15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ
Elmalılı Hamdi YazırElif, Lâm, Râ. Bunlar kitabın ve apaçık bir Kur'ân'ın âyetleridir
Yusuf AliL. R. These are the Ayats of Revelation,- of a Qur'an that makes things clear
Süleyman AteşElif lam ra. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir
Elmalılı Hamdi YazırBir zaman gelecek ki inkâr edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır
Yusuf AliAgain and again will those who disbelieve, wish that they had bowed (to God's will) in Islam
Süleyman AteşBir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler
Elmalılı Hamdi YazırOnları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdir
Yusuf AliLeave them alone, to enjoy (the good things of this life) and to please themselves: let (false) hope amuse them: soon will knowledge (undeceive them)
Süleyman AteşBırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırBiz hiçbir memleketi (Allah katında) bilinen bir zamanı olmaksızın helak etmedik
Yusuf AliNever did We destroy a population that had not a term decreed and assigned beforehand
Süleyman AteşBiz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helak ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir)
Elmalılı Hamdi YazırHiçbir millet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez
Yusuf AliNeither can a people anticipate its term, nor delay it
Süleyman AteşHiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helak olur)
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Ey kendisine Kur'ân indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun
Yusuf AliThey say: "O thou to whom the Message is being revealed! truly thou art mad (or possessed)
Süleyman AteşDediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin
Elmalılı Hamdi YazırEğer peygamberlik davanda doğru kimselerdensen, bize melekleri getirmeliydin
Yusuf AliWhy bringest thou not angels to us if it be that thou hast the Truth
Süleyman AteşEğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene
Elmalılı Hamdi YazırBiz o melekleri ancak, hak ile indiririz. Ve indirildikleri vakit de onlara (kâfirlere) hiç mühlet verilmez
Yusuf AliWe send not the angels down except for just cause: if they came (to the ungodly), behold! no respite would they have
Süleyman AteşBiz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler)
Elmalılı Hamdi YazırHiç şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız
Yusuf AliWe have, without doubt, sent down the Message; and We will assuredly guard it (from corruption)
Süleyman AteşO Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun, senden önceki milletler arasında da peygamberler gönderdik
Yusuf AliWe did send apostles before thee amongst the religious sects of old
Süleyman AteşAndolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik
Elmalılı Hamdi YazırOnlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmiş olmasınlar
Yusuf AliBut never came an apostle to them but they mocked him
Süleyman AteşOnlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler
Elmalılı Hamdi YazırBiz o küfrü suçluların kalbine işte böyle sokarız
Yusuf AliEven so do we let it creep into the hearts of the sinners
Süleyman Ateşİşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız
Elmalılı Hamdi YazırKur'âna iman etmezler, halbuki öncekilerin sünneti (inanmadıkları için başlarına gelenler) gelip geçmiştir
Yusuf AliThat they should not believe in the (Message); but the ways of the ancients have passed away
Süleyman AteşKendilerinden öncekilerin sünneti (inkarcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar
Yusuf AliEven if We opened out to them a gate from heaven, and they were to continue (all day) ascending therein
Süleyman AteşOnlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı
Elmalılı Hamdi YazırGözlerimiz perdelendi, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır" derler
Yusuf AliThey would only say: "Our eyes have been intoxicated: Nay, we have been bewitched by sorcery
Süleyman AteşHerhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz, derlerdi
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık ve bakanlar için onu süsledik
Yusuf AliIt is We Who have set out the zodiacal signs in the heavens, and made them fair-seeming to (all) beholders
Süleyman AteşAndolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik
Elmalılı Hamdi YazırVe göğü taşlanan bütün şeytanlardan koruduk
Yusuf AliAnd (moreover) We have guarded them from every evil spirit accursed
Süleyman AteşVe onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytandan koruduk
Elmalılı Hamdi YazırAncak kulak hırsızlığı eden şeytan hariç, onu apaçık bir alev sütunu takip eder
Yusuf AliBut any that gains a hearing by stealth, is pursued by a flaming fire, bright (to see)
Süleyman AteşAncak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü düzgün bir şekilde yarattık ve oraya sabit dağlar yerleştirdik. Orada hikmetle ölçülmüş her şeyden bitkiler bitirdik
Yusuf AliAnd the earth We have spread out (like a carpet); set thereon mountains firm and immovable; and produced therein all kinds of things in due balance
Süleyman AteşArzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasib şeyler bitirdik
Elmalılı Hamdi YazırOrada hem sizin için, hem de sizin rızıklarını veremediğiniz kimseler için geçim yollarını yarattık
Yusuf AliAnd We have provided therein means of subsistence,- for you and for those for whose sustenance ye are not responsible
Süleyman AteşOrada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik
Elmalılı Hamdi YazırHer şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Fakat biz, onu ancak ihtiyaca göre, belli ölçülerde veririz
Yusuf AliAnd there is not a thing but its (sources and) treasures (inexhaustible) are with Us; but We only send down thereof in due and ascertainable measures
Süleyman AteşHiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz
Elmalılı Hamdi YazırBiz rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirip sizi onunla suladık. O suyu hazinelerde tutan da siz değilsiniz
Yusuf AliAnd We send the fecundating winds, then cause the rain to descend from the sky, therewith providing you with water (in abundance), though ye are not the guardians of its stores
Süleyman AteşRüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz
Elmalılı Hamdi YazırElbette biz diriltiriz ve biz öldürürüz! Ve hepsinin varisleri de biziz
Yusuf AliAnd verily, it is We Who give life, and Who give death: it is We Who remain inheritors (after all else passes away)
Süleyman AteşBiziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek varis olan da biziz (her faninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, daima kalan yalnız biziz)
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz, içinizden İslâm'da öne geçmek isteyenleri de biliriz, geri kalmak isteyenleri de biliriz
Yusuf AliTo Us are known those of you who hasten forward, and those who lag behind
Süleyman AteşAndolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin O'dur ki, onları kıyamet gününde hesaba çekmek için toplayacaktır. O, hikmet sahibidir, bilendir
Yusuf AliAssuredly it is thy Lord Who will gather them together: for He is perfect in Wisdom and Knowledge
Süleyman AteşGerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır bilendir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
Yusuf AliWe created man from sounding clay, from mud moulded into shape
Süleyman AteşAndolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık
Elmalılı Hamdi YazırCinleri de daha önce insan vücudunun gözeneklerinden geçebilen güçlü bir ateşten yarattık
Yusuf AliAnd the Jinn race, We had created before, from the fire of a scorching wind
Süleyman AteşCinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık
Elmalılı Hamdi YazırEy Peygamber! Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım
Yusuf AliBehold! thy Lord said to the angels: "I am about to create man, from sounding clay from mud moulded into shape
Süleyman AteşBir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım
Elmalılı Hamdi YazırBen, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın
Yusuf AliWhen I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him
Süleyman AteşOnu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler
Yusuf AliSo the angels prostrated themselves, all of them together
Süleyman AteşMeleklerin hepsi topluca secde ettiler
Elmalılı Hamdi YazırYalnız İblis hariç. O secde edenlerle beraber olmaktan çekinmişti
Yusuf AliNot so Iblis: he refused to be among those who prostrated themselves
Süleyman AteşYalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun
Yusuf Ali(God) said: "O Iblis! what is your reason for not being among those who prostrated themselves
Süleyman Ateş(Allah): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi
Elmalılı Hamdi Yazırİblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim
Yusuf Ali(Iblis) said: "I am not one to prostrate myself to man, whom Thou didst create from sounding clay, from mud moulded into shape
Süleyman Ateş(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi
Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin
Yusuf Ali(God) said: "Then get thee out from here; for thou art rejected, accursed
Süleyman Ateş(Allah): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun
Elmalılı Hamdi YazırKıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir
Yusuf AliAnd the curse shall be on thee till the day of Judgment
Süleyman AteşTa ceza gününe kadar üzerine la'net edilecektir
Elmalılı Hamdi Yazırİblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi
Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! give me then respite till the Day the (dead) are raised
Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi bari tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin
Yusuf Ali(God) said: "Respite is granted thee
Süleyman Ateş(Allah): "Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin
Elmalılı Hamdi YazırAllah katında bilinen vaktin gününe kadar
Yusuf AliTill the Day of the Time appointed
Süleyman AteşO bilinen vaktin gününe kadar
Elmalılı Hamdi Yazırİblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım
Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! because Thou hast put me in the wrong, I will make (wrong) fair-seeming to them on the earth, and I will put them all in the wrong
Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım
Elmalılı Hamdi YazırAncak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır
Yusuf AliExcept Thy servants among them, sincere and purified (by Thy Grace)
Süleyman AteşAncak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç. (Benim azdırmam, onları etkilemez)
Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur
Yusuf Ali(God) said: "This (way of My sincere servants) is indeed a way that leads straight to Me
Süleyman Ateş(Allah) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur
Elmalılı Hamdi YazırSana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur
Yusuf AliFor over My servants no authority shalt thou have, except such as put themselves in the wrong and follow thee
Süleyman AteşBenim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir
Yusuf AliAnd verily, Hell is the promised abode for them all
Süleyman AteşCehennem o (şeytana uya)nların hepsinin buluşma yeridir
Elmalılı Hamdi YazırCehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır
Yusuf AliTo it are seven gates: for each of those gates is a (special) class (of sinners) assigned
Süleyman AteşOnun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır
Elmalılı Hamdi YazırAllahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar
Yusuf AliThe righteous (will be) amid gardens and fountains (of clear-flowing water)
Süleyman Ateş(Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir
Yusuf Ali(Their greeting will be): "Enter ye here in peace and security
Süleyman Ateş(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir)
Elmalılı Hamdi YazırBiz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar
Yusuf AliAnd We shall remove from their hearts any lurking sense of injury: (they will be) brothers (joyfully) facing each other on thrones (of dignity)
Süleyman AteşOnların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler
Elmalılı Hamdi YazırOrada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir
Yusuf AliThere no sense of fatigue shall touch them, nor shall they (ever) be asked to leave
Süleyman AteşOrada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir
Elmalılı Hamdi YazırKullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim
Yusuf AliTell My servants that I am indeed the Oft-forgiving, Most Merciful
Süleyman Ateş(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere
Yusuf AliAnd that My Penalty will be indeed the most grievous Penalty
Süleyman AteşFakat benim azabım da çok acı bir azabdır
Elmalılı Hamdi YazırHem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver
Yusuf AliTell them about the guests of Abraham
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver
Elmalılı Hamdi YazırHani melekler, İbrahim'in yanına girdikleri zaman, "selam" demişler, İbrahim de onlara: "Biz sizden korkuyoruz" demişti
Yusuf AliWhen they entered his presence and said, "Peace!" He said, "We feel afraid of you
Süleyman AteşOnun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi
Elmalılı Hamdi YazırMelekler: "Korkma! Gerçekten biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" dediler
Yusuf AliThey said: "Fear not! We give thee glad tidings of a son endowed with wisdom
Süleyman AteşKorkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuz
Yusuf AliHe said: "Do ye give me glad tidings that old age has seized me? Of what, then, is your good news
Süleyman AteşBana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni? dedi
Elmalılı Hamdi YazırMelekler: "Seni gerçekle müjdeliyoruz. Sakın Allah'ın rahmetinden ümidini kesenlerden olma!" dediler
Yusuf AliThey said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair
Süleyman AteşSana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma! dediler. They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing
Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim dedi ki: "Rabbimin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser
Yusuf AliHe said: "And who despairs of the mercy of his Lord, but such as go astray
Süleyman AteşSapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser? dedi
Elmalılı Hamdi YazırEy elçiler! Başka ne işiniz var?" dedi
Yusuf AliAbraham said: "What then is the business on which ye (have come), O ye messengers (of God)
Süleyman Ateş(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir
Elmalılı Hamdi YazırMelekler şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavmi cezalandırmak için gönderildik
Yusuf AliThey said: "We have been sent to a people (deep) in sin
Süleyman AteşBiz suç işleyen bir kavme gönderildik, dediler
Elmalılı Hamdi YazırAncak Lût ailesi müstesnâdır. Biz, onların hepsini muhakkak kurtaracağız
Yusuf AliExcepting the adherents of Lut: them we are certainly (charged) to save (from harm),- All
Süleyman AteşYalnız Lut ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız
Elmalılı Hamdi YazırYalnız Lût'un karısı müstesnâ, çünkü onun helak edilenlerle birlikte yok edilmesini takdir ettik
Yusuf AliExcept his wife, who, We have ascertained, will be among those who will lag behind
Süleyman AteşAncak karısı hariç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük
Elmalılı Hamdi YazırMelek olan elçiler, Lût kavmine gelince
Yusuf AliAt length when the messengers arrived among the adherents of Lut
Süleyman AteşElçiler Lut ailesine geldiklerinde
Elmalılı Hamdi YazırLût dedi ki: "Doğrusu siz ürkülecek bir kavimsiniz
Yusuf AliHe said: "Ye appear to be uncommon folk
Süleyman Ateş(Lut): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi
Elmalılı Hamdi YazırElçiler dediler ki: "Bilakis biz sana onların şüphe ettiği azabı getirdik
Yusuf AliThey said: "Yea, we have come to thee to accomplish that of which they doubt
Süleyman AteşDediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azabı)nı sana getirdik
Elmalılı Hamdi YazırSana gerçeği getirdik; biz elbette doğru söylüyoruz
Yusuf AliWe have brought to thee that which is inevitably due, and assuredly we tell the truth
Süleyman AteşSana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz
Elmalılı Hamdi YazırGecenin bir bölümünde aileni yola çıkar, sen de arkalarından yürü ve sizden kimse ardına bakmasın; istenen yere gidin
Yusuf AliThen travel by night with thy household, when a portion of the night (yet remains), and do thou bring up the rear: let no one amongst you look back, but pass on whither ye are ordered
Süleyman AteşHemen gecenin bir parçasında aileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin
Elmalılı Hamdi YazırBiz, Lût'a şu kesin emri vahyettik: "Bu kâfirler sabaha çıkarken muhakkak kökleri kesilmiş olacaktır
Yusuf AliAnd We made known this decree to him, that the last remnants of those (sinners) should be cut off by the morning
Süleyman AteşOna: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik
Elmalılı Hamdi YazırŞehir halkı, insan şeklindeki güzel yüzlü melekleri görünce, onlara iğrenç işlerini yapabileceklerini düşünüp sevinerek geldiler
Yusuf AliThe inhabitants of the city came in (mad) joy (at news of the young men)
Süleyman Ateş(Lut kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler
Elmalılı Hamdi YazırLût, kavmine şöyle dedi: "Bunlar benim misafirlerimdir, beni rüsvay etmeyin
Yusuf AliLut said: "These are my guests: disgrace me not
Süleyman Ateş(Lut onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin
Elmalılı Hamdi YazırAllah'tan korkun! Beni mahcub etmeyin
Yusuf AliBut fear God, and shame me not
Süleyman Ateş(Ne olur), Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin
Elmalılı Hamdi YazırLût kavmi şöyle dedi: "Biz sana kimsenin koruyuculuğunu yapmamanı söylememiş miydik
Yusuf AliThey said: "Did we not forbid thee (to speak) for all and sundry
Süleyman AteşSeni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik? dediler
Elmalılı Hamdi YazırLût şöyle dedi: "İşte kızlarım! Düşündüğünüzü yapacaksanız (onlarla evlenin)
Yusuf AliHe said: "There are my daughters (to marry), if ye must act (so)
Süleyman AteşEğer yapacaksanız, işte kızlarım. dedi
Elmalılı Hamdi YazırResulüm! Ömrüne yemin olsun ki gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı
Yusuf AliVerily, by thy life (O Prophet), in their wild intoxication, they wander in distraction, to and fro
Süleyman AteşSenin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırGüneş doğarken o korkunç çığlık onları yakaladı
Yusuf AliBut the (mighty) Blast overtook them before morning
Süleyman AteşGüneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onların şehirlerinin üstünü altına geçirdik ve üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık
Yusuf AliAnd We turned (the cities) upside down, and rained down on them brimstones hard as baked clay
Süleyman AteşO kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten bunda, düşünen keskin anlayışlılar için ibretler vardır
Yusuf AliBehold! in this are Signs for those who by tokens do understand
Süleyman AteşŞüphesiz bunda işaretten anlayanlara (nice) ibretler vardır
Elmalılı Hamdi YazırHem o Lût kavminin bulunduğu şehir harabesi bir yol üzerinde bulunmaktadır
Yusuf AliAnd the (cities were) right on the high-road
Süleyman AteşVe o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, bunda iman edenler için bir ibret vardır
Yusuf AliBehold! in this is a sign for those who believed
Süleyman AteşElbette bunda inananlar için bir ibret vardır
Elmalılı Hamdi YazırEyke halkı da gerçekten zalimlerdi
Yusuf AliAnd the Companions of the Wood were also wrong-doers
Süleyman AteşGerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi
Elmalılı Hamdi YazırBiz Eyke halkından da intikâm aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir
Yusuf AliSo We exacted retribution from them. They were both on an open highway, plain to see
Süleyman AteşOnlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hala (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki, Hıcr halkı da peygamberleri yalanladılar
Yusuf AliThe Companions of the Rocky Tract also rejected the apostles
Süleyman AteşAndolsun Hicr halkı (Semud kavmi) de peygamberleri yalanladılar
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlar, yüz çeviriyorlardı
Yusuf AliWe sent them Our Sings, but they persisted in turning away from them
Süleyman AteşOnlara ayetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı
Yusuf AliOut of the mountains did they hew (their) edifices, (feeling themselves) secure
Süleyman AteşDağlardan güvenli evler yontuyorlardı
Elmalılı Hamdi YazırOnları da sabahleyin korkunç bir çığlık yakaladı
Yusuf AliBut the (mighty) Blast seized them of a morning
Süleyman AteşSabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı
Elmalılı Hamdi YazırKazanmakta oldukları şeyler, onlardan hiçbir zararı savmadı
Yusuf AliAnd of no avail to them was all that they did (with such art and care)
Süleyman AteşKazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı
Elmalılı Hamdi YazırBiz gökleri, yeri ve aralarındaki varlıkları ancak hak ve hikmetle yarattık ve elbette ki, kıyamet kopacaktır. (Ey Peygamber!) Şimdi sen onlara yumuşak davran ve güzel muamele et
Yusuf AliWe created not the heavens, the earth, and all between them, but for just ends. And the Hour is surely coming (when this will be manifest). So overlook (any human faults) with gracious forgiveness
Süleyman AteşBiz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sa'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Rabbin kemaliyle yaratandır ve iyi bilendir
Yusuf AliFor verily it is thy Lord who is the Master-Creator, knowing all things
Süleyman AteşYaratan, bilen ancak Rabbindir
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik
Yusuf AliAnd We have bestowed upon thee the Seven Oft-repeated (verses) and the Grand Qur'an
Süleyman AteşAndolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik
Elmalılı Hamdi YazırSakın o kâfirlerden birtakımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye (mal ve servete) heveslenip göz dikeyim deme. Onlardan dolayı üzülme. Müminlere merhamet kanatlarını indir
Yusuf AliStrain not thine eyes. (Wistfully) at what We have bestowed on certain classes of them, nor grieve over them: but lower thy wing (in gentleness) to the believers
Süleyman AteşOnlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevazi, şefkatli davran)
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliAnd say: "I am indeed he that warneth openly and without ambiguity
Süleyman AteşVe: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de
Elmalılı Hamdi Yazır(İnanmazsanız başınıza) tıpkı o taksimcilere (yahudi ve hıristiyanlara) indirdiğimiz azap gibi (bir azab inecektir)
Yusuf Ali(Of just such wrath) as We sent down on those who divided (Scripture into arbitrary parts)
Süleyman Ateş(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allah'ın azabı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azab indiririz)
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Kur'ân'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak onu kısım kısım böldüler
Yusuf Ali(So also on such) as have made Qur'an into shreds (as they please)
Süleyman AteşOnlar ki Kur'an'ı bölük bölük ettiler
Elmalılı Hamdi YazırRabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz
Yusuf AliTherefore, by the Lord, We will, of a surety, call them to account
Süleyman AteşSenin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız
Elmalılı Hamdi YazırRabbin hakkı için biz, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı hesaba çekeceğiz
Yusuf AliFor all their deeds
Süleyman AteşYaptıkları şeylerden
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir
Yusuf AliTherefore expound openly what thou art commanded, and turn away from those who join false gods with God
Süleyman AteşSen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma
Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak ki alay edenlere karşı biz sana yeteriz
Yusuf AliFor sufficient are We unto thee against those who scoff
Süleyman AteşO alay edenlere karşı biz sana yeteriz
Elmalılı Hamdi YazırOnlar Allah ile birlikte başkasını ilâh edinenlerdir. Onlar yakında bileceklerdir
Yusuf AliThose who adopt, with God, another god: but soon will they come to know
Süleyman AteşO, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biliriz ki, onların söylediklerine göğsün daralıyor
Yusuf AliWe do indeed know how thy heart is distressed at what they say
Süleyman AteşAndolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz
Elmalılı Hamdi YazırO halde Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol
Yusuf AliBut celebrate the praises of thy Lord, and be of those who prostrate themselves in adoration
Süleyman AteşSen Rabbini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol
Elmalılı Hamdi YazırVe sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et
Yusuf AliAnd serve thy Lord until there come unto thee the Hour that is Certain
Süleyman AteşVe Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)