☪ Anlam Arayışı

15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
15:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانࣲ مُّبِينࣲ‏
الٓر ۚ
Elif Lam Ra
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَقُرْءَانٍۢ
ve Kur'an'ın
مُّبِينٍۢ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırElif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الر» الله أعلم بمراده بذلك «تلك» هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «وقرآن مبين» مظهر للحق من الباطل عطف بزيادة صفة.

15:2 📚 4
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ
رُّبَمَا
bir zaman gelir ki
يَوَدُّ
arzu ederler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
olsaydılar (diye)
مُسْلِمِينَ
müslüman

Elmalılı Hamdi YazırBir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رُبَّمَا» بالتشديد والتخفيف «يود» يتمنى «الذين كفروا» يوم القيامة إذا عاينوا حالهم وحال المسلمين «لو كانوا مسلمين» ورب للتكثير فإنه يكثر منهم تمني ذلك وقيل للتقليل فإن الأهوال تدهشهم فلا يفيقون حتى يتمنوا ذلك إلا في أحيان قليلة.

15:3 📚 1
ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
ذَرْهُمْ
bırak onları
يَأْكُلُوا۟
yesinler
وَيَتَمَتَّعُوا۟
ve eğlensinler
وَيُلْهِهِمُ
ve onları oyalasın
ٱلْأَمَلُ ۖ
arzu
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Elmalılı Hamdi YazırOnları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذرهم» اترك الكفار يا محمد «يأكلوا ويتمتعوا» بدنياهم «ويلههم» يشغلهم «الأمل» بطول العمر وغيره عن الإيمان «فسوف يعلمون» عاقبة أمرهم وهذا قبل الأمر بالقتال.

15:4
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابࣱ مَّعۡلُومࣱ‏
وَمَآ
biz yok etmedik
أَهْلَكْنَا
We destroyed
مِن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kenti
إِلَّا
dışında
وَلَهَا
olanların
كِتَابٌۭ
bir yazısı
مَّعْلُومٌۭ
bilinen

Elmalılı Hamdi YazırBiz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أهلكنا من» زائدة «قرية» أريد أهلها «إلا ولها كتاب» أجل «معلوم» محدود لإهلاكها.

15:5
مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ
مَّا
ne
تَسْبِقُ
geçebilir
مِنْ
hiçbir
أُمَّةٍ
millet
أَجَلَهَا
süresini
وَمَا
ne de
يَسْتَـْٔخِرُونَ
geri kalır

Elmalılı Hamdi YazırHiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما تسبق من» زائدة «أمة أجلها وما يستأخرون» يتأخرون عنه.

15:6 📚 1
وَقَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونࣱ‏
وَقَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِى
kimse
نُزِّلَ
indirilmiş olan
عَلَيْهِ
kendisine
ٱلذِّكْرُ
Zikir (Kitap)
إِنَّكَ
sen mutlaka
لَمَجْنُونٌۭ
delisin

Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا» أي كفار مكة للنبي صلى الله عليه وسلم «يا أيها الذي نُزّل عليه الذكر» القرآن في زعمه «إنك لمجنون».

15:7
لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
لَّوْ
neden
مَا
bize getirmiyorsun
تَأْتِينَا
you bring to us
بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
melekleri
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
salihlerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Elmalılı Hamdi YazırEğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو ما» هلا «تأتينا بالملائكة إن كنت من الصادقين» في قولك إنك نبي وإن هذا القرآن من عند الله.

15:8
مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذࣰ ا مُّنظَرِينَ
مَا
biz indirmeyiz
نُنَزِّلُ
We send down
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
melekleri
إِلَّا
olmaksızın
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَمَا
ve olmaz
كَانُوٓا۟
onların
إِذًۭا
o zaman da
مُّنظَرِينَ
mühletleri

Elmalılı Hamdi YazırBiz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى «ما تَنَزَّلُ» فيه حذف إحدى التاءين «الملائكة إلا بالحق» بالعذاب «وما كانوا إذاً» أي حين نزول الملائكة بالعذاب «منظرين» مؤخرين.

15:9 📚 7
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
إِنَّا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
نَزَّلْنَا
indirdik
ٱلذِّكْرَ
O Zikri (Kitap)ı
وَإِنَّا
ve elbette biziz
لَهُۥ
O'nun
لَحَـٰفِظُونَ
koruyucuları

Elmalılı Hamdi YazırHiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا نحن» تأكيد لاسم إن أو فصل «نزلنا الذكر» القرآن «وإنا له لحافظون» من التبديل والتحريف والزيادة والنقص.

15:10
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
elçiler gönderdik
مِن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فِى
içine
شِيَعِ
milletlerin
ٱلْأَوَّلِينَ
geçmiş

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أرسلنا من قبلك» رسلا «في شيع» فرق «الأولين».

15:11 📚 1
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
وَمَا
onlara gelmezdi
يَأْتِيهِم
came to them
مِّن
hiçbir
رَّسُولٍ
elçi
إِلَّا
olmadıkları
كَانُوا۟
they did
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ediyor

Elmalılı Hamdi YazırOnlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما» كان «يأتيهم من رسول إلا كانوا به يستهزئون» كاستهزاء قومك بك وهذا تسلية له صلى الله عليه وسلم.

15:12
كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَسْلُكُهُۥ
onu sokarız
فِى
içine
قُلُوبِ
kalbleri
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların

Elmalılı Hamdi YazırBiz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك نسلكه» أي مثل إدخالنا التكذيب في قلوب أولئك ندخله «في قلوب المجرمين» أي كفار مكة.

15:13
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
بِهِۦ ۖ
ona
وَقَدْ
elbette
خَلَتْ
geçtiği halde
سُنَّةُ
sünneti
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin

Elmalılı Hamdi YazırKur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يؤمنون به» بالنبي صلى الله عليه وسلم «وقد خلت سنة الأولين» أي سنة الله فيهم من تعذيبهم بتكذيبهم أنبياءهم وهؤلاء مثلهم.

15:14
وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ
وَلَوْ
şayet
فَتَحْنَا
açsak da
عَلَيْهِم
onlara
بَابًۭا
bir kapı
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
فَظَلُّوا۟
olsalardı
فِيهِ
oraya
يَعْرُجُونَ
çıkacak

Elmalılı Hamdi YazırOnlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو فتحنا عليهم بابا من السماء فظلوا فيه» في الباب «يعرجون» يصعدون.

15:15
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمࣱ مَّسۡحُورُونَ
لَقَالُوٓا۟
derlerdi
إِنَّمَا
herhalde
سُكِّرَتْ
döndürüldü
أَبْصَـٰرُنَا
gözlerimiz
بَلْ
doğrusu
نَحْنُ
biz
قَوْمٌۭ
bir topluluğuz
مَّسْحُورُونَ
büyülenmiş

Elmalılı Hamdi YazırGözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقالوا إنما سُكِّرت» سدت «أبصارنا بل نحن قوم مسحورون» يخيل إلينا ذلك.

15:16
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَعَلْنَا
biz yaptık
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
بُرُوجًۭا
burçlar
وَزَيَّنَّـٰهَا
ve onu süsledik
لِلنَّـٰظِرِينَ
bakanlar için

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد جعلنا في السماء بروجا» اثني عشر: الحمل والثور والجوزاء والسرطان والأسد والسنبلة والميزان والعقرب والقوس والجدي والدلو والحوت، وهي منازل الكواكب السبعة السيارة: المريخ وله الحمل والعقرب، والزهرة ولها الثور والميزان، وعطارد وله الجوزاء والسنبلة، والقمر وله السرطان، والشمس ولها الأسد، والمشتري وله القوس والحوت، وزحل له الجدي والدلو «وزيناها» بالكواكب «للناظرين».

15:17
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ رَّجِيمٍ
وَحَفِظْنَـٰهَا
ve onu koruduk
مِن
her
كُلِّ
every
شَيْطَـٰنٍۢ
şeytandan
رَّجِيمٍ
recim (taşlanmış)

Elmalılı Hamdi YazırVe göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحفظناها» بالشهب «من كل شيطان رجيم» مرجوم.

15:18
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ مُّبِينࣱ‏
إِلَّا
ancak hariçtir
مَنِ
kimse
ٱسْتَرَقَ
hırsızlığı eden
ٱلسَّمْعَ
kulak
فَأَتْبَعَهُۥ
onu kovalar
شِهَابٌۭ
bir alev
مُّبِينٌۭ
parlak

Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «من استرق السمع» خطفه «فأتبعه شهاب مبين» كوكب يضيء ويحرقه أو يثقبه أو يخبله.

15:19 📚 1
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءࣲ مَّوۡزُونࣲ‏
وَٱلْأَرْضَ
ve arzı
مَدَدْنَـٰهَا
yaydık
وَأَلْقَيْنَا
ve attık
فِيهَا
oraya
رَوَٰسِىَ
sağlam dağlar
وَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
فِيهَا
orada
مِن
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şey(den)
مَّوْزُونٍۢ
ölçülü mütenasib

Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والأرض مددناها» بسطناها «وألقينا فيها رواسي» جبالا ثوابت لئلا تتحرك بأهلها «وأنبتنا فيها من كل شيء موزون» معلوم مقدر.

15:20
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
وَجَعَلْنَا
ve var ettik
لَكُمْ
sizin için
فِيهَا
orada
مَعَـٰيِشَ
geçimlikler
وَمَن
ve canlılar için
لَّسْتُمْ
olmadığınız
لَهُۥ
onları
بِرَٰزِقِينَ
rızıklandırıcı

Elmalılı Hamdi YazırOrada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا لكم فيها معايش» بالياء من الثمار والحبوب «و» جعلنا لكم «من لستم له برازقين» من العبيد والدواب والأنعام فإنما يرزقهم الله.

15:21 📚 1
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
وَإِن
ve yoktur
مِّن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِلَّا
sadece
عِندَنَا
bizim yanımızdadır
خَزَآئِنُهُۥ
hazineleri
وَمَا
ve
نُنَزِّلُهُۥٓ
biz indirmeyiz
إِلَّا
dışında
بِقَدَرٍۢ
bir miktar
مَّعْلُومٍۢ
bilinen

Elmalılı Hamdi YazırHer şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن» ما «من» زائدة «شيء إلا عندنا خزائنه» مفاتيح خزائنه «وما ننزله إلا بقدر معلوم» على حسب المصالح.

15:22
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
وَأَرْسَلْنَا
ve gönderdik
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
لَوَٰقِحَ
aşılayıcı olarak
فَأَنزَلْنَا
indirdik
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ
böylece sizi suladık
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُمْ
siz
لَهُۥ
onu
بِخَـٰزِنِينَ
depolayan

Elmalılı Hamdi YazırBiz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأرسلنا الرياح لواقح» تلقح السحاب فيمتلئ ماء «فأنزلنا من السماء» السحاب «ماء» مطرا «فأسقيناكموه وما أنتم له بخازنين» أي ليست خزائنه بأيديكم.

15:23
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ
وَإِنَّا
biziz
لَنَحْنُ
elbette biz
نُحْىِۦ
yaşatırız;
وَنُمِيتُ
ve öldürürüz
وَنَحْنُ
ve biziz
ٱلْوَٰرِثُونَ
gerçek varis olan

Elmalılı Hamdi YazırElbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنا لنحن نحي ونميت ونحن الوارثون» الباقون نرث جميع الخلق.

15:24 📚 3
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمْنَا
biliriz
ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ
önce geçenleri
مِنكُمْ
sizden
وَلَقَدْ
ve elbette
عَلِمْنَا
biliriz
ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
geri kalanları da

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد علمنا المستقدمين منكم» أي من تقدم من الخلق من لدن آدم «ولقد علمنا المستأخرين» المتأخرين إلى يوم القيامة.

15:25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمࣱ‏
وَإِنَّ
ve gerçekten
رَبَّكَ
Rabbindir
هُوَ
O
يَحْشُرُهُمْ ۚ
onları toplayacak olan
إِنَّهُۥ
muhakak O
حَكِيمٌ
Hakîmdir
عَلِيمٌۭ
Bilendir

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك هو يحشرهم إنه حكيم» في صنعه «عليم» بخلقه.

15:26
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
خَلَقْنَا
biz yarattık
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı
مِن
pişmemiş çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
sounding clay
مِّنْ
cıvık balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişmiş

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد خلقنا الإنسان» آدم «من صلصال» طين يابس يسمع له صلصلة إذا نقر «من حمأ» طين أسود «مسنون» متغير.

15:27
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
وَٱلْجَآنَّ
ve Cinleri
خَلَقْنَـٰهُ
yarattık
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
مِن
ateşten
نَّارِ
fire
ٱلسَّمُومِ
nüfuz eden

Elmalılı Hamdi YazırCinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والجان» أبا الجان وهو إبليس «خلقناه من قبل» أي قبل خلق آدم «من نار السموم» هي نار لا دخان لها تنفذ من المسام.

15:28
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
وَإِذْ
ve bir zaman
قَالَ
demişti ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
muhakkak ben
خَـٰلِقٌۢ
yaratacağım
بَشَرًۭا
bir insan
مِّن
kupkuru çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
مِّنْ
balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişken

Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قال ربك للملائكة إني خالق بشرا من صلصال من حمأ مسنون».

15:29 📚 4
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
فَإِذَا
zaman
سَوَّيْتُهُۥ
onu düzenlediğim
وَنَفَخْتُ
ve üflediğimde
فِيهِ
ona
مِن
ruhumdan
رُّوحِى
My spirit
فَقَعُوا۟
hemen kapanın
لَهُۥ
ona
سَـٰجِدِينَ
secdeye

Elmalılı Hamdi YazırBen, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا سويته» أتممته «ونفخت» أجريت «فيه من روحي» فصار حيا وإضافة الروح إليه تشريف لآدم «فقعوا له ساجدين» سجود تحية بالانحناء.

15:30
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ
فَسَجَدَ
secde ettiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
كُلُّهُمْ
hepsi
أَجْمَعُونَ
topluca

Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسجد الملائكة كلهم أجمعون» فيه تأكيدان.

15:31
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
إِلَّآ
yalnız
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰٓ
kabul etmedi
أَن
olmayı
يَكُونَ
be
مَعَ
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenlerle

Elmalılı Hamdi YazırYalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا إبليس» هو أبو الجن كان بين الملائكة «أبى» امتنع من «أن يكون مع الساجدين».

15:32
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰٓإِبْلِيسُ
Ey İblis
مَا
ne (oldu)
لَكَ
sana
أَلَّا
sen olmadın
تَكُونَ
you are
مَعَ
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenlerle

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى «يا إبليس مالك» ما منعك «أ» ن «لا» زائدة «تكون مع الساجدين».

15:33
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏
قَالَ
dedi
لَمْ
ben edemem
أَكُن
I am not
لِّأَسْجُدَ
secde
لِبَشَرٍ
insana
خَلَقْتَهُۥ
yarattığın
مِن
bir çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
مِّنْ
bir balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişken

Elmalılı Hamdi Yazırİblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال لم أكن لأسجد» لا ينبغي لي أن أسجد «لبشر خلقته من صلصال من حمأ مسنون».

15:34
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏
قَالَ
dedi
فَٱخْرُجْ
öyleyse çık
مِنْهَا
oradan
فَإِنَّكَ
çünkü sen
رَجِيمٌۭ
kovuldun

Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فاخرج منها» أي الجنة وقيل من السماوات «فإنك رجيم» مطرود.

15:35
وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
عَلَيْكَ
üzerine
ٱللَّعْنَةَ
la'net edilecektir
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلدِّينِ
ceza

Elmalılı Hamdi YazırKıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن عليك اللعنة إلى يوم الدين» الجزاء.

15:36 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
فَأَنظِرْنِىٓ
(bari) beni ertele
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
güne
يُبْعَثُونَ
tekrar dirilecekleri

Elmalılı Hamdi Yazırİblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال رب فأنظرني إلى يوم يبعثون» أي الناس.

15:37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ
قَالَ
dedi
فَإِنَّكَ
haydi sen
مِنَ
ertelenmişlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ
the ones given respite

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فإنك من المنظرين».

15:38
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْوَقْتِ
vaktin
ٱلْمَعْلُومِ
bilinen

Elmalılı Hamdi YazırAllah katında bilinen vaktin gününe kadar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلى يوم الوقت المعلوم» وقت النفخة الأولى.

15:39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
بِمَآ
ötürü
أَغْوَيْتَنِى
beni azdırmandan
لَأُزَيِّنَنَّ
andolsun (günahları) süsleyeceğim
لَهُمْ
onlara
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ
ve onları azdıracağım
أَجْمَعِينَ
hepsini

Elmalılı Hamdi Yazırİblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ربّ بما أغويتني» أي بإغوائك لي والباء للقسم وجوابه «لأزيِّنَنَّ لهم في الأرض» المعاصي «ولأغوينهم أجمعين»,

15:40 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
إِلَّا
ancak hariç
عِبَادَكَ
kulların
مِنْهُمُ
içlerinden
ٱلْمُخْلَصِينَ
ihlâslı

Elmalılı Hamdi YazırAncak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا عبادك منهم المخلصين» أي المؤمنين.

15:41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ
قَالَ
buyurdu ki
هَـٰذَا
işte budur
صِرَٰطٌ
yol
عَلَىَّ
bana varan
مُسْتَقِيمٌ
dosdoğru

Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى «هذا صراط عليَّ مستقيم».

15:42
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ
إِنَّ
şüphesiz
عِبَادِى
benim kullarım
لَيْسَ
yoktur
لَكَ
senin
عَلَيْهِمْ
üzerinde
سُلْطَـٰنٌ
bir gücün
إِلَّا
dışında
مَنِ
kimseler
ٱتَّبَعَكَ
sana uyan
مِنَ
azgınlardan
ٱلْغَاوِينَ
the ones who go astray

Elmalılı Hamdi YazırSana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وهو «إن عبادي» أي المؤمنين «ليس لك عليهم سلطان» قوة «إلا» لكن «من اتبعك من الغاوين» الكافرين.

15:43 📚 2
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ
Cehennem
لَمَوْعِدُهُمْ
onların buluşma yeridir
أَجْمَعِينَ
hepsinin

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن جهنم لموعدهم أجمعين» أي من اتبعك معك.

15:44
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبࣲ لِّكُلِّ بَابࣲ مِّنۡهُمۡ جُزۡءࣱ مَّقۡسُومٌ
لَهَا
onun vardır
سَبْعَةُ
yedi
أَبْوَٰبٍۢ
kapısı
لِّكُلِّ
her
بَابٍۢ
kapıya
مِّنْهُمْ
onlardan
جُزْءٌۭ
bir bölüm
مَّقْسُومٌ
ayrılmıştır

Elmalılı Hamdi YazırCehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لها سبعة أبواب» أطباق «لكل باب» منها «منهم جزء» نصيب «مقسوم».

15:45
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ
إِنَّ
muhakkak
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler
فِى
cennetlerde
جَنَّـٰتٍۢ
Gardens
وَعُيُونٍ
pınar başlarındadırlar

Elmalılı Hamdi YazırAllahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المتقين في جنات» بساتين «وعيون» تجري فيها.

15:46
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
ٱدْخُلُوهَا
oraya girin
بِسَلَـٰمٍ
esenlikle
ءَامِنِينَ
güven içinde

Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ويقال لهم «ادخلوها بسلام» أي سالمين من كل مخوّف أو مع سلام أي سلموا وادخلوا «آمنين» من كل فزع.

15:47 📚 4
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ
وَنَزَعْنَا
çıkarıp atmışızdır
مَا
olan
فِى
göğüslerindeki
صُدُورِهِم
their breasts
مِّنْ
kini
غِلٍّ
rancor
إِخْوَٰنًا
kardeşler olarak
عَلَىٰ
üzerinde
سُرُرٍۢ
divanlar
مُّتَقَـٰبِلِينَ
karşı karşıya otururlar

Elmalılı Hamdi YazırBiz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونزعنا ما في صدورهم من غِلِّ» حقد «إخوانا» حال منهم «على سُرر متقابلين» حال أيضا أي لا ينظر بعضهم إلى قفا بعض لدورات الأسرَّة بهم.

15:48 📚 1
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبࣱ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ
لَا
onlara dokunmaz
يَمَسُّهُمْ
will touch them
فِيهَا
orada
نَصَبٌۭ
hiçbir yorgunluk
وَمَا
ve değillerdir
هُم
onlar
مِّنْهَا
oradan
بِمُخْرَجِينَ
çıkarılacak

Elmalılı Hamdi YazırOrada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يمسهم فيها نَصَبٌ» تعب «وما هم منها بمخرجين» أبدا.

15:49
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
۞ نَبِّئْ
haber ver
عِبَادِىٓ
kullarıma
أَنِّىٓ
şüphesiz
أَنَا
ben
ٱلْغَفُورُ
bağışlayanım
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyenim

Elmalılı Hamdi YazırKullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نبئ» خبر يا محمد «عبادي أني أنا الغفور» للمؤمنين «الرحيم» بهم.

15:50
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ
وَأَنَّ
fakat
عَذَابِى
benim azabım
هُوَ
o
ٱلْعَذَابُ
bir azabdır
ٱلْأَلِيمُ
çok acı

Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن عذابي» للعصاة «هو العذاب الأليم» المؤلم.

15:51
وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ
وَنَبِّئْهُمْ
onlara haber ver
عَن
konuklarından
ضَيْفِ
(the) guests
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in

Elmalılı Hamdi YazırHem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونبئهم عن ضيف إبراهيم» وهم الملائكة اثنا عشر أو عشرة أو ثلاثة منهم جبريل.

15:52
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ ا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ
إِذْ
ne zaman ki
دَخَلُوا۟
girmdiler
عَلَيْهِ
onun yanına
فَقَالُوا۟
ve dediler
سَلَـٰمًۭا
Selam
قَالَ
dedi ki
إِنَّا
elbette biz
مِنكُمْ
sizden
وَجِلُونَ
korkuyoruz

Elmalılı Hamdi YazırHani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ دخلوا عليه فقالوا سلاما» أي هذا اللفظ «قال» إبراهيم لما عرض عليم الأكل فلم يأكلوا «إنا منكم وجلون» خائفون.

15:53
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏
قَالُوا۟
dediler
لَا
korkma
تَوْجَلْ
be afraid
إِنَّا
biz
نُبَشِّرُكَ
sana müjdeleriz
بِغُلَـٰمٍ
bir çocuk
عَلِيمٍۢ
bilgin

Elmalılı Hamdi YazırMelekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لا توجل» لا تخف «إنا» رسل ربك «نبشرك بغلام عليم» ذي علم كثير هو إسحاق كما ذكرنا في سورة هود.

15:54
قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
قَالَ
dedi ki
أَبَشَّرْتُمُونِى
beni mi müjdelediniz?
عَلَىٰٓ
(rağmen)
أَن
bana dokunasına
مَّسَّنِىَ
has overtaken me
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
فَبِمَ
ne tuhaf
تُبَشِّرُونَ
müjdeliyorsunuz

Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال أبشرتموني» بالولد «على أن مسني الكبر» حال أي مع مسه إياي «فبم» فبأي شيء «تبشرون» استفهام تعجب.

15:55
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ
قَالُوا۟
dediler
بَشَّرْنَـٰكَ
sana müjdeledik
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
فَلَا
asla
تَكُن
olma
مِّنَ
umut kesenlerden
ٱلْقَـٰنِطِينَ
the despairing

Elmalılı Hamdi YazırMelekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بشرناك بالحق» بالصدق «فلا تكن من القانطين» الآيسين.

15:56 📚 3
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
قَالَ
dedi
وَمَن
kim
يَقْنَطُ
umut keser
مِن
rahmetinden
رَّحْمَةِ
(the) Mercy
رَبِّهِۦٓ
Rabbinin
إِلَّا
başka
ٱلضَّآلُّونَ
sapıklardan

Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ومن» أي لا «يقنَِط» بكسر النون وفتحها «من رحمة ربه إلا الضالون» الكافرون.

15:57 📚 1
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
قَالَ
dedi
فَمَا
nedir?
خَطْبُكُمْ
işiniz
أَيُّهَا
Ey
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Elmalılı Hamdi YazırEy elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فما خطبكم» شأنكم «أيها المرسلون».

15:58
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّآ
şüphesiz biz
أُرْسِلْنَآ
gönderildik
إِلَىٰ
bir kavme
قَوْمٍۢ
a people
مُّجْرِمِينَ
suç işleyen

Elmalılı Hamdi YazırMelekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا إنا أرسلنا إلى قوم مجرمين» كافرين أي لوط لإهلاكهم.

15:59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ
إِلَّآ
yalnız hariç
ءَالَ
ailesi
لُوطٍ
Lut
إِنَّا
elbette biz
لَمُنَجُّوهُمْ
onları kurtaracağız
أَجْمَعِينَ
hepsini

Elmalılı Hamdi YazırAncak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا آل لوط إنا لمنجوهم أجمعين» لإيمانهم.

15:60
إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ
إِلَّا
ancak hariç
ٱمْرَأَتَهُۥ
karısı
قَدَّرْنَآ ۙ
olmasını uygun gördük
إِنَّهَا
onun
لَمِنَ
geri kalanlardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remain behind

Elmalılı Hamdi YazırYalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا امرأته قدرنا إنها لمن الغابرين» الباقين في العذاب لكفرها.

15:61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
geldiklerinde
ءَالَ
ailesine
لُوطٍ
Lut
ٱلْمُرْسَلُونَ
Elçiler

Elmalılı Hamdi YazırMelek olan elçiler, Lût kavmine gelince

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما جاء آل لوط» أي لوطا «المرسلون».

15:62
قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ
قَالَ
dedi
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
قَوْمٌۭ
kimselersiniz
مُّنكَرُونَ
hiç tanınmamış

Elmalılı Hamdi YazırLût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لهم «إنكم قوم منكرون» لا أعرفكم.

15:63
قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
بَلْ
doğrusu
جِئْنَـٰكَ
biz sana getirdik
بِمَا
olduklarını
كَانُوا۟
they were
فِيهِ
hakkında
يَمْتَرُونَ
şüphe etmekte

Elmalılı Hamdi YazırElçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بل جئناك بما كانوا» أي قومك «فيه يمترون» يشكون وهو العذاب.

15:64
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
وَأَتَيْنَـٰكَ
ve sana getirdik
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
وَإِنَّا
ve biz elbette
لَصَـٰدِقُونَ
doğru söyleyenleriz

Elmalılı Hamdi YazırSana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأتيناك بالحق وإنا لصادقون» في قولنا.

15:65
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدࣱ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ
فَأَسْرِ
hemen yürüt
بِأَهْلِكَ
aileni
بِقِطْعٍۢ
bir parçasında
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ
the night
وَٱتَّبِعْ
ve git
أَدْبَـٰرَهُمْ
arkalarından
وَلَا
ardına dönüp bakmasın
يَلْتَفِتْ
let look back
مِنكُمْ
içinizden
أَحَدٌۭ
hiç kimse
وَٱمْضُوا۟
ve gidin
حَيْثُ
yere
تُؤْمَرُونَ
emredildiğiniz

Elmalılı Hamdi YazırGecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأَسْرِ بأهلك بقطع من الليل واتبع أدبارهم» امش خلفهم «ولا يلتفت منكم أحد» لئلا يرى عظيم ما ينزل بهم «وامضوا حيث تؤمرون» وهو الشام.

15:66 📚 1
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعࣱ مُّصۡبِحِينَ
وَقَضَيْنَآ
ve bildirdik
إِلَيْهِ
ona
ذَٰلِكَ
şu
ٱلْأَمْرَ
buyruğu
أَنَّ
mutlaka
دَابِرَ
arkaları
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunların
مَقْطُوعٌۭ
kesilecektir
مُّصْبِحِينَ
sabaha girerlerken

Elmalılı Hamdi YazırBiz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقضينا» أوحينا «إليه ذلك الأمر» وهو «أن دابر هؤلاء مقطوع مصبحين» حال أي يتم استئصالهم في الصباح.

15:67
وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ
وَجَآءَ
ve geldiler
أَهْلُ
halkı
ٱلْمَدِينَةِ
şehrin
يَسْتَبْشِرُونَ
sevinerek

Elmalılı Hamdi YazırŞehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجاء أهل المدينة» مدينة سدوم وهم قوم لوط لما أخبروا أن في بيت لوط مردا حسانا وهم الملائكة «يستبشرون» حال طمعا في فعل الفاحشة بهم.

15:68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ
قَالَ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
ضَيْفِى
benim konuğumdur
فَلَا
beni mahcubetmeyin
تَفْضَحُونِ
shame me

Elmalılı Hamdi YazırLût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لوط «إن هؤلاء ضيفي فلا تفضحون».

15:69
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلَا
ve
تُخْزُونِ
beni rezil etmeyin

Elmalılı Hamdi YazırAllah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا الله ولا تخزون» بقصدكم إياهم بفعل الفاحشة بهم.

15:70
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
أَوَلَمْ
seni menetmemiş miydik?
نَنْهَكَ
we forbid you
عَنِ
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the world

Elmalılı Hamdi YazırLût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا أو لم ننهك عن العالمين» عن إضافتهم.

15:71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ
قَالَ
dedi
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte
بَنَاتِىٓ
kızlarım
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
فَـٰعِلِينَ
yapacaksanız

Elmalılı Hamdi YazırLût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال هؤلاء بناتي إن كنتم فاعلين» ما تريدون من قضاء الشهوة فتزوجوهن. قال تعالى:

15:72 📚 3
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
لَعَمْرُكَ
ömrüne andolsun ki
إِنَّهُمْ
onlar
لَفِى
içinde
سَكْرَتِهِمْ
sarhoşlukları
يَعْمَهُونَ
bocalıyorlardı

Elmalılı Hamdi YazırResulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعمرك» خطاب للنبي صلى الله عليه وسلم أي وحياتك «إنهم لفي سكرتهم يعمهون» يترددون.

15:73
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ
فَأَخَذَتْهُمُ
onları yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
korkunç bir ses
مُشْرِقِينَ
güneşin doğarken

Elmalılı Hamdi YazırGüneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذتهم الصيحة» صيحة جبريل «مشرقين» وقت شروق الشمس.

15:74
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلٍ
فَجَعَلْنَا
ve getirdik
عَـٰلِيَهَا
üstünü
سَافِلَهَا
altına
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
حِجَارَةًۭ
taşlar
مِّن
çamurdan pişmiş
سِجِّيلٍ
baked clay

Elmalılı Hamdi YazırBiz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجعلنا عاليها» أي قراهم «سافلها» بأن رفعها جبريل إلى السماء وأسقطها مقلوبة إلى الأرض «وأمطرنا عليهم حجارة من سجيل» طين طبخ بالنار.

15:75
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler vardır
لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
işaretten anlayanlara

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك» المذكور «لآيات» دلالات على وحدانية الله «للمتوسمين» للناظرين المعتبرين.

15:76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلࣲ مُّقِيمٍ
وَإِنَّهَا
ve şüphesiz o
لَبِسَبِيلٍۢ
bir yol üzerinde
مُّقِيمٍ
durmaktadır

Elmalılı Hamdi YazırHem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنها» أي قرى قوم لوط «لبسبيل مقيم» طريق قريش إلى الشام لم تندرس أفلا يعتبرون بهم؟.

15:77
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
إِنَّ
elbette
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
bir ibret vardır
لِّلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية» لعبرة «للمؤمنين».

15:78
وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ
وَإِن
ve gerçekten
كَانَ
idiler
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْأَيْكَةِ
Eyke
لَظَـٰلِمِينَ
zalim kimseler

Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da gerçekten zalimlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن» مخففة أي إنه «كان أصحاب الأيكة» هي غيضة شجر بقرب مدين وهم قوم شعيب «لظالمين» بتكذيبهم شعيبا.

15:79
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏
فَٱنتَقَمْنَا
öcümüzü aldık
مِنْهُمْ
onlardan
وَإِنَّهُمَا
her ikisi de
لَبِإِمَامٍۢ
(gözler) ön(ün)dedir
مُّبِينٍۢ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırBiz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فانتقمنا منهم» بأن أهلكناهم بشدة الحر «وإنهما» أي قرى قوم لوط والأيكة «لبإمام» طريق «مبين» واضح أفلا تعتبرون بهم يا أهل مكة.

15:80
وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
كَذَّبَ
yalanladılar
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْحِجْرِ
Hicr
ٱلْمُرْسَلِينَ
peygamberleri

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد كذب أصحاب الحجر» واد بين المدينة والشام وهم ثمود «المرسلين» بتكذيبهم صالحا تكذيب لباقي الرسل لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد.

15:81
وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ
ve onlara verdik
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَكَانُوا۟
fakat idiler
عَنْهَا
onlardan
مُعْرِضِينَ
yüz çeviriyorlar

Elmalılı Hamdi YazırBiz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآتيناهم آياتنا» في الناقة «فكانوا عنها معرضين» لا يتفكرون فيها.

15:82
وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
وَكَانُوا۟
ve
يَنْحِتُونَ
yontuyorlardı
مِنَ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
بُيُوتًا
evler
ءَامِنِينَ
güvenli

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا ينحتون من الجبال بيوتا آمنين».

15:83
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ
فَأَخَذَتْهُمُ
fakat onları da yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
(o) korkunç ses
مُصْبِحِينَ
sabaha girerlerken

Elmalılı Hamdi YazırOnları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذتهم الصيحة مصبحين» وقت الصباح.

15:84
فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
فَمَآ
hiçbir şeyi savamadı
أَغْنَىٰ
availed
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırKazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما أغنى» دفع «عنهم» العذاب «ما كانوا يكسبون» من بناء الحصون وجمع الأموال.

15:85 📚 2
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
biz yaratmadık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve ne de
بَيْنَهُمَآ
bunlar arasındakileri
إِلَّا
ancak (yarattık)
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak ile
وَإِنَّ
ve mutlaka
ٱلسَّاعَةَ
o sa'at
لَـَٔاتِيَةٌۭ ۖ
gelecektir
فَٱصْفَحِ
şimdi sen hareket et
ٱلصَّفْحَ
bir hoşgörü ile
ٱلْجَمِيلَ
güzel

Elmalılı Hamdi YazırBiz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما خلقنا السماوات والأرض وما بينهما إلا بالحق وإن الساعة لآتية» لا محالة فيجازى كل أحد بعمله «فاصفح» يا محمد عن قومك «الصفح الجميل» أعرض عنهم إعراضا لا جزع فيه وهذا منسوخ بآية السيف.

15:86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
O
ٱلْخَلَّـٰقُ
yaratandır
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن ربك هو الخلاق» لكل شيء «العليم» بكل شيء.

15:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَـٰكَ
sana verdik
سَبْعًۭا
yedi
مِّنَ
ikililerden
ٱلْمَثَانِى
the oft-repeated
وَٱلْقُرْءَانَ
ve Kur'an'ı
ٱلْعَظِيمَ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد آتيناك سبعا من المثاني» قال صلى الله عليه وسلم هي الفاتحة رواه الشيخان لأنها تثنى في كل ركعة «والقرآن العظيم».

15:88 📚 12
لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ
لَا
dikme
تَمُدَّنَّ
extend
عَيْنَيْكَ
gözlerini
إِلَىٰ
verdiğimiz dünyalığa
مَا
what
مَتَّعْنَا
We have bestowed
بِهِۦٓ
onunla
أَزْوَٰجًۭا
bazı çiftlere
مِّنْهُمْ
onlardan
وَلَا
ve
تَحْزَنْ
üzülme
عَلَيْهِمْ
onlara
وَٱخْفِضْ
ve indir
جَنَاحَكَ
kanadını
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere

Elmalılı Hamdi YazırSakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا تمدّن عينيك إلى ما متعنا به أزواجا» أصنافا «منهم ولا تحزن عليهم» إن لم يؤمنوا «واخفض جناحك» ألن جانبك «للمؤمنين».

15:89 📚 3
وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ
وَقُلْ
ve de ki
إِنِّىٓ
ben ancak
أَنَا
ben
ٱلنَّذِيرُ
bir uyarıcıyım
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقل إني أنا النذير» من عذاب الله أن ينزل عليكم «المبين» البين الإنذار.

15:90 📚 1
كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ
كَمَآ
gibi
أَنزَلْنَا
indirdiğimiz
عَلَى
kısımlara ayıranlara
ٱلْمُقْتَسِمِينَ
those who divided

Elmalılı Hamdi Yazır(İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كما أنزلنا» العذاب «على المقتسمين» اليهود والنصارى.

15:91
ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلۡقُرۡءَانَ عِضِينَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
جَعَلُوا۟
ettiler
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
عِضِينَ
bölük bölük

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين جعلوا القرآن» أي كتبهم المنزلة عليهم «عضين» أجزاء، حيث آمنوا ببعض وكفروا ببعض، وقيل المراد بهم الذين اقتسموا طرق مكة يصدون الناس عن الإسلام، وقال بعضهم في القرآن سحر وبعضهم كهانة وبعضهم شعر.

15:92
فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
فَوَرَبِّكَ
Rabbin hakkı için
لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ
biz mutlaka soracağız
أَجْمَعِينَ
hepsine

Elmalılı Hamdi YazırRabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فوربك لنسألنهم أجمعين» سؤال توبيخ.

15:93 📚 7
عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Elmalılı Hamdi YazırRabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عما كانوا يعملون».

15:94
فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
فَٱصْدَعْ
açıkça söyle
بِمَا
şeyi
تُؤْمَرُ
emrolunduğun
وَأَعْرِضْ
ve aldırma
عَنِ
ortak koşanlara
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاصدع» يا محمد «بما تؤمر» به أي اجهر به وأمضه «وأعرض عن المشركين» هذا قبل الأمر بالجهاد.

15:95
إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ
إِنَّا
şüphesiz biz
كَفَيْنَـٰكَ
sana yeteriz
ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
alay edenler(e karşı)

Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا كفيناك المستهزئين» بك بإهلاكنا كلا بآفة وهم الوليد بن المغيرة والعاص بن وائل وعدي بن قيس والأسود بن المطلب والأسود بن عبد يغوث.

15:96
ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَجْعَلُونَ
edinen(ler)
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrı
ءَاخَرَ ۚ
başka
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Elmalılı Hamdi YazırOnlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يجعلون مع الله إلها آخر» صفة وقيل مبتدأ ولتضمنه معنى الشرط دخلت الفاء في خبره وهو «فسوف يعلمون» عاقبة أمرهم.

15:97 📚 5
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
نَعْلَمُ
biliyoruz (ki)
أَنَّكَ
senin
يَضِيقُ
daralıyor
صَدْرُكَ
göğsün
بِمَا
şeylere
يَقُولُونَ
onların söylediklerine

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد» للتحقيق «نعلم أنك يضيق صدرك بما يقولون» من الاستهزاء والتكذيب.

15:98
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
فَسَبِّحْ
(o halde) tesbih et
بِحَمْدِ
hamd ile
رَبِّكَ
Rabbini
وَكُن
ve ol
مِّنَ
secde edenlerden
ٱلسَّـٰجِدِينَ
those who prostrate

Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح» ملتبسا «بحمد ربك» أي قل سبحان الله وبحمده «وكن من الساجدين» المصلين.

15:99 📚 10
وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ
وَٱعْبُدْ
ve kulluk et
رَبَّكَ
Rabbine
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِيَكَ
sana gelinceye
ٱلْيَقِينُ
yakîn

Elmalılı Hamdi YazırVe sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واعبد ربك حتى يأتيك اليقين» الموت.

← Önceki Sonraki →

15. Al-Hijr Suresi | Anlam Arayışı