☪ Anlam Arayışı

15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
15:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانࣲ مُّبِينࣲ‏

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the Book and a clear Qur'an

15:2 📚 4
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ

Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır

Saheeh InternationalPerhaps those who disbelieve will wish that they had been Muslims

15:3 📚 1
ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir

Diyanet İşleri MealiBırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler

Saheeh InternationalLet them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know

15:4
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابࣱ مَّعۡلُومࣱ‏

Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık

Diyanet İşleri MealiYok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır

Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city but that for it was a known decree

15:5
مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ

Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler

Diyanet İşleri MealiHiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de

Saheeh InternationalNo nation will precede its term, nor will they remain thereafter

15:6 📚 1
وَقَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونࣱ‏

Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler

Saheeh InternationalAnd they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad

15:7
لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler

Saheeh InternationalWhy do you not bring us the angels, if you should be among the truthful

15:8
مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذࣰ ا مُّنظَرِينَ

Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz

Diyanet İşleri MealiBiz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar

Saheeh InternationalWe do not send down the angels except with truth; and the disbelievers would not then be reprieved

15:9 📚 7
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ

Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz

Saheeh InternationalIndeed, it is We who sent down the Qur'an and indeed, We will be its guardian

15:10
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik

Saheeh InternationalAnd We had certainly sent [messengers] before you, [O Muhammad], among the sects of the former peoples

15:11 📚 1
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ

Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi

Diyanet İşleri MealiOnlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı

Saheeh InternationalAnd no messenger would come to them except that they ridiculed him

15:12
كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız

Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır

Saheeh InternationalThus do We insert denial into the hearts of the criminals

15:13
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir

Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır

Saheeh InternationalThey will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples

15:14
وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ

Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de

Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler

Saheeh InternationalAnd [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend

15:15
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمࣱ مَّسۡحُورُونَ

Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir

Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler

Saheeh InternationalThey would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic

15:16
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ

Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık

Saheeh InternationalAnd We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers

15:17
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ رَّجِيمٍ

Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk

Diyanet İşleri MealiOnları, kovulmuş her şeytandan koruduk

Saheeh InternationalAnd We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allah]

15:18
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ مُّبِينࣱ‏

Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler

Diyanet İşleri MealiFakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar

Saheeh InternationalExcept one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame

15:19 📚 1
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءࣲ مَّوۡزُونࣲ‏

Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik

Diyanet İşleri MealiYeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik

Saheeh InternationalAnd the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing

15:20
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık

Diyanet İşleri MealiOrada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik

Saheeh InternationalAnd We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers

15:21 📚 1
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz

Diyanet İşleri MealiHazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz

Saheeh InternationalAnd there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known measure

15:22
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ

Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz

Diyanet İşleri MealiRüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız

Saheeh InternationalAnd We have sent the fertilizing winds and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers

15:23
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ

Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz

Diyanet İşleri MealiDoğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız

Saheeh InternationalAnd indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor

15:24 📚 3
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ

Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz

Saheeh InternationalAnd We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come]

15:25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمࣱ‏

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing

15:26
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık

Saheeh InternationalAnd We did certainly create man out of clay from an altered black mud

15:27
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ

Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık

Diyanet İşleri MealiCinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık

Saheeh InternationalAnd the jinn We created before from scorching fire

15:28
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım

Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud

15:29 📚 4
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ

Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın

Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti

Saheeh InternationalAnd when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration

15:30
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ

Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi

Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely

15:31
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi

Saheeh InternationalExcept Iblees, he refused to be with those who prostrated

15:32
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın

Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi

Saheeh International[Allah] said, O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate

15:33
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim

Diyanet İşleri MealiO: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi

Saheeh InternationalHe said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud

15:34
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın

Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi

Saheeh International[Allah] said, "Then get out of it, for indeed, you are expelled

15:35
وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ

Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir

Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi

Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense

15:36 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected

15:37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın

Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi

Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved

15:38
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ

Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar

Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi

Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known

15:39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi

Saheeh International[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them on earth, and I will mislead them all

15:40 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi

Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants

15:41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır

Saheeh International[Allah] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight

15:42
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ

Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır

Saheeh InternationalIndeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators

15:43 📚 2
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir

Diyanet İşleri MealiVe Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir

Saheeh InternationalAnd indeed, Hell is the promised place for them all

15:44
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبࣲ لِّكُلِّ بَابࣲ مِّنۡهُمۡ جُزۡءࣱ مَّقۡسُومٌ

Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır

Diyanet İşleri MealiO cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır

Saheeh InternationalIt has seven gates; for every gate is of them a portion designated

15:45
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be within gardens and springs

15:46
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ

Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin

Diyanet İşleri MealiOraya güven içinde, esenlikle girin" denilir

Saheeh International[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]

15:47 📚 4
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ

Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar

Diyanet İşleri MealiBiz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir

Saheeh InternationalAnd We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other

15:48 📚 1
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبࣱ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ

Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler

Diyanet İşleri MealiOnlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir

Saheeh InternationalNo fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed

15:49
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim

Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver

Saheeh International[O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful

15:50
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ

Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır

Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver

Saheeh InternationalAnd that it is My punishment which is the painful punishment

15:51
وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ

Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver

Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in konuklarını da anlat

Saheeh InternationalAnd inform them about the guests of Abraham

15:52
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ ا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ

Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi

Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you

15:53
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏

Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi

Saheeh International[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy

15:54
قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz

Diyanet İşleri MealiBen kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince

Saheeh InternationalHe said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform

15:55
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma

Diyanet İşleri MealiSeni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi

Saheeh InternationalThey said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing

15:56 📚 3
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ

Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser

Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir

Saheeh InternationalHe said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray

15:57 📚 1
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne

Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir

Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers

15:58
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals

15:59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

Saheeh InternationalExcept the family of Lot; indeed, we will save them all

15:60
إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ

Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

Saheeh InternationalExcept his wife." Allah decreed that she is of those who remain behind

15:61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde

Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi

Saheeh InternationalAnd when the messengers came to the family of Lot

15:62
قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ

Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz

Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi

Saheeh InternationalHe said, "Indeed, you are people unknown

15:63
قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ

Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

Saheeh InternationalThey said, "But we have come to you with that about which they were disputing

15:64
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ

Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

Saheeh InternationalAnd we have come to you with truth, and indeed, we are truthful

15:65
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدࣱ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ

Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

Saheeh InternationalSo set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded

15:66 📚 1
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعࣱ مُّصۡبِحِينَ

Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir

Diyanet İşleri MealiBöylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik

Saheeh InternationalAnd We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning

15:67
وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ

Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi

Diyanet İşleri MealiŞehir halkı, sevinerek geldiler

Saheeh InternationalAnd the people of the city came rejoicing

15:68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ

Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi

Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi

Saheeh International[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me

15:69
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ

Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin

Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi

Saheeh InternationalAnd fear Allah and do not disgrace me

15:70
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık

Diyanet İşleri MealiBiz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Have we not forbidden you from [protecting] people

15:71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ

Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım

Diyanet İşleri MealiLut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi

Saheeh International[Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]

15:72 📚 3
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ

Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler

Diyanet İşleri MealiSenin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı

Saheeh InternationalBy your life, [O Muhammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly

15:73
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ

Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi

Diyanet İşleri MealiTanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi

Saheeh InternationalSo the shriek seized them at sunrise

15:74
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلٍ

Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık

Diyanet İşleri MealiMemleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık

Saheeh InternationalAnd We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay

15:75
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ

Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır

Diyanet İşleri MealiBunda, görebilen insanlar için ibretler vardır

Saheeh InternationalIndeed in that are signs for those who discern

15:76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلࣲ مُّقِيمٍ

Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır

Diyanet İşleri MealiO şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır

Saheeh InternationalAnd indeed, those cities are [situated] on an established road

15:77
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır

Diyanet İşleri MealiBunda inananlar için ibret vardır

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for the believers

15:78
وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ

Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi

Diyanet İşleri MealiEykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi

Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket were [also] wrongdoers

15:79
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏

Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir

Diyanet İşleri MealiBunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler

Saheeh InternationalSo We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway

15:80
وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı

Saheeh InternationalAnd certainly did the companions of Thamud deny the messengers

15:81
وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ

Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi

Diyanet İşleri MealiOnlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi

Saheeh InternationalAnd We gave them Our signs, but from them they were turning away

15:82
وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ

Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı

Diyanet İşleri MealiDağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı

Saheeh InternationalAnd they used to carve from the mountains, houses, feeling secure

15:83
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ

Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi

Diyanet İşleri MealiSabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi

Saheeh InternationalBut the shriek seized them at early morning

15:84
فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ

Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi

Diyanet İşleri MealiYaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı

Saheeh InternationalSo nothing availed them [from] what they used to earn

15:85 📚 2
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ

Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran

Diyanet İşleri MealiBiz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran

Saheeh InternationalAnd We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness

15:86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ

Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir

Saheeh InternationalIndeed, your Lord - He is the Knowing Creator

15:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ

Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik

Saheeh InternationalAnd We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an

15:88 📚 12
لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ

Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger

Diyanet İşleri MealiKafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al

Saheeh InternationalDo not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of the disbelievers, and do not grieve over them. And lower your wing to the believers

15:89 📚 3
وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ

Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım

Saheeh InternationalAnd say, "Indeed, I am the clear warner

15:90 📚 1
كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ

Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

Saheeh InternationalJust as We had revealed [scriptures] to the separators

15:91
ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلۡقُرۡءَانَ عِضِينَ

Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

Saheeh InternationalWho have made the Qur'an into portions

15:92
فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

Saheeh InternationalSo by your Lord, We will surely question them all

15:93 📚 7
عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

Saheeh InternationalAbout what they used to do

15:94
فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ

Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme

Diyanet İşleri MealiArtık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme

Saheeh InternationalThen declare what you are commanded and turn away from the polytheists

15:95
إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ

Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz

Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir

Saheeh InternationalIndeed, We are sufficient for you against the mockers

15:96
ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir

Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir

Saheeh InternationalWho make [equal] with Allah another deity. But they are going to know

15:97 📚 5
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz

Saheeh InternationalAnd We already know that your breast is constrained by what they say

15:98
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol

Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et

Saheeh InternationalSo exalt [Allah] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him]

15:99 📚 10
وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ

Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et

Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et

Saheeh InternationalAnd worship your Lord until there comes to you the certainty (death)

← Önceki Sonraki →

15. Al-Hijr Suresi | Anlam Arayışı