☪ Anlam Arayışı

28. Al-Qasas سُورَةُ القَصَصِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
28:1
طسٓمٓ
طسٓمٓ
Ta sin mim

Elmalılı Hamdi YazırTâ, Sîn, Mîm

Yusuf AliTa. Sin. Mim

28:2
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırBunlar, apaçık kitabın âyetleridir

Yusuf AliThese are Verses of the Book that makes (things) clear

28:3
نَتۡلُواْ عَلَيۡكَ مِن نَّبَإِ مُوسَىٰ وَفِرۡعَوۡنَ بِٱلۡحَقِّ لِقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
نَتْلُوا۟
okuyacağız
عَلَيْكَ
sana
مِن
bir parçayı
نَّبَإِ
haberinden
مُوسَىٰ
Musa
وَفِرْعَوْنَ
ve Fir'avn'ın
بِٱلْحَقِّ
gerçek olarak
لِقَوْمٍۢ
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Elmalılı Hamdi Yazırİman edecek bir kavim için Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana dosdoğru okuyacağız

Yusuf AliWe rehearse to thee some of the story of Moses and Pharaoh in Truth, for people who believe

28:4
إِنَّ فِرۡعَوۡنَ عَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَجَعَلَ أَهۡلَهَا شِيَعࣰ ا يَسۡتَضۡعِفُ طَآئِفَةࣰ مِّنۡهُمۡ يُذَبِّحُ أَبۡنَآءَهُمۡ وَيَسۡتَحۡيِۦ نِسَآءَهُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
عَلَا
ululandı (zorbalığa kalktı)
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَجَعَلَ
ve böldü
أَهْلَهَا
halkını
شِيَعًۭا
çeşitli gruplara
يَسْتَضْعِفُ
eziyordu
طَآئِفَةًۭ
bir zümreyi
مِّنْهُمْ
onlardan
يُذَبِّحُ
kesiyordu
أَبْنَآءَهُمْ
oğullarını
وَيَسْتَحْىِۦ
ve sağ bırakıyordu
نِسَآءَهُمْ ۚ
kadınlarını
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
idi
مِنَ
bozgunculardan
ٱلْمُفْسِدِينَ
the corrupters

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı

Yusuf AliTruly Pharaoh elated himself in the land and broke up its people into sections, depressing a small group among them: their sons he slew, but he kept alive their females: for he was indeed a maker of mischief

28:5 📚 1
وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَنَجۡعَلَهُمۡ أَئِمَّةࣰ وَنَجۡعَلَهُمُ ٱلۡوَٰرِثِينَ
وَنُرِيدُ
biz istiyorduk
أَن
lutfetmeyi
نَّمُنَّ
bestow a favor
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱسْتُضْعِفُوا۟
ezilen(ler)
فِى
o yerde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَنَجْعَلَهُمْ
ve onları yapmayı
أَئِمَّةًۭ
önderler
وَنَجْعَلَهُمُ
ve onları kılmayı
ٱلْوَٰرِثِينَ
mirasçı

Elmalılı Hamdi YazırBiz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin) yerini aldıralım

Yusuf AliAnd We wished to be Gracious to those who were being depressed in the land, to make them leaders (in Faith) and make them heirs

28:6
وَنُمَكِّنَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَنُرِيَ فِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا مِنۡهُم مَّا كَانُواْ يَحۡذَرُونَ
وَنُمَكِّنَ
ve iktidara getirmeyi
لَهُمْ
onları
فِى
o yerde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَنُرِىَ
ve göstermeyi
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'a
وَهَـٰمَـٰنَ
ve Haman'a
وَجُنُودَهُمَا
ve askerlerine
مِنْهُم
onlardan
مَّا
şeyi
كَانُوا۟
oldukları
يَحْذَرُونَ
korkmuş

Elmalılı Hamdi YazırVe o yerde onları hakim kılalım, Firavun ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim

Yusuf AliTo establish a firm place for them in the land, and to show Pharaoh, Haman, and their hosts, at their hands, the very things against which they were taking precautions

28:7 📚 5
وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَرۡضِعِيهِۖ فَإِذَا خِفۡتِ عَلَيۡهِ فَأَلۡقِيهِ فِي ٱلۡيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحۡزَنِيٓۖ إِنَّا رَآدُّوهُ إِلَيۡكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
إِلَىٰٓ
annesine
أُمِّ
(the) mother
مُوسَىٰٓ
Musa'nın
أَنْ
diye
أَرْضِعِيهِ ۖ
O(çocuğu)nu emzir
فَإِذَا
ne zaman ki
خِفْتِ
korkarsan
عَلَيْهِ
başına bir şey gelmesinden
فَأَلْقِيهِ
onu bırak
فِى
suya
ٱلْيَمِّ
the river
وَلَا
ve
تَخَافِى
korkma
وَلَا
ve
تَحْزَنِىٓ ۖ
üzülme
إِنَّا
elbette biz
رَآدُّوهُ
onu tekrar geri vereceğiz
إِلَيْكِ
sana
وَجَاعِلُوهُ
ve onu yapacağız
مِنَ
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Elmalılı Hamdi YazırO esnada Musa'nın anasına "Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız" diye bildirdik

Yusuf AliSo We sent this inspiration to the mother of Moses: "Suckle (thy child), but when thou hast fears about him, cast him into the river, but fear not nor grieve: for We shall restore him to thee, and We shall make him one of Our apostles

28:8
فَٱلۡتَقَطَهُۥٓ ءَالُ فِرۡعَوۡنَ لِيَكُونَ لَهُمۡ عَدُوࣰّ ا وَحَزَنًاۗ إِنَّ فِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا كَانُواْ خَٰطِـِٔينَ
فَٱلْتَقَطَهُۥٓ
nihayet onu aldı
ءَالُ
ailesi
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
لِيَكُونَ
olsunası için
لَهُمْ
kendilerine
عَدُوًّۭا
bir düşman
وَحَزَنًا ۗ
ve başlarına derd
إِنَّ
gerçekten
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَهَـٰمَـٰنَ
ve Haman
وَجُنُودَهُمَا
ve askerleri
كَانُوا۟
yanılıyorlardı
خَـٰطِـِٔينَ
sinners

Elmalılı Hamdi YazırNihayet Firavun ailesi onu yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı

Yusuf AliThen the people of Pharaoh picked him up (from the river): (It was intended) that (Moses) should be to them an adversary and a cause of sorrow: for Pharaoh and Haman and (all) their hosts were men of sin

28:9 📚 1
وَقَالَتِ ٱمۡرَأَتُ فِرۡعَوۡنَ قُرَّتُ عَيۡنࣲ لِّي وَلَكَۖ لَا تَقۡتُلُوهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوۡ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدࣰ ا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
وَقَالَتِ
ve dedi ki
ٱمْرَأَتُ
karısı
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
قُرَّتُ
aydınlığı
عَيْنٍۢ
göz
لِّى
bana da
وَلَكَ ۖ
ve sana da
لَا
onu öldürmeyin
تَقْتُلُوهُ
kill him
عَسَىٰٓ
belki
أَن
diye
يَنفَعَنَآ
bize yararı dokunur
أَوْ
ya da
نَتَّخِذَهُۥ
onu ediniriz
وَلَدًۭا
evlad
وَهُمْ
ve onlar
لَا
anlamıyorlardı
يَشْعُرُونَ
perceive

Elmalılı Hamdi YazırFiravun'un karısı (sepetin içinden çocuk çıkınca kocasına), "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz" dedi. Halbuki onlar işin sonunu sezemiyorlardı

Yusuf AliThe wife of Pharaoh said: "(Here is) joy of the eye, for me and for thee: slay him not. It may be that he will be use to us, or we may adopt him as a son." And they perceived not (what they were doing)

28:10 📚 1
وَأَصۡبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَىٰ فَٰرِغًاۖ إِن كَادَتۡ لَتُبۡدِي بِهِۦ لَوۡلَآ أَن رَّبَطۡنَا عَلَىٰ قَلۡبِهَا لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَأَصْبَحَ
ve sabahladı
فُؤَادُ
gönlü
أُمِّ
annesinin
مُوسَىٰ
Musa'nın
فَـٰرِغًا ۖ
bomboştu
إِن
neredeyse
كَادَتْ
she was near
لَتُبْدِى
açığa vuracaktı
بِهِۦ
onu
لَوْلَآ
eğer olmasaydık
أَن
biz iyice pekiştirmiş
رَّبَطْنَا
We strengthened
عَلَىٰ
üzerine
قَلْبِهَا
onun kalbi
لِتَكُونَ
olması için
مِنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Elmalılı Hamdi YazırMusa'nın anasının yüreği (tasadan) bomboş kalıverdi. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı

Yusuf AliBut there came to be a void in the heart of the mother of Moses: She was going almost to disclose his (case), had We not strengthened her heart (with faith), so that she might remain a (firm) believer

28:11
وَقَالَتۡ لِأُخۡتِهِۦ قُصِّيهِۖ فَبَصُرَتۡ بِهِۦ عَن جُنُبࣲ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
وَقَالَتْ
ve dedi ki
لِأُخْتِهِۦ
kızkardeşine
قُصِّيهِ ۖ
onu takip et
فَبَصُرَتْ
o da gözetledi
بِهِۦ
onu
عَن
uzaktan
جُنُبٍۢ
a distance
وَهُمْ
ve onlar
لَا
farkına varmadan
يَشْعُرُونَ
perceive

Elmalılı Hamdi YazırAnnesi Musa'nın ablasına, "Onun izini takip et" dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi

Yusuf AliAnd she said to the sister of (Moses), "Follow him" so she (the sister) watched him in the character of a stranger. And they knew not

28:12
۞وَحَرَّمۡنَا عَلَيۡهِ ٱلۡمَرَاضِعَ مِن قَبۡلُ فَقَالَتۡ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰٓ أَهۡلِ بَيۡتࣲ يَكۡفُلُونَهُۥ لَكُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ نَٰصِحُونَ
۞ وَحَرَّمْنَا
ve haram etmiştik
عَلَيْهِ
ona
ٱلْمَرَاضِعَ
süt anneleri
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
فَقَالَتْ
dedi ki
هَلْ
size göstereyimmi?
أَدُلُّكُمْ
direct you
عَلَىٰٓ
halkını (aile)
أَهْلِ
(the) people
بَيْتٍۢ
bir ev (aile)
يَكْفُلُونَهُۥ
onun bakımını üstlenecek
لَكُمْ
sizin için
وَهُمْ
ve onlar
لَهُۥ
ona
نَـٰصِحُونَ
öğüt verecek

Elmalılı Hamdi YazırBiz (annesine geri vermezden) daha önce, onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası, "Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi

Yusuf AliAnd we ordained that he refused suck at first, until (His sister came up and) said: "Shall I point out to you the people of a house that will nourish and bring him up for you and be sincerely attached to him

28:13
فَرَدَدۡنَٰهُ إِلَىٰٓ أُمِّهِۦ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَ وَلِتَعۡلَمَ أَنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
فَرَدَدْنَـٰهُ
böylece onu geri verdik
إِلَىٰٓ
annesine
أُمِّهِۦ
his mother
كَىْ
için
تَقَرَّ
aydın olması
عَيْنُهَا
gözü
وَلَا
ve
تَحْزَنَ
üzülmesin (diye)
وَلِتَعْلَمَ
ve bilmesi için
أَنَّ
şüphesiz ki
وَعْدَ
va'di
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ
haktır
وَلَـٰكِنَّ
ve fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi YazırBöylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler

Yusuf AliThus did We restore him to his mother, that her eye might be comforted, that she might not grieve, and that she might know that the promise of God is true: but most of them do not understand

28:14
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَٱسۡتَوَىٰٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ اۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
بَلَغَ
(Musa) erişince
أَشُدَّهُۥ
güçlü çağına
وَٱسْتَوَىٰٓ
ve olgunlaşınca
ءَاتَيْنَـٰهُ
biz ona verdik
حُكْمًۭا
hüküm
وَعِلْمًۭا ۚ
ve ilim
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Elmalılı Hamdi YazırMusa yiğitlik çağına girip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız

Yusuf AliWhen he reached full age, and was firmly established (in life), We bestowed on him wisdom and knowledge: for thus do We reward those who do good

28:15 📚 3
وَدَخَلَ ٱلۡمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفۡلَةࣲ مِّنۡ أَهۡلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيۡنِ يَقۡتَتِلَانِ هَٰذَا مِن شِيعَتِهِۦ وَهَٰذَا مِنۡ عَدُوِّهِۦۖ فَٱسۡتَغَٰثَهُ ٱلَّذِي مِن شِيعَتِهِۦ عَلَى ٱلَّذِي مِنۡ عَدُوِّهِۦ فَوَكَزَهُۥ مُوسَىٰ فَقَضَىٰ عَلَيۡهِۖ قَالَ هَٰذَا مِنۡ عَمَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّهُۥ عَدُوࣱّ مُّضِلࣱّ مُّبِينࣱ‏
وَدَخَلَ
ve girdi
ٱلْمَدِينَةَ
şehre
عَلَىٰ
bir sırada
حِينِ
a time
غَفْلَةٍۢ
(kendisinden) habersiz olduğu
مِّنْ
halkının
أَهْلِهَا
its people
فَوَجَدَ
ve buldu
فِيهَا
orada
رَجُلَيْنِ
iki adamı
يَقْتَتِلَانِ
öldüresiye dövüşürlerken
هَـٰذَا
biri
مِن
kendi taraftarlarından
شِيعَتِهِۦ
his party
وَهَـٰذَا
ve öbürü de
مِنْ
düşmanlarından
عَدُوِّهِۦ ۖ
his enemy
فَٱسْتَغَـٰثَهُ
(Musa'dan) yardım istedi
ٱلَّذِى
olan kimse
مِن
kendi taraftarlarından
شِيعَتِهِۦ
his party
عَلَى
karşı
ٱلَّذِى
olana
مِنْ
düşmanlarından
عَدُوِّهِۦ
his enemy
فَوَكَزَهُۥ
bir yumruk indirdi
مُوسَىٰ
Musa
فَقَضَىٰ
işini bitirdi
عَلَيْهِ ۖ
onun
قَالَ
(sonra) dedi ki
هَـٰذَا
bu
مِنْ
işindendir
عَمَلِ
(the) deed
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ
şeytanın
إِنَّهُۥ
o gerçekten
عَدُوٌّۭ
bir düşmandır
مُّضِلٌّۭ
şaşırtıcı
مُّبِينٌۭ
apaçık

Elmalılı Hamdi YazırMusa, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle döğüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. "Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır" dedi

Yusuf AliAnd he entered the city at a time when its people were not watching: and he found there two men fighting,- one of his own religion, and the other, of his foes. Now the man of his own religion appealed to him against his foe, and Moses struck h im with his fist and made an end of him. He said: "This is a work of Evil (Satan): for he is an enemy that manifestly misleads

28:16 📚 2
قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي فَٱغۡفِرۡ لِي فَغَفَرَ لَهُۥٓۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
gerçekten ben
ظَلَمْتُ
zulmettim
نَفْسِى
nefsime
فَٱغْفِرْ
bağışla
لِى
beni
فَغَفَرَ
(Allah) bağışladı
لَهُۥٓ ۚ
onu
إِنَّهُۥ
çünkü O
هُوَ
O
ٱلْغَفُورُ
çok bağışlayandır
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırMusa, "Rabbim! Doğrusu kendimi ziyana uğrattım. Beni bağışla!" dedi; Allah da, onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O'dur

Yusuf AliHe prayed: "O my Lord! I have indeed wronged my soul! Do Thou then forgive me!" So (God) forgave him: for He is the Oft-Forgiving, Most Merciful

28:17 📚 6
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ فَلَنۡ أَكُونَ ظَهِيرࣰ ا لِّلۡمُجۡرِمِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
بِمَآ
hakkı için
أَنْعَمْتَ
lutfettiğin ni'metler
عَلَىَّ
bana
فَلَنْ
artık bir daha
أَكُونَ
olmayacağım
ظَهِيرًۭا
arka çıkan
لِّلْمُجْرِمِينَ
suçlulara

Elmalılı Hamdi YazırMusa, "Rabbim! Bana lutfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım" dedi

Yusuf AliHe said: "O my Lord! For that Thou hast bestowed Thy Grace on me, never shall I be a help to those who sin

28:18
فَأَصۡبَحَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ خَآئِفࣰ ا يَتَرَقَّبُ فَإِذَا ٱلَّذِي ٱسۡتَنصَرَهُۥ بِٱلۡأَمۡسِ يَسۡتَصۡرِخُهُۥۚ قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰٓ إِنَّكَ لَغَوِيࣱّ مُّبِينࣱ‏
فَأَصْبَحَ
sabahladı
فِى
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ
the city
خَآئِفًۭا
korku içinde
يَتَرَقَّبُ
gözetleyerek
فَإِذَا
bir de baktı ki
ٱلَّذِى
kendisinden yardım isteyen
ٱسْتَنصَرَهُۥ
sought his help
بِٱلْأَمْسِ
dün
يَسْتَصْرِخُهُۥ ۚ
yine feryadediyor
قَالَ
dedi
لَهُۥ
ona
مُوسَىٰٓ
Musa
إِنَّكَ
gerçekten sen
لَغَوِىٌّۭ
bir azgınsın
مُّبِينٌۭ
belli ki

Elmalılı Hamdi YazırŞehirde korku içinde, (etrafı) gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse feryad ederek yine ondan imdat istiyor. Musa ona dedi ki: "Doğrusu sen, besbelli bir azgınsın

Yusuf AliSo he saw the morning in the city, looking about, in a state of fear, when behold, the man who had, the day before, sought his help called aloud for his help (again). Moses said to him: "Thou art truly, it is clear, a quarrelsome fellow

28:19 📚 1
فَلَمَّآ أَنۡ أَرَادَ أَن يَبۡطِشَ بِٱلَّذِي هُوَ عَدُوࣱّ لَّهُمَا قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ أَتُرِيدُ أَن تَقۡتُلَنِي كَمَا قَتَلۡتَ نَفۡسَۢا بِٱلۡأَمۡسِۖ إِن تُرِيدُ إِلَّآ أَن تَكُونَ جَبَّارࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا تُرِيدُ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِينَ
فَلَمَّآ
nihayet
أَنْ
isteyince
أَرَادَ
he wanted
أَن
yakalamak
يَبْطِشَ
strike
بِٱلَّذِى
olanı
هُوَ
o
عَدُوٌّۭ
düşman
لَّهُمَا
ikisine de
قَالَ
dedi ki
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
أَتُرِيدُ
beni öldürmekmi istiyorsun?
أَن
to
تَقْتُلَنِى
kill me
كَمَا
gibi
قَتَلْتَ
öldürdüğün
نَفْسًۢا
bir canı
بِٱلْأَمْسِ ۖ
dün
إِن
(oysa)
تُرِيدُ
istemiyorsun
إِلَّآ
dışında bir şey
أَن
olmak
تَكُونَ
you become
جَبَّارًۭا
bir zorba
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
ve
تُرِيدُ
istemiyorsun
أَن
olmak
تَكُونَ
you be
مِنَ
arabuluculardan
ٱلْمُصْلِحِينَ
the reformers

Elmalılı Hamdi YazırMusa, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: "Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak istiyorsun? Demek arabuluculardan olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayı arzuluyorsun sen

Yusuf AliThen, when he decided to lay hold of the man who was an enemy to both of them, that man said: "O Moses! Is it thy intention to slay me as thou slewest a man yesterday? Thy intention is none other than to become a powerful violent man in the la nd, and not to be one who sets things right

28:20 📚 1
وَجَآءَ رَجُلࣱ مِّنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ ٱلۡمَلَأَ يَأۡتَمِرُونَ بِكَ لِيَقۡتُلُوكَ فَٱخۡرُجۡ إِنِّي لَكَ مِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ
وَجَآءَ
ve geldi
رَجُلٌۭ
bir adam
مِّنْ
öbür ucundan
أَقْصَا
(the) farthest end
ٱلْمَدِينَةِ
şehrin
يَسْعَىٰ
koşarak
قَالَ
dedi
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
إِنَّ
şüphesiz ki
ٱلْمَلَأَ
ileri gelenler
يَأْتَمِرُونَ
aralarında konuşuyorlar
بِكَ
seni
لِيَقْتُلُوكَ
seni öldürmek için
فَٱخْرُجْ
sen çık (git)
إِنِّى
elbette ben
لَكَ
sana
مِنَ
öğüt verenlerden(im)
ٱلنَّـٰصِحِينَ
the sincere advisors

Elmalılı Hamdi YazırŞehrin öbür ucundan bir adam geldi ve dedi ki: "Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim

Yusuf AliAnd there came a man, running, from the furthest end of the City. He said: "O Moses! the Chiefs are taking counsel together about thee, to slay thee: so get thee away, for I do give thee sincere advice

28:21
فَخَرَجَ مِنۡهَا خَآئِفࣰ ا يَتَرَقَّبُۖ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَخَرَجَ
(Musa) çıktı
مِنْهَا
oradan
خَآئِفًۭا
korka korka
يَتَرَقَّبُ ۖ
kollayarak
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
نَجِّنِى
beni kurtar
مِنَ
kavimden
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Elmalılı Hamdi YazırMusa korka korka, (etrafı) gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi

Yusuf AliHe therefore got away therefrom, looking about, in a state of fear. He prayed "O my Lord! save me from people given to wrong-doing

28:22
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلۡقَآءَ مَدۡيَنَ قَالَ عَسَىٰ رَبِّيٓ أَن يَهۡدِيَنِي سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
وَلَمَّا
ne zaman ki
تَوَجَّهَ
yönelince
تِلْقَآءَ
tarafına
مَدْيَنَ
Medyen
قَالَ
dedi
عَسَىٰ
umarım ki
رَبِّىٓ
Rabbim
أَن
beni iletir
يَهْدِيَنِى
will guide me
سَوَآءَ
doğru
ٱلسَّبِيلِ
yola

Elmalılı Hamdi YazırMedyen'e doğru yöneldiğinde: "Umarım Rabbim beni doğru yola iletir." dedi

Yusuf AliThen, when he turned his face towards (the land of) Madyan, he said: "I do hope that my Lord will show me the smooth and straight Path

28:23 📚 1
وَلَمَّا وَرَدَ مَآءَ مَدۡيَنَ وَجَدَ عَلَيۡهِ أُمَّةࣰ مِّنَ ٱلنَّاسِ يَسۡقُونَ وَوَجَدَ مِن دُونِهِمُ ٱمۡرَأَتَيۡنِ تَذُودَانِۖ قَالَ مَا خَطۡبُكُمَاۖ قَالَتَا لَا نَسۡقِي حَتَّىٰ يُصۡدِرَ ٱلرِّعَآءُۖ وَأَبُونَا شَيۡخࣱ كَبِيرࣱ‏
وَلَمَّا
ne zaman ki
وَرَدَ
varınca
مَآءَ
suyuna
مَدْيَنَ
Medyen
وَجَدَ
buldu
عَلَيْهِ
onun başında
أُمَّةًۭ
bir grubu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
men
يَسْقُونَ
(hayvanlarını) sularken
وَوَجَدَ
ve buldu
مِن
onların gerisinde
دُونِهِمُ
besides them
ٱمْرَأَتَيْنِ
iki kız
تَذُودَانِ ۖ
sudan meneden
قَالَ
(Musa) dedi
مَا
nedir?
خَطْبُكُمَا ۖ
sizin işiniz
قَالَتَا
dediler ki
لَا
biz sulayamayız
نَسْقِى
We cannot water
حَتَّىٰ
kadar
يُصْدِرَ
sulayıp çekilinceye
ٱلرِّعَآءُ ۖ
çobanlar
وَأَبُونَا
ve babamız da
شَيْخٌۭ
bir ihtiyardır
كَبِيرٌۭ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırMusa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan bir çok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara "Derdiniz nedir?" dedi. Şöyle cevap verdiler: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz ( onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır

Yusuf AliAnd when he arrived at the watering (place) in Madyan, he found there a group of men watering (their flocks), and besides them he found two women who were keeping back (their flocks). He said: "What is the matter with you?" They said: "We can not water (our flocks) until the shepherds take back (their flocks): And our father is a very old man

28:24 📚 5
فَسَقَىٰ لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّىٰٓ إِلَى ٱلظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَآ أَنزَلۡتَ إِلَيَّ مِنۡ خَيۡرࣲ فَقِيرࣱ‏
فَسَقَىٰ
(Musa) hemen suladı
لَهُمَا
onlarınkini
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّىٰٓ
çekildi
إِلَى
gölgeye
ٱلظِّلِّ
the shade
فَقَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
doğrusu ben
لِمَآ
ne varsa
أَنزَلْتَ
indireceğin
إِلَىَّ
bana
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَقِيرٌۭ
muhtacım

Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Musa, onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi ve "Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım" dedi

Yusuf AliSo he watered (their flocks) for them; then he turned back to the shade, and said:"O my Lord! truly am I in (desperate) need of any good that Thou dost send me

28:25
فَجَآءَتۡهُ إِحۡدَىٰهُمَا تَمۡشِي عَلَى ٱسۡتِحۡيَآءࣲ قَالَتۡ إِنَّ أَبِي يَدۡعُوكَ لِيَجۡزِيَكَ أَجۡرَ مَا سَقَيۡتَ لَنَاۚ فَلَمَّا جَآءَهُۥ وَقَصَّ عَلَيۡهِ ٱلۡقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفۡۖ نَجَوۡتَ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَجَآءَتْهُ
derken ona geldi
إِحْدَىٰهُمَا
o iki kızdan biri
تَمْشِى
yürüyerek
عَلَى
utana utana
ٱسْتِحْيَآءٍۢ
shyness
قَالَتْ
dedi
إِنَّ
muhakkah
أَبِى
babam
يَدْعُوكَ
seni çağırıyor
لِيَجْزِيَكَ
ödemek için
أَجْرَ
ücretini
مَا
sulamanın
سَقَيْتَ
you watered
لَنَا ۚ
bizim için
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُۥ
(Musa) ona gelince
وَقَصَّ
ve anlatınca
عَلَيْهِ
ona
ٱلْقَصَصَ
hikayeyi
قَالَ
dedi
لَا
korkma
تَخَفْ ۖ
fear
نَجَوْتَ
kurtuldun
مِنَ
o kavimden
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Elmalılı Hamdi YazırDerken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi. "Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor." Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip başından geçeni anlatınca o, "korkma, o zalim kavimden kurtuldun"dedi

Yusuf AliAfterwards one of the (damsels) came (back) to him, walking bashfully. She said: "My father invites thee that he may reward thee for having watered (our flocks) for us." So when he came to him and narrated the story, he said: "Fear thou not: (w ell) hast thou escaped from unjust people

28:26
قَالَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا يَٰٓأَبَتِ ٱسۡتَـٔۡجِرۡهُۖ إِنَّ خَيۡرَ مَنِ ٱسۡتَـٔۡجَرۡتَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡأَمِينُ
قَالَتْ
dedi
إِحْدَىٰهُمَا
o (kız)lardan biri
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacağım
ٱسْتَـْٔجِرْهُ ۖ
bunu (çoban) tut
إِنَّ
muhakkak
خَيْرَ
en hayırlısıdır
مَنِ
ücretle tuttuklarının
ٱسْتَـْٔجَرْتَ
you (can) hire
ٱلْقَوِىُّ
en güçlüsüdür
ٱلْأَمِينُ
en güveniliridir

Elmalılı Hamdi Yazır(Şuayb'ın) iki kızından biri: "Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdam edeceğin en iyi kimse, bu güçlü ve güvenilir adamdır" dedi

Yusuf AliSaid one of the (damsels): "O my (dear) father! engage him on wages: truly the best of men for thee to employ is the (man) who is strong and trusty

28:27 📚 2
قَالَ إِنِّيٓ أُرِيدُ أَنۡ أُنكِحَكَ إِحۡدَى ٱبۡنَتَيَّ هَٰتَيۡنِ عَلَىٰٓ أَن تَأۡجُرَنِي ثَمَٰنِيَ حِجَجࣲۖ فَإِنۡ أَتۡمَمۡتَ عَشۡرࣰ ا فَمِنۡ عِندِكَۖ وَمَآ أُرِيدُ أَنۡ أَشُقَّ عَلَيۡكَۚ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
قَالَ
dedi ki
إِنِّىٓ
elbette
أُرِيدُ
istiyorum
أَنْ
sana nikahlamak
أُنكِحَكَ
marry you to
إِحْدَى
birini
ٱبْنَتَىَّ
kızımdan
هَـٰتَيْنِ
şu iki
عَلَىٰٓ
karşılığında
أَن
bana hizmet etmen
تَأْجُرَنِى
you serve me
ثَمَـٰنِىَ
sekiz
حِجَجٍۢ ۖ
yıl
فَإِنْ
eğer
أَتْمَمْتَ
tamamlarsan
عَشْرًۭا
on(yıl)a
فَمِنْ
artık
عِندِكَ ۖ
o sendendir
وَمَآ
ben istemem
أُرِيدُ
I wish
أَنْ
zahmet vermek
أَشُقَّ
make it difficult
عَلَيْكَ ۚ
sana
سَتَجِدُنِىٓ
beni bulacaksın
إِن
eğer (İnşallah)
شَآءَ
dilerse (İnşallah)
ٱللَّهُ
Allah (İnşallah)
مِنَ
iyilerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Elmalılı Hamdi Yazır(Şuayb) Dedi ki: "Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşaallah beni iyi kimselerden bulacaksın

Yusuf AliHe said: "I intend to wed one of these my daughters to thee, on condition that thou serve me for eight years; but if thou complete ten years, it will be (grace) from thee. But I intend not to place thee under a difficulty: thou wilt find me, in deed, if God wills, one of the righteous

28:28
قَالَ ذَٰلِكَ بَيۡنِي وَبَيۡنَكَۖ أَيَّمَا ٱلۡأَجَلَيۡنِ قَضَيۡتُ فَلَا عُدۡوَٰنَ عَلَيَّۖ وَٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلࣱ‏
قَالَ
(Musa) dedi
ذَٰلِكَ
bu
بَيْنِى
benimle aramızdadır
وَبَيْنَكَ ۖ
senin arasında
أَيَّمَا
hangi
ٱلْأَجَلَيْنِ
süreyi
قَضَيْتُ
yerine getirsem
فَلَا
yoktur
عُدْوَٰنَ
düşmanlık
عَلَىَّ ۖ
bana
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
karşı
مَا
şeye
نَقُولُ
dediğimiz
وَكِيلٌۭ
vekildir

Elmalılı Hamdi YazırMusa şöyle cevap verdi: "Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım demek ki, bana karşı husumet yok. Söylediklerimize Allah vekildir

Yusuf AliHe said: "Be that (the agreement) between me and thee: whichever of the two terms I fulfil, let there be no ill-will to me. Be God a witness to what we say

28:29 📚 1
۞فَلَمَّا قَضَىٰ مُوسَى ٱلۡأَجَلَ وَسَارَ بِأَهۡلِهِۦٓ ءَانَسَ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ نَارࣰ اۖ قَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوٓاْ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارࣰ ا لَّعَلِّيٓ ءَاتِيكُم مِّنۡهَا بِخَبَرٍ أَوۡ جَذۡوَةࣲ مِّنَ ٱلنَّارِ لَعَلَّكُمۡ تَصۡطَلُونَ
۞ فَلَمَّا
ne zaman ki
قَضَىٰ
bitirince
مُوسَى
Musa
ٱلْأَجَلَ
süreyi
وَسَارَ
ve yola çıkınca
بِأَهْلِهِۦٓ
ailesiyle
ءَانَسَ
gördü
مِن
(sağ) yanında
جَانِبِ
(the) direction
ٱلطُّورِ
Tur'un
نَارًۭا
bir ateş
قَالَ
dedi ki
لِأَهْلِهِ
ailesine
ٱمْكُثُوٓا۟
siz durun
إِنِّىٓ
ben
ءَانَسْتُ
gördüm
نَارًۭا
bir ateş
لَّعَلِّىٓ
belki
ءَاتِيكُم
size getiririm
مِّنْهَا
ondan
بِخَبَرٍ
bir haber
أَوْ
yahut
جَذْوَةٍۢ
bir kor (getiririm)
مِّنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the fire
لَعَلَّكُمْ
böylece
تَصْطَلُونَ
ısınırsınız

Elmalılı Hamdi YazırArtık Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: "Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber, yahut ısınmanız için o ateşten bir parça getiririm" dedi

Yusuf AliNow when Moses had fulfilled the term, and was travelling with his family, he perceived a fire in the direction of Mount Tur. He said to his family: "Tarry ye; I perceive a fire; I hope to bring you from there some information, or a burning f irebrand, that ye may warm yourselves

28:30
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِيَ مِن شَٰطِيِٕ ٱلۡوَادِ ٱلۡأَيۡمَنِ فِي ٱلۡبُقۡعَةِ ٱلۡمُبَٰرَكَةِ مِنَ ٱلشَّجَرَةِ أَن يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّيٓ أَنَا ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَتَىٰهَا
oraya gelince
نُودِىَ
şöyle seslenildi
مِن
kıyısından
شَـٰطِئِ
(the) side
ٱلْوَادِ
vadinin
ٱلْأَيْمَنِ
sağdaki
فِى
yerdeki
ٱلْبُقْعَةِ
the place even
ٱلْمُبَـٰرَكَةِ
mübarek
مِنَ
ağaçtan
ٱلشَّجَرَةِ
the tree
أَن
diye
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
إِنِّىٓ
muhakkak ben
أَنَا
benim
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Elmalılı Hamdi YazırOraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: "Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım

Yusuf AliBut when he came to the (fire), a voice was heard from the right bank of the valley, from a tree in hallowed ground: "O Moses! Verily I am God, the Lord of the Worlds

28:31
وَأَنۡ أَلۡقِ عَصَاكَۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهۡتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنࣱّ وَلَّىٰ مُدۡبِرࣰ ا وَلَمۡ يُعَقِّبۡۚ يَٰمُوسَىٰٓ أَقۡبِلۡ وَلَا تَخَفۡۖ إِنَّكَ مِنَ ٱلۡأٓمِنِينَ
وَأَنْ
ve diye
أَلْقِ
at
عَصَاكَ ۖ
asanı
فَلَمَّا
zaman
رَءَاهَا
gördüğün
تَهْتَزُّ
(asa'nın) titreştiğini
كَأَنَّهَا
gibi
جَآنٌّۭ
küçük bir yılan
وَلَّىٰ
kaçtı
مُدْبِرًۭا
dönüp
وَلَمْ
ve
يُعَقِّبْ ۚ
arkasına bile bakmadı
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
أَقْبِلْ
dön
وَلَا
ve
تَخَفْ ۖ
korkma
إِنَّكَ
elbette sen
مِنَ
güvende olanlardansın
ٱلْـَٔامِنِينَ
the secure

Elmalılı Hamdi YazırVe "Asânı at!" denildi. Musa (attığı) asâyı yılan gibi debrenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın." (buyuruldu)

Yusuf AliNow do thou throw thy rod!" but when he saw it moving (of its own accord) as if it had been a snake, he turned back in retreat, and retraced not his steps: O Moses!" (It was said), "Draw near, and fear not: for thou art of those who are secur e

28:32
ٱسۡلُكۡ يَدَكَ فِي جَيۡبِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءࣲ وَٱضۡمُمۡ إِلَيۡكَ جَنَاحَكَ مِنَ ٱلرَّهۡبِۖ فَذَٰنِكَ بُرۡهَٰنَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ
ٱسْلُكْ
sok
يَدَكَ
elini
فِى
koynuna
جَيْبِكَ
your bosom
تَخْرُجْ
çıksın
بَيْضَآءَ
bembeyaz
مِنْ
olmaksızın
غَيْرِ
without
سُوٓءٍۢ
bir kusur
وَٱضْمُمْ
ve çek
إِلَيْكَ
kendine
جَنَاحَكَ
kanadını (kollarını)
مِنَ
korkudan (açılan)
ٱلرَّهْبِ ۖ
fear
فَذَٰنِكَ
işte bunlar
بُرْهَـٰنَانِ
iki delildir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
إِلَىٰ
Fir'avn'a
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦٓ ۚ
ve onun adamlarına
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
olmuşlardır
قَوْمًۭا
bir kavim
فَـٰسِقِينَ
yoldan çıkan

Elmalılı Hamdi YazırElini koynuna sok, kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır." (diye seslenildi)

Yusuf AliMove thy hand into thy bosom, and it will come forth white without stain (or harm), and draw thy hand close to thy side (to guard) against fear. Those are the two credentials from thy Lord to Pharaoh and his Chiefs: for truly they are a peopl e rebellious and wicked

28:33
قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلۡتُ مِنۡهُمۡ نَفۡسࣰ ا فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
bşüphesiz en
قَتَلْتُ
öldürmüştüm
مِنْهُمْ
onlardan
نَفْسًۭا
bir kişi
فَأَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يَقْتُلُونِ
beni öldürecekler

Elmalılı Hamdi YazırMusa dedi ki: "Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum

Yusuf AliHe said: "O my Lord! I have slain a man among them, and I fear lest they slay me

28:34
وَأَخِي هَٰرُونُ هُوَ أَفۡصَحُ مِنِّي لِسَانࣰ ا فَأَرۡسِلۡهُ مَعِيَ رِدۡءࣰ ا يُصَدِّقُنِيٓۖ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
وَأَخِى
ve kardeşimi
هَـٰرُونُ
Harun
هُوَ
o
أَفْصَحُ
daha fasihtir (güzel konuşur)
مِنِّى
benden
لِسَانًۭا
dil bakımından
فَأَرْسِلْهُ
onu gönder
مَعِىَ
benimle beraber
رِدْءًۭا
bir yardımcı olarak
يُصَدِّقُنِىٓ ۖ
beni doğrulayan
إِنِّىٓ
zira ben
أَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يُكَذِّبُونِ
beni yalanlayacakla

Elmalılı Hamdi YazırKardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum

Yusuf AliAnd my brother Aaron - He is more eloquent in speech than I: so send him with me as a helper, to confirm (and strengthen) me: for I fear that they may accuse me of falsehood

28:35
قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجۡعَلُ لَكُمَا سُلۡطَٰنࣰ ا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيۡكُمَا بِـَٔايَٰتِنَآۚ أَنتُمَا وَمَنِ ٱتَّبَعَكُمَا ٱلۡغَٰلِبُونَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
سَنَشُدُّ
kuvvetlendireceğiz
عَضُدَكَ
senin pazunu
بِأَخِيكَ
kardeşinle
وَنَجْعَلُ
ve vereceğiz
لَكُمَا
size
سُلْطَـٰنًۭا
bir yetki
فَلَا
asla
يَصِلُونَ
onlar erişemeycekler
إِلَيْكُمَا ۚ
size
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimiz sayesinde
أَنتُمَا
ikiniz
وَمَنِ
ve kimseler
ٱتَّبَعَكُمَا
size uyan
ٱلْغَـٰلِبُونَ
üstün geleceksiniz

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu: "Seni kardeşinle destekliyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, âyetlerimiz sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tabi olanlar üstün geleceksiniz

Yusuf AliHe said: "We will certainly strengthen thy arm through thy brother, and invest you both with authority, so they shall not be able to touch you: with Our Sign shall ye triumph,- you two as well as those who follow you

28:36
فَلَمَّا جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالُواْ مَا هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّفۡتَرࣰ ى وَمَا سَمِعۡنَا بِهَٰذَا فِيٓ ءَابَآئِنَا ٱلۡأَوَّلِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُم
onlara gelince
مُّوسَىٰ
Musa
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
قَالُوا۟
dediler
مَا
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başka bir şey
سِحْرٌۭ
bir büyüden
مُّفْتَرًۭى
uydurulmuş
وَمَا
ve
سَمِعْنَا
işitmedik
بِهَـٰذَا
böyle bir şey
فِىٓ
arasında
ءَابَآئِنَا
atalarımız
ٱلْأَوَّلِينَ
ilk

Elmalılı Hamdi YazırMusa onlara apaçık âyetlerimizi getirince, "Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik" dediler

Yusuf AliWhen Moses came to them with Our clear signs, they said: "This is nothing but sorcery faked up: never did we head the like among our fathers of old

28:37
وَقَالَ مُوسَىٰ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَن جَآءَ بِٱلۡهُدَىٰ مِنۡ عِندِهِۦ وَمَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِۚ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰ
Musa
رَبِّىٓ
Rabbim
أَعْلَمُ
daha iyi biliyor
بِمَن
kimin
جَآءَ
getirdiğini
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet
مِنْ
kendisinin yanından
عِندِهِۦ
from Him
وَمَن
ve kime
تَكُونُ
ait olacağını
لَهُۥ
onun
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلدَّارِ ۖ
bu (dünya) evin(in)
إِنَّهُۥ
muhakkak ki
لَا
olmaz
يُفْلِحُ
iflah
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler

Elmalılı Hamdi YazırMusa şöyle dedi: "Rabbim, kendi katından kimin hidayet rehberi getirdiğini ve hayırlı akibetin kime nasip olacağını en iyi bilendir. Muhakkak ki zalimler, kurtuluşa eremezler

Yusuf AliMoses said: "My Lord knows best who it is that comes with guidance from Him and whose end will be best in the Hereafter: certain it is that the wrong-doers will not prosper

28:38
وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَأُ مَا عَلِمۡتُ لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرِي فَأَوۡقِدۡ لِي يَٰهَٰمَٰنُ عَلَى ٱلطِّينِ فَٱجۡعَل لِّي صَرۡحࣰ ا لَّعَلِّيٓ أَطَّلِعُ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّي لَأَظُنُّهُۥ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلْمَلَأُ
ileri gelenler
مَا
bilmiyorum
عَلِمْتُ
I know
لَكُم
sizin için
مِّنْ
hiçbir
إِلَـٰهٍ
bir tanrı
غَيْرِى
benden başka
فَأَوْقِدْ
ateş yak
لِى
benim için
يَـٰهَـٰمَـٰنُ
ey Hâmân
عَلَى
üzerinde
ٱلطِّينِ
çamurun
فَٱجْعَل
ve yap
لِّى
bana
صَرْحًۭا
bir kule
لَّعَلِّىٓ
belki
أَطَّلِعُ
çıkarım
إِلَىٰٓ
tanrısına
إِلَـٰهِ
(the) God
مُوسَىٰ
Musa'nın
وَإِنِّى
çünkü ben
لَأَظُنُّهُۥ
sanıyorum ki o
مِنَ
yalancılardandır
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Elmalılı Hamdi YazırFiravun: "Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa'nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir." dedi

Yusuf AliPharaoh said: "O Chiefs! no god do I know for you but myself: therefore, O Haman! light me a (kiln to bake bricks) out of clay, and build me a lofty palace, that I may mount up to the god of Moses: but as far as I am concerned, I think (Moses) is a liar

28:39 📚 2
وَٱسۡتَكۡبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُۥ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ إِلَيۡنَا لَا يُرۡجَعُونَ
وَٱسْتَكْبَرَ
büyüklük tasladılar
هُوَ
O (Fir'avn)
وَجُنُودُهُۥ
ve askerleri
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
بِغَيْرِ
olmaksızın
ٱلْحَقِّ
hakkı
وَظَنُّوٓا۟
ve sandılar
أَنَّهُمْ
kendilerinin
إِلَيْنَا
bize
لَا
döndürülmeyeceklerini
يُرْجَعُونَ
will be returned

Elmalılı Hamdi YazırO ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar

Yusuf AliAnd he was arrogant and insolent in the land, beyond reason,- He and his hosts: they thought that they would not have to return to Us

28:40
فَأَخَذۡنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَأَخَذْنَـٰهُ
biz de onu tuttuk
وَجُنُودَهُۥ
ve askerlerini
فَنَبَذْنَـٰهُمْ
ve attık
فِى
suya
ٱلْيَمِّ ۖ
the sea
فَٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Elmalılı Hamdi YazırBiz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bir bak, zalimlerin sonu nice oldu

Yusuf AliSo We seized him and his hosts, and We flung them into the sea: Now behold what was the end of those who did wrong

28:41
وَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَئِمَّةࣰ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلنَّارِۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا يُنصَرُونَ
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve biz onları yaptık
أَئِمَّةًۭ
önderler
يَدْعُونَ
çağıran
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ ۖ
the Fire
وَيَوْمَ
ve günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
لَا
asla
يُنصَرُونَ
yardım olunmazlar

Elmalılı Hamdi YazırOnları ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir

Yusuf AliAnd we made them (but) leaders inviting to the Fire; and on the Day of Judgment no help shall they find

28:42
وَأَتۡبَعۡنَٰهُمۡ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا لَعۡنَةࣰۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ هُم مِّنَ ٱلۡمَقۡبُوحِينَ
وَأَتْبَعْنَـٰهُمْ
ve onların ardına taktık
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلدُّنْيَا
dünyada;
لَعْنَةًۭ ۖ
bir la'net
وَيَوْمَ
ve günü ise
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
هُم
onlar
مِّنَ
çirkinleştirilenlerdendir
ٱلْمَقْبُوحِينَ
the despised

Elmalılı Hamdi YazırBu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar, kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır

Yusuf Aliin this world We made a curse to follow them and on the Day of Judgment they will be among the loathed (and despised)

28:43
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ مِنۢ بَعۡدِ مَآ أَهۡلَكۡنَا ٱلۡقُرُونَ ٱلۡأُولَىٰ بَصَآئِرَ لِلنَّاسِ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after [what]
مَآ
helak ettikten
أَهْلَكْنَا
We had destroyed
ٱلْقُرُونَ
nesilleri
ٱلْأُولَىٰ
ilk
بَصَآئِرَ
bir aydınlanma olan
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَهُدًۭى
ve hidayet olan
وَرَحْمَةًۭ
ve rahmet olan
لَّعَلَّهُمْ
belki onlar
يَتَذَكَّرُونَ
düşünür öğüt alırlar

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya olur ki düşünür, öğüt alırlar diye, insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'ı (Tevrat'ı) vermişizdir

Yusuf AliWe did reveal to Moses the Book after We had destroyed the earlier generations, (to give) Insight to men, and guidance and Mercy, that they might receive admonition

28:44
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلۡغَرۡبِيِّ إِذۡ قَضَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَى ٱلۡأَمۡرَ وَمَا كُنتَ مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
وَمَا
ve
كُنتَ
sen değildin
بِجَانِبِ
tarafında
ٱلْغَرْبِىِّ
batı
إِذْ
vakit
قَضَيْنَآ
yaptığımız
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَى
Musa
ٱلْأَمْرَ
o işi
وَمَا
ve
كُنتَ
değildin
مِنَ
görenlerden
ٱلشَّـٰهِدِينَ
the witnesses

Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz sırada sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden değildin

Yusuf AliThou wast not on the Western side when We decreed the Commission to Moses, nor wast thou a witness (of those events)

28:45
وَلَٰكِنَّآ أَنشَأۡنَا قُرُونࣰ ا فَتَطَاوَلَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۚ وَمَا كُنتَ ثَاوِيࣰ ا فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ تَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَا وَلَٰكِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ
وَلَـٰكِنَّآ
fakat biz
أَنشَأْنَا
yarattık
قُرُونًۭا
birçok nesiller
فَتَطَاوَلَ
geçti
عَلَيْهِمُ
onların üzerinden
ٱلْعُمُرُ ۚ
uzun zamanlar
وَمَا
ve
كُنتَ
sen değildin
ثَاوِيًۭا
oturmuş
فِىٓ
arasında
أَهْلِ
halkı
مَدْيَنَ
Medyen
تَتْلُوا۟
okusaydın
عَلَيْهِمْ
bunlara
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَلَـٰكِنَّا
lakin
كُنَّا
biziz
مُرْسِلِينَ
elçi olarak gönderen

Elmalılı Hamdi YazırBilakis biz (o zamandan senin zamanına kadar) nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen onlara âyetlerimizi okuyarak, Medyen halkı arasında bulunanlardan da değildin; aksine biz (başka) peygamber göndermiştik

Yusuf AliBut We raised up (new) generations, and long were the ages that passed over them; but thou wast not a dweller among the people of Madyan, rehearsing Our Signs to them; but it is We Who send apostles (with inspiration)

28:46 📚 1
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلطُّورِ إِذۡ نَادَيۡنَا وَلَٰكِن رَّحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرࣲ مِّن قَبۡلِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
وَمَا
ve
كُنتَ
sen değildin
بِجَانِبِ
yanında
ٱلطُّورِ
Tur'un
إِذْ
zaman
نَادَيْنَا
seslendiğimiz
وَلَـٰكِن
fakat
رَّحْمَةًۭ
bir rahmet olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
لِتُنذِرَ
uyarasın diye
قَوْمًۭا
toplumu
مَّآ
kendilerine gelmemiş olan
أَتَىٰهُم
(had) come to them
مِّن
hiç
نَّذِيرٍۢ
bir uyarıcı
مِّن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
لَعَلَّهُمْ
belki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alırlar

Elmalılı Hamdi Yazır(Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, Tûr'un yanında değildin. Bilakis senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik), ola ki onlar düşünüp öğüt alırlar

Yusuf AliNor wast thou at the side of (the Mountain of) Tur when we called (to Moses). Yet (art thou sent) as Mercy from thy Lord, to give warning to a people to whom no warner had come before thee: in order that they may receive admonition

28:47
وَلَوۡلَآ أَن تُصِيبَهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ فَيَقُولُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولࣰ ا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ وَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَلَوْلَآ
keşke olmasalardı
أَن
başlarına geldiği zaman
تُصِيبَهُم
struck them
مُّصِيبَةٌۢ
bir felaket
بِمَا
yüzünden
قَدَّمَتْ
yaptıkları (günahları)
أَيْدِيهِمْ
kendi elleriyle
فَيَقُولُوا۟
diyecekler
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَوْلَآ
keşke
أَرْسَلْتَ
gönderseydin
إِلَيْنَا
bize
رَسُولًۭا
bir elçi
فَنَتَّبِعَ
uysaydık
ءَايَـٰتِكَ
ayetlerine
وَنَكُونَ
ve olsaydık
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Elmalılı Hamdi YazırBizzat kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde, "Rabbimiz! Ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, âyetlerine uysak ve müminlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik)

Yusuf AliIf (We had) not (sent thee to the Quraish),- in case a calamity should seize them for (the deeds) that their hands have sent forth, they might say: "Our Lord! why didst Thou not sent us an apostle? We should then have followed Thy Signs and bee n amongst those who believe

28:48
فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلۡحَقُّ مِنۡ عِندِنَا قَالُواْ لَوۡلَآ أُوتِيَ مِثۡلَ مَآ أُوتِيَ مُوسَىٰٓۚ أَوَلَمۡ يَكۡفُرُواْ بِمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ مِن قَبۡلُۖ قَالُواْ سِحۡرَانِ تَظَٰهَرَا وَقَالُوٓاْ إِنَّا بِكُلࣲّ كَٰفِرُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُمُ
onlara gelince
ٱلْحَقُّ
hak
مِنْ
katımızdan
عِندِنَا
from Us
قَالُوا۟
dediler
لَوْلَآ
değil miydi?
أُوتِىَ
verilmeli
مِثْلَ
benzeri
مَآ
ne
أُوتِىَ
verildiyse
مُوسَىٰٓ ۚ
Musa'ya
أَوَلَمْ
inkar etmemişler miydi?
يَكْفُرُوا۟
they disbelieve
بِمَآ
şeyi
أُوتِىَ
verilen
مُوسَىٰ
Musa'ya
مِن
daha önce
قَبْلُ ۖ
before
قَالُوا۟
dediler
سِحْرَانِ
iki büyü!
تَظَـٰهَرَا
birbirine destek olan
وَقَالُوٓا۟
ve dediler
إِنَّا
elbette biz
بِكُلٍّۢ
hepsini
كَـٰفِرُونَ
inkar ederiz

Elmalılı Hamdi YazırFakat onlara tarafımızdan o hak (peygamber) gelince, "Musa'ya verilen (mucizeler) gibi ona da verilmeli değil miydi?" dediler. Peki daha önce Musa'ya verileni de inkâr etmemişler miydi? "Birbirini destekleyen iki sihir" demişler ve şunu söylemişlerdi: "Doğrusu biz hiçbirine inanmıyoruz

Yusuf AliBut (now), when the Truth has come to them from Ourselves, they say, "Why are not (Signs) sent to him, like those which were sent to Moses?" Do they not then reject (the Signs) which were formerly sent to Moses? They say: "Two kinds of sorcery , each assisting the other!" And they say: "For us, we reject all (such things)

28:49
قُلۡ فَأۡتُواْ بِكِتَٰبࣲ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ هُوَ أَهۡدَىٰ مِنۡهُمَآ أَتَّبِعۡهُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
قُلْ
de ki
فَأْتُوا۟
o halde getirin
بِكِتَـٰبٍۢ
bir Kitap
مِّنْ
katından
عِندِ
from Allah
ٱللَّهِ
Allah
هُوَ
o
أَهْدَىٰ
daha doğru olan
مِنْهُمَآ
bu ikisinden
أَتَّبِعْهُ
ben ona uyayım
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) De ki: "Eğer doğru sözlüler iseniz, Allah katından bu ikisinden (bana ve Musa'ya inen kitaplardan) daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım

Yusuf AliSay: "Then bring ye a Book from God, which is a better guide than either of them, that I may follow it! (do), if ye are truthful

28:50 📚 1
فَإِن لَّمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَكَ فَٱعۡلَمۡ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَمَنۡ أَضَلُّ مِمَّنِ ٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ بِغَيۡرِ هُدࣰ ى مِّنَ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَإِن
eğer
لَّمْ
cevap veremezlerse
يَسْتَجِيبُوا۟
they respond
لَكَ
sana
فَٱعْلَمْ
bil ki
أَنَّمَا
kesinlikle
يَتَّبِعُونَ
onlar uyuyorlar
أَهْوَآءَهُمْ ۚ
keyiflerine
وَمَنْ
kim olabilir?
أَضَلُّ
daha sapık
مِمَّنِ
kimseden
ٱتَّبَعَ
uyan
هَوَىٰهُ
kendi keyfine
بِغَيْرِ
olmadan
هُدًۭى
bir yol gösterici
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
kavmi
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Elmalılı Hamdi YazırEğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez

Yusuf AliBut if they hearken not to thee, know that they only follow their own lusts: and who is more astray than one who follow his own lusts, devoid of guidance from God? for God guides not people given to wrong-doing

28:51 📚 1
۞وَلَقَدۡ وَصَّلۡنَا لَهُمُ ٱلۡقَوۡلَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
وَصَّلْنَا
biz birbirine bitiştirdik
لَهُمُ
onlar için
ٱلْقَوْلَ
sözü(müzü)
لَعَلَّهُمْ
belki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alırlar

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca ulamışızdır

Yusuf AliNow have We caused the Word to reach them themselves, in order that they may receive admonition

28:52
ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِهِۦ هُم بِهِۦ يُؤۡمِنُونَ
ٱلَّذِينَ
kendilerine
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
verdiklerimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
مِن
bundan önce
قَبْلِهِۦ
before it
هُم
onlar
بِهِۦ
bu(Kur'a)n'a
يُؤْمِنُونَ
inanırlar

Elmalılı Hamdi YazırOndan (Kur'ân'dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler

Yusuf AliThose to whom We sent the Book before this,- they do believe in this (revelation)

28:53
وَإِذَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِهِۦٓ إِنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّنَآ إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلِهِۦ مُسۡلِمِينَ
وَإِذَا
zaman
يُتْلَىٰ
(Kur'an) okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
بِهِۦٓ
ona
إِنَّهُ
kesinlikle o
ٱلْحَقُّ
bir haktır
مِن
Rabbimizden
رَّبِّنَآ
our Lord
إِنَّا
zaten biz
كُنَّا
idik
مِن
ondan önce de
قَبْلِهِۦ
before it
مُسْلِمِينَ
müslümanlar

Elmalılı Hamdi YazırOnlara (Kur'ân) okunduğu zaman "O'na iman ettik. Çünkü o, Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik" derler

Yusuf AliAnd when it is recited to them, they say: "We believe therein, for it is the Truth from our Lord: indeed we have been Muslims (bowing to God's Will) from before this

28:54 📚 2
أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡتَوۡنَ أَجۡرَهُم مَّرَّتَيۡنِ بِمَا صَبَرُواْ وَيَدۡرَءُونَ بِٱلۡحَسَنَةِ ٱلسَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlara
يُؤْتَوْنَ
verilir
أَجْرَهُم
mükafatları
مَّرَّتَيْنِ
iki kez
بِمَا
ötürü
صَبَرُوا۟
sabretmelerinden
وَيَدْرَءُونَ
ve onlar savarlar
بِٱلْحَسَنَةِ
iyilikle
ٱلسَّيِّئَةَ
kötülüğü
وَمِمَّا
ve şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ
onları rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ
infak ederler

Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar

Yusuf AliTwice will they be given their reward, for that they have persevered, that they avert Evil with Good, and that they spend (in charity) out of what We have given them

28:55 📚 1
وَإِذَا سَمِعُواْ ٱللَّغۡوَ أَعۡرَضُواْ عَنۡهُ وَقَالُواْ لَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡ لَا نَبۡتَغِي ٱلۡجَٰهِلِينَ
وَإِذَا
ve zaman
سَمِعُوا۟
işittikleri
ٱللَّغْوَ
boş söz
أَعْرَضُوا۟
yüz çevirirler
عَنْهُ
ondan
وَقَالُوا۟
ve derler
لَنَآ
bizimdir
أَعْمَـٰلُنَا
bizim işlerimiz
وَلَكُمْ
ve sizindir
أَعْمَـٰلُكُمْ
sizin işleriniz
سَلَـٰمٌ
selam
عَلَيْكُمْ
size olsun
لَا
biz istemeyiz
نَبْتَغِى
we seek
ٱلْجَـٰهِلِينَ
cahilleri

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler

Yusuf AliAnd when they hear vain talk, they turn away therefrom and say: "To us our deeds, and to you yours; peace be to you: we seek not the ignorant

28:56 📚 2
إِنَّكَ لَا تَهۡدِي مَنۡ أَحۡبَبۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ
إِنَّكَ
şüphesiz sen
لَا
doğru yola iletemezsin
تَهْدِى
guide
مَنْ
kimseyi
أَحْبَبْتَ
sevdiğin
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يَهْدِى
doğru yola iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَهُوَ
ve O
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِٱلْمُهْتَدِينَ
yola gelecek olanları

Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir

Yusuf AliIt is true thou wilt not be able to guide every one, whom thou lovest; but God guides those whom He will and He knows best those who receive guidance

28:57
وَقَالُوٓاْ إِن نَّتَّبِعِ ٱلۡهُدَىٰ مَعَكَ نُتَخَطَّفۡ مِنۡ أَرۡضِنَآۚ أَوَلَمۡ نُمَكِّن لَّهُمۡ حَرَمًا ءَامِنࣰ ا يُجۡبَىٰٓ إِلَيۡهِ ثَمَرَٰتُ كُلِّ شَيۡءࣲ رِّزۡقࣰ ا مِّن لَّدُنَّا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَقَالُوٓا۟
ve dediler ki
إِن
eğer
نَّتَّبِعِ
biz uyarsak
ٱلْهُدَىٰ
doğru yola
مَعَكَ
seninle beraber
نُتَخَطَّفْ
atılırız
مِنْ
yurdumuzdan
أَرْضِنَآ ۚ
our land
أَوَلَمْ
biz bir mekan vermedik mi?
نُمَكِّن
We established
لَّهُمْ
onlara
حَرَمًا
dokunulmaz
ءَامِنًۭا
güvenli
يُجْبَىٰٓ
toplanıp getirildiği
إِلَيْهِ
ona
ثَمَرَٰتُ
ürünlerinin
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
رِّزْقًۭا
bir rızık olarak
مِّن
kendi katımızdan
لَّدُنَّا
Us
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Elmalılı Hamdi YazırBiz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız" dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekkei Mükerreme'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler

Yusuf AliThey say: "If we were to follow the guidance with thee, we should be snatched away from our land." Have We not established for them a secure sanctuary, to which are brought as tribute fruits of all kinds,- a provision from Ourselves? but most of them understand not

28:58 📚 1
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةِۭ بَطِرَتۡ مَعِيشَتَهَاۖ فَتِلۡكَ مَسَٰكِنُهُمۡ لَمۡ تُسۡكَن مِّنۢ بَعۡدِهِمۡ إِلَّا قَلِيلࣰ اۖ وَكُنَّا نَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثِينَ
وَكَمْ
ve nicesini
أَهْلَكْنَا
helak ettik
مِن
kent(ler)den
قَرْيَةٍۭ
a town
بَطِرَتْ
şımarmış
مَعِيشَتَهَا ۖ
refah içinde
فَتِلْكَ
İşte şunlar
مَسَـٰكِنُهُمْ
onların meskenleri
لَمْ
oralarda oturulmadı
تُسْكَن
have been inhabited
مِّنۢ
onlardan sonra
بَعْدِهِمْ
after them
إِلَّا
ancak
قَلِيلًۭا ۖ
pek az
وَكُنَّا
ve biz olduk
نَحْنُ
biz
ٱلْوَٰرِثِينَ
varisler

Elmalılı Hamdi YazırBiz, maişetleriyle şımarmış nice memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur

Yusuf AliAnd how many populations We destroyed, which exulted in their life (of ease and plenty)! now those habitations of theirs, after them, are deserted,- All but a (miserable) few! and We are their heirs

28:59
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهۡلِكَ ٱلۡقُرَىٰ حَتَّىٰ يَبۡعَثَ فِيٓ أُمِّهَا رَسُولࣰ ا يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَاۚ وَمَا كُنَّا مُهۡلِكِي ٱلۡقُرَىٰٓ إِلَّا وَأَهۡلُهَا ظَٰلِمُونَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
رَبُّكَ
Rabbin
مُهْلِكَ
helak edici
ٱلْقُرَىٰ
ülkeleri
حَتَّىٰ
kadar
يَبْعَثَ
gönderinceye
فِىٓ
(ülkelerin) anasına
أُمِّهَا
their mother (town)
رَسُولًۭا
bir elçi
يَتْلُوا۟
okuyan
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتِنَا ۚ
ayetlerimizi
وَمَا
ve
كُنَّا
biz değiliz
مُهْلِكِى
helak edici
ٱلْقُرَىٰٓ
ülkeleri
إِلَّا
olmadan
وَأَهْلُهَا
halkı
ظَـٰلِمُونَ
zalim

Elmalılı Hamdi YazırRabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezlerine göndermedikçe, memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz, ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir

Yusuf AliNor was thy Lord the one to destroy a population until He had sent to its centre an apostle, rehearsing to them Our Signs; nor are We going to destroy a population except when its members practise iniquity

28:60 📚 4
وَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَيۡءࣲ فَمَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتُهَاۚ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
وَمَآ
ve ne
أُوتِيتُم
size verildiyse
مِّن
her şeyden
شَىْءٍۢ
things
فَمَتَـٰعُ
geçimidir
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَزِينَتُهَا ۚ
ve süsüdür
وَمَا
olan ise
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
وَأَبْقَىٰٓ ۚ
ve daha kalıcıdır
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use intellect

Elmalılı Hamdi YazırSize verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve debdebesidir. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi

Yusuf AliThe (material) things which ye are given are but the conveniences of this life and the glitter thereof; but that which is with God is better and more enduring: will ye not then be wise

28:61
أَفَمَن وَعَدۡنَٰهُ وَعۡدًا حَسَنࣰ ا فَهُوَ لَٰقِيهِ كَمَن مَّتَّعۡنَٰهُ مَتَٰعَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا ثُمَّ هُوَ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ
أَفَمَن
kimse midir?
وَعَدْنَـٰهُ
kendisine vadettiğimiz
وَعْدًا
bir söz
حَسَنًۭا
güzel
فَهُوَ
ve o
لَـٰقِيهِ
muhakkak ona kavuşacak olan
كَمَن
kimse gibi
مَّتَّعْنَـٰهُ
kendisine yaşattığımız
مَتَـٰعَ
geçici zevkini
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
ثُمَّ
sonra
هُوَ
o
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مِنَ
getirileceklerden olan
ٱلْمُحْضَرِينَ
those presented

Elmalılı Hamdi YazırŞu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet gününde (azab için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir

Yusuf AliAre (these two) alike?- one to whom We have made a goodly promise, and who is going to reach its (fulfilment), and one to whom We have given the good things of this life, but who, on the Day of Judgment, is to be among those brought up (for pu nishment)

28:62
وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ فَيَقُولُ أَيۡنَ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ كُنتُمۡ تَزۡعُمُونَ
وَيَوْمَ
ve o gün
يُنَادِيهِمْ
(Allah) onlara seslenerek
فَيَقُولُ
der ki
أَيْنَ
nerede?
شُرَكَآءِىَ
benim ortaklarım
ٱلَّذِينَ
olduklarını
كُنتُمْ
you used (to)
تَزْعُمُونَ
zannettikleriniz

Elmalılı Hamdi YazırO gün Allah onları çağırarak, "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz, hani nerede?" diyecektir

Yusuf AliThat Day (God) will call to them, and say "Where are my 'partners'?- whom ye imagined (to be such)

28:63
قَالَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلُ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَغۡوَيۡنَآ أَغۡوَيۡنَٰهُمۡ كَمَا غَوَيۡنَاۖ تَبَرَّأۡنَآ إِلَيۡكَۖ مَا كَانُوٓاْ إِيَّانَا يَعۡبُدُونَ
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
olanlar
حَقَّ
hak
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
ٱلْقَوْلُ
söz
رَبَّنَا
Rabbimiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
أَغْوَيْنَآ
azdırdıklarımız
أَغْوَيْنَـٰهُمْ
onları azdırdık
كَمَا
gibi
غَوَيْنَا ۖ
kendimiz azdığımız
تَبَرَّأْنَآ
uzak olduğumuzu
إِلَيْكَ ۖ
sana arz ederiz
مَا
zaten
كَانُوٓا۟
onlar değildi
إِيَّانَا
bize
يَعْبُدُونَ
tapanlardan

Elmalılı Hamdi Yazır(O gün) haklarında azaba itilme, hükmü gerçekleşen kimseler, "Rabbimiz! Biz nasıl azmışsak, işte bu azmışları da öylece azdırdık. (Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bizlere tapmıyorlardı." derler

Yusuf AliThose against whom the charge will be proved, will say: "Our Lord! These are the ones whom we led astray: we led them astray, as we were astray ourselves: we free ourselves (from them) in Thy presence: it was not us they worshipped

28:64
وَقِيلَ ٱدۡعُواْ شُرَكَآءَكُمۡ فَدَعَوۡهُمۡ فَلَمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَهُمۡ وَرَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَۚ لَوۡ أَنَّهُمۡ كَانُواْ يَهۡتَدُونَ
وَقِيلَ
ve denir ki
ٱدْعُوا۟
çağırın
شُرَكَآءَكُمْ
koştuğunuz ortakları
فَدَعَوْهُمْ
onları çağırırlar
فَلَمْ
fakat
يَسْتَجِيبُوا۟
çağrısına cevap vermezler
لَهُمْ
bunların
وَرَأَوُا۟
ve karşılarında görürler
ٱلْعَذَابَ ۚ
azabı
لَوْ
ne olurdu
أَنَّهُمْ
onlar
كَانُوا۟
idi
يَهْتَدُونَ
yola gelseler

Elmalılı Hamdi Yazır(Allah'a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın!" denir, onlar da çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karşılarında) azabı görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi

Yusuf AliIt will be said (to them): "Call upon your 'partners' (for help)" :they will call upon them, but they will not listen to them; and they will see the Penalty (before them); (how they will wish) 'if only they had been open to guidance

28:65 📚 1
وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ فَيَقُولُ مَاذَآ أَجَبۡتُمُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَيَوْمَ
ve gün
يُنَادِيهِمْ
onlara seslenerek
فَيَقُولُ
der ki
مَاذَآ
ne?
أَجَبْتُمُ
cevap verdiniz
ٱلْمُرْسَلِينَ
elçilere

Elmalılı Hamdi YazırO gün Allah onları çağırıp "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" diyecektir

Yusuf AliThat Day (God) will call to them, and say: "What was the answer ye gave to the apostles

28:66
فَعَمِيَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَنۢبَآءُ يَوۡمَئِذࣲ فَهُمۡ لَا يَتَسَآءَلُونَ
فَعَمِيَتْ
kör olmuştur
عَلَيْهِمُ
onlara
ٱلْأَنۢبَآءُ
haberler
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
فَهُمْ
ve onlar
لَا
birbirlerine de soramazlar
يَتَسَآءَلُونَ
will not ask one another

Elmalılı Hamdi Yazırİşte o gün onlara bütün haberler kapkaranlık olmuştur; onlar birbirlerine de soramayacaklardır

Yusuf AliThen the (whole) story that Day will seem obscure to them (like light to the blind) and they will not be able (even) to question each other

28:67
فَأَمَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَعَسَىٰٓ أَن يَكُونَ مِنَ ٱلۡمُفۡلِحِينَ
فَأَمَّا
ama
مَن
kim
تَابَ
tevbe ederse
وَءَامَنَ
ve inanırsa
وَعَمِلَ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi iş
فَعَسَىٰٓ
umulur
أَن
ki
يَكُونَ
olur
مِنَ
kurtuluşa erenlerden
ٱلْمُفْلِحِينَ
the successful ones

Elmalılı Hamdi YazırFakat tevbe ederek, iman edip iyi işler yapan kimseye gelince, o, kurtuluşa erenler arasında olmayı umabilir

Yusuf AliBut any that (in this life) had repented, believed, and worked righteousness, will have hopes to be among those who achieve salvation

28:68 📚 3
وَرَبُّكَ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُ وَيَخۡتَارُۗ مَا كَانَ لَهُمُ ٱلۡخِيَرَةُۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
يَخْلُقُ
yaratır
مَا
ne
يَشَآءُ
dilerse
وَيَخْتَارُ ۗ
ve seçer
مَا
değildir
كَانَ
they have
لَهُمُ
onlara ait
ٱلْخِيَرَةُ ۚ
seçim
سُبْحَـٰنَ
münezzehtir
ٱللَّهِ
Allah
وَتَعَـٰلَىٰ
ve yücedir
عَمَّا
şeylerden
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları

Elmalılı Hamdi YazırRabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçim hakkı yoktur. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve şanı yücedir

Yusuf AliThy Lord does create and choose as He pleases: no choice have they (in the matter): Glory to God! and far is He above the partners they ascribe (to Him)

28:69 📚 2
وَرَبُّكَ يَعۡلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمۡ وَمَا يُعۡلِنُونَ
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
يَعْلَمُ
bilir
مَا
neyi
تُكِنُّ
gizlediğini
صُدُورُهُمْ
göğüslerinin
وَمَا
ve neyi
يُعْلِنُونَ
açığa vurduğunu

Elmalılı Hamdi YazırRabbin, onların, sinelerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir

Yusuf AliAnd thy Lord knows all that their hearts conceal and all that they reveal

28:70 📚 4
وَهُوَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡحَمۡدُ فِي ٱلۡأُولَىٰ وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَلَهُ ٱلۡحُكۡمُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَهُوَ
ve O
ٱللَّهُ
Allah'tır
لَآ
olmayan
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
لَهُ
O'na mahsustur
ٱلْحَمْدُ
hamd
فِى
ilk olan
ٱلْأُولَىٰ
the first
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ve son olan
وَلَهُ
ve O'nundur
ٱلْحُكْمُ
Hüküm
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Elmalılı Hamdi Yazırİşte O, Allah'tır. O'ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz

Yusuf AliAnd He is God: There is no god but He. To Him be praise, at the first and at the last: for Him is the Command, and to Him shall ye (all) be brought back

28:71 📚 1
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمُ ٱلَّيۡلَ سَرۡمَدًا إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِضِيَآءٍۚ أَفَلَا تَسۡمَعُونَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
gördünüz mü?
إِن
eğer
جَعَلَ
kılsa
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكُمُ
üzerinize
ٱلَّيْلَ
geceyi
سَرْمَدًا
sürekli
إِلَىٰ
gününe kadar
يَوْمِ
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مَنْ
kimdir?
إِلَـٰهٌ
tanrı
غَيْرُ
başka
ٱللَّهِ
Allah'tan
يَأْتِيكُم
size getirecek
بِضِيَآءٍ ۖ
ışık
أَفَلَا
işitmiyor musunuz?
تَسْمَعُونَ
you hear

Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer Allah üzerinizde geceyi tâ kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz

Yusuf AliSay: See ye? If God were to make the night perpetual over you to the Day of Judgment, what god is there other than God, who can give you enlightenment? Will ye not then hearken

28:72 📚 1
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمُ ٱلنَّهَارَ سَرۡمَدًا إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِلَيۡلࣲ تَسۡكُنُونَ فِيهِۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
baksanıza
إِن
eğer
جَعَلَ
kılsa
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكُمُ
üzerinize
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
سَرْمَدًا
sürekli
إِلَىٰ
gününe kadar
يَوْمِ
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مَنْ
kimdir?
إِلَـٰهٌ
tanrı
غَيْرُ
başka
ٱللَّهِ
Allah'tan
يَأْتِيكُم
size getirecek
بِلَيْلٍۢ
geceyi
تَسْكُنُونَ
dinleneceğiniz
فِيهِ ۖ
onda
أَفَلَا
görmüyor musunuz?
تُبْصِرُونَ
you see

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Haber verin bakayım, eğer Allah üzerinizde gündüzü ta kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, Allah'tan başka, istirahat edeceğiniz geceyi size getirecek tanrı kimdir? Hâlâ görmeyecek misiniz

Yusuf AliSay: See ye? If God were to make the day perpetual over you to the Day of Judgment, what god is there other than God, who can give you a night in which ye can rest? Will ye not then see

28:73 📚 3
وَمِن رَّحۡمَتِهِۦ جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ لِتَسۡكُنُواْ فِيهِ وَلِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَمِن
rahmetinden dolayı
رَّحْمَتِهِۦ
His Mercy
جَعَلَ
var etti
لَكُمُ
sizin için
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
لِتَسْكُنُوا۟
dinlenmeniz için
فِيهِ
onda
وَلِتَبْتَغُوا۟
ve aramanız için
مِن
O'nun lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Elmalılı Hamdi YazırRahmetinden dolayı, Allah, geceyi ve gündüzü yarattı ki geceleyin dinlenesiniz (gündüzün) ise O'nun lütuf ve kereminden (rızkınızı) arayasınız. Umulur ki şükredersiniz

Yusuf AliIt is out of His Mercy that He has made for you Night and Day,- that ye may rest therein, and that ye may seek of his Grace;- and in order that ye may be grateful

28:74
وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ فَيَقُولُ أَيۡنَ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ كُنتُمۡ تَزۡعُمُونَ
وَيَوْمَ
ve o gün
يُنَادِيهِمْ
onlara seslenerek
فَيَقُولُ
der ki
أَيْنَ
nerede?
شُرَكَآءِىَ
ortaklarım
ٱلَّذِينَ
oduklarını
كُنتُمْ
you used (to)
تَزْعُمُونَ
sandığınız şeyler

Elmalılı Hamdi YazırVe hele o gün Allah onları çağırarak: "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani, nerede?" diyecektir

Yusuf AliThe Day that He will call on them, He will say: "Where are my 'partners'? whom ye imagined (to be such)

28:75
وَنَزَعۡنَا مِن كُلِّ أُمَّةࣲ شَهِيدࣰ ا فَقُلۡنَا هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ فَعَلِمُوٓاْ أَنَّ ٱلۡحَقَّ لِلَّهِ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
وَنَزَعْنَا
ve çıkarırız
مِن
her-ten
كُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
nation
شَهِيدًۭا
bir şahid
فَقُلْنَا
ve deriz
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ
delilinizi
فَعَلِمُوٓا۟
bilirler ki
أَنَّ
kesinlikle
ٱلْحَقَّ
gerçek
لِلَّهِ
Allah'a aittir
وَضَلَّ
ve sapıp gider
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uyduruyor(lar)

Elmalılı Hamdi Yazır(O gün) her ümmetten bir şahit çıkarır, "Haydin, kesin delilinizi getirin!" deriz. O zaman bilirler ki, hakikat Allah'a aittir ve uydurageldikleri şeyler (putlar) de kendilerinden ayrılıp kaybolmuşlardır

Yusuf AliAnd from each people shall We draw a witness, and We shall say: "Produce your Proof": then shall they know that the Truth is in God (alone), and the (lies) which they invented will leave them in lurch

28:76 📚 3
۞إِنَّ قَٰرُونَ كَانَ مِن قَوۡمِ مُوسَىٰ فَبَغَىٰ عَلَيۡهِمۡۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡكُنُوزِ مَآ إِنَّ مَفَاتِحَهُۥ لَتَنُوٓأُ بِٱلۡعُصۡبَةِ أُوْلِي ٱلۡقُوَّةِ إِذۡ قَالَ لَهُۥ قَوۡمُهُۥ لَا تَفۡرَحۡۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡفَرِحِينَ
۞ إِنَّ
elbette
قَـٰرُونَ
Karun
كَانَ
idi
مِن
kavminden
قَوْمِ
(the) people
مُوسَىٰ
Musa'nın
فَبَغَىٰ
azgınlık etti
عَلَيْهِمْ ۖ
onlara karşı
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona vermiştik
مِنَ
hazinelerden
ٱلْكُنُوزِ
the treasures
مَآ
ki
إِنَّ
muhakkak
مَفَاتِحَهُۥ
onun anahtarları
لَتَنُوٓأُ
ağır geliyordu
بِٱلْعُصْبَةِ
bir topluluğa
أُو۟لِى
sahibi
ٱلْقُوَّةِ
kuvvet
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لَهُۥ
ona
قَوْمُهُۥ
kavmi
لَا
şımarma
تَفْرَحْ ۖ
exult
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْفَرِحِينَ
şımarıkları

Elmalılı Hamdi YazırKarun, Musa'nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez

Yusuf AliQarun was doubtless, of the people of Moses; but he acted insolently towards them: such were the treasures We had bestowed on him that their very keys would have been a burden to a body of strong men, behold, his people said to him: "Exult not , for God loveth not those who exult (in riches)

28:77 📚 3
وَٱبۡتَغِ فِيمَآ ءَاتَىٰكَ ٱللَّهُ ٱلدَّارَ ٱلۡأٓخِرَةَۖ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ ٱلدُّنۡيَاۖ وَأَحۡسِن كَمَآ أَحۡسَنَ ٱللَّهُ إِلَيۡكَۖ وَلَا تَبۡغِ ٱلۡفَسَادَ فِي ٱلۡأَرۡضِۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
وَٱبْتَغِ
ve iste (ara)
فِيمَآ
içinde
ءَاتَىٰكَ
sana verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
ٱلدَّارَ
yurdunu
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۖ
ahiret
وَلَا
ve
تَنسَ
unutma
نَصِيبَكَ
nasibini
مِنَ
dünyadan
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَأَحْسِن
ve iyilik et
كَمَآ
gibi
أَحْسَنَ
iyilik ettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
إِلَيْكَ ۖ
sana
وَلَا
ve
تَبْغِ
isteme
ٱلْفَسَادَ
bozgunculuk
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuları

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu gözet, ama dünyadan da nasibini unutma! Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de (insanlara) iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez

Yusuf AliBut seek, with the (wealth) which God has bestowed on thee, the Home of the Hereafter, nor forget thy portion in this world: but do thou good, as God has been good to thee, and seek not (occasions for) mischief in the land: for God loves not those who do mischief

28:78 📚 2
قَالَ إِنَّمَآ أُوتِيتُهُۥ عَلَىٰ عِلۡمٍ عِندِيٓۚ أَوَلَمۡ يَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ قَدۡ أَهۡلَكَ مِن قَبۡلِهِۦ مِنَ ٱلۡقُرُونِ مَنۡ هُوَ أَشَدُّ مِنۡهُ قُوَّةࣰ وَأَكۡثَرُ جَمۡعࣰ اۚ وَلَا يُسۡـَٔلُ عَن ذُنُوبِهِمُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
قَالَ
dedi ki
إِنَّمَآ
şüphesiz
أُوتِيتُهُۥ
o bana verildi
عَلَىٰ
sayesinde
عِلْمٍ
bir bilgi
عِندِىٓ ۚ
bende bulunan
أَوَلَمْ
bilmedi mi ki
يَعْلَمْ
he know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَدْ
elbette
أَهْلَكَ
helak etmiştir
مِن
kendisinden önceki
قَبْلِهِۦ
before him
مِنَ
arasıda
ٱلْقُرُونِ
kuşaklar
مَنْ
niceleri
هُوَ
o
أَشَدُّ
daha güçlü
مِنْهُ
kendisinden
قُوَّةًۭ
kuvvet bakımından
وَأَكْثَرُ
ve daha çok
جَمْعًۭا ۚ
cemaati bulunan
وَلَا
ve
يُسْـَٔلُ
sorulmaz
عَن
günahlarından
ذُنُوبِهِمُ
their sins
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlulara

Elmalılı Hamdi YazırKarun ise: "O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi." demiştir. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helak etmişti. Günahkarlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir)

Yusuf AliHe said: "This has been given to me because of a certain knowledge which I have." Did he not know that God had destroyed, before him, (whole) generations,- which were superior to him in strength and greater in the amount (of riches) they had c ollected? but the wicked are not called (immediately) to account for their sins

28:79 📚 4
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ فِي زِينَتِهِۦۖ قَالَ ٱلَّذِينَ يُرِيدُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا يَٰلَيۡتَ لَنَا مِثۡلَ مَآ أُوتِيَ قَٰرُونُ إِنَّهُۥ لَذُو حَظٍّ عَظِيمࣲ‏
فَخَرَجَ
(Karun) çıktı
عَلَىٰ
karşısına
قَوْمِهِۦ
kavminin
فِى
içinde
زِينَتِهِۦ ۖ
süsü (debdebesi)
قَالَ
dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُرِيدُونَ
isteyen(ler)
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
يَـٰلَيْتَ
ey keşke
لَنَا
bize verilseydi
مِثْلَ
bir benzeri
مَآ
şeyin
أُوتِىَ
verilen
قَـٰرُونُ
Karun'a
إِنَّهُۥ
gerçekten onun
لَذُو
vardır
حَظٍّ
şansı
عَظِيمٍۢ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırDerken Karun, ihtişam içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, "Keşke Karun'a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir" dediler

Yusuf AliSo he went forth among his people in the (pride of his wordly) glitter. Said those whose aim is the Life of this World: "Oh! that we had the like of what Qarun has got! for he is truly a lord of mighty good fortune

28:80 📚 8
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ وَيۡلَكُمۡ ثَوَابُ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ لِّمَنۡ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ اۚ وَلَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ٱلصَّٰبِرُونَ
وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
olanlar
أُوتُوا۟
verilmiş
ٱلْعِلْمَ
bilgi
وَيْلَكُمْ
yazık size
ثَوَابُ
sevabı
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لِّمَنْ
kimse için
ءَامَنَ
inanan
وَعَمِلَ
ve yapan
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
وَلَا
ve
يُلَقَّىٰهَآ
buna kavuşturulmaz
إِلَّا
başkası
ٱلصَّـٰبِرُونَ
sabredenlerden

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler: "Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah'ın mükafatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir

Yusuf AliBut those who had been granted (true) knowledge said: "Alas for you! The reward of God (in the Hereafter) is best for those who believe and work righteousness: but this none shall attain, save those who steadfastly persevere (in good)

28:81 📚 1
فَخَسَفۡنَا بِهِۦ وَبِدَارِهِ ٱلۡأَرۡضَ فَمَا كَانَ لَهُۥ مِن فِئَةࣲ يَنصُرُونَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُنتَصِرِينَ
فَخَسَفْنَا
nihayet batırdık
بِهِۦ
onu
وَبِدَارِهِ
ve evini barkını
ٱلْأَرْضَ
yere
فَمَا
olmadı
كَانَ
was
لَهُۥ
onun
مِن
hiçbir
فِئَةٍۢ
topluluğu
يَنصُرُونَهُۥ
ona yardım edecek
مِن
karşı
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'a
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
مِنَ
kendini kurtaranlardan
ٱلْمُنتَصِرِينَ
those who (could) defend themselves

Elmalılı Hamdi YazırDerken biz onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı kendisine yardım edecek taraftarları olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi

Yusuf AliThen We caused the earth to swallow up him and his house; and he had not (the least little) party to help him against God, nor could he defend himself

28:82 📚 2
وَأَصۡبَحَ ٱلَّذِينَ تَمَنَّوۡاْ مَكَانَهُۥ بِٱلۡأَمۡسِ يَقُولُونَ وَيۡكَأَنَّ ٱللَّهَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦ وَيَقۡدِرُۖ لَوۡلَآ أَن مَّنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا لَخَسَفَ بِنَاۖ وَيۡكَأَنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلۡكَٰفِرُونَ
وَأَصْبَحَ
ve başladılar
ٱلَّذِينَ
ve isteyenler
تَمَنَّوْا۟
(had) wished
مَكَانَهُۥ
onun yerinde olmayı
بِٱلْأَمْسِ
dün
يَقُولُونَ
demeğe
وَيْكَأَنَّ
vay demek ki
ٱللَّهَ
Allah
يَبْسُطُ
bollaştırıyor
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ
His slaves
وَيَقْدِرُ ۖ
ve kısıyor
لَوْلَآ
olmasaydı
أَن
lutfetmesi
مَّنَّ
Allah had favored
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْنَا
bize
لَخَسَفَ
yere batırırdı
بِنَا ۖ
bizi de
وَيْكَأَنَّهُۥ
demekki gerçekten
لَا
iflah olmaz
يُفْلِحُ
will succeed
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler

Elmalılı Hamdi YazırDaha dün onun yerinde olmayı isteyenler de: "Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı çok da, az da verir. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış" demeye başladılar

Yusuf AliAnd those who had envied his position the day before began to say on the morrow: "Ah! it is indeed God Who enlarges the provision or restricts it, to any of His servants He pleases! had it not been that God was gracious to us, He could have ca used the earth to swallow us up! Ah! those who reject God will assuredly never prosper

28:83 📚 13
تِلۡكَ ٱلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ نَجۡعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوࣰّ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فَسَادࣰ اۚ وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلۡمُتَّقِينَ
تِلْكَ
işte
ٱلدَّارُ
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ
ahiret
نَجْعَلُهَا
onu veririz
لِلَّذِينَ
kimselere
لَا
istemeyen(ler)
يُرِيدُونَ
desire
عُلُوًّۭا
böbürlenmeyi
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve ne de
فَسَادًۭا ۚ
bozguncuğu
وَٱلْعَـٰقِبَةُ
ve sonuç
لِلْمُتَّقِينَ
sakınanlarındır

Elmalılı Hamdi Yazırİşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) akıbet, takva sahiplerinindir

Yusuf AliThat Home of the Hereafter We shall give to those who intend not high- handedness or mischief on earth: and the end is (best) for the righteous

28:84 📚 4
مَن جَآءَ بِٱلۡحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيۡرࣱ مِّنۡهَاۖ وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَلَا يُجۡزَى ٱلَّذِينَ عَمِلُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ إِلَّا مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
مَن
kim
جَآءَ
getirirse
بِٱلْحَسَنَةِ
bir iyilik
فَلَهُۥ
ona vardır
خَيْرٌۭ
daha güzeli
مِّنْهَا ۖ
ondan
وَمَن
ve kim
جَآءَ
getirirse
بِٱلسَّيِّئَةِ
kötülük
فَلَا
cezalandırılmaz
يُجْزَى
will be recompensed
ٱلَّذِينَ
kimseler
عَمِلُوا۟
yapan(lar)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükleri
إِلَّا
başkasıyla
مَا
şeylerden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırKim bir iyilik getirirse ona ondan daha üstün karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler

Yusuf AliIf any does good, the reward to him is better than his deed; but if any does evil, the doers of evil are only punished (to the extent) of their deeds

28:85
إِنَّ ٱلَّذِي فَرَضَ عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لَرَآدُّكَ إِلَىٰ مَعَادࣲۚ قُل رَّبِّيٓ أَعۡلَمُ مَن جَآءَ بِٱلۡهُدَىٰ وَمَنۡ هُوَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِى
ki
فَرَضَ
gerekli kılan
عَلَيْكَ
sana
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لَرَآدُّكَ
elbette seni döndürecektir
إِلَىٰ
varılacak yere
مَعَادٍۢ ۚ
a place of return
قُل
de ki
رَّبِّىٓ
Rabbim
أَعْلَمُ
bilir
مَن
kim
جَآءَ
getirmiştir
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet
وَمَنْ
ve kim;
هُوَ
O
فِى
içindedir
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
apaçık

Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Kur'ân'ı (okumayı, tebliğ etmeyi ve ona uymayı) sana farz kılan Allah, elbette seni (yine) dönülecek yere döndürecektir. De ki: "Rabbim, kimin hidayetle geldiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu en iyi bilendir

Yusuf AliVerily He Who ordained the Qur'an for thee, will bring thee back to the Place of Return. Say: "My Lord knows best who it is that brings true guidance, and who is in manifest error

28:86
وَمَا كُنتَ تَرۡجُوٓاْ أَن يُلۡقَىٰٓ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبُ إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۖ فَلَا تَكُونَنَّ ظَهِيرࣰ ا لِّلۡكَٰفِرِينَ
وَمَا
ve değildin
كُنتَ
sen
تَرْجُوٓا۟
umuyor
أَن
vahyolunacağını
يُلْقَىٰٓ
would be sent down
إِلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitabın
إِلَّا
ancak
رَحْمَةًۭ
bir rahmet olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
فَلَا
o halde
تَكُونَنَّ
olma
ظَهِيرًۭا
arka
لِّلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere

Elmalılı Hamdi YazırSen, bu kitabın sana vahyolunacağını ummuyordun. Bu ancak Rabbinden bir rahmettir. O halde sakın kâfirlere arka çıkma

Yusuf AliAnd thou hadst not expected that the Book would be sent to thee except as a Mercy from thy Lord: Therefore lend not thou support in any way to those who reject (God's Message)

28:87
وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بَعۡدَ إِذۡ أُنزِلَتۡ إِلَيۡكَۖ وَٱدۡعُ إِلَىٰ رَبِّكَۖ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
وَلَا
ve sakın
يَصُدُّنَّكَ
seni alıkoymasınlar
عَنْ
ayetlerinden
ءَايَـٰتِ
(the) Verses
ٱللَّهِ
Allah'ın
بَعْدَ
sonra
إِذْ
indirildikten
أُنزِلَتْ
they have been revealed
إِلَيْكَ ۖ
sana
وَٱدْعُ
ve da'vet et
إِلَىٰ
Rabbine
رَبِّكَ ۖ
your Lord
وَلَا
ve
تَكُونَنَّ
olma
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın âyetleri sana indirildikten sonra, artık sakın onlar seni bu âyetlerden alıkoymasınlar. Rabbine davet et. Asla müşriklerden olma

Yusuf AliAnd let nothing keep thee back from the Signs of God after they have been revealed to thee: and invite (men) to thy Lord, and be not of the company of those who join gods with God

28:88 📚 3
وَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۘ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ كُلُّ شَيۡءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجۡهَهُۥۚ لَهُ ٱلۡحُكۡمُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَلَا
ve
تَدْعُ
yalvarma
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
bir tanrıya
ءَاخَرَ ۘ
başka
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۚ
O'ndan
كُلُّ
her
شَىْءٍ
şey
هَالِكٌ
helak olacaktır
إِلَّا
başka
وَجْهَهُۥ ۚ
O'nun yüzü(zatı)ndan
لَهُ
O'nundur
ٱلْحُكْمُ
Hüküm
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Elmalılı Hamdi YazırAllah ile birlikte başka bir tanrıya tapıp yalvarma! O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve siz ancak O'na döndürüleceksiniz

Yusuf AliAnd call not, besides God, on another god. There is no god but He. Everything (that exists) will perish except His own Face. To Him belongs the Command, and to Him will ye (all) be brought back

← Önceki Sonraki →

28. Al-Qasas Suresi | Anlam Arayışı