15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ
Süleyman AteşElif lam ra. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir
Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the Book and a clear Qur'an
«الر» الله أعلم بمراده بذلك «تلك» هذه الآيات «آيات الكتاب» القرآن والإضافة بمعنى من «وقرآن مبين» مظهر للحق من الباطل عطف بزيادة صفة.
Süleyman AteşBir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler
Saheeh InternationalPerhaps those who disbelieve will wish that they had been Muslims
«رُبَّمَا» بالتشديد والتخفيف «يود» يتمنى «الذين كفروا» يوم القيامة إذا عاينوا حالهم وحال المسلمين «لو كانوا مسلمين» ورب للتكثير فإنه يكثر منهم تمني ذلك وقيل للتقليل فإن الأهوال تدهشهم فلا يفيقون حتى يتمنوا ذلك إلا في أحيان قليلة.
Süleyman AteşBırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir
Saheeh InternationalLet them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know
«ذرهم» اترك الكفار يا محمد «يأكلوا ويتمتعوا» بدنياهم «ويلههم» يشغلهم «الأمل» بطول العمر وغيره عن الإيمان «فسوف يعلمون» عاقبة أمرهم وهذا قبل الأمر بالقتال.
Süleyman AteşBiz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helak ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir)
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city but that for it was a known decree
«وما أهلكنا من» زائدة «قرية» أريد أهلها «إلا ولها كتاب» أجل «معلوم» محدود لإهلاكها.
Süleyman AteşHiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helak olur)
Saheeh InternationalNo nation will precede its term, nor will they remain thereafter
«ما تسبق من» زائدة «أمة أجلها وما يستأخرون» يتأخرون عنه.
Süleyman AteşDediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin
Saheeh InternationalAnd they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad
«وقالوا» أي كفار مكة للنبي صلى الله عليه وسلم «يا أيها الذي نُزّل عليه الذكر» القرآن في زعمه «إنك لمجنون».
Süleyman AteşEğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene
Saheeh InternationalWhy do you not bring us the angels, if you should be among the truthful
«لو ما» هلا «تأتينا بالملائكة إن كنت من الصادقين» في قولك إنك نبي وإن هذا القرآن من عند الله.
Süleyman AteşBiz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler)
Saheeh InternationalWe do not send down the angels except with truth; and the disbelievers would not then be reprieved
قال تعالى «ما تَنَزَّلُ» فيه حذف إحدى التاءين «الملائكة إلا بالحق» بالعذاب «وما كانوا إذاً» أي حين نزول الملائكة بالعذاب «منظرين» مؤخرين.
Süleyman AteşO Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz
Saheeh InternationalIndeed, it is We who sent down the Qur'an and indeed, We will be its guardian
«إنا نحن» تأكيد لاسم إن أو فصل «نزلنا الذكر» القرآن «وإنا له لحافظون» من التبديل والتحريف والزيادة والنقص.
Süleyman AteşAndolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik
Saheeh InternationalAnd We had certainly sent [messengers] before you, [O Muhammad], among the sects of the former peoples
«ولقد أرسلنا من قبلك» رسلا «في شيع» فرق «الأولين».
Süleyman AteşOnlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler
Saheeh InternationalAnd no messenger would come to them except that they ridiculed him
«وما» كان «يأتيهم من رسول إلا كانوا به يستهزئون» كاستهزاء قومك بك وهذا تسلية له صلى الله عليه وسلم.
Süleyman Ateşİşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız
Saheeh InternationalThus do We insert denial into the hearts of the criminals
«كذلك نسلكه» أي مثل إدخالنا التكذيب في قلوب أولئك ندخله «في قلوب المجرمين» أي كفار مكة.
Süleyman AteşKendilerinden öncekilerin sünneti (inkarcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar
Saheeh InternationalThey will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples
«لا يؤمنون به» بالنبي صلى الله عليه وسلم «وقد خلت سنة الأولين» أي سنة الله فيهم من تعذيبهم بتكذيبهم أنبياءهم وهؤلاء مثلهم.
Süleyman AteşOnlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı
Saheeh InternationalAnd [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend
«ولو فتحنا عليهم بابا من السماء فظلوا فيه» في الباب «يعرجون» يصعدون.
Süleyman AteşHerhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz, derlerdi
Saheeh InternationalThey would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic
«لقالوا إنما سُكِّرت» سدت «أبصارنا بل نحن قوم مسحورون» يخيل إلينا ذلك.
Süleyman AteşAndolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik
Saheeh InternationalAnd We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers
«ولقد جعلنا في السماء بروجا» اثني عشر: الحمل والثور والجوزاء والسرطان والأسد والسنبلة والميزان والعقرب والقوس والجدي والدلو والحوت، وهي منازل الكواكب السبعة السيارة: المريخ وله الحمل والعقرب، والزهرة ولها الثور والميزان، وعطارد وله الجوزاء والسنبلة، والقمر وله السرطان، والشمس ولها الأسد، والمشتري وله القوس والحوت، وزحل له الجدي والدلو «وزيناها» بالكواكب «للناظرين».
Süleyman AteşVe onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytandan koruduk
Saheeh InternationalAnd We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allah]
«وحفظناها» بالشهب «من كل شيطان رجيم» مرجوم.
Süleyman AteşAncak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar
Saheeh InternationalExcept one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame
«إلا» لكن «من استرق السمع» خطفه «فأتبعه شهاب مبين» كوكب يضيء ويحرقه أو يثقبه أو يخبله.
Süleyman AteşArzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasib şeyler bitirdik
Saheeh InternationalAnd the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing
«والأرض مددناها» بسطناها «وألقينا فيها رواسي» جبالا ثوابت لئلا تتحرك بأهلها «وأنبتنا فيها من كل شيء موزون» معلوم مقدر.
Süleyman AteşOrada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik
Saheeh InternationalAnd We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers
«وجعلنا لكم فيها معايش» بالياء من الثمار والحبوب «و» جعلنا لكم «من لستم له برازقين» من العبيد والدواب والأنعام فإنما يرزقهم الله.
Süleyman AteşHiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz
Saheeh InternationalAnd there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known measure
«وإن» ما «من» زائدة «شيء إلا عندنا خزائنه» مفاتيح خزائنه «وما ننزله إلا بقدر معلوم» على حسب المصالح.
Süleyman AteşRüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz
Saheeh InternationalAnd We have sent the fertilizing winds and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers
«وأرسلنا الرياح لواقح» تلقح السحاب فيمتلئ ماء «فأنزلنا من السماء» السحاب «ماء» مطرا «فأسقيناكموه وما أنتم له بخازنين» أي ليست خزائنه بأيديكم.
Süleyman AteşBiziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek varis olan da biziz (her faninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, daima kalan yalnız biziz)
Saheeh InternationalAnd indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor
«وإنا لنحن نحي ونميت ونحن الوارثون» الباقون نرث جميع الخلق.
Süleyman AteşAndolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik
Saheeh InternationalAnd We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come]
«ولقد علمنا المستقدمين منكم» أي من تقدم من الخلق من لدن آدم «ولقد علمنا المستأخرين» المتأخرين إلى يوم القيامة.
Süleyman AteşGerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır bilendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing
«وإن ربك هو يحشرهم إنه حكيم» في صنعه «عليم» بخلقه.
Süleyman AteşAndolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık
Saheeh InternationalAnd We did certainly create man out of clay from an altered black mud
«ولقد خلقنا الإنسان» آدم «من صلصال» طين يابس يسمع له صلصلة إذا نقر «من حمأ» طين أسود «مسنون» متغير.
Süleyman AteşCinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık
Saheeh InternationalAnd the jinn We created before from scorching fire
«والجان» أبا الجان وهو إبليس «خلقناه من قبل» أي قبل خلق آدم «من نار السموم» هي نار لا دخان لها تنفذ من المسام.
Süleyman AteşBir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım
Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud
«و» اذكر «إذ قال ربك للملائكة إني خالق بشرا من صلصال من حمأ مسنون».
Süleyman AteşOnu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın
Saheeh InternationalAnd when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration
«فإذا سويته» أتممته «ونفخت» أجريت «فيه من روحي» فصار حيا وإضافة الروح إليه تشريف لآدم «فقعوا له ساجدين» سجود تحية بالانحناء.
Süleyman AteşMeleklerin hepsi topluca secde ettiler
Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely
«فسجد الملائكة كلهم أجمعون» فيه تأكيدان.
Süleyman AteşYalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi
Saheeh InternationalExcept Iblees, he refused to be with those who prostrated
«إلا إبليس» هو أبو الجن كان بين الملائكة «أبى» امتنع من «أن يكون مع الساجدين».
Süleyman Ateş(Allah): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi
Saheeh International[Allah] said, O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate
«قال» تعالى «يا إبليس مالك» ما منعك «أ» ن «لا» زائدة «تكون مع الساجدين».
Süleyman Ateş(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud
«قال لم أكن لأسجد» لا ينبغي لي أن أسجد «لبشر خلقته من صلصال من حمأ مسنون».
Süleyman Ateş(Allah): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun
Saheeh International[Allah] said, "Then get out of it, for indeed, you are expelled
«قال فاخرج منها» أي الجنة وقيل من السماوات «فإنك رجيم» مطرود.
Süleyman AteşTa ceza gününe kadar üzerine la'net edilecektir
Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense
«وإن عليك اللعنة إلى يوم الدين» الجزاء.
Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi bari tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected
«قال رب فأنظرني إلى يوم يبعثون» أي الناس.
Süleyman Ateş(Allah): "Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin
Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved
«قال فإنك من المنظرين».
Süleyman AteşO bilinen vaktin gününe kadar
Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known
«إلى يوم الوقت المعلوم» وقت النفخة الأولى.
Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım
Saheeh International[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them on earth, and I will mislead them all
«قال ربّ بما أغويتني» أي بإغوائك لي والباء للقسم وجوابه «لأزيِّنَنَّ لهم في الأرض» المعاصي «ولأغوينهم أجمعين»,
Süleyman AteşAncak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç. (Benim azdırmam, onları etkilemez)
Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants
«إلا عبادك منهم المخلصين» أي المؤمنين.
Süleyman Ateş(Allah) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur
Saheeh International[Allah] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight
«قال» تعالى «هذا صراط عليَّ مستقيم».
Süleyman AteşBenim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)
Saheeh InternationalIndeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators
وهو «إن عبادي» أي المؤمنين «ليس لك عليهم سلطان» قوة «إلا» لكن «من اتبعك من الغاوين» الكافرين.
Süleyman AteşCehennem o (şeytana uya)nların hepsinin buluşma yeridir
Saheeh InternationalAnd indeed, Hell is the promised place for them all
«وإن جهنم لموعدهم أجمعين» أي من اتبعك معك.
Süleyman AteşOnun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır
Saheeh InternationalIt has seven gates; for every gate is of them a portion designated
«لها سبعة أبواب» أطباق «لكل باب» منها «منهم جزء» نصيب «مقسوم».
Süleyman Ateş(Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be within gardens and springs
«إن المتقين في جنات» بساتين «وعيون» تجري فيها.
Süleyman Ateş(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir)
Saheeh International[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]
ويقال لهم «ادخلوها بسلام» أي سالمين من كل مخوّف أو مع سلام أي سلموا وادخلوا «آمنين» من كل فزع.
Süleyman AteşOnların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler
Saheeh InternationalAnd We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other
«ونزعنا ما في صدورهم من غِلِّ» حقد «إخوانا» حال منهم «على سُرر متقابلين» حال أيضا أي لا ينظر بعضهم إلى قفا بعض لدورات الأسرَّة بهم.
Süleyman AteşOrada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir
Saheeh InternationalNo fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed
«لا يمسهم فيها نَصَبٌ» تعب «وما هم منها بمخرجين» أبدا.
Süleyman Ateş(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim
Saheeh International[O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful
«نبئ» خبر يا محمد «عبادي أني أنا الغفور» للمؤمنين «الرحيم» بهم.
Süleyman AteşFakat benim azabım da çok acı bir azabdır
Saheeh InternationalAnd that it is My punishment which is the painful punishment
«وأن عذابي» للعصاة «هو العذاب الأليم» المؤلم.
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver
Saheeh InternationalAnd inform them about the guests of Abraham
«ونبئهم عن ضيف إبراهيم» وهم الملائكة اثنا عشر أو عشرة أو ثلاثة منهم جبريل.
Süleyman AteşOnun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi
Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you
«إذ دخلوا عليه فقالوا سلاما» أي هذا اللفظ «قال» إبراهيم لما عرض عليم الأكل فلم يأكلوا «إنا منكم وجلون» خائفون.
Süleyman AteşKorkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz
Saheeh International[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy
«قالوا لا توجل» لا تخف «إنا» رسل ربك «نبشرك بغلام عليم» ذي علم كثير هو إسحاق كما ذكرنا في سورة هود.
Süleyman AteşBana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni? dedi
Saheeh InternationalHe said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform
«قال أبشرتموني» بالولد «على أن مسني الكبر» حال أي مع مسه إياي «فبم» فبأي شيء «تبشرون» استفهام تعجب.
Süleyman AteşSana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma! dediler. They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing
Saheeh InternationalThey said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing
«قالوا بشرناك بالحق» بالصدق «فلا تكن من القانطين» الآيسين.
Süleyman AteşSapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser? dedi
Saheeh InternationalHe said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray
«قال ومن» أي لا «يقنَِط» بكسر النون وفتحها «من رحمة ربه إلا الضالون» الكافرون.
Süleyman Ateş(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir
Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers
«قال فما خطبكم» شأنكم «أيها المرسلون».
Süleyman AteşBiz suç işleyen bir kavme gönderildik, dediler
Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals
«قالوا إنا أرسلنا إلى قوم مجرمين» كافرين أي لوط لإهلاكهم.
Süleyman AteşYalnız Lut ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız
Saheeh InternationalExcept the family of Lot; indeed, we will save them all
«إلا آل لوط إنا لمنجوهم أجمعين» لإيمانهم.
Süleyman AteşAncak karısı hariç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük
Saheeh InternationalExcept his wife." Allah decreed that she is of those who remain behind
«إلا امرأته قدرنا إنها لمن الغابرين» الباقين في العذاب لكفرها.
Süleyman AteşElçiler Lut ailesine geldiklerinde
Saheeh InternationalAnd when the messengers came to the family of Lot
«فلما جاء آل لوط» أي لوطا «المرسلون».
Süleyman Ateş(Lut): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, you are people unknown
«قال» لهم «إنكم قوم منكرون» لا أعرفكم.
Süleyman AteşDediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azabı)nı sana getirdik
Saheeh InternationalThey said, "But we have come to you with that about which they were disputing
«قالوا بل جئناك بما كانوا» أي قومك «فيه يمترون» يشكون وهو العذاب.
Süleyman AteşSana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz
Saheeh InternationalAnd we have come to you with truth, and indeed, we are truthful
«وأتيناك بالحق وإنا لصادقون» في قولنا.
Süleyman AteşHemen gecenin bir parçasında aileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin
Saheeh InternationalSo set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded
«فأَسْرِ بأهلك بقطع من الليل واتبع أدبارهم» امش خلفهم «ولا يلتفت منكم أحد» لئلا يرى عظيم ما ينزل بهم «وامضوا حيث تؤمرون» وهو الشام.
Süleyman AteşOna: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik
Saheeh InternationalAnd We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning
«وقضينا» أوحينا «إليه ذلك الأمر» وهو «أن دابر هؤلاء مقطوع مصبحين» حال أي يتم استئصالهم في الصباح.
Süleyman Ateş(Lut kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler
Saheeh InternationalAnd the people of the city came rejoicing
«وجاء أهل المدينة» مدينة سدوم وهم قوم لوط لما أخبروا أن في بيت لوط مردا حسانا وهم الملائكة «يستبشرون» حال طمعا في فعل الفاحشة بهم.
Süleyman Ateş(Lut onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin
Saheeh International[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me
«قال» لوط «إن هؤلاء ضيفي فلا تفضحون».
Süleyman Ateş(Ne olur), Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin
Saheeh InternationalAnd fear Allah and do not disgrace me
«واتقوا الله ولا تخزون» بقصدكم إياهم بفعل الفاحشة بهم.
Süleyman AteşSeni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik? dediler
Saheeh InternationalThey said, "Have we not forbidden you from [protecting] people
«قالوا أو لم ننهك عن العالمين» عن إضافتهم.
Süleyman AteşEğer yapacaksanız, işte kızlarım. dedi
Saheeh International[Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]
«قال هؤلاء بناتي إن كنتم فاعلين» ما تريدون من قضاء الشهوة فتزوجوهن. قال تعالى:
Süleyman AteşSenin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı
Saheeh InternationalBy your life, [O Muhammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly
«لعمرك» خطاب للنبي صلى الله عليه وسلم أي وحياتك «إنهم لفي سكرتهم يعمهون» يترددون.
Süleyman AteşGüneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı
Saheeh InternationalSo the shriek seized them at sunrise
«فأخذتهم الصيحة» صيحة جبريل «مشرقين» وقت شروق الشمس.
Süleyman AteşO kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık
Saheeh InternationalAnd We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay
«فجعلنا عاليها» أي قراهم «سافلها» بأن رفعها جبريل إلى السماء وأسقطها مقلوبة إلى الأرض «وأمطرنا عليهم حجارة من سجيل» طين طبخ بالنار.
Süleyman AteşŞüphesiz bunda işaretten anlayanlara (nice) ibretler vardır
Saheeh InternationalIndeed in that are signs for those who discern
«إن في ذلك» المذكور «لآيات» دلالات على وحدانية الله «للمتوسمين» للناظرين المعتبرين.
Süleyman AteşVe o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır
Saheeh InternationalAnd indeed, those cities are [situated] on an established road
«وإنها» أي قرى قوم لوط «لبسبيل مقيم» طريق قريش إلى الشام لم تندرس أفلا يعتبرون بهم؟.
Süleyman AteşElbette bunda inananlar için bir ibret vardır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for the believers
«إن في ذلك لآية» لعبرة «للمؤمنين».
Süleyman AteşGerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi
Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket were [also] wrongdoers
«وإن» مخففة أي إنه «كان أصحاب الأيكة» هي غيضة شجر بقرب مدين وهم قوم شعيب «لظالمين» بتكذيبهم شعيبا.
Süleyman AteşOnlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hala (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır
Saheeh InternationalSo We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway
«فانتقمنا منهم» بأن أهلكناهم بشدة الحر «وإنهما» أي قرى قوم لوط والأيكة «لبإمام» طريق «مبين» واضح أفلا تعتبرون بهم يا أهل مكة.
Süleyman AteşAndolsun Hicr halkı (Semud kavmi) de peygamberleri yalanladılar
Saheeh InternationalAnd certainly did the companions of Thamud deny the messengers
«ولقد كذب أصحاب الحجر» واد بين المدينة والشام وهم ثمود «المرسلين» بتكذيبهم صالحا تكذيب لباقي الرسل لاشتراكهم في المجيء بالتوحيد.
Süleyman AteşOnlara ayetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı
Saheeh InternationalAnd We gave them Our signs, but from them they were turning away
«وآتيناهم آياتنا» في الناقة «فكانوا عنها معرضين» لا يتفكرون فيها.
Süleyman AteşDağlardan güvenli evler yontuyorlardı
Saheeh InternationalAnd they used to carve from the mountains, houses, feeling secure
«وكانوا ينحتون من الجبال بيوتا آمنين».
Süleyman AteşSabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı
Saheeh InternationalBut the shriek seized them at early morning
«فأخذتهم الصيحة مصبحين» وقت الصباح.
Süleyman AteşKazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı
Saheeh InternationalSo nothing availed them [from] what they used to earn
«فما أغنى» دفع «عنهم» العذاب «ما كانوا يكسبون» من بناء الحصون وجمع الأموال.
Süleyman AteşBiz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sa'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et
Saheeh InternationalAnd We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness
«وما خلقنا السماوات والأرض وما بينهما إلا بالحق وإن الساعة لآتية» لا محالة فيجازى كل أحد بعمله «فاصفح» يا محمد عن قومك «الصفح الجميل» أعرض عنهم إعراضا لا جزع فيه وهذا منسوخ بآية السيف.
Süleyman AteşYaratan, bilen ancak Rabbindir
Saheeh InternationalIndeed, your Lord - He is the Knowing Creator
«إن ربك هو الخلاق» لكل شيء «العليم» بكل شيء.
Süleyman AteşAndolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik
Saheeh InternationalAnd We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an
«ولقد آتيناك سبعا من المثاني» قال صلى الله عليه وسلم هي الفاتحة رواه الشيخان لأنها تثنى في كل ركعة «والقرآن العظيم».
Süleyman AteşOnlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevazi, şefkatli davran)
Saheeh InternationalDo not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of the disbelievers, and do not grieve over them. And lower your wing to the believers
«لا تمدّن عينيك إلى ما متعنا به أزواجا» أصنافا «منهم ولا تحزن عليهم» إن لم يؤمنوا «واخفض جناحك» ألن جانبك «للمؤمنين».
Süleyman AteşVe: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de
Saheeh InternationalAnd say, "Indeed, I am the clear warner
«وقل إني أنا النذير» من عذاب الله أن ينزل عليكم «المبين» البين الإنذار.
Süleyman Ateş(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allah'ın azabı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azab indiririz)
Saheeh InternationalJust as We had revealed [scriptures] to the separators
«كما أنزلنا» العذاب «على المقتسمين» اليهود والنصارى.
Süleyman AteşOnlar ki Kur'an'ı bölük bölük ettiler
Saheeh InternationalWho have made the Qur'an into portions
«الذين جعلوا القرآن» أي كتبهم المنزلة عليهم «عضين» أجزاء، حيث آمنوا ببعض وكفروا ببعض، وقيل المراد بهم الذين اقتسموا طرق مكة يصدون الناس عن الإسلام، وقال بعضهم في القرآن سحر وبعضهم كهانة وبعضهم شعر.
Süleyman AteşSenin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız
Saheeh InternationalSo by your Lord, We will surely question them all
«فوربك لنسألنهم أجمعين» سؤال توبيخ.
Süleyman AteşYaptıkları şeylerden
Saheeh InternationalAbout what they used to do
«عما كانوا يعملون».
Süleyman AteşSen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma
Saheeh InternationalThen declare what you are commanded and turn away from the polytheists
«فاصدع» يا محمد «بما تؤمر» به أي اجهر به وأمضه «وأعرض عن المشركين» هذا قبل الأمر بالجهاد.
Süleyman AteşO alay edenlere karşı biz sana yeteriz
Saheeh InternationalIndeed, We are sufficient for you against the mockers
«إنا كفيناك المستهزئين» بك بإهلاكنا كلا بآفة وهم الوليد بن المغيرة والعاص بن وائل وعدي بن قيس والأسود بن المطلب والأسود بن عبد يغوث.
Süleyman AteşO, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir
Saheeh InternationalWho make [equal] with Allah another deity. But they are going to know
«الذين يجعلون مع الله إلها آخر» صفة وقيل مبتدأ ولتضمنه معنى الشرط دخلت الفاء في خبره وهو «فسوف يعلمون» عاقبة أمرهم.
Süleyman AteşAndolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz
Saheeh InternationalAnd We already know that your breast is constrained by what they say
«ولقد» للتحقيق «نعلم أنك يضيق صدرك بما يقولون» من الاستهزاء والتكذيب.
Süleyman AteşSen Rabbini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol
Saheeh InternationalSo exalt [Allah] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him]
«فسبح» ملتبسا «بحمد ربك» أي قل سبحان الله وبحمده «وكن من الساجدين» المصلين.
Süleyman AteşVe Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)
Saheeh InternationalAnd worship your Lord until there comes to you the certainty (death)
«واعبد ربك حتى يأتيك اليقين» الموت.