متغير.

15:27
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
وَٱلْجَآنَّ
ve Cinleri
خَلَقْنَـٰهُ
yarattık
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
مِن
ateşten
نَّارِ
fire
ٱلسَّمُومِ
nüfuz eden

Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والجان» أبا الجان وهو إبليس «خلقناه من قبل» أي قبل خلق آدم «من نار السموم» هي نار لا دخان لها تنفذ من المسام.

15:28
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
وَإِذْ
ve bir zaman
قَالَ
demişti ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
muhakkak ben
خَـٰلِقٌۢ
yaratacağım
بَشَرًۭا
bir insan
مِّن
kupkuru çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
مِّنْ
balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişken

Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قال ربك للملائكة إني خالق بشرا من صلصال من حمأ مسنون».

15:29 📚 4
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
فَإِذَا
zaman
سَوَّيْتُهُۥ
onu düzenlediğim
وَنَفَخْتُ
ve üflediğimde
فِيهِ
ona
مِن
ruhumdan
رُّوحِى
My spirit
فَقَعُوا۟
hemen kapanın
لَهُۥ
ona
سَـٰجِدِينَ
secdeye

Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا سويته» أتممته «ونفخت» أجريت «فيه من روحي» فصار حيا وإضافة الروح إليه تشريف لآدم «فقعوا له ساجدين» سجود تحية بالانحناء.

15:30
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ
فَسَجَدَ
secde ettiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
كُلُّهُمْ
hepsi
أَجْمَعُونَ
topluca

Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسجد الملائكة كلهم أجمعون» فيه تأكيدان.

15:31
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
إِلَّآ
yalnız
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰٓ
kabul etmedi
أَن
olmayı
يَكُونَ
be
مَعَ
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenlerle

Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا إبليس» هو أبو الجن كان بين الملائكة «أبى» امتنع من «أن يكون مع الساجدين».

15:32
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰٓإِبْلِيسُ
Ey İblis
مَا
ne (oldu)
لَكَ
sana
أَلَّا
sen olmadın
تَكُونَ
you are
مَعَ
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenlerle

Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى «يا إبليس مالك» ما منعك «أ» ن «لا» زائدة «تكون مع الساجدين».

15:33
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
قَالَ
dedi
لَمْ
ben edemem
أَكُن
I am not
لِّأَسْجُدَ
secde
لِبَشَرٍ
insana
خَلَقْتَهُۥ
yarattığın
مِن
bir çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
مِّنْ
bir balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişken

Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال لم أكن لأسجد» لا ينبغي لي أن أسجد «لبشر خلقته من صلصال من حمأ مسنون».

15:34
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏
قَالَ
dedi
فَٱخْرُجْ
öyleyse çık
مِنْهَا
oradan
فَإِنَّكَ
çünkü sen
رَجِيمٌۭ
kovuldun

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فاخرج منها» أي الجنة وقيل من السماوات «فإنك رجيم» مطرود.

15:35
وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
عَلَيْكَ
üzerine
ٱللَّعْنَةَ
la'net edilecektir
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلدِّينِ
ceza

Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن عليك اللعنة إلى يوم الدين» الجزاء.

15:36 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
فَأَنظِرْنِىٓ
(bari) beni ertele
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
güne
يُبْعَثُونَ
tekrar dirilecekleri

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال رب فأنظرني إلى يوم يبعثون» أي الناس.

15:37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ
قَالَ
dedi
فَإِنَّكَ
haydi sen
مِنَ
ertelenmişlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ
the ones given respite

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فإنك من المنظرين».

15:38
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْوَقْتِ
vaktin
ٱلْمَعْلُومِ
bilinen

Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلى يوم الوقت المعلوم» وقت النفخة الأولى.

15:39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
بِمَآ
ötürü
أَغْوَيْتَنِى
beni azdırmandan
لَأُزَيِّنَنَّ
andolsun (günahları) süsleyeceğim
لَهُمْ
onlara
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ
ve onları azdıracağım
أَجْمَعِينَ
hepsini

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ربّ بما أغويتني» أي بإغوائك لي والباء للقسم وجوابه «لأزيِّنَنَّ لهم في الأرض» المعاصي «ولأغوينهم أجمعين»,

15:40 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
إِلَّا
ancak hariç
عِبَادَكَ
kulların
مِنْهُمُ
içlerinden
ٱلْمُخْلَصِينَ
ihlâslı

Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا عبادك منهم المخلصين» أي المؤمنين.

15:41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ
قَالَ
buyurdu ki
هَـٰذَا
işte budur
صِرَٰطٌ
yol
عَلَىَّ
bana varan
مُسْتَقِيمٌ
dosdoğru

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى «هذا صراط عليَّ مستقيم».

15:42
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ
إِنَّ
şüphesiz
عِبَادِى
benim kullarım
لَيْسَ
yoktur
لَكَ
senin
عَلَيْهِمْ
üzerinde
سُلْطَـٰنٌ
bir gücün
إِلَّا
dışında
مَنِ
kimseler
ٱتَّبَعَكَ
sana uyan
مِنَ
azgınlardan
ٱلْغَاوِينَ
the ones who go astray

Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وهو «إن عبادي» أي المؤمنين «ليس لك عليهم سلطان» قوة «إلا» لكن «من اتبعك من الغاوين» الكافرين.

15:43 📚 2
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ
Cehennem
لَمَوْعِدُهُمْ
onların buluşma yeridir
أَجْمَعِينَ
hepsinin

Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن جهنم لموعدهم أجمعين» أي من اتبعك معك.

15:44
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبࣲ لِّكُلِّ بَابࣲ مِّنۡهُمۡ جُزۡءࣱ مَّقۡسُومٌ
لَهَا
onun vardır
سَبْعَةُ
yedi
أَبْوَٰبٍۢ
kapısı
لِّكُلِّ
her
بَابٍۢ
kapıya
مِّنْهُمْ
onlardan
جُزْءٌۭ
bir bölüm
مَّقْسُومٌ
ayrılmıştır

Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لها سبعة أبواب» أطباق «لكل باب» منها «منهم جزء» نصيب «مقسوم».

15:45
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ
إِنَّ
muhakkak
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler
فِى
cennetlerde
جَنَّـٰتٍۢ
Gardens
وَعُيُونٍ
pınar başlarındadırlar

Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المتقين في جنات» بساتين «وعيون» تجري فيها.

15:46
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
ٱدْخُلُوهَا
oraya girin
بِسَلَـٰمٍ
esenlikle
ءَامِنِينَ
güven içinde

Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ويقال لهم «ادخلوها بسلام» أي سالمين من كل مخوّف أو مع سلام أي سلموا وادخلوا «آمنين» من كل فزع.

15:47 📚 4
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ
وَنَزَعْنَا
çıkarıp atmışızdır
مَا
olan
فِى
göğüslerindeki
صُدُورِهِم
their breasts
مِّنْ
kini
غِلٍّ
rancor
إِخْوَٰنًا
kardeşler olarak
عَلَىٰ
üzerinde
سُرُرٍۢ
divanlar
مُّتَقَـٰبِلِينَ
karşı karşıya otururlar

Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونزعنا ما في صدورهم من غِلِّ» حقد «إخوانا» حال منهم «على سُرر متقابلين» حال أيضا أي لا ينظر بعضهم إلى قفا بعض لدورات الأسرَّة بهم.

15:48 📚 1
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبࣱ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ
لَا
onlara dokunmaz
يَمَسُّهُمْ
will touch them
فِيهَا
orada
نَصَبٌۭ
hiçbir yorgunluk
وَمَا
ve değillerdir
هُم
onlar
مِّنْهَا
oradan
بِمُخْرَجِينَ
çıkarılacak

Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يمسهم فيها نَصَبٌ» تعب «وما هم منها بمخرجين» أبدا.

15:49
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
۞ نَبِّئْ
haber ver
عِبَادِىٓ
kullarıma
أَنِّىٓ
şüphesiz
أَنَا
ben
ٱلْغَفُورُ
bağışlayanım
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyenim

Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نبئ» خبر يا محمد «عبادي أني أنا الغفور» للمؤمنين «الرحيم» بهم.

15:50
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ
وَأَنَّ
fakat
عَذَابِى
benim azabım
هُوَ
o
ٱلْعَذَابُ
bir azabdır
ٱلْأَلِيمُ
çok acı

Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن عذابي» للعصاة «هو العذاب الأليم» المؤلم.

15:51
وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ
وَنَبِّئْهُمْ
onlara haber ver
عَن
konuklarından
ضَيْفِ
(the) guests
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in

Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونبئهم عن ضيف إبراهيم» وهم الملائكة اثنا عشر أو عشرة أو ثلاثة منهم جبريل.

15:52
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ ا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ
إِذْ
ne zaman ki
دَخَلُوا۟
girmdiler
عَلَيْهِ
onun yanına
فَقَالُوا۟
ve dediler
سَلَـٰمًۭا
Selam
قَالَ
dedi ki
إِنَّا
elbette biz
مِنكُمْ
sizden
وَجِلُونَ
korkuyoruz

Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ دخلوا عليه فقالوا سلاما» أي هذا اللفظ «قال» إبراهيم لما عرض عليم الأكل فلم يأكلوا «إنا منكم وجلون» خائفون.

15:53
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏
قَالُوا۟
dediler
لَا
korkma
تَوْجَلْ
be afraid
إِنَّا
biz
نُبَشِّرُكَ
sana müjdeleriz
بِغُلَـٰمٍ
bir çocuk
عَلِيمٍۢ
bilgin

Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لا توجل» لا تخف «إنا» رسل ربك «نبشرك بغلام عليم» ذي علم كثير هو إسحاق كما ذكرنا في سورة هود.

15:54
قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
قَالَ
dedi ki
أَبَشَّرْتُمُونِى
beni mi müjdelediniz?
عَلَىٰٓ
(rağmen)
أَن
bana dokunasına
مَّسَّنِىَ
has overtaken me
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
فَبِمَ
ne tuhaf
تُبَشِّرُونَ
müjdeliyorsunuz

Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال أبشرتموني» بالولد «على أن مسني الكبر» حال أي مع مسه إياي «فبم» فبأي شيء «تبشرون» استفهام تعجب.

15:55
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ
قَالُوا۟
dediler
بَشَّرْنَـٰكَ
sana müjdeledik
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
فَلَا
asla
تَكُن
olma
مِّنَ
umut kesenlerden
ٱلْقَـٰنِطِينَ
the despairing

Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بشرناك بالحق» بالصدق «فلا تكن من القانطين» الآيسين.

15:56 📚 3
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
قَالَ
dedi
وَمَن
kim
يَقْنَطُ
umut keser
مِن
rahmetinden
رَّحْمَةِ
(the) Mercy
رَبِّهِۦٓ
Rabbinin
إِلَّا
başka
ٱلضَّآلُّونَ
sapıklardan

Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ومن» أي لا «يقنَِط» بكسر النون وفتحها «من رحمة ربه إلا الضالون» الكافرون.

15:57 📚 1
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
قَالَ
dedi
فَمَا
nedir?
خَطْبُكُمْ
işiniz
أَيُّهَا
Ey
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فما خطبكم» شأنكم «أيها المرسلون».

15:58
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّآ
şüphesiz biz
أُرْسِلْنَآ
gönderildik
إِلَىٰ
bir kavme
قَوْمٍۢ
a people
مُّجْرِمِينَ
suç işleyen

Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا إنا أرسلنا إلى قوم مجرمين» كافرين أي لوط لإهلاكهم.

15:59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ
إِلَّآ
yalnız hariç
ءَالَ
ailesi
لُوطٍ
Lut
إِنَّا
elbette biz
لَمُنَجُّوهُمْ
onları kurtaracağız
أَجْمَعِينَ
hepsini

Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا آل لوط إنا لمنجوهم أجمعين» لإيمانهم.

15:60
إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ
إِلَّا
ancak hariç
ٱمْرَأَتَهُۥ
karısı
قَدَّرْنَآ ۙ
olmasını uygun gördük
إِنَّهَا
onun
لَمِنَ
geri kalanlardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remain behind

Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا امرأته قدرنا إنها لمن الغابرين» الباقين في العذاب لكفرها.

15:61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
geldiklerinde
ءَالَ
ailesine
لُوطٍ
Lut
ٱلْمُرْسَلُونَ
Elçiler

Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما جاء آل لوط» أي لوطا «المرسلون».

15:62
قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ
قَالَ
dedi
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
قَوْمٌۭ
kimselersiniz
مُّنكَرُونَ
hiç tanınmamış

Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لهم «إنكم قوم منكرون» لا أعرفكم.

15:63
قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
بَلْ
doğrusu
جِئْنَـٰكَ
biz sana getirdik
بِمَا
olduklarını
كَانُوا۟
they were
فِيهِ
hakkında
يَمْتَرُونَ
şüphe etmekte

Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بل جئناك بما كانوا» أي قومك «فيه يمترون» يشكون وهو العذاب.

15:64
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
وَأَتَيْنَـٰكَ
ve sana getirdik
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
وَإِنَّا
ve biz elbette
لَصَـٰدِقُونَ
doğru söyleyenleriz

Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأتيناك بالحق وإنا لصادقون» في قولنا.

15:65
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدࣱ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ
فَأَسْرِ
hemen yürüt
بِأَهْلِكَ
aileni
بِقِطْعٍۢ
bir parçasında
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ
the night
وَٱتَّبِعْ
ve git
أَدْبَـٰرَهُمْ
arkalarından
وَلَا
ardına dönüp bakmasın
يَلْتَفِتْ
let look back
مِنكُمْ
içinizden
أَحَدٌۭ
hiç kimse
وَٱمْضُوا۟
ve gidin
حَيْثُ
yere
تُؤْمَرُونَ
emredildiğiniz

Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأَسْرِ بأهلك بقطع من الليل واتبع أدبارهم» امش خلفهم «ولا يلتفت منكم أحد» لئلا يرى عظيم ما ينزل بهم «وامضوا حيث تؤمرون» وهو الشام.

15:66 📚 1
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعࣱ مُّصۡبِحِينَ
وَقَضَيْنَآ
ve bildirdik
إِلَيْهِ
ona
ذَٰلِكَ
şu
ٱلْأَمْرَ
buyruğu
أَنَّ
mutlaka
دَابِرَ
arkaları
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunların
مَقْطُوعٌۭ
kesilecektir
مُّصْبِحِينَ
sabaha girerlerken

Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقضينا» أوحينا «إليه ذلك الأمر» وهو «أن دابر هؤلاء مقطوع مصبحين» حال أي يتم استئصالهم في الصباح.

15:67
وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ
وَجَآءَ
ve geldiler
أَهْلُ
halkı
ٱلْمَدِينَةِ
şehrin
يَسْتَبْشِرُونَ
sevinerek

Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجاء أهل المدينة» مدينة سدوم وهم قوم لوط لما أخبروا أن في بيت لوط مردا حسانا وهم الملائكة «يستبشرون» حال طمعا في فعل الفاحشة بهم.

15:68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ
قَالَ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
ضَيْفِى
benim konuğumdur
فَلَا
beni mahcubetmeyin
تَفْضَحُونِ
shame me

Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لوط «إن هؤلاء ضيفي فلا تفضحون».

15:69
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلَا
ve
تُخْزُونِ
beni rezil etmeyin

Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا الله ولا تخزون» بقصدكم إياهم بفعل الفاحشة بهم.

15:70
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
أَوَلَمْ
seni menetmemiş miydik?
نَنْهَكَ
we forbid you
عَنِ
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the world

Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا أو لم ننهك عن العالمين» عن إضافتهم.

15:71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
قَالَ
dedi
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte
بَنَاتِىٓ
kızlarım
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
فَـٰعِلِينَ
yapacaksanız

Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال هؤلاء بناتي إن كنتم فاعلين» ما تريدون من قضاء الشهوة فتزوجوهن. قال تعالى:

15:72 📚 3
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
لَعَمْرُكَ
ömrüne andolsun ki
إِنَّهُمْ
onlar
لَفِى
içinde
سَكْرَتِهِمْ
sarhoşlukları
يَعْمَهُونَ
bocalıyorlardı

Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعمرك» خطاب للنبي صلى الله عليه وسلم أي وحياتك «إنهم لفي سكرتهم يعمهون» يترددون.

15:73
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ
فَأَخَذَتْهُمُ
onları yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
korkunç bir ses
مُشْرِقِينَ
güneşin doğarken

Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذتهم الصيحة» صيحة جبريل «مشرقين» وقت شروق الشمس.

15:74
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلٍ
فَجَعَلْنَا
ve getirdik
عَـٰلِيَهَا
üstünü
سَافِلَهَا
altına
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
حِجَارَةًۭ
taşlar
مِّن
çamurdan pişmiş
سِجِّيلٍ
baked clay

Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجعلنا عاليها» أي قراهم «سافلها» بأن رفعها جبريل إلى السماء وأسقطها مقلوبة إلى الأرض «وأمطرنا عليهم حجارة من سجيل» طين طبخ بالنار.

15:75
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler vardır
لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
işaretten anlayanlara

Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك» المذكور «لآيات» دلالات على وحدانية الله «للمتوسمين» للناظرين المعتبرين.

15:76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلࣲ مُّقِيمٍ
وَإِنَّهَا
ve şüphesiz o
لَبِسَبِيلٍۢ
bir yol üzerinde
مُّقِيمٍ
durmaktadır

Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنها» أي قرى قوم لوط «لبسبيل مقيم» طريق قريش إلى الشام لم تندرس أفلا يعتبرون بهم؟.

15:77
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّ
elbette
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
bir ibret vardır
لِّلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية» لعبرة «للمؤمنين».

15:78
وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ
وَإِن
ve gerçekten
كَانَ
idiler
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْأَيْكَةِ
Eyke
لَظَـٰلِمِينَ
zalim kimseler

Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن» مخففة أي إنه «كان أصحاب الأيكة» هي غيضة شجر بقرب مدين وهم قوم شعيب «لظالمين» بتكذيبهم شعيبا.

15:79
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏
فَٱنتَقَمْنَا
öcümüzü aldık
مِنْهُمْ
onlardan
وَإِنَّهُمَا
her ikisi de
لَبِإِمَامٍۢ
(gözler) ön(ün)dedir
مُّبِينٍۢ
apaçık

Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فانتقمنا منهم» بأن أهلكناهم بشدة الحر «وإنهما» أي قرى قوم لوط والأيكة «لبإمام» طريق «مبين» واضح أفلا تعتبرون بهم يا أهل مكة.

15:80
وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
كَذَّبَ
yalanladılar
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْحِجْرِ
Hicr
ٱلْمُرْسَلِينَ
peygamberleri

Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد كذب أصحاب الحجر» واد بين المدينة والشام وهم ثمود «المرسلين» بتكذيبهم صالحا تكذيب لباقي الرسل لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد.

15:81
وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ
ve onlara verdik
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَكَانُوا۟
fakat idiler
عَنْهَا
onlardan
مُعْرِضِينَ
yüz çeviriyorlar

Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآتيناهم آياتنا» في الناقة «فكانوا عنها معرضين» لا يتفكرون فيها.

15:82
وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
وَكَانُوا۟
ve
يَنْحِتُونَ
yontuyorlardı
مِنَ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
بُيُوتًا
evler
ءَامِنِينَ
güvenli

Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا ينحتون من الجبال بيوتا آمنين».

15:83
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ
فَأَخَذَتْهُمُ
fakat onları da yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
(o) korkunç ses
مُصْبِحِينَ
sabaha girerlerken

Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذتهم الصيحة مصبحين» وقت الصباح.

15:84
فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
فَمَآ
hiçbir şeyi savamadı
أَغْنَىٰ
availed
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما أغنى» دفع «عنهم» العذاب «ما كانوا يكسبون» من بناء الحصون وجمع الأموال.

15:85 📚 2
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
biz yaratmadık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve ne de
بَيْنَهُمَآ
bunlar arasındakileri
إِلَّا
ancak (yarattık)
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak ile
وَإِنَّ
ve mutlaka
ٱلسَّاعَةَ
o sa'at
لَـَٔاتِيَةٌۭ ۖ
gelecektir
فَٱصْفَحِ
şimdi sen hareket et
ٱلصَّفْحَ
bir hoşgörü ile
ٱلْجَمِيلَ
güzel

Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما خلقنا السماوات والأرض وما بينهما إلا بالحق وإن الساعة لآتية» لا محالة فيجازى كل أحد بعمله «فاصفح» يا محمد عن قومك «الصفح الجميل» أعرض عنهم إعراضا لا جزع فيه وهذا منسوخ بآية السيف.

15:86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
O
ٱلْخَلَّـٰقُ
yaratandır
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن ربك هو الخلاق» لكل شيء «العليم» بكل شيء.

15:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَـٰكَ
sana verdik
سَبْعًۭا
yedi
مِّنَ
ikililerden
ٱلْمَثَانِى
the oft-repeated
وَٱلْقُرْءَانَ
ve Kur'an'ı
ٱلْعَظِيمَ
büyük

Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد آتيناك سبعا من المثاني» قال صلى الله عليه وسلم هي الفاتحة رواه الشيخان لأنها تثنى في كل ركعة «والقرآن العظيم».

15:88 📚 12
لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
لَا
dikme
تَمُدَّنَّ
extend
عَيْنَيْكَ
gözlerini
إِلَىٰ
verdiğimiz dünyalığa
مَا
what
مَتَّعْنَا
We have bestowed
بِهِۦٓ
onunla
أَزْوَٰجًۭا
bazı çiftlere
مِّنْهُمْ
onlardan
وَلَا
ve
تَحْزَنْ
üzülme
عَلَيْهِمْ
onlara
وَٱخْفِضْ
ve indir
جَنَاحَكَ
kanadını
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere

Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا تمدّن عينيك إلى ما متعنا به أزواجا» أصنافا «منهم ولا تحزن عليهم» إن لم يؤمنوا «واخفض جناحك» ألن جانبك «للمؤمنين».

15:89 📚 3
وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ
وَقُلْ
ve de ki
إِنِّىٓ
ben ancak
أَنَا
ben
ٱلنَّذِيرُ
bir uyarıcıyım
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقل إني أنا النذير» من عذاب الله أن ينزل عليكم «المبين» البين الإنذار.

15:90 📚 1
كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ
كَمَآ
gibi
أَنزَلْنَا
indirdiğimiz
عَلَى
kısımlara ayıranlara
ٱلْمُقْتَسِمِينَ
those who divided

Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كما أنزلنا» العذاب «على المقتسمين» اليهود والنصارى.

15:91
ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلۡقُرۡءَانَ عِضِينَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
جَعَلُوا۟
ettiler
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
عِضِينَ
bölük bölük

Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين جعلوا القرآن» أي كتبهم المنزلة عليهم «عضين» أجزاء، حيث آمنوا ببعض وكفروا ببعض، وقيل المراد بهم الذين اقتسموا طرق مكة يصدون الناس عن الإسلام، وقال بعضهم في القرآن سحر وبعضهم كهانة وبعضهم شعر.

15:92
فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
فَوَرَبِّكَ
Rabbin hakkı için
لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ
biz mutlaka soracağız
أَجْمَعِينَ
hepsine

Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فوربك لنسألنهم أجمعين» سؤال توبيخ.

15:93 📚 7
عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عما كانوا يعملون».

15:94
فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
فَٱصْدَعْ
açıkça söyle
بِمَا
şeyi
تُؤْمَرُ
emrolunduğun
وَأَعْرِضْ
ve aldırma
عَنِ
ortak koşanlara
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاصدع» يا محمد «بما تؤمر» به أي اجهر به وأمضه «وأعرض عن المشركين» هذا قبل الأمر بالجهاد.

15:95
إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ
إِنَّا
şüphesiz biz
كَفَيْنَـٰكَ
sana yeteriz
ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
alay edenler(e karşı)

Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا كفيناك المستهزئين» بك بإهلاكنا كلا بآفة وهم الوليد بن المغيرة والعاص بن وائل وعدي بن قيس والأسود بن المطلب والأسود بن عبد يغوث.

15:96
ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَجْعَلُونَ
edinen(ler)
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrı
ءَاخَرَ ۚ
başka
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يجعلون مع الله إلها آخر» صفة وقيل مبتدأ ولتضمنه معنى الشرط دخلت الفاء في خبره وهو «فسوف يعلمون» عاقبة أمرهم.

15:97 📚 5
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
نَعْلَمُ
biliyoruz (ki)
أَنَّكَ
senin
يَضِيقُ
daralıyor
صَدْرُكَ
göğsün
بِمَا
şeylere
يَقُولُونَ
onların söylediklerine

Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد» للتحقيق «نعلم أنك يضيق صدرك بما يقولون» من الاستهزاء والتكذيب.

15:98
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
فَسَبِّحْ
(o halde) tesbih et
بِحَمْدِ
hamd ile
رَبِّكَ
Rabbini
وَكُن
ve ol
مِّنَ
secde edenlerden
ٱلسَّـٰجِدِينَ
those who prostrate

Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح» ملتبسا «بحمد ربك» أي قل سبحان الله وبحمده «وكن من الساجدين» المصلين.

15:99 📚 10
وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ
وَٱعْبُدْ
ve kulluk et
رَبَّكَ
Rabbine
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِيَكَ
sana gelinceye
ٱلْيَقِينُ
yakîn

Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واعبد ربك حتى يأتيك اليقين» الموت.

← Önceki Sonraki →

15. Al-Hijr Suresi | Anlam Arayışı