15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ
Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir
Yusuf AliL. R. These are the Ayats of Revelation,- of a Qur'an that makes things clear
Süleyman AteşElif lam ra. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir
Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır
Yusuf AliAgain and again will those who disbelieve, wish that they had bowed (to God's will) in Islam
Süleyman AteşBir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler
Diyanet İşleri MealiBırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler
Yusuf AliLeave them alone, to enjoy (the good things of this life) and to please themselves: let (false) hope amuse them: soon will knowledge (undeceive them)
Süleyman AteşBırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir
Diyanet İşleri MealiYok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır
Yusuf AliNever did We destroy a population that had not a term decreed and assigned beforehand
Süleyman AteşBiz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helak ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir)
Diyanet İşleri MealiHiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de
Yusuf AliNeither can a people anticipate its term, nor delay it
Süleyman AteşHiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helak olur)
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler
Yusuf AliThey say: "O thou to whom the Message is being revealed! truly thou art mad (or possessed)
Süleyman AteşDediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin
Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler
Yusuf AliWhy bringest thou not angels to us if it be that thou hast the Truth
Süleyman AteşEğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene
Diyanet İşleri MealiBiz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar
Yusuf AliWe send not the angels down except for just cause: if they came (to the ungodly), behold! no respite would they have
Süleyman AteşBiz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler)
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz
Yusuf AliWe have, without doubt, sent down the Message; and We will assuredly guard it (from corruption)
Süleyman AteşO Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik
Yusuf AliWe did send apostles before thee amongst the religious sects of old
Süleyman AteşAndolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik
Diyanet İşleri MealiOnlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı
Yusuf AliBut never came an apostle to them but they mocked him
Süleyman AteşOnlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler
Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır
Yusuf AliEven so do we let it creep into the hearts of the sinners
Süleyman Ateşİşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız
Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır
Yusuf AliThat they should not believe in the (Message); but the ways of the ancients have passed away
Süleyman AteşKendilerinden öncekilerin sünneti (inkarcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar
Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler
Yusuf AliEven if We opened out to them a gate from heaven, and they were to continue (all day) ascending therein
Süleyman AteşOnlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı
Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler
Yusuf AliThey would only say: "Our eyes have been intoxicated: Nay, we have been bewitched by sorcery
Süleyman AteşHerhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz, derlerdi
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık
Yusuf AliIt is We Who have set out the zodiacal signs in the heavens, and made them fair-seeming to (all) beholders
Süleyman AteşAndolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik
Diyanet İşleri MealiOnları, kovulmuş her şeytandan koruduk
Yusuf AliAnd (moreover) We have guarded them from every evil spirit accursed
Süleyman AteşVe onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytandan koruduk
Diyanet İşleri MealiFakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar
Yusuf AliBut any that gains a hearing by stealth, is pursued by a flaming fire, bright (to see)
Süleyman AteşAncak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar
Diyanet İşleri MealiYeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik
Yusuf AliAnd the earth We have spread out (like a carpet); set thereon mountains firm and immovable; and produced therein all kinds of things in due balance
Süleyman AteşArzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasib şeyler bitirdik
Diyanet İşleri MealiOrada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik
Yusuf AliAnd We have provided therein means of subsistence,- for you and for those for whose sustenance ye are not responsible
Süleyman AteşOrada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik
Diyanet İşleri MealiHazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz
Yusuf AliAnd there is not a thing but its (sources and) treasures (inexhaustible) are with Us; but We only send down thereof in due and ascertainable measures
Süleyman AteşHiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz
Diyanet İşleri MealiRüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız
Yusuf AliAnd We send the fecundating winds, then cause the rain to descend from the sky, therewith providing you with water (in abundance), though ye are not the guardians of its stores
Süleyman AteşRüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz
Diyanet İşleri MealiDoğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız
Yusuf AliAnd verily, it is We Who give life, and Who give death: it is We Who remain inheritors (after all else passes away)
Süleyman AteşBiziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek varis olan da biziz (her faninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, daima kalan yalnız biziz)
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz
Yusuf AliTo Us are known those of you who hasten forward, and those who lag behind
Süleyman AteşAndolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir
Yusuf AliAssuredly it is thy Lord Who will gather them together: for He is perfect in Wisdom and Knowledge
Süleyman AteşGerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır bilendir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık
Yusuf AliWe created man from sounding clay, from mud moulded into shape
Süleyman AteşAndolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık
Diyanet İşleri MealiCinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık
Yusuf AliAnd the Jinn race, We had created before, from the fire of a scorching wind
Süleyman AteşCinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık
Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti
Yusuf AliBehold! thy Lord said to the angels: "I am about to create man, from sounding clay from mud moulded into shape
Süleyman AteşBir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım
Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti
Yusuf AliWhen I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him
Süleyman AteşOnu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi
Yusuf AliSo the angels prostrated themselves, all of them together
Süleyman AteşMeleklerin hepsi topluca secde ettiler
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi
Yusuf AliNot so Iblis: he refused to be among those who prostrated themselves
Süleyman AteşYalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi
Yusuf Ali(God) said: "O Iblis! what is your reason for not being among those who prostrated themselves
Süleyman Ateş(Allah): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi
Diyanet İşleri MealiO: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi
Yusuf Ali(Iblis) said: "I am not one to prostrate myself to man, whom Thou didst create from sounding clay, from mud moulded into shape
Süleyman Ateş(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi
Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi
Yusuf Ali(God) said: "Then get thee out from here; for thou art rejected, accursed
Süleyman Ateş(Allah): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun
Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi
Yusuf AliAnd the curse shall be on thee till the day of Judgment
Süleyman AteşTa ceza gününe kadar üzerine la'net edilecektir
Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi
Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! give me then respite till the Day the (dead) are raised
Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi bari tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi
Yusuf Ali(God) said: "Respite is granted thee
Süleyman Ateş(Allah): "Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi
Yusuf AliTill the Day of the Time appointed
Süleyman AteşO bilinen vaktin gününe kadar
Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi
Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! because Thou hast put me in the wrong, I will make (wrong) fair-seeming to them on the earth, and I will put them all in the wrong
Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım
Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi
Yusuf AliExcept Thy servants among them, sincere and purified (by Thy Grace)
Süleyman AteşAncak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç. (Benim azdırmam, onları etkilemez)
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır
Yusuf Ali(God) said: "This (way of My sincere servants) is indeed a way that leads straight to Me
Süleyman Ateş(Allah) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır
Yusuf AliFor over My servants no authority shalt thou have, except such as put themselves in the wrong and follow thee
Süleyman AteşBenim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)
Diyanet İşleri MealiVe Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir
Yusuf AliAnd verily, Hell is the promised abode for them all
Süleyman AteşCehennem o (şeytana uya)nların hepsinin buluşma yeridir
Diyanet İşleri MealiO cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır
Yusuf AliTo it are seven gates: for each of those gates is a (special) class (of sinners) assigned
Süleyman AteşOnun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır
Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar
Yusuf AliThe righteous (will be) amid gardens and fountains (of clear-flowing water)
Süleyman Ateş(Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar
Diyanet İşleri MealiOraya güven içinde, esenlikle girin" denilir
Yusuf Ali(Their greeting will be): "Enter ye here in peace and security
Süleyman Ateş(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir)
Diyanet İşleri MealiBiz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir
Yusuf AliAnd We shall remove from their hearts any lurking sense of injury: (they will be) brothers (joyfully) facing each other on thrones (of dignity)
Süleyman AteşOnların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler
Diyanet İşleri MealiOnlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir
Yusuf AliThere no sense of fatigue shall touch them, nor shall they (ever) be asked to leave
Süleyman AteşOrada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir
Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver
Yusuf AliTell My servants that I am indeed the Oft-forgiving, Most Merciful
Süleyman Ateş(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim
Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver
Yusuf AliAnd that My Penalty will be indeed the most grievous Penalty
Süleyman AteşFakat benim azabım da çok acı bir azabdır
Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in konuklarını da anlat
Yusuf AliTell them about the guests of Abraham
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver
Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi
Yusuf AliWhen they entered his presence and said, "Peace!" He said, "We feel afraid of you
Süleyman AteşOnun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi
Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi
Yusuf AliThey said: "Fear not! We give thee glad tidings of a son endowed with wisdom
Süleyman AteşKorkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz
Diyanet İşleri MealiBen kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince
Yusuf AliHe said: "Do ye give me glad tidings that old age has seized me? Of what, then, is your good news
Süleyman AteşBana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni? dedi
Diyanet İşleri MealiSeni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi
Yusuf AliThey said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair
Süleyman AteşSana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma! dediler. They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing
Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir
Yusuf AliHe said: "And who despairs of the mercy of his Lord, but such as go astray
Süleyman AteşSapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser? dedi
Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir
Yusuf AliAbraham said: "What then is the business on which ye (have come), O ye messengers (of God)
Süleyman Ateş(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir
Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk
Yusuf AliThey said: "We have been sent to a people (deep) in sin
Süleyman AteşBiz suç işleyen bir kavme gönderildik, dediler
Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk
Yusuf AliExcepting the adherents of Lut: them we are certainly (charged) to save (from harm),- All
Süleyman AteşYalnız Lut ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız
Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk
Yusuf AliExcept his wife, who, We have ascertained, will be among those who will lag behind
Süleyman AteşAncak karısı hariç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük
Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi
Yusuf AliAt length when the messengers arrived among the adherents of Lut
Süleyman AteşElçiler Lut ailesine geldiklerinde
Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi
Yusuf AliHe said: "Ye appear to be uncommon folk
Süleyman Ateş(Lut): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi
Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler
Yusuf AliThey said: "Yea, we have come to thee to accomplish that of which they doubt
Süleyman AteşDediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azabı)nı sana getirdik
Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler
Yusuf AliWe have brought to thee that which is inevitably due, and assuredly we tell the truth
Süleyman AteşSana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz
Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler
Yusuf AliThen travel by night with thy household, when a portion of the night (yet remains), and do thou bring up the rear: let no one amongst you look back, but pass on whither ye are ordered
Süleyman AteşHemen gecenin bir parçasında aileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin
Diyanet İşleri MealiBöylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik
Yusuf AliAnd We made known this decree to him, that the last remnants of those (sinners) should be cut off by the morning
Süleyman AteşOna: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik
Diyanet İşleri MealiŞehir halkı, sevinerek geldiler
Yusuf AliThe inhabitants of the city came in (mad) joy (at news of the young men)
Süleyman Ateş(Lut kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler
Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi
Yusuf AliLut said: "These are my guests: disgrace me not
Süleyman Ateş(Lut onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin
Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi
Yusuf AliBut fear God, and shame me not
Süleyman Ateş(Ne olur), Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin
Diyanet İşleri MealiBiz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler
Yusuf AliThey said: "Did we not forbid thee (to speak) for all and sundry
Süleyman AteşSeni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik? dediler
Diyanet İşleri MealiLut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi
Yusuf AliHe said: "There are my daughters (to marry), if ye must act (so)
Süleyman AteşEğer yapacaksanız, işte kızlarım. dedi
Diyanet İşleri MealiSenin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı
Yusuf AliVerily, by thy life (O Prophet), in their wild intoxication, they wander in distraction, to and fro
Süleyman AteşSenin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı
Diyanet İşleri MealiTanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi
Yusuf AliBut the (mighty) Blast overtook them before morning
Süleyman AteşGüneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı
Diyanet İşleri MealiMemleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık
Yusuf AliAnd We turned (the cities) upside down, and rained down on them brimstones hard as baked clay
Süleyman AteşO kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık
Diyanet İşleri MealiBunda, görebilen insanlar için ibretler vardır
Yusuf AliBehold! in this are Signs for those who by tokens do understand
Süleyman AteşŞüphesiz bunda işaretten anlayanlara (nice) ibretler vardır
Diyanet İşleri MealiO şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır
Yusuf AliAnd the (cities were) right on the high-road
Süleyman AteşVe o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır
Diyanet İşleri MealiBunda inananlar için ibret vardır
Yusuf AliBehold! in this is a sign for those who believed
Süleyman AteşElbette bunda inananlar için bir ibret vardır
Diyanet İşleri MealiEykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi
Yusuf AliAnd the Companions of the Wood were also wrong-doers
Süleyman AteşGerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi
Diyanet İşleri MealiBunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler
Yusuf AliSo We exacted retribution from them. They were both on an open highway, plain to see
Süleyman AteşOnlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hala (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı
Yusuf AliThe Companions of the Rocky Tract also rejected the apostles
Süleyman AteşAndolsun Hicr halkı (Semud kavmi) de peygamberleri yalanladılar
Diyanet İşleri MealiOnlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi
Yusuf AliWe sent them Our Sings, but they persisted in turning away from them
Süleyman AteşOnlara ayetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı
Diyanet İşleri MealiDağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı
Yusuf AliOut of the mountains did they hew (their) edifices, (feeling themselves) secure
Süleyman AteşDağlardan güvenli evler yontuyorlardı
Diyanet İşleri MealiSabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi
Yusuf AliBut the (mighty) Blast seized them of a morning
Süleyman AteşSabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı
Diyanet İşleri MealiYaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı
Yusuf AliAnd of no avail to them was all that they did (with such art and care)
Süleyman AteşKazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı
Diyanet İşleri MealiBiz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran
Yusuf AliWe created not the heavens, the earth, and all between them, but for just ends. And the Hour is surely coming (when this will be manifest). So overlook (any human faults) with gracious forgiveness
Süleyman AteşBiz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sa'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et
Diyanet İşleri MealiDoğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir
Yusuf AliFor verily it is thy Lord who is the Master-Creator, knowing all things
Süleyman AteşYaratan, bilen ancak Rabbindir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik
Yusuf AliAnd We have bestowed upon thee the Seven Oft-repeated (verses) and the Grand Qur'an
Süleyman AteşAndolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik
Diyanet İşleri MealiKafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al
Yusuf AliStrain not thine eyes. (Wistfully) at what We have bestowed on certain classes of them, nor grieve over them: but lower thy wing (in gentleness) to the believers
Süleyman AteşOnlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevazi, şefkatli davran)
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliAnd say: "I am indeed he that warneth openly and without ambiguity
Süleyman AteşVe: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de
Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız
Yusuf Ali(Of just such wrath) as We sent down on those who divided (Scripture into arbitrary parts)
Süleyman Ateş(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allah'ın azabı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azab indiririz)
Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız
Yusuf Ali(So also on such) as have made Qur'an into shreds (as they please)
Süleyman AteşOnlar ki Kur'an'ı bölük bölük ettiler
Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız
Yusuf AliTherefore, by the Lord, We will, of a surety, call them to account
Süleyman AteşSenin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız
Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız
Yusuf AliFor all their deeds
Süleyman AteşYaptıkları şeylerden
Diyanet İşleri MealiArtık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme
Yusuf AliTherefore expound openly what thou art commanded, and turn away from those who join false gods with God
Süleyman AteşSen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma
Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir
Yusuf AliFor sufficient are We unto thee against those who scoff
Süleyman AteşO alay edenlere karşı biz sana yeteriz
Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir
Yusuf AliThose who adopt, with God, another god: but soon will they come to know
Süleyman AteşO, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz
Yusuf AliWe do indeed know how thy heart is distressed at what they say
Süleyman AteşAndolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz
Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et
Yusuf AliBut celebrate the praises of thy Lord, and be of those who prostrate themselves in adoration
Süleyman AteşSen Rabbini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol
Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et
Yusuf AliAnd serve thy Lord until there come unto thee the Hour that is Certain
Süleyman AteşVe Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)