☪ Anlam Arayışı

15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
15:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانࣲ مُّبِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir

Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the Book and a clear Qur'an

Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الر» الله أعلم بمراده بذلك «تلك» هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «وقرآن مبين» مظهر للحق من الباطل عطف بزيادة صفة.

15:2 📚 4
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır

Saheeh InternationalPerhaps those who disbelieve will wish that they had been Muslims

Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رُبَّمَا» بالتشديد والتخفيف «يود» يتمنى «الذين كفروا» يوم القيامة إذا عاينوا حالهم وحال المسلمين «لو كانوا مسلمين» ورب للتكثير فإنه يكثر منهم تمني ذلك وقيل للتقليل فإن الأهوال تدهشهم فلا يفيقون حتى يتمنوا ذلك إلا في أحيان قليلة.

15:3 📚 1
ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Diyanet İşleri MealiBırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler

Saheeh InternationalLet them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know

Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذرهم» اترك الكفار يا محمد «يأكلوا ويتمتعوا» بدنياهم «ويلههم» يشغلهم «الأمل» بطول العمر وغيره عن الإيمان «فسوف يعلمون» عاقبة أمرهم وهذا قبل الأمر بالقتال.

15:4
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابࣱ مَّعۡلُومࣱ‏

Diyanet İşleri MealiYok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır

Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city but that for it was a known decree

Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أهلكنا من» زائدة «قرية» أريد أهلها «إلا ولها كتاب» أجل «معلوم» محدود لإهلاكها.

15:5
مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ

Diyanet İşleri MealiHiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de

Saheeh InternationalNo nation will precede its term, nor will they remain thereafter

Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما تسبق من» زائدة «أمة أجلها وما يستأخرون» يتأخرون عنه.

15:6 📚 1
وَقَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونࣱ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler

Saheeh InternationalAnd they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad

Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا» أي كفار مكة للنبي صلى الله عليه وسلم «يا أيها الذي نُزّل عليه الذكر» القرآن في زعمه «إنك لمجنون».

15:7
لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler

Saheeh InternationalWhy do you not bring us the angels, if you should be among the truthful

Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو ما» هلا «تأتينا بالملائكة إن كنت من الصادقين» في قولك إنك نبي وإن هذا القرآن من عند الله.

15:8
مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذࣰ ا مُّنظَرِينَ

Diyanet İşleri MealiBiz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar

Saheeh InternationalWe do not send down the angels except with truth; and the disbelievers would not then be reprieved

Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى «ما تَنَزَّلُ» فيه حذف إحدى التاءين «الملائكة إلا بالحق» بالعذاب «وما كانوا إذاً» أي حين نزول الملائكة بالعذاب «منظرين» مؤخرين.

15:9 📚 7
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz

Saheeh InternationalIndeed, it is We who sent down the Qur'an and indeed, We will be its guardian

Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا نحن» تأكيد لاسم إن أو فصل «نزلنا الذكر» القرآن «وإنا له لحافظون» من التبديل والتحريف والزيادة والنقص.

15:10
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik

Saheeh InternationalAnd We had certainly sent [messengers] before you, [O Muhammad], among the sects of the former peoples

Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أرسلنا من قبلك» رسلا «في شيع» فرق «الأولين».

15:11 📚 1
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı

Saheeh InternationalAnd no messenger would come to them except that they ridiculed him

Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما» كان «يأتيهم من رسول إلا كانوا به يستهزئون» كاستهزاء قومك بك وهذا تسلية له صلى الله عليه وسلم.

15:12
كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır

Saheeh InternationalThus do We insert denial into the hearts of the criminals

Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك نسلكه» أي مثل إدخالنا التكذيب في قلوب أولئك ندخله «في قلوب المجرمين» أي كفار مكة.

15:13
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır

Saheeh InternationalThey will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples

Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يؤمنون به» بالنبي صلى الله عليه وسلم «وقد خلت سنة الأولين» أي سنة الله فيهم من تعذيبهم بتكذيبهم أنبياءهم وهؤلاء مثلهم.

15:14
وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler

Saheeh InternationalAnd [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend

Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو فتحنا عليهم بابا من السماء فظلوا فيه» في الباب «يعرجون» يصعدون.

15:15
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمࣱ مَّسۡحُورُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler

Saheeh InternationalThey would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic

Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لقالوا إنما سُكِّرت» سدت «أبصارنا بل نحن قوم مسحورون» يخيل إلينا ذلك.

15:16
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık

Saheeh InternationalAnd We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers

Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد جعلنا في السماء بروجا» اثني عشر: الحمل والثور والجوزاء والسرطان والأسد والسنبلة والميزان والعقرب والقوس والجدي والدلو والحوت، وهي منازل الكواكب السبعة السيارة: المريخ وله الحمل والعقرب، والزهرة ولها الثور والميزان، وعطارد وله الجوزاء والسنبلة، والقمر وله السرطان، والشمس ولها الأسد، والمشتري وله القوس والحوت، وزحل له الجدي والدلو «وزيناها» بالكواكب «للناظرين».

15:17
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ رَّجِيمٍ

Diyanet İşleri MealiOnları, kovulmuş her şeytandan koruduk

Saheeh InternationalAnd We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allah]

Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحفظناها» بالشهب «من كل شيطان رجيم» مرجوم.

15:18
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ مُّبِينࣱ‏

Diyanet İşleri MealiFakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar

Saheeh InternationalExcept one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame

Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «من استرق السمع» خطفه «فأتبعه شهاب مبين» كوكب يضيء ويحرقه أو يثقبه أو يخبله.

15:19 📚 1
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءࣲ مَّوۡزُونࣲ‏

Diyanet İşleri MealiYeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik

Saheeh InternationalAnd the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing

Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والأرض مددناها» بسطناها «وألقينا فيها رواسي» جبالا ثوابت لئلا تتحرك بأهلها «وأنبتنا فيها من كل شيء موزون» معلوم مقدر.

15:20
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Diyanet İşleri MealiOrada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik

Saheeh InternationalAnd We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers

Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا لكم فيها معايش» بالياء من الثمار والحبوب «و» جعلنا لكم «من لستم له برازقين» من العبيد والدواب والأنعام فإنما يرزقهم الله.

15:21 📚 1
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Diyanet İşleri MealiHazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz

Saheeh InternationalAnd there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known measure

Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن» ما «من» زائدة «شيء إلا عندنا خزائنه» مفاتيح خزائنه «وما ننزله إلا بقدر معلوم» على حسب المصالح.

15:22
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ

Diyanet İşleri MealiRüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız

Saheeh InternationalAnd We have sent the fertilizing winds and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers

Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأرسلنا الرياح لواقح» تلقح السحاب فيمتلئ ماء «فأنزلنا من السماء» السحاب «ماء» مطرا «فأسقيناكموه وما أنتم له بخازنين» أي ليست خزائنه بأيديكم.

15:23
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız

Saheeh InternationalAnd indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor

Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنا لنحن نحي ونميت ونحن الوارثون» الباقون نرث جميع الخلق.

15:24 📚 3
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz

Saheeh InternationalAnd We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come]

Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد علمنا المستقدمين منكم» أي من تقدم من الخلق من لدن آدم «ولقد علمنا المستأخرين» المتأخرين إلى يوم القيامة.

15:25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir

Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing

Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن ربك هو يحشرهم إنه حكيم» في صنعه «عليم» بخلقه.

15:26
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık

Saheeh InternationalAnd We did certainly create man out of clay from an altered black mud

Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد خلقنا الإنسان» آدم «من صلصال» طين يابس يسمع له صلصلة إذا نقر «من حمأ» طين أسود «مسنون» متغير.

15:27
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ

Diyanet İşleri MealiCinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık

Saheeh InternationalAnd the jinn We created before from scorching fire

Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والجان» أبا الجان وهو إبليس «خلقناه من قبل» أي قبل خلق آدم «من نار السموم» هي نار لا دخان لها تنفذ من المسام.

15:28
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti

Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud

Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ قال ربك للملائكة إني خالق بشرا من صلصال من حمأ مسنون».

15:29 📚 4
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ

Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti

Saheeh InternationalAnd when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration

Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا سويته» أتممته «ونفخت» أجريت «فيه من روحي» فصار حيا وإضافة الروح إليه تشريف لآدم «فقعوا له ساجدين» سجود تحية بالانحناء.

15:30
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi

Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely

Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسجد الملائكة كلهم أجمعون» فيه تأكيدان.

15:31
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi

Saheeh InternationalExcept Iblees, he refused to be with those who prostrated

Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا إبليس» هو أبو الجن كان بين الملائكة «أبى» امتنع من «أن يكون مع الساجدين».

15:32
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi

Saheeh International[Allah] said, O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate

Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى «يا إبليس مالك» ما منعك «أ» ن «لا» زائدة «تكون مع الساجدين».

15:33
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Diyanet İşleri MealiO: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi

Saheeh InternationalHe said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud

Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال لم أكن لأسجد» لا ينبغي لي أن أسجد «لبشر خلقته من صلصال من حمأ مسنون».

15:34
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi

Saheeh International[Allah] said, "Then get out of it, for indeed, you are expelled

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فاخرج منها» أي الجنة وقيل من السماوات «فإنك رجيم» مطرود.

15:35
وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi

Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense

Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن عليك اللعنة إلى يوم الدين» الجزاء.

15:36 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال رب فأنظرني إلى يوم يبعثون» أي الناس.

15:37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ

Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi

Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved

Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فإنك من المنظرين».

15:38
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ

Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi

Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known

Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلى يوم الوقت المعلوم» وقت النفخة الأولى.

15:39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi

Saheeh International[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them on earth, and I will mislead them all

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ربّ بما أغويتني» أي بإغوائك لي والباء للقسم وجوابه «لأزيِّنَنَّ لهم في الأرض» المعاصي «ولأغوينهم أجمعين»,

15:40 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi

Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants

Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا عبادك منهم المخلصين» أي المؤمنين.

15:41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır

Saheeh International[Allah] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» تعالى «هذا صراط عليَّ مستقيم».

15:42
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır

Saheeh InternationalIndeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators

Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وهو «إن عبادي» أي المؤمنين «ليس لك عليهم سلطان» قوة «إلا» لكن «من اتبعك من الغاوين» الكافرين.

15:43 📚 2
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Diyanet İşleri MealiVe Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir

Saheeh InternationalAnd indeed, Hell is the promised place for them all

Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن جهنم لموعدهم أجمعين» أي من اتبعك معك.

15:44
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبࣲ لِّكُلِّ بَابࣲ مِّنۡهُمۡ جُزۡءࣱ مَّقۡسُومٌ

Diyanet İşleri MealiO cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır

Saheeh InternationalIt has seven gates; for every gate is of them a portion designated

Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لها سبعة أبواب» أطباق «لكل باب» منها «منهم جزء» نصيب «مقسوم».

15:45
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be within gardens and springs

Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المتقين في جنات» بساتين «وعيون» تجري فيها.

15:46
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ

Diyanet İşleri MealiOraya güven içinde, esenlikle girin" denilir

Saheeh International[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]

Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ويقال لهم «ادخلوها بسلام» أي سالمين من كل مخوّف أو مع سلام أي سلموا وادخلوا «آمنين» من كل فزع.

15:47 📚 4
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ

Diyanet İşleri MealiBiz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir

Saheeh InternationalAnd We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other

Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونزعنا ما في صدورهم من غِلِّ» حقد «إخوانا» حال منهم «على سُرر متقابلين» حال أيضا أي لا ينظر بعضهم إلى قفا بعض لدورات الأسرَّة بهم.

15:48 📚 1
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبࣱ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ

Diyanet İşleri MealiOnlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir

Saheeh InternationalNo fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed

Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يمسهم فيها نَصَبٌ» تعب «وما هم منها بمخرجين» أبدا.

15:49
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver

Saheeh International[O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful

Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نبئ» خبر يا محمد «عبادي أني أنا الغفور» للمؤمنين «الرحيم» بهم.

15:50
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ

Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver

Saheeh InternationalAnd that it is My punishment which is the painful punishment

Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن عذابي» للعصاة «هو العذاب الأليم» المؤلم.

15:51
وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ

Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in konuklarını da anlat

Saheeh InternationalAnd inform them about the guests of Abraham

Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونبئهم عن ضيف إبراهيم» وهم الملائكة اثنا عشر أو عشرة أو ثلاثة منهم جبريل.

15:52
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ ا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi

Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you

Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ دخلوا عليه فقالوا سلاما» أي هذا اللفظ «قال» إبراهيم لما عرض عليم الأكل فلم يأكلوا «إنا منكم وجلون» خائفون.

15:53
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi

Saheeh International[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy

Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا لا توجل» لا تخف «إنا» رسل ربك «نبشرك بغلام عليم» ذي علم كثير هو إسحاق كما ذكرنا في سورة هود.

15:54
قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

Diyanet İşleri MealiBen kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince

Saheeh InternationalHe said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform

Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال أبشرتموني» بالولد «على أن مسني الكبر» حال أي مع مسه إياي «فبم» فبأي شيء «تبشرون» استفهام تعجب.

15:55
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ

Diyanet İşleri MealiSeni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi

Saheeh InternationalThey said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing

Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بشرناك بالحق» بالصدق «فلا تكن من القانطين» الآيسين.

15:56 📚 3
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ

Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir

Saheeh InternationalHe said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray

Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال ومن» أي لا «يقنَِط» بكسر النون وفتحها «من رحمة ربه إلا الضالون» الكافرون.

15:57 📚 1
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir

Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers

Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال فما خطبكم» شأنكم «أيها المرسلون».

15:58
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals

Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا إنا أرسلنا إلى قوم مجرمين» كافرين أي لوط لإهلاكهم.

15:59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

Saheeh InternationalExcept the family of Lot; indeed, we will save them all

Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا آل لوط إنا لمنجوهم أجمعين» لإيمانهم.

15:60
إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

Saheeh InternationalExcept his wife." Allah decreed that she is of those who remain behind

Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا امرأته قدرنا إنها لمن الغابرين» الباقين في العذاب لكفرها.

15:61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi

Saheeh InternationalAnd when the messengers came to the family of Lot

Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما جاء آل لوط» أي لوطا «المرسلون».

15:62
قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ

Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi

Saheeh InternationalHe said, "Indeed, you are people unknown

Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لهم «إنكم قوم منكرون» لا أعرفكم.

15:63
قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

Saheeh InternationalThey said, "But we have come to you with that about which they were disputing

Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا بل جئناك بما كانوا» أي قومك «فيه يمترون» يشكون وهو العذاب.

15:64
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

Saheeh InternationalAnd we have come to you with truth, and indeed, we are truthful

Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأتيناك بالحق وإنا لصادقون» في قولنا.

15:65
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدࣱ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

Saheeh InternationalSo set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded

Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأَسْرِ بأهلك بقطع من الليل واتبع أدبارهم» امش خلفهم «ولا يلتفت منكم أحد» لئلا يرى عظيم ما ينزل بهم «وامضوا حيث تؤمرون» وهو الشام.

15:66 📚 1
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعࣱ مُّصۡبِحِينَ

Diyanet İşleri MealiBöylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik

Saheeh InternationalAnd We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning

Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقضينا» أوحينا «إليه ذلك الأمر» وهو «أن دابر هؤلاء مقطوع مصبحين» حال أي يتم استئصالهم في الصباح.

15:67
وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ

Diyanet İşleri MealiŞehir halkı, sevinerek geldiler

Saheeh InternationalAnd the people of the city came rejoicing

Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجاء أهل المدينة» مدينة سدوم وهم قوم لوط لما أخبروا أن في بيت لوط مردا حسانا وهم الملائكة «يستبشرون» حال طمعا في فعل الفاحشة بهم.

15:68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ

Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi

Saheeh International[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me

Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال» لوط «إن هؤلاء ضيفي فلا تفضحون».

15:69
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ

Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi

Saheeh InternationalAnd fear Allah and do not disgrace me

Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واتقوا الله ولا تخزون» بقصدكم إياهم بفعل الفاحشة بهم.

15:70
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri MealiBiz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler

Saheeh InternationalThey said, "Have we not forbidden you from [protecting] people

Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا أو لم ننهك عن العالمين» عن إضافتهم.

15:71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ

Diyanet İşleri MealiLut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi

Saheeh International[Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]

Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال هؤلاء بناتي إن كنتم فاعلين» ما تريدون من قضاء الشهوة فتزوجوهن. قال تعالى:

15:72 📚 3
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ

Diyanet İşleri MealiSenin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı

Saheeh InternationalBy your life, [O Muhammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly

Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لعمرك» خطاب للنبي صلى الله عليه وسلم أي وحياتك «إنهم لفي سكرتهم يعمهون» يترددون.

15:73
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ

Diyanet İşleri MealiTanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi

Saheeh InternationalSo the shriek seized them at sunrise

Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذتهم الصيحة» صيحة جبريل «مشرقين» وقت شروق الشمس.

15:74
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلٍ

Diyanet İşleri MealiMemleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık

Saheeh InternationalAnd We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay

Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجعلنا عاليها» أي قراهم «سافلها» بأن رفعها جبريل إلى السماء وأسقطها مقلوبة إلى الأرض «وأمطرنا عليهم حجارة من سجيل» طين طبخ بالنار.

15:75
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ

Diyanet İşleri MealiBunda, görebilen insanlar için ibretler vardır

Saheeh InternationalIndeed in that are signs for those who discern

Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك» المذكور «لآيات» دلالات على وحدانية الله «للمتوسمين» للناظرين المعتبرين.

15:76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلࣲ مُّقِيمٍ

Diyanet İşleri MealiO şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır

Saheeh InternationalAnd indeed, those cities are [situated] on an established road

Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنها» أي قرى قوم لوط «لبسبيل مقيم» طريق قريش إلى الشام لم تندرس أفلا يعتبرون بهم؟.

15:77
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ

Diyanet İşleri MealiBunda inananlar için ibret vardır

Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for the believers

Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن في ذلك لآية» لعبرة «للمؤمنين».

15:78
وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ

Diyanet İşleri MealiEykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi

Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket were [also] wrongdoers

Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن» مخففة أي إنه «كان أصحاب الأيكة» هي غيضة شجر بقرب مدين وهم قوم شعيب «لظالمين» بتكذيبهم شعيبا.

15:79
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiBunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler

Saheeh InternationalSo We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway

Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فانتقمنا منهم» بأن أهلكناهم بشدة الحر «وإنهما» أي قرى قوم لوط والأيكة «لبإمام» طريق «مبين» واضح أفلا تعتبرون بهم يا أهل مكة.

15:80
وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı

Saheeh InternationalAnd certainly did the companions of Thamud deny the messengers

Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد كذب أصحاب الحجر» واد بين المدينة والشام وهم ثمود «المرسلين» بتكذيبهم صالحا تكذيب لباقي الرسل لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد.

15:81
وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ

Diyanet İşleri MealiOnlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi

Saheeh InternationalAnd We gave them Our signs, but from them they were turning away

Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآتيناهم آياتنا» في الناقة «فكانوا عنها معرضين» لا يتفكرون فيها.

15:82
وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ

Diyanet İşleri MealiDağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı

Saheeh InternationalAnd they used to carve from the mountains, houses, feeling secure

Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا ينحتون من الجبال بيوتا آمنين».

15:83
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ

Diyanet İşleri MealiSabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi

Saheeh InternationalBut the shriek seized them at early morning

Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأخذتهم الصيحة مصبحين» وقت الصباح.

15:84
فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ

Diyanet İşleri MealiYaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı

Saheeh InternationalSo nothing availed them [from] what they used to earn

Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما أغنى» دفع «عنهم» العذاب «ما كانوا يكسبون» من بناء الحصون وجمع الأموال.

15:85 📚 2
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ

Diyanet İşleri MealiBiz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran

Saheeh InternationalAnd We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness

Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما خلقنا السماوات والأرض وما بينهما إلا بالحق وإن الساعة لآتية» لا محالة فيجازى كل أحد بعمله «فاصفح» يا محمد عن قومك «الصفح الجميل» أعرض عنهم إعراضا لا جزع فيه وهذا منسوخ بآية السيف.

15:86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir

Saheeh InternationalIndeed, your Lord - He is the Knowing Creator

Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن ربك هو الخلاق» لكل شيء «العليم» بكل شيء.

15:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik

Saheeh InternationalAnd We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an

Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد آتيناك سبعا من المثاني» قال صلى الله عليه وسلم هي الفاتحة رواه الشيخان لأنها تثنى في كل ركعة «والقرآن العظيم».

15:88 📚 12
لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ

Diyanet İşleri MealiKafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al

Saheeh InternationalDo not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of the disbelievers, and do not grieve over them. And lower your wing to the believers

Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا تمدّن عينيك إلى ما متعنا به أزواجا» أصنافا «منهم ولا تحزن عليهم» إن لم يؤمنوا «واخفض جناحك» ألن جانبك «للمؤمنين».

15:89 📚 3
وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım

Saheeh InternationalAnd say, "Indeed, I am the clear warner

Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقل إني أنا النذير» من عذاب الله أن ينزل عليكم «المبين» البين الإنذار.

15:90 📚 1
كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

Saheeh InternationalJust as We had revealed [scriptures] to the separators

Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كما أنزلنا» العذاب «على المقتسمين» اليهود والنصارى.

15:91
ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلۡقُرۡءَانَ عِضِينَ

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

Saheeh InternationalWho have made the Qur'an into portions

Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين جعلوا القرآن» أي كتبهم المنزلة عليهم «عضين» أجزاء، حيث آمنوا ببعض وكفروا ببعض، وقيل المراد بهم الذين اقتسموا طرق مكة يصدون الناس عن الإسلام، وقال بعضهم في القرآن سحر وبعضهم كهانة وبعضهم شعر.

15:92
فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

Saheeh InternationalSo by your Lord, We will surely question them all

Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فوربك لنسألنهم أجمعين» سؤال توبيخ.

15:93 📚 7
عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

Saheeh InternationalAbout what they used to do

Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عما كانوا يعملون».

15:94
فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ

Diyanet İşleri MealiArtık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme

Saheeh InternationalThen declare what you are commanded and turn away from the polytheists

Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاصدع» يا محمد «بما تؤمر» به أي اجهر به وأمضه «وأعرض عن المشركين» هذا قبل الأمر بالجهاد.

15:95
إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ

Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir

Saheeh InternationalIndeed, We are sufficient for you against the mockers

Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا كفيناك المستهزئين» بك بإهلاكنا كلا بآفة وهم الوليد بن المغيرة والعاص بن وائل وعدي بن قيس والأسود بن المطلب والأسود بن عبد يغوث.

15:96
ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir

Saheeh InternationalWho make [equal] with Allah another deity. But they are going to know

Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يجعلون مع الله إلها آخر» صفة وقيل مبتدأ ولتضمنه معنى الشرط دخلت الفاء في خبره وهو «فسوف يعلمون» عاقبة أمرهم.

15:97 📚 5
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz

Saheeh InternationalAnd We already know that your breast is constrained by what they say

Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد» للتحقيق «نعلم أنك يضيق صدرك بما يقولون» من الاستهزاء والتكذيب.

15:98
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et

Saheeh InternationalSo exalt [Allah] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him]

Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح» ملتبسا «بحمد ربك» أي قل سبحان الله وبحمده «وكن من الساجدين» المصلين.

15:99 📚 10
وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ

Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et

Saheeh InternationalAnd worship your Lord until there comes to you the certainty (death)

Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واعبد ربك حتى يأتيك اليقين» الموت.

← Önceki Sonraki →

15. Al-Hijr Suresi | Anlam Arayışı