☪ Anlam Arayışı

15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
15:1
الٓر‌ۚ تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ
الٓر ۚ
Elif Lam Ra
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
وَقُرْءَانٍۢ
ve Kur'an'ın
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşElif lam ra. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir

15:2 📚 4
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ كَانُواْ مُسْلِمِينَ
رُّبَمَا
bir zaman gelir ki
يَوَدُّ
arzu ederler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
olsaydılar (diye)
مُسْلِمِينَ
müslüman

Süleyman AteşBir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler

Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler

15:3 📚 1
ذَرْهُمْ يَأْكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ‌ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
ذَرْهُمْ
bırak onları
يَأْكُلُوا۟
yesinler
وَيَتَمَتَّعُوا۟
ve eğlensinler
وَيُلْهِهِمُ
ve onları oyalasın
ٱلْأَمَلُ ۖ
arzu
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Süleyman AteşBırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir

Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir

15:4
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ
وَمَآ
biz yok etmedik
أَهْلَكْنَا
We destroyed
مِن
hiçbir
قَرْيَةٍ
kenti
إِلَّا
dışında
وَلَهَا
olanların
كِتَابٌۭ
bir yazısı
مَّعْلُومٌۭ
bilinen

Süleyman AteşBiz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helak ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir)

Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık

15:5
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَــْٔخِرُونَ
مَّا
ne
تَسْبِقُ
geçebilir
مِنْ
hiçbir
أُمَّةٍ
millet
أَجَلَهَا
süresini
وَمَا
ne de
يَسْتَـْٔخِرُونَ
geri kalır

Süleyman AteşHiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helak olur)

Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler

15:6 📚 1
وَقَالُواْ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
وَقَالُوا۟
dediler ki
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِى
kimse
نُزِّلَ
indirilmiş olan
عَلَيْهِ
kendisine
ٱلذِّكْرُ
Zikir (Kitap)
إِنَّكَ
sen mutlaka
لَمَجْنُونٌۭ
delisin

Süleyman AteşDediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin

Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler

15:7
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ
لَّوْ
neden
مَا
bize getirmiyorsun
تَأْتِينَا
you bring to us
بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
melekleri
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
salihlerden
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Süleyman AteşEğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene

Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin

15:8
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذًا مُّنظَرِينَ
مَا
biz indirmeyiz
نُنَزِّلُ
We send down
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ
melekleri
إِلَّا
olmaksızın
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَمَا
ve olmaz
كَانُوٓا۟
onların
إِذًۭا
o zaman da
مُّنظَرِينَ
mühletleri

Süleyman AteşBiz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler)

Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz

15:9 📚 7
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ
إِنَّا
şüphesiz
نَحْنُ
biz
نَزَّلْنَا
indirdik
ٱلذِّكْرَ
O Zikri (Kitap)ı
وَإِنَّا
ve elbette biziz
لَهُۥ
O'nun
لَحَـٰفِظُونَ
koruyucuları

Süleyman AteşO Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz

Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz

15:10
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
elçiler gönderdik
مِن
senden önceki
قَبْلِكَ
before you
فِى
içine
شِيَعِ
milletlerin
ٱلْأَوَّلِينَ
geçmiş

Süleyman AteşAndolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik

Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik

15:11 📚 1
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
وَمَا
onlara gelmezdi
يَأْتِيهِم
came to them
مِّن
hiçbir
رَّسُولٍ
elçi
إِلَّا
olmadıkları
كَانُوا۟
they did
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ediyor

Süleyman AteşOnlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler

Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi

15:12
كَذَٲلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَسْلُكُهُۥ
onu sokarız
فِى
içine
قُلُوبِ
kalbleri
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların

Süleyman Ateşİşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız

Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız

15:13
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ‌ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they believe
بِهِۦ ۖ
ona
وَقَدْ
elbette
خَلَتْ
geçtiği halde
سُنَّةُ
sünneti
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekilerin

Süleyman AteşKendilerinden öncekilerin sünneti (inkarcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar

Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir

15:14
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعْرُجُونَ
وَلَوْ
şayet
فَتَحْنَا
açsak da
عَلَيْهِم
onlara
بَابًۭا
bir kapı
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
فَظَلُّوا۟
olsalardı
فِيهِ
oraya
يَعْرُجُونَ
çıkacak

Süleyman AteşOnlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı

Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de

15:15
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَـٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
لَقَالُوٓا۟
derlerdi
إِنَّمَا
herhalde
سُكِّرَتْ
döndürüldü
أَبْصَـٰرُنَا
gözlerimiz
بَلْ
doğrusu
نَحْنُ
biz
قَوْمٌۭ
bir topluluğuz
مَّسْحُورُونَ
büyülenmiş

Süleyman AteşHerhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz, derlerdi

Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir

15:16
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَعَلْنَا
biz yaptık
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heavens
بُرُوجًۭا
burçlar
وَزَيَّنَّـٰهَا
ve onu süsledik
لِلنَّـٰظِرِينَ
bakanlar için

Süleyman AteşAndolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik

Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik

15:17
وَحَفِظْنَـٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ
وَحَفِظْنَـٰهَا
ve onu koruduk
مِن
her
كُلِّ
every
شَيْطَـٰنٍۢ
şeytandan
رَّجِيمٍ
recim (taşlanmış)

Süleyman AteşVe onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytandan koruduk

Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk

15:18
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ
إِلَّا
ancak hariçtir
مَنِ
kimse
ٱسْتَرَقَ
hırsızlığı eden
ٱلسَّمْعَ
kulak
فَأَتْبَعَهُۥ
onu kovalar
شِهَابٌۭ
bir alev
مُّبِينٌۭ
parlak

Süleyman AteşAncak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar

Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler

15:19 📚 1
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٲسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ
وَٱلْأَرْضَ
ve arzı
مَدَدْنَـٰهَا
yaydık
وَأَلْقَيْنَا
ve attık
فِيهَا
oraya
رَوَٰسِىَ
sağlam dağlar
وَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
فِيهَا
orada
مِن
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şey(den)
مَّوْزُونٍۢ
ölçülü mütenasib

Süleyman AteşArzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasib şeyler bitirdik

Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik

15:20
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَـٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٲزِقِينَ
وَجَعَلْنَا
ve var ettik
لَكُمْ
sizin için
فِيهَا
orada
مَعَـٰيِشَ
geçimlikler
وَمَن
ve canlılar için
لَّسْتُمْ
olmadığınız
لَهُۥ
onları
بِرَٰزِقِينَ
rızıklandırıcı

Süleyman AteşOrada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik

Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık

15:21 📚 1
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
وَإِن
ve yoktur
مِّن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِلَّا
sadece
عِندَنَا
bizim yanımızdadır
خَزَآئِنُهُۥ
hazineleri
وَمَا
ve
نُنَزِّلُهُۥٓ
biz indirmeyiz
إِلَّا
dışında
بِقَدَرٍۢ
bir miktar
مَّعْلُومٍۢ
bilinen

Süleyman AteşHiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz

Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz

15:22
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَـٰحَ لَوَٲقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَـٰزِنِينَ
وَأَرْسَلْنَا
ve gönderdik
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
لَوَٰقِحَ
aşılayıcı olarak
فَأَنزَلْنَا
indirdik
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ
böylece sizi suladık
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُمْ
siz
لَهُۥ
onu
بِخَـٰزِنِينَ
depolayan

Süleyman AteşRüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz

Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz

15:23
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٲرِثُونَ
وَإِنَّا
biziz
لَنَحْنُ
elbette biz
نُحْىِۦ
yaşatırız;
وَنُمِيتُ
ve öldürürüz
وَنَحْنُ
ve biziz
ٱلْوَٰرِثُونَ
gerçek varis olan

Süleyman AteşBiziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek varis olan da biziz (her faninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, daima kalan yalnız biziz)

Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz

15:24 📚 3
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَــْٔخِرِينَ
وَلَقَدْ
andolsun
عَلِمْنَا
biliriz
ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ
önce geçenleri
مِنكُمْ
sizden
وَلَقَدْ
ve elbette
عَلِمْنَا
biliriz
ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
geri kalanları da

Süleyman AteşAndolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik

Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir

15:25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ‌ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
وَإِنَّ
ve gerçekten
رَبَّكَ
Rabbindir
هُوَ
O
يَحْشُرُهُمْ ۚ
onları toplayacak olan
إِنَّهُۥ
muhakak O
حَكِيمٌ
Hakîmdir
عَلِيمٌۭ
Bilendir

Süleyman AteşGerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır bilendir

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

15:26
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
وَلَقَدْ
ve andolsun
خَلَقْنَا
biz yarattık
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı
مِن
pişmemiş çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
sounding clay
مِّنْ
cıvık balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişmiş

Süleyman AteşAndolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık

Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık

15:27
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
وَٱلْجَآنَّ
ve Cinleri
خَلَقْنَـٰهُ
yarattık
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
مِن
ateşten
نَّارِ
fire
ٱلسَّمُومِ
nüfuz eden

Süleyman AteşCinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık

Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık

15:28
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقُۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
وَإِذْ
ve bir zaman
قَالَ
demişti ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
muhakkak ben
خَـٰلِقٌۢ
yaratacağım
بَشَرًۭا
bir insan
مِّن
kupkuru çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
مِّنْ
balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişken

Süleyman AteşBir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım

Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım

15:29 📚 4
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُواْ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ
فَإِذَا
zaman
سَوَّيْتُهُۥ
onu düzenlediğim
وَنَفَخْتُ
ve üflediğimde
فِيهِ
ona
مِن
ruhumdan
رُّوحِى
My spirit
فَقَعُوا۟
hemen kapanın
لَهُۥ
ona
سَـٰجِدِينَ
secdeye

Süleyman AteşOnu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın

Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın

15:30
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
فَسَجَدَ
secde ettiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
كُلُّهُمْ
hepsi
أَجْمَعُونَ
topluca

Süleyman AteşMeleklerin hepsi topluca secde ettiler

Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti

15:31
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
إِلَّآ
yalnız
إِبْلِيسَ
İblis
أَبَىٰٓ
kabul etmedi
أَن
olmayı
يَكُونَ
be
مَعَ
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenlerle

Süleyman AteşYalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi

Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı

15:32
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰٓإِبْلِيسُ
Ey İblis
مَا
ne (oldu)
لَكَ
sana
أَلَّا
sen olmadın
تَكُونَ
you are
مَعَ
beraber
ٱلسَّـٰجِدِينَ
secde edenlerle

Süleyman Ateş(Allah): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi

Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın

15:33
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
قَالَ
dedi
لَمْ
ben edemem
أَكُن
I am not
لِّأَسْجُدَ
secde
لِبَشَرٍ
insana
خَلَقْتَهُۥ
yarattığın
مِن
bir çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
مِّنْ
bir balçıktan
حَمَإٍۢ
black mud
مَّسْنُونٍۢ
değişken

Süleyman Ateş(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi

Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim

15:34
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
قَالَ
dedi
فَٱخْرُجْ
öyleyse çık
مِنْهَا
oradan
فَإِنَّكَ
çünkü sen
رَجِيمٌۭ
kovuldun

Süleyman Ateş(Allah): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın

15:35
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
عَلَيْكَ
üzerine
ٱللَّعْنَةَ
la'net edilecektir
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلدِّينِ
ceza

Süleyman AteşTa ceza gününe kadar üzerine la'net edilecektir

Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir

15:36 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
قَالَ
dedi ki
رَبِّ
Rabbim
فَأَنظِرْنِىٓ
(bari) beni ertele
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
güne
يُبْعَثُونَ
tekrar dirilecekleri

Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi bari tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı

15:37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
قَالَ
dedi
فَإِنَّكَ
haydi sen
مِنَ
ertelenmişlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ
the ones given respite

Süleyman Ateş(Allah): "Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın

15:38
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْوَقْتِ
vaktin
ٱلْمَعْلُومِ
bilinen

Süleyman AteşO bilinen vaktin gününe kadar

Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar

15:39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
بِمَآ
ötürü
أَغْوَيْتَنِى
beni azdırmandan
لَأُزَيِّنَنَّ
andolsun (günahları) süsleyeceğim
لَهُمْ
onlara
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ
ve onları azdıracağım
أَجْمَعِينَ
hepsini

Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım

15:40 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
إِلَّا
ancak hariç
عِبَادَكَ
kulların
مِنْهُمُ
içlerinden
ٱلْمُخْلَصِينَ
ihlâslı

Süleyman AteşAncak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç. (Benim azdırmam, onları etkilemez)

Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna

15:41
قَالَ هَـٰذَا صِرَٲطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
قَالَ
buyurdu ki
هَـٰذَا
işte budur
صِرَٰطٌ
yol
عَلَىَّ
bana varan
مُسْتَقِيمٌ
dosdoğru

Süleyman Ateş(Allah) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur

15:42
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
إِنَّ
şüphesiz
عِبَادِى
benim kullarım
لَيْسَ
yoktur
لَكَ
senin
عَلَيْهِمْ
üzerinde
سُلْطَـٰنٌ
bir gücün
إِلَّا
dışında
مَنِ
kimseler
ٱتَّبَعَكَ
sana uyan
مِنَ
azgınlardan
ٱلْغَاوِينَ
the ones who go astray

Süleyman AteşBenim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)

Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur

15:43 📚 2
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ
Cehennem
لَمَوْعِدُهُمْ
onların buluşma yeridir
أَجْمَعِينَ
hepsinin

Süleyman AteşCehennem o (şeytana uya)nların hepsinin buluşma yeridir

Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir

15:44
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٲبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ
لَهَا
onun vardır
سَبْعَةُ
yedi
أَبْوَٰبٍۢ
kapısı
لِّكُلِّ
her
بَابٍۢ
kapıya
مِّنْهُمْ
onlardan
جُزْءٌۭ
bir bölüm
مَّقْسُومٌ
ayrılmıştır

Süleyman AteşOnun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır

Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır

15:45
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ
إِنَّ
muhakkak
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler
فِى
cennetlerde
جَنَّـٰتٍۢ
Gardens
وَعُيُونٍ
pınar başlarındadırlar

Süleyman Ateş(Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar

Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır

15:46
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ءَامِنِينَ
ٱدْخُلُوهَا
oraya girin
بِسَلَـٰمٍ
esenlikle
ءَامِنِينَ
güven içinde

Süleyman Ateş(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir)

Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin

15:47 📚 4
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٲنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ
وَنَزَعْنَا
çıkarıp atmışızdır
مَا
olan
فِى
göğüslerindeki
صُدُورِهِم
their breasts
مِّنْ
kini
غِلٍّ
rancor
إِخْوَٰنًا
kardeşler olarak
عَلَىٰ
üzerinde
سُرُرٍۢ
divanlar
مُّتَقَـٰبِلِينَ
karşı karşıya otururlar

Süleyman AteşOnların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler

Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar

15:48 📚 1
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
لَا
onlara dokunmaz
يَمَسُّهُمْ
will touch them
فِيهَا
orada
نَصَبٌۭ
hiçbir yorgunluk
وَمَا
ve değillerdir
هُم
onlar
مِّنْهَا
oradan
بِمُخْرَجِينَ
çıkarılacak

Süleyman AteşOrada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir

Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler

15:49
۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
۞ نَبِّئْ
haber ver
عِبَادِىٓ
kullarıma
أَنِّىٓ
şüphesiz
أَنَا
ben
ٱلْغَفُورُ
bağışlayanım
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyenim

Süleyman Ateş(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim

Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim

15:50
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
وَأَنَّ
fakat
عَذَابِى
benim azabım
هُوَ
o
ٱلْعَذَابُ
bir azabdır
ٱلْأَلِيمُ
çok acı

Süleyman AteşFakat benim azabım da çok acı bir azabdır

Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır

15:51
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٲهِيمَ
وَنَبِّئْهُمْ
onlara haber ver
عَن
konuklarından
ضَيْفِ
(the) guests
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'in

Süleyman AteşOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver

Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver

15:52
إِذْ دَخَلُواْ عَلَيْهِ فَقَالُواْ سَلَـٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
إِذْ
ne zaman ki
دَخَلُوا۟
girmdiler
عَلَيْهِ
onun yanına
فَقَالُوا۟
ve dediler
سَلَـٰمًۭا
Selam
قَالَ
dedi ki
إِنَّا
elbette biz
مِنكُمْ
sizden
وَجِلُونَ
korkuyoruz

Süleyman AteşOnun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi

Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti

15:53
قَالُواْ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ
قَالُوا۟
dediler
لَا
korkma
تَوْجَلْ
be afraid
إِنَّا
biz
نُبَشِّرُكَ
sana müjdeleriz
بِغُلَـٰمٍ
bir çocuk
عَلِيمٍۢ
bilgin

Süleyman AteşKorkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz

Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz

15:54
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
قَالَ
dedi ki
أَبَشَّرْتُمُونِى
beni mi müjdelediniz?
عَلَىٰٓ
(rağmen)
أَن
bana dokunasına
مَّسَّنِىَ
has overtaken me
ٱلْكِبَرُ
ihtiyarlık
فَبِمَ
ne tuhaf
تُبَشِّرُونَ
müjdeliyorsunuz

Süleyman AteşBana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni? dedi

Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz

15:55
قَالُواْ بَشَّرْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَـٰنِطِينَ
قَالُوا۟
dediler
بَشَّرْنَـٰكَ
sana müjdeledik
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
فَلَا
asla
تَكُن
olma
مِّنَ
umut kesenlerden
ٱلْقَـٰنِطِينَ
the despairing

Süleyman AteşSana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma! dediler. They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing

Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma

15:56 📚 3
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
قَالَ
dedi
وَمَن
kim
يَقْنَطُ
umut keser
مِن
rahmetinden
رَّحْمَةِ
(the) Mercy
رَبِّهِۦٓ
Rabbinin
إِلَّا
başka
ٱلضَّآلُّونَ
sapıklardan

Süleyman AteşSapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser? dedi

Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser

15:57 📚 1
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
قَالَ
dedi
فَمَا
nedir?
خَطْبُكُمْ
işiniz
أَيُّهَا
Ey
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Süleyman Ateş(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir

Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne

15:58
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّآ
şüphesiz biz
أُرْسِلْنَآ
gönderildik
إِلَىٰ
bir kavme
قَوْمٍۢ
a people
مُّجْرِمِينَ
suç işleyen

Süleyman AteşBiz suç işleyen bir kavme gönderildik, dediler

Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik

15:59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
إِلَّآ
yalnız hariç
ءَالَ
ailesi
لُوطٍ
Lut
إِنَّا
elbette biz
لَمُنَجُّوهُمْ
onları kurtaracağız
أَجْمَعِينَ
hepsini

Süleyman AteşYalnız Lut ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız

Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız

15:60
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ‌ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ
إِلَّا
ancak hariç
ٱمْرَأَتَهُۥ
karısı
قَدَّرْنَآ ۙ
olmasını uygun gördük
إِنَّهَا
onun
لَمِنَ
geri kalanlardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remain behind

Süleyman AteşAncak karısı hariç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük

Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır

15:61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَ
geldiklerinde
ءَالَ
ailesine
لُوطٍ
Lut
ٱلْمُرْسَلُونَ
Elçiler

Süleyman AteşElçiler Lut ailesine geldiklerinde

Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde

15:62
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
قَالَ
dedi
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
قَوْمٌۭ
kimselersiniz
مُّنكَرُونَ
hiç tanınmamış

Süleyman Ateş(Lut): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi

Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz

15:63
قَالُواْ بَلْ جِئْنَـٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمْتَرُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
بَلْ
doğrusu
جِئْنَـٰكَ
biz sana getirdik
بِمَا
olduklarını
كَانُوا۟
they were
فِيهِ
hakkında
يَمْتَرُونَ
şüphe etmekte

Süleyman AteşDediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azabı)nı sana getirdik

Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik

15:64
وَأَتَيْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ
وَأَتَيْنَـٰكَ
ve sana getirdik
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
وَإِنَّا
ve biz elbette
لَصَـٰدِقُونَ
doğru söyleyenleriz

Süleyman AteşSana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz

Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz

15:65
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَـٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُواْ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
فَأَسْرِ
hemen yürüt
بِأَهْلِكَ
aileni
بِقِطْعٍۢ
bir parçasında
مِّنَ
gecenin
ٱلَّيْلِ
the night
وَٱتَّبِعْ
ve git
أَدْبَـٰرَهُمْ
arkalarından
وَلَا
ardına dönüp bakmasın
يَلْتَفِتْ
let look back
مِنكُمْ
içinizden
أَحَدٌۭ
hiç kimse
وَٱمْضُوا۟
ve gidin
حَيْثُ
yere
تُؤْمَرُونَ
emredildiğiniz

Süleyman AteşHemen gecenin bir parçasında aileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin

Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin

15:66 📚 1
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٲلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
وَقَضَيْنَآ
ve bildirdik
إِلَيْهِ
ona
ذَٰلِكَ
şu
ٱلْأَمْرَ
buyruğu
أَنَّ
mutlaka
دَابِرَ
arkaları
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunların
مَقْطُوعٌۭ
kesilecektir
مُّصْبِحِينَ
sabaha girerlerken

Süleyman AteşOna: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik

Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir

15:67
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
وَجَآءَ
ve geldiler
أَهْلُ
halkı
ٱلْمَدِينَةِ
şehrin
يَسْتَبْشِرُونَ
sevinerek

Süleyman Ateş(Lut kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler

Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi

15:68
قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
قَالَ
dedi
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
ضَيْفِى
benim konuğumdur
فَلَا
beni mahcubetmeyin
تَفْضَحُونِ
shame me

Süleyman Ateş(Lut onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin

Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi

15:69
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
وَلَا
ve
تُخْزُونِ
beni rezil etmeyin

Süleyman Ateş(Ne olur), Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin

Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin

15:70
قَالُوٓاْ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
أَوَلَمْ
seni menetmemiş miydik?
نَنْهَكَ
we forbid you
عَنِ
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the world

Süleyman AteşSeni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik? dediler

Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık

15:71
قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَـٰعِلِينَ
قَالَ
dedi
هَـٰٓؤُلَآءِ
işte
بَنَاتِىٓ
kızlarım
إِن
eğer
كُنتُمْ
siz
فَـٰعِلِينَ
yapacaksanız

Süleyman AteşEğer yapacaksanız, işte kızlarım. dedi

Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım

15:72 📚 3
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
لَعَمْرُكَ
ömrüne andolsun ki
إِنَّهُمْ
onlar
لَفِى
içinde
سَكْرَتِهِمْ
sarhoşlukları
يَعْمَهُونَ
bocalıyorlardı

Süleyman AteşSenin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı

Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler

15:73
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
فَأَخَذَتْهُمُ
onları yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
korkunç bir ses
مُشْرِقِينَ
güneşin doğarken

Süleyman AteşGüneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı

Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi

15:74
فَجَعَلْنَا عَـٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
فَجَعَلْنَا
ve getirdik
عَـٰلِيَهَا
üstünü
سَافِلَهَا
altına
وَأَمْطَرْنَا
ve yağdırdık
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
حِجَارَةًۭ
taşlar
مِّن
çamurdan pişmiş
سِجِّيلٍ
baked clay

Süleyman AteşO kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık

Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık

15:75
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَـٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler vardır
لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
işaretten anlayanlara

Süleyman AteşŞüphesiz bunda işaretten anlayanlara (nice) ibretler vardır

Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır

15:76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ
وَإِنَّهَا
ve şüphesiz o
لَبِسَبِيلٍۢ
bir yol üzerinde
مُّقِيمٍ
durmaktadır

Süleyman AteşVe o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır

Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır

15:77
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَأَيَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
إِنَّ
elbette
فِى
bunda
ذَٰلِكَ
that
لَـَٔايَةًۭ
bir ibret vardır
لِّلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Süleyman AteşElbette bunda inananlar için bir ibret vardır

Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır

15:78
وَإِن كَانَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَـٰلِمِينَ
وَإِن
ve gerçekten
كَانَ
idiler
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْأَيْكَةِ
Eyke
لَظَـٰلِمِينَ
zalim kimseler

Süleyman AteşGerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi

Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi

15:79
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ
فَٱنتَقَمْنَا
öcümüzü aldık
مِنْهُمْ
onlardan
وَإِنَّهُمَا
her ikisi de
لَبِإِمَامٍۢ
(gözler) ön(ün)dedir
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşOnlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hala (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır

Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir

15:80
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
كَذَّبَ
yalanladılar
أَصْحَـٰبُ
halkı
ٱلْحِجْرِ
Hicr
ٱلْمُرْسَلِينَ
peygamberleri

Süleyman AteşAndolsun Hicr halkı (Semud kavmi) de peygamberleri yalanladılar

Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı

15:81
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ءَايَـٰتِنَا فَكَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ
ve onlara verdik
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَكَانُوا۟
fakat idiler
عَنْهَا
onlardan
مُعْرِضِينَ
yüz çeviriyorlar

Süleyman AteşOnlara ayetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı

Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi

15:82
وَكَانُواْ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
وَكَانُوا۟
ve
يَنْحِتُونَ
yontuyorlardı
مِنَ
dağlardan
ٱلْجِبَالِ
the mountains
بُيُوتًا
evler
ءَامِنِينَ
güvenli

Süleyman AteşDağlardan güvenli evler yontuyorlardı

Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı

15:83
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
فَأَخَذَتْهُمُ
fakat onları da yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
(o) korkunç ses
مُصْبِحِينَ
sabaha girerlerken

Süleyman AteşSabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı

Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi

15:84
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَكْسِبُونَ
فَمَآ
hiçbir şeyi savamadı
أَغْنَىٰ
availed
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Süleyman AteşKazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı

Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi

15:85 📚 2
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ‌ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأَتِيَةٌ‌ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
biz yaratmadık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve ne de
بَيْنَهُمَآ
bunlar arasındakileri
إِلَّا
ancak (yarattık)
بِٱلْحَقِّ ۗ
hak ile
وَإِنَّ
ve mutlaka
ٱلسَّاعَةَ
o sa'at
لَـَٔاتِيَةٌۭ ۖ
gelecektir
فَٱصْفَحِ
şimdi sen hareket et
ٱلصَّفْحَ
bir hoşgörü ile
ٱلْجَمِيلَ
güzel

Süleyman AteşBiz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sa'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et

Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran

15:86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
O
ٱلْخَلَّـٰقُ
yaratandır
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Süleyman AteşYaratan, bilen ancak Rabbindir

Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir

15:87
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَـٰكَ
sana verdik
سَبْعًۭا
yedi
مِّنَ
ikililerden
ٱلْمَثَانِى
the oft-repeated
وَٱلْقُرْءَانَ
ve Kur'an'ı
ٱلْعَظِيمَ
büyük

Süleyman AteşAndolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik

Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik

15:88 📚 12
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٲجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
لَا
dikme
تَمُدَّنَّ
extend
عَيْنَيْكَ
gözlerini
إِلَىٰ
verdiğimiz dünyalığa
مَا
what
مَتَّعْنَا
We have bestowed
بِهِۦٓ
onunla
أَزْوَٰجًۭا
bazı çiftlere
مِّنْهُمْ
onlardan
وَلَا
ve
تَحْزَنْ
üzülme
عَلَيْهِمْ
onlara
وَٱخْفِضْ
ve indir
جَنَاحَكَ
kanadını
لِلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere

Süleyman AteşOnlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevazi, şefkatli davran)

Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger

15:89 📚 3
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
وَقُلْ
ve de ki
إِنِّىٓ
ben ancak
أَنَا
ben
ٱلنَّذِيرُ
bir uyarıcıyım
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Süleyman AteşVe: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de

Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım

15:90 📚 1
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
كَمَآ
gibi
أَنزَلْنَا
indirdiğimiz
عَلَى
kısımlara ayıranlara
ٱلْمُقْتَسِمِينَ
those who divided

Süleyman Ateş(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allah'ın azabı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azab indiririz)

Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi

15:91
ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
جَعَلُوا۟
ettiler
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
عِضِينَ
bölük bölük

Süleyman AteşOnlar ki Kur'an'ı bölük bölük ettiler

Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar

15:92
فَوَرَبِّكَ لَنَسْــَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
فَوَرَبِّكَ
Rabbin hakkı için
لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ
biz mutlaka soracağız
أَجْمَعِينَ
hepsine

Süleyman AteşSenin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız

Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız

15:93 📚 7
عَمَّا كَانُواْ يَعْمَلُونَ
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
they used (to)
يَعْمَلُونَ
yaptıkları

Süleyman AteşYaptıkları şeylerden

Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri

15:94
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
فَٱصْدَعْ
açıkça söyle
بِمَا
şeyi
تُؤْمَرُ
emrolunduğun
وَأَعْرِضْ
ve aldırma
عَنِ
ortak koşanlara
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Süleyman AteşSen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma

Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme

15:95
إِنَّا كَفَيْنَـٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
إِنَّا
şüphesiz biz
كَفَيْنَـٰكَ
sana yeteriz
ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
alay edenler(e karşı)

Süleyman AteşO alay edenlere karşı biz sana yeteriz

Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz

15:96
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ‌ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَجْعَلُونَ
edinen(ler)
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrı
ءَاخَرَ ۚ
başka
فَسَوْفَ
yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Süleyman AteşO, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir

Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir

15:97 📚 5
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
نَعْلَمُ
biliyoruz (ki)
أَنَّكَ
senin
يَضِيقُ
daralıyor
صَدْرُكَ
göğsün
بِمَا
şeylere
يَقُولُونَ
onların söylediklerine

Süleyman AteşAndolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz

Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz

15:98
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّـٰجِدِينَ
فَسَبِّحْ
(o halde) tesbih et
بِحَمْدِ
hamd ile
رَبِّكَ
Rabbini
وَكُن
ve ol
مِّنَ
secde edenlerden
ٱلسَّـٰجِدِينَ
those who prostrate

Süleyman AteşSen Rabbini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol

Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol

15:99 📚 10
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
وَٱعْبُدْ
ve kulluk et
رَبَّكَ
Rabbine
حَتَّىٰ
kadar
يَأْتِيَكَ
sana gelinceye
ٱلْيَقِينُ
yakîn

Süleyman AteşVe Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)

Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et

← Önceki Sonraki →

15. Al-Hijr Suresi | Anlam Arayışı