15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ
Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir
Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the Book and a clear Qur'an
Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır
Saheeh InternationalPerhaps those who disbelieve will wish that they had been Muslims
Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler
Diyanet İşleri MealiBırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler
Saheeh InternationalLet them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know
Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir
Diyanet İşleri MealiYok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city but that for it was a known decree
Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık
Diyanet İşleri MealiHiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de
Saheeh InternationalNo nation will precede its term, nor will they remain thereafter
Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler
Saheeh InternationalAnd they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad
Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler
Saheeh InternationalWhy do you not bring us the angels, if you should be among the truthful
Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin
Diyanet İşleri MealiBiz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar
Saheeh InternationalWe do not send down the angels except with truth; and the disbelievers would not then be reprieved
Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz
Saheeh InternationalIndeed, it is We who sent down the Qur'an and indeed, We will be its guardian
Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik
Saheeh InternationalAnd We had certainly sent [messengers] before you, [O Muhammad], among the sects of the former peoples
Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik
Diyanet İşleri MealiOnlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı
Saheeh InternationalAnd no messenger would come to them except that they ridiculed him
Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi
Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır
Saheeh InternationalThus do We insert denial into the hearts of the criminals
Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız
Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır
Saheeh InternationalThey will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples
Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir
Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler
Saheeh InternationalAnd [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend
Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de
Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler
Saheeh InternationalThey would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic
Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık
Saheeh InternationalAnd We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers
Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik
Diyanet İşleri MealiOnları, kovulmuş her şeytandan koruduk
Saheeh InternationalAnd We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allah]
Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk
Diyanet İşleri MealiFakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar
Saheeh InternationalExcept one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame
Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler
Diyanet İşleri MealiYeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik
Saheeh InternationalAnd the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing
Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik
Diyanet İşleri MealiOrada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik
Saheeh InternationalAnd We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers
Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık
Diyanet İşleri MealiHazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz
Saheeh InternationalAnd there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known measure
Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz
Diyanet İşleri MealiRüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız
Saheeh InternationalAnd We have sent the fertilizing winds and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers
Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz
Diyanet İşleri MealiDoğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız
Saheeh InternationalAnd indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor
Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz
Saheeh InternationalAnd We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come]
Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık
Saheeh InternationalAnd We did certainly create man out of clay from an altered black mud
Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
Diyanet İşleri MealiCinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık
Saheeh InternationalAnd the jinn We created before from scorching fire
Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık
Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti
Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud
Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım
Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti
Saheeh InternationalAnd when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration
Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi
Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely
Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi
Saheeh InternationalExcept Iblees, he refused to be with those who prostrated
Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi
Saheeh International[Allah] said, O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate
Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın
Diyanet İşleri MealiO: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud
Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim
Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi
Saheeh International[Allah] said, "Then get out of it, for indeed, you are expelled
Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın
Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi
Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense
Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir
Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi
Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved
Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi
Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known
Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar
Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi
Saheeh International[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them on earth, and I will mislead them all
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım
Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi
Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants
Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır
Saheeh International[Allah] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır
Saheeh InternationalIndeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators
Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur
Diyanet İşleri MealiVe Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir
Saheeh InternationalAnd indeed, Hell is the promised place for them all
Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir
Diyanet İşleri MealiO cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır
Saheeh InternationalIt has seven gates; for every gate is of them a portion designated
Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır
Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be within gardens and springs
Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır
Diyanet İşleri MealiOraya güven içinde, esenlikle girin" denilir
Saheeh International[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]
Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin
Diyanet İşleri MealiBiz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir
Saheeh InternationalAnd We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other
Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar
Diyanet İşleri MealiOnlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir
Saheeh InternationalNo fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed
Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler
Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver
Saheeh International[O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful
Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim
Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver
Saheeh InternationalAnd that it is My punishment which is the painful punishment
Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır
Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in konuklarını da anlat
Saheeh InternationalAnd inform them about the guests of Abraham
Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver
Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi
Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you
Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti
Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi
Saheeh International[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy
Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz
Diyanet İşleri MealiBen kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince
Saheeh InternationalHe said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform
Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz
Diyanet İşleri MealiSeni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing
Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma
Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir
Saheeh InternationalHe said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray
Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser
Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir
Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers
Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne
Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk
Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals
Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik
Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk
Saheeh InternationalExcept the family of Lot; indeed, we will save them all
Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız
Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk
Saheeh InternationalExcept his wife." Allah decreed that she is of those who remain behind
Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır
Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi
Saheeh InternationalAnd when the messengers came to the family of Lot
Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde
Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, you are people unknown
Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz
Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler
Saheeh InternationalThey said, "But we have come to you with that about which they were disputing
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik
Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler
Saheeh InternationalAnd we have come to you with truth, and indeed, we are truthful
Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz
Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler
Saheeh InternationalSo set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded
Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin
Diyanet İşleri MealiBöylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik
Saheeh InternationalAnd We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning
Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir
Diyanet İşleri MealiŞehir halkı, sevinerek geldiler
Saheeh InternationalAnd the people of the city came rejoicing
Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi
Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi
Saheeh International[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me
Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi
Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi
Saheeh InternationalAnd fear Allah and do not disgrace me
Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin
Diyanet İşleri MealiBiz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler
Saheeh InternationalThey said, "Have we not forbidden you from [protecting] people
Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık
Diyanet İşleri MealiLut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi
Saheeh International[Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]
Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım
Diyanet İşleri MealiSenin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı
Saheeh InternationalBy your life, [O Muhammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly
Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler
Diyanet İşleri MealiTanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi
Saheeh InternationalSo the shriek seized them at sunrise
Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi
Diyanet İşleri MealiMemleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık
Saheeh InternationalAnd We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay
Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık
Diyanet İşleri MealiBunda, görebilen insanlar için ibretler vardır
Saheeh InternationalIndeed in that are signs for those who discern
Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır
Diyanet İşleri MealiO şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır
Saheeh InternationalAnd indeed, those cities are [situated] on an established road
Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır
Diyanet İşleri MealiBunda inananlar için ibret vardır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for the believers
Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır
Diyanet İşleri MealiEykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi
Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket were [also] wrongdoers
Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi
Diyanet İşleri MealiBunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler
Saheeh InternationalSo We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway
Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı
Saheeh InternationalAnd certainly did the companions of Thamud deny the messengers
Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı
Diyanet İşleri MealiOnlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi
Saheeh InternationalAnd We gave them Our signs, but from them they were turning away
Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi
Diyanet İşleri MealiDağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı
Saheeh InternationalAnd they used to carve from the mountains, houses, feeling secure
Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı
Diyanet İşleri MealiSabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi
Saheeh InternationalBut the shriek seized them at early morning
Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi
Diyanet İşleri MealiYaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı
Saheeh InternationalSo nothing availed them [from] what they used to earn
Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi
Diyanet İşleri MealiBiz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran
Saheeh InternationalAnd We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness
Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran
Diyanet İşleri MealiDoğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir
Saheeh InternationalIndeed, your Lord - He is the Knowing Creator
Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik
Saheeh InternationalAnd We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an
Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik
Diyanet İşleri MealiKafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al
Saheeh InternationalDo not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of the disbelievers, and do not grieve over them. And lower your wing to the believers
Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalAnd say, "Indeed, I am the clear warner
Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım
Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız
Saheeh InternationalJust as We had revealed [scriptures] to the separators
Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi
Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız
Saheeh InternationalWho have made the Qur'an into portions
Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar
Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız
Saheeh InternationalSo by your Lord, We will surely question them all
Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız
Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız
Saheeh InternationalAbout what they used to do
Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri
Diyanet İşleri MealiArtık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme
Saheeh InternationalThen declare what you are commanded and turn away from the polytheists
Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme
Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir
Saheeh InternationalIndeed, We are sufficient for you against the mockers
Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz
Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir
Saheeh InternationalWho make [equal] with Allah another deity. But they are going to know
Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz
Saheeh InternationalAnd We already know that your breast is constrained by what they say
Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz
Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et
Saheeh InternationalSo exalt [Allah] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him]
Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol
Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et
Saheeh InternationalAnd worship your Lord until there comes to you the certainty (death)
Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et