15. Al-Hijr سُورَةُ الحِجۡرِ
● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf
Süleyman AteşElif lam ra. Şunlar Kitabın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir
Ali BulaçElif, Lam, Ra. Bunlar, Kitab'ın ve apaçık olan Kur'an'ın ayetleridir
Saheeh InternationalAlif, Lam, Ra. These are the verses of the Book and a clear Qur'an
Süleyman AteşBir zaman gelir ki nankörlük edenler, "Keşke müslüman olsaydılar" diye arzu ederler
Ali BulaçO inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler
Saheeh InternationalPerhaps those who disbelieve will wish that they had been Muslims
Süleyman AteşBırak onlar yesinler, eğlensinler; arzu onları oyalasın. Yakında (yaptıklarının kötü sonucunu) bileceklerdir
Ali BulaçOnları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İlerde bileceklerdir
Saheeh InternationalLet them eat and enjoy themselves and be diverted by [false] hope, for they are going to know
Süleyman AteşBiz hiçbir kenti yok etmedik ki, onun mutlaka bilinen bir yazısı olmasın (helak ettiğimiz her ülkenin yazılmış, tesbit edilmiş bir süresi vardır. O süre dolunca onları yok etmişizdir)
Ali BulaçBiz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık
Saheeh InternationalAnd We did not destroy any city but that for it was a known decree
Süleyman AteşHiçbir millet ne süresini geçebilir, ne de (ondan) geri kalır (her kavim mutlaka, kendileri için belirtilmiş sürede helak olur)
Ali BulaçHiçbir ümmet, kendi ecelini ne öne alabilir, ne de onlar ertelenebilirler
Saheeh InternationalNo nation will precede its term, nor will they remain thereafter
Süleyman AteşDediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilmiş olan, sen mutlaka cinlenmişsin
Ali BulaçOnlar: "Ey kendisine Kitap indirilen (Muhammed). Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler
Saheeh InternationalAnd they say, "O you upon whom the message has been sent down, indeed you are mad
Süleyman AteşEğer doğrulardansan, bize melekleri getirsene
Ali BulaçEğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin
Saheeh InternationalWhy do you not bring us the angels, if you should be among the truthful
Süleyman AteşBiz, melekleri ancak hak ile (hikmet gereğince) indiririz, o zaman da kendilerine asla göz açtırılmaz, (derhal işleri bitirilir, mahvolup giderler)
Ali BulaçHak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz
Saheeh InternationalWe do not send down the angels except with truth; and the disbelievers would not then be reprieved
Süleyman AteşO Zikri (Kitap)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz
Ali BulaçHiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz
Saheeh InternationalIndeed, it is We who sent down the Qur'an and indeed, We will be its guardian
Süleyman AteşAndolsun, senden önceki milletlerin kolları içine de elçiler gönderdik
Ali BulaçAndolsun, senden önce geçmiş topluluklara da elçiler gönderdik
Saheeh InternationalAnd We had certainly sent [messengers] before you, [O Muhammad], among the sects of the former peoples
Süleyman AteşOnlara hiçbir elçi gelmezdi ki, onunla alay etmesinler
Ali BulaçOnlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi
Saheeh InternationalAnd no messenger would come to them except that they ridiculed him
Süleyman Ateşİşte biz o(Tanrı Zikri)ni suçluların kalblerine böyle sokarız
Ali BulaçBöylece Biz onu (alayı), suçlu-günahkarların kalplerine sokarız
Saheeh InternationalThus do We insert denial into the hearts of the criminals
Süleyman AteşKendilerinden öncekilerin sünneti (inkarcıların mahvedileceği yasası) geçtiği halde yine de ona inanmazlar
Ali BulaçOnlar ona (indirilen kitaba) inanmazlar, oysaki evvelkilerin sünneti geçmiştir
Saheeh InternationalThey will not believe in it, while there has already occurred the precedent of the former peoples
Süleyman AteşOnlara gökten bir kapı açsak da oraya çıkacak olsalardı
Ali BulaçOnların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, ordan yukarı yükselseler de
Saheeh InternationalAnd [even] if We opened to them a gate from the heaven and they continued therein to ascend
Süleyman AteşHerhalde gözlerimiz döndürüldü, biz büyülenmiş bir topluluğuz, derlerdi
Ali BulaçMutlaka: "Gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyülenmiş bir topluluğuz" diyeceklerdir
Saheeh InternationalThey would say, "Our eyes have only been dazzled. Rather, we are a people affected by magic
Süleyman AteşAndolsun biz, gökte burçlar yaptık. Ve onu bakanlar için süsledik
Ali BulaçAndolsun, gökte burçlar kıldık ve onu gözleyenler için süsledik
Saheeh InternationalAnd We have placed within the heaven great stars and have beautified it for the observers
Süleyman AteşVe onu, her recim (taşlanmış, kovulmuş uydurma sözler atan) şeytandan koruduk
Ali BulaçVe onu her kovulan şeytandan koruduk
Saheeh InternationalAnd We have protected it from every devil expelled [from the mercy of Allah]
Süleyman AteşAncak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ışın kovalar
Ali BulaçAncak kulak hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler
Saheeh InternationalExcept one who steals a hearing and is pursued by a clear burning flame
Süleyman AteşArzı da yaydık, oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasib şeyler bitirdik
Ali BulaçYere (gelince,) onu döşeyip-yaydık, onda sarsılmaz-dağlar bıraktık ve onda herşeyden ölçüsü belirlenmiş ürünler bitirdik
Saheeh InternationalAnd the earth - We have spread it and cast therein firmly set mountains and caused to grow therein [something] of every well-balanced thing
Süleyman AteşOrada sizin için ve (beslediğinizi sandığınız, fakat aslında) sizin beslemediğiniz kimseler için geçimlikler var ettik
Ali BulaçVe orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık
Saheeh InternationalAnd We have made for you therein means of living and [for] those for whom you are not providers
Süleyman AteşHiçbir şey yoktur ki onun hazineleri, bizim yanımızda olmasın, ama biz onu, bilinen bir miktar ile indiririz
Ali BulaçHiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz
Saheeh InternationalAnd there is not a thing but that with Us are its depositories, and We do not send it down except according to a known measure
Süleyman AteşRüzgarları, aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik, böylece sizi suladık. Onu depolayan siz değilsiniz
Ali BulaçVe aşılayıcılar olarak rüzgarları gönderdik, böylece gökten su indirdik de sizleri suladık. Oysa siz onun hazine-koruyucuları değilsiniz
Saheeh InternationalAnd We have sent the fertilizing winds and sent down water from the sky and given you drink from it. And you are not its retainers
Süleyman AteşBiziz, elbette biz ki, yaşatır, öldürürüz; gerçek varis olan da biziz (her faninin mülkü bize geçer. Ölmeyen, daima kalan yalnız biziz)
Ali BulaçŞüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz
Saheeh InternationalAnd indeed, it is We who give life and cause death, and We are the Inheritor
Süleyman AteşAndolsun, sizden önce geçenleri de bildik, sonra gelenleri de bildik
Ali BulaçAndolsun sizden öne (veya önceden) geçenleri bilmişizdir; ve (yine) andolsun, geride kalanları da bilmişizdir
Saheeh InternationalAnd We have already known the preceding [generations] among you, and We have already known the later [ones to come]
Süleyman AteşGerçekten onları toplayacak olan, Rabbindir. O hükümdardır bilendir
Ali BulaçVe şüphesiz senin Rabbin, O, onları haşredecektir. Gerçekten O, hüküm ve hikmet sahibidir, bilendir
Saheeh InternationalAnd indeed, your Lord will gather them; indeed, He is Wise and Knowing
Süleyman AteşAndolsun biz insanı pişmemiş çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık
Ali BulaçAndolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık
Saheeh InternationalAnd We did certainly create man out of clay from an altered black mud
Süleyman AteşCinne gelince onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık
Ali BulaçVe Cann'ı da daha önce 'nüfuz eden kavurucu' ateşten yaratmıştık
Saheeh InternationalAnd the jinn We created before from scorching fire
Süleyman AteşBir zaman Rabbin meleklere demişti ki: "Ben kupkuru çamurdan, değişken balçıktan bir insan yaratacağım
Ali BulaçHani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım
Saheeh InternationalAnd [mention, O Muhammad], when your Lord said to the angels, "I will create a human being out of clay from an altered black mud
Süleyman AteşOnu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secdeye kapanın
Ali BulaçOna bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın
Saheeh InternationalAnd when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration
Süleyman AteşMeleklerin hepsi topluca secde ettiler
Ali BulaçBöylece meleklerin tümü, topluca secde etti
Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely
Süleyman AteşYalnız İblis, secde edenlerle beraber olmayı kabul etmedi
Ali BulaçAncak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı
Saheeh InternationalExcept Iblees, he refused to be with those who prostrated
Süleyman Ateş(Allah): "Ey İblis, nen var ki, sen secde edenlerle beraber olmadın?" dedi
Ali BulaçDedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın
Saheeh International[Allah] said, O Iblees, what is [the matter] with you that you are not with those who prostrate
Süleyman Ateş(İblis): "Ben bir çamurdan, değişken bir balçıktan yarattığın insana secde edemem!" dedi
Ali BulaçDedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim
Saheeh InternationalHe said, "Never would I prostrate to a human whom You created out of clay from an altered black mud
Süleyman Ateş(Allah): "Öyleyse çık oradan (meleklerin içinden çık), dedi, çünkü sen kovuldun
Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın
Saheeh International[Allah] said, "Then get out of it, for indeed, you are expelled
Süleyman AteşTa ceza gününe kadar üzerine la'net edilecektir
Ali BulaçVe şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir
Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is the curse until the Day of Recompense
Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi bari tekrar dirilecekleri güne kadar beni(m canımı almayı) ertele
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected
Süleyman Ateş(Allah): "Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin
Ali BulaçDedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın
Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved
Süleyman AteşO bilinen vaktin gününe kadar
Ali BulaçBilinen günün vaktine kadar
Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known
Süleyman Ateş(İblis): "Rabbim, dedi, beni azdırmandan ötürü andolsun ki, ben de yer yüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini azdıracağım
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım
Saheeh International[Iblees] said, "My Lord, because You have put me in error, I will surely make [disobedience] attractive to them on earth, and I will mislead them all
Süleyman AteşAncak içlerinden kendilerine ihlas verilen kulların hariç. (Benim azdırmam, onları etkilemez)
Ali BulaçAncak onlardan muhlis olan kulların müstesna
Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants
Süleyman Ateş(Allah) buyurdu ki: "İşte bana varan doğru yol budur
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur
Saheeh International[Allah] said, "This is a path [of return] to Me [that is] straight
Süleyman AteşBenim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınlar(ı azdırabilirsin)
Ali BulaçŞüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur
Saheeh InternationalIndeed, My servants - no authority will you have over them, except those who follow you of the deviators
Süleyman AteşCehennem o (şeytana uya)nların hepsinin buluşma yeridir
Ali BulaçVe hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir
Saheeh InternationalAnd indeed, Hell is the promised place for them all
Süleyman AteşOnun yedi kapısı vardır. Her kapıya, onlardan bir bölüm ayrılmıştır
Ali BulaçOnun yedi kapısı vardır; onlardan her bir kapı için bir grup ayrılmıştır
Saheeh InternationalIt has seven gates; for every gate is of them a portion designated
Süleyman Ateş(Şeytana uymaktan, küfür ve isyandan) korunanlar ise cennetlerde, pınar başlarındadırlar
Ali BulaçGerçekten takva sahibi olanlar, cennetlerde ve pınar başlarındadır
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be within gardens and springs
Süleyman Ateş(Onlara): "Oraya esenlikle, güven içinde girin!" (denilir)
Ali BulaçOraya esenlikle ve güvenlikle girin
Saheeh International[Having been told], "Enter it in peace, safe [and secure]
Süleyman AteşOnların göğüslerindeki kini çıkarıp atmışızdır; (hepsi) kardeşler olarak divanlar üzerinde karşı karşıya oturur (sohbet eder)ler
Ali BulaçOnların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar
Saheeh InternationalAnd We will remove whatever is in their breasts of resentment, [so they will be] brothers, on thrones facing each other
Süleyman AteşOrada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değillerdir
Ali BulaçOrda onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar ordan çıkarılacak değildirler
Saheeh InternationalNo fatigue will touch them therein, nor from it will they [ever] be removed
Süleyman Ateş(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim
Ali BulaçHaber ver kullarıma; şüphesiz Ben, Ben bağışlayanım, esirgeyenim
Saheeh International[O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful
Süleyman AteşFakat benim azabım da çok acı bir azabdır
Ali BulaçVe şüphesiz azabım; o acıklı bir azaptır
Saheeh InternationalAnd that it is My punishment which is the painful punishment
Süleyman AteşOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver
Ali BulaçOnlara İbrahim'in konuklarından haber ver
Saheeh InternationalAnd inform them about the guests of Abraham
Süleyman AteşOnun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkuyoruz." dedi
Ali BulaçYanına girdiklerinde "Selam" demişlerdi. O da: "Biz sizden korkmaktayız" demişti
Saheeh InternationalWhen they entered upon him and said, "Peace." [Abraham] said, "Indeed, we are fearful of you
Süleyman AteşKorkma dediler, biz sana bilgin bir çocuk(un olacağını) müjdeleriz
Ali BulaçDediler ki: "Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz
Saheeh International[The angels] said, "Fear not. Indeed, we give you good tidings of a learned boy
Süleyman AteşBana ihtiyarlık dokunduktan sonra mı beni müjdelediniz? Ne tuhaf bir şey ile müjdeliyorsunuz beni? dedi
Ali BulaçDedi ki: "Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz
Saheeh InternationalHe said, "Have you given me good tidings although old age has come upon me? Then of what [wonder] do you inform
Süleyman AteşSana gerçeği müjdeledik, umut kesenlerden olma! dediler. They said: We bring thee good tidings in truth. So be not thou of the despairing
Ali BulaçDediler ki: "Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma
Saheeh InternationalThey said, "We have given you good tidings in truth, so do not be of the despairing
Süleyman AteşSapıklardan başka kim Rabbinin rahmetinden umut keser? dedi
Ali BulaçDedi ki: "Sapıklar dışında Rabbinin rahmetinden kim umut keser
Saheeh InternationalHe said, "And who despairs of the mercy of his Lord except for those astray
Süleyman Ateş(İbrahim gelenlerin Hak elçileri melekler olduklarını anlayınca): "Ey elçiler, dedi, işiniz nedir
Ali BulaçDedi ki: "Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne
Saheeh International[Abraham] said, "Then what is your business [here], O messengers
Süleyman AteşBiz suç işleyen bir kavme gönderildik, dediler
Ali BulaçDediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik
Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we have been sent to a people of criminals
Süleyman AteşYalnız Lut ailesi suçlu değildir. Biz onların hepsini kurtaracağız
Ali BulaçAncak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız
Saheeh InternationalExcept the family of Lot; indeed, we will save them all
Süleyman AteşAncak karısı hariç. Onun da (suçlularla beraber) kalanlardan olmasını uygun gördük
Ali BulaçAma karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır
Saheeh InternationalExcept his wife." Allah decreed that she is of those who remain behind
Süleyman AteşElçiler Lut ailesine geldiklerinde
Ali BulaçBöylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde
Saheeh InternationalAnd when the messengers came to the family of Lot
Süleyman Ateş(Lut): "Siz hiç tanınmamış kimselersiniz!" dedi
Ali Bulaç(Lut) Dedi ki: "Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz
Saheeh InternationalHe said, "Indeed, you are people unknown
Süleyman AteşDediler ki: "Doğrusu, biz onların, hakkında şüphe ettikleri((tanrı azabı)nı sana getirdik
Ali BulaçHayır" dediler. "Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik
Saheeh InternationalThey said, "But we have come to you with that about which they were disputing
Süleyman AteşSana gerçeği getirdik, biz elbette doğru söyleyenleriz
Ali BulaçSana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz
Saheeh InternationalAnd we have come to you with truth, and indeed, we are truthful
Süleyman AteşHemen gecenin bir parçasında aileni yürüt, sen de arkalarından git, içinizden hiç kimse ardına dönüp bakmasın. Emredildiğiniz yere gidin
Ali BulaçHemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin
Saheeh InternationalSo set out with your family during a portion of the night and follow behind them and let not anyone among you look back and continue on to where you are commanded
Süleyman AteşOna: "Şunlar sabaha girerlerken arkaları kesilecektir!" buyruğunu bildirdik
Ali BulaçVe onlara şu emri verdik: "Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir
Saheeh InternationalAnd We conveyed to him [the decree] of that matter: that those [sinners] would be eliminated by early morning
Süleyman Ateş(Lut kavminin oturduğu Sodom) Kent(inin) halkı, (Lut'un genç konuklarını duyup) sevinerek geldiler
Ali BulaçŞehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi
Saheeh InternationalAnd the people of the city came rejoicing
Süleyman Ateş(Lut onlara): "Bunlar benim konuğumdur, dedi, beni mahcubetmeyin
Ali Bulaç(Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi
Saheeh International[Lot] said, "Indeed, these are my guests, so do not shame me
Süleyman Ateş(Ne olur), Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin
Ali BulaçAllah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin
Saheeh InternationalAnd fear Allah and do not disgrace me
Süleyman AteşSeni alemlerden (başkalarının işine karışmaktan) menetmemiş miydik? dediler
Ali BulaçDediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık
Saheeh InternationalThey said, "Have we not forbidden you from [protecting] people
Süleyman AteşEğer yapacaksanız, işte kızlarım. dedi
Ali BulaçDedi ki: "Eğer yapmak-istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım
Saheeh International[Lot] said, "These are my daughters - if you would be doers [of lawful marriage]
Süleyman AteşSenin ömrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı
Ali BulaçÖmrüne andolsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdiler
Saheeh InternationalBy your life, [O Muhammad], indeed they were, in their intoxication, wandering blindly
Süleyman AteşGüneşin doğma zamanına girerlerken korkunç ses onları yakaladı
Ali BulaçDerken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi
Saheeh InternationalSo the shriek seized them at sunrise
Süleyman AteşO kentin üstünü altına getirdik ve üzerlerine de çamurdan pişmiş taşlar yağdırdık
Ali BulaçAnında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık
Saheeh InternationalAnd We made the highest part [of the city] its lowest and rained upon them stones of hard clay
Süleyman AteşŞüphesiz bunda işaretten anlayanlara (nice) ibretler vardır
Ali BulaçElbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır
Saheeh InternationalIndeed in that are signs for those who discern
Süleyman AteşVe o (kent, herkesin gelip geçtiği) bir yol üzerinde durmaktadır
Ali BulaçO (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hala) durmaktadır
Saheeh InternationalAnd indeed, those cities are [situated] on an established road
Süleyman AteşElbette bunda inananlar için bir ibret vardır
Ali BulaçElbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır
Saheeh InternationalIndeed in that is a sign for the believers
Süleyman AteşGerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi
Ali BulaçEyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi
Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket were [also] wrongdoers
Süleyman AteşOnlardan da öcümüzü aldık, her ikisi de (Sodom da, Eyke de) hala (yol üzerinde, gözler) ön(ün) de apaçık durmaktadır
Ali BulaçBundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir
Saheeh InternationalSo We took retribution from them, and indeed, both [cities] are on a clear highway
Süleyman AteşAndolsun Hicr halkı (Semud kavmi) de peygamberleri yalanladılar
Ali BulaçAndolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı
Saheeh InternationalAnd certainly did the companions of Thamud deny the messengers
Süleyman AteşOnlara ayetlerimizi verdik, ama onlardan yüz çeviriyorlardı
Ali BulaçOnlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi
Saheeh InternationalAnd We gave them Our signs, but from them they were turning away
Süleyman AteşDağlardan güvenli evler yontuyorlardı
Ali BulaçDağlardan güvenli evler yontuyorlardı
Saheeh InternationalAnd they used to carve from the mountains, houses, feeling secure
Süleyman AteşSabaha girerlerken onları da (o) korkunç ses yakaladı
Ali BulaçDerken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi
Saheeh InternationalBut the shriek seized them at early morning
Süleyman AteşKazandıkları, kendilerinden hiçbir şeyi savamadı
Ali BulaçBuna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi
Saheeh InternationalSo nothing availed them [from] what they used to earn
Süleyman AteşBiz gökleri yeri ve bunlar arasında bulunanları hak ile yarattık; (gerçeğin ortaya çıkacağı) o sa'at, mutlaka gelecektir! Şimdi sen güzel bir hoşgörü ile hareket et
Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran
Saheeh InternationalAnd We have not created the heavens and earth and that between them except in truth. And indeed, the Hour is coming; so forgive with gracious forgiveness
Süleyman AteşYaratan, bilen ancak Rabbindir
Ali BulaçÇünkü Rabbin, yaratan ve bilenin ta Kendisi'dir
Saheeh InternationalIndeed, your Lord - He is the Knowing Creator
Süleyman AteşAndolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik
Ali BulaçAndolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kur'an'ı verdik
Saheeh InternationalAnd We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an
Süleyman AteşOnlardan bazı çiftlere (sınıflara) verdiğimiz dünyalığa gözlerini dikme ve (sana inanmadıkları için) onlara üzülme. Mü'minlere kanadını indir, (onlara karşı mütevazi, şefkatli davran)
Ali BulaçSakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme, onlara karşı hüzne kapılma, mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger
Saheeh InternationalDo not extend your eyes toward that by which We have given enjoyment to [certain] categories of the disbelievers, and do not grieve over them. And lower your wing to the believers
Süleyman AteşVe: "Ben, ancak ben, apaçık bir uyarıcıyım!" de
Ali BulaçVe de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalAnd say, "Indeed, I am the clear warner
Süleyman Ateş(Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allah'ın azabı başınıza inecektir.) Tıpkı o bölücülere (veya and içenlere) indirdiğimiz gibi (sizin başınıza da azab indiririz)
Ali BulaçParça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi
Saheeh InternationalJust as We had revealed [scriptures] to the separators
Süleyman AteşOnlar ki Kur'an'ı bölük bölük ettiler
Ali BulaçKi onlar Kur'anı parça-parça kıldılar
Saheeh InternationalWho have made the Qur'an into portions
Süleyman AteşSenin Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız
Ali BulaçRabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız
Saheeh InternationalSo by your Lord, We will surely question them all
Süleyman AteşYaptıkları şeylerden
Ali BulaçYapmakta oldukları şeyleri
Saheeh InternationalAbout what they used to do
Süleyman AteşSen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma
Ali BulaçÖyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme
Saheeh InternationalThen declare what you are commanded and turn away from the polytheists
Süleyman AteşO alay edenlere karşı biz sana yeteriz
Ali BulaçŞüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz
Saheeh InternationalIndeed, We are sufficient for you against the mockers
Süleyman AteşO, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir
Ali BulaçKi onlar, Allah ile beraber başka İlahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir
Saheeh InternationalWho make [equal] with Allah another deity. But they are going to know
Süleyman AteşAndolsun onların söylediklerine senin göğsünün daraldığını (canının sıkıldığını) biliyoruz
Ali BulaçAndolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz
Saheeh InternationalAnd We already know that your breast is constrained by what they say
Süleyman AteşSen Rabbini hamd ile tesbih et (O'nu övecek sözlerle an, subhanallahi velhamdulillah de) ve secde edenlerden ol
Ali BulaçSen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol
Saheeh InternationalSo exalt [Allah] with praise of your Lord and be of those who prostrate [to Him]
Süleyman AteşVe Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)
Ali BulaçVe yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et
Saheeh InternationalAnd worship your Lord until there comes to you the certainty (death)