15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ
Yusuf AliL. R. These are the Ayats of Revelation,- of a Qur'an that makes things clear
Elmalılı Hamdi YazırElif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir
Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir
Yusuf AliAgain and again will those who disbelieve, wish that they had bowed (to God's will) in Islam
Elmalılı Hamdi YazırBir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır
Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler
Yusuf AliLeave them alone, to enjoy (the good things of this life) and to please themselves: let (false) hope amuse them: soon will knowledge (undeceive them)
Elmalılı Hamdi YazırOnları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir
Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir
Yusuf AliNever did We destroy a population that had not a term decreed and assigned beforehand
Elmalılı Hamdi YazırBiz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik
Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık
Yusuf AliNeither can a people anticipate its term, nor delay it
Elmalılı Hamdi YazırHiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez
Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler
Yusuf AliThey say: "O thou to whom the Message is being revealed! truly thou art mad (or possessed)
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun
Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler
Yusuf AliWhy bringest thou not angels to us if it be that thou hast the Truth
Elmalılı Hamdi YazırEğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin
Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin
Yusuf AliWe send not the angels down except for just cause: if they came (to the ungodly), behold! no respite would they have
Elmalılı Hamdi YazırBiz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez
Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz
Yusuf AliWe have, without doubt, sent down the Message; and We will assuredly guard it (from corruption)
Elmalılı Hamdi YazırHiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız
Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz
Yusuf AliWe did send apostles before thee amongst the religious sects of old
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik
Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik
Yusuf AliBut never came an apostle to them but they mocked him
Elmalılı Hamdi YazırOnlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar
Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi
Yusuf AliEven so do we let it creep into the hearts of the sinners
Elmalılı Hamdi YazırBiz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız
Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız
Yusuf AliThat they should not believe in the (Message); but the ways of the ancients have passed away
Elmalılı Hamdi YazırKur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir
Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir
Yusuf AliEven if We opened out to them a gate from heaven, and they were to continue (all day) ascending therein
Elmalılı Hamdi YazırOnlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar
Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de
Yusuf AliThey would only say: "Our eyes have been intoxicated: Nay, we have been bewitched by sorcery
Elmalılı Hamdi YazırGözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler
Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir
Yusuf AliIt is We Who have set out the zodiacal signs in the heavens, and made them fair-seeming to (all) beholders
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik
Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik
Yusuf AliAnd (moreover) We have guarded them from every evil spirit accursed
Elmalılı Hamdi YazırVe göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk
Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk
Yusuf AliBut any that gains a hearing by stealth, is pursued by a flaming fire, bright (to see)
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder
Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler
Yusuf AliAnd the earth We have spread out (like a carpet); set thereon mountains firm and immovable; and produced therein all kinds of things in due balance
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik
Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik
Yusuf AliAnd We have provided therein means of subsistence,- for you and for those for whose sustenance ye are not responsible
Elmalılı Hamdi YazırOrada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık
Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık
Yusuf AliAnd there is not a thing but its (sources and) treasures (inexhaustible) are with Us; but We only send down thereof in due and ascertainable measures
Elmalılı Hamdi YazırHer şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz
Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz
Yusuf AliAnd We send the fecundating winds, then cause the rain to descend from the sky, therewith providing you with water (in abundance), though ye are not the guardians of its stores
Elmalılı Hamdi YazırBiz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz
Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz
Yusuf AliAnd verily, it is We Who give life, and Who give death: it is We Who remain inheritors (after all else passes away)
Elmalılı Hamdi YazırElbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz
Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz
Yusuf AliTo Us are known those of you who hasten forward, and those who lag behind
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz
Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir
Yusuf AliAssuredly it is thy Lord Who will gather them together: for He is perfect in Wisdom and Knowledge
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
Yusuf AliWe created man from sounding clay, from mud moulded into shape
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
Yusuf AliAnd the Jinn race, We had created before, from the fire of a scorching wind
Elmalılı Hamdi YazırCinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık
Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık
Yusuf AliBehold! thy Lord said to the angels: "I am about to create man, from sounding clay from mud moulded into shape
Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım
Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım
Yusuf AliWhen I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him
Elmalılı Hamdi YazırBen, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın
Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın
Yusuf AliSo the angels prostrated themselves, all of them together
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler
Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti
Yusuf AliNot so Iblis: he refused to be among those who prostrated themselves
Elmalılı Hamdi YazırYalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti
Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı
Yusuf Ali(God) said: "O Iblis! what is your reason for not being among those who prostrated themselves
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun
Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın
Yusuf Ali(Iblis) said: "I am not one to prostrate myself to man, whom Thou didst create from sounding clay, from mud moulded into shape
Elmalılı Hamdi Yazırİblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim
Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim
Yusuf Ali(God) said: "Then get thee out from here; for thou art rejected, accursed
Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin
Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın
Yusuf AliAnd the curse shall be on thee till the day of Judgment
Elmalılı Hamdi YazırKıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir
Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir
Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! give me then respite till the Day the (dead) are raised
Elmalılı Hamdi Yazırİblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı
Yusuf Ali(God) said: "Respite is granted thee
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin
Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın
Yusuf AliTill the Day of the Time appointed
Elmalılı Hamdi YazırAllah katında bilinen vaktin gününe kadar
Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar
Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! because Thou hast put me in the wrong, I will make (wrong) fair-seeming to them on the earth, and I will put them all in the wrong
Elmalılı Hamdi Yazırİblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım
Yusuf AliExcept Thy servants among them, sincere and purified (by Thy Grace)
Elmalılı Hamdi YazırAncak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır
Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna
Yusuf Ali(God) said: "This (way of My sincere servants) is indeed a way that leads straight to Me
Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur
Yusuf AliFor over My servants no authority shalt thou have, except such as put themselves in the wrong and follow thee
Elmalılı Hamdi YazırSana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur
Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur
Yusuf AliAnd verily, Hell is the promised abode for them all
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir
Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir
Yusuf AliTo it are seven gates: for each of those gates is a (special) class (of sinners) assigned
Elmalılı Hamdi YazırCehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır
Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır
Yusuf AliThe righteous (will be) amid gardens and fountains (of clear-flowing water)
Elmalılı Hamdi YazırAllahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar
Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır
Yusuf Ali(Their greeting will be): "Enter ye here in peace and security
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir
Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin
Yusuf AliAnd We shall remove from their hearts any lurking sense of injury: (they will be) brothers (joyfully) facing each other on thrones (of dignity)
Elmalılı Hamdi YazırBiz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar
Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar
Yusuf AliThere no sense of fatigue shall touch them, nor shall they (ever) be asked to leave
Elmalılı Hamdi YazırOrada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir
Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler
Yusuf AliTell My servants that I am indeed the Oft-forgiving, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırKullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim
Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim
Yusuf AliAnd that My Penalty will be indeed the most grievous Penalty
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere
Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır
Yusuf AliTell them about the guests of Abraham
Elmalılı Hamdi YazırHem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver
Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver
Yusuf AliWhen they entered his presence and said, "Peace!" He said, "We feel afraid of you
Elmalılı Hamdi YazırHani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti
Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti
Yusuf AliThey said: "Fear not! We give thee glad tidings of a son endowed with wisdom
Elmalılı Hamdi YazırMelekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler
Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz
Yusuf AliHe said: "Do ye give me glad tidings that old age has seized me? Of what, then, is your good news
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz
Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz
Yusuf AliThey said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair
Elmalılı Hamdi YazırMelekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler
Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma
Yusuf AliHe said: "And who despairs of the mercy of his Lord, but such as go astray
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser
Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser
Yusuf AliAbraham said: "What then is the business on which ye (have come), O ye messengers (of God)
Elmalılı Hamdi YazırEy elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi
Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne
Yusuf AliThey said: "We have been sent to a people (deep) in sin
Elmalılı Hamdi YazırMelekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik
Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik
Yusuf AliExcepting the adherents of Lut: them we are certainly (charged) to save (from harm),- All
Elmalılı Hamdi YazırAncak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız
Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız
Yusuf AliExcept his wife, who, We have ascertained, will be among those who will lag behind
Elmalılı Hamdi YazırYalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik
Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır
Yusuf AliAt length when the messengers arrived among the adherents of Lut
Elmalılı Hamdi YazırMelek olan elçiler, Lût kavmine gelince
Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde
Yusuf AliHe said: "Ye appear to be uncommon folk
Elmalılı Hamdi YazırLût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz
Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz
Yusuf AliThey said: "Yea, we have come to thee to accomplish that of which they doubt
Elmalılı Hamdi YazırElçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik
Yusuf AliWe have brought to thee that which is inevitably due, and assuredly we tell the truth
Elmalılı Hamdi YazırSana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz
Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz
Yusuf AliThen travel by night with thy household, when a portion of the night (yet remains), and do thou bring up the rear: let no one amongst you look back, but pass on whither ye are ordered
Elmalılı Hamdi YazırGecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin
Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin
Yusuf AliAnd We made known this decree to him, that the last remnants of those (sinners) should be cut off by the morning
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır
Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir
Yusuf AliThe inhabitants of the city came in (mad) joy (at news of the young men)
Elmalılı Hamdi YazırŞehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler
Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi
Yusuf AliLut said: "These are my guests: disgrace me not
Elmalılı Hamdi YazırLût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin
Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi
Yusuf AliBut fear God, and shame me not
Elmalılı Hamdi YazırAllah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin
Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin
Yusuf AliThey said: "Did we not forbid thee (to speak) for all and sundry
Elmalılı Hamdi YazırLût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik
Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık
Yusuf AliHe said: "There are my daughters (to marry), if ye must act (so)
Elmalılı Hamdi YazırLût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin)
Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım
Yusuf AliVerily, by thy life (O Prophet), in their wild intoxication, they wander in distraction, to and fro
Elmalılı Hamdi YazırResulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı
Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler
Yusuf AliBut the (mighty) Blast overtook them before morning
Elmalılı Hamdi YazırGüneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı
Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi
Yusuf AliAnd We turned (the cities) upside down, and rained down on them brimstones hard as baked clay
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık
Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık
Yusuf AliBehold! in this are Signs for those who by tokens do understand
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır
Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır
Yusuf AliAnd the (cities were) right on the high-road
Elmalılı Hamdi YazırHem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır
Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır
Yusuf AliBehold! in this is a sign for those who believed
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır
Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır
Yusuf AliAnd the Companions of the Wood were also wrong-doers
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da gerçekten zalimlerdi
Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi
Yusuf AliSo We exacted retribution from them. They were both on an open highway, plain to see
Elmalılı Hamdi YazırBiz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir
Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir
Yusuf AliThe Companions of the Rocky Tract also rejected the apostles
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar
Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı
Yusuf AliWe sent them Our Sings, but they persisted in turning away from them
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi
Yusuf AliOut of the mountains did they hew (their) edifices, (feeling themselves) secure
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı
Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı
Yusuf AliBut the (mighty) Blast seized them of a morning
Elmalılı Hamdi YazırOnları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı
Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi
Yusuf AliAnd of no avail to them was all that they did (with such art and care)
Elmalılı Hamdi YazırKazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı
Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi
Yusuf AliWe created not the heavens, the earth, and all between them, but for just ends. And the Hour is surely coming (when this will be manifest). So overlook (any human faults) with gracious forgiveness
Elmalılı Hamdi YazırBiz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et
Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran
Yusuf AliFor verily it is thy Lord who is the Master-Creator, knowing all things
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir
Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir
Yusuf AliAnd We have bestowed upon thee the Seven Oft-repeated (verses) and the Grand Qur'an
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik
Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik
Yusuf AliStrain not thine eyes. (Wistfully) at what We have bestowed on certain classes of them, nor grieve over them: but lower thy wing (in gentleness) to the believers
Elmalılı Hamdi YazırSakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir
Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger
Yusuf AliAnd say: "I am indeed he that warneth openly and without ambiguity
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım
Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf Ali(Of just such wrath) as We sent down on those who divided (Scripture into arbitrary parts)
Elmalılı Hamdi Yazır(İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir)
Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi
Yusuf Ali(So also on such) as have made Qur'an into shreds (as they please)
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler
Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar
Yusuf AliTherefore, by the Lord, We will, of a surety, call them to account
Elmalılı Hamdi YazırRabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz
Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız
Yusuf AliFor all their deeds
Elmalılı Hamdi YazırRabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz
Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri
Yusuf AliTherefore expound openly what thou art commanded, and turn away from those who join false gods with God
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir
Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme
Yusuf AliFor sufficient are We unto thee against those who scoff
Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz
Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz
Yusuf AliThose who adopt, with God, another god: but soon will they come to know
Elmalılı Hamdi YazırOnlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir
Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir
Yusuf AliWe do indeed know how thy heart is distressed at what they say
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor
Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz
Yusuf AliBut celebrate the praises of thy Lord, and be of those who prostrate themselves in adoration
Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol
Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol
Yusuf AliAnd serve thy Lord until there come unto thee the Hour that is Certain
Elmalılı Hamdi YazırVe sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et
Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et