☪ Anlam Arayışı

28. Al-Qasas سُورَةُ القَصَصِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
28:1
طسٓمٓ
طسٓمٓ
Ta sin mim

Süleyman AteşTa sin mim

Ali BulaçTa, Sin, Mim

28:2
تِلۡكَ ءَايَٰتُ ٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
تِلْكَ
şunlar
ءَايَـٰتُ
ayetleridir
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Süleyman AteşŞunlar, o apaçık Kitabın ayetleridir

Ali BulaçBunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir

28:3
نَتۡلُواْ عَلَيۡكَ مِن نَّبَإِ مُوسَىٰ وَفِرۡعَوۡنَ بِٱلۡحَقِّ لِقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
نَتْلُوا۟
okuyacağız
عَلَيْكَ
sana
مِن
bir parçayı
نَّبَإِ
haberinden
مُوسَىٰ
Musa
وَفِرْعَوْنَ
ve Fir'avn'ın
بِٱلْحَقِّ
gerçek olarak
لِقَوْمٍۢ
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Süleyman Ateşİnanan bir toplum için Musa ile Fir'avn'ın haberinden bir parçayı, gerçek olarak sana okuyacağız

Ali BulaçMü'min olan bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız

28:4
إِنَّ فِرۡعَوۡنَ عَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَجَعَلَ أَهۡلَهَا شِيَعࣰ ا يَسۡتَضۡعِفُ طَآئِفَةࣰ مِّنۡهُمۡ يُذَبِّحُ أَبۡنَآءَهُمۡ وَيَسۡتَحۡيِۦ نِسَآءَهُمۡۚ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
إِنَّ
şüphesiz
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
عَلَا
ululandı (zorbalığa kalktı)
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَجَعَلَ
ve böldü
أَهْلَهَا
halkını
شِيَعًۭا
çeşitli gruplara
يَسْتَضْعِفُ
eziyordu
طَآئِفَةًۭ
bir zümreyi
مِّنْهُمْ
onlardan
يُذَبِّحُ
kesiyordu
أَبْنَآءَهُمْ
oğullarını
وَيَسْتَحْىِۦ
ve sağ bırakıyordu
نِسَآءَهُمْ ۚ
kadınlarını
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
idi
مِنَ
bozgunculardan
ٱلْمُفْسِدِينَ
the corrupters

Süleyman AteşFir'avn, orada ululandı (zorbalığa kalktı), halkını çeşitli gruplara böldü. Onlardan bir zümreyi (İsrail oğullarını) eziyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi

Ali BulaçGerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı

28:5 📚 1
وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَنَجۡعَلَهُمۡ أَئِمَّةࣰ وَنَجۡعَلَهُمُ ٱلۡوَٰرِثِينَ
وَنُرِيدُ
biz istiyorduk
أَن
lutfetmeyi
نَّمُنَّ
bestow a favor
عَلَى
üzerine
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱسْتُضْعِفُوا۟
ezilen(ler)
فِى
o yerde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَنَجْعَلَهُمْ
ve onları yapmayı
أَئِمَّةًۭ
önderler
وَنَجْعَلَهُمُ
ve onları kılmayı
ٱلْوَٰرِثِينَ
mirasçı

Süleyman AteşBiz de istiyorduk ki o yerde ezilenlere lutfedelim, onları önderler yapalım, onları (ötekilerin mülküne) mirasçı kılalım

Ali BulaçBiz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz

28:6
وَنُمَكِّنَ لَهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَنُرِيَ فِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا مِنۡهُم مَّا كَانُواْ يَحۡذَرُونَ
وَنُمَكِّنَ
ve iktidara getirmeyi
لَهُمْ
onları
فِى
o yerde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَنُرِىَ
ve göstermeyi
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'a
وَهَـٰمَـٰنَ
ve Haman'a
وَجُنُودَهُمَا
ve askerlerine
مِنْهُم
onlardan
مَّا
şeyi
كَانُوا۟
oldukları
يَحْذَرُونَ
korkmuş

Süleyman AteşVe onları o yerde iktidara getirelim de Fir'avn'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan (ezdikleri zümreden) korktukları şeyi gösterelim

Ali BulaçVe (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim

28:7 📚 5
وَأَوۡحَيۡنَآ إِلَىٰٓ أُمِّ مُوسَىٰٓ أَنۡ أَرۡضِعِيهِۖ فَإِذَا خِفۡتِ عَلَيۡهِ فَأَلۡقِيهِ فِي ٱلۡيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحۡزَنِيٓۖ إِنَّا رَآدُّوهُ إِلَيۡكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَأَوْحَيْنَآ
ve vahyettik
إِلَىٰٓ
annesine
أُمِّ
(the) mother
مُوسَىٰٓ
Musa'nın
أَنْ
diye
أَرْضِعِيهِ ۖ
O(çocuğu)nu emzir
فَإِذَا
ne zaman ki
خِفْتِ
korkarsan
عَلَيْهِ
başına bir şey gelmesinden
فَأَلْقِيهِ
onu bırak
فِى
suya
ٱلْيَمِّ
the river
وَلَا
ve
تَخَافِى
korkma
وَلَا
ve
تَحْزَنِىٓ ۖ
üzülme
إِنَّا
elbette biz
رَآدُّوهُ
onu tekrar geri vereceğiz
إِلَيْكِ
sana
وَجَاعِلُوهُ
ve onu yapacağız
مِنَ
elçilerden
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Süleyman AteşMusa'nın annesine, "O(çocuğu)nu emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu suya bırak, korkma, üzülme biz onu tekrar sana geri vereceğiz ve onu elçilerden yapacağız." diye vahyettik

Ali BulaçMusa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik)

28:8
فَٱلۡتَقَطَهُۥٓ ءَالُ فِرۡعَوۡنَ لِيَكُونَ لَهُمۡ عَدُوࣰّ ا وَحَزَنًاۗ إِنَّ فِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا كَانُواْ خَٰطِـِٔينَ
فَٱلْتَقَطَهُۥٓ
nihayet onu aldı
ءَالُ
ailesi
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
لِيَكُونَ
olsunası için
لَهُمْ
kendilerine
عَدُوًّۭا
bir düşman
وَحَزَنًا ۗ
ve başlarına derd
إِنَّ
gerçekten
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَهَـٰمَـٰنَ
ve Haman
وَجُنُودَهُمَا
ve askerleri
كَانُوا۟
yanılıyorlardı
خَـٰطِـِٔينَ
sinners

Süleyman AteşNihayet onu Fir'avn ailesi aldı ki, kendilerine bir düşman ve başlarına derd olsun. Gerçekten Fir'avn, Haman ve askerleri yanılıyorlardı

Ali BulaçNihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi

28:9 📚 1
وَقَالَتِ ٱمۡرَأَتُ فِرۡعَوۡنَ قُرَّتُ عَيۡنࣲ لِّي وَلَكَۖ لَا تَقۡتُلُوهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوۡ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدࣰ ا وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
وَقَالَتِ
ve dedi ki
ٱمْرَأَتُ
karısı
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
قُرَّتُ
aydınlığı
عَيْنٍۢ
göz
لِّى
bana da
وَلَكَ ۖ
ve sana da
لَا
onu öldürmeyin
تَقْتُلُوهُ
kill him
عَسَىٰٓ
belki
أَن
diye
يَنفَعَنَآ
bize yararı dokunur
أَوْ
ya da
نَتَّخِذَهُۥ
onu ediniriz
وَلَدًۭا
evlad
وَهُمْ
ve onlar
لَا
anlamıyorlardı
يَشْعُرُونَ
perceive

Süleyman AteşFir'avn'ın karısı (çocuğu sandıktan çıkarınca): "Bana da, sana da göz bebeği (olacak, çok sevimli bir çocuk). Onu öldürmeyin, belki bize yararı dokunur, ya da onu evlad ediniriz." dedi. (Onu almakla hata ettiklerini) anlamıyorlardı

Ali BulaçFiravun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi

28:10 📚 1
وَأَصۡبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَىٰ فَٰرِغًاۖ إِن كَادَتۡ لَتُبۡدِي بِهِۦ لَوۡلَآ أَن رَّبَطۡنَا عَلَىٰ قَلۡبِهَا لِتَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَأَصْبَحَ
ve sabahladı
فُؤَادُ
gönlü
أُمِّ
annesinin
مُوسَىٰ
Musa'nın
فَـٰرِغًا ۖ
bomboştu
إِن
neredeyse
كَادَتْ
she was near
لَتُبْدِى
açığa vuracaktı
بِهِۦ
onu
لَوْلَآ
eğer olmasaydık
أَن
biz iyice pekiştirmiş
رَّبَطْنَا
We strengthened
عَلَىٰ
üzerine
قَلْبِهَا
onun kalbi
لِتَكُونَ
olması için
مِنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Süleyman AteşMusa'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı (meraktan çıldıracak oldu). Eğer biz, (va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı

Ali BulaçMusa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı

28:11
وَقَالَتۡ لِأُخۡتِهِۦ قُصِّيهِۖ فَبَصُرَتۡ بِهِۦ عَن جُنُبࣲ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
وَقَالَتْ
ve dedi ki
لِأُخْتِهِۦ
kızkardeşine
قُصِّيهِ ۖ
onu takip et
فَبَصُرَتْ
o da gözetledi
بِهِۦ
onu
عَن
uzaktan
جُنُبٍۢ
a distance
وَهُمْ
ve onlar
لَا
farkına varmadan
يَشْعُرُونَ
perceive

Süleyman Ateş(Musa'nın) kızkardeşine "Onun izini takip et," dedi. O da onlar farkına varmadan onu uzaktan gözetledi

Ali BulaçVe onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi

28:12
۞وَحَرَّمۡنَا عَلَيۡهِ ٱلۡمَرَاضِعَ مِن قَبۡلُ فَقَالَتۡ هَلۡ أَدُلُّكُمۡ عَلَىٰٓ أَهۡلِ بَيۡتࣲ يَكۡفُلُونَهُۥ لَكُمۡ وَهُمۡ لَهُۥ نَٰصِحُونَ
۞ وَحَرَّمْنَا
ve haram etmiştik
عَلَيْهِ
ona
ٱلْمَرَاضِعَ
süt anneleri
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
فَقَالَتْ
dedi ki
هَلْ
size göstereyimmi?
أَدُلُّكُمْ
direct you
عَلَىٰٓ
halkını (aile)
أَهْلِ
(the) people
بَيْتٍۢ
bir ev (aile)
يَكْفُلُونَهُۥ
onun bakımını üstlenecek
لَكُمْ
sizin için
وَهُمْ
ve onlar
لَهُۥ
ona
نَـٰصِحُونَ
öğüt verecek

Süleyman AteşBiz daha önce ona, süt verenler(in sütünü emmey)i haram etmiştik. (Hiçbir kadının sütünü emmiyordu. Fir'avn ve ailesi, çocuğun emeceği bir dadı bulma telaşı içinde idiler. Kızkardeşi uzaktan durumu görünce sokuldu): "Sizin için onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt ver(ip onu güzelce eğit)ecek bir aileyi göstereyim mi?" dedi

Ali BulaçBiz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi

28:13
فَرَدَدۡنَٰهُ إِلَىٰٓ أُمِّهِۦ كَيۡ تَقَرَّ عَيۡنُهَا وَلَا تَحۡزَنَ وَلِتَعۡلَمَ أَنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
فَرَدَدْنَـٰهُ
böylece onu geri verdik
إِلَىٰٓ
annesine
أُمِّهِۦ
his mother
كَىْ
için
تَقَرَّ
aydın olması
عَيْنُهَا
gözü
وَلَا
ve
تَحْزَنَ
üzülmesin (diye)
وَلِتَعْلَمَ
ve bilmesi için
أَنَّ
şüphesiz ki
وَعْدَ
va'di
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ
haktır
وَلَـٰكِنَّ
ve fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşBöylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın va'dinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çokları bilmezler

Ali BulaçBöylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler

28:14
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَٱسۡتَوَىٰٓ ءَاتَيۡنَٰهُ حُكۡمࣰ ا وَعِلۡمࣰ اۚ وَكَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَلَمَّا
ne zaman ki
بَلَغَ
(Musa) erişince
أَشُدَّهُۥ
güçlü çağına
وَٱسْتَوَىٰٓ
ve olgunlaşınca
ءَاتَيْنَـٰهُ
biz ona verdik
حُكْمًۭا
hüküm
وَعِلْمًۭا ۚ
ve ilim
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Süleyman Ateş(Musa), güçlü çağına erip, olgunlaşınca biz ona hüküm ve ilim verdik. İşte güzel davrananları böyle mükafatlandırırız

Ali BulaçO, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz

28:15 📚 3
وَدَخَلَ ٱلۡمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفۡلَةࣲ مِّنۡ أَهۡلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيۡنِ يَقۡتَتِلَانِ هَٰذَا مِن شِيعَتِهِۦ وَهَٰذَا مِنۡ عَدُوِّهِۦۖ فَٱسۡتَغَٰثَهُ ٱلَّذِي مِن شِيعَتِهِۦ عَلَى ٱلَّذِي مِنۡ عَدُوِّهِۦ فَوَكَزَهُۥ مُوسَىٰ فَقَضَىٰ عَلَيۡهِۖ قَالَ هَٰذَا مِنۡ عَمَلِ ٱلشَّيۡطَٰنِۖ إِنَّهُۥ عَدُوࣱّ مُّضِلࣱّ مُّبِينࣱ‏
وَدَخَلَ
ve girdi
ٱلْمَدِينَةَ
şehre
عَلَىٰ
bir sırada
حِينِ
a time
غَفْلَةٍۢ
(kendisinden) habersiz olduğu
مِّنْ
halkının
أَهْلِهَا
its people
فَوَجَدَ
ve buldu
فِيهَا
orada
رَجُلَيْنِ
iki adamı
يَقْتَتِلَانِ
öldüresiye dövüşürlerken
هَـٰذَا
biri
مِن
kendi taraftarlarından
شِيعَتِهِۦ
his party
وَهَـٰذَا
ve öbürü de
مِنْ
düşmanlarından
عَدُوِّهِۦ ۖ
his enemy
فَٱسْتَغَـٰثَهُ
(Musa'dan) yardım istedi
ٱلَّذِى
olan kimse
مِن
kendi taraftarlarından
شِيعَتِهِۦ
his party
عَلَى
karşı
ٱلَّذِى
olana
مِنْ
düşmanlarından
عَدُوِّهِۦ
his enemy
فَوَكَزَهُۥ
bir yumruk indirdi
مُوسَىٰ
Musa
فَقَضَىٰ
işini bitirdi
عَلَيْهِ ۖ
onun
قَالَ
(sonra) dedi ki
هَـٰذَا
bu
مِنْ
işindendir
عَمَلِ
(the) deed
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ
şeytanın
إِنَّهُۥ
o gerçekten
عَدُوٌّۭ
bir düşmandır
مُّضِلٌّۭ
şaşırtıcı
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşHalkının (kendisinden) habersiz olduğu bir sırada şehre girdi, orada biri kendi taraftarlarından, öbürü de düşmanlarından olan iki adamın dövüştüklerini gördü. Kendi taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı Musa'dan yardım istedi. Musa da ötekine bir yumruk indirip onun işini bitirdi. (Sonra): "Bu dedi, şeytanın işindendir. O, gerçekten apaçık, şaşırtıcı bir düşmandır

Ali Bulaç(Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir; o, gerçekten açıkça saptırıcı bir düşmandır" dedi

28:16 📚 2
قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمۡتُ نَفۡسِي فَٱغۡفِرۡ لِي فَغَفَرَ لَهُۥٓۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
gerçekten ben
ظَلَمْتُ
zulmettim
نَفْسِى
nefsime
فَٱغْفِرْ
bağışla
لِى
beni
فَغَفَرَ
(Allah) bağışladı
لَهُۥٓ ۚ
onu
إِنَّهُۥ
çünkü O
هُوَ
O
ٱلْغَفُورُ
çok bağışlayandır
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir

Süleyman AteşRabbim, ben nefsime zulmettim, beni bağışla! dedi. (Allah) onu bağışladı. Çünkü O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı. Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir

28:17 📚 6
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ فَلَنۡ أَكُونَ ظَهِيرࣰ ا لِّلۡمُجۡرِمِينَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
بِمَآ
hakkı için
أَنْعَمْتَ
lutfettiğin ni'metler
عَلَىَّ
bana
فَلَنْ
artık bir daha
أَكُونَ
olmayacağım
ظَهِيرًۭا
arka çıkan
لِّلْمُجْرِمِينَ
suçlulara

Süleyman AteşRabbim, dedi, bana lutfettiğin ni'metler hakkı için artık bir daha suçlulara arka olmayacağım

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi olmayacağım

28:18
فَأَصۡبَحَ فِي ٱلۡمَدِينَةِ خَآئِفࣰ ا يَتَرَقَّبُ فَإِذَا ٱلَّذِي ٱسۡتَنصَرَهُۥ بِٱلۡأَمۡسِ يَسۡتَصۡرِخُهُۥۚ قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰٓ إِنَّكَ لَغَوِيࣱّ مُّبِينࣱ‏
فَأَصْبَحَ
sabahladı
فِى
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ
the city
خَآئِفًۭا
korku içinde
يَتَرَقَّبُ
gözetleyerek
فَإِذَا
bir de baktı ki
ٱلَّذِى
kendisinden yardım isteyen
ٱسْتَنصَرَهُۥ
sought his help
بِٱلْأَمْسِ
dün
يَسْتَصْرِخُهُۥ ۚ
yine feryadediyor
قَالَ
dedi
لَهُۥ
ona
مُوسَىٰٓ
Musa
إِنَّكَ
gerçekten sen
لَغَوِىٌّۭ
bir azgınsın
مُّبِينٌۭ
belli ki

Süleyman AteşŞehirde korku içinde (sonucu) gözetleyerek sabahladı. Bir de baktı ki dün kendisinden yardım isteyen (İsrail oğlu), yine kendisine feryaded(ip yardım ist)iyor. Musa, ona: "Belli ki sen bir azgınsın!" dedi

Ali BulaçBöylece şehirde korku içinde (çevreyi) gözetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen (kişi, bugün de) kendisine yardım için bağırıyor. Musa, ona dedi ki: "Sen açıkça bir azgınsın

28:19 📚 1
فَلَمَّآ أَنۡ أَرَادَ أَن يَبۡطِشَ بِٱلَّذِي هُوَ عَدُوࣱّ لَّهُمَا قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ أَتُرِيدُ أَن تَقۡتُلَنِي كَمَا قَتَلۡتَ نَفۡسَۢا بِٱلۡأَمۡسِۖ إِن تُرِيدُ إِلَّآ أَن تَكُونَ جَبَّارࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا تُرِيدُ أَن تَكُونَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِينَ
فَلَمَّآ
nihayet
أَنْ
isteyince
أَرَادَ
he wanted
أَن
yakalamak
يَبْطِشَ
strike
بِٱلَّذِى
olanı
هُوَ
o
عَدُوٌّۭ
düşman
لَّهُمَا
ikisine de
قَالَ
dedi ki
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
أَتُرِيدُ
beni öldürmekmi istiyorsun?
أَن
to
تَقْتُلَنِى
kill me
كَمَا
gibi
قَتَلْتَ
öldürdüğün
نَفْسًۢا
bir canı
بِٱلْأَمْسِ ۖ
dün
إِن
(oysa)
تُرِيدُ
istemiyorsun
إِلَّآ
dışında bir şey
أَن
olmak
تَكُونَ
you become
جَبَّارًۭا
bir zorba
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
ve
تُرِيدُ
istemiyorsun
أَن
olmak
تَكُونَ
you be
مِنَ
arabuluculardan
ٱلْمُصْلِحِينَ
the reformers

Süleyman AteşNihayet (Musa) ikisinin de (kendisinin ve yardım isteyenin) düşmanı olan adamı yakalamak isteyince o dedi ki: "Ey Musa, dün bir canı öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun, arabuluculardan olmak istemiyorsun

Ali BulaçSonunda ikisinin de düşmanı olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun

28:20 📚 1
وَجَآءَ رَجُلࣱ مِّنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّ ٱلۡمَلَأَ يَأۡتَمِرُونَ بِكَ لِيَقۡتُلُوكَ فَٱخۡرُجۡ إِنِّي لَكَ مِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ
وَجَآءَ
ve geldi
رَجُلٌۭ
bir adam
مِّنْ
öbür ucundan
أَقْصَا
(the) farthest end
ٱلْمَدِينَةِ
şehrin
يَسْعَىٰ
koşarak
قَالَ
dedi
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
إِنَّ
şüphesiz ki
ٱلْمَلَأَ
ileri gelenler
يَأْتَمِرُونَ
aralarında konuşuyorlar
بِكَ
seni
لِيَقْتُلُوكَ
seni öldürmek için
فَٱخْرُجْ
sen çık (git)
إِنِّى
elbette ben
لَكَ
sana
مِنَ
öğüt verenlerden(im)
ٱلنَّـٰصِحِينَ
the sincere advisors

Süleyman AteşŞehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. "Ey Musa, dedi, ileri gelenler seni öldürmek için aralarında konuşuyorlar. Sen çık (git), ben sana öğüt verenlerdenim

Ali BulaçŞehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim

28:21
فَخَرَجَ مِنۡهَا خَآئِفࣰ ا يَتَرَقَّبُۖ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَخَرَجَ
(Musa) çıktı
مِنْهَا
oradan
خَآئِفًۭا
korka korka
يَتَرَقَّبُ ۖ
kollayarak
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
نَجِّنِى
beni kurtar
مِنَ
kavimden
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Süleyman Ateş(Musa, etrafı) kollayarak, korka, korka oradan çıktı: "Rabbim, beni şu zalim kavimden kurtar!" dedi

Ali BulaçBöylece oradan korku içinde (çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar" dedi

28:22
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلۡقَآءَ مَدۡيَنَ قَالَ عَسَىٰ رَبِّيٓ أَن يَهۡدِيَنِي سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ
وَلَمَّا
ne zaman ki
تَوَجَّهَ
yönelince
تِلْقَآءَ
tarafına
مَدْيَنَ
Medyen
قَالَ
dedi
عَسَىٰ
umarım ki
رَبِّىٓ
Rabbim
أَن
beni iletir
يَهْدِيَنِى
will guide me
سَوَآءَ
doğru
ٱلسَّبِيلِ
yola

Süleyman AteşMedyen'e doğru yönelince: "Umarım ki Rabbim beni doğru yola iletir" dedi

Ali BulaçMedyen'e doğru yöneldiğinde de: "Umarım Rabbim, beni doğru bir yola yöneltip iletir" dedi

28:23 📚 1
وَلَمَّا وَرَدَ مَآءَ مَدۡيَنَ وَجَدَ عَلَيۡهِ أُمَّةࣰ مِّنَ ٱلنَّاسِ يَسۡقُونَ وَوَجَدَ مِن دُونِهِمُ ٱمۡرَأَتَيۡنِ تَذُودَانِۖ قَالَ مَا خَطۡبُكُمَاۖ قَالَتَا لَا نَسۡقِي حَتَّىٰ يُصۡدِرَ ٱلرِّعَآءُۖ وَأَبُونَا شَيۡخࣱ كَبِيرࣱ‏
وَلَمَّا
ne zaman ki
وَرَدَ
varınca
مَآءَ
suyuna
مَدْيَنَ
Medyen
وَجَدَ
buldu
عَلَيْهِ
onun başında
أُمَّةًۭ
bir grubu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
men
يَسْقُونَ
(hayvanlarını) sularken
وَوَجَدَ
ve buldu
مِن
onların gerisinde
دُونِهِمُ
besides them
ٱمْرَأَتَيْنِ
iki kız
تَذُودَانِ ۖ
sudan meneden
قَالَ
(Musa) dedi
مَا
nedir?
خَطْبُكُمَا ۖ
sizin işiniz
قَالَتَا
dediler ki
لَا
biz sulayamayız
نَسْقِى
We cannot water
حَتَّىٰ
kadar
يُصْدِرَ
sulayıp çekilinceye
ٱلرِّعَآءُ ۖ
çobanlar
وَأَبُونَا
ve babamız da
شَيْخٌۭ
bir ihtiyardır
كَبِيرٌۭ
büyük

Süleyman AteşMedyen suyuna varınca o(su)nun başında birçok insanların, (hayvanlarını) suladıklarını gördü. Onların gerisinde de, (diğerlerinin hayvanlarına karışmasın diye hayvanlarını) sudan meneden iki kız buldu. (Musa, onlara): "İşiniz nedir, (niçin hayvanları suya bırakmıyorsunuz)?" dedi. Dediler ki: "Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız. Babamız da büyük bir ihtiyardır (O gelemez)

Ali BulaçMedyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler

28:24 📚 5
فَسَقَىٰ لَهُمَا ثُمَّ تَوَلَّىٰٓ إِلَى ٱلظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ إِنِّي لِمَآ أَنزَلۡتَ إِلَيَّ مِنۡ خَيۡرࣲ فَقِيرࣱ‏
فَسَقَىٰ
(Musa) hemen suladı
لَهُمَا
onlarınkini
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّىٰٓ
çekildi
إِلَى
gölgeye
ٱلظِّلِّ
the shade
فَقَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
doğrusu ben
لِمَآ
ne varsa
أَنزَلْتَ
indireceğin
إِلَىَّ
bana
مِنْ
hayırdan
خَيْرٍۢ
good
فَقِيرٌۭ
muhtacım

Süleyman AteşHemen (Musa) onlarınkini de suladı, sonra gölgeye çekildi: "Rabbim, dedi, doğrusu bana indireceğin bir hayra muhtacım, (azıcık azık indir de şu karnımı doyur)

Ali BulaçHemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım

28:25
فَجَآءَتۡهُ إِحۡدَىٰهُمَا تَمۡشِي عَلَى ٱسۡتِحۡيَآءࣲ قَالَتۡ إِنَّ أَبِي يَدۡعُوكَ لِيَجۡزِيَكَ أَجۡرَ مَا سَقَيۡتَ لَنَاۚ فَلَمَّا جَآءَهُۥ وَقَصَّ عَلَيۡهِ ٱلۡقَصَصَ قَالَ لَا تَخَفۡۖ نَجَوۡتَ مِنَ ٱلۡقَوۡمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَجَآءَتْهُ
derken ona geldi
إِحْدَىٰهُمَا
o iki kızdan biri
تَمْشِى
yürüyerek
عَلَى
utana utana
ٱسْتِحْيَآءٍۢ
shyness
قَالَتْ
dedi
إِنَّ
muhakkah
أَبِى
babam
يَدْعُوكَ
seni çağırıyor
لِيَجْزِيَكَ
ödemek için
أَجْرَ
ücretini
مَا
sulamanın
سَقَيْتَ
you watered
لَنَا ۚ
bizim için
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُۥ
(Musa) ona gelince
وَقَصَّ
ve anlatınca
عَلَيْهِ
ona
ٱلْقَصَصَ
hikayeyi
قَالَ
dedi
لَا
korkma
تَخَفْ ۖ
fear
نَجَوْتَ
kurtuldun
مِنَ
o kavimden
ٱلْقَوْمِ
the people
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Süleyman AteşDerken o iki kızdan biri utana utana yürüyerek ona geldi: "Babam seni çağırıyor, bizim için (hayvanları) sulamanın ücretini verecek," dedi. (Musa), o(kızların babaları)na gelip (başından geçen) hikayeyi anlatınca o: "Korkma, o zalim kavimden kurtuldun" dedi

Ali BulaçÇok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun

28:26
قَالَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا يَٰٓأَبَتِ ٱسۡتَـٔۡجِرۡهُۖ إِنَّ خَيۡرَ مَنِ ٱسۡتَـٔۡجَرۡتَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡأَمِينُ
قَالَتْ
dedi
إِحْدَىٰهُمَا
o (kız)lardan biri
يَـٰٓأَبَتِ
ey babacağım
ٱسْتَـْٔجِرْهُ ۖ
bunu (çoban) tut
إِنَّ
muhakkak
خَيْرَ
en hayırlısıdır
مَنِ
ücretle tuttuklarının
ٱسْتَـْٔجَرْتَ
you (can) hire
ٱلْقَوِىُّ
en güçlüsüdür
ٱلْأَمِينُ
en güveniliridir

Süleyman AteşO(kız)lardan biri: "Babacağım, dedi, bunu (çoban) tut işte, çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı, güçlü, güvenilirdir

Ali BulaçO (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir

28:27 📚 2
قَالَ إِنِّيٓ أُرِيدُ أَنۡ أُنكِحَكَ إِحۡدَى ٱبۡنَتَيَّ هَٰتَيۡنِ عَلَىٰٓ أَن تَأۡجُرَنِي ثَمَٰنِيَ حِجَجࣲۖ فَإِنۡ أَتۡمَمۡتَ عَشۡرࣰ ا فَمِنۡ عِندِكَۖ وَمَآ أُرِيدُ أَنۡ أَشُقَّ عَلَيۡكَۚ سَتَجِدُنِيٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
قَالَ
dedi ki
إِنِّىٓ
elbette
أُرِيدُ
istiyorum
أَنْ
sana nikahlamak
أُنكِحَكَ
marry you to
إِحْدَى
birini
ٱبْنَتَىَّ
kızımdan
هَـٰتَيْنِ
şu iki
عَلَىٰٓ
karşılığında
أَن
bana hizmet etmen
تَأْجُرَنِى
you serve me
ثَمَـٰنِىَ
sekiz
حِجَجٍۢ ۖ
yıl
فَإِنْ
eğer
أَتْمَمْتَ
tamamlarsan
عَشْرًۭا
on(yıl)a
فَمِنْ
artık
عِندِكَ ۖ
o sendendir
وَمَآ
ben istemem
أُرِيدُ
I wish
أَنْ
zahmet vermek
أَشُقَّ
make it difficult
عَلَيْكَ ۚ
sana
سَتَجِدُنِىٓ
beni bulacaksın
إِن
eğer (İnşallah)
شَآءَ
dilerse (İnşallah)
ٱللَّهُ
Allah (İnşallah)
مِنَ
iyilerden
ٱلصَّـٰلِحِينَ
the righteous

Süleyman AteşO zat, (Musa'ya) dedi ki: "(Bak), bana sekiz yıl hizmet etmen şartıyle şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer (bu süreyi) on(yıl)a tamamlarsan artık o, senin tarafından (bir iyilik)dir. Ben sana zahmet vermek istemem. İnşallah beni iyilerden bulacaksın

Ali Bulaç(Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaAllah salih olanlardan bulacaksın

28:28
قَالَ ذَٰلِكَ بَيۡنِي وَبَيۡنَكَۖ أَيَّمَا ٱلۡأَجَلَيۡنِ قَضَيۡتُ فَلَا عُدۡوَٰنَ عَلَيَّۖ وَٱللَّهُ عَلَىٰ مَا نَقُولُ وَكِيلࣱ‏
قَالَ
(Musa) dedi
ذَٰلِكَ
bu
بَيْنِى
benimle aramızdadır
وَبَيْنَكَ ۖ
senin arasında
أَيَّمَا
hangi
ٱلْأَجَلَيْنِ
süreyi
قَضَيْتُ
yerine getirsem
فَلَا
yoktur
عُدْوَٰنَ
düşmanlık
عَلَىَّ ۖ
bana
وَٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
karşı
مَا
şeye
نَقُولُ
dediğimiz
وَكِيلٌۭ
vekildir

Süleyman Ateş(Musa) dedi: "Bu, seninle benim aramızda(bir sözleşme)dir. Demek hangi süreyi yerine getirsem, bana düşmanlık yok. Allah dediğimize vekildir

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Bu, benimle senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah, söylediklerimize vekildir

28:29 📚 1
۞فَلَمَّا قَضَىٰ مُوسَى ٱلۡأَجَلَ وَسَارَ بِأَهۡلِهِۦٓ ءَانَسَ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ نَارࣰ اۖ قَالَ لِأَهۡلِهِ ٱمۡكُثُوٓاْ إِنِّيٓ ءَانَسۡتُ نَارࣰ ا لَّعَلِّيٓ ءَاتِيكُم مِّنۡهَا بِخَبَرٍ أَوۡ جَذۡوَةࣲ مِّنَ ٱلنَّارِ لَعَلَّكُمۡ تَصۡطَلُونَ
۞ فَلَمَّا
ne zaman ki
قَضَىٰ
bitirince
مُوسَى
Musa
ٱلْأَجَلَ
süreyi
وَسَارَ
ve yola çıkınca
بِأَهْلِهِۦٓ
ailesiyle
ءَانَسَ
gördü
مِن
(sağ) yanında
جَانِبِ
(the) direction
ٱلطُّورِ
Tur'un
نَارًۭا
bir ateş
قَالَ
dedi ki
لِأَهْلِهِ
ailesine
ٱمْكُثُوٓا۟
siz durun
إِنِّىٓ
ben
ءَانَسْتُ
gördüm
نَارًۭا
bir ateş
لَّعَلِّىٓ
belki
ءَاتِيكُم
size getiririm
مِّنْهَا
ondan
بِخَبَرٍ
bir haber
أَوْ
yahut
جَذْوَةٍۢ
bir kor (getiririm)
مِّنَ
ateşten
ٱلنَّارِ
the fire
لَعَلَّكُمْ
böylece
تَصْطَلُونَ
ısınırsınız

Süleyman AteşMusa, süreyi bitirip ailesiyle yola çıkınca Tur'un (sağ) yanında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: "Siz durun, ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir haber getiririm, yahut bir ateş koru (getiririm) de ısınırsınız

Ali BulaçBöylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm" dedi

28:30
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِيَ مِن شَٰطِيِٕ ٱلۡوَادِ ٱلۡأَيۡمَنِ فِي ٱلۡبُقۡعَةِ ٱلۡمُبَٰرَكَةِ مِنَ ٱلشَّجَرَةِ أَن يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّيٓ أَنَا ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
فَلَمَّآ
ne zaman ki
أَتَىٰهَا
oraya gelince
نُودِىَ
şöyle seslenildi
مِن
kıyısından
شَـٰطِئِ
(the) side
ٱلْوَادِ
vadinin
ٱلْأَيْمَنِ
sağdaki
فِى
yerdeki
ٱلْبُقْعَةِ
the place even
ٱلْمُبَـٰرَكَةِ
mübarek
مِنَ
ağaçtan
ٱلشَّجَرَةِ
the tree
أَن
diye
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
إِنِّىٓ
muhakkak ben
أَنَا
benim
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşOraya gelince o mübarek yerdeki vadinin sağ kıyısındaki ağaçtan kendisine şöyle seslenildi: "Ey Musa, alemlerin Rabbi Allah benim, ben

Ali BulaçDerken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi

28:31
وَأَنۡ أَلۡقِ عَصَاكَۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهۡتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنࣱّ وَلَّىٰ مُدۡبِرࣰ ا وَلَمۡ يُعَقِّبۡۚ يَٰمُوسَىٰٓ أَقۡبِلۡ وَلَا تَخَفۡۖ إِنَّكَ مِنَ ٱلۡأٓمِنِينَ
وَأَنْ
ve diye
أَلْقِ
at
عَصَاكَ ۖ
asanı
فَلَمَّا
zaman
رَءَاهَا
gördüğün
تَهْتَزُّ
(asa'nın) titreştiğini
كَأَنَّهَا
gibi
جَآنٌّۭ
küçük bir yılan
وَلَّىٰ
kaçtı
مُدْبِرًۭا
dönüp
وَلَمْ
ve
يُعَقِّبْ ۚ
arkasına bile bakmadı
يَـٰمُوسَىٰٓ
ey Musa
أَقْبِلْ
dön
وَلَا
ve
تَخَفْ ۖ
korkma
إِنَّكَ
elbette sen
مِنَ
güvende olanlardansın
ٱلْـَٔامِنِينَ
the secure

Süleyman AteşAsanı at! (Musa attığı kocaman) asa'sının küçük bir yılan gibi titreş(ip hareket et)tiğini görünce (korkudan) öyle dönüp kaçtı (ki) arkasına bile bakmadı: "Ey Musa, dön, korkma, sen güvende olanlardansın

Ali BulaçAsanı bırak." (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı. "Ey Musa, dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz güvendesin

28:32
ٱسۡلُكۡ يَدَكَ فِي جَيۡبِكَ تَخۡرُجۡ بَيۡضَآءَ مِنۡ غَيۡرِ سُوٓءࣲ وَٱضۡمُمۡ إِلَيۡكَ جَنَاحَكَ مِنَ ٱلرَّهۡبِۖ فَذَٰنِكَ بُرۡهَٰنَانِ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦٓۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَوۡمࣰ ا فَٰسِقِينَ
ٱسْلُكْ
sok
يَدَكَ
elini
فِى
koynuna
جَيْبِكَ
your bosom
تَخْرُجْ
çıksın
بَيْضَآءَ
bembeyaz
مِنْ
olmaksızın
غَيْرِ
without
سُوٓءٍۢ
bir kusur
وَٱضْمُمْ
ve çek
إِلَيْكَ
kendine
جَنَاحَكَ
kanadını (kollarını)
مِنَ
korkudan (açılan)
ٱلرَّهْبِ ۖ
fear
فَذَٰنِكَ
işte bunlar
بُرْهَـٰنَانِ
iki delildir
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
إِلَىٰ
Fir'avn'a
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَمَلَإِي۟هِۦٓ ۚ
ve onun adamlarına
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
olmuşlardır
قَوْمًۭا
bir kavim
فَـٰسِقِينَ
yoldan çıkan

Süleyman AteşElini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve kanadını korkudan kendine çek. İşte bunlar, Fir'avn'a ve onun adamlarına (göstermek için) Rabbinden sana verilen iki delildir. Çünkü onlar yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır

Ali BulaçElini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur

28:33
قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلۡتُ مِنۡهُمۡ نَفۡسࣰ ا فَأَخَافُ أَن يَقۡتُلُونِ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
إِنِّى
bşüphesiz en
قَتَلْتُ
öldürmüştüm
مِنْهُمْ
onlardan
نَفْسًۭا
bir kişi
فَأَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يَقْتُلُونِ
beni öldürecekler

Süleyman AteşRabbim, dedi, ben onlardan bir kişi öldürmüştüm, beni öldüreceklerinden korkuyorum

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum

28:34
وَأَخِي هَٰرُونُ هُوَ أَفۡصَحُ مِنِّي لِسَانࣰ ا فَأَرۡسِلۡهُ مَعِيَ رِدۡءࣰ ا يُصَدِّقُنِيٓۖ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ
وَأَخِى
ve kardeşimi
هَـٰرُونُ
Harun
هُوَ
o
أَفْصَحُ
daha fasihtir (güzel konuşur)
مِنِّى
benden
لِسَانًۭا
dil bakımından
فَأَرْسِلْهُ
onu gönder
مَعِىَ
benimle beraber
رِدْءًۭا
bir yardımcı olarak
يُصَدِّقُنِىٓ ۖ
beni doğrulayan
إِنِّىٓ
zira ben
أَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يُكَذِّبُونِ
beni yalanlayacakla

Süleyman AteşKardeşim Harun, o, dil bakımından benden daha güzel konuşur. Onu da benimle beraber, beni doğrulayan bir yardımcı olarak gönder. Zira ben, beni yalanlayacaklarından korkuyorum

Ali BulaçVe kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum

28:35
قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجۡعَلُ لَكُمَا سُلۡطَٰنࣰ ا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيۡكُمَا بِـَٔايَٰتِنَآۚ أَنتُمَا وَمَنِ ٱتَّبَعَكُمَا ٱلۡغَٰلِبُونَ
قَالَ
(Allah) dedi ki
سَنَشُدُّ
kuvvetlendireceğiz
عَضُدَكَ
senin pazunu
بِأَخِيكَ
kardeşinle
وَنَجْعَلُ
ve vereceğiz
لَكُمَا
size
سُلْطَـٰنًۭا
bir yetki
فَلَا
asla
يَصِلُونَ
onlar erişemeycekler
إِلَيْكُمَا ۚ
size
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimiz sayesinde
أَنتُمَا
ikiniz
وَمَنِ
ve kimseler
ٱتَّبَعَكُمَا
size uyan
ٱلْغَـٰلِبُونَ
üstün geleceksiniz

Süleyman Ateş(Allah) dedi: "Senin pazunu kardeşinle kuvvetlendireceğiz ve size öyle bir yetki vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde onlar size asla erişemeycekler. İkiniz ve size uyanlar üstün geleceksiniz

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız

28:36
فَلَمَّا جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالُواْ مَا هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّفۡتَرࣰ ى وَمَا سَمِعۡنَا بِهَٰذَا فِيٓ ءَابَآئِنَا ٱلۡأَوَّلِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُم
onlara gelince
مُّوسَىٰ
Musa
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
قَالُوا۟
dediler
مَا
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başka bir şey
سِحْرٌۭ
bir büyüden
مُّفْتَرًۭى
uydurulmuş
وَمَا
ve
سَمِعْنَا
işitmedik
بِهَـٰذَا
böyle bir şey
فِىٓ
arasında
ءَابَآئِنَا
atalarımız
ٱلْأَوَّلِينَ
ilk

Süleyman AteşMusa, onlara açık açık ayetlerimizle gelince: "Bu uydurulmuş bir büyüden başka bir şey değildir. İlk atalarımız arasında böyle bir şey (olduğunu) işitmedik." dediler

Ali BulaçMusa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler

28:37
وَقَالَ مُوسَىٰ رَبِّيٓ أَعۡلَمُ بِمَن جَآءَ بِٱلۡهُدَىٰ مِنۡ عِندِهِۦ وَمَن تَكُونُ لَهُۥ عَٰقِبَةُ ٱلدَّارِۚ إِنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلظَّٰلِمُونَ
وَقَالَ
ve dedi ki
مُوسَىٰ
Musa
رَبِّىٓ
Rabbim
أَعْلَمُ
daha iyi biliyor
بِمَن
kimin
جَآءَ
getirdiğini
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet
مِنْ
kendisinin yanından
عِندِهِۦ
from Him
وَمَن
ve kime
تَكُونُ
ait olacağını
لَهُۥ
onun
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلدَّارِ ۖ
bu (dünya) evin(in)
إِنَّهُۥ
muhakkak ki
لَا
olmaz
يُفْلِحُ
iflah
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimler

Süleyman AteşMusa, "Rabbim, kimin kendisinin yanından hidayet getirdiğini ve bu (dünya) evin(in) sonun(da güzel sonuc)un kime aidolacağını daha iyi biliyor. Muhakkak ki zalimler iflah olmaz" dedi

Ali BulaçMusa dedi ki: "Rabbim, kimin Kendisi'nden bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar

28:38
وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ يَٰٓأَيُّهَا ٱلۡمَلَأُ مَا عَلِمۡتُ لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرِي فَأَوۡقِدۡ لِي يَٰهَٰمَٰنُ عَلَى ٱلطِّينِ فَٱجۡعَل لِّي صَرۡحࣰ ا لَّعَلِّيٓ أَطَّلِعُ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّي لَأَظُنُّهُۥ مِنَ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلْمَلَأُ
ileri gelenler
مَا
bilmiyorum
عَلِمْتُ
I know
لَكُم
sizin için
مِّنْ
hiçbir
إِلَـٰهٍ
bir tanrı
غَيْرِى
benden başka
فَأَوْقِدْ
ateş yak
لِى
benim için
يَـٰهَـٰمَـٰنُ
ey Hâmân
عَلَى
üzerinde
ٱلطِّينِ
çamurun
فَٱجْعَل
ve yap
لِّى
bana
صَرْحًۭا
bir kule
لَّعَلِّىٓ
belki
أَطَّلِعُ
çıkarım
إِلَىٰٓ
tanrısına
إِلَـٰهِ
(the) God
مُوسَىٰ
Musa'nın
وَإِنِّى
çünkü ben
لَأَظُنُّهُۥ
sanıyorum ki o
مِنَ
yalancılardandır
ٱلْكَـٰذِبِينَ
the liars

Süleyman AteşFir'avn dedi ki: "Ey ileri gelenler, ben sizin için benden başka bir tanrı bilmiyorum, ey Haman, haydi benim için çamurun üzerinde ateş yak(arak tuğla imal et de) bana bir kule yap, belki Musa'nın tanrısına çıkarım, çünkü ben onu (Musa'yı) yalancılardan sanıyorum

Ali BulaçFiravun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum

28:39 📚 2
وَٱسۡتَكۡبَرَ هُوَ وَجُنُودُهُۥ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ إِلَيۡنَا لَا يُرۡجَعُونَ
وَٱسْتَكْبَرَ
büyüklük tasladılar
هُوَ
O (Fir'avn)
وَجُنُودُهُۥ
ve askerleri
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
بِغَيْرِ
olmaksızın
ٱلْحَقِّ
hakkı
وَظَنُّوٓا۟
ve sandılar
أَنَّهُمْ
kendilerinin
إِلَيْنَا
bize
لَا
döndürülmeyeceklerini
يُرْجَعُونَ
will be returned

Süleyman AteşO (Fir'avn) ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve kendilerinin bize döndürülmeyeceklerini sandılar

Ali BulaçO ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini sandılar

28:40
فَأَخَذۡنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡيَمِّۖ فَٱنظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَأَخَذْنَـٰهُ
biz de onu tuttuk
وَجُنُودَهُۥ
ve askerlerini
فَنَبَذْنَـٰهُمْ
ve attık
فِى
suya
ٱلْيَمِّ ۖ
the sea
فَٱنظُرْ
bak
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin

Süleyman AteşBiz de onu ve askerlerini tuttuk, suya attık; bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu

Ali BulaçBunun üzerine, onu ve askerlerini tutup suya attık. Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak

28:41
وَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَئِمَّةࣰ يَدۡعُونَ إِلَى ٱلنَّارِۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ لَا يُنصَرُونَ
وَجَعَلْنَـٰهُمْ
ve biz onları yaptık
أَئِمَّةًۭ
önderler
يَدْعُونَ
çağıran
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ ۖ
the Fire
وَيَوْمَ
ve günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
لَا
asla
يُنصَرُونَ
yardım olunmazlar

Süleyman AteşBiz onları ateşe çağıran önderler yaptık. Kıyamet günü asla yardım olunmazlar

Ali BulaçBiz, onları ateşe çağıran önderler kıldık; kıyamet günü yardım görmezler

28:42
وَأَتۡبَعۡنَٰهُمۡ فِي هَٰذِهِ ٱلدُّنۡيَا لَعۡنَةࣰۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ هُم مِّنَ ٱلۡمَقۡبُوحِينَ
وَأَتْبَعْنَـٰهُمْ
ve onların ardına taktık
فِى
bu
هَـٰذِهِ
this
ٱلدُّنْيَا
dünyada;
لَعْنَةًۭ ۖ
bir la'net
وَيَوْمَ
ve günü ise
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
هُم
onlar
مِّنَ
çirkinleştirilenlerdendir
ٱلْمَقْبُوحِينَ
the despised

Süleyman AteşBu dünya hayatında biz onların ardına bir la'net taktık (daima la'netle anılacaklardır). Kıyamet günü ise onlar çirkinleştirilenlerdendir

Ali BulaçBu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük; kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır

28:43
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ مِنۢ بَعۡدِ مَآ أَهۡلَكۡنَا ٱلۡقُرُونَ ٱلۡأُولَىٰ بَصَآئِرَ لِلنَّاسِ وَهُدࣰ ى وَرَحۡمَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after [what]
مَآ
helak ettikten
أَهْلَكْنَا
We had destroyed
ٱلْقُرُونَ
nesilleri
ٱلْأُولَىٰ
ilk
بَصَآئِرَ
bir aydınlanma olan
لِلنَّاسِ
insanlar için
وَهُدًۭى
ve hidayet olan
وَرَحْمَةًۭ
ve rahmet olan
لَّعَلَّهُمْ
belki onlar
يَتَذَكَّرُونَ
düşünür öğüt alırlar

Süleyman AteşAndolsun biz, ilk nesilleri (Nuh, Hud, Salih ve Lut kavimlerini) helak ettikten sonra Musa'ya, insanların gönül gözlerini aydınlatacak nur ve onlara yol gösterici olarak Kitabı verdik, belki düşünür, öğüt alırlar diye

Ali BulaçAndolsun, ilk nesilleri yıkıma uğrattıktan sonra, Musa'ya, insanlar için (gözleri hikmetle açıp aydınlatacak) basiretler, hidayet ve rahmet olmak üzere kitap verdik. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürler diye

28:44
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلۡغَرۡبِيِّ إِذۡ قَضَيۡنَآ إِلَىٰ مُوسَى ٱلۡأَمۡرَ وَمَا كُنتَ مِنَ ٱلشَّٰهِدِينَ
وَمَا
ve
كُنتَ
sen değildin
بِجَانِبِ
tarafında
ٱلْغَرْبِىِّ
batı
إِذْ
vakit
قَضَيْنَآ
yaptığımız
إِلَىٰ
Musa'ya
مُوسَى
Musa
ٱلْأَمْرَ
o işi
وَمَا
ve
كُنتَ
değildin
مِنَ
görenlerden
ٱلشَّـٰهِدِينَ
the witnesses

Süleyman AteşMusa'ya o işi yaptığımız (yani kendisine bildirmek istediğimiz işi ona vahyettiğimiz) vakit sen (Mukaddes Vadinin) batı tarafında değildin, (o hadiseyi) görenlerden de değildin

Ali BulaçMusa'ya o işi (ilahi vahyi verip) gerçekleştirdiğimiz zaman, sen (Tur'un) batı yanında değildin ve (buna) şahid olanlardan da değildin

28:45
وَلَٰكِنَّآ أَنشَأۡنَا قُرُونࣰ ا فَتَطَاوَلَ عَلَيۡهِمُ ٱلۡعُمُرُۚ وَمَا كُنتَ ثَاوِيࣰ ا فِيٓ أَهۡلِ مَدۡيَنَ تَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَا وَلَٰكِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ
وَلَـٰكِنَّآ
fakat biz
أَنشَأْنَا
yarattık
قُرُونًۭا
birçok nesiller
فَتَطَاوَلَ
geçti
عَلَيْهِمُ
onların üzerinden
ٱلْعُمُرُ ۚ
uzun zamanlar
وَمَا
ve
كُنتَ
sen değildin
ثَاوِيًۭا
oturmuş
فِىٓ
arasında
أَهْلِ
halkı
مَدْيَنَ
Medyen
تَتْلُوا۟
okusaydın
عَلَيْهِمْ
bunlara
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَلَـٰكِنَّا
lakin
كُنَّا
biziz
مُرْسِلِينَ
elçi olarak gönderen

Süleyman AteşFakat biz (Musa'dan sonra) birçok nesiller yarattık da onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen Medyen halkı arasında oturmuş değildin ki (orada olanları görüp öğrenesin de) ayetlerimizi bunlara okuyasın. (Bu, bir yerden görme, öğrenme ile değildir, fakat) Biz seni elçi olarak gönderdik (ve bu olayları sana vahyettik)

Ali BulaçAncak Biz birçok nesiller inşa ettik de onların üzerinde (nice) ömür(ler) uzayıp geçti. Ve sen Medyen halkı içinde yaşayıp da ayetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş değilsin. Ancak (bu bilgileri sana) gönderen Biziz

28:46 📚 1
وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلطُّورِ إِذۡ نَادَيۡنَا وَلَٰكِن رَّحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرࣲ مِّن قَبۡلِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
وَمَا
ve
كُنتَ
sen değildin
بِجَانِبِ
yanında
ٱلطُّورِ
Tur'un
إِذْ
zaman
نَادَيْنَا
seslendiğimiz
وَلَـٰكِن
fakat
رَّحْمَةًۭ
bir rahmet olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
لِتُنذِرَ
uyarasın diye
قَوْمًۭا
toplumu
مَّآ
kendilerine gelmemiş olan
أَتَىٰهُم
(had) come to them
مِّن
hiç
نَّذِيرٍۢ
bir uyarıcı
مِّن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
لَعَلَّهُمْ
belki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alırlar

Süleyman Ateş(Musa'ya) ünlediğimiz zaman sen Tur'un yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik) ki senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan toplumu uyarasın; belki düşünüp öğüt alırlar

Ali Bulaç(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye

28:47
وَلَوۡلَآ أَن تُصِيبَهُم مُّصِيبَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ فَيَقُولُواْ رَبَّنَا لَوۡلَآ أَرۡسَلۡتَ إِلَيۡنَا رَسُولࣰ ا فَنَتَّبِعَ ءَايَٰتِكَ وَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَلَوْلَآ
keşke olmasalardı
أَن
başlarına geldiği zaman
تُصِيبَهُم
struck them
مُّصِيبَةٌۢ
bir felaket
بِمَا
yüzünden
قَدَّمَتْ
yaptıkları (günahları)
أَيْدِيهِمْ
kendi elleriyle
فَيَقُولُوا۟
diyecekler
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَوْلَآ
keşke
أَرْسَلْتَ
gönderseydin
إِلَيْنَا
bize
رَسُولًۭا
bir elçi
فَنَتَّبِعَ
uysaydık
ءَايَـٰتِكَ
ayetlerine
وَنَكُونَ
ve olsaydık
مِنَ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Süleyman AteşKendi elleriyle yaptıkları (günahları) yüzünden başlarına bir felaket geldiği zaman: "Ey Rabbimiz, bize bir elçi gönderseydin de ayetlerine uyup mü'minlerden olsaydık." diyecek olmasalardı (seni göndermezdik. Bu bahanelerine fırsat vermemek için senigönderdik)

Ali BulaçKendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde: "Rabbimiz, bize de bir elçi gönderseydin de böylece Senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik)

28:48
فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلۡحَقُّ مِنۡ عِندِنَا قَالُواْ لَوۡلَآ أُوتِيَ مِثۡلَ مَآ أُوتِيَ مُوسَىٰٓۚ أَوَلَمۡ يَكۡفُرُواْ بِمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ مِن قَبۡلُۖ قَالُواْ سِحۡرَانِ تَظَٰهَرَا وَقَالُوٓاْ إِنَّا بِكُلࣲّ كَٰفِرُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَهُمُ
onlara gelince
ٱلْحَقُّ
hak
مِنْ
katımızdan
عِندِنَا
from Us
قَالُوا۟
dediler
لَوْلَآ
değil miydi?
أُوتِىَ
verilmeli
مِثْلَ
benzeri
مَآ
ne
أُوتِىَ
verildiyse
مُوسَىٰٓ ۚ
Musa'ya
أَوَلَمْ
inkar etmemişler miydi?
يَكْفُرُوا۟
they disbelieve
بِمَآ
şeyi
أُوتِىَ
verilen
مُوسَىٰ
Musa'ya
مِن
daha önce
قَبْلُ ۖ
before
قَالُوا۟
dediler
سِحْرَانِ
iki büyü!
تَظَـٰهَرَا
birbirine destek olan
وَقَالُوٓا۟
ve dediler
إِنَّا
elbette biz
بِكُلٍّۢ
hepsini
كَـٰفِرُونَ
inkar ederiz

Süleyman AteşFakat onlara katımızdan hak gelince: "Musa'ya verilenin eşi, buna da verilmeli değil miydi?" dediler. Daha önce Musa'ya verileni de inkar etmemişler miydi? "Birbirine destek olan iki büyü", dediler. "Biz hepsini inkar ederiz", dediler

Ali BulaçFakat onlara Kendi Katımız'dan hak geldiği zaman: "Musa'ya verilenlerin bir benzeri buna verilmeli değil miydi?" dediler. Onlar, daha önce Musa'ya verilenleri inkar etmemişler miydi? "İki büyü birbirine arka çıktı" dediler. Ve: "Gerçekten biz hepsini inkar edenleriz" dediler

28:49
قُلۡ فَأۡتُواْ بِكِتَٰبࣲ مِّنۡ عِندِ ٱللَّهِ هُوَ أَهۡدَىٰ مِنۡهُمَآ أَتَّبِعۡهُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
قُلْ
de ki
فَأْتُوا۟
o halde getirin
بِكِتَـٰبٍۢ
bir Kitap
مِّنْ
katından
عِندِ
from Allah
ٱللَّهِ
Allah
هُوَ
o
أَهْدَىٰ
daha doğru olan
مِنْهُمَآ
bu ikisinden
أَتَّبِعْهُ
ben ona uyayım
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Süleyman AteşDe ki: "Eğer doğru iseniz, Allah katından bu ikisinden (yani Musa'ya ve bana inen Kitaplardan) daha doğru bir Kitap getirin de ben ona uyayım

Ali BulaçDe ki: "Eğer doğruysanız, bu durumda Allah Katından bu ikisinden (Musa'ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan) daha doğru olan bir kitap getirin de, ona uymuş olayım

28:50 📚 1
فَإِن لَّمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَكَ فَٱعۡلَمۡ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَمَنۡ أَضَلُّ مِمَّنِ ٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ بِغَيۡرِ هُدࣰ ى مِّنَ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
فَإِن
eğer
لَّمْ
cevap veremezlerse
يَسْتَجِيبُوا۟
they respond
لَكَ
sana
فَٱعْلَمْ
bil ki
أَنَّمَا
kesinlikle
يَتَّبِعُونَ
onlar uyuyorlar
أَهْوَآءَهُمْ ۚ
keyiflerine
وَمَنْ
kim olabilir?
أَضَلُّ
daha sapık
مِمَّنِ
kimseden
ٱتَّبَعَ
uyan
هَوَىٰهُ
kendi keyfine
بِغَيْرِ
olmadan
هُدًۭى
bir yol gösterici
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّ
muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
kavmi
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalim

Süleyman AteşEğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar, keyiflerine uyuyorlar. Allah'tan bir yol gösterici olmadan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir? Muhakkak ki Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez

Ali BulaçBuna rağmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir? Şüphesiz Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez

28:51 📚 1
۞وَلَقَدۡ وَصَّلۡنَا لَهُمُ ٱلۡقَوۡلَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
وَصَّلْنَا
biz birbirine bitiştirdik
لَهُمُ
onlar için
ٱلْقَوْلَ
sözü(müzü)
لَعَلَّهُمْ
belki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alırlar

Süleyman AteşAndolsun biz, düşünüp öğüt alsınlar diye onlar için sözü(müzü) birbirine bitiştirdik (ardı ardına gerçeği kanıtlayan ayetler gönderdik)

Ali BulaçAndolsun, Biz öğüt alıp-düşünsünler diye, sözü birbiri ardınca dizip-indirdik

28:52
ٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ مِن قَبۡلِهِۦ هُم بِهِۦ يُؤۡمِنُونَ
ٱلَّذِينَ
kendilerine
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
verdiklerimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitap
مِن
bundan önce
قَبْلِهِۦ
before it
هُم
onlar
بِهِۦ
bu(Kur'a)n'a
يُؤْمِنُونَ
inanırlar

Süleyman AteşBundan önce kendilerine Kitap verdiklerimiz, bu(Kur'a)n'a inanırlar

Ali BulaçBu (Kur'an)dan önce, kitap verdiklerimiz buna inanmaktadırlar

28:53
وَإِذَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِهِۦٓ إِنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّنَآ إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلِهِۦ مُسۡلِمِينَ
وَإِذَا
zaman
يُتْلَىٰ
(Kur'an) okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
قَالُوٓا۟
derler
ءَامَنَّا
inandık
بِهِۦٓ
ona
إِنَّهُ
kesinlikle o
ٱلْحَقُّ
bir haktır
مِن
Rabbimizden
رَّبِّنَآ
our Lord
إِنَّا
zaten biz
كُنَّا
idik
مِن
ondan önce de
قَبْلِهِۦ
before it
مُسْلِمِينَ
müslümanlar

Süleyman AteşOnlara (Kur'an) okunduğu zaman: "Ona inandık, o, Rabbimizden gelen gerçektir... Zaten biz ondan önce de müslümanlar idik." derler

Ali BulaçOnlara okunduğu zaman: "Biz ona inandık, gerçekten o, Rabbimiz'den olan bir haktır, şüphesiz biz bundan önce de Müslümanlar idik" derler

28:54 📚 2
أُوْلَٰٓئِكَ يُؤۡتَوۡنَ أَجۡرَهُم مَّرَّتَيۡنِ بِمَا صَبَرُواْ وَيَدۡرَءُونَ بِٱلۡحَسَنَةِ ٱلسَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlara
يُؤْتَوْنَ
verilir
أَجْرَهُم
mükafatları
مَّرَّتَيْنِ
iki kez
بِمَا
ötürü
صَبَرُوا۟
sabretmelerinden
وَيَدْرَءُونَ
ve onlar savarlar
بِٱلْحَسَنَةِ
iyilikle
ٱلسَّيِّئَةَ
kötülüğü
وَمِمَّا
ve şeyden
رَزَقْنَـٰهُمْ
onları rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ
infak ederler

Süleyman Ateşİşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki kez verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır yoluna) harcarlar

Ali Bulaçİşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler

28:55 📚 1
وَإِذَا سَمِعُواْ ٱللَّغۡوَ أَعۡرَضُواْ عَنۡهُ وَقَالُواْ لَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡ لَا نَبۡتَغِي ٱلۡجَٰهِلِينَ
وَإِذَا
ve zaman
سَمِعُوا۟
işittikleri
ٱللَّغْوَ
boş söz
أَعْرَضُوا۟
yüz çevirirler
عَنْهُ
ondan
وَقَالُوا۟
ve derler
لَنَآ
bizimdir
أَعْمَـٰلُنَا
bizim işlerimiz
وَلَكُمْ
ve sizindir
أَعْمَـٰلُكُمْ
sizin işleriniz
سَلَـٰمٌ
selam
عَلَيْكُمْ
size olsun
لَا
biz istemeyiz
نَبْتَغِى
we seek
ٱلْجَـٰهِلِينَ
cahilleri

Süleyman AteşBoş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun (haydi hoşça kalın), biz cahiller(le sohbet etmey)i istemeyiz" derler

Ali BulaçBoş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler

28:56 📚 2
إِنَّكَ لَا تَهۡدِي مَنۡ أَحۡبَبۡتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يَشَآءُۚ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ
إِنَّكَ
şüphesiz sen
لَا
doğru yola iletemezsin
تَهْدِى
guide
مَنْ
kimseyi
أَحْبَبْتَ
sevdiğin
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
يَهْدِى
doğru yola iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَهُوَ
ve O
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِٱلْمُهْتَدِينَ
yola gelecek olanları

Süleyman Ateş(Ey Muhammed), sen, sevdiğini doğru yola iletemezsin, fakat Allah, dilediğini doğru yola iletir. O, yola gelecek olanları daha iyi bilir

Ali BulaçGerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir

28:57
وَقَالُوٓاْ إِن نَّتَّبِعِ ٱلۡهُدَىٰ مَعَكَ نُتَخَطَّفۡ مِنۡ أَرۡضِنَآۚ أَوَلَمۡ نُمَكِّن لَّهُمۡ حَرَمًا ءَامِنࣰ ا يُجۡبَىٰٓ إِلَيۡهِ ثَمَرَٰتُ كُلِّ شَيۡءࣲ رِّزۡقࣰ ا مِّن لَّدُنَّا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَقَالُوٓا۟
ve dediler ki
إِن
eğer
نَّتَّبِعِ
biz uyarsak
ٱلْهُدَىٰ
doğru yola
مَعَكَ
seninle beraber
نُتَخَطَّفْ
atılırız
مِنْ
yurdumuzdan
أَرْضِنَآ ۚ
our land
أَوَلَمْ
biz bir mekan vermedik mi?
نُمَكِّن
We established
لَّهُمْ
onlara
حَرَمًا
dokunulmaz
ءَامِنًۭا
güvenli
يُجْبَىٰٓ
toplanıp getirildiği
إِلَيْهِ
ona
ثَمَرَٰتُ
ürünlerinin
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
رِّزْقًۭا
bir rızık olarak
مِّن
kendi katımızdan
لَّدُنَّا
Us
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşDediler ki: "Biz seninle beraber doğru yola gelirsek yurdumuzdan atılırız." Biz onlara kendi katımızdan bir rızık olarak, her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir mekan vermedikmi? Fakat çokları bilmezler

Ali BulaçDediler ki: "Eğer seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip-kopartılırız." Oysa Biz onları, Kendi Katımız'dan bir rızık olarak herşeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir haremde yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar

28:58 📚 1
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةِۭ بَطِرَتۡ مَعِيشَتَهَاۖ فَتِلۡكَ مَسَٰكِنُهُمۡ لَمۡ تُسۡكَن مِّنۢ بَعۡدِهِمۡ إِلَّا قَلِيلࣰ اۖ وَكُنَّا نَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثِينَ
وَكَمْ
ve nicesini
أَهْلَكْنَا
helak ettik
مِن
kent(ler)den
قَرْيَةٍۭ
a town
بَطِرَتْ
şımarmış
مَعِيشَتَهَا ۖ
refah içinde
فَتِلْكَ
İşte şunlar
مَسَـٰكِنُهُمْ
onların meskenleri
لَمْ
oralarda oturulmadı
تُسْكَن
have been inhabited
مِّنۢ
onlardan sonra
بَعْدِهِمْ
after them
إِلَّا
ancak
قَلِيلًۭا ۖ
pek az
وَكُنَّا
ve biz olduk
نَحْنُ
biz
ٱلْوَٰرِثِينَ
varisler

Süleyman AteşBiz refah içinde şımarmış nice kenti helak ettik. İşte şunlar, onların meskenleri, onlardan sonra oralarda pek az oturuldu. Onlara hep biz varis olduk (hepsi bize kaldı)

Ali BulaçBiz, yaşama biçimleriyle 'refah içinde şımarıp azmış' nice şehri yıkıma uğrattık. İşte meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmiş değildir. (Onlara) Varis olanlar Biziz

28:59
وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهۡلِكَ ٱلۡقُرَىٰ حَتَّىٰ يَبۡعَثَ فِيٓ أُمِّهَا رَسُولࣰ ا يَتۡلُواْ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَاۚ وَمَا كُنَّا مُهۡلِكِي ٱلۡقُرَىٰٓ إِلَّا وَأَهۡلُهَا ظَٰلِمُونَ
وَمَا
ve
كَانَ
değildir
رَبُّكَ
Rabbin
مُهْلِكَ
helak edici
ٱلْقُرَىٰ
ülkeleri
حَتَّىٰ
kadar
يَبْعَثَ
gönderinceye
فِىٓ
(ülkelerin) anasına
أُمِّهَا
their mother (town)
رَسُولًۭا
bir elçi
يَتْلُوا۟
okuyan
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتِنَا ۚ
ayetlerimizi
وَمَا
ve
كُنَّا
biz değiliz
مُهْلِكِى
helak edici
ٱلْقُرَىٰٓ
ülkeleri
إِلَّا
olmadan
وَأَهْلُهَا
halkı
ظَـٰلِمُونَ
zalim

Süleyman AteşRabbin, Anakent(olan Mekke)de onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe ülkeleri helak edici değildir. Ve biz, halkı zalim olmadan ülkeleri helak ediciler değiliz

Ali BulaçSenin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz

28:60 📚 4
وَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَيۡءࣲ فَمَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَزِينَتُهَاۚ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰٓۚ أَفَلَا تَعۡقِلُونَ
وَمَآ
ve ne
أُوتِيتُم
size verildiyse
مِّن
her şeyden
شَىْءٍۢ
things
فَمَتَـٰعُ
geçimidir
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَزِينَتُهَا ۚ
ve süsüdür
وَمَا
olan ise
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
وَأَبْقَىٰٓ ۚ
ve daha kalıcıdır
أَفَلَا
aklınızı kullanmıyor musunuz?
تَعْقِلُونَ
you use intellect

Süleyman AteşSize verilen her şey, dünya hayatının geçimi ve süsüdür. Allah'ın yanında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz

Ali BulaçSize verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız

28:61
أَفَمَن وَعَدۡنَٰهُ وَعۡدًا حَسَنࣰ ا فَهُوَ لَٰقِيهِ كَمَن مَّتَّعۡنَٰهُ مَتَٰعَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا ثُمَّ هُوَ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ مِنَ ٱلۡمُحۡضَرِينَ
أَفَمَن
kimse midir?
وَعَدْنَـٰهُ
kendisine vadettiğimiz
وَعْدًا
bir söz
حَسَنًۭا
güzel
فَهُوَ
ve o
لَـٰقِيهِ
muhakkak ona kavuşacak olan
كَمَن
kimse gibi
مَّتَّعْنَـٰهُ
kendisine yaşattığımız
مَتَـٰعَ
geçici zevkini
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
ثُمَّ
sonra
هُوَ
o
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مِنَ
getirileceklerden olan
ٱلْمُحْضَرِينَ
those presented

Süleyman Ateşİmdi kendisine güzel bir söz verdiğimiz ve muhakkak o(söz verile)ne kavuşacak olan kimse; sırf kendisine dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet günü (yakalanıp) getirileceklerden olan insan gibi midir

Ali BulaçŞimdi, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir

28:62
وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ فَيَقُولُ أَيۡنَ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ كُنتُمۡ تَزۡعُمُونَ
وَيَوْمَ
ve o gün
يُنَادِيهِمْ
(Allah) onlara seslenerek
فَيَقُولُ
der ki
أَيْنَ
nerede?
شُرَكَآءِىَ
benim ortaklarım
ٱلَّذِينَ
olduklarını
كُنتُمْ
you used (to)
تَزْعُمُونَ
zannettikleriniz

Süleyman AteşO gün (Allah) onlara seslenerek: "Benim ortaklarım (olduklarını) sandığınız şeyler nerede?" der

Ali BulaçO gün (Allah) onlara seslenerek: "Bana ortak olarak öne sürdükleriniz nerede?" der

28:63
قَالَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلُ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَغۡوَيۡنَآ أَغۡوَيۡنَٰهُمۡ كَمَا غَوَيۡنَاۖ تَبَرَّأۡنَآ إِلَيۡكَۖ مَا كَانُوٓاْ إِيَّانَا يَعۡبُدُونَ
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
olanlar
حَقَّ
hak
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
ٱلْقَوْلُ
söz
رَبَّنَا
Rabbimiz
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlardır
ٱلَّذِينَ
kimseler
أَغْوَيْنَآ
azdırdıklarımız
أَغْوَيْنَـٰهُمْ
onları azdırdık
كَمَا
gibi
غَوَيْنَا ۖ
kendimiz azdığımız
تَبَرَّأْنَآ
uzak olduğumuzu
إِلَيْكَ ۖ
sana arz ederiz
مَا
zaten
كَانُوٓا۟
onlar değildi
إِيَّانَا
bize
يَعْبُدُونَ
tapanlardan

Süleyman Ateş(Azab) söz(ü) üzerlerine hak olanlar: "Rabbimiz, azdırdıklarımız şunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. (Biz azdık, onlar da bize uydular. Onların yaptıklarından) uzak olduğumuzu, (bu hususta bizim suçumuz olmadığını) sana arz ederiz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı (kendi arzularına tapıyorlardı)." derler

Ali BulaçÜzerlerine (azap) sözü hak olanlar derler ki: "Rabbimiz, işte bizim azdırıp-saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da değillerdi

28:64
وَقِيلَ ٱدۡعُواْ شُرَكَآءَكُمۡ فَدَعَوۡهُمۡ فَلَمۡ يَسۡتَجِيبُواْ لَهُمۡ وَرَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَۚ لَوۡ أَنَّهُمۡ كَانُواْ يَهۡتَدُونَ
وَقِيلَ
ve denir ki
ٱدْعُوا۟
çağırın
شُرَكَآءَكُمْ
koştuğunuz ortakları
فَدَعَوْهُمْ
onları çağırırlar
فَلَمْ
fakat
يَسْتَجِيبُوا۟
çağrısına cevap vermezler
لَهُمْ
bunların
وَرَأَوُا۟
ve karşılarında görürler
ٱلْعَذَابَ ۚ
azabı
لَوْ
ne olurdu
أَنَّهُمْ
onlar
كَانُوا۟
idi
يَهْتَدُونَ
yola gelseler

Süleyman Ateş(Allah tarafından) onlara: "(Bana), koştuğunuz ortakları çağırın!" denir. Onları çağırırlar. Fakat (çağırılanlar), bunların çağrısına cevap vermezler ve (bunlar), karşılarında azabı görürler (sanki çağırdıkları şey, azabın kendisi olmuştur). Ne olurdu (sanki dünyada) yola gelselerdi

Ali BulaçDenir ki: "Ortaklarınızı çağırın." Böylelikle çağırırlar, ama kendilerine cevap vermezler ve azabı görürler. Hidayet bulmuş olsalardı ne olurdu

28:65 📚 1
وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ فَيَقُولُ مَاذَآ أَجَبۡتُمُ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَيَوْمَ
ve gün
يُنَادِيهِمْ
onlara seslenerek
فَيَقُولُ
der ki
مَاذَآ
ne?
أَجَبْتُمُ
cevap verdiniz
ٱلْمُرْسَلِينَ
elçilere

Süleyman Ateş(Allah) Onlara seslenerek: "Elçilere ne cevap verdiniz?" dediği gün

Ali BulaçO gün (Allah) onlara seslenerek: "Gönderilen (elçilere) ne cevab verdiniz?" der

28:66
فَعَمِيَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلۡأَنۢبَآءُ يَوۡمَئِذࣲ فَهُمۡ لَا يَتَسَآءَلُونَ
فَعَمِيَتْ
kör olmuştur
عَلَيْهِمُ
onlara
ٱلْأَنۢبَآءُ
haberler
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
فَهُمْ
ve onlar
لَا
birbirlerine de soramazlar
يَتَسَآءَلُونَ
will not ask one another

Süleyman AteşO gün haberler, onlara kör olmuştur (yani sözler sanki kör olmuştur, hiçbir söz gelip onların ağızlarını bulamaz, yanıt verecek bir tek kelime bulamazlar) onlar, birbirlerine de soramazlar

Ali BulaçArtık o gün, haberler onlar için körelmiştir; birbirlerine de soramazlar

28:67
فَأَمَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَعَسَىٰٓ أَن يَكُونَ مِنَ ٱلۡمُفۡلِحِينَ
فَأَمَّا
ama
مَن
kim
تَابَ
tevbe ederse
وَءَامَنَ
ve inanırsa
وَعَمِلَ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
iyi iş
فَعَسَىٰٓ
umulur
أَن
ki
يَكُونَ
olur
مِنَ
kurtuluşa erenlerden
ٱلْمُفْلِحِينَ
the successful ones

Süleyman AteşAma kim tevbe eder, inanır ve iyi iş yaparsa, o kurtuluşa erenlerden olabilir

Ali BulaçAncak kim tevbe edip iman eder ve salih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir

28:68 📚 3
وَرَبُّكَ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُ وَيَخۡتَارُۗ مَا كَانَ لَهُمُ ٱلۡخِيَرَةُۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
يَخْلُقُ
yaratır
مَا
ne
يَشَآءُ
dilerse
وَيَخْتَارُ ۗ
ve seçer
مَا
değildir
كَانَ
they have
لَهُمُ
onlara ait
ٱلْخِيَرَةُ ۚ
seçim
سُبْحَـٰنَ
münezzehtir
ٱللَّهِ
Allah
وَتَعَـٰلَىٰ
ve yücedir
عَمَّا
şeylerden
يُشْرِكُونَ
ortak koştukları

Süleyman AteşRabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Seçim, onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir

Ali BulaçRabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, Yücedir

28:69 📚 2
وَرَبُّكَ يَعۡلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمۡ وَمَا يُعۡلِنُونَ
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
يَعْلَمُ
bilir
مَا
neyi
تُكِنُّ
gizlediğini
صُدُورُهُمْ
göğüslerinin
وَمَا
ve neyi
يُعْلِنُونَ
açığa vurduğunu

Süleyman AteşRabbin, onların göğüslerinin neyi gizleyip neyi açığa vurduğunu bilir

Ali BulaçRabbin onların göğüslerinin sakladıklarını ve açığa vurduklarını bilir

28:70 📚 4
وَهُوَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ لَهُ ٱلۡحَمۡدُ فِي ٱلۡأُولَىٰ وَٱلۡأٓخِرَةِۖ وَلَهُ ٱلۡحُكۡمُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَهُوَ
ve O
ٱللَّهُ
Allah'tır
لَآ
olmayan
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
لَهُ
O'na mahsustur
ٱلْحَمْدُ
hamd
فِى
ilk olan
ٱلْأُولَىٰ
the first
وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ
ve son olan
وَلَهُ
ve O'nundur
ٱلْحُكْمُ
Hüküm
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Süleyman AteşO, kendisinden başka tanrı olmayan Allah'tır. İlkte de, sonda da (dünyada da, ahirette de) hamd O'na mahsustur. Hüküm de O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz

Ali BulaçO, Allah'tır, Kendisi'nden başka İlah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz

28:71 📚 1
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمُ ٱلَّيۡلَ سَرۡمَدًا إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِضِيَآءٍۚ أَفَلَا تَسۡمَعُونَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
gördünüz mü?
إِن
eğer
جَعَلَ
kılsa
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكُمُ
üzerinize
ٱلَّيْلَ
geceyi
سَرْمَدًا
sürekli
إِلَىٰ
gününe kadar
يَوْمِ
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مَنْ
kimdir?
إِلَـٰهٌ
tanrı
غَيْرُ
başka
ٱللَّهِ
Allah'tan
يَأْتِيكُم
size getirecek
بِضِيَآءٍ ۖ
ışık
أَفَلَا
işitmiyor musunuz?
تَسْمَعُونَ
you hear

Süleyman AteşDe ki: "Baksanıza, eğer Allah, üzerinize geceyi kıyamet gününe kadar sürekli kılsa Allah'tan başka size ışık getirecek tanrı kimdir? (Söyleyin), işitmiyor musunuz

Ali BulaçDe ki: "Gördünüz mü söyleyin; Allah, kıyamet gününe kadar geceyi sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa, Allah'ın dışında size aydınlık verecek İlah kimdir? Yine de dinlemeyecek misiniz

28:72 📚 1
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن جَعَلَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمُ ٱلنَّهَارَ سَرۡمَدًا إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ مَنۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَأۡتِيكُم بِلَيۡلࣲ تَسۡكُنُونَ فِيهِۚ أَفَلَا تُبۡصِرُونَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
baksanıza
إِن
eğer
جَعَلَ
kılsa
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكُمُ
üzerinize
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
سَرْمَدًا
sürekli
إِلَىٰ
gününe kadar
يَوْمِ
(the) Day
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
مَنْ
kimdir?
إِلَـٰهٌ
tanrı
غَيْرُ
başka
ٱللَّهِ
Allah'tan
يَأْتِيكُم
size getirecek
بِلَيْلٍۢ
geceyi
تَسْكُنُونَ
dinleneceğiniz
فِيهِ ۖ
onda
أَفَلَا
görmüyor musunuz?
تُبْصِرُونَ
you see

Süleyman AteşDe ki: "Baksanıza, eğer Allah, üzerinize gündüzü, kıyamet gününe kadar sürekli kılsa, Allah'tan başka, size dinleneceğiniz geceyi getirecek tanrı kimdir? Görmüyor musunuz

Ali BulaçDe ki: "Gördünüz mü söyleyin, Allah kıyamet gününe kadar gündüzü sizin üzerinizde kesintisizce sürdürecek olsa Allah'ın dışında size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek İlah kimdir? Yine de görmeyecek misiniz

28:73 📚 3
وَمِن رَّحۡمَتِهِۦ جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ وَٱلنَّهَارَ لِتَسۡكُنُواْ فِيهِ وَلِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَمِن
rahmetinden dolayı
رَّحْمَتِهِۦ
His Mercy
جَعَلَ
var etti
لَكُمُ
sizin için
ٱلَّيْلَ
geceyi
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
لِتَسْكُنُوا۟
dinlenmeniz için
فِيهِ
onda
وَلِتَبْتَغُوا۟
ve aramanız için
مِن
O'nun lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Süleyman AteşRahmetinden dolayı sizin için geceyi ve gündüzü var etti ki, geceleyin dinlenesiniz ve (gündüzün) Allah'ın lutfunu arayasınız ve (Allah'ın ni'metine) şükredesiniz

Ali BulaçKendi rahmetinden olmak üzere O, sizin için, dinlenmeniz ve O'nun fazlından (geçiminizi) aramanız için geceyi ve gündüzü var etti. Umulur ki şükredersiniz

28:74
وَيَوۡمَ يُنَادِيهِمۡ فَيَقُولُ أَيۡنَ شُرَكَآءِيَ ٱلَّذِينَ كُنتُمۡ تَزۡعُمُونَ
وَيَوْمَ
ve o gün
يُنَادِيهِمْ
onlara seslenerek
فَيَقُولُ
der ki
أَيْنَ
nerede?
شُرَكَآءِىَ
ortaklarım
ٱلَّذِينَ
oduklarını
كُنتُمْ
you used (to)
تَزْعُمُونَ
sandığınız şeyler

Süleyman AteşO gün onlara seslenerek: "Ortaklarım sandığınız şeyler nerede?" der

Ali BulaçO gün (Allah) onlara seslenerek: "Bana ortak olarak öne sürdükleriniz nerede" der

28:75
وَنَزَعۡنَا مِن كُلِّ أُمَّةࣲ شَهِيدࣰ ا فَقُلۡنَا هَاتُواْ بُرۡهَٰنَكُمۡ فَعَلِمُوٓاْ أَنَّ ٱلۡحَقَّ لِلَّهِ وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
وَنَزَعْنَا
ve çıkarırız
مِن
her-ten
كُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
nation
شَهِيدًۭا
bir şahid
فَقُلْنَا
ve deriz
هَاتُوا۟
getirin
بُرْهَـٰنَكُمْ
delilinizi
فَعَلِمُوٓا۟
bilirler ki
أَنَّ
kesinlikle
ٱلْحَقَّ
gerçek
لِلَّهِ
Allah'a aittir
وَضَلَّ
ve sapıp gider
عَنْهُم
kendilerinden
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uyduruyor(lar)

Süleyman AteşHer ümmetten bir şahid çıkarırız: "Delilinizi getirin!" deriz. Gerçeğin Allah'a aidolduğunu bilirler ve uydurdukları şeyler kendilerinden sapıp gider

Ali BulaçHer ümmetten bir şahid ayırıp çıkardık da: "Kesin-kanıt (burhan)ınızı getirin" dedik. Artık öğrenmiş oldular ki, hak, gerçekten Allah'ındır ve düzüp uydurdukları kendilerinden uzaklaşıp-kaybolmuşlardır

28:76 📚 3
۞إِنَّ قَٰرُونَ كَانَ مِن قَوۡمِ مُوسَىٰ فَبَغَىٰ عَلَيۡهِمۡۖ وَءَاتَيۡنَٰهُ مِنَ ٱلۡكُنُوزِ مَآ إِنَّ مَفَاتِحَهُۥ لَتَنُوٓأُ بِٱلۡعُصۡبَةِ أُوْلِي ٱلۡقُوَّةِ إِذۡ قَالَ لَهُۥ قَوۡمُهُۥ لَا تَفۡرَحۡۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡفَرِحِينَ
۞ إِنَّ
elbette
قَـٰرُونَ
Karun
كَانَ
idi
مِن
kavminden
قَوْمِ
(the) people
مُوسَىٰ
Musa'nın
فَبَغَىٰ
azgınlık etti
عَلَيْهِمْ ۖ
onlara karşı
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona vermiştik
مِنَ
hazinelerden
ٱلْكُنُوزِ
the treasures
مَآ
ki
إِنَّ
muhakkak
مَفَاتِحَهُۥ
onun anahtarları
لَتَنُوٓأُ
ağır geliyordu
بِٱلْعُصْبَةِ
bir topluluğa
أُو۟لِى
sahibi
ٱلْقُوَّةِ
kuvvet
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
لَهُۥ
ona
قَوْمُهُۥ
kavmi
لَا
şımarma
تَفْرَحْ ۖ
exult
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْفَرِحِينَ
şımarıkları

Süleyman AteşKarun, Musa'nın kavminden idi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz kendisine öyle hazineler vermiştik ki onun (hazinelerinin) anahtarlarını (taşımak), güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Kavmi ona demişti ki: "Şımarma, Allah, şımarıkları sevmez

Ali BulaçGerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez

28:77 📚 3
وَٱبۡتَغِ فِيمَآ ءَاتَىٰكَ ٱللَّهُ ٱلدَّارَ ٱلۡأٓخِرَةَۖ وَلَا تَنسَ نَصِيبَكَ مِنَ ٱلدُّنۡيَاۖ وَأَحۡسِن كَمَآ أَحۡسَنَ ٱللَّهُ إِلَيۡكَۖ وَلَا تَبۡغِ ٱلۡفَسَادَ فِي ٱلۡأَرۡضِۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
وَٱبْتَغِ
ve iste (ara)
فِيمَآ
içinde
ءَاتَىٰكَ
sana verdiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
ٱلدَّارَ
yurdunu
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۖ
ahiret
وَلَا
ve
تَنسَ
unutma
نَصِيبَكَ
nasibini
مِنَ
dünyadan
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَأَحْسِن
ve iyilik et
كَمَآ
gibi
أَحْسَنَ
iyilik ettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
إِلَيْكَ ۖ
sana
وَلَا
ve
تَبْغِ
isteme
ٱلْفَسَادَ
bozgunculuk
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
love
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncuları

Süleyman AteşAllah'ın sana verdiği (bu servet) içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma, Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et, yeryüzünde bozgunculuk (etmeyi) isteme, çünkü Allah bozguncuları sevmez

Ali BulaçAllah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez

28:78 📚 2
قَالَ إِنَّمَآ أُوتِيتُهُۥ عَلَىٰ عِلۡمٍ عِندِيٓۚ أَوَلَمۡ يَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ قَدۡ أَهۡلَكَ مِن قَبۡلِهِۦ مِنَ ٱلۡقُرُونِ مَنۡ هُوَ أَشَدُّ مِنۡهُ قُوَّةࣰ وَأَكۡثَرُ جَمۡعࣰ اۚ وَلَا يُسۡـَٔلُ عَن ذُنُوبِهِمُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
قَالَ
dedi ki
إِنَّمَآ
şüphesiz
أُوتِيتُهُۥ
o bana verildi
عَلَىٰ
sayesinde
عِلْمٍ
bir bilgi
عِندِىٓ ۚ
bende bulunan
أَوَلَمْ
bilmedi mi ki
يَعْلَمْ
he know
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَدْ
elbette
أَهْلَكَ
helak etmiştir
مِن
kendisinden önceki
قَبْلِهِۦ
before him
مِنَ
arasıda
ٱلْقُرُونِ
kuşaklar
مَنْ
niceleri
هُوَ
o
أَشَدُّ
daha güçlü
مِنْهُ
kendisinden
قُوَّةًۭ
kuvvet bakımından
وَأَكْثَرُ
ve daha çok
جَمْعًۭا ۚ
cemaati bulunan
وَلَا
ve
يُسْـَٔلُ
sorulmaz
عَن
günahlarından
ذُنُوبِهِمُ
their sins
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlulara

Süleyman AteşBu (servet) bende bulunan bir bilgi sayesinde bana verildi dedi. Bilmedi mi ki Allah, kendisinden önceki kuşaklar arasıda kendisinden daha güçlü ve daha çok cemaati bulunan nice kimseleri helak etmiştir? Suçlulara günahlarından sorulmaz

Ali BulaçDedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi, ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkarlardan kendi günahları sorulmaz

28:79 📚 4
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ فِي زِينَتِهِۦۖ قَالَ ٱلَّذِينَ يُرِيدُونَ ٱلۡحَيَوٰةَ ٱلدُّنۡيَا يَٰلَيۡتَ لَنَا مِثۡلَ مَآ أُوتِيَ قَٰرُونُ إِنَّهُۥ لَذُو حَظٍّ عَظِيمࣲ‏
فَخَرَجَ
(Karun) çıktı
عَلَىٰ
karşısına
قَوْمِهِۦ
kavminin
فِى
içinde
زِينَتِهِۦ ۖ
süsü (debdebesi)
قَالَ
dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُرِيدُونَ
isteyen(ler)
ٱلْحَيَوٰةَ
hayatını
ٱلدُّنْيَا
dünya
يَـٰلَيْتَ
ey keşke
لَنَا
bize verilseydi
مِثْلَ
bir benzeri
مَآ
şeyin
أُوتِىَ
verilen
قَـٰرُونُ
Karun'a
إِنَّهُۥ
gerçekten onun
لَذُو
vardır
حَظٍّ
şansı
عَظِيمٍۢ
büyük

Süleyman Ateş(Karun) süsü, (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a verilenin bir benzeri de bize verilseydi, dediler, gerçekten onun büyük şansı var

Ali BulaçBöylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler

28:80 📚 8
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ وَيۡلَكُمۡ ثَوَابُ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ لِّمَنۡ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ اۚ وَلَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ٱلصَّٰبِرُونَ
وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
olanlar
أُوتُوا۟
verilmiş
ٱلْعِلْمَ
bilgi
وَيْلَكُمْ
yazık size
ثَوَابُ
sevabı
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لِّمَنْ
kimse için
ءَامَنَ
inanan
وَعَمِلَ
ve yapan
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
وَلَا
ve
يُلَقَّىٰهَآ
buna kavuşturulmaz
إِلَّا
başkası
ٱلصَّـٰبِرُونَ
sabredenlerden

Süleyman AteşKendilerine bilgi verilmiş olanlar ise: "Yazık size, dediler, inanan ve iyi iş yapan kimse için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır. Buna ancak sabredenler kavuşturulur

Ali BulaçKendilerine ilim verilenler ise: "Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler

28:81 📚 1
فَخَسَفۡنَا بِهِۦ وَبِدَارِهِ ٱلۡأَرۡضَ فَمَا كَانَ لَهُۥ مِن فِئَةࣲ يَنصُرُونَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَمَا كَانَ مِنَ ٱلۡمُنتَصِرِينَ
فَخَسَفْنَا
nihayet batırdık
بِهِۦ
onu
وَبِدَارِهِ
ve evini barkını
ٱلْأَرْضَ
yere
فَمَا
olmadı
كَانَ
was
لَهُۥ
onun
مِن
hiçbir
فِئَةٍۢ
topluluğu
يَنصُرُونَهُۥ
ona yardım edecek
مِن
karşı
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'a
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
مِنَ
kendini kurtaranlardan
ٱلْمُنتَصِرِينَ
those who (could) defend themselves

Süleyman AteşNihayet onu da, evini barkını da yere batırdık. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Kendi kendini (savunup) kurtaranlardan da değildi

Ali BulaçSonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi

28:82 📚 2
وَأَصۡبَحَ ٱلَّذِينَ تَمَنَّوۡاْ مَكَانَهُۥ بِٱلۡأَمۡسِ يَقُولُونَ وَيۡكَأَنَّ ٱللَّهَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦ وَيَقۡدِرُۖ لَوۡلَآ أَن مَّنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا لَخَسَفَ بِنَاۖ وَيۡكَأَنَّهُۥ لَا يُفۡلِحُ ٱلۡكَٰفِرُونَ
وَأَصْبَحَ
ve başladılar
ٱلَّذِينَ
ve isteyenler
تَمَنَّوْا۟
(had) wished
مَكَانَهُۥ
onun yerinde olmayı
بِٱلْأَمْسِ
dün
يَقُولُونَ
demeğe
وَيْكَأَنَّ
vay demek ki
ٱللَّهَ
Allah
يَبْسُطُ
bollaştırıyor
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ
His slaves
وَيَقْدِرُ ۖ
ve kısıyor
لَوْلَآ
olmasaydı
أَن
lutfetmesi
مَّنَّ
Allah had favored
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْنَا
bize
لَخَسَفَ
yere batırırdı
بِنَا ۖ
bizi de
وَيْكَأَنَّهُۥ
demekki gerçekten
لَا
iflah olmaz
يُفْلِحُ
will succeed
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler

Süleyman AteşDün onun yerinde olmayı isteyenler: "Vay, demek Allah kullarından dilediğine rızkı açar ve kısar. Allah bize lutfetmiş olmasaydı, bizi de yere batırırdı. Demek gerçekten kafirler iflah olmaz!" demeğe başladılar

Ali BulaçDün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkar edenler felah bulamaz" demeye başladılar

28:83 📚 13
تِلۡكَ ٱلدَّارُ ٱلۡأٓخِرَةُ نَجۡعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوࣰّ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فَسَادࣰ اۚ وَٱلۡعَٰقِبَةُ لِلۡمُتَّقِينَ
تِلْكَ
işte
ٱلدَّارُ
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةُ
ahiret
نَجْعَلُهَا
onu veririz
لِلَّذِينَ
kimselere
لَا
istemeyen(ler)
يُرِيدُونَ
desire
عُلُوًّۭا
böbürlenmeyi
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve ne de
فَسَادًۭا ۚ
bozguncuğu
وَٱلْعَـٰقِبَةُ
ve sonuç
لِلْمُتَّقِينَ
sakınanlarındır

Süleyman Ateşİşte ahiret yurdu: Onu yeryüzünde böbürlenmek ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere veririz. (Güzel) sonuç, (günahlardan) sakınanlarındır

Ali Bulaçİşte ahiret yurdu; Biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) Sonuç takva sahiplerinindir

28:84 📚 4
مَن جَآءَ بِٱلۡحَسَنَةِ فَلَهُۥ خَيۡرࣱ مِّنۡهَاۖ وَمَن جَآءَ بِٱلسَّيِّئَةِ فَلَا يُجۡزَى ٱلَّذِينَ عَمِلُواْ ٱلسَّيِّـَٔاتِ إِلَّا مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
مَن
kim
جَآءَ
getirirse
بِٱلْحَسَنَةِ
bir iyilik
فَلَهُۥ
ona vardır
خَيْرٌۭ
daha güzeli
مِّنْهَا ۖ
ondan
وَمَن
ve kim
جَآءَ
getirirse
بِٱلسَّيِّئَةِ
kötülük
فَلَا
cezalandırılmaz
يُجْزَى
will be recompensed
ٱلَّذِينَ
kimseler
عَمِلُوا۟
yapan(lar)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükleri
إِلَّا
başkasıyla
مَا
şeylerden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Süleyman AteşKim bir iyilik getirirse ona ondan daha güzeli vardır. Kim kötülük getirirse, kötülükleri yapanlar, ancak yaptıkları (kötülük) kadar cezalanırlar

Ali BulaçKim bir iyilikle gelirse, artık onun için daha hayırlısı vardır; kim bir kötülükle gelirse, artık kötülükleri yapanlar, yalnızca yaptıklarıyla karşılık görürler

28:85
إِنَّ ٱلَّذِي فَرَضَ عَلَيۡكَ ٱلۡقُرۡءَانَ لَرَآدُّكَ إِلَىٰ مَعَادࣲۚ قُل رَّبِّيٓ أَعۡلَمُ مَن جَآءَ بِٱلۡهُدَىٰ وَمَنۡ هُوَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِى
ki
فَرَضَ
gerekli kılan
عَلَيْكَ
sana
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لَرَآدُّكَ
elbette seni döndürecektir
إِلَىٰ
varılacak yere
مَعَادٍۢ ۚ
a place of return
قُل
de ki
رَّبِّىٓ
Rabbim
أَعْلَمُ
bilir
مَن
kim
جَآءَ
getirmiştir
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet
وَمَنْ
ve kim;
هُوَ
O
فِى
içindedir
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşKur'an'ı sana (indiren ve) gerekli kılan (Allah), elbette seni varılacak yere döndürecektir. De ki: "Rabbim kimin hidayet getirdiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde bulunduğunu bilir

Ali BulaçŞüphesiz, sana Kur'an'ı farz kılan, seni dönülecek yere elbette döndürecektir. De ki: "Rabbim, hidayetle geleni de, açıkça bir sapıklık içinde olanı da daha iyi bilmektedir

28:86
وَمَا كُنتَ تَرۡجُوٓاْ أَن يُلۡقَىٰٓ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبُ إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۖ فَلَا تَكُونَنَّ ظَهِيرࣰ ا لِّلۡكَٰفِرِينَ
وَمَا
ve değildin
كُنتَ
sen
تَرْجُوٓا۟
umuyor
أَن
vahyolunacağını
يُلْقَىٰٓ
would be sent down
إِلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitabın
إِلَّا
ancak
رَحْمَةًۭ
bir rahmet olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۖ
your Lord
فَلَا
o halde
تَكُونَنَّ
olma
ظَهِيرًۭا
arka
لِّلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere

Süleyman AteşSen, o Kitabın, senin kalbine bırakılacağını ummazdın. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak (Kitap senin kalbine bırakıldı). O halde kafirlere arka olma

Ali BulaçKitab'ın sana (kalbine vahy ile) bırakılacağını umud etmezdin; (bu,) Rabbinden ancak bir rahmettir. Öyleyse sakın kafirlere arka olma

28:87
وَلَا يَصُدُّنَّكَ عَنۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بَعۡدَ إِذۡ أُنزِلَتۡ إِلَيۡكَۖ وَٱدۡعُ إِلَىٰ رَبِّكَۖ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
وَلَا
ve sakın
يَصُدُّنَّكَ
seni alıkoymasınlar
عَنْ
ayetlerinden
ءَايَـٰتِ
(the) Verses
ٱللَّهِ
Allah'ın
بَعْدَ
sonra
إِذْ
indirildikten
أُنزِلَتْ
they have been revealed
إِلَيْكَ ۖ
sana
وَٱدْعُ
ve da'vet et
إِلَىٰ
Rabbine
رَبِّكَ ۖ
your Lord
وَلَا
ve
تَكُونَنَّ
olma
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Süleyman AteşVe Allah'ın, ayetleri sana indirildikten sonra sakın seni onlardan alıkoymasınlar. Rabbine da'vet et, ortak koşanlardan olma

Ali BulaçSana indirildikten sonra, sakın seni Allah'ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın müşriklerden olma

28:88 📚 3
وَلَا تَدۡعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَۘ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۚ كُلُّ شَيۡءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجۡهَهُۥۚ لَهُ ٱلۡحُكۡمُ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَلَا
ve
تَدْعُ
yalvarma
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
bir tanrıya
ءَاخَرَ ۘ
başka
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۚ
O'ndan
كُلُّ
her
شَىْءٍ
şey
هَالِكٌ
helak olacaktır
إِلَّا
başka
وَجْهَهُۥ ۚ
O'nun yüzü(zatı)ndan
لَهُ
O'nundur
ٱلْحُكْمُ
Hüküm
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Süleyman AteşAllah ile beraber başka bir tanrıya yalvarma. O'ndan başka tanrı yoktur. O'nun yüzü(zatı)ndan başka herşey helak olacaktır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz

Ali BulaçVe Allah ile beraber başka bir İlah'a tapma. O'ndan başka İlah yoktur. O'nun yüzünden (zatından) başka herşey helak olucudur. Hüküm O'nundur ve siz O'na döndürüleceksiniz

← Önceki Sonraki →

28. Al-Qasas Suresi | Anlam Arayışı