☪ Anlam Arayışı

29. Al-Ankaboot سُورَةُ العَنكَبُوتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
29:1
الٓمٓ
الٓمٓ
Elif lam mim

Diyanet İşleri MealiElif, Lam, Mim

Saheeh InternationalAlif, Lam, Meem

Ali BulaçElif, Lam, Mim

29:2 📚 4
أَحَسِبَ ٱلنَّاسُ أَن يُتۡرَكُوٓاْ أَن يَقُولُوٓاْ ءَامَنَّا وَهُمۡ لَا يُفۡتَنُونَ
أَحَسِبَ
insanlar-mı sandılar?
ٱلنَّاسُ
insanlar
أَن
bırakılacaklarını
يُتْرَكُوٓا۟
they will be left
أَن
demekle
يَقُولُوٓا۟
they say
ءَامَنَّا
inandık
وَهُمْ
onlar
لَا
hiç
يُفْتَنُونَ
sınanmadan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır

Saheeh InternationalDo the people think that they will be left to say, "We believe" and they will not be tried

Ali Bulaçİnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar

29:3 📚 1
وَلَقَدۡ فَتَنَّا ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۖ فَلَيَعۡلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ صَدَقُواْ وَلَيَعۡلَمَنَّ ٱلۡكَٰذِبِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
فَتَنَّا
biz sınadık
ٱلَّذِينَ
kimseleri
مِن
onlardan öncekilerden
قَبْلِهِمْ ۖ
(were) before them
فَلَيَعْلَمَنَّ
elbette bilecektir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
صَدَقُوا۟
doğruları
وَلَيَعْلَمَنَّ
ve bilecektir
ٱلْكَـٰذِبِينَ
yalancıları

Diyanet İşleri MealiAnd olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır

Saheeh InternationalBut We have certainly tried those before them, and Allah will surely make evident those who are truthful, and He will surely make evident the liars

Ali BulaçAndolsun, onlardan öncekileri sınadık; Allah, gerçekten doğruları da bilmekte ve gerçekten yalancıları da bilmektedir

29:4
أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِينَ يَعۡمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَسۡبِقُونَاۚ سَآءَ مَا يَحۡكُمُونَ
أَمْ
yoksa
حَسِبَ
kimseler-mı sandılar?
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَعْمَلُونَ
yapan(lar)
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülükleri
أَن
bizi geçeceklerini
يَسْبِقُونَا ۚ
they can outrun Us
سَآءَ
ne kötü
مَا
hüküm veriyorlar
يَحْكُمُونَ
they judge

Diyanet İşleri MealiYoksa, kötülük yapanlar Bizden kaçabileceklerini mi sanarlar? Ne kötü hüküm veriyorlar

Saheeh InternationalOr do those who do evil deeds think they can outrun Us? Evil is what they judge

Ali BulaçYoksa kötülükleri yapanlar, Bizi (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar

29:5 📚 4
مَن كَانَ يَرۡجُواْ لِقَآءَ ٱللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ لَأٓتࣲۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
مَن
kim
كَانَ
ise
يَرْجُوا۟
umuyor
لِقَآءَ
ile buluşmayı
ٱللَّهِ
Allah
فَإِنَّ
şüphesiz
أَجَلَ
(buluşma) vakti
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَـَٔاتٍۢ ۚ
gelmektedir
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Diyanet İşleri MealiAllah'la karşılaşmayı uman bilsin ki, Allah'ın bunun için belirttiği vakit gelecektir. O, işitir ve bilir

Saheeh InternationalWhoever should hope for the meeting with Allah - indeed, the term decreed by Allah is coming. And He is the Hearing, the Knowing

Ali BulaçKim Allah'a kavuşmayı umuyorsa hiç şüphesiz Allah'ın (tespit ettiği) süresi yaklaşarak-gelmektedir. O, işitendir, bilendir

29:6
وَمَن جَٰهَدَ فَإِنَّمَا يُجَٰهِدُ لِنَفۡسِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمَن
ve kim
جَـٰهَدَ
cihad ederse
فَإِنَّمَا
ancak
يُجَـٰهِدُ
cihad eder
لِنَفْسِهِۦٓ ۚ
kendi yararına
إِنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
لَغَنِىٌّ
zengindir
عَنِ
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the worlds

Diyanet İşleri MealiHak uğrunda cihat eden, ancak kendisi için cihat etmiş olur. Doğrusu Allah, alemlerden müstağnidir

Saheeh InternationalAnd whoever strives only strives for [the benefit of] himself. Indeed, Allah is free from need of the worlds

Ali BulaçKim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, alemlerden müstağnidir

29:7
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَلَنَجۡزِيَنَّهُمۡ أَحۡسَنَ ٱلَّذِي كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَنُكَفِّرَنَّ
mutlaka örteceğiz
عَنْهُمْ
onların
سَيِّـَٔاتِهِمْ
kötülüklerini
وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ
ve onları mükafatlandıracağız
أَحْسَنَ
en güzeliyle
ٱلَّذِى
olduklarının
كَانُوا۟
they used
يَعْمَلُونَ
yapmış

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı iş işleyenlerin kötülüklerini, and olsun ki, örteriz; onları, yaptıklarından daha güzeli ile mükafatlandırırız

Saheeh InternationalAnd those who believe and do righteous deeds - We will surely remove from them their misdeeds and will surely reward them according to the best of what they used to do

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz

29:8 📚 2
وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيۡهِ حُسۡنࣰ اۖ وَإِن جَٰهَدَاكَ لِتُشۡرِكَ بِي مَا لَيۡسَ لَكَ بِهِۦ عِلۡمࣱ فَلَا تُطِعۡهُمَآۚ إِلَيَّ مَرۡجِعُكُمۡ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
وَوَصَّيْنَا
ve biz tavsiye ettik
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
بِوَٰلِدَيْهِ
ana babasına
حُسْنًۭا ۖ
iyilik etmeyi
وَإِن
ve eğer
جَـٰهَدَاكَ
onlar seni zorlarlarsa
لِتُشْرِكَ
ortak koşman için
بِى
bana
مَا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
لَكَ
senin
بِهِۦ
hakkında
عِلْمٌۭ
bilgin
فَلَا
asla
تُطِعْهُمَآ ۚ
onlara ita'at etme
إِلَىَّ
banadır
مَرْجِعُكُمْ
dönüşünüz
فَأُنَبِّئُكُم
size haber veririm
بِمَا
şeyleri
كُنتُمْ
olduğunuz
تَعْمَلُونَ
yapmış

Diyanet İşleri MealiBiz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana baba, seni bir şeyi körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Yaptıklarınızı size bildiririm

Saheeh InternationalAnd We have enjoined upon man goodness to parents. But if they endeavor to make you associate with Me that of which you have no knowledge, do not obey them. To Me is your return, and I will inform you about what you used to do

Ali BulaçBiz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim

29:9
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُدۡخِلَنَّهُمۡ فِي ٱلصَّٰلِحِينَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
inananları
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَنُدْخِلَنَّهُمْ
sokarız
فِى
arasına
ٱلصَّـٰلِحِينَ
salihler

Diyanet İşleri Mealiİnanıp, yararlı iş işleyenleri, and olsun, iyilerin arasına koyarız

Saheeh InternationalAnd those who believe and do righteous deeds - We will surely admit them among the righteous [into Paradise]

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanlar ise; elbette onları salihlerin arasına katacağız

29:10 📚 1
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ فَإِذَآ أُوذِيَ فِي ٱللَّهِ جَعَلَ فِتۡنَةَ ٱلنَّاسِ كَعَذَابِ ٱللَّهِۖ وَلَئِن جَآءَ نَصۡرࣱ مِّن رَّبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمۡۚ أَوَلَيۡسَ ٱللَّهُ بِأَعۡلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
kimisi
يَقُولُ
der
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَإِذَآ
fakat
أُوذِىَ
eziyet edilince
فِى
uğrunda
ٱللَّهِ
Allah
جَعَلَ
sayar
فِتْنَةَ
işkencesini
ٱلنَّاسِ
insanların
كَعَذَابِ
azabı gibi
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلَئِن
ama
جَآءَ
gelse
نَصْرٌۭ
bir yardım
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
لَيَقُولُنَّ
andolsun derler ki
إِنَّا
elbette biz de
كُنَّا
sizinle beraberdik
مَعَكُمْ ۚ
with you
أَوَلَيْسَ
değil midir?
ٱللَّهُ
Allah
بِأَعْلَمَ
daha iyi bilen
بِمَا
bulunanı
فِى
göğüslerinde
صُدُورِ
(the) breasts
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Diyanet İşleri Mealiİnsanlardan: "Allah'a inandık" diyenler vardır; ama Allah uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanların ezasını Allah'ın azabı gibi tutarlar. Rabbinizden bir yardım gelecek olursa, and olsun ki, "Doğrusu biz sizinle beraberdik" derler. Allah, herkesin kalbinde olanları en iyi bilen değil midir

Saheeh InternationalAnd of the people are some who say, "We believe in Allah," but when one [of them] is harmed for [the cause of] Allah, they consider the trial of the people as [if it were] the punishment of Allah. But if victory comes from your Lord, they say, "Indeed, We were with you." Is not Allah most knowing of what is within the breasts of all creatures

Ali Bulaçİnsanlardan öylesi vardır ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar; ama Rabbinden 'bir yardım ve zafer' gelirse, andolsun: "Biz gerçekten sizlerle birlikteydik” demektedirler. Oysa Allah, alemlerin sinelerinde olanı daha iyi bilen değil midir

29:11
وَلَيَعۡلَمَنَّ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَيَعۡلَمَنَّ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ
وَلَيَعْلَمَنَّ
ve elbette bilir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inananları
وَلَيَعْلَمَنَّ
ve elbette bilir
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
iki yüzlüleri

Diyanet İşleri MealiAllah elbette inananları bilir ve elbette ikiyüzlüleri de bilir

Saheeh InternationalAnd Allah will surely make evident those who believe, and He will surely make evident the hypocrites

Ali BulaçAllah muhakkak iman edenleri de bilmekte ve muhakkak münafıkları da bilmektedir

29:12
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّبِعُواْ سَبِيلَنَا وَلۡنَحۡمِلۡ خَطَٰيَٰكُمۡ وَمَا هُم بِحَٰمِلِينَ مِنۡ خَطَٰيَٰهُم مِّن شَيۡءٍۖ إِنَّهُمۡ لَكَٰذِبُونَ
وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar edenler
لِلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوا۟
inananlara
ٱتَّبِعُوا۟
siz uyun
سَبِيلَنَا
bizim yolumuza
وَلْنَحْمِلْ
ve biz taşırız
خَطَـٰيَـٰكُمْ
sizin hatalarınızı
وَمَا
oysa değillerdir
هُم
kendileri
بِحَـٰمِلِينَ
taşıyacak
مِنْ
onların hatalarından
خَطَـٰيَـٰهُم
their sins
مِّن
hiçbir
شَىْءٍ ۖ
şey
إِنَّهُمْ
elbette onlar
لَكَـٰذِبُونَ
tamamen yalancıdırlar

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler inananlara: "Bizim yolumuza uyun da sizin günahlarınızı biz taşıyalım" derler. Oysa onların günahlarından hiçbirini yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar yalancıdırlar

Saheeh InternationalAnd those who disbelieve say to those who believe, "Follow our way, and we will carry your sins." But they will not carry anything of their sins. Indeed, they are liars

Ali Bulaçİnkar edenler, iman edenlere dedi ki: "Siz bizim yolumuzu izleyin, hatalarınızı biz yüklenelim.” Oysa kendileri, onların hatalarından hiçbir şeyi yüklenecek değildir. Gerçekten onlar, elbette yalancıdırlar

29:13
وَلَيَحۡمِلُنَّ أَثۡقَالَهُمۡ وَأَثۡقَالࣰ ا مَّعَ أَثۡقَالِهِمۡۖ وَلَيُسۡـَٔلُنَّ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عَمَّا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
وَلَيَحْمِلُنَّ
ve onlar taşıyacaklar
أَثْقَالَهُمْ
kendi yüklerini
وَأَثْقَالًۭا
ve (başka) yükleri
مَّعَ
beraber
أَثْقَالِهِمْ ۖ
kendi yükleriyle
وَلَيُسْـَٔلُنَّ
ve elbette sorguya çekileceklerdir
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
عَمَّا
şeylerden
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uyduruyor(lar)

Diyanet İşleri MealiOnlar kendi ağırlıklarını, kendi ağırlıkları yanında daha nice ağırlıkları yüklenecekler ve uydurup durdukları şeylerden kıyamet günü sorguya çekileceklerdir

Saheeh InternationalBut they will surely carry their [own] burdens and [other] burdens along with their burdens, and they will surely be questioned on the Day of Resurrection about what they used to invent

Ali BulaçŞüphesiz onlar, hem kendi yüklerini, hem kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve kıyamet günü, düzüp uydurduklarına karşı sorguya çekileceklerdir

29:14 📚 3
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوۡمِهِۦ فَلَبِثَ فِيهِمۡ أَلۡفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمۡسِينَ عَامࣰ ا فَأَخَذَهُمُ ٱلطُّوفَانُ وَهُمۡ ظَٰلِمُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
نُوحًا
Nuh'u
إِلَىٰ
kavmine
قَوْمِهِۦ
his people
فَلَبِثَ
kaldı
فِيهِمْ
onların arasında
أَلْفَ
bin
سَنَةٍ
seneden
إِلَّا
eksik
خَمْسِينَ
elli
عَامًۭا
yıl
فَأَخَذَهُمُ
sonunda yakaladı
ٱلطُّوفَانُ
Tufan
وَهُمْ
haksızlık edenleri
ظَـٰلِمُونَ
(were) wrongdoers

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Nuh'u milletine gönderdik; aralarında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda onlar haksızlık yaparken, tufan onları yakalayıverdi

Saheeh InternationalAnd We certainly sent Noah to his people, and he remained among them a thousand years minus fifty years, and the flood seized them while they were wrongdoers

Ali BulaçAndolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi

29:15
فَأَنجَيۡنَٰهُ وَأَصۡحَٰبَ ٱلسَّفِينَةِ وَجَعَلۡنَٰهَآ ءَايَةࣰ لِّلۡعَٰلَمِينَ
فَأَنجَيْنَـٰهُ
fakat onu kurtardık
وَأَصْحَـٰبَ
ve halkını
ٱلسَّفِينَةِ
gemi
وَجَعَلْنَـٰهَآ
ve onu yaptık
ءَايَةًۭ
bir ibret
لِّلْعَـٰلَمِينَ
alemlere

Diyanet İşleri MealiAma Biz, Nuh'u ve gemide bulunanları kurtardık ve bunu dünyalara bir ibret kıldık

Saheeh InternationalBut We saved him and the companions of the ship, and We made it a sign for the worlds

Ali BulaçBöylece Biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk

29:16
وَإِبۡرَٰهِيمَ إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُۖ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ إِن كُنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
وَإِبْرَٰهِيمَ
ve İbrahim(i gönderdik)
إِذْ
hani
قَالَ
dedi ki
لِقَوْمِهِ
kavmine
ٱعْبُدُوا۟
kulluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱتَّقُوهُ ۖ
ve O'ndan korkun
ذَٰلِكُمْ
bu
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
تَعْلَمُونَ
biliyor(lar)

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'i de gönderdik. Milletine: "Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının; bilirseniz bu sizin için daha iyidir" dedi

Saheeh InternationalAnd [We sent] Abraham, when he said to his people, "Worship Allah and fear Him. That is best for you, if you should know

Ali Bulaçİbrahim de; hani kavmine demişti ki: "Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır

29:17 📚 6
إِنَّمَا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوۡثَٰنࣰ ا وَتَخۡلُقُونَ إِفۡكًاۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَمۡلِكُونَ لَكُمۡ رِزۡقࣰ ا فَٱبۡتَغُواْ عِندَ ٱللَّهِ ٱلرِّزۡقَ وَٱعۡبُدُوهُ وَٱشۡكُرُواْ لَهُۥٓۖ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
إِنَّمَا
ancak
تَعْبُدُونَ
siz tapıyorsunuz
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَوْثَـٰنًۭا
bir takım putlara
وَتَخْلُقُونَ
ve uyduruyorsunuz
إِفْكًا ۚ
yalan şeyler
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
sizin taptıklarınız
تَعْبُدُونَ
you worship
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَا
güçleri yetmez
يَمْلِكُونَ
possess
لَكُمْ
size
رِزْقًۭا
rızık vermeye
فَٱبْتَغُوا۟
siz arayın
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلرِّزْقَ
rızkı
وَٱعْبُدُوهُ
ve O'na tapın
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لَهُۥٓ ۖ
O'na
إِلَيْهِ
O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiSiz Allah'ı bırakıp sadece bir takım putlara tapıyor, aslı olmayan sözler uyduruyorsunuz. Doğrusu, Allah'tan başka taptıklarınızın size rızık vermeye güçleri yetmez. Artık rızkı Allah katında arayın. O'na kulluk edin. O'na şükredin. Siz O'na döneceksiniz

Saheeh InternationalYou only worship, besides Allah, idols, and you produce a falsehood. Indeed, those you worship besides Allah do not possess for you [the power of] provision. So seek from Allah provision and worship Him and be grateful to Him. To Him you will be returned

Ali BulaçSiz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın Katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz

29:18
وَإِن تُكَذِّبُواْ فَقَدۡ كَذَّبَ أُمَمࣱ مِّن قَبۡلِكُمۡۖ وَمَا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
وَإِن
ve eğer
تُكَذِّبُوا۟
yalanlarsanız
فَقَدْ
elbette
كَذَّبَ
yalanlamışlardı
أُمَمٌۭ
ümmetler de
مِّن
sizden önceki
قَبْلِكُمْ ۖ
before you
وَمَا
ve yoktur
عَلَى
düşen
ٱلرَّسُولِ
elçiye
إِلَّا
başka bir şey
ٱلْبَلَـٰغُ
tebliğ etmekten
ٱلْمُبِينُ
açıkça

Diyanet İşleri MealiEğer siz Peygamberi yalanlıyorsanız bilin ki, sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğdir

Saheeh InternationalAnd if you [people] deny [the message] - already nations before you have denied. And there is not upon the Messenger except [the duty of] clear notification

Ali BulaçEğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de (elçilerin çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise, yalnızca açık bir tebliğdir

29:19 📚 2
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ كَيۡفَ يُبۡدِئُ ٱللَّهُ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥٓۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣱ‏
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
كَيْفَ
nasıl
يُبْدِئُ
başlatıyor
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْخَلْقَ
yaratmayı
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥٓ ۚ
onu iade ediyor
إِنَّ
şüphesiz
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
göre
ٱللَّهِ
Allah'a
يَسِيرٌۭ
kolaydır

Diyanet İşleri MealiAllah'ın yaratmaya nasıl başlayıp, sonra onu nasıl tekrar edeceğini anlamazlar mı? Doğrusu bu Allah'a kolaydır

Saheeh InternationalHave they not considered how Allah begins creation and then repeats it? Indeed that, for Allah, is easy

Ali BulaçOnlar görmediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl başlıyor, sonra onu iade ediyor? Şüphesiz, bu Allah'a göre kolaydır

29:20 📚 3
قُلۡ سِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ بَدَأَ ٱلۡخَلۡقَۚ ثُمَّ ٱللَّهُ يُنشِئُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأٓخِرَةَۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
قُلْ
de ki
سِيرُوا۟
gezin
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَٱنظُرُوا۟
ve bakın
كَيْفَ
nasıl
بَدَأَ
başladı
ٱلْخَلْقَ ۚ
yaratmağa
ثُمَّ
sonra
ٱللَّهُ
Allah
يُنشِئُ
yapacaktır
ٱلنَّشْأَةَ
yaratmayı da
ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ
son
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
gücü yeter

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Travel through the land and observe how He began creation. Then Allah will produce the final creation. Indeed Allah, over all things, is competent

Ali BulaçDe ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın, sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir

29:21 📚 1
يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَرۡحَمُ مَن يَشَآءُۖ وَإِلَيۡهِ تُقۡلَبُونَ
يُعَذِّبُ
azabeder
مَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
وَيَرْحَمُ
ve acır
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۖ
dilediği
وَإِلَيْهِ
ve hepiniz O'na
تُقْلَبُونَ
çevrilirsiniz

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Yeryüzünde dolaşın; Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını bir görün. İşte Allah aynı şekilde ahiret yaratmasını da yapacaktır. Doğrusu Allah her şeye Kadir'dir. Dilediğine azabeder, dilediğine merhamet eder. O'na çevrileceksiniz

Saheeh InternationalHe punishes whom He wills and has mercy upon whom He wills, and to Him you will be returned

Ali BulaçDilediğini azaplandırır, dilediğine merhamet eder. O'na çevrilip-götürüleceksiniz

29:22 📚 1
وَمَآ أَنتُم بِمُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَا فِي ٱلسَّمَآءِۖ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرࣲ‏
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُم
siz
بِمُعْجِزِينَ
aciz bırakacak
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَا
ve ne de
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ ۖ
the heaven
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
sizin için
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
koruyucu(nuz)
وَلَا
ve ne de
نَصِيرٍۢ
bir yardımcı(nız)

Diyanet İşleri MealiSiz ne yeryüzünde ve ne de gökte Allah'ı aciz bırakabilirsiniz. Allah'tan başka bir dost ve yardımcınız da bulunmaz

Saheeh InternationalAnd you will not cause failure [to Allah] upon the earth or in the heaven. And you have not other than Allah any protector or any helper

Ali BulaçSiz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur

29:23
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَلِقَآئِهِۦٓ أُوْلَٰٓئِكَ يَئِسُواْ مِن رَّحۡمَتِي وَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَلِقَآئِهِۦٓ
ve O'nunla buluşmayı
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَئِسُوا۟
ümidi kesmişlerdir
مِن
benim rahmetimden
رَّحْمَتِى
My Mercy
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
لَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiAllah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenler, işte onlar Benim rahmetimden ümitlerini kesmiş olanlardır. İşte can yakıcı azap onlar içindir

Saheeh InternationalAnd the ones who disbelieve in the signs of Allah and the meeting with Him - those have despaired of My mercy, and they will have a painful punishment

Ali BulaçAllah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı 'yok sayıp inkar edenler'; işte onlar, Benim rahmetimden umut kesmişlerdir; ve işte onlar, acı azap onlarındır

29:24
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوۡمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُواْ ٱقۡتُلُوهُ أَوۡ حَرِّقُوهُ فَأَنجَىٰهُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلنَّارِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
فَمَا
ve
كَانَ
olmadı
جَوَابَ
cevabı
قَوْمِهِۦٓ
kavminin
إِلَّآ
başka bir şey
أَن
demelerinden
قَالُوا۟
they said
ٱقْتُلُوهُ
onu öldürün
أَوْ
yahut
حَرِّقُوهُ
onu yakın
فَأَنجَىٰهُ
fakat onu kurtardı
ٱللَّهُ
Allah
مِنَ
ateşten
ٱلنَّارِ ۚ
the fire
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'in sözlerine milletinin cevabı sadece: "Onu öldürün yahut yakın" demek oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Doğrusu bunda, inanan kimseler için dersler vardır

Saheeh InternationalAnd the answer of Abraham's people was not but that they said, "Kill him or burn him," but Allah saved him from the fire. Indeed in that are signs for a people who believe

Ali BulaçBunun üzerine kavminin (İbrahim'e) cevabı yalnızca: "Onu öldürün ya da yakın" demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır

29:25
وَقَالَ إِنَّمَا ٱتَّخَذۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَوۡثَٰنࣰ ا مَّوَدَّةَ بَيۡنِكُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۖ ثُمَّ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يَكۡفُرُ بَعۡضُكُم بِبَعۡضࣲ وَيَلۡعَنُ بَعۡضُكُم بَعۡضࣰ ا وَمَأۡوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱتَّخَذْتُم
siz edindiniz
مِّن
bırakıp
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'ı
أَوْثَـٰنًۭا
birtakım putlar
مَّوَدَّةَ
sevmek için
بَيْنِكُمْ
birbirinizi
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
ثُمَّ
sonra
يَوْمَ
gününde
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يَكْفُرُ
inkar edersiniz
بَعْضُكُم
bir kısmınız
بِبَعْضٍۢ
diğerini
وَيَلْعَنُ
ve la'netlersiniz
بَعْضُكُم
bir kısmınız
بَعْضًۭا
diğerini
وَمَأْوَىٰكُمُ
ve varacağınız yer
ٱلنَّارُ
ateştir
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
sizin için
مِّن
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ
yardımcı

Diyanet İşleri Mealiİbrahim şöyle demişti: "Dünya hayatında, Allah'ı bırakıp aranızda putları muhabbet vesilesi kıldınız. Sonra kıyamet günü, birbirinize küfreder ve karşılıklı lanet okursunuz. Varacağınız yer ateştir; yardımcılarınız da yoktur

Saheeh InternationalAnd [Abraham] said, "You have only taken, other than Allah, idols as [a bond of] affection among you in worldly life. Then on the Day of Resurrection you will deny one another and curse one another, and your refuge will be the Fire, and you will not have any helpers

Ali Bulaç(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur

29:26 📚 1
۞فَـَٔامَنَ لَهُۥ لُوطࣱۘ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَىٰ رَبِّيٓۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
۞ فَـَٔامَنَ
bunun üzerine inandı
لَهُۥ
ona
لُوطٌۭ ۘ
Lut
وَقَالَ
ve dedi ki
إِنِّى
elbette ben
مُهَاجِرٌ
hicret edeceğim
إِلَىٰ
Rabbime
رَبِّىٓ ۖ
my Lord
إِنَّهُۥ
kuşkusuz O
هُوَ
O
ٱلْعَزِيزُ
Azizdir
ٱلْحَكِيمُ
Hakimdir

Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Lut ona inandı ve İbrahim "Doğrusu ben Rabbimin dilediği yere hicret ediyorum, O şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir" dedi

Saheeh InternationalAnd Lot believed him. [Abraham] said, "Indeed, I will emigrate to [the service of] my Lord. Indeed, He is the Exalted in Might, the Wise

Ali BulaçBunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: "Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

29:27 📚 3
وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ إِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَجَعَلۡنَا فِي ذُرِّيَّتِهِ ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلۡكِتَٰبَ وَءَاتَيۡنَٰهُ أَجۡرَهُۥ فِي ٱلدُّنۡيَاۖ وَإِنَّهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
وَوَهَبْنَا
ve biz armağan ettik
لَهُۥٓ
ona
إِسْحَـٰقَ
İshak'ı
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'u
وَجَعَلْنَا
ve verdik
فِى
içindekilere
ذُرِّيَّتِهِ
onun nesli
ٱلنُّبُوَّةَ
peygamberlik
وَٱلْكِتَـٰبَ
ve Kitap
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
أَجْرَهُۥ
karşılığını
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا ۖ
the world
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz o
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
لَمِنَ
elbette
ٱلصَّـٰلِحِينَ
iyilerdendir

Diyanet İşleri Mealiİbrahim'e İshak'ı ve Yakub'u bahşettik. Soyundan gelenlere Kitap ve peygamberlik verdik. Onu dünyada mükafatlandırdık; doğrusu o ahirette de iyilerdendir

Saheeh InternationalAnd We gave to Him Isaac and Jacob and placed in his descendants prophethood and scripture. And We gave him his reward in this world, and indeed, he is in the Hereafter among the righteous

Ali BulaçBiz ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık, ecrini de dünyada verdik. Şüphesiz o, ahirette salih olanlardandır

29:28
وَلُوطًا إِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهِۦٓ إِنَّكُمۡ لَتَأۡتُونَ ٱلۡفَٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنۡ أَحَدࣲ مِّنَ ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَلُوطًا
ve Lut
إِذْ
hani
قَالَ
dedi ki
لِقَوْمِهِۦٓ
kavmine
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz
لَتَأْتُونَ
gidiyorsunuz
ٱلْفَـٰحِشَةَ
bir fuhşa
مَا
yapmadığı
سَبَقَكُم
sizden önce
بِهَا
onu
مِنْ
hiç
أَحَدٍۢ
kimsenin
مِّنَ
alemlerden
ٱلْعَـٰلَمِينَ
the worlds

Diyanet İşleri MealiLut da, milletine şöyle demişti: "Doğrusu siz dünyalarda hiç kimsenin sizden önce yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd [mention] Lot, when he said to his people, "Indeed, you commit such immorality as no one has preceded you with from among the worlds

Ali BulaçLut da; hani kavmine demişti: "Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı 'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz

29:29
أَئِنَّكُمۡ لَتَأۡتُونَ ٱلرِّجَالَ وَتَقۡطَعُونَ ٱلسَّبِيلَ وَتَأۡتُونَ فِي نَادِيكُمُ ٱلۡمُنكَرَۖ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوۡمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُواْ ٱئۡتِنَا بِعَذَابِ ٱللَّهِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
أَئِنَّكُمْ
siz ha?
لَتَأْتُونَ
gidiyorsunuz
ٱلرِّجَالَ
erkeklere
وَتَقْطَعُونَ
ve kesiyorsunuz
ٱلسَّبِيلَ
yol
وَتَأْتُونَ
ve yapıyorsunuz
فِى
toplantılarınızda
نَادِيكُمُ
your meetings
ٱلْمُنكَرَ ۖ
edepsizce şeyler
فَمَا
fakat
كَانَ
olmadı
جَوَابَ
cevabı
قَوْمِهِۦٓ
Kavmi'nin
إِلَّآ
başka
أَن
demelerinden
قَالُوا۟
they said
ٱئْتِنَا
haydi getir
بِعَذَابِ
azabını
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Diyanet İşleri MealiErkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda fena şeyler yapmıyor musunuz?" Milletinin cevabı: "Doğru sözlü isen bize Allah'ın azabını getir" demek oldu

Saheeh InternationalIndeed, you approach men and obstruct the road and commit in your meetings [every] evil." And the answer of his people was not but they said, "Bring us the punishment of Allah, if you should be of the truthful

Ali BulaçSiz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve biraraya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?" Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: "Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir" demek oldu

29:30
قَالَ رَبِّ ٱنصُرۡنِي عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡمُفۡسِدِينَ
قَالَ
(Lut) dedi
رَبِّ
Rabbim
ٱنصُرْنِى
bana yardım et
عَلَى
karşı
ٱلْقَوْمِ
şu kavme
ٱلْمُفْسِدِينَ
bozguncu

Diyanet İşleri MealiLut: "Rabbim! Bozgunculara karşı bana yardım et" dedi

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, support me against the corrupting people

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et

29:31
وَلَمَّا جَآءَتۡ رُسُلُنَآ إِبۡرَٰهِيمَ بِٱلۡبُشۡرَىٰ قَالُوٓاْ إِنَّا مُهۡلِكُوٓاْ أَهۡلِ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِۖ إِنَّ أَهۡلَهَا كَانُواْ ظَٰلِمِينَ
وَلَمَّا
zaman
جَآءَتْ
geldikleri
رُسُلُنَآ
elçilerimiz
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
بِٱلْبُشْرَىٰ
bir müjde ile
قَالُوٓا۟
dediler ki
إِنَّا
muhakkak biz
مُهْلِكُوٓا۟
helak edeceğiz
أَهْلِ
halkını
هَـٰذِهِ
şu
ٱلْقَرْيَةِ ۖ
(Sodom) kentin
إِنَّ
çünkü
أَهْلَهَا
oranın halkı
كَانُوا۟
oldular
ظَـٰلِمِينَ
zalimler(den)

Diyanet İşleri MealiElçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldiklerinde: "Biz şu kent halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalim kimselerdir" dediler

Saheeh InternationalAnd when Our messengers came to Abraham with the good tidings, they said, "Indeed, we will destroy the people of that Lot's city. Indeed, its people have been wrongdoers

Ali BulaçBizim elçilerimiz İbrahim'e bir müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Gerçek şu ki, biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular.”

29:32
قَالَ إِنَّ فِيهَا لُوطࣰ اۚ قَالُواْ نَحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَن فِيهَاۖ لَنُنَجِّيَنَّهُۥ وَأَهۡلَهُۥٓ إِلَّا ٱمۡرَأَتَهُۥ كَانَتۡ مِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ
قَالَ
(İbrahim) dedi ki
إِنَّ
ama
فِيهَا
orada vardır
لُوطًۭا ۚ
Lut
قَالُوا۟
dediler ki
نَحْنُ
biz
أَعْلَمُ
daha iyi biliriz
بِمَن
kimin bulunduğunu
فِيهَا ۖ
orada
لَنُنَجِّيَنَّهُۥ
onu kurtaracağız
وَأَهْلَهُۥٓ
ve ailesini
إِلَّا
yalnız
ٱمْرَأَتَهُۥ
karısı
كَانَتْ
olmuştur
مِنَ
kalacaklardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remain behind

Diyanet İşleri Mealiİbrahim: "Ama Lut oradadır" dedi, elçiler: "Biz orada olanları daha iyi biliriz; onu ve geride kalanlardan olacak karısı dışında ailesini kurtaracağız" dediler

Saheeh International[Abraham] said, "Indeed, within it is Lot." They said, "We are more knowing of who is within it. We will surely save him and his family, except his wife. She is to be of those who remain behind

Ali BulaçDedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu Biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır

29:33
وَلَمَّآ أَن جَآءَتۡ رُسُلُنَا لُوطࣰ ا سِيٓءَ بِهِمۡ وَضَاقَ بِهِمۡ ذَرۡعࣰ اۖ وَقَالُواْ لَا تَخَفۡ وَلَا تَحۡزَنۡ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهۡلَكَ إِلَّا ٱمۡرَأَتَكَ كَانَتۡ مِنَ ٱلۡغَٰبِرِينَ
وَلَمَّآ
ne zaman ki
أَن
geldi
جَآءَتْ
came
رُسُلُنَا
elçilerimiz
لُوطًۭا
Lut'a
سِىٓءَ
fenalaştı
بِهِمْ
onlar yüzünden
وَضَاقَ
ve daraldı
بِهِمْ
onlar hakkında
ذَرْعًۭا
huzursuzca
وَقَالُوا۟
ve dediler
لَا
korkma
تَخَفْ
fear
وَلَا
ve ne de
تَحْزَنْ ۖ
üzülme
إِنَّا
elbette biz
مُنَجُّوكَ
seni kurtaracağız
وَأَهْلَكَ
ve aileni
إِلَّا
yalnız
ٱمْرَأَتَكَ
karın
كَانَتْ
olmuştur
مِنَ
kalacaklardan
ٱلْغَـٰبِرِينَ
those who remain behind

Diyanet İşleri MealiElçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler

Saheeh InternationalAnd when Our messengers came to Lot, he was distressed for them and felt for them great discomfort. They said, "Fear not, nor grieve. Indeed, we will save you and your family, except your wife; she is to be of those who remain behind

Ali BulaçElçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: "Korkuya düşme ve hüzne kapılma. Karın dışında, seni ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise, arkada kalacaktır

29:34
إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَىٰٓ أَهۡلِ هَٰذِهِ ٱلۡقَرۡيَةِ رِجۡزࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُواْ يَفۡسُقُونَ
إِنَّا
şüphesiz biz
مُنزِلُونَ
indireceğiz
عَلَىٰٓ
üstüne
أَهْلِ
halkının
هَـٰذِهِ
şu
ٱلْقَرْيَةِ
ülke
رِجْزًۭا
bir azab
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
(the) sky
بِمَا
sebebiyle
كَانُوا۟
olmaları
يَفْسُقُونَ
fasıklık yapıyor(lar)

Diyanet İşleri MealiElçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı. Ona, "Korkma ve üzülme, doğrusu biz seni ve geride kalacaklardan olan karının dışında, aileni kurtaracağız. Bu kent halkına yaptıkları yolsuzluklardan ötürü gökten, elbette bir azap indireceğiz" dediler

Saheeh InternationalIndeed, we will bring down on the people of this city punishment from the sky because they have been defiantly disobedient

Ali BulaçŞüphesiz Biz, fasıklık yapmalarından dolayı, bu ülke halkının üstüne gökten iğrenç bir azap indireceğiz

29:35
وَلَقَد تَّرَكۡنَا مِنۡهَآ ءَايَةَۢ بَيِّنَةࣰ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
وَلَقَد
ve andolsun
تَّرَكْنَا
biz bırakmışızdır
مِنْهَآ
ondan
ءَايَةًۢ
bir işaret
بَيِّنَةًۭ
açık
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْقِلُونَ
aklını kullanan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Biz, düşünen kimseler için oradan apaçık bir belgeyi geride bırakmışızdır

Saheeh InternationalAnd We have certainly left of it a sign as clear evidence for a people who use reason

Ali BulaçAndolsun, Biz akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır

29:36
وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبࣰ ا فَقَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ وَٱرۡجُواْ ٱلۡيَوۡمَ ٱلۡأٓخِرَ وَلَا تَعۡثَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُفۡسِدِينَ
وَإِلَىٰ
ve
مَدْيَنَ
Medyen'e
أَخَاهُمْ
kardeşleri
شُعَيْبًۭا
Şuayb'i (gönderdik)
فَقَالَ
dedi
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱعْبُدُوا۟
kuluk edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَٱرْجُوا۟
ve umun
ٱلْيَوْمَ
gününü
ٱلْـَٔاخِرَ
ahiret
وَلَا
ve asla
تَعْثَوْا۟
karışıklık çıkarmayın
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
مُفْسِدِينَ
bozgunculukla

Diyanet İşleri MealiMedyen halkına kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O, "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret gününe umut besleyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın" dedi

Saheeh InternationalAnd to Madyan [We sent] their brother Shu'ayb, and he said, "O my people, worship Allah and expect the Last Day and do not commit abuse on the earth, spreading corruption

Ali BulaçMedyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik) Böylece dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ve ahiret gününü umud edin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın

29:37
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتۡهُمُ ٱلرَّجۡفَةُ فَأَصۡبَحُواْ فِي دَارِهِمۡ جَٰثِمِينَ
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَأَخَذَتْهُمُ
bu yüzden onları yakaladı
ٱلرَّجْفَةُ
deprem
فَأَصْبَحُوا۟
ve kaldılar
فِى
yurtlarında
دَارِهِمْ
their home
جَـٰثِمِينَ
diz üstü çöküp

Diyanet İşleri MealiAma onu yalanladılar. Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler

Saheeh InternationalBut they denied him, so the earthquake seized them, and they became within their home [corpses] fallen prone

Ali BulaçAncak onu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar

29:38
وَعَادࣰ ا وَثَمُودَاْ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَٰكِنِهِمۡۖ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ أَعۡمَٰلَهُمۡ فَصَدَّهُمۡ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَكَانُواْ مُسۡتَبۡصِرِينَ
وَعَادًۭا
ve Ad'ı
وَثَمُودَا۟
ve Semud'u
وَقَد
ve gerçekten
تَّبَيَّنَ
bu belli olmaktadır
لَكُم
size
مِّن
oturdukları yerlerden
مَّسَـٰكِنِهِمْ ۖ
their dwellings
وَزَيَّنَ
ve süsledi
لَهُمُ
onlara
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıkları işlerini
فَصَدَّهُمْ
ve onları çıkardı
عَنِ
yoldan
ٱلسَّبِيلِ
the Way
وَكَانُوا۟
ve oldular
مُسْتَبْصِرِينَ
görenlerden

Diyanet İşleri MealiAd ve Semud milletlerini de yok ettik. Bunu, oturdukları yerler göstermektedir. Şeytan kendilerine, işlediklerini güzel gösterdi; onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa kendileri bunu anlayacak durumda idiler

Saheeh InternationalAnd [We destroyed] 'Aad and Thamud, and it has become clear to you from their [ruined] dwellings. And Satan had made pleasing to them their deeds and averted them from the path, and they were endowed with perception

Ali BulaçAd'ı ve Semud'u da (yıkıma uğrattık). Gerçek şu ki, kendi oturdukları yerlerden size (durumları) belli olmaktadır. Kendi yaptıklarını şeytan süsleyip-çekici kıldı, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görebilen kimselerdi

29:39
وَقَٰرُونَ وَفِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَۖ وَلَقَدۡ جَآءَهُم مُّوسَىٰ بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا كَانُواْ سَٰبِقِينَ
وَقَـٰرُونَ
ve Kaarun'u
وَفِرْعَوْنَ
ve Fir'avn'ı
وَهَـٰمَـٰنَ ۖ
ve Haman'ı
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَهُم
onlara geldi
مُّوسَىٰ
Musa
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlarla
فَٱسْتَكْبَرُوا۟
fakat onlar büyüklük tasladılar
فِى
o yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
ama
كَانُوا۟
değillerdi
سَـٰبِقِينَ
geçip gidecek

Diyanet İşleri MealiKarun'u, Firavun'u ve Haman'ı da yok ettik. And olsun ki Musa kendilerine belgelerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kurtulamazlardı

Saheeh InternationalAnd [We destroyed] Qarun and Pharaoh and Haman. And Moses had already come to them with clear evidences, and they were arrogant in the land, but they were not outrunners [of Our punishment]

Ali BulaçKarun'u, Firavun'u ve Haman'ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ancak yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azaptan kurtulup) geçecek değillerdi

29:40 📚 2
فَكُلًّا أَخَذۡنَا بِذَنۢبِهِۦۖ فَمِنۡهُم مَّنۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِ حَاصِبࣰ ا وَمِنۡهُم مَّنۡ أَخَذَتۡهُ ٱلصَّيۡحَةُ وَمِنۡهُم مَّنۡ خَسَفۡنَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ وَمِنۡهُم مَّنۡ أَغۡرَقۡنَاۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
فَكُلًّا
nitekim hepsini
أَخَذْنَا
yakaladık
بِذَنۢبِهِۦ ۖ
günahıyla
فَمِنْهُم
onlardan
مَّنْ
kiminin
أَرْسَلْنَا
gönderdik
عَلَيْهِ
üstüne
حَاصِبًۭا
taş yağdıran bir fırtına
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّنْ
kimini
أَخَذَتْهُ
yakaladı
ٱلصَّيْحَةُ
korkunç bir ses
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّنْ
kimini
خَسَفْنَا
batırdık
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yere
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّنْ
kimini
أَغْرَقْنَا ۚ
boğduk
وَمَا
ve
كَانَ
değildi
ٱللَّهُ
Allah
لِيَظْلِمَهُمْ
onlara zulmedecek
وَلَـٰكِن
fakat
كَانُوٓا۟
onlar
أَنفُسَهُمْ
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmediyorlardı

Diyanet İşleri MealiHer birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı

Saheeh InternationalSo each We seized for his sin; and among them were those upon whom We sent a storm of stones, and among them were those who were seized by the blast [from the sky], and among them were those whom We caused the earth to swallow, and among them were those whom We drowned. And Allah would not have wronged them, but it was they who were wronging themselves

Ali Bulaçİşte Biz, onların her birini kendi günahıyla yakalayıverdik. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sarıverdi, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı

29:41 📚 2
مَثَلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوۡلِيَآءَ كَمَثَلِ ٱلۡعَنكَبُوتِ ٱتَّخَذَتۡ بَيۡتࣰ اۖ وَإِنَّ أَوۡهَنَ ٱلۡبُيُوتِ لَبَيۡتُ ٱلۡعَنكَبُوتِۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
مَثَلُ
misali
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ٱتَّخَذُوا۟
edinen(lerin)
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَوْلِيَآءَ
dostlar
كَمَثَلِ
misali gibidir
ٱلْعَنكَبُوتِ
örümcek
ٱتَّخَذَتْ
edinen
بَيْتًۭا ۖ
bir ev
وَإِنَّ
şüphesiz
أَوْهَنَ
en gevşeği
ٱلْبُيُوتِ
evlerin
لَبَيْتُ
elbette evidir
ٱلْعَنكَبُوتِ ۖ
örümcek
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
idi
يَعْلَمُونَ
bilseler

Diyanet İşleri MealiAllah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, kendine yuva yapan dişi örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümceğin yuvasıdır. Keşke bilseler

Saheeh InternationalThe example of those who take allies other than Allah is like that of the spider who takes a home. And indeed, the weakest of homes is the home of the spider, if they only knew

Ali BulaçAllah'ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi

29:42 📚 1
إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ مِن شَيۡءࣲۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
şeyleri
يَدْعُونَ
onların yalvardıklarını
مِن
kendisinden başka
دُونِهِۦ
besides Him
مِن
ne gibi
شَىْءٍۢ ۚ
şeylere
وَهُوَ
O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Allah, Kendini bırakıp da yalvardıkları şeyi bilir. O güçlüdür, Hakim'dir

Saheeh InternationalIndeed, Allah knows whatever thing they call upon other than Him. And He is the Exalted in Might, the Wise

Ali BulaçAllah, Kendi dışında hangi şeye taptıklarını şüphesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

29:43
وَتِلۡكَ ٱلۡأَمۡثَٰلُ نَضۡرِبُهَا لِلنَّاسِۖ وَمَا يَعۡقِلُهَآ إِلَّا ٱلۡعَٰلِمُونَ
وَتِلْكَ
ve bu
ٱلْأَمْثَـٰلُ
misalleri
نَضْرِبُهَا
biz anlatıyoruz
لِلنَّاسِ ۖ
insanlara
وَمَا
ama
يَعْقِلُهَآ
onları düşünüp anlamaz
إِلَّا
başkası
ٱلْعَـٰلِمُونَ
bilenlerden

Diyanet İşleri MealiBiz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anlayabilir

Saheeh InternationalAnd these examples We present to the people, but none will understand them except those of knowledge

Ali Bulaçİşte bu örnekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez

29:44 📚 1
خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِٱلۡحَقِّۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ
خَلَقَ
yarattı
ٱللَّهُ
Allah
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِٱلْحَقِّ ۚ
hak ile
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
bir ibret
لِّلْمُؤْمِنِينَ
inananlar için

Diyanet İşleri MealiAllah gökleri ve yeri gerektiği gibi yaratmıştır. Doğrusu bunda inananlara bir ders vardır

Saheeh InternationalAllah created the heavens and the earth in truth. Indeed in that is a sign for the believers

Ali BulaçAllah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır

29:45 📚 11
ٱتۡلُ مَآ أُوحِيَ إِلَيۡكَ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَۖ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ تَنۡهَىٰ عَنِ ٱلۡفَحۡشَآءِ وَٱلۡمُنكَرِۗ وَلَذِكۡرُ ٱللَّهِ أَكۡبَرُۗ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا تَصۡنَعُونَ
ٱتْلُ
oku
مَآ
şeyi
أُوحِىَ
vahyedileni
إِلَيْكَ
sana
مِنَ
kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
وَأَقِمِ
ve kıl
ٱلصَّلَوٰةَ ۖ
namazı
إِنَّ
elbette
ٱلصَّلَوٰةَ
namaz
تَنْهَىٰ
men'eder
عَنِ
iğrenç şeylerden;
ٱلْفَحْشَآءِ
the immorality
وَٱلْمُنكَرِ ۗ
ve kötülükler(den)
وَلَذِكْرُ
elbette anmak
ٱللَّهِ
Allah'ı
أَكْبَرُ ۗ
en büyük(ibadet)tir
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
ne
تَصْنَعُونَ
yapıyorsunuz

Diyanet İşleri MealiKitap'tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah'ı anmak en büyük şeydir! Allah Yaptıklarınızı bilir

Saheeh InternationalRecite, [O Muhammad], what has been revealed to you of the Book and establish prayer. Indeed, prayer prohibits immorality and wrongdoing, and the remembrance of Allah is greater. And Allah knows that which you do

Ali BulaçSana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir

29:46
۞وَلَا تُجَٰدِلُوٓاْ أَهۡلَ ٱلۡكِتَٰبِ إِلَّا بِٱلَّتِي هِيَ أَحۡسَنُ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنۡهُمۡۖ وَقُولُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱلَّذِيٓ أُنزِلَ إِلَيۡنَا وَأُنزِلَ إِلَيۡكُمۡ وَإِلَٰهُنَا وَإِلَٰهُكُمۡ وَٰحِدࣱ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
۞ وَلَا
ve asla
تُجَـٰدِلُوٓا۟
tartışmayın
أَهْلَ
ehliyle
ٱلْكِتَـٰبِ
kitap
إِلَّا
başka şekilde
بِٱلَّتِى
(tarzdan)
هِىَ
o
أَحْسَنُ
en güzel
إِلَّا
dışında
ٱلَّذِينَ
haksızlık edenleri
ظَلَمُوا۟
(do) wrong
مِنْهُمْ ۖ
onların
وَقُولُوٓا۟
ve deyin ki
ءَامَنَّا
inandık
بِٱلَّذِىٓ
indirilene
أُنزِلَ
has been revealed
إِلَيْنَا
bize
وَأُنزِلَ
ve indirilene
إِلَيْكُمْ
size
وَإِلَـٰهُنَا
ve tanrımız
وَإِلَـٰهُكُمْ
ve tanrınız
وَٰحِدٌۭ
birdir
وَنَحْنُ
ve biz de
لَهُۥ
O'na
مُسْلِمُونَ
teslim olanlarız

Diyanet İşleri MealiKitap ehlinden zulmedenler bir yana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin, şöyle deyin: "Bize indirilene de, size indirilene de inandık; bizim Tanrımız da, sizin Tanrınız da birdir, biz O'na teslim olmuşuzdur

Saheeh InternationalAnd do not argue with the People of the Scripture except in a way that is best, except for those who commit injustice among them, and say, "We believe in that which has been revealed to us and revealed to you. And our God and your God is one; and we are Muslims [in submission] to Him

Ali Bulaçİçlerinde zulmedenleri hariç olmak üzere, Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz

29:47
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَآ إِلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَۚ فَٱلَّذِينَ ءَاتَيۡنَٰهُمُ ٱلۡكِتَٰبَ يُؤۡمِنُونَ بِهِۦۖ وَمِنۡ هَٰٓؤُلَآءِ مَن يُؤۡمِنُ بِهِۦۚ وَمَا يَجۡحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا ٱلۡكَٰفِرُونَ
وَكَذَٰلِكَ
ve işte böylece
أَنزَلْنَآ
indirdik
إِلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ ۚ
Kitabı
فَٱلَّذِينَ
kimseler
ءَاتَيْنَـٰهُمُ
kendilerine verdiklerimiz
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
يُؤْمِنُونَ
inanırlar
بِهِۦ ۖ
ona
وَمِنْ
ve
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlardan (Araplardan)
مَن
kimseler
يُؤْمِنُ
inananırlar
بِهِۦ ۚ
ona
وَمَا
ve
يَجْحَدُ
inkar etmez
بِـَٔايَـٰتِنَآ
ayetlerimizi
إِلَّا
başkası
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirlerden

Diyanet İşleri MealiSana Kitap'ı böylece indirdik; işte, kendilerine Kitap verdiklerimiz ona inanırlar; bunlardan da ona inanan bulunur. Ayetlerimizi ancak inkarcılar bile bile tanımazlar

Saheeh InternationalAnd thus We have sent down to you the Qur'an. And those to whom We [previously] gave the Scripture believe in it. And among these [people of Makkah] are those who believe in it. And none reject Our verses except the disbelievers

Ali Bulaçİşte Biz sana böyle bir Kitap indirdik. Bundan dolayı kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman etmektedirler. Bunlar (putatapıcılar)dan da ona iman edecek olanlar vardır. İnkarcılardan başkası Bizim ayetlerimizi inkar etmez

29:48 📚 1
وَمَا كُنتَ تَتۡلُواْ مِن قَبۡلِهِۦ مِن كِتَٰبࣲ وَلَا تَخُطُّهُۥ بِيَمِينِكَۖ إِذࣰ ا لَّٱرۡتَابَ ٱلۡمُبۡطِلُونَ
وَمَا
ve
كُنتَ
sen değildin
تَتْلُوا۟
okuyan
مِن
bundan önce
قَبْلِهِۦ
before it
مِن
Kitaptan
كِتَـٰبٍۢ
Book
وَلَا
ve
تَخُطُّهُۥ
onu yazmıyordun
بِيَمِينِكَ ۖ
elinle
إِذًۭا
öyle olsaydı
لَّٱرْتَابَ
kuşkulanırlardı
ٱلْمُبْطِلُونَ
batılda olanlar

Diyanet İşleri MealiSen daha önce bir kitabtan okumuş ve elinle de onu yazmış değildin. Öyle olsaydı, batıl söze uyanlar şüpheye düşerlerdi

Saheeh InternationalAnd you did not recite before it any scripture, nor did you inscribe one with your right hand. Otherwise the falsifiers would have had [cause for] doubt

Ali BulaçBundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı

29:49
بَلۡ هُوَ ءَايَٰتُۢ بَيِّنَٰتࣱ فِي صُدُورِ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَۚ وَمَا يَجۡحَدُ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَّا ٱلظَّٰلِمُونَ
بَلْ
hayır
هُوَ
o
ءَايَـٰتٌۢ
ayetlerdir
بَيِّنَـٰتٌۭ
açık açık
فِى
bulunan
صُدُورِ
göğüslerde
ٱلَّذِينَ
olanların
أُوتُوا۟
verilmiş
ٱلْعِلْمَ ۚ
bilgi
وَمَا
ve
يَجْحَدُ
inkar etmez
بِـَٔايَـٰتِنَآ
bizim ayetlerimizi
إِلَّا
başkası
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlerden

Diyanet İşleri MealiHayır; Kuran, kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi, zalimlerden başka kimse, bile bile inkar etmez

Saheeh InternationalRather, the Qur'an is distinct verses [preserved] within the breasts of those who have been given knowledge. And none reject Our verses except the wrongdoers

Ali BulaçHayır, o, kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık olan ayetlerdir. Zulmedenlerden başkası, Bizim ayetlerimizi inkar etmez

29:50 📚 1
وَقَالُواْ لَوۡلَآ أُنزِلَ عَلَيۡهِ ءَايَٰتࣱ مِّن رَّبِّهِۦۚ قُلۡ إِنَّمَا ٱلۡأٓيَٰتُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
لَوْلَآ
değil miydi?
أُنزِلَ
indirilmeli
عَلَيْهِ
ona
ءَايَـٰتٌۭ
ayetler
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ ۖ
his Lord
قُلْ
de ki
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْـَٔايَـٰتُ
ayetler (mu'cizeler)
عِندَ
yanındadır
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَإِنَّمَآ
ve şüphesiz
أَنَا۠
ben ancak
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌ
apaçık

Diyanet İşleri MealiOna Rabbinden mucizeler indirilmesi gerekmez miydi?" derler. De ki: "Mucizeler ancak Rabbimin katındadır. Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım

Saheeh InternationalBut they say, "Why are not signs sent down to him from his Lord?" Say, "The signs are only with Allah, and I am only a clear warner

Ali BulaçDediler ki: "Ona Rabbinden ayetler (birtakım mucizeler) indirilmeli değil miydi?" De ki: "Ayetler yalnızca Allah'ın Katındadır. Ben ise, ancak apaçık bir uyarıcıyım

29:51
أَوَلَمۡ يَكۡفِهِمۡ أَنَّآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡكَ ٱلۡكِتَٰبَ يُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَرَحۡمَةࣰ وَذِكۡرَىٰ لِقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
أَوَلَمْ
onlara yetmedi mi?
يَكْفِهِمْ
sufficient for them
أَنَّآ
indirdik-ki biz
أَنزَلْنَا
indirdik
عَلَيْكَ
sana
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
يُتْلَىٰ
okunan
عَلَيْهِمْ ۚ
kendilerine
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَرَحْمَةًۭ
bir rahmet
وَذِكْرَىٰ
ve öğüt
لِقَوْمٍۢ
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Diyanet İşleri MealiKendilerine okunan bir Kitap'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır

Saheeh InternationalAnd is it not sufficient for them that We revealed to you the Book which is recited to them? Indeed in that is a mercy and reminder for a people who believe

Ali BulaçKendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır

29:52
قُلۡ كَفَىٰ بِٱللَّهِ بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡ شَهِيدࣰ اۖ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۗ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱلۡبَٰطِلِ وَكَفَرُواْ بِٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
قُلْ
de ki
كَفَىٰ
yeter
بِٱللَّهِ
Allah
بَيْنِى
benimle
وَبَيْنَكُمْ
sizin aranızda
شَهِيدًۭا ۖ
şahid olarak
يَعْلَمُ
O bilir
مَا
olanları
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerde
وَٱلَّذِينَ
ve
ءَامَنُوا۟
inananlar
بِٱلْبَـٰطِلِ
batıla
وَكَفَرُوا۟
ve inkar edenler
بِٱللَّهِ
Allah'ı
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلْخَـٰسِرُونَ
ziyana uğrayanlar

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Allah benimle sizin aranızda şahit olarak yeter. O, göklerde ve yerde olanı, batıla inananları ve Allah'ı inkar edenleri bilir." İşte kaybedenler bunlardır

Saheeh InternationalSay, "Sufficient is Allah between me and you as Witness. He knows what is in the heavens and earth. And they who have believed in falsehood and disbelieved in Allah - it is those who are the losers

Ali BulaçDe ki: "Benimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde olanı bilir. Batıla inanan ve Allah'ı inkar edenler ise, işte onlar hüsrana uğrayanlardır

29:53
وَيَسۡتَعۡجِلُونَكَ بِٱلۡعَذَابِ وَلَوۡلَآ أَجَلࣱ مُّسَمࣰّ ى لَّجَآءَهُمُ ٱلۡعَذَابُۚ وَلَيَأۡتِيَنَّهُم بَغۡتَةࣰ وَهُمۡ لَا يَشۡعُرُونَ
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ
senden çabuk istiyorlar
بِٱلْعَذَابِ ۚ
azabı
وَلَوْلَآ
eğer olmasaydı
أَجَلٌۭ
bir süre
مُّسَمًّۭى
belirtilmiş
لَّجَآءَهُمُ
onlara hemen gelirdi
ٱلْعَذَابُ
azab
وَلَيَأْتِيَنَّهُم
ve o kendilerine gelecektir
بَغْتَةًۭ
ansızın
وَهُمْ
ve onlar
لَا
hiç
يَشْعُرُونَ
farkında değillerken

Diyanet İşleri MealiSenden azabı acele bekliyorlar. Eğer süre belirtilmiş olmasaydı azap onlara hemen gelirdi. Ama yine de onlar farkına varmadan başlarına ansızın gelecektir

Saheeh InternationalAnd they urge you to hasten the punishment. And if not for [the decree of] a specified term, punishment would have reached them. But it will surely come to them suddenly while they perceive not

Ali BulaçAzap konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Eğer adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı, herhalde onlara azap gelmiş olurdu. Fakat kendileri şuurunda olmadan, onlara kuşkusuz apansız geliverecektir

29:54
يَسۡتَعۡجِلُونَكَ بِٱلۡعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةُۢ بِٱلۡكَٰفِرِينَ
يَسْتَعْجِلُونَكَ
senden çabucak istiyorlar
بِٱلْعَذَابِ
azabı
وَإِنَّ
ve şüphesiz
جَهَنَّمَ
cehennem
لَمُحِيطَةٌۢ
kuşatmış iken
بِٱلْكَـٰفِرِينَ
inkarcıları

Diyanet İşleri MealiSenden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der

Saheeh InternationalThey urge you to hasten the punishment. And indeed, Hell will be encompassing of the disbelievers

Ali BulaçAzap konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o inkar edenleri gerçekten kuşatıp-durmaktadır

29:55
يَوۡمَ يَغۡشَىٰهُمُ ٱلۡعَذَابُ مِن فَوۡقِهِمۡ وَمِن تَحۡتِ أَرۡجُلِهِمۡ وَيَقُولُ ذُوقُواْ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
يَوْمَ
o gün
يَغْشَىٰهُمُ
onları örter
ٱلْعَذَابُ
azab
مِن
üstlerinden
فَوْقِهِمْ
above them
وَمِن
ve
تَحْتِ
altından
أَرْجُلِهِمْ
ayaklarının
وَيَقُولُ
ve (Allah) der ki
ذُوقُوا۟
tadın
مَا
ne
كُنتُمْ
idiyseniz
تَعْمَلُونَ
yapıyor

Diyanet İşleri MealiSenden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: "Yaptıklarınızın karşılığını tadın" der

Saheeh InternationalOn the Day the punishment will cover them from above them and from below their feet and it is said, "Taste [the result of] what you used to do

Ali BulaçAzabın onları üstlerinden ve ayaklarının altından kaplayacağı gün (Allah): "Yaptıklarınızı tadın" der

29:56
يَٰعِبَادِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّ أَرۡضِي وَٰسِعَةࣱ فَإِيَّٰيَ فَٱعۡبُدُونِ
يَـٰعِبَادِىَ
ey kullarım
ٱلَّذِينَ
inanan
ءَامَنُوٓا۟
believe
إِنَّ
şüphesiz
أَرْضِى
benim arzım
وَٰسِعَةٌۭ
geniştir
فَإِيَّـٰىَ
o halde bana
فَٱعْبُدُونِ
kulluk edin

Diyanet İşleri MealiEy inanmış kullarım! Benim yarattığım yeryüzü geniştir. O halde güven içinde olacağınız yere gidip yalnız Bana kulluk ediniz

Saheeh InternationalO My servants who have believed, indeed My earth is spacious, so worship only Me

Ali BulaçEy iman eden kullarım, şüphesiz Benim arzım geniştir; artık yalnızca Bana ibadet edin

29:57
كُلُّ نَفۡسࣲ ذَآئِقَةُ ٱلۡمَوۡتِۖ ثُمَّ إِلَيۡنَا تُرۡجَعُونَ
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
can
ذَآئِقَةُ
tadacaktır
ٱلْمَوْتِ ۖ
ölümü
ثُمَّ
sonra
إِلَيْنَا
bize
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiHer can ölümü tadacaktır. Sonunda Bize döneceksiniz

Saheeh InternationalEvery soul will taste death. Then to Us will you be returned

Ali BulaçHer nefis ölümü tadıcıdır; sonra Bize döndürüleceksiniz

29:58
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَنُبَوِّئَنَّهُم مِّنَ ٱلۡجَنَّةِ غُرَفࣰ ا تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ نِعۡمَ أَجۡرُ ٱلۡعَٰمِلِينَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ءَامَنُوا۟
inananları
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَنُبَوِّئَنَّهُم
yerleştiririz
مِّنَ
cennetten
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
غُرَفًۭا
yüksek odalara
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalırlar
فِيهَا ۚ
orada
نِعْمَ
ne güzeldir
أَجْرُ
ücreti
ٱلْعَـٰمِلِينَ
çalışanların

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir

Saheeh InternationalAnd those who have believed and done righteous deeds - We will surely assign to them of Paradise [elevated] chambers beneath which rivers flow, wherein they abide eternally. Excellent is the reward of the [righteous] workers

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir

29:59 📚 7
ٱلَّذِينَ صَبَرُواْ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
صَبَرُوا۟
sabrettiler
وَعَلَىٰ
ve
رَبِّهِمْ
Rabblerine
يَتَوَكَّلُونَ
dayanmaktadırlar

Diyanet İşleri Mealiİnanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetteki köşklere yerleştiririz. Sabredip, Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir

Saheeh InternationalWho have been patient and upon their Lord rely

Ali BulaçKi onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir

29:60 📚 5
وَكَأَيِّن مِّن دَآبَّةࣲ لَّا تَحۡمِلُ رِزۡقَهَا ٱللَّهُ يَرۡزُقُهَا وَإِيَّاكُمۡۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
وَكَأَيِّن
nicesi var ki
مِّن
canlı(lar)dan
دَآبَّةٍۢ
a creature
لَّا
taşıyamaz
تَحْمِلُ
carry
رِزْقَهَا
rızkını
ٱللَّهُ
Allah
يَرْزُقُهَا
onları da besler
وَإِيَّاكُمْ ۚ
sizi de
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Diyanet İşleri MealiNice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir

Saheeh InternationalAnd how many a creature carries not its [own] provision. Allah provides for it and for you. And He is the Hearing, the Knowing

Ali BulaçKendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir

29:61 📚 1
وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّنۡ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُۖ فَأَنَّىٰ يُؤۡفَكُونَ
وَلَئِن
andolsun eğer
سَأَلْتَهُم
onlara desen ki
مَّنْ
kim
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَسَخَّرَ
ve (kim) boyun eğdirdi?
ٱلشَّمْسَ
güneşi
وَٱلْقَمَرَ
ve ayı
لَيَقُولُنَّ
elbette derler
ٱللَّهُ ۖ
Allah
فَأَنَّىٰ
nasıl?
يُؤْفَكُونَ
döndürülüyorsunuz

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz "Allah'tır" derler. Öyleyse niçin döndürülüyorlar

Saheeh InternationalIf you asked them, "Who created the heavens and earth and subjected the sun and the moon?" they would surely say, "Allah." Then how are they deluded

Ali BulaçAndolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar

29:62 📚 1
ٱللَّهُ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦ وَيَقۡدِرُ لَهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
ٱللَّهُ
Allah
يَبْسُطُ
açar
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ
His slaves
وَيَقْدِرُ
ve kısar
لَهُۥٓ ۚ
ona
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiAllah, kullarından dilediğine rızkı bol ve ölçüye göre verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir

Saheeh InternationalAllah extends provision for whom He wills of His servants and restricts for him. Indeed Allah is, of all things, Knowing

Ali BulaçAllah, kullarından dilediğine rızkı yayıp-genişletir, (ve) kısar da. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir

29:63 📚 2
وَلَئِن سَأَلۡتَهُم مَّن نَّزَّلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ مِنۢ بَعۡدِ مَوۡتِهَا لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُۚ قُلِ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِۚ بَلۡ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ
وَلَئِن
ve eğer
سَأَلْتَهُم
onlara sorsan
مَّن
kim
نَّزَّلَ
indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
suyu
فَأَحْيَا
ve diriltti
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَوْتِهَا
öldükten
لَيَقُولُنَّ
elbette derler
ٱللَّهُ ۚ
Allah
قُلِ
de ki
ٱلْحَمْدُ
hamd (övgü)
لِلَّهِ ۚ
Allah'adır
بَلْ
doğrusu
أَكْثَرُهُمْ
çokları
لَا
düşünmezler
يَعْقِلُونَ
use reason

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz, "Allah'tır" derler. De ki: "Övülmek Allah içindir", fakat çoğu bunu akletmezler

Saheeh InternationalAnd if you asked them, "Who sends down rain from the sky and gives life thereby to the earth after its lifelessness?" they would surely say " Allah." Say, "Praise to Allah "; but most of them do not reason

Ali BulaçAndolsun onlara: "Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?" diye soracak olursan, şüphesiz: "Allah" diyecekler. De ki: "Hamd Allah'ındır." Hayır, onların çoğu akletmiyorlar

29:64 📚 6
وَمَا هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَآ إِلَّا لَهۡوࣱ وَلَعِبࣱۚ وَإِنَّ ٱلدَّارَ ٱلۡأٓخِرَةَ لَهِيَ ٱلۡحَيَوَانُۚ لَوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ
وَمَا
ve değildir
هَـٰذِهِ
bu
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَآ
dünya
إِلَّا
başka bir şey
لَهْوٌۭ
eğlenceden
وَلَعِبٌۭ ۚ
ve oyundan
وَإِنَّ
ve elbette
ٱلدَّارَ
yurdu
ٱلْـَٔاخِرَةَ
ahiret
لَهِىَ
işte odur
ٱلْحَيَوَانُ ۚ
asıl hayat
لَوْ
keşke
كَانُوا۟
olsalardı
يَعْلَمُونَ
biliyor(lar)

Diyanet İşleri MealiBu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Asıl hayat ahiret yurdundaki hayattır. Keşke bilseler

Saheeh InternationalAnd this worldly life is not but diversion and amusement. And indeed, the home of the Hereafter - that is the [eternal] life, if only they knew

Ali BulaçBu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi

29:65 📚 1
فَإِذَا رَكِبُواْ فِي ٱلۡفُلۡكِ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ فَلَمَّا نَجَّىٰهُمۡ إِلَى ٱلۡبَرِّ إِذَا هُمۡ يُشۡرِكُونَ
فَإِذَا
zaman
رَكِبُوا۟
bindikleri
فِى
gemiye
ٱلْفُلْكِ
the ship
دَعَوُا۟
yalvarırlar
ٱللَّهَ
Allah'a
مُخْلِصِينَ
halis kılarak
لَهُ
yalnız O'na
ٱلدِّينَ
dini
فَلَمَّا
fakat
نَجَّىٰهُمْ
onları salimen çıkarınca
إِلَى
karaya
ٱلْبَرِّ
the land
إِذَا
hemen
هُمْ
onlar
يُشْرِكُونَ
ortak koşarlar

Diyanet İşleri MealiGemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir

Saheeh InternationalAnd when they board a ship, they supplicate Allah, sincere to Him in religion. But when He delivers them to the land, at once they associate others with Him

Ali BulaçOnlar gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca O'na 'halis kılan gönülden bağlılar' olarak, Allah'a yalvarıp yakarırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşarlar

29:66
لِيَكۡفُرُواْ بِمَآ ءَاتَيۡنَٰهُمۡ وَلِيَتَمَتَّعُواْۚ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
لِيَكْفُرُوا۟
nankörlük etmek için
بِمَآ
şeye
ءَاتَيْنَـٰهُمْ
kendilerine verdiğimiz
وَلِيَتَمَتَّعُوا۟ ۖ
ve zevk içinde yaşasınlar diye
فَسَوْفَ
ama yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Diyanet İşleri MealiGemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; ama Allah onları karaya çıkararak kurtarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar. Zevklensinler bakalım, yakında bileceklerdir

Saheeh InternationalSo that they will deny what We have granted them, and they will enjoy themselves. But they are going to know

Ali BulaçKendilerine verdiğimiz (nimetler)e nankörlük etsinler ve yararlanıp-metalansınlar diye. Ancak onlar yakında bileceklerdir

29:67
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا جَعَلۡنَا حَرَمًا ءَامِنࣰ ا وَيُتَخَطَّفُ ٱلنَّاسُ مِنۡ حَوۡلِهِمۡۚ أَفَبِٱلۡبَٰطِلِ يُؤۡمِنُونَ وَبِنِعۡمَةِ ٱللَّهِ يَكۡفُرُونَ
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّا
biz
جَعَلْنَا
(Mekke'yi) kıldık
حَرَمًا
dokunulmaz
ءَامِنًۭا
güvenli
وَيُتَخَطَّفُ
kaçırılırken
ٱلنَّاسُ
insanlar
مِنْ
çevrelerinden
حَوْلِهِمْ ۚ
around them
أَفَبِٱلْبَـٰطِلِ
hâlâ batıla mı?
يُؤْمِنُونَ
inanıyorlar
وَبِنِعْمَةِ
ve ni'metine
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَكْفُرُونَ
nankörlük ediyorlar

Diyanet İşleri MealiÇevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken Bizim Mekke'yi güven içinde ve kutsal bir yer kıldığımızı görmediler mi? Batıla inanıp Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar

Saheeh InternationalHave they not seen that We made [Makkah] a safe sanctuary, while people are being taken away all around them? Then in falsehood do they believe, and in the favor of Allah they disbelieve

Ali BulaçGörmediler mi ki, çevrelerinde insanlar kapılıp-yağma edilirken, Biz Harem (Mekke)yi güvenilir (ve dokunulmaz) kıldık? Yine de onlar, batıla inanıp Allah'ın nimetlerine nankörlük mü ediyorlar

29:68 📚 2
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّنِ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوۡ كَذَّبَ بِٱلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُۥٓۚ أَلَيۡسَ فِي جَهَنَّمَ مَثۡوࣰ ى لِّلۡكَٰفِرِينَ
وَمَنْ
ve kimdir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّنِ
kimseden
ٱفْتَرَىٰ
iftira atan
عَلَى
üzerine
ٱللَّهِ
Allah'ın
كَذِبًا
yalanı
أَوْ
veya
كَذَّبَ
yalanlayandan
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
لَمَّا
kendisine gelen
جَآءَهُۥٓ ۚ
it has come to him
أَلَيْسَ
yok mudur?
فِى
cehennemde
جَهَنَّمَ
Hell
مَثْوًۭى
bir yer
لِّلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı yalan uydurandan veya hak kendisine gelmişken onu yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde inkarcılar için durak yok mudur

Saheeh InternationalAnd who is more unjust than one who invents a lie about Allah or denies the truth when it has come to him? Is there not in Hell a [sufficient] residence for the disbelievers

Ali BulaçAllah hakkında yalan uydurup iftira edenlerden veya kendisine hak geldiği zaman onu yalan sayandan daha zalim kimdir? İnkar edenlere cehennem içinde bir konaklama yeri mi yok

29:69 📚 5
وَٱلَّذِينَ جَٰهَدُواْ فِينَا لَنَهۡدِيَنَّهُمۡ سُبُلَنَاۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَمَعَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
وَٱلَّذِينَ
kimseleri
جَـٰهَدُوا۟
cihad eden(leri)
فِينَا
biz(im uğrumuz)da
لَنَهْدِيَنَّهُمْ
biz elbette iletiriz
سُبُلَنَا ۚ
yollarımıza
وَإِنَّ
ve muhakkak ki
ٱللَّهَ
Allah
لَمَعَ
beraberdir
ٱلْمُحْسِنِينَ
iyilik edenlerle

Diyanet İşleri MealiAma Bizim uğrumuzda cihat edenleri elbette yollarımıza eriştireceğiz. Allah şüphesiz, iyi davrananlarla beraberdir

Saheeh InternationalAnd those who strive for Us - We will surely guide them to Our ways. And indeed, Allah is with the doers of good

Ali BulaçBizim uğrumuzda cihad edenlere, şüphesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsan edenlerle beraberdir

← Önceki Sonraki →

29. Al-Ankaboot Suresi | Anlam Arayışı