15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ
Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the Book and a clear Qur'an
Elmalılı Hamdi YazırElif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir
Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir
Saheeh InternationalPerhaps those who disbelieve will wish that they had been Muslims
Elmalılı Hamdi YazırBir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır
Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler
Saheeh InternationalLet them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know
Elmalılı Hamdi YazırOnları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir
Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city but that for it was a known decree
Elmalılı Hamdi YazırBiz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik
Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık
Saheeh InternationalNo nation will precede its term, nor will they remain thereafter
Elmalılı Hamdi YazırHiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez
Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler
Saheeh InternationalAnd they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun
Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler
Saheeh InternationalWhy do you not bring us the angels, if you should be among the truthful
Elmalılı Hamdi YazırEğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin
Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin
Saheeh InternationalWe do not send down the angels except with truth; and the disbelievers would not then be reprieved
Elmalılı Hamdi YazırBiz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez
Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz
Saheeh InternationalIndeed, it is We who sent down the Qur'an and indeed, We will be its guardian
Elmalılı Hamdi YazırHiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız
Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz
Saheeh InternationalAnd We had certainly sent [messengers] before you, [O Muhammad], among the sects of the former peoples
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik
Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik
Saheeh InternationalAnd no messenger would come to them except that they ridiculed him
Elmalılı Hamdi YazırOnlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar
Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi
Saheeh InternationalThus do We insert denial into the hearts of the criminals
Elmalılı Hamdi YazırBiz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız
Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız
Saheeh InternationalThey will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples
Elmalılı Hamdi YazırKur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir
Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir
Saheeh InternationalAnd [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend
Elmalılı Hamdi YazırOnlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar
Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de
Saheeh InternationalThey would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic
Elmalılı Hamdi YazırGözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler
Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir
Saheeh InternationalAnd We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik
Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik
Saheeh InternationalAnd We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allah]
Elmalılı Hamdi YazırVe göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk
Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk
Saheeh InternationalExcept one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder
Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler
Saheeh InternationalAnd the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik
Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik
Saheeh InternationalAnd We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers
Elmalılı Hamdi YazırOrada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık
Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık
Saheeh InternationalAnd there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known measure
Elmalılı Hamdi YazırHer şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz
Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz
Saheeh InternationalAnd We have sent the fertilizing winds and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers
Elmalılı Hamdi YazırBiz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz
Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz
Saheeh InternationalAnd indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor
Elmalılı Hamdi YazırElbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz
Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz
Saheeh InternationalAnd We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come]
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz
Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
Saheeh InternationalAnd We did certainly create man out of clay from an altered black mud
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
Saheeh InternationalAnd the jinn We created before from scorching fire
Elmalılı Hamdi YazırCinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık
Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık
Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud
Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım
Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım
Saheeh InternationalAnd when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration
Elmalılı Hamdi YazırBen, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın
Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın
Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler
Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti
Saheeh InternationalExcept Iblees, he refused to be with those who prostrated
Elmalılı Hamdi YazırYalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti
Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı
Saheeh International[Allah] said, O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun
Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın
Saheeh InternationalHe said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud
Elmalılı Hamdi Yazırİblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim
Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim
Saheeh International[Allah] said, "Then get out of it, for indeed, you are expelled
Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin
Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın
Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense
Elmalılı Hamdi YazırKıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir
Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected
Elmalılı Hamdi Yazırİblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı
Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin
Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın
Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known
Elmalılı Hamdi YazırAllah katında bilinen vaktin gününe kadar
Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar
Saheeh International[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them on earth, and I will mislead them all
Elmalılı Hamdi Yazırİblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım
Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants
Elmalılı Hamdi YazırAncak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır
Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna
Saheeh International[Allah] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight
Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur
Saheeh InternationalIndeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators
Elmalılı Hamdi YazırSana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur
Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur
Saheeh InternationalAnd indeed, Hell is the promised place for them all
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir
Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir
Saheeh InternationalIt has seven gates; for every gate is of them a portion designated
Elmalılı Hamdi YazırCehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır
Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be within gardens and springs
Elmalılı Hamdi YazırAllahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar
Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır
Saheeh International[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir
Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin
Saheeh InternationalAnd We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other
Elmalılı Hamdi YazırBiz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar
Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar
Saheeh InternationalNo fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed
Elmalılı Hamdi YazırOrada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir
Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler
Saheeh International[O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırKullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim
Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim
Saheeh InternationalAnd that it is My punishment which is the painful punishment
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere
Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır
Saheeh InternationalAnd inform them about the guests of Abraham
Elmalılı Hamdi YazırHem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver
Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver
Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you
Elmalılı Hamdi YazırHani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti
Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti
Saheeh International[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy
Elmalılı Hamdi YazırMelekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler
Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz
Saheeh InternationalHe said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz
Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz
Saheeh InternationalThey said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing
Elmalılı Hamdi YazırMelekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler
Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma
Saheeh InternationalHe said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser
Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser
Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers
Elmalılı Hamdi YazırEy elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi
Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne
Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals
Elmalılı Hamdi YazırMelekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik
Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik
Saheeh InternationalExcept the family of Lot; indeed, we will save them all
Elmalılı Hamdi YazırAncak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız
Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız
Saheeh InternationalExcept his wife." Allah decreed that she is of those who remain behind
Elmalılı Hamdi YazırYalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik
Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır
Saheeh InternationalAnd when the messengers came to the family of Lot
Elmalılı Hamdi YazırMelek olan elçiler, Lût kavmine gelince
Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, you are people unknown
Elmalılı Hamdi YazırLût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz
Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz
Saheeh InternationalThey said, "But we have come to you with that about which they were disputing
Elmalılı Hamdi YazırElçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik
Saheeh InternationalAnd we have come to you with truth, and indeed, we are truthful
Elmalılı Hamdi YazırSana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz
Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz
Saheeh InternationalSo set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded
Elmalılı Hamdi YazırGecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin
Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin
Saheeh InternationalAnd We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır
Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir
Saheeh InternationalAnd the people of the city came rejoicing
Elmalılı Hamdi YazırŞehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler
Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi
Saheeh International[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me
Elmalılı Hamdi YazırLût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin
Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi
Saheeh InternationalAnd fear Allah and do not disgrace me
Elmalılı Hamdi YazırAllah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin
Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin
Saheeh InternationalThey said, "Have we not forbidden you from [protecting] people
Elmalılı Hamdi YazırLût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik
Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık
Saheeh International[Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]
Elmalılı Hamdi YazırLût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin)
Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım
Saheeh InternationalBy your life, [O Muhammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly
Elmalılı Hamdi YazırResulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı
Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler
Saheeh InternationalSo the shriek seized them at sunrise
Elmalılı Hamdi YazırGüneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı
Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi
Saheeh InternationalAnd We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık
Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık
Saheeh InternationalIndeed in that are signs for those who discern
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır
Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır
Saheeh InternationalAnd indeed, those cities are [situated] on an established road
Elmalılı Hamdi YazırHem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır
Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for the believers
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır
Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır
Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket were [also] wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da gerçekten zalimlerdi
Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi
Saheeh InternationalSo We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway
Elmalılı Hamdi YazırBiz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir
Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir
Saheeh InternationalAnd certainly did the companions of Thamud deny the messengers
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar
Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı
Saheeh InternationalAnd We gave them Our signs, but from them they were turning away
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi
Saheeh InternationalAnd they used to carve from the mountains, houses, feeling secure
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı
Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı
Saheeh InternationalBut the shriek seized them at early morning
Elmalılı Hamdi YazırOnları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı
Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi
Saheeh InternationalSo nothing availed them [from] what they used to earn
Elmalılı Hamdi YazırKazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı
Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi
Saheeh InternationalAnd We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness
Elmalılı Hamdi YazırBiz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et
Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran
Saheeh InternationalIndeed, your Lord - He is the Knowing Creator
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir
Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir
Saheeh InternationalAnd We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik
Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik
Saheeh InternationalDo not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of the disbelievers, and do not grieve over them. And lower your wing to the believers
Elmalılı Hamdi YazırSakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir
Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger
Saheeh InternationalAnd say, "Indeed, I am the clear warner
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım
Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalJust as We had revealed [scriptures] to the separators
Elmalılı Hamdi Yazır(İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir)
Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi
Saheeh InternationalWho have made the Qur'an into portions
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler
Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar
Saheeh InternationalSo by your Lord, We will surely question them all
Elmalılı Hamdi YazırRabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz
Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız
Saheeh InternationalAbout what they used to do
Elmalılı Hamdi YazırRabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz
Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri
Saheeh InternationalThen declare what you are commanded and turn away from the polytheists
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir
Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme
Saheeh InternationalIndeed, We are sufficient for you against the mockers
Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz
Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz
Saheeh InternationalWho make [equal] with Allah another deity. But they are going to know
Elmalılı Hamdi YazırOnlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir
Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir
Saheeh InternationalAnd We already know that your breast is constrained by what they say
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor
Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz
Saheeh InternationalSo exalt [Allah] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him]
Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol
Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol
Saheeh InternationalAnd worship your Lord until there comes to you the certainty (death)
Elmalılı Hamdi YazırVe sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et
Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et