☪ Anlam Arayışı

15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
15:1
الٓرۚ تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ وَقُرۡءَانࣲ مُّبِينࣲ‏

Süleyman AteşElif lam ra. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir

Yusuf AliL. R. These are the Ayats of Revelation,- of a Qur'an that makes things clear

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Ra. Bunlar Kitap'ın ve apaçık olan Kuran'ın ayetleridir

15:2 📚 4
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوۡ كَانُواْ مُسۡلِمِينَ

Süleyman AteşBir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler

Yusuf AliAgain and again will those who disbelieve, wish that they had bowed (to God's will) in Islam

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, keşke müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır

15:3 📚 1
ذَرۡهُمۡ يَأۡكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلۡهِهِمُ ٱلۡأَمَلُۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Süleyman AteşBırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir

Yusuf AliLeave them alone, to enjoy (the good things of this life) and to please themselves: let (false) hope amuse them: soon will knowledge (undeceive them)

Diyanet İşleri MealiBırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümit onları avundursun; ilerde öğrenecekler

15:4
وَمَآ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابࣱ مَّعۡلُومࣱ‏

Süleyman AteşBiz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helak ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir)

Yusuf AliNever did We destroy a population that had not a term decreed and assigned beforehand

Diyanet İşleri MealiYok ettiğimiz herhangi bir kasabanın elbette belli bir yazısı vardır

15:5
مَّا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ

Süleyman AteşHiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helak olur)

Yusuf AliNeither can a people anticipate its term, nor delay it

Diyanet İşleri MealiHiçbir ümmet kendi süresini öne alamaz, geciktiremez de

15:6 📚 1
وَقَالُواْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِي نُزِّلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ إِنَّكَ لَمَجۡنُونࣱ‏

Süleyman AteşDediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin

Yusuf AliThey say: "O thou to whom the Message is being revealed! truly thou art mad (or possessed)

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler

15:7
لَّوۡمَا تَأۡتِينَا بِٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

Süleyman AteşEğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene

Yusuf AliWhy bringest thou not angels to us if it be that thou hast the Truth

Diyanet İşleri MealiOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen kimse! Sen mutlaka delisin. Doğrulardan isen melekleri bize getirsene" dediler

15:8
مَا نُنَزِّلُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَمَا كَانُوٓاْ إِذࣰ ا مُّنظَرِينَ

Süleyman AteşBiz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler)

Yusuf AliWe send not the angels down except for just cause: if they came (to the ungodly), behold! no respite would they have

Diyanet İşleri MealiBiz melekleri ancak gerekince indiririz. O takdirde de ceza görecekler asla geri bırakılmazlar

15:9 📚 7
إِنَّا نَحۡنُ نَزَّلۡنَا ٱلذِّكۡرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ

Süleyman AteşO Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz

Yusuf AliWe have, without doubt, sent down the Message; and We will assuredly guard it (from corruption)

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kitap'ı Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz

15:10
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ فِي شِيَعِ ٱلۡأَوَّلِينَ

Süleyman AteşAndolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik

Yusuf AliWe did send apostles before thee amongst the religious sects of old

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, senden önce çeşitli ümmetlere peygamber göndermiştik

15:11 📚 1
وَمَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ

Süleyman AteşOnlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler

Yusuf AliBut never came an apostle to them but they mocked him

Diyanet İşleri MealiOnlara gelen her peygamberi alaya alıyorlardı

15:12
كَذَٰلِكَ نَسۡلُكُهُۥ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُجۡرِمِينَ

Süleyman Ateşİşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız

Yusuf AliEven so do we let it creep into the hearts of the sinners

Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır

15:13
لَا يُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَقَدۡ خَلَتۡ سُنَّةُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Süleyman AteşKendilerinden öncekilerin sünneti (inkarcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar

Yusuf AliThat they should not believe in the (Message); but the ways of the ancients have passed away

Diyanet İşleri MealiAynı şekilde biz de Kitap'ı suçluların kalblerine sokarız, ama ona yine de inanmazlar. Oysa kendilerinden öncekilerin uğradıkları meydandadır

15:14
وَلَوۡ فَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَابࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّواْ فِيهِ يَعۡرُجُونَ

Süleyman AteşOnlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı

Yusuf AliEven if We opened out to them a gate from heaven, and they were to continue (all day) ascending therein

Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler

15:15
لَقَالُوٓاْ إِنَّمَا سُكِّرَتۡ أَبۡصَٰرُنَا بَلۡ نَحۡنُ قَوۡمࣱ مَّسۡحُورُونَ

Süleyman AteşHerhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz, derlerdi

Yusuf AliThey would only say: "Our eyes have been intoxicated: Nay, we have been bewitched by sorcery

Diyanet İşleri MealiOnlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmağa koyulsalar: "Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik" derler

15:16
وَلَقَدۡ جَعَلۡنَا فِي ٱلسَّمَآءِ بُرُوجࣰ ا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ

Süleyman AteşAndolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik

Yusuf AliIt is We Who have set out the zodiacal signs in the heavens, and made them fair-seeming to (all) beholders

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık

15:17
وَحَفِظۡنَٰهَا مِن كُلِّ شَيۡطَٰنࣲ رَّجِيمٍ

Süleyman AteşVe onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytandan koruduk

Yusuf AliAnd (moreover) We have guarded them from every evil spirit accursed

Diyanet İşleri MealiOnları, kovulmuş her şeytandan koruduk

15:18
إِلَّا مَنِ ٱسۡتَرَقَ ٱلسَّمۡعَ فَأَتۡبَعَهُۥ شِهَابࣱ مُّبِينࣱ‏

Süleyman AteşAncak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar

Yusuf AliBut any that gains a hearing by stealth, is pursued by a flaming fire, bright (to see)

Diyanet İşleri MealiFakat kulak hırsızlığı yapan olursa, parlak bir ateş onu kovalar

15:19 📚 1
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيۡءࣲ مَّوۡزُونࣲ‏

Süleyman AteşArzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasib şeyler bitirdik

Yusuf AliAnd the earth We have spread out (like a carpet); set thereon mountains firm and immovable; and produced therein all kinds of things in due balance

Diyanet İşleri MealiYeri yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik

15:20
وَجَعَلۡنَا لَكُمۡ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسۡتُمۡ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ

Süleyman AteşOrada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik

Yusuf AliAnd We have provided therein means of subsistence,- for you and for those for whose sustenance ye are not responsible

Diyanet İşleri MealiOrada sizin ve rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik

15:21 📚 1
وَإِن مِّن شَيۡءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Süleyman AteşHiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz

Yusuf AliAnd there is not a thing but its (sources and) treasures (inexhaustible) are with Us; but We only send down thereof in due and ascertainable measures

Diyanet İşleri MealiHazinesi Bizim katımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Biz onu ancak belli bir ölçüye göre indiririz

15:22
وَأَرۡسَلۡنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَسۡقَيۡنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمۡ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ

Süleyman AteşRüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz

Yusuf AliAnd We send the fecundating winds, then cause the rain to descend from the sky, therewith providing you with water (in abundance), though ye are not the guardians of its stores

Diyanet İşleri MealiRüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik; yukarıdan su indirdik de sizi onunla suladık. Yoksa siz onu toplayamazdınız

15:23
وَإِنَّا لَنَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَنَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثُونَ

Süleyman AteşBiziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek varis olan da biziz (her faninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, daima kalan yalnız biziz)

Yusuf AliAnd verily, it is We Who give life, and Who give death: it is We Who remain inheritors (after all else passes away)

Diyanet İşleri MealiDoğrusu dirilten ve öldüren Biziz; hepsinin gerisinde de Biz kalırız

15:24 📚 3
وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَقۡدِمِينَ مِنكُمۡ وَلَقَدۡ عَلِمۡنَا ٱلۡمُسۡتَـٔۡخِرِينَ

Süleyman AteşAndolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik

Yusuf AliTo Us are known those of you who hasten forward, and those who lag behind

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sizden önce geçenleri biliriz; and olsun ki, geri kalanları da biliriz

15:25
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحۡشُرُهُمۡۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمࣱ‏

Süleyman AteşGerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır bilendir

Yusuf AliAssuredly it is thy Lord Who will gather them together: for He is perfect in Wisdom and Knowledge

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O Hakim'dir, Herşeyi Bilen'dir

15:26
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Süleyman AteşAndolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık

Yusuf AliWe created man from sounding clay, from mud moulded into shape

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık

15:27
وَٱلۡجَآنَّ خَلَقۡنَٰهُ مِن قَبۡلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ

Süleyman AteşCinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık

Yusuf AliAnd the Jinn race, We had created before, from the fire of a scorching wind

Diyanet İşleri MealiCinleri de, daha önce, dumansız ateşten yarattık

15:28
وَإِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Süleyman AteşBir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım

Yusuf AliBehold! thy Lord said to the angels: "I am about to create man, from sounding clay from mud moulded into shape

Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti

15:29 📚 4
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ

Süleyman AteşOnu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın

Yusuf AliWhen I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him

Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere: "Ben, balçıktan, işlenebilen kara topraktan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın" demişti

15:30
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ

Süleyman AteşMeleklerin hepsi topluca secde ettiler

Yusuf AliSo the angels prostrated themselves, all of them together

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi

15:31
إِلَّآ إِبۡلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Süleyman AteşYalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi

Yusuf AliNot so Iblis: he refused to be among those who prostrated themselves

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine, İblis'in dışında bütün melekler hemen secde ettiler. O, secde edenlerle beraber olmaktan çekindi

15:32
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Süleyman Ateş(Allah): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi

Yusuf Ali(God) said: "O Iblis! what is your reason for not being among those who prostrated themselves

Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmaktan seni alıkoyan nedir?" dedi

15:33
قَالَ لَمۡ أَكُن لِّأَسۡجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقۡتَهُۥ مِن صَلۡصَٰلࣲ مِّنۡ حَمَإࣲ مَّسۡنُونࣲ‏

Süleyman Ateş(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi

Yusuf Ali(Iblis) said: "I am not one to prostrate myself to man, whom Thou didst create from sounding clay, from mud moulded into shape

Diyanet İşleri MealiO: "Balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattığın insana secde edemem" dedi

15:34
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏

Süleyman Ateş(Allah): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun

Yusuf Ali(God) said: "Then get thee out from here; for thou art rejected, accursed

Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi

15:35
وَإِنَّ عَلَيۡكَ ٱللَّعۡنَةَ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ

Süleyman AteşTa ceza gününe kadar üzerine la'net edilecektir

Yusuf AliAnd the curse shall be on thee till the day of Judgment

Diyanet İşleri MealiÖyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır" dedi

15:36 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ

Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi bari tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele

Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! give me then respite till the Day the (dead) are raised

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni hiç olmazsa, tekrar dirilecekleri güne kadar ertele" dedi

15:37
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ

Süleyman Ateş(Allah): "Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin

Yusuf Ali(God) said: "Respite is granted thee

Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi

15:38
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ

Süleyman AteşO bilinen vaktin gününe kadar

Yusuf AliTill the Day of the Time appointed

Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen, bilinen gün gelene kadar bırakılanlardansın" dedi

15:39
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغۡوَيۡتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım

Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! because Thou hast put me in the wrong, I will make (wrong) fair-seeming to them on the earth, and I will put them all in the wrong

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi

15:40 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Süleyman AteşAncak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç. (Benim azdırmam, onları etkilemez)

Yusuf AliExcept Thy servants among them, sincere and purified (by Thy Grace)

Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni saptırdığın için, and olsun ki yeryüzünde fenalıkları onlara güzel göstereceğim; halis kıldığın kulların bir yana, onların hepsini saptıracağım" dedi

15:41
قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَيَّ مُسۡتَقِيمٌ

Süleyman Ateş(Allah) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur

Yusuf Ali(God) said: "This (way of My sincere servants) is indeed a way that leads straight to Me

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır

15:42
إِنَّ عِبَادِي لَيۡسَ لَكَ عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلۡغَاوِينَ

Süleyman AteşBenim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)

Yusuf AliFor over My servants no authority shalt thou have, except such as put themselves in the wrong and follow thee

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle dedi: "Benim gerekli kıldığım dosdoğru yol budur; kullarımın üzerinde senin bir nüfuzun olamaz. Ancak sana uyan sapıklar bunun dışındadır

15:43 📚 2
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوۡعِدُهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Süleyman AteşCehennem o (şeytana uya)nların hepsinin buluşma yeridir

Yusuf AliAnd verily, Hell is the promised abode for them all

Diyanet İşleri MealiVe Cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir

15:44
لَهَا سَبۡعَةُ أَبۡوَٰبࣲ لِّكُلِّ بَابࣲ مِّنۡهُمۡ جُزۡءࣱ مَّقۡسُومٌ

Süleyman AteşOnun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır

Yusuf AliTo it are seven gates: for each of those gates is a (special) class (of sinners) assigned

Diyanet İşleri MealiO cehennemin yedi kapısı olup, her kapıdan onların girecekleri ayrılmış bir kısım vardır

15:45
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونٍ

Süleyman Ateş(Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar

Yusuf AliThe righteous (will be) amid gardens and fountains (of clear-flowing water)

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, cennetlerde, pınar başlarındadırlar

15:46
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ

Süleyman Ateş(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir)

Yusuf Ali(Their greeting will be): "Enter ye here in peace and security

Diyanet İşleri MealiOraya güven içinde, esenlikle girin" denilir

15:47 📚 4
وَنَزَعۡنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنۡ غِلٍّ إِخۡوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ

Süleyman AteşOnların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler

Yusuf AliAnd We shall remove from their hearts any lurking sense of injury: (they will be) brothers (joyfully) facing each other on thrones (of dignity)

Diyanet İşleri MealiBiz onların gönüllerinde olan kini çıkardık, artık onlar sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir

15:48 📚 1
لَا يَمَسُّهُمۡ فِيهَا نَصَبࣱ وَمَا هُم مِّنۡهَا بِمُخۡرَجِينَ

Süleyman AteşOrada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir

Yusuf AliThere no sense of fatigue shall touch them, nor shall they (ever) be asked to leave

Diyanet İşleri MealiOnlar orada bir yorgunluk hissetmezler. Oradan çıkarılacak da değillerdir

15:49
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ

Süleyman Ateş(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim

Yusuf AliTell My servants that I am indeed the Oft-forgiving, Most Merciful

Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver

15:50
وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ ٱلۡعَذَابُ ٱلۡأَلِيمُ

Süleyman AteşFakat benim azabım da çok acı bir azabdır

Yusuf AliAnd that My Penalty will be indeed the most grievous Penalty

Diyanet İşleri MealiKullarıma Benim bağışlayan, merhamet eden olduğumu, azabımın can yakıcı bir azap olduğunu haber ver

15:51
وَنَبِّئۡهُمۡ عَن ضَيۡفِ إِبۡرَٰهِيمَ

Süleyman AteşOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver

Yusuf AliTell them about the guests of Abraham

Diyanet İşleri MealiOnlara İbrahim'in konuklarını da anlat

15:52
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَيۡهِ فَقَالُواْ سَلَٰمࣰ ا قَالَ إِنَّا مِنكُمۡ وَجِلُونَ

Süleyman AteşOnun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi

Yusuf AliWhen they entered his presence and said, "Peace!" He said, "We feel afraid of you

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi

15:53
قَالُواْ لَا تَوۡجَلۡ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمࣲ‏

Süleyman AteşKorkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz

Yusuf AliThey said: "Fear not! We give thee glad tidings of a son endowed with wisdom

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in yanına girdiklerinde selam vermişlerdi. O: "Doğrusu biz sizden korkuyoruz" demişti de: "Korkma, biz sana, bilgin bir oğlun olacağını müjdelemeye geldik" demişlerdi

15:54
قَالَ أَبَشَّرۡتُمُونِي عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِيَ ٱلۡكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

Süleyman AteşBana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni? dedi

Yusuf AliHe said: "Do ye give me glad tidings that old age has seized me? Of what, then, is your good news

Diyanet İşleri MealiBen kocamışken bana müjde mi veriyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?" deyince

15:55
قَالُواْ بَشَّرۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلۡقَٰنِطِينَ

Süleyman AteşSana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma! dediler. They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing

Yusuf AliThey said: "We give thee glad tidings in truth: be not then in despair

Diyanet İşleri MealiSeni gerçekten müjdeliyoruz, umutsuzlardan olma" demişlerdi

15:56 📚 3
قَالَ وَمَن يَقۡنَطُ مِن رَّحۡمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ

Süleyman AteşSapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser? dedi

Yusuf AliHe said: "And who despairs of the mercy of his Lord, but such as go astray

Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir

15:57 📚 1
قَالَ فَمَا خَطۡبُكُمۡ أَيُّهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Süleyman Ateş(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir

Yusuf AliAbraham said: "What then is the business on which ye (have come), O ye messengers (of God)

Diyanet İşleri MealiZaten sapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umudunu keser!" diyerek sormuştu: "Ey elçiler! İşiniz nedir

15:58
قَالُوٓاْ إِنَّآ أُرۡسِلۡنَآ إِلَىٰ قَوۡمࣲ مُّجۡرِمِينَ

Süleyman AteşBiz suç işleyen bir kavme gönderildik, dediler

Yusuf AliThey said: "We have been sent to a people (deep) in sin

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

15:59
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Süleyman AteşYalnız Lut ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız

Yusuf AliExcepting the adherents of Lut: them we are certainly (charged) to save (from harm),- All

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

15:60
إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ قَدَّرۡنَآ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ

Süleyman AteşAncak karısı hariç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük

Yusuf AliExcept his wife, who, We have ascertained, will be among those who will lag behind

Diyanet İşleri MealiŞöyle cevap vermişlerdi: "Biz şüphesiz suçlu bir millete gönderildik. Lut'un ailesi bunun dışındadır. Karısı hariç hepsini kurtaracağız. Karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk

15:61
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Süleyman AteşElçiler Lut ailesine geldiklerinde

Yusuf AliAt length when the messengers arrived among the adherents of Lut

Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi

15:62
قَالَ إِنَّكُمۡ قَوۡمࣱ مُّنكَرُونَ

Süleyman Ateş(Lut): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi

Yusuf AliHe said: "Ye appear to be uncommon folk

Diyanet İşleri MealiElçiler Lut'un ailesine gelince, Lut: "Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz" dedi

15:63
قَالُواْ بَلۡ جِئۡنَٰكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمۡتَرُونَ

Süleyman AteşDediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azabı)nı sana getirdik

Yusuf AliThey said: "Yea, we have come to thee to accomplish that of which they doubt

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

15:64
وَأَتَيۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ

Süleyman AteşSana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz

Yusuf AliWe have brought to thee that which is inevitably due, and assuredly we tell the truth

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

15:65
فَأَسۡرِ بِأَهۡلِكَ بِقِطۡعࣲ مِّنَ ٱلَّيۡلِ وَٱتَّبِعۡ أَدۡبَٰرَهُمۡ وَلَا يَلۡتَفِتۡ مِنكُمۡ أَحَدࣱ وَٱمۡضُواْ حَيۡثُ تُؤۡمَرُونَ

Süleyman AteşHemen gecenin bir parçasında aileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin

Yusuf AliThen travel by night with thy household, when a portion of the night (yet remains), and do thou bring up the rear: let no one amongst you look back, but pass on whither ye are ordered

Diyanet İşleri MealiBiz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik. Sana gerçekle geldik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir ara, aileni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiçbiriniz arkaya bakmasın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyün" dediler

15:66 📚 1
وَقَضَيۡنَآ إِلَيۡهِ ذَٰلِكَ ٱلۡأَمۡرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقۡطُوعࣱ مُّصۡبِحِينَ

Süleyman AteşOna: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik

Yusuf AliAnd We made known this decree to him, that the last remnants of those (sinners) should be cut off by the morning

Diyanet İşleri MealiBöylece Lut'a bunların sonlarının kesilmiş olarak sabahlıyacaklarını bildirdik

15:67
وَجَآءَ أَهۡلُ ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡتَبۡشِرُونَ

Süleyman Ateş(Lut kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler

Yusuf AliThe inhabitants of the city came in (mad) joy (at news of the young men)

Diyanet İşleri MealiŞehir halkı, sevinerek geldiler

15:68
قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيۡفِي فَلَا تَفۡضَحُونِ

Süleyman Ateş(Lut onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin

Yusuf AliLut said: "These are my guests: disgrace me not

Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi

15:69
وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ وَلَا تُخۡزُونِ

Süleyman Ateş(Ne olur), Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin

Yusuf AliBut fear God, and shame me not

Diyanet İşleri MealiLut: "Bunlar benim konuklarımdır, onlara karşı beni rüsvay etmeyin, Allah'tan korkun, beni utandırmayın" dedi

15:70
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ نَنۡهَكَ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Süleyman AteşSeni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik? dediler

Yusuf AliThey said: "Did we not forbid thee (to speak) for all and sundry

Diyanet İşleri MealiBiz sana kimseyi misafir kabul etmeyi yasak etmemiş miydik?" dediler

15:71
قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِيٓ إِن كُنتُمۡ فَٰعِلِينَ

Süleyman AteşEğer yapacaksanız, işte kızlarım. dedi

Yusuf AliHe said: "There are my daughters (to marry), if ye must act (so)

Diyanet İşleri MealiLut: "Alacaksanız, işte benim kızlarım" dedi

15:72 📚 3
لَعَمۡرُكَ إِنَّهُمۡ لَفِي سَكۡرَتِهِمۡ يَعۡمَهُونَ

Süleyman AteşSenin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı

Yusuf AliVerily, by thy life (O Prophet), in their wild intoxication, they wander in distraction, to and fro

Diyanet İşleri MealiSenin hayatına and olsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlardı

15:73
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُشۡرِقِينَ

Süleyman AteşGüneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı

Yusuf AliBut the (mighty) Blast overtook them before morning

Diyanet İşleri MealiTanyeri ağarırken, çığlık onları yakalayıverdi

15:74
فَجَعَلۡنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ حِجَارَةࣰ مِّن سِجِّيلٍ

Süleyman AteşO kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık

Yusuf AliAnd We turned (the cities) upside down, and rained down on them brimstones hard as baked clay

Diyanet İşleri MealiMemleketlerini alt üst ettik, üzerlerine sert taş yağdırdık

15:75
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡمُتَوَسِّمِينَ

Süleyman AteşŞüphesiz bunda işaretten anlayanlara (nice) ibretler vardır

Yusuf AliBehold! in this are Signs for those who by tokens do understand

Diyanet İşleri MealiBunda, görebilen insanlar için ibretler vardır

15:76
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلࣲ مُّقِيمٍ

Süleyman AteşVe o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır

Yusuf AliAnd the (cities were) right on the high-road

Diyanet İşleri MealiO şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır

15:77
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ

Süleyman AteşElbette bunda inananlar için bir ibret vardır

Yusuf AliBehold! in this is a sign for those who believed

Diyanet İşleri MealiBunda inananlar için ibret vardır

15:78
وَإِن كَانَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ لَظَٰلِمِينَ

Süleyman AteşGerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi

Yusuf AliAnd the Companions of the Wood were also wrong-doers

Diyanet İşleri MealiEykeliler de, şüphesiz zalim kimselerdi

15:79
فَٱنتَقَمۡنَا مِنۡهُمۡ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏

Süleyman AteşOnlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hala (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır

Yusuf AliSo We exacted retribution from them. They were both on an open highway, plain to see

Diyanet İşleri MealiBunun için onlardan da öç aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üzerindedirler

15:80
وَلَقَدۡ كَذَّبَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡحِجۡرِ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman AteşAndolsun Hicr halkı (Semud kavmi) de peygamberleri yalanladılar

Yusuf AliThe Companions of the Rocky Tract also rejected the apostles

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Hicr halkı peygamberi yalanlamışlardı

15:81
وَءَاتَيۡنَٰهُمۡ ءَايَٰتِنَا فَكَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ

Süleyman AteşOnlara ayetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı

Yusuf AliWe sent them Our Sings, but they persisted in turning away from them

Diyanet İşleri MealiOnlara ayetlerimizi verdiğimiz halde, yüz çevirmişlerdi

15:82
وَكَانُواْ يَنۡحِتُونَ مِنَ ٱلۡجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ

Süleyman AteşDağlardan güvenli evler yontuyorlardı

Yusuf AliOut of the mountains did they hew (their) edifices, (feeling themselves) secure

Diyanet İşleri MealiDağlarda, güven içinde olarak evler yontuyorlardı

15:83
فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلصَّيۡحَةُ مُصۡبِحِينَ

Süleyman AteşSabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı

Yusuf AliBut the (mighty) Blast seized them of a morning

Diyanet İşleri MealiSabaha karşı çığlık onları yakalayıverdi

15:84
فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ

Süleyman AteşKazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı

Yusuf AliAnd of no avail to them was all that they did (with such art and care)

Diyanet İşleri MealiYaptıkları kendilerine bir fayda sağlamadı

15:85 📚 2
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱۖ فَٱصۡفَحِ ٱلصَّفۡحَ ٱلۡجَمِيلَ

Süleyman AteşBiz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sa'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et

Yusuf AliWe created not the heavens, the earth, and all between them, but for just ends. And the Hour is surely coming (when this will be manifest). So overlook (any human faults) with gracious forgiveness

Diyanet İşleri MealiBiz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları gereğince yarattık. Kıyamet günü şüphesiz gelecektir. O halde yumuşak ve iyi davran

15:86
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ

Süleyman AteşYaratan, bilen ancak Rabbindir

Yusuf AliFor verily it is thy Lord who is the Master-Creator, knowing all things

Diyanet İşleri MealiDoğrusu yaratan ve bilen ancak Rabbindir

15:87
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعࣰ ا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ

Süleyman AteşAndolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik

Yusuf AliAnd We have bestowed upon thee the Seven Oft-repeated (verses) and the Grand Qur'an

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik

15:88 📚 12
لَا تَمُدَّنَّ عَيۡنَيۡكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعۡنَا بِهِۦٓ أَزۡوَٰجࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا تَحۡزَنۡ عَلَيۡهِمۡ وَٱخۡفِضۡ جَنَاحَكَ لِلۡمُؤۡمِنِينَ

Süleyman AteşOnlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevazi, şefkatli davran)

Yusuf AliStrain not thine eyes. (Wistfully) at what We have bestowed on certain classes of them, nor grieve over them: but lower thy wing (in gentleness) to the believers

Diyanet İşleri MealiKafirler içinde bazı kimselere verdiğimiz kat kat servete gözünü dikme, onlara üzülme; inananları kanatların altına al

15:89 📚 3
وَقُلۡ إِنِّيٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلۡمُبِينُ

Süleyman AteşVe: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de

Yusuf AliAnd say: "I am indeed he that warneth openly and without ambiguity

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım

15:90 📚 1
كَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَى ٱلۡمُقۡتَسِمِينَ

Süleyman Ateş(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allah'ın azabı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azab indiririz)

Yusuf Ali(Of just such wrath) as We sent down on those who divided (Scripture into arbitrary parts)

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

15:91
ٱلَّذِينَ جَعَلُواْ ٱلۡقُرۡءَانَ عِضِينَ

Süleyman AteşOnlar ki Kur'an'ı bölük bölük ettiler

Yusuf Ali(So also on such) as have made Qur'an into shreds (as they please)

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

15:92
فَوَرَبِّكَ لَنَسۡـَٔلَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Süleyman AteşSenin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız

Yusuf AliTherefore, by the Lord, We will, of a surety, call them to account

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

15:93 📚 7
عَمَّا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Süleyman AteşYaptıkları şeylerden

Yusuf AliFor all their deeds

Diyanet İşleri MealiKuran'ı işlerine geldiği gibi bölenlere de, kendi Kitablarının bir kısmına inanıp bir kısmını kabul etmeyen yahudi ve hıristiyanlara da nitekim Kitap indirmiştik; Rabbine and olsun ki hepsini, yaptıklarından sorumlu tutacağız

15:94
فَٱصۡدَعۡ بِمَا تُؤۡمَرُ وَأَعۡرِضۡ عَنِ ٱلۡمُشۡرِكِينَ

Süleyman AteşSen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma

Yusuf AliTherefore expound openly what thou art commanded, and turn away from those who join false gods with God

Diyanet İşleri MealiArtık buyrulanı açıkça ortaya koy, puta tapanlara aldırış etme

15:95
إِنَّا كَفَيۡنَٰكَ ٱلۡمُسۡتَهۡزِءِينَ

Süleyman AteşO alay edenlere karşı biz sana yeteriz

Yusuf AliFor sufficient are We unto thee against those who scoff

Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir

15:96
ٱلَّذِينَ يَجۡعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ

Süleyman AteşO, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir

Yusuf AliThose who adopt, with God, another god: but soon will they come to know

Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber başka bir tanrının bulunduğunu kabul eden alaycılara karşı şüphesiz Biz sana kafiyiz. Yakında ne olduğunu öğreneceklerdir

15:97 📚 5
وَلَقَدۡ نَعۡلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدۡرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

Süleyman AteşAndolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz

Yusuf AliWe do indeed know how thy heart is distressed at what they say

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, söyledikleri şeylerden senin gönlünün daraldığını biliyoruz

15:98
فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ

Süleyman AteşSen Rabbini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol

Yusuf AliBut celebrate the praises of thy Lord, and be of those who prostrate themselves in adoration

Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et

15:99 📚 10
وَٱعۡبُدۡ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأۡتِيَكَ ٱلۡيَقِينُ

Süleyman AteşVe Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)

Yusuf AliAnd serve thy Lord until there come unto thee the Hour that is Certain

Diyanet İşleri MealiRabbini hamd ile an, secde edenlerden ol ve ölünceye kadar Rabbine kulluk et

← Önceki Sonraki →

15. Al-Hijr Suresi | Anlam Arayışı