☪ Anlam Arayışı

34. Saba سُورَةُ سَبَإٍ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
34:1 📚 1
ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَهُ ٱلۡحَمۡدُ فِي ٱلۡأٓخِرَةِۚ وَهُوَ ٱلۡحَكِيمُ ٱلۡخَبِيرُ
ٱلْحَمْدُ
hamd
لِلَّهِ
Allah'a mahsustur
ٱلَّذِى
öyle ki
لَهُۥ
onundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَهُ
ve O'na mahsustur
ٱلْحَمْدُ
hamd
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ
the Hereafter
وَهُوَ
ve O
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir
ٱلْخَبِيرُ
haber alandır

Saheeh International[All] praise is [due] to Allah, to whom belongs whatever is in the heavens and whatever is in the earth, and to Him belongs [all] praise in the Hereafter. And He is the Wise, the Acquainted

Yusuf AliPraise be to God, to Whom belong all things in the heavens and on earth: to Him be Praise in the Hereafter: and He is Full of Wisdom, acquainted with all things

Ali BulaçHamd, göklerde ve yerde olanların tümü Kendisi'ne ait olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır

34:2 📚 8
يَعۡلَمُ مَا يَلِجُ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا يَخۡرُجُ مِنۡهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعۡرُجُ فِيهَاۚ وَهُوَ ٱلرَّحِيمُ ٱلۡغَفُورُ
يَعْلَمُ
bilir
مَا
ne ki
يَلِجُ
giriyor
فِى
içine
ٱلْأَرْضِ
yerin
وَمَا
ve ne ki
يَخْرُجُ
çıkıyor
مِنْهَا
ondan
وَمَا
ve ne ki
يَنزِلُ
iniyor
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
وَمَا
ve ne ki
يَعْرُجُ
çıkıyor
فِيهَا ۚ
oraya
وَهُوَ
ve O
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyendir
ٱلْغَفُورُ
çok bağışlayandır

Saheeh InternationalHe knows what penetrates into the earth and what emerges from it and what descends from the heaven and what ascends therein. And He is the Merciful, the Forgiving

Yusuf AliHe knows all that goes into the earth, and all that comes out thereof; all that comes down from the sky and all that ascends thereto and He is the Most Merciful, the Oft-Forgiving

Ali BulaçYerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır

34:3 📚 6
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَا تَأۡتِينَا ٱلسَّاعَةُۖ قُلۡ بَلَىٰ وَرَبِّي لَتَأۡتِيَنَّكُمۡ عَٰلِمِ ٱلۡغَيۡبِۖ لَا يَعۡزُبُ عَنۡهُ مِثۡقَالُ ذَرَّةࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَآ أَصۡغَرُ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡبَرُ إِلَّا فِي كِتَٰبࣲ مُّبِينࣲ‏
وَقَالَ
ve dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَا
bize gelmez
تَأْتِينَا
will come to us
ٱلسَّاعَةُ ۖ
sa'at
قُلْ
de ki
بَلَىٰ
hayır
وَرَبِّى
Rabbim hakkı için
لَتَأْتِيَنَّكُمْ
o mutlaka size gelecektir
عَـٰلِمِ
bilen
ٱلْغَيْبِ ۖ
gaybı
لَا
gizli kalmaz
يَعْزُبُ
escapes
عَنْهُ
O'ndan
مِثْقَالُ
ağırlığınca
ذَرَّةٍۢ
zerre
فِى
olan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَلَا
ne de
فِى
olan
ٱلْأَرْضِ
yerde
وَلَآ
ve yoktur
أَصْغَرُ
küçük
مِن
bundan
ذَٰلِكَ
that
وَلَآ
ve yoktur
أَكْبَرُ
büyük
إِلَّا
ki olmasın
فِى
bir Kitapta
كِتَـٰبٍۢ
a Record
مُّبِينٍۢ
apaçık

Saheeh InternationalBut those who disbelieve say, "The Hour will not come to us." Say, "Yes, by my Lord, it will surely come to you. [Allah is] the Knower of the unseen." Not absent from Him is an atom's weight within the heavens or within the earth or [what is] smaller than that or greater, except that it is in a clear register

Yusuf AliThe Unbelievers say, "Never to us will come the Hour": Say, "Nay! but most surely, by my Lord, it will come upon you;- by Him Who knows the unseen,- from Whom is not hidden the least little atom in the heavens or on earth: Nor is there anythin g less than that, or greater, but is in the Record Perspicuous

Ali Bulaçİnkar edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır

34:4
لِّيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
لِّيَجْزِىَ
mükafatlandırması için
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۚ
iyi işler
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
mağfiret
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
güzel

Saheeh InternationalThat He may reward those who believe and do righteous deeds. Those will have forgiveness and noble provision

Yusuf AliThat He may reward those who believe and work deeds of righteousness: for such is Forgiveness and a Sustenance Most Generous

Ali Bulaç(Çünkü O) İman edip salih amellerde bulunanları ödüllendirecek. İşte mağfiret ve üstün rızık onlarındır

34:5
وَٱلَّذِينَ سَعَوۡ فِيٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابࣱ مِّن رِّجۡزٍ أَلِيمࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
سَعَوْ
çalışan(lar)
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimiz
مُعَـٰجِزِينَ
aciz bırakmağa
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مِّن
pislikten
رِّجْزٍ
foul nature
أَلِيمٌۭ
acı

Saheeh InternationalBut those who strive against Our verses [seeking] to cause failure - for them will be a painful punishment of foul nature

Yusuf AliBut those who strive against Our Signs, to frustrate them,- for such will be a Penalty,- a Punishment most humiliating

Ali Bulaç(Sözde) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba harcamış olanlar, işte onlar; onlar için de (en) iğrenç olanından acı bir azap vardır

34:6
وَيَرَى ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ ٱلَّذِيٓ أُنزِلَ إِلَيۡكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ ٱلۡحَقَّ وَيَهۡدِيٓ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَمِيدِ
وَيَرَى
ve görürler
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
kendilerine verilen(ler)
ٱلْعِلْمَ
bilgi
ٱلَّذِىٓ
indirilenin
أُنزِلَ
is revealed
إِلَيْكَ
sana
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
هُوَ
gerçek olduğunu
ٱلْحَقَّ
(is) the Truth
وَيَهْدِىٓ
ve ilettiğini
إِلَىٰ
yoluna;
صِرَٰطِ
(the) Path
ٱلْعَزِيزِ
mutlak galib
ٱلْحَمِيدِ
ve hamde layık olanın

Saheeh InternationalAnd those who have been given knowledge see that what is revealed to you from your Lord is the truth, and it guides to the path of the Exalted in Might, the Praiseworthy

Yusuf AliAnd those to whom knowledge has come see that the (Revelation) sent down to thee from thy Lord - that is the Truth, and that it guides to the Path of the Exalted (in might), Worthy of all praise

Ali BulaçKendilerine ilim verilenler ise, Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu ve üstün, güçlü, övülmeye layık olan (Allah)ın yoluna yöneltip- ilettiğini görüyorlar

34:7
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هَلۡ نَدُلُّكُمۡ عَلَىٰ رَجُلࣲ يُنَبِّئُكُمۡ إِذَا مُزِّقۡتُمۡ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّكُمۡ لَفِي خَلۡقࣲ جَدِيدٍ
وَقَالَ
ve dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
هَلْ
mi?
نَدُلُّكُمْ
size gösterelim
عَلَىٰ
bir adam
رَجُلٍۢ
a man
يُنَبِّئُكُمْ
size haber veren
إِذَا
zaman
مُزِّقْتُمْ
siz parçalandığınız
كُلَّ
tamamen
مُمَزَّقٍ
dağılıp
إِنَّكُمْ
sizin
لَفِى
içinde olacağınızı
خَلْقٍۢ
bir yaratılış
جَدِيدٍ
yeni

Saheeh InternationalBut those who disbelieve say, "Shall we direct you to a man who will inform you [that] when you have disintegrated in complete disintegration, you will [then] be [recreated] in a new creation

Yusuf AliThe Unbelievers say (in ridicule): "Shall we point out to you a man that will tell you, when ye are all scattered to pieces in disintegration, that ye shall (then be raised) in a New Creation

Ali Bulaçİnkar edenler dediler ki: "Siz darmadağın olup dağıldığınızda, gerçekten sizin yeni bir yaratılışta bulunacağınızı size haber veren bir adamı gösterelim mi size

34:8
أَفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَم بِهِۦ جِنَّةُۢۗ بَلِ ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِٱلۡأٓخِرَةِ فِي ٱلۡعَذَابِ وَٱلضَّلَٰلِ ٱلۡبَعِيدِ
أَفْتَرَىٰ
uydurdu mu?
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًا
bir yalan
أَم
yoksa
بِهِۦ
kendisinde -mi var?
جِنَّةٌۢ ۗ
(is) madness
بَلِ
hayır
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
inanmayanlar
يُؤْمِنُونَ
believe
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
فِى
içindedirler
ٱلْعَذَابِ
azab
وَٱلضَّلَـٰلِ
ve bir sapıklık
ٱلْبَعِيدِ
uzak

Saheeh InternationalHas he invented about Allah a lie or is there in him madness?" Rather, they who do not believe in the Hereafter will be in the punishment and [are in] extreme error

Yusuf AliHas he invented a falsehood against God, or has a spirit (seized) him?"- Nay, it is those who believe not in the Hereafter, that are in (real) Penalty, and in farthest error

Ali BulaçAllah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık içindedirler

34:9 📚 1
أَفَلَمۡ يَرَوۡاْ إِلَىٰ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِن نَّشَأۡ نَخۡسِفۡ بِهِمُ ٱلۡأَرۡضَ أَوۡ نُسۡقِطۡ عَلَيۡهِمۡ كِسَفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَةࣰ لِّكُلِّ عَبۡدࣲ مُّنِيبࣲ‏
أَفَلَمْ
görmüyorlar mı?
يَرَوْا۟
they see
إِلَىٰ
bulunanı
مَا
what
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
elleri (önlerinde)
وَمَا
ve bulunanı
خَلْفَهُم
arkalarında
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerden
إِن
eğer
نَّشَأْ
dilesek
نَخْسِفْ
batırırız
بِهِمُ
onları
ٱلْأَرْضَ
yere
أَوْ
ya da
نُسْقِطْ
düşürürüz
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
كِسَفًۭا
parçalar
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ ۚ
the sky
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَةًۭ
bir ibret
لِّكُلِّ
hepsi için
عَبْدٍۢ
kul(ların)
مُّنِيبٍۢ
yönelen

Saheeh InternationalThen, do they not look at what is before them and what is behind them of the heaven and earth? If We should will, We could cause the earth to swallow them or [could] let fall upon them fragments from the sky. Indeed in that is a sign for every servant turning back [to Allah]

Yusuf AliSee they not what is before them and behind them, of the sky and the earth? If We wished, We could cause the earth to swallow them up, or cause a piece of the sky to fall upon them. Verily in this is a Sign for every devotee that turns to God ( in repentance)

Ali BulaçOnlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer Biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır

34:10
۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ مِنَّا فَضۡلࣰ اۖ يَٰجِبَالُ أَوِّبِي مَعَهُۥ وَٱلطَّيۡرَۖ وَأَلَنَّا لَهُ ٱلۡحَدِيدَ
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun ki
ءَاتَيْنَا
verdik
دَاوُۥدَ
Davud'a
مِنَّا
tarafımızdan
فَضْلًۭا ۖ
bir üstünlük
يَـٰجِبَالُ
ey dağlar
أَوِّبِى
tesbih edin
مَعَهُۥ
onunla beraber
وَٱلطَّيْرَ ۖ
ve (ey) kuşlar
وَأَلَنَّا
ve yumuşattık
لَهُ
ona
ٱلْحَدِيدَ
demiri

Saheeh InternationalAnd We certainly gave David from Us bounty. [We said], "O mountains, repeat [Our] praises with him, and the birds [as well]." And We made pliable for him iron

Yusuf AliWe bestowed Grace aforetime on David from ourselves: "O ye Mountains! Sing ye back the Praises of God with him! and ye birds (also)! And We made the iron soft for him

Ali BulaçAndolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. "Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin" (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık

34:11
أَنِ ٱعۡمَلۡ سَٰبِغَٰتࣲ وَقَدِّرۡ فِي ٱلسَّرۡدِۖ وَٱعۡمَلُواْ صَٰلِحًاۖ إِنِّي بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرࣱ‏
أَنِ
yap
ٱعْمَلْ
make
سَـٰبِغَـٰتٍۢ
geniş zırhlar
وَقَدِّرْ
ölçülü yap
فِى
dokumasını
ٱلسَّرْدِ ۖ
the links (of armor)
وَٱعْمَلُوا۟
ve (hepiniz) yapın
صَـٰلِحًا ۖ
iyi işler
إِنِّى
çünkü ben
بِمَا
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ
you do
بَصِيرٌۭ
görmekteyim

Saheeh International[Commanding him], "Make full coats of mail and calculate [precisely] the links, and work [all of you] righteousness. Indeed I, of what you do, am Seeing

Yusuf Ali(Commanding), "Make thou coats of mail, balancing well the rings of chain armour, and work ye righteousness; for be sure I see (clearly) all that ye do

Ali BulaçGeniş zırhlar yap, (onları) düzenli bir biçime sok ve hepiniz salih ameller yapın. Gerçekten ben, sizin yaptıklarınızı görenim" (diye vahyettik)

34:12
وَلِسُلَيۡمَٰنَ ٱلرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهۡرࣱ وَرَوَاحُهَا شَهۡرࣱۖ وَأَسَلۡنَا لَهُۥ عَيۡنَ ٱلۡقِطۡرِۖ وَمِنَ ٱلۡجِنِّ مَن يَعۡمَلُ بَيۡنَ يَدَيۡهِ بِإِذۡنِ رَبِّهِۦۖ وَمَن يَزِغۡ مِنۡهُمۡ عَنۡ أَمۡرِنَا نُذِقۡهُ مِنۡ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ
وَلِسُلَيْمَـٰنَ
ve Süleyman'a
ٱلرِّيحَ
rüzgarı
غُدُوُّهَا
sabah gidişi
شَهْرٌۭ
bir ay(lık mesafe)
وَرَوَاحُهَا
ve akşam dönüşü
شَهْرٌۭ ۖ
bir ay(lık mesafe)
وَأَسَلْنَا
ve akıttık
لَهُۥ
onun için
عَيْنَ
kaynağını
ٱلْقِطْرِ ۖ
katran
وَمِنَ
ve bir kısmı
ٱلْجِنِّ
cinlerin
مَن
ki
يَعْمَلُ
çalışırdı
بَيْنَ
onun önünde
يَدَيْهِ
onun önünde
بِإِذْنِ
izniyle
رَبِّهِۦ ۖ
Rabbinin
وَمَن
ve kim
يَزِغْ
sapsa
مِنْهُمْ
onlardan
عَنْ
buyruğumuzdan
أَمْرِنَا
Our Command
نُذِقْهُ
ona taddırırdık
مِنْ
azabı
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلسَّعِيرِ
alevli

Saheeh InternationalAnd to Solomon [We subjected] the wind - its morning [journey was that of] a month - and its afternoon [journey was that of] a month, and We made flow for him a spring of [liquid] copper. And among the jinn were those who worked for him by the permission of his Lord. And whoever deviated among them from Our command - We will make him taste of the punishment of the Blaze

Yusuf AliAnd to Solomon (We made) the Wind (obedient): Its early morning (stride) was a month's (journey), and its evening (stride) was a month's (journey); and We made a Font of molten brass to flow for him; and there were Jinns that worked in front o f him, by the leave of his Lord, and if any of them turned aside from our command, We made him taste of the Penalty of the Blazing Fire

Ali BulaçSüleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik); erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından taddırırdık

34:13
يَعۡمَلُونَ لَهُۥ مَا يَشَآءُ مِن مَّحَٰرِيبَ وَتَمَٰثِيلَ وَجِفَانࣲ كَٱلۡجَوَابِ وَقُدُورࣲ رَّاسِيَٰتٍۚ ٱعۡمَلُوٓاْ ءَالَ دَاوُۥدَ شُكۡرࣰ اۚ وَقَلِيلࣱ مِّنۡ عِبَادِيَ ٱلشَّكُورُ
يَعْمَلُونَ
yaparlardı
لَهُۥ
ona
مَا
ne
يَشَآءُ
diliyorsa
مِن
kalelerden
مَّحَـٰرِيبَ
elevated chambers
وَتَمَـٰثِيلَ
ve heykeller(den)
وَجِفَانٍۢ
ve leğenler(den)
كَٱلْجَوَابِ
havuzlar kadar (geniş)
وَقُدُورٍۢ
ve kazanlar(dan)
رَّاسِيَـٰتٍ ۚ
sabit
ٱعْمَلُوٓا۟
yapın
ءَالَ
(ey) ailesi
دَاوُۥدَ
Davud
شُكْرًۭا ۚ
şükredin
وَقَلِيلٌۭ
ve azdır
مِّنْ
kullarımdan
عِبَادِىَ
My slaves
ٱلشَّكُورُ
şükreden

Saheeh InternationalThey made for him what he willed of elevated chambers, statues, bowls like reservoirs, and stationary kettles. [We said], "Work, O family of David, in gratitude." And few of My servants are grateful

Yusuf AliThey worked for him as he desired, (making) arches, images, basons as large as reservoirs, and (cooking) cauldrons fixed (in their places): "Work ye, sons of David, with thanks! but few of My servants are grateful

Ali BulaçOna dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın." Kullarımdan şükredenler azdır

34:14 📚 1
فَلَمَّا قَضَيۡنَا عَلَيۡهِ ٱلۡمَوۡتَ مَا دَلَّهُمۡ عَلَىٰ مَوۡتِهِۦٓ إِلَّا دَآبَّةُ ٱلۡأَرۡضِ تَأۡكُلُ مِنسَأَتَهُۥۖ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ ٱلۡجِنُّ أَن لَّوۡ كَانُواْ يَعۡلَمُونَ ٱلۡغَيۡبَ مَا لَبِثُواْ فِي ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ
فَلَمَّا
zaman
قَضَيْنَا
hükmettiğimiz
عَلَيْهِ
onun
ٱلْمَوْتَ
ölümüne
مَا
göstermedi
دَلَّهُمْ
indicated to them
عَلَىٰ
onun öldüğünü
مَوْتِهِۦٓ
his death
إِلَّا
başkası
دَآبَّةُ
bir kurdundan
ٱلْأَرْضِ
yer (ağaç)
تَأْكُلُ
yiyen
مِنسَأَتَهُۥ ۖ
değneğini
فَلَمَّا
ne zaman ki
خَرَّ
yıkıldı
تَبَيَّنَتِ
anlaşıldı ki
ٱلْجِنُّ
cinler
أَن
eğer
لَّوْ
if
كَانُوا۟
idi
يَعْلَمُونَ
bilseler
ٱلْغَيْبَ
gaybı
مَا
kalmazlardı
لَبِثُوا۟
they (would have) remained
فِى
içinde
ٱلْعَذَابِ
azab
ٱلْمُهِينِ
küçük düşürücü

Saheeh InternationalAnd when We decreed for Solomon death, nothing indicated to the jinn his death except a creature of the earth eating his staff. But when he fell, it became clear to the jinn that if they had known the unseen, they would not have remained in humiliating punishment

Yusuf AliThen, when We decreed (Solomon's) death, nothing showed them his death except a little worm of the earth, which kept (slowly) gnawing away at his staff: so when he fell down, the Jinns saw plainly that if they had known the unseen, they would not have tarried in the humiliating Penalty (of their Task)

Ali BulaçBöylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı

34:15 📚 2
لَقَدۡ كَانَ لِسَبَإࣲ فِي مَسۡكَنِهِمۡ ءَايَةࣱۖ جَنَّتَانِ عَن يَمِينࣲ وَشِمَالࣲۖ كُلُواْ مِن رِّزۡقِ رَبِّكُمۡ وَٱشۡكُرُواْ لَهُۥۚ بَلۡدَةࣱ طَيِّبَةࣱ وَرَبٌّ غَفُورࣱ‏
لَقَدْ
andolsun
كَانَ
vardır
لِسَبَإٍۢ
Sebe (oğulların)ın
فِى
yerlerde
مَسْكَنِهِمْ
oturdukları
ءَايَةٌۭ ۖ
bir ibret
جَنَّتَانِ
iki bahçe
عَن
sağdan
يَمِينٍۢ
(the) right
وَشِمَالٍۢ ۖ
ve soldan
كُلُوا۟
yeyin
مِن
rızkından
رِّزْقِ
(the) provision
رَبِّكُمْ
Rabbinizin
وَٱشْكُرُوا۟
ve şükredin
لَهُۥ ۚ
O'na
بَلْدَةٌۭ
(bir) ülke
طَيِّبَةٌۭ
hoş
وَرَبٌّ
ve Rabbin
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır

Saheeh InternationalThere was for [the tribe of] Saba' in their dwelling place a sign: two [fields of] gardens on the right and on the left. [They were told], "Eat from the provisions of your Lord and be grateful to Him. A good land [have you], and a forgiving Lord

Yusuf AliThere was, for Saba, aforetime, a Sign in their home-land - two Gardens to the right and to the left. "Eat of the Sustenance (provided) by your Lord, and be grateful to Him: a territory fair and happy, and a Lord Oft-Forgiving

Ali BulaçAndolsun, Sebe' (halkı)nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) "Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabb(iniz var)

34:16
فَأَعۡرَضُواْ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ سَيۡلَ ٱلۡعَرِمِ وَبَدَّلۡنَٰهُم بِجَنَّتَيۡهِمۡ جَنَّتَيۡنِ ذَوَاتَيۡ أُكُلٍ خَمۡطࣲ وَأَثۡلࣲ وَشَيۡءࣲ مِّن سِدۡرࣲ قَلِيلࣲ‏
فَأَعْرَضُوا۟
ama yüz çevirdiler
فَأَرْسَلْنَا
bu yüzden gönderdik
عَلَيْهِمْ
üzerlerine
سَيْلَ
selini
ٱلْعَرِمِ
Arim
وَبَدَّلْنَـٰهُم
ve çevirdik
بِجَنَّتَيْهِمْ
onların iki bahçesini
جَنَّتَيْنِ
iki bahçeye
ذَوَاتَىْ
bulunan
أُكُلٍ
yemişli
خَمْطٍۢ
buruk
وَأَثْلٍۢ
ve acı meyvalı
وَشَىْءٍۢ
ve içinde
مِّن
sedir ağacı
سِدْرٍۢ
lote trees
قَلِيلٍۢ
biraz

Saheeh InternationalBut they turned away [refusing], so We sent upon them the flood of the dam, and We replaced their two [fields of] gardens with gardens of bitter fruit, tamarisks and something of sparse lote trees

Yusuf AliBut they turned away (from God), and We sent against them the Flood (released) from the dams, and We converted their two garden (rows) into "gardens" producing bitter fruit, and tamarisks, and some few (stunted) Lote-trees

Ali BulaçAncak onlar yüz çevirdiler, böylece Biz de onlara Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük

34:17
ذَٰلِكَ جَزَيۡنَٰهُم بِمَا كَفَرُواْۖ وَهَلۡ نُجَٰزِيٓ إِلَّا ٱلۡكَفُورَ
ذَٰلِكَ
böyle
جَزَيْنَـٰهُم
onları cezalandırdık
بِمَا
ötürü
كَفَرُوا۟ ۖ
inkarlarından
وَهَلْ
biz cezalandırır mıyız?
نُجَـٰزِىٓ
We recompense
إِلَّا
başkasını
ٱلْكَفُورَ
inkar edenden

Saheeh International[By] that We repaid them because they disbelieved. And do We [thus] repay except the ungrateful

Yusuf AliThat was the Requital We gave them because they ungratefully rejected Faith: and never do We give (such) requital except to such as are ungrateful rejecters

Ali BulaçBöylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz (nimete) nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız

34:18 📚 1
وَجَعَلۡنَا بَيۡنَهُمۡ وَبَيۡنَ ٱلۡقُرَى ٱلَّتِي بَٰرَكۡنَا فِيهَا قُرࣰ ى ظَٰهِرَةࣰ وَقَدَّرۡنَا فِيهَا ٱلسَّيۡرَۖ سِيرُواْ فِيهَا لَيَالِيَ وَأَيَّامًا ءَامِنِينَ
وَجَعَلْنَا
ve var ettik
بَيْنَهُمْ
onların arasında
وَبَيْنَ
ve arasında
ٱلْقُرَى
kentler
ٱلَّتِى
bereketlendirdiğimiz
بَـٰرَكْنَا
We had blessed
فِيهَا
içinde
قُرًۭى
kentler
ظَـٰهِرَةًۭ
açıkça görünen
وَقَدَّرْنَا
ve takdir ettik
فِيهَا
bunlar arasında
ٱلسَّيْرَ ۖ
yürümeyi
سِيرُوا۟
yürüyün
فِيهَا
oralarda
لَيَالِىَ
geceleri
وَأَيَّامًا
ve gündüzleri
ءَامِنِينَ
güven içinde

Saheeh InternationalAnd We placed between them and the cities which We had blessed [many] visible cities. And We determined between them the [distances of] journey, [saying], "Travel between them by night or day in safety

Yusuf AliBetween them and the Cities on which We had poured our blessings, We had placed Cities in prominent positions, and between them We had appointed stages of journey in due proportion: "Travel therein, secure, by night and by day

Ali BulaçKendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik ve orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik: "Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın" (dedik)

34:19
فَقَالُواْ رَبَّنَا بَٰعِدۡ بَيۡنَ أَسۡفَارِنَا وَظَلَمُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ فَجَعَلۡنَٰهُمۡ أَحَادِيثَ وَمَزَّقۡنَٰهُمۡ كُلَّ مُمَزَّقٍۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورࣲ‏
فَقَالُوا۟
dediler
رَبَّنَا
Rabbimiz
بَـٰعِدْ
uzaklaştır
بَيْنَ
arasını
أَسْفَارِنَا
seferlerimizin
وَظَلَمُوٓا۟
ve zulmettiler
أَنفُسَهُمْ
kendilerine
فَجَعَلْنَـٰهُمْ
biz de onları çevirdik
أَحَادِيثَ
efsanelere
وَمَزَّقْنَـٰهُمْ
onları darmadağın ettik
كُلَّ
hepsini
مُمَزَّقٍ ۚ
parçalayarak
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّكُلِّ
herkes için
صَبَّارٍۢ
sabreden
شَكُورٍۢ
şükreden

Saheeh InternationalBut [insolently] they said, "Our Lord, lengthen the distance between our journeys," and wronged themselves, so We made them narrations and dispersed them in total dispersion. Indeed in that are signs for everyone patient and grateful

Yusuf AliBut they said: "Our Lord! Place longer distances between our journey- stages": but they wronged themselves (therein). At length We made them as a tale (that is told), and We dispersed them all in scattered fragments. Verily in this are Signs fo r every (soul that is) patiently constant and grateful

Ali BulaçOnlar ise: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını aç (şehirlerimiz birbirine çok yakındır) dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular. Böylece Biz de onları efsaneler(e konu olan bir halk) kıldık ve onları darmadağın edip dağıttık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır

34:20 📚 3
وَلَقَدۡ صَدَّقَ عَلَيۡهِمۡ إِبۡلِيسُ ظَنَّهُۥ فَٱتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
صَدَّقَ
doğru çıkardı
عَلَيْهِمْ
onlar hakkındaki
إِبْلِيسُ
İblis
ظَنَّهُۥ
zannını
فَٱتَّبَعُوهُ
(hepsi) ona uydular
إِلَّا
dışındakiler
فَرِيقًۭا
bir bölümü
مِّنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers

Saheeh InternationalAnd Iblees had already confirmed through them his assumption, so they followed him, except for a party of believers

Yusuf AliAnd on them did Satan prove true his idea, and they followed him, all but a party that believed

Ali BulaçAndolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular

34:21 📚 1
وَمَا كَانَ لَهُۥ عَلَيۡهِم مِّن سُلۡطَٰنٍ إِلَّا لِنَعۡلَمَ مَن يُؤۡمِنُ بِٱلۡأٓخِرَةِ مِمَّنۡ هُوَ مِنۡهَا فِي شَكࣲّۗ وَرَبُّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٍ حَفِيظࣱ‏
وَمَا
ve
كَانَ
yoktu
لَهُۥ
onun
عَلَيْهِم
onlar üzerinde
مِّن
zorlayıcı bir gücü
سُلْطَـٰنٍ
authority
إِلَّا
ancak
لِنَعْلَمَ
(ayırd edip) bilelim diye
مَن
kimseyi
يُؤْمِنُ
inanan
بِٱلْـَٔاخِرَةِ
ahirete
مِمَّنْ
kimseden
هُوَ
o
مِنْهَا
ondan
فِى
içinde
شَكٍّۢ ۗ
kuşku
وَرَبُّكَ
Rabbin
عَلَىٰ
her
كُلِّ
all
شَىْءٍ
şeyi
حَفِيظٌۭ
korumaktadır

Saheeh InternationalAnd he had over them no authority except [it was decreed] that We might make evident who believes in the Hereafter from who is thereof in doubt. And your Lord, over all things, is Guardian

Yusuf AliBut he had no authority over them,- except that We might test the man who believes in the Hereafter from him who is in doubt concerning it: and thy Lord doth watch over all things

Ali BulaçOysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak Biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırdetmek için (ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur

34:22 📚 2
قُلِ ٱدۡعُواْ ٱلَّذِينَ زَعَمۡتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ لَا يَمۡلِكُونَ مِثۡقَالَ ذَرَّةࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا لَهُمۡ فِيهِمَا مِن شِرۡكࣲ وَمَا لَهُۥ مِنۡهُم مِّن ظَهِيرࣲ‏
قُلِ
de ki
ٱدْعُوا۟
çağırın
ٱلَّذِينَ
şeyleri
زَعَمْتُم
(tanrı) sandığınız
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
لَا
değillerdir
يَمْلِكُونَ
bir şeye sahip
مِثْقَالَ
ağırlığınca
ذَرَّةٍۢ
zerre
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَلَا
ve değiller
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَمَا
ve yoktur
لَهُمْ
onların
فِيهِمَا
bu ikisinde
مِن
hiçbir
شِرْكٍۢ
ortaklıkları
وَمَا
ve yoktur
لَهُۥ
O'nun
مِنْهُم
onlardan
مِّن
hiçbir
ظَهِيرٍۢ
yardımcısı

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Invoke those you claim [as deities] besides Allah." They do not possess an atom's weight [of ability] in the heavens or on the earth, and they do not have therein any partnership [with Him], nor is there for Him from among them any assistant

Yusuf AliSay: "Call upon other (gods) whom ye fancy, besides God: They have no power,- not the weight of an atom,- in the heavens or on earth: No (sort of) share have they therein, nor is any of them a helper to God

Ali BulaçDe ki: "Allah'ın dışında (tanrı diye) öne sürdüklerinizi çağırın. Onların göklerde ve yerde bir zerre ağırlığınca bile (hiçbir şeye) güçleri yetmez; onların bu ikisinde hiçbir ortaklığı olmadığı gibi, O'nun bunlardan hiçbir destekçi olanı da yoktur

34:23 📚 3
وَلَا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ عِندَهُۥٓ إِلَّا لِمَنۡ أَذِنَ لَهُۥۚ حَتَّىٰٓ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمۡ قَالُواْ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمۡۖ قَالُواْ ٱلۡحَقَّۖ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡكَبِيرُ
وَلَا
ve
تَنفَعُ
fayda vermez
ٱلشَّفَـٰعَةُ
şefa'ati
عِندَهُۥٓ
O'nun huzurunda
إِلَّا
başkasının
لِمَنْ
kimselerden
أَذِنَ
izin verdiği
لَهُۥ ۚ
O'nun
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
ne zaman ki
فُزِّعَ
korku giderildi
عَن
onların yüreklerinden
قُلُوبِهِمْ
their hearts
قَالُوا۟
derler ki
مَاذَا
ne?
قَالَ
buyurdu
رَبُّكُمْ ۖ
Rabbiniz
قَالُوا۟
derler
ٱلْحَقَّ ۖ
hakkı
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَلِىُّ
yücedir
ٱلْكَبِيرُ
büyüktür

Saheeh InternationalAnd intercession does not benefit with Him except for one whom He permits. [And those wait] until, when terror is removed from their hearts, they will say [to one another], "What has your Lord said?" They will say, "The truth." And He is the Most High, the Grand

Yusuf AliNo intercession can avail in His Presence, except for those for whom He has granted permission. So far (is this the case) that, when terror is removed from their hearts (at the Day of Judgment, then) will they say, 'what is it that your Lord commanded?' they will say, 'That which is true and just; and He is the Most High Most Great

Ali BulaçO'nun Katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok Yücedir, çok büyüktür

34:24 📚 3
۞قُلۡ مَن يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ قُلِ ٱللَّهُۖ وَإِنَّآ أَوۡ إِيَّاكُمۡ لَعَلَىٰ هُدًى أَوۡ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
۞ قُلْ
de ki
مَن
kim?
يَرْزُقُكُم
size rızık veriyor
مِّنَ
göklerden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerden
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ ۖ
Allah
وَإِنَّآ
o halde biz
أَوْ
veya
إِيَّاكُمْ
siz
لَعَلَىٰ
üzerindeyiz
هُدًى
doğru yol
أَوْ
veya
فِى
içindeyiz
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
açık

Saheeh InternationalSay, "Who provides for you from the heavens and the earth?" Say, "Allah. And indeed, we or you are either upon guidance or in clear error

Yusuf AliSay: "Who gives you sustenance, from the heavens and the earth?" Say: "It is God; and certain it is that either we or ye are on right guidance or in manifest error

Ali BulaçDe ki: "Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kim?" De ki: " Allah, gerçekten ya biz, ya da siz herhalde bir hidayet üzerindeyiz veya apaçık bir sapıklıkta

34:25
قُل لَّا تُسۡـَٔلُونَ عَمَّآ أَجۡرَمۡنَا وَلَا نُسۡـَٔلُ عَمَّا تَعۡمَلُونَ
قُل
de ki
لَّا
değil(siniz)
تُسْـَٔلُونَ
sorulacak
عَمَّآ
bizim işlediğimiz suçtan
أَجْرَمْنَا
sins we committed
وَلَا
ve değil(iz)
نُسْـَٔلُ
biz sorumlu
عَمَّا
sizin işlediğinizden
تَعْمَلُونَ
you do

Saheeh InternationalSay, "You will not be asked about what we committed, and we will not be asked about what you do

Yusuf AliSay: "Ye shall not be questioned as to our sins, nor shall we be questioned as to what ye do

Ali BulaçDe ki: "Siz, bizim işlemiş bulunduğumuz suçtan sorulacak değilsiniz ve biz de sizin yapmakta olduklarınızdan sorulacak değiliz

34:26
قُلۡ يَجۡمَعُ بَيۡنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفۡتَحُ بَيۡنَنَا بِٱلۡحَقِّ وَهُوَ ٱلۡفَتَّاحُ ٱلۡعَلِيمُ
قُلْ
de ki
يَجْمَعُ
toplayacak
بَيْنَنَا
hepimizi bir araya
رَبُّنَا
Rabbimiz
ثُمَّ
sonra
يَفْتَحُ
çözecektir
بَيْنَنَا
aramızdakini
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَهُوَ
ve O
ٱلْفَتَّاحُ
sorunları en güzel çözümleyendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Saheeh InternationalSay, "Our Lord will bring us together; then He will judge between us in truth. And He is the Knowing Judge

Yusuf AliSay: "Our Lord will gather us together and will in the end decide the matter between us (and you) in truth and justice: and He is the one to decide, the One Who knows all

Ali BulaçDe ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) bizi birarada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (herşeyi hakkıyla) bilendir

34:27
قُلۡ أَرُونِيَ ٱلَّذِينَ أَلۡحَقۡتُم بِهِۦ شُرَكَآءَۖ كَلَّاۚ بَلۡ هُوَ ٱللَّهُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
قُلْ
de ki
أَرُونِىَ
bana gösterin
ٱلَّذِينَ
kattığınız
أَلْحَقْتُم
you have joined
بِهِۦ
O'na
شُرَكَآءَ ۖ
ortakları
كَلَّا ۚ
hayır
بَلْ
doğrusu
هُوَ
O
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلْعَزِيزُ
galib
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibi

Saheeh InternationalSay, "Show me those whom you have attached to Him as partners. No! Rather, He [alone] is Allah, the Exalted in Might, the Wise

Yusuf AliSay: "Show me those whom ye have joined with Him as partners: by no means (can ye). Nay, He is God, the Exalted in Power, the Wise

Ali BulaçDe ki: "O'na (kulluk etmede) eklemekte olduğunuz ortakları bana gösterin. Asla (onlar ona gerçek ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'tır

34:28
وَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ إِلَّا كَآفَّةࣰ لِّلنَّاسِ بَشِيرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
وَمَآ
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ
We have sent you
إِلَّا
dışında
كَآفَّةًۭ
bütün
لِّلنَّاسِ
insanlara
بَشِيرًۭا
müjdeleyici olman
وَنَذِيرًۭا
ve uyarıcı olman
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Saheeh InternationalAnd We have not sent you except comprehensively to mankind as a bringer of good tidings and a warner. But most of the people do not know

Yusuf AliWe have not sent thee but as a universal (Messenger) to men, giving them glad tidings, and warning them (against sin), but most men understand not

Ali BulaçBiz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar

34:29
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
diyorlar ki
مَتَىٰ
ne zaman
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azap)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru

Saheeh InternationalAnd they say, "When is this promise, if you should be truthful

Yusuf AliThey say: "When will this promise (come to pass) if ye are telling the truth

Ali BulaçOnlar: "Eğer doğru sözlü iseniz, bu va'd(ettiğiniz azap) ne zamanmış?" derler

34:30
قُل لَّكُم مِّيعَادُ يَوۡمࣲ لَّا تَسۡتَـٔۡخِرُونَ عَنۡهُ سَاعَةࣰ وَلَا تَسۡتَقۡدِمُونَ
قُل
de ki
لَّكُم
sizin için vardır
مِّيعَادُ
belirtilmiş
يَوْمٍۢ
bir gün
لَّا
geri kalmazsınız
تَسْتَـْٔخِرُونَ
you can postpone
عَنْهُ
ondan
سَاعَةًۭ
bir sa'at
وَلَا
ve
تَسْتَقْدِمُونَ
ileri geçemezsiniz

Saheeh InternationalSay, "For you is the appointment of a Day [when] you will not remain thereafter an hour, nor will you precede [it]

Yusuf AliSay: "The appointment to you is for a Day, which ye cannot put back for an hour nor put forward

Ali BulaçDe ki: "Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz

34:31 📚 2
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَن نُّؤۡمِنَ بِهَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ وَلَا بِٱلَّذِي بَيۡنَ يَدَيۡهِۗ وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلظَّٰلِمُونَ مَوۡقُوفُونَ عِندَ رَبِّهِمۡ يَرۡجِعُ بَعۡضُهُمۡ إِلَىٰ بَعۡضٍ ٱلۡقَوۡلَ يَقُولُ ٱلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُواْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُواْ لَوۡلَآ أَنتُمۡ لَكُنَّا مُؤۡمِنِينَ
وَقَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَن
biz inanmayız
نُّؤْمِنَ
we believe
بِهَـٰذَا
bu
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a
وَلَا
ne de
بِٱلَّذِى
şeye
بَيْنَ
ellerinde olan
يَدَيْهِ ۗ
ellerinde olan
وَلَوْ
şayet
تَرَىٰٓ
sen bir görsen
إِذِ
olduğunda
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimleri
مَوْقُوفُونَ
tutuklanmış
عِندَ
huzurunda
رَبِّهِمْ
Rablerinin
يَرْجِعُ
atarlarken
بَعْضُهُمْ
bir kısmı
إِلَىٰ
diğerine
بَعْضٍ
others
ٱلْقَوْلَ
söz
يَقُولُ
diyorlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱسْتُضْعِفُوا۟
zayıf düşürülen(ler)
لِلَّذِينَ
kimselere
ٱسْتَكْبَرُوا۟
büyüklük taslayan(lara)
لَوْلَآ
olmasaydınız
أَنتُمْ
siz
لَكُنَّا
elbette biz olurduk
مُؤْمِنِينَ
inanan insanlar

Saheeh InternationalAnd those who disbelieve say, "We will never believe in this Qur'an nor in that before it." But if you could see when the wrongdoers are made to stand before their Lord, refuting each other's words... Those who were oppressed will say to those who were arrogant, "If not for you, we would have been believers

Yusuf AliThe Unbelievers say: "We shall neither believe in this scripture nor in (any) that (came) before it." Couldst thou but see when the wrong-doers will be made to stand before their Lord, throwing back the word (of blame) on one another! Those wh o had been despised will say to the arrogant ones: "Had it not been for you, we should certainly have been believers

Ali Bulaçİnkar edenler dedi ki: "Biz kesin olarak, ne bu Kur'an'a inanırız, ne ondan önceki (indirile)ne." Sen o zulmedenleri, Rableri huzurunda tutuklanmış olarak görsen; sözü (suçlamaları) birbirlerine karşı evirip-çevirir (birbirlerine yöneltirler). Za'fa uğratılan (müstaz'af)lar, büyüklük taslayanlara derler ki: "Eğer sizler olmasaydınız, gerçekten bizler mü'min (kimse)ler olurduk

34:32
قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُواْ لِلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُوٓاْ أَنَحۡنُ صَدَدۡنَٰكُمۡ عَنِ ٱلۡهُدَىٰ بَعۡدَ إِذۡ جَآءَكُمۖ بَلۡ كُنتُم مُّجۡرِمِينَ
قَالَ
dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱسْتَكْبَرُوا۟
büyüklük taslayan(lar)
لِلَّذِينَ
kimselere
ٱسْتُضْعِفُوٓا۟
zayıf düşürülen(lere)
أَنَحْنُ
biz mi?
صَدَدْنَـٰكُمْ
engelledik
عَنِ
hidayetten
ٱلْهُدَىٰ
the guidance
بَعْدَ
sonra
إِذْ
size geldikten
جَآءَكُم ۖ
it had come to you
بَلْ
hayır
كُنتُم
siz kendiniz
مُّجْرِمِينَ
suç işliyordunuz

Saheeh InternationalThose who were arrogant will say to those who were oppressed, "Did we avert you from guidance after it had come to you? Rather, you were criminals

Yusuf AliThe arrogant ones will say to those who had been despised: "Was it we who kept you back from Guidance after it reached you? Nay, rather, it was ye who transgressed

Ali BulaçBüyüklük taslayanlar, za'fa uğratılan (müstaz'af)lara dediler ki: "Size hidayet geldikten sonra, sizi biz mi ondan alıkoyduk? Hayır, siz (zaten) suçlu-günahkarlardınız

34:33 📚 1
وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱسۡتُضۡعِفُواْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُواْ بَلۡ مَكۡرُ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ إِذۡ تَأۡمُرُونَنَآ أَن نَّكۡفُرَ بِٱللَّهِ وَنَجۡعَلَ لَهُۥٓ أَندَادࣰ اۚ وَأَسَرُّواْ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَۚ وَجَعَلۡنَا ٱلۡأَغۡلَٰلَ فِيٓ أَعۡنَاقِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۖ هَلۡ يُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
ٱسْتُضْعِفُوا۟
zayıf düşürülen(ler)
لِلَّذِينَ
kimselere
ٱسْتَكْبَرُوا۟
büyüklük taslayan(lara)
بَلْ
hayır
مَكْرُ
hileler (kuruyordunuz)
ٱلَّيْلِ
gece
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüz
إِذْ
bize emrediyordunuz
تَأْمُرُونَنَآ
you were ordering us
أَن
inkar etmemizi
نَّكْفُرَ
we disbelieve
بِٱللَّهِ
Allah'ı
وَنَجْعَلَ
ve koşmamızı
لَهُۥٓ
O'na
أَندَادًۭا ۚ
eşler
وَأَسَرُّوا۟
ve içlerinde gizlediler
ٱلنَّدَامَةَ
pişmanlıklarını
لَمَّا
gördüklerinde
رَأَوُا۟
they see
ٱلْعَذَابَ
azabı
وَجَعَلْنَا
biz de geçirdik
ٱلْأَغْلَـٰلَ
demir halkalar
فِىٓ
boyunlarına
أَعْنَاقِ
(the) necks
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟ ۚ
inkar eden(ler)
هَلْ
mı?
يُجْزَوْنَ
cezalandırılacaklar
إِلَّا
başkasıyla
مَا
şeylerden
كَانُوا۟
oldukları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Saheeh InternationalThose who were oppressed will say to those who were arrogant, "Rather, [it was your] conspiracy of night and day when you were ordering us to disbelieve in Allah and attribute to Him equals." But they will [all] confide regret when they see the punishment; and We will put shackles on the necks of those who disbelieved. Will they be recompensed except for what they used to do

Yusuf AliThose who had been despised will say to the arrogant ones: "Nay! it was a plot (of yours) by day and by night: Behold! Ye (constantly) ordered us to be ungrateful to God and to attribute equals to Him!" They will declare (their) repentance whe n they see the Penalty: We shall put yokes on the necks of the Unbelievers: It would only be a requital for their (ill) Deeds

Ali BulaçZa'fa uğratılanlar da büyüklük taslayanlara: "Hayır, siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup) bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz" dediler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını saklarlar; Biz de inkar edenlerin boyunlarına halkalar geçirdik. Onlar, yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı

34:34
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا فِي قَرۡيَةࣲ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتۡرَفُوهَآ إِنَّا بِمَآ أُرۡسِلۡتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
biz göndermedik
فِى
bir ülkeye
قَرْيَةٍۢ
a town
مِّن
hiçbir
نَّذِيرٍ
uyarıcı
إِلَّا
başkasını
قَالَ
diyenden
مُتْرَفُوهَآ
varlıkla şımarmış kimseleri
إِنَّا
şüphesiz biz
بِمَآ
şeyi
أُرْسِلْتُم
sizin gönderildiğiniz
بِهِۦ
onu
كَـٰفِرُونَ
inkar ediyoruz

Saheeh InternationalAnd We did not send into a city any warner except that its affluent said, "Indeed we, in that with which you were sent, are disbelievers

Yusuf AliNever did We send a warner to a population, but the wealthy ones among them said: "We believe not in the (Message) with which ye have been sent

Ali BulaçBiz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir

34:35
وَقَالُواْ نَحۡنُ أَكۡثَرُ أَمۡوَٰلࣰ ا وَأَوۡلَٰدࣰ ا وَمَا نَحۡنُ بِمُعَذَّبِينَ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
نَحْنُ
biz
أَكْثَرُ
daha çoğuz
أَمْوَٰلًۭا
malca
وَأَوْلَـٰدًۭا
ve evladça
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِمُعَذَّبِينَ
azaba uğratılacak

Saheeh InternationalAnd they said, "We are more [than the believers] in wealth and children, and we are not to be punished

Yusuf AliThey said: "We have more in wealth and in sons, and we cannot be punished

Ali BulaçVe: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz” de demişlerdir

34:36 📚 1
قُلۡ إِنَّ رَبِّي يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
يَبْسُطُ
yayar
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
وَيَقْدِرُ
ve kısar
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Saheeh InternationalSay, "Indeed, my Lord extends provision for whom He wills and restricts [it], but most of the people do not know

Yusuf AliSay: "Verily my Lord enlarges and restricts the Provision to whom He pleases, but most men understand not

Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar

34:37 📚 3
وَمَآ أَمۡوَٰلُكُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُكُم بِٱلَّتِي تُقَرِّبُكُمۡ عِندَنَا زُلۡفَىٰٓ إِلَّا مَنۡ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ جَزَآءُ ٱلضِّعۡفِ بِمَا عَمِلُواْ وَهُمۡ فِي ٱلۡغُرُفَٰتِ ءَامِنُونَ
وَمَآ
ve değildir
أَمْوَٰلُكُمْ
mallarınız
وَلَآ
değildir
أَوْلَـٰدُكُم
evladlarınız
بِٱلَّتِى
sizi yaklaştıran
تُقَرِّبُكُمْ
will bring you close
عِندَنَا
katımızda
زُلْفَىٰٓ
mertebece
إِلَّا
ancak başka
مَنْ
kimseler
ءَامَنَ
inanan(lar)
وَعَمِلَ
ve yapanlar
صَـٰلِحًۭا
faydalı iş
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlara vardır
جَزَآءُ
mükafat
ٱلضِّعْفِ
kat kat fazlası
بِمَا
yaptıklarının
عَمِلُوا۟
they did
وَهُمْ
ve onlar
فِى
saraylarda
ٱلْغُرُفَـٰتِ
the high dwellings
ءَامِنُونَ
güven içindedirler

Saheeh InternationalAnd it is not your wealth or your children that bring you nearer to Us in position, but it is [by being] one who has believed and done righteousness. For them there will be the double reward for what they did, and they will be in the upper chambers [of Paradise], safe [and secure]

Yusuf AliIt is not your wealth nor your sons, that will bring you nearer to Us in degree: but only those who believe and work righteousness - these are the ones for whom there is a multiplied Reward for their deeds, while secure they (reside) in the dw ellings on high

Ali BulaçBizim Katımız'da sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler

34:38
وَٱلَّذِينَ يَسۡعَوۡنَ فِيٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ٱلۡعَذَابِ مُحۡضَرُونَ
وَٱلَّذِينَ
çalışanlara gelince
يَسْعَوْنَ
strive
فِىٓ
ayetlerimizi
ءَايَـٰتِنَا
Our Verses
مُعَـٰجِزِينَ
etkisiz kılmağa
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
فِى
içine
ٱلْعَذَابِ
azabın
مُحْضَرُونَ
getirileceklerdir

Saheeh InternationalAnd the ones who strive against Our verses to cause [them] failure - those will be brought into the punishment [to remain]

Yusuf AliThose who strive against Our Signs, to frustrate them, will be given over into Punishment

Ali BulaçAyetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar; işte onlar da azabın içine getirilmişlerdir

34:39 📚 5
قُلۡ إِنَّ رَبِّي يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦ وَيَقۡدِرُ لَهُۥۚ وَمَآ أَنفَقۡتُم مِّن شَيۡءࣲ فَهُوَ يُخۡلِفُهُۥۖ وَهُوَ خَيۡرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
يَبْسُطُ
yayar
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ
His slaves
وَيَقْدِرُ
ve kısar
لَهُۥ ۚ
ona
وَمَآ
ne ki
أَنفَقْتُم
siz infak etseniz
مِّن
bir şey
شَىْءٍۢ
anything
فَهُوَ
O
يُخْلِفُهُۥ ۖ
onun yerine başkasını verir
وَهُوَ
ve O
خَيْرُ
en hayırlısıdır
ٱلرَّٰزِقِينَ
rızık verenlerin

Saheeh InternationalSay, "Indeed, my Lord extends provision for whom He wills of His servants and restricts [it] for him. But whatever thing you spend [in His cause] - He will compensate it; and He is the best of providers

Yusuf AliSay: "Verily my Lord enlarges and restricts the Sustenance to such of his servants as He pleases: and nothing do ye spend in the least (in His cause) but He replaces it: for He is the Best of those who grant Sustenance

Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır

34:40
وَيَوۡمَ يَحۡشُرُهُمۡ جَمِيعࣰ ا ثُمَّ يَقُولُ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ أَهَٰٓؤُلَآءِ إِيَّاكُمۡ كَانُواْ يَعۡبُدُونَ
وَيَوْمَ
ve o gün
يَحْشُرُهُمْ
bir araya toplar
جَمِيعًۭا
onların hepsini
ثُمَّ
sonra
يَقُولُ
der ki
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
أَهَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar mı?
إِيَّاكُمْ
size
كَانُوا۟
tapıyorlardı
يَعْبُدُونَ
worshipping

Saheeh InternationalAnd [mention] the Day when He will gather them all and then say to the angels, "Did these [people] used to worship you

Yusuf AliOne Day He will gather them all together, and say to the angels, "Was it you that these men used to worship

Ali BulaçO gün, onların hepsini birarada toplayacak (haşredecek), sonra meleklere diyecek ki: "Size tapanlar bunlar mıydı

34:41
قَالُواْ سُبۡحَٰنَكَ أَنتَ وَلِيُّنَا مِن دُونِهِمۖ بَلۡ كَانُواْ يَعۡبُدُونَ ٱلۡجِنَّۖ أَكۡثَرُهُم بِهِم مُّؤۡمِنُونَ
قَالُوا۟
derler ki
سُبْحَـٰنَكَ
sen yücesin
أَنتَ
sensin
وَلِيُّنَا
bizim velimiz
مِن
onlar değil
دُونِهِم ۖ
not them
بَلْ
hayır
كَانُوا۟
onlar
يَعْبُدُونَ
tapıyorlardı
ٱلْجِنَّ ۖ
cinlere
أَكْثَرُهُم
çokları
بِهِم
onlara
مُّؤْمِنُونَ
inanıyorlardı

Saheeh InternationalThey will say, "Exalted are You! You, [O Allah], are our benefactor not them. Rather, they used to worship the jinn; most of them were believers in them

Yusuf AliThey will say, "Glory to Thee! our (tie) is with Thee - as Protector - not with them. Nay, but they worshipped the Jinns: most of them believed in them

Ali Bulaç(Melekler) Derler ki: "Sen Yücesin, bizim velimiz Sensin, onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi

34:42
فَٱلۡيَوۡمَ لَا يَمۡلِكُ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضࣲ نَّفۡعࣰ ا وَلَا ضَرࣰّ ا وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ ذُوقُواْ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
فَٱلْيَوْمَ
o gün
لَا
gücü yetmez
يَمْلِكُ
possess power
بَعْضُكُمْ
birinizin
لِبَعْضٍۢ
diğerine
نَّفْعًۭا
bir fayda vermeye
وَلَا
ve (yetmez)
ضَرًّۭا
zarar vermeğe
وَنَقُولُ
biz deriz
لِلَّذِينَ
kimselere
ظَلَمُوا۟
zulmeden(lere)
ذُوقُوا۟
tadın
عَذَابَ
azabını
ٱلنَّارِ
ateş
ٱلَّتِى
olduğunuz
كُنتُم
you used
بِهَا
onu
تُكَذِّبُونَ
yalanlamakta

Saheeh InternationalBut today you do not hold for one another [the power of] benefit or harm, and We will say to those who wronged, "Taste the punishment of the Fire, which you used to deny

Yusuf AliSo on that Day no power shall they have over each other, for profit or harm: and We shall say to the wrong-doers, "Taste ye the Penalty of the Fire,- the which ye were wont to deny

Ali BulaçArtık bugün, bir kısmınızın bir kısmınıza yarar ve zarar sağlamaya gücü yetmez. Biz de o zulmedenlere deriz ki: "Yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın

34:43
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالُواْ مَا هَٰذَآ إِلَّا رَجُلࣱ يُرِيدُ أَن يَصُدَّكُمۡ عَمَّا كَانَ يَعۡبُدُ ءَابَآؤُكُمۡ وَقَالُواْ مَا هَٰذَآ إِلَّآ إِفۡكࣱ مُّفۡتَرࣰ ىۚ وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا سِحۡرࣱ مُّبِينࣱ‏
وَإِذَا
ve zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
قَالُوا۟
dediler ki
مَا
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başka bir şey
رَجُلٌۭ
bir adamdan
يُرِيدُ
isteyen
أَن
sizi çevirmek
يَصُدَّكُمْ
hinder you
عَمَّا
olduğu(tanrılar)dan
كَانَ
used
يَعْبُدُ
tapıyor
ءَابَآؤُكُمْ
babalarınızın
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
مَا
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّآ
başka bir şey
إِفْكٌۭ
bir yalandan
مُّفْتَرًۭى ۚ
uydurulmuş
وَقَالَ
ve dediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لِلْحَقِّ
hakkı
لَمَّا
kendilerine gelen
جَآءَهُمْ
it came to them
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başkası
سِحْرٌۭ
bir büyüden
مُّبِينٌۭ
apaçık

Saheeh InternationalAnd when our verses are recited to them as clear evidences, they say, "This is not but a man who wishes to avert you from that which your fathers were worshipping." And they say, "This is not except a lie invented." And those who disbelieve say of the truth when it has come to them, "This is not but obvious magic

Yusuf AliWhen Our Clear Signs are rehearsed to them, they say, "This is only a man who wishes to hinder you from the (worship) which your fathers practised." And they say, "This is only a falsehood invented!" and the Unbelievers say of the Truth when it comes to them, "This is nothing but evident magic

Ali BulaçOnlara, apaçık olan ayetlerimiz okunduğunda: "Bu, sizi babalarınızın taptıkların(ilahlar)dan alıkoymak isteyen bir adamdan başkası değildir" dediler. Ve dediler ki: "Bu, düzülüp uydurulmuş bir yalan (iftira)dan başka bir şey de değildir." İnkar edenler de, kendilerine geldiği zaman hak için: "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir" dediler

34:44
وَمَآ ءَاتَيۡنَٰهُم مِّن كُتُبࣲ يَدۡرُسُونَهَاۖ وَمَآ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمۡ قَبۡلَكَ مِن نَّذِيرࣲ‏
وَمَآ
biz onlara vermemiştik
ءَاتَيْنَـٰهُم
We (had) given them
مِّن
hiçbir
كُتُبٍۢ
Kitap
يَدْرُسُونَهَا ۖ
okuyacakları
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَآ
göndermemiştik
إِلَيْهِمْ
onlara
قَبْلَكَ
senden önce
مِن
hiçbir
نَّذِيرٍۢ
uyarıcı

Saheeh InternationalAnd We had not given them any scriptures which they could study, and We had not sent to them before you, [O Muhammad], any warner

Yusuf AliBut We had not given them Books which they could study, nor sent apostles to them before thee as Warners

Ali BulaçOysa Biz onlara ders alacakları kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermemiştik

34:45
وَكَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ وَمَا بَلَغُواْ مِعۡشَارَ مَآ ءَاتَيۡنَٰهُمۡ فَكَذَّبُواْ رُسُلِيۖ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ
وَكَذَّبَ
yalanlanmışlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler
مِن
onlardan önceki(ler)
قَبْلِهِمْ
(were) before them
وَمَا
ve
بَلَغُوا۟
erişmemişlerdir
مِعْشَارَ
onda birine bile
مَآ
onlara verdiklerimizin
ءَاتَيْنَـٰهُمْ
We (had) given them
فَكَذَّبُوا۟
fakat yalanladılar
رُسُلِى ۖ
elçilerimi
فَكَيْفَ
ama nasıl
كَانَ
oldu
نَكِيرِ
benim inkarım

Saheeh InternationalAnd those before them denied, and the people of Makkah have not attained a tenth of what We had given them. But the former peoples denied My messengers, so how [terrible] was My reproach

Yusuf AliAnd their predecessors rejected (the Truth); these have not received a tenth of what We had granted to those: yet when they rejected My apostles, how (terrible) was My rejection (of them)

Ali BulaçKendilerinden öncekiler de yalanladı. Oysa bunlar, öbürlerine verdiklerimizin onda birine bile ulaşamamışlardı. Buna rağmen (şımararak) elçilerimi yalanladılar; ancak Benim de (onları) inkarım (yıkıma uğratmam) nasıl oldu

34:46
۞قُلۡ إِنَّمَآ أَعِظُكُم بِوَٰحِدَةٍۖ أَن تَقُومُواْ لِلَّهِ مَثۡنَىٰ وَفُرَٰدَىٰ ثُمَّ تَتَفَكَّرُواْۚ مَا بِصَاحِبِكُم مِّن جِنَّةٍۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا نَذِيرࣱ لَّكُم بَيۡنَ يَدَيۡ عَذَابࣲ شَدِيدࣲ‏
۞ قُلْ
de ki
إِنَّمَآ
sadece
أَعِظُكُم
size öğütleyeyim
بِوَٰحِدَةٍ ۖ
bir tek (şeyi)
أَن
(şu ki;)
تَقُومُوا۟
kalkın
لِلَّهِ
Allah için
مَثْنَىٰ
ikişer ikişer
وَفُرَٰدَىٰ
ve teker teker
ثُمَّ
sonra
تَتَفَكَّرُوا۟ ۚ
düşünün ki
مَا
yoktur
بِصَاحِبِكُم
arkadaşınızda
مِّن
hiçbir
جِنَّةٍ ۚ
delilik
إِنْ
O
هُوَ
he
إِلَّا
ancak
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıdır
لَّكُم
sizin için
بَيْنَ
öncesinde
يَدَىْ
öncesinde
عَذَابٍۢ
bir azabın
شَدِيدٍۢ
çetin

Saheeh InternationalSay, "I only advise you of one [thing] - that you stand for Allah, [seeking truth] in pairs and individually, and then give thought." There is not in your companion any madness. He is only a warner to you before a severe punishment

Yusuf AliSay: "I do admonish you on one point: that ye do stand up before God,- (It may be) in pairs, or (it may be) singly,- and reflect (within yourselves): your Companion is not possessed: he is no less than a warner to you, in face of a terrible Pe nalty

Ali BulaçDe ki: "Size bir tek öğüt veriyorum: “Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de hiçbir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır

34:47 📚 1
قُلۡ مَا سَأَلۡتُكُم مِّنۡ أَجۡرࣲ فَهُوَ لَكُمۡۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدࣱ‏
قُلْ
de ki
مَا
ben sizden istemedim
سَأَلْتُكُم
I ask you
مِّنْ
hiçbir
أَجْرٍۢ
ücret
فَهُوَ
o
لَكُمْ ۖ
sizindir
إِنْ
benim ücretim
أَجْرِىَ
(is) my payment
إِلَّا
yalnız
عَلَى
aittir;
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
شَهِيدٌۭ
şahiddir

Saheeh InternationalSay, "Whatever payment I might have asked of you - it is yours. My payment is only from Allah, and He is, over all things, Witness

Yusuf AliSay: "No reward do I ask of you: it is (all) in your interest: my reward is only due from God: And He is witness to all things

Ali BulaçDe ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır

34:48
قُلۡ إِنَّ رَبِّي يَقۡذِفُ بِٱلۡحَقِّ عَلَّٰمُ ٱلۡغُيُوبِ
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
رَبِّى
Rabbim
يَقْذِفُ
(kalbine) atar
بِٱلْحَقِّ
gerçeği
عَلَّـٰمُ
bilendir
ٱلْغُيُوبِ
gaybleri

Saheeh InternationalSay, "Indeed, my Lord projects the truth. Knower of the unseen

Yusuf AliSay: "Verily my Lord doth cast the (mantle of) Truth (over His servants),- He that has full knowledge of (all) that is hidden

Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir

34:49
قُلۡ جَآءَ ٱلۡحَقُّ وَمَا يُبۡدِئُ ٱلۡبَٰطِلُ وَمَا يُعِيدُ
قُلْ
de ki
جَآءَ
geldi
ٱلْحَقُّ
hak
وَمَا
artık
يُبْدِئُ
bir şey ortaya çıkaramaz
ٱلْبَـٰطِلُ
batıl
وَمَا
ve
يُعِيدُ
geri getiremez

Saheeh InternationalSay, "The truth has come, and falsehood can neither begin [anything] nor repeat [it]

Yusuf AliSay: "The Truth has arrived, and Falsehood neither creates anything new, nor restores anything

Ali BulaçDe ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir.”

34:50
قُلۡ إِن ضَلَلۡتُ فَإِنَّمَآ أَضِلُّ عَلَىٰ نَفۡسِيۖ وَإِنِ ٱهۡتَدَيۡتُ فَبِمَا يُوحِيٓ إِلَيَّ رَبِّيٓۚ إِنَّهُۥ سَمِيعࣱ قَرِيبࣱ‏
قُلْ
de ki
إِن
eğer
ضَلَلْتُ
saparsam
فَإِنَّمَآ
şüphesiz
أَضِلُّ
sapmış olurum
عَلَىٰ
(zararıma)
نَفْسِى ۖ
kendi
وَإِنِ
ve eğer
ٱهْتَدَيْتُ
yolu bulursam
فَبِمَا
şüphesiz sayesindedir
يُوحِىٓ
vahyettiği
إِلَىَّ
bana
رَبِّىٓ ۚ
Rabbimin
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
سَمِيعٌۭ
işitendir
قَرِيبٌۭ
yakındır

Saheeh InternationalSay, "If I should err, I would only err against myself. But if I am guided, it is by what my Lord reveals to me. Indeed, He is Hearing and near

Yusuf AliSay: "If I am astray, I only stray to the loss of my own soul: but if I receive guidance, it is because of the inspiration of my Lord to me: it is He Who hears all things, and is (ever) near

Ali BulaçDe ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakın olandır.”

34:51 📚 2
وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذۡ فَزِعُواْ فَلَا فَوۡتَ وَأُخِذُواْ مِن مَّكَانࣲ قَرِيبࣲ‏
وَلَوْ
şayet
تَرَىٰٓ
bir görsen
إِذْ
zaman
فَزِعُوا۟
telaşa düştükleri
فَلَا
hiçbiri kurtulamaz
فَوْتَ
escape
وَأُخِذُوا۟
ve yakalanmışlardır
مِن
yerden
مَّكَانٍۢ
a place
قَرِيبٍۢ
yakın

Saheeh InternationalAnd if you could see when they are terrified but there is no escape, and they will be seized from a place nearby

Yusuf AliIf thou couldst but see when they will quake with terror; but then there will be no escape (for them), and they will be seized from a position (quite) near

Ali BulaçSen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiçbir kaçış yoktur ve yakın bir yerden yakalanıvermişlerdir

34:52
وَقَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِهِۦ وَأَنَّىٰ لَهُمُ ٱلتَّنَاوُشُ مِن مَّكَانِۭ بَعِيدࣲ‏
وَقَالُوٓا۟
ve demektedirler
ءَامَنَّا
inandık
بِهِۦ
ona
وَأَنَّىٰ
ama nasıl olur?
لَهُمُ
onlar için
ٱلتَّنَاوُشُ
elde etmeleri
مِن
yerden
مَّكَانٍۭ
a place
بَعِيدٍۢ
uzak

Saheeh InternationalAnd they will [then] say, "We believe in it!" But how for them will be the taking [of faith] from a place far away

Yusuf AliAnd they will say, "We do believe (now) in the (Truth)"; but how could they receive (Faith) from a position (so far off)

Ali BulaçBiz ona iman ettik" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede

34:53
وَقَدۡ كَفَرُواْ بِهِۦ مِن قَبۡلُۖ وَيَقۡذِفُونَ بِٱلۡغَيۡبِ مِن مَّكَانِۭ بَعِيدࣲ‏
وَقَدْ
oysa andolsun
كَفَرُوا۟
inkar etmişlerdi
بِهِۦ
onu
مِن
daha önce
قَبْلُ ۖ
before
وَيَقْذِفُونَ
ve atıyorlardı
بِٱلْغَيْبِ
görülmeyene
مِن
yerden
مَّكَانٍۭ
a place
بَعِيدٍۢ
uzak

Saheeh InternationalAnd they had already disbelieved in it before and would assault the unseen from a place far away

Yusuf AliSeeing that they did reject Faith (entirely) before, and that they (continually) cast (slanders) on the unseen from a position far off

Ali BulaçOysa daha önce onu inkar etmişlerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı)

34:54 📚 1
وَحِيلَ بَيۡنَهُمۡ وَبَيۡنَ مَا يَشۡتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِأَشۡيَاعِهِم مِّن قَبۡلُۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ فِي شَكࣲّ مُّرِيبِۭ
وَحِيلَ
perde çekildi
بَيْنَهُمْ
onların arasına
وَبَيْنَ
ve arasına
مَا
şeyler
يَشْتَهُونَ
arzu ettikleri
كَمَا
gibi
فُعِلَ
yapıldığı
بِأَشْيَاعِهِم
benzerlerine
مِّن
bundan önce
قَبْلُ ۚ
before
إِنَّهُمْ
doğrusu onlar
كَانُوا۟
içindedirler
فِى
in
شَكٍّۢ
bir kuşku
مُّرِيبٍۭ
katmerli

Saheeh InternationalAnd prevention will be placed between them and what they desire, as was done with their kind before. Indeed, they were in disquieting denial

Yusuf AliAnd between them and their desires, is placed a barrier, as was done in the past with their partisans: for they were indeed in suspicious (disquieting) doubt

Ali Bulaç(Şimdi) Kendileriyle istek duydukları şeyler arasında perde çekilmiştir; daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü onlar, kuşku verici bir tereddüt içinde idiler

← Önceki Sonraki →

34. Saba Suresi | Anlam Arayışı