☪ Anlam Arayışı

32. As-Sajda سُورَةُ السَّجۡدَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
32:1
الٓمٓ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm

Elmalılı Hamdi YazırElif, Lâm, mim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الم» الله أعلم بمراده به.

32:2
تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ لَا رَيۡبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
تَنزِيلُ
indirilişi
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
لَا
yoktur
رَيْبَ
şüphe
فِيهِ
onda
مِن
Rabbindendir
رَّبِّ
(the) Lord
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Elmalılı Hamdi YazırKendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تنزيل الكتاب» القرآن مبتدأ «لا ريب» شك «فيه» خبر أول «من رب العالمين» خبر ثان.

32:3
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۚ بَلۡ هُوَ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرࣲ مِّن قَبۡلِكَ لَعَلَّهُمۡ يَهۡتَدُونَ
أَمْ
yoksa?
يَقُولُونَ
(do) they say
ٱفْتَرَىٰهُ ۚ
onu uydurdu
بَلْ
hayır
هُوَ
o
ٱلْحَقُّ
gerçektir
مِن
tarafından
رَّبِّكَ
Rabbin
لِتُنذِرَ
uyarman için
قَوْمًۭا
bir kavmi
مَّآ
kendilerine gelmeyen
أَتَىٰهُم
has come to them
مِّن
hiçbir
نَّذِيرٍۢ
uyarıcı
مِّن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
لَعَلَّهُمْ
umuduyla
يَهْتَدُونَ
doğru yola gelirler

Elmalılı Hamdi YazırYoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki, hidayeti kabul ederler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أَم» بل «يقولون افتراه» محمد صلى الله عليه وسلم لا «بل هو الحق من ربك، لتنذر» به «قوما ما» نافية «أَتاهم من نذير من قبلك لعلهم يهتدون» بإنذارك.

32:4 📚 2
ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِيࣲّ وَلَا شَفِيعٍۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَ
yarattı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve
بَيْنَهُمَا
bunlar arasındakileri
فِى
altı
سِتَّةِ
six
أَيَّامٍۢ
günde
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَوَىٰ
istiva etti
عَلَى
üzerine
ٱلْعَرْشِ ۖ
Arş
مَا
yoktur
لَكُم
sizin
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
dostunuz
وَلَا
ve yoktur
شَفِيعٍ ۚ
şefa'atçiniz
أَفَلَا
düşünüp öğüt almıyor musunuz?
تَتَذَكَّرُونَ
you take heed

Elmalılı Hamdi YazırAllah O'dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله الذي خلق السماوات والأرض وما بينهما في ستة أيام» أولها الأحد وآخرها الجمعة «ثم استوى على العرش» هو في اللغة سرير الملك استواءً يليق به «مالكم» يا كفار مكة «من دونه» أي: غيره «من وليٍّ» اسم ما بزيادة من، أَي: ناصر «ولا شفيع» يدفع عذابه عنكم «أفلا تتذكرون» هذا فتؤمنون.

32:5 📚 5
يُدَبِّرُ ٱلۡأَمۡرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ثُمَّ يَعۡرُجُ إِلَيۡهِ فِي يَوۡمࣲ كَانَ مِقۡدَارُهُۥٓ أَلۡفَ سَنَةࣲ مِّمَّا تَعُدُّونَ
يُدَبِّرُ
tedbir eder (indirir)
ٱلْأَمْرَ
emri
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
إِلَى
yere
ٱلْأَرْضِ
the earth
ثُمَّ
sonra
يَعْرُجُ
çıkar
إِلَيْهِ
O'na
فِى
içinde
يَوْمٍۢ
bir gün
كَانَ
onun süresi
مِقْدَارُهُۥٓ
(the) measure of which is
أَلْفَ
bin
سَنَةٍۢ
yıldır
مِّمَّا
sizin hesabınızca
تَعُدُّونَ
you count

Elmalılı Hamdi YazırO, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler, sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(يدبر الأمر من السماء إلى الأرض) مدة الدنيا (ثم يعرج) يرجع الأمر والتدبير (إليه في يوم كان مقداره ألف سنة مما تعدون) في الدنيا، وفي سورة "سأل" خمسين ألف سنة وهو يوم القيامة لشدة أهواله بالنسبة إلى الكافر، وأما المؤمن فيكون أخف عليه من صلاة مكتوبة يصليها في الدنيا كما جاء في الحديث.

32:6
ذَٰلِكَ عَٰلِمُ ٱلۡغَيۡبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
ذَٰلِكَ
işte O'dur
عَـٰلِمُ
bilen
ٱلْغَيْبِ
görünmeyeni
وَٱلشَّهَـٰدَةِ
ve görüneni
ٱلْعَزِيزُ
güçlü
ٱلرَّحِيمُ
ve esirgeyici

Elmalılı Hamdi Yazırİşte görüleni de görülmeyeni de bilen, her şeye gücü yeten, çok merhametli olan O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» الخالق المدبِّر «عالم الغيب والشهادة» أي ما غاب عن الخلق وما حضر «العزيز» المنيع في ملكه «الرحيم» بأهل طاعته.

32:7 📚 2
ٱلَّذِيٓ أَحۡسَنَ كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥۖ وَبَدَأَ خَلۡقَ ٱلۡإِنسَٰنِ مِن طِينࣲ‏
ٱلَّذِىٓ
O'dur ki
أَحْسَنَ
güzel yaptı
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeyi
خَلَقَهُۥ ۖ
yarattığı
وَبَدَأَ
ve başladı
خَلْقَ
yaratmağa
ٱلْإِنسَـٰنِ
insanı
مِن
çamurdan
طِينٍۢ
clay

Elmalılı Hamdi YazırYarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي أحسن كل شيءٍ خلقه» بفتح اللام فعلا ماضيا صفة، وبسكونها بدل اشتمال «وبدأ خلق الإنسان» آدم «من طين».

32:8
ثُمَّ جَعَلَ نَسۡلَهُۥ مِن سُلَٰلَةࣲ مِّن مَّآءࣲ مَّهِينࣲ‏
ثُمَّ
sonra
جَعَلَ
yaptı
نَسْلَهُۥ
onun neslini
مِن
bir özünden
سُلَـٰلَةٍۢ
an extract
مِّن
bir suyun
مَّآءٍۢ
water
مَّهِينٍۢ
hakir

Elmalılı Hamdi YazırSonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم جعل نسله» ذريته «من سلالة» علقة «من ماءٍ مهين» ضعيف هو النطفة.

32:9 📚 1
ثُمَّ سَوَّىٰهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِۦۖ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمۡعَ وَٱلۡأَبۡصَٰرَ وَٱلۡأَفۡـِٔدَةَۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَشۡكُرُونَ
ثُمَّ
sonra
سَوَّىٰهُ
ona biçim verdi
وَنَفَخَ
ve üfledi
فِيهِ
ona
مِن
kendi ruhundan
رُّوحِهِۦ ۖ
His spirit
وَجَعَلَ
ve yarattı
لَكُمُ
sizin için
ٱلسَّمْعَ
kulak(lar)
وَٱلْأَبْصَـٰرَ
ve gözler
وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ
ve gönüller
قَلِيلًۭا
ne kadar az
مَّا
şükrediyorsunuz
تَشْكُرُونَ
thanks you give

Elmalılı Hamdi YazırSonra onu düzenli bir şekle sokup, içine kendi ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم سوَّاه» أي خلق آدم «ونفخ فيه من روحه» أي جعله حيا حساسا بعد أن كان جمادا «وجعل لكم» أي لذريته «السمع» بمعنى الأسماع «والأبصار والأفئدة» القلوب «قليلا ما تشكرون» ما زائدة مؤكدة للقلة.

32:10
وَقَالُوٓاْ أَءِذَا ضَلَلۡنَا فِي ٱلۡأَرۡضِ أَءِنَّا لَفِي خَلۡقࣲ جَدِيدِۭۚ بَلۡ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمۡ كَٰفِرُونَ
وَقَالُوٓا۟
ve dediler
أَءِذَا
sonra mı?
ضَلَلْنَا
biz kaybolduktan
فِى
toprakta
ٱلْأَرْضِ
the earth
أَءِنَّا
biz mi?
لَفِى
içinde olacağız
خَلْقٍۢ
bir yaratılış
جَدِيدٍۭ ۚ
yeni
بَلْ
doğrusu
هُم
onlar
بِلِقَآءِ
kavuşmayı
رَبِّهِمْ
Rablerine
كَـٰفِرُونَ
inkar edenlerdir

Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Biz yerde kaybolup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta bulunacağız?" dediler. Fakat onlar Rablerine kavuşmayı (O'nun huzuruna varacaklarını) inkâr eden kâfirlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقالوا» أي منكرو البعث «أإذا ضللنا في الأرض» غبنا فيها، بأن صرنا ترابا مختلطا بترابها «أإنا لفي خلق جديد» استفهام إنكار بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجهين في الموضعين، قال تعالى: «بل هم بلقاء ربهم» بالبعث «كافرون».

32:11
۞قُلۡ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلۡمَوۡتِ ٱلَّذِي وُكِّلَ بِكُمۡ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمۡ تُرۡجَعُونَ
۞ قُلْ
de ki
يَتَوَفَّىٰكُم
canınızı alır
مَّلَكُ
meleği
ٱلْمَوْتِ
ölüm
ٱلَّذِى
vekil edilen
وُكِّلَ
has been put in charge
بِكُمْ
üzerinize
ثُمَّ
sonra
إِلَىٰ
Rabbinize
رَبِّكُمْ
your Lord
تُرْجَعُونَ
döndürülürsünüz

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل» لهم «يتوفاكم ملك الموت الذي وكِّل بكم» أي يقبض أرواحكم «ثم إلى ربكم ترجعون» أحياء فيجازيكم بأعمالكم.

32:12 📚 2
وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلۡمُجۡرِمُونَ نَاكِسُواْ رُءُوسِهِمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ رَبَّنَآ أَبۡصَرۡنَا وَسَمِعۡنَا فَٱرۡجِعۡنَا نَعۡمَلۡ صَٰلِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ
وَلَوْ
ve eğer
تَرَىٰٓ
bir görsen
إِذِ
(demekte) iken
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçluları
نَاكِسُوا۟
öne eğmiş
رُءُوسِهِمْ
başlarını
عِندَ
huzurunda
رَبِّهِمْ
Rablerinin
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَبْصَرْنَا
gördük
وَسَمِعْنَا
ve işittik
فَٱرْجِعْنَا
bizi geri döndür
نَعْمَلْ
yapalım
صَـٰلِحًا
iyi iş
إِنَّا
artık biz
مُوقِنُونَ
kesin olarak inandık

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Günahkârların, Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim, çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz." derlerken bir görsen

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو ترى إذ المجرمون» الكافرون «ناكسوا رؤوسهم عند ربهم» مطأطئوها حياءً يقولون «ربنا أبصرنا» ما أنكرنا من البعث «وسمعنا» منك تصديق الرسل فيما كذبناهم فيه «فارجعنا» إلى الدنيا «نعمل صالحا» فيها «إنا موقنون» الآن فما نفعهم ذلك ولا يرجعون، وجواب لو: لرأيت أمرا فظيعاً، قال تعالى:

32:13 📚 13
وَلَوۡ شِئۡنَا لَأٓتَيۡنَا كُلَّ نَفۡسٍ هُدَىٰهَا وَلَٰكِنۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ مِنِّي لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلۡجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجۡمَعِينَ
وَلَوْ
ve şayet
شِئْنَا
dileseydik
لَـَٔاتَيْنَا
verirdik
كُلَّ
her
نَفْسٍ
nefse
هُدَىٰهَا
hidayetini
وَلَـٰكِنْ
fakat
حَقَّ
hak oldu
ٱلْقَوْلُ
söz
مِنِّى
benden
لَأَمْلَأَنَّ
mutlaka dolduracağım
جَهَنَّمَ
cehennemi
مِنَ
bir kısmiyle
ٱلْجِنَّةِ
cinlerden
وَٱلنَّاسِ
ve insanlardan
أَجْمَعِينَ
tamamen

Elmalılı Hamdi YazırEğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو شئنا لآتينا كل نفسٍ هداها» فتهتدي بالإيمان والطاعة باختيار منها «ولكن حق القول مني» وهو «لأملأنَّ جهنم من الجِنة» الجن «والناس أجمعين» وتقول لهم الخزنة إذا دخلوها:

32:14
فَذُوقُواْ بِمَا نَسِيتُمۡ لِقَآءَ يَوۡمِكُمۡ هَٰذَآ إِنَّا نَسِينَٰكُمۡۖ وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡخُلۡدِ بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
فَذُوقُوا۟
o halde tadın
بِمَا
karşılığını (cezasını)
نَسِيتُمْ
unutmanızın
لِقَآءَ
karşılaşmayı
يَوْمِكُمْ
gününüzle
هَـٰذَآ
bu
إِنَّا
biz de
نَسِينَـٰكُمْ ۖ
sizi unuttuk
وَذُوقُوا۟
ve tadın
عَذَابَ
azabı
ٱلْخُلْدِ
ebedi
بِمَا
ötürü
كُنتُمْ
oluklarınızdan
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırO halde bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuzdan dolayı tadın azabı! İşte biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduğunuz işler yüzünden tadın ebedî azabı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فذوقوا» العذاب «بما نسيتم لقاء يومكم هذا» أي بترككم الإيمان به «إنا نسيناكم» تركناكم في العذاب «وذوقوا عذاب الخلد» الدائم «بما كنتم تعملون» من الكفر والتكذيب.

32:15 📚 3
إِنَّمَا يُؤۡمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُواْ بِهَا خَرُّواْۤ سُجَّدࣰ اۤ وَسَبَّحُواْ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَهُمۡ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ۩
إِنَّمَا
ancak
يُؤْمِنُ
inanırlar
بِـَٔايَـٰتِنَا
bizim ayetlerimize
ٱلَّذِينَ
o kimseler ki
إِذَا
zaman
ذُكِّرُوا۟
öğüt verildiği
بِهَا
kendilerine
خَرُّوا۟
derhal kapanırlar
سُجَّدًۭا
secdeye
وَسَبَّحُوا۟
ve tesbih ederler
بِحَمْدِ
överek
رَبِّهِمْ
Rablerini
وَهُمْ
ve onlar
لَا
asla
يَسْتَكْبِرُونَ ۩
büyüklük taslamazlar

Elmalılı Hamdi YazırBizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما يؤمن بآياتنا» القرآن «الذين إذا ذُكِّروا» وعظوا «بها خرُّوا سجَّدا وسبَّحوا» متلبسين «بحمد ربهم» أي قالوا: سبحان الله وبحمده «وهم لا يستكبرون» عن الإيمان والطاعة.

32:16 📚 13
تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمۡ عَنِ ٱلۡمَضَاجِعِ يَدۡعُونَ رَبَّهُمۡ خَوۡفࣰ ا وَطَمَعࣰ ا وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
تَتَجَافَىٰ
uzaklaşır
جُنُوبُهُمْ
yanları
عَنِ
yataklardan
ٱلْمَضَاجِعِ
(their) beds
يَدْعُونَ
du'a ederler
رَبَّهُمْ
Rablerine
خَوْفًۭا
korkarak
وَطَمَعًۭا
ve umarak
وَمِمَّا
ve şeylerden
رَزَقْنَـٰهُمْ
rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ
hayır için harcarlar

Elmalılı Hamdi YazırOnların yanları yataklardan uzaklaşır, korku ve ümid içinde Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayıra sarfederler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تتجافى جنوبهم» ترتفع «عن المضاجع» مواضع الاضطجاع بفرشها لصلاتهم بالليل تهجدا «يدعون ربهم خوفا» من عقابه «وطمعا» في رحمته «ومما رزقناهم ينفقون» يتصدقون.

32:17 📚 35
فَلَا تَعۡلَمُ نَفۡسࣱ مَّآ أُخۡفِيَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعۡيُنࣲ جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
فَلَا
ve asla
تَعْلَمُ
bilemez
نَفْسٌۭ
hiç kimse
مَّآ
ne
أُخْفِىَ
saklandığını
لَهُم
onlar için
مِّن
aydınlatıcı
قُرَّةِ
(the) comfort
أَعْيُنٍۢ
gözler
جَزَآءًۢ
karşılık olarak
بِمَا
şeylere
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi hiç kimse kendileri için, yaptıklarına karşılık gözler aydınlığı olacak şeylerden neler gizlenmiş olduğunu bilemez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا تعلم نفسٌ ما أخفىَ» خبئ «لهم من قرة أعين» ما تقر به أعينهم، وفي قراءة بسكون الياء مضارع «جزاءً بما كانوا يعملون».

32:18
أَفَمَن كَانَ مُؤۡمِنࣰ ا كَمَن كَانَ فَاسِقࣰ اۚ لَّا يَسۡتَوُۥنَ
أَفَمَن
hiç olur mu?
كَانَ
is
مُؤْمِنًۭا
inanan kişi
كَمَن
kimse gibi
كَانَ
olan
فَاسِقًۭا ۚ
fasık
لَّا
elbette
يَسْتَوُۥنَ
bir olmazlar

Elmalılı Hamdi YazırÖyle ya iman eden kimse, fâsık olan gibi olur mu? Onlar eşit olamazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أَفمن كان مؤمنا كمن كان فاسقا لا يستوون» أي المؤمنون والفاسقون.

32:19
أَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمۡ جَنَّٰتُ ٱلۡمَأۡوَىٰ نُزُلَۢا بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
أَمَّا
fakat
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوا۟
believe
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فَلَهُمْ
onlar
جَنَّـٰتُ
cennetlerde
ٱلْمَأْوَىٰ
durulmağa değer
نُزُلًۢا
ağırlanırlar
بِمَا
karşılık
كَانُوا۟
olduklarına
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Elmalılı Hamdi YazırEvet, iman edip de salih amelleri işleyen kimselerin, yaptıklarına karşılık bir konukluk (ağırlanma) olarak me'vâ (barınak) cennetleri vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أما الذين آمنوا وعملوا الصالحات فلهم جنات المأوى نزلا» هو ما يعد للضيف «بما كانوا يعملون».

32:20 📚 2
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فَسَقُواْ فَمَأۡوَىٰهُمُ ٱلنَّارُۖ كُلَّمَآ أَرَادُوٓاْ أَن يَخۡرُجُواْ مِنۡهَآ أُعِيدُواْ فِيهَا وَقِيلَ لَهُمۡ ذُوقُواْ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّذِي كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
وَأَمَّا
ve fakat
ٱلَّذِينَ
yoldan çıkanların
فَسَقُوا۟
are defiantly disobedient
فَمَأْوَىٰهُمُ
barınacakları yer
ٱلنَّارُ ۖ
ateştir
كُلَّمَآ
her
أَرَادُوٓا۟
istediklerinde
أَن
çıkmak
يَخْرُجُوا۟
come out
مِنْهَآ
oradan
أُعِيدُوا۟
yine geri çevrilirler
فِيهَا
oraya
وَقِيلَ
ve denilir
لَهُمْ
onlara
ذُوقُوا۟
tadın
عَذَابَ
azabını
ٱلنَّارِ
ateş
ٱلَّذِى
olduğunuz
كُنتُم
you used (to)
بِهِۦ
onu
تُكَذِّبُونَ
yalanlamakta

Elmalılı Hamdi YazırAma fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine: "Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını!" denir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما الذين فسقوا» بالكفر والتكذيب «فمأواهم النار كلما أرادوا أن يخرجوا منها أعيدوا فيها وقيل لهم ذوقوا عذاب النار الذي كنتم به تكذبون».

32:21 📚 3
وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَدۡنَىٰ دُونَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡأَكۡبَرِ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ
وَلَنُذِيقَنَّهُم
mutlaka onlara taddıracağız
مِّنَ
azabdan
ٱلْعَذَابِ
the punishment
ٱلْأَدْنَىٰ
daha yakın
دُونَ
ayrı olarak
ٱلْعَذَابِ
azabdan
ٱلْأَكْبَرِ
büyük
لَعَلَّهُمْ
belki
يَرْجِعُونَ
dönerler

Elmalılı Hamdi YazırŞu bir gerçek ki, onlara o en büyük azabdan önce yakın azabdan (dünyada) da tattıracağız. Umulur ki, (kötülükten) dönerler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولنذيقنهم من العذاب الأدنى» عذاب الدنيا بالقتل والأسر والجدب سنين والأمراض «دون» قبل «العذاب الأكبر» عذاب الآخرة «لعلهم» أي من بقي منهم «يرجعون» إلى الإيمان.

32:22
وَمَنۡ أَظۡلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ ثُمَّ أَعۡرَضَ عَنۡهَآۚ إِنَّا مِنَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ مُنتَقِمُونَ
وَمَنْ
ve kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
ذُكِّرَ
öğüt verilen
بِـَٔايَـٰتِ
ayetleriyle
رَبِّهِۦ
Rabbinin
ثُمَّ
sonra
أَعْرَضَ
yüz çeviren
عَنْهَآ ۚ
onlardan
إِنَّا
muhakkak ki biz
مِنَ
suçlulardan
ٱلْمُجْرِمِينَ
the criminals
مُنتَقِمُونَ
öç alıcıyız

Elmalılı Hamdi YazırRabbinin âyetleriyle kendisine öğüt verilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Gerçekten biz, günahkârlardan intikam alacağız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن أظلم ممن ذُكِّرَ بآيات ربِّه» القرآن «ثم أعرض عنها» أي لا أحد أظلم منه «إنا من المجرمين» المشركين «منتقمون».

32:23
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡكِتَٰبَ فَلَا تَكُن فِي مِرۡيَةࣲ مِّن لِّقَآئِهِۦۖ وَجَعَلۡنَٰهُ هُدࣰ ى لِّبَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
فَلَا
sakın
تَكُن
olma
فِى
içinde
مِرْيَةٍۢ
kuşku
مِّن
onun ulaşmasından
لِّقَآئِهِۦ ۖ
receiving it
وَجَعَلْنَـٰهُ
ve onu yaptık
هُدًۭى
yol gösterici
لِّبَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz vaktiyle Musa'ya kitap vermiştik. Şimdi de sen ona (öyle bir kitaba) kavuşmaktan şüphe içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına doğru yolu göstren bir rehber kılmıştık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد آتينا موسى الكتاب» التوراة «فلا تكن في مِريةٍ» شكٍ «من لقائه» وقد التقيا ليلة الإسراء «وجعلناهُ» أي موسى أو الكتاب «هدىً» هاديا «لبني إسرائيل».

32:24
وَجَعَلۡنَا مِنۡهُمۡ أَئِمَّةࣰ يَهۡدُونَ بِأَمۡرِنَا لَمَّا صَبَرُواْۖ وَكَانُواْ بِـَٔايَٰتِنَا يُوقِنُونَ
وَجَعَلْنَا
ve yetiştirmiştik
مِنْهُمْ
onların içinden
أَئِمَّةًۭ
önderler
يَهْدُونَ
doğru yola ileten
بِأَمْرِنَا
buyruğumuzla
لَمَّا
zaman
صَبَرُوا۟ ۖ
sabrettikleri
وَكَانُوا۟
ve olduklarında
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimize
يُوقِنُونَ
kesinlikle inanıyor

Elmalılı Hamdi YazırOnların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا منهم أئمةً» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ياء: قادة «يهدون» الناس «بأمرنا لما صبروا» على دينهم وعلى البلاء من عدوهم، وفي قراءة بكسر اللام وتخفيف الميم «وكانوا بآياتنا» الدالة على قدرتنا ووحدانيتنا «يوقنون».

32:25
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفۡصِلُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُواْ فِيهِ يَخۡتَلِفُونَ
إِنَّ
şüphesiz
رَبَّكَ
Rabbin
هُوَ
O
يَفْصِلُ
hükmedecektir
بَيْنَهُمْ
onların aralarında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
şeylerde
كَانُوا۟
oldukları
فِيهِ
konularda
يَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düştükleri

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi ihtilafa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ki Rabbin kıyamet günü aralarında ayırıcı hükmü verecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن ربك هو يفصل بينهم يوم القيامة فيما كانوا فيه يختلفون» من أمر الدين.

32:26 📚 1
أَوَلَمۡ يَهۡدِ لَهُمۡ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَبۡلِهِم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ يَمۡشُونَ فِي مَسَٰكِنِهِمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتٍۚ أَفَلَا يَسۡمَعُونَ
أَوَلَمْ
yola getirmedi mi?
يَهْدِ
guide
لَهُمْ
onları
كَمْ
nice
أَهْلَكْنَا
helak etmemiz
مِن
daha önceki
قَبْلِهِم
before them
مِّنَ
kuşakları
ٱلْقُرُونِ
the generations
يَمْشُونَ
dolaştıkları
فِى
yurtlarında
مَسَـٰكِنِهِمْ ۚ
their dwellings
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍ ۖ
ibretler
أَفَلَا
işitmiyorlar mı?
يَسْمَعُونَ
they hear

Elmalılı Hamdi YazırKendilerinden önce, yurtlarında gezip dolaşmakta oldukları nice kuşakları helâk etmiş olmamız, daha onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda nice ibretler vardır. Hâlâ kulak vermeyecekler mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو لم يهدِ لهم كم أهلكنا من قبلهم» أي يتبيَّن لكفار مكة إهلاكنا كثيرا «من القرون» الأمم بكفرهم «يمشون» حال من ضمير لهم «في مساكنهم» في أسفارهم إلى الشام وغيرها فيعتبروا «إن في ذلك لآيات» دلالات على قدرتنا «أفلا يسمعون» سماع تدبر واتعاظ.

32:27 📚 2
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا نَسُوقُ ٱلۡمَآءَ إِلَى ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡجُرُزِ فَنُخۡرِجُ بِهِۦ زَرۡعࣰ ا تَأۡكُلُ مِنۡهُ أَنۡعَٰمُهُمۡ وَأَنفُسُهُمۡۚ أَفَلَا يُبۡصِرُونَ
أَوَلَمْ
görmüyorlar mı?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّا
biz
نَسُوقُ
sürüyoruz
ٱلْمَآءَ
suyu
إِلَى
yere
ٱلْأَرْضِ
the land
ٱلْجُرُزِ
kuru otsuz
فَنُخْرِجُ
ve bitiriyoruz
بِهِۦ
onunla
زَرْعًۭا
ekin
تَأْكُلُ
yiyor
مِنْهُ
ondan
أَنْعَـٰمُهُمْ
hayvanları da
وَأَنفُسُهُمْ ۖ
kendileri de
أَفَلَا
görmüyorlar mı?
يُبْصِرُونَ
they see

Elmalılı Hamdi YazırYa hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو لم يروا أنا نسوق الماء إلى الأرض الجرز» اليابسة التي لا نبات فيها «فنخرج به زرعا تأكل منه أنعامهم وأنفسهم أفلا يبصرون» هذا فيعلمون أنا نقدر على إعادتهم.

32:28
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡفَتۡحُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْفَتْحُ
fetih
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrular(dan)

Elmalılı Hamdi YazırBir de "Ne zaman o fetih, eğer doğru söylüyorsanız?" diyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويقولون» للمؤمنين «متى هذا الفتح» بيننا وبينكم «إن كنتم صادقين».

32:29
قُلۡ يَوۡمَ ٱلۡفَتۡحِ لَا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِيمَٰنُهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنظَرُونَ
قُلْ
de ki
يَوْمَ
günü
ٱلْفَتْحِ
fetih
لَا
fayda vermez
يَنفَعُ
will benefit
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(lere)
إِيمَـٰنُهُمْ
inanmaları
وَلَا
ve değildir
هُمْ
onlar
يُنظَرُونَ
mühlet verilenler(den)

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "İnkâr edenlere o fetih günü iman etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل يوم الفتح» بإنزال العذاب بهم «لا ينفع الذين كفروا إيمانهم ولا هم ينظرون» يمهلون لتوبة أو معذرة.

32:30
فَأَعۡرِضۡ عَنۡهُمۡ وَٱنتَظِرۡ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ
فَأَعْرِضْ
sen yüz çevir
عَنْهُمْ
onlardan
وَٱنتَظِرْ
ve bekle
إِنَّهُم
zaten onlar da
مُّنتَظِرُونَ
beklemektedirler

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأعرض عنهم وانتظر» إنزال العذاب بهم «إنهم منتظرون» بك حادث موت أو قتل فيستريحون منك، وهذا قبل الأمر بقتالهم.

← Önceki Sonraki →

32. As-Sajda Suresi | Anlam Arayışı