☪ Anlam Arayışı

36. Yaseen سُورَةُ يسٓ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
36:1
يسٓ
يسٓ
Yâ Sîn

Diyanet İşleri MealiYa, Sin

Yusuf AliYa Sin

36:2
وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ
وَٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a andolsun
ٱلْحَكِيمِ
hikmetli

Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin

Yusuf AliBy the Qur'an, full of Wisdom

36:3 📚 4
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
لَمِنَ
gönderilmiş elçilerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin

Yusuf AliThou art indeed one of the apostles

36:4
عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
عَلَىٰ
üzerinde
صِرَٰطٍۢ
bir yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
dosdoğru

Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin

Yusuf AliOn a Straight Way

36:5
تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
تَنزِيلَ
indirdiği (üzerindesin)
ٱلْعَزِيزِ
üstün olanın
ٱلرَّحِيمِ
çok esirgeyenin

Diyanet İşleri MealiBu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır

Yusuf AliIt is a Revelation sent down by (Him), the Exalted in Might, Most Merciful

36:6
لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَٰفِلُونَ
لِتُنذِرَ
uyarman için
قَوْمًۭا
bir toplumu
مَّآ
uyarılmamış
أُنذِرَ
were warned
ءَابَآؤُهُمْ
babaları
فَهُمْ
bu yüzden onlar
غَـٰفِلُونَ
gaflet içindedirler

Diyanet İşleri MealiBu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır

Yusuf AliIn order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of God)

36:7 📚 1
لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
لَقَدْ
andolsun
حَقَّ
hak oldu
ٱلْقَوْلُ
o söz
عَلَىٰٓ
üzerine
أَكْثَرِهِمْ
onların çoğu
فَهُمْ
artık onlar
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar

Yusuf AliThe Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe

36:8
إِنَّا جَعَلۡنَا فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ أَغۡلَٰلࣰ ا فَهِيَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ
إِنَّا
elbette biz
جَعَلْنَا
geçirdik
فِىٓ
onların boyunlarına
أَعْنَـٰقِهِمْ
their necks
أَغْلَـٰلًۭا
halkalar
فَهِىَ
o (halkalar)
إِلَى
çenelere kadar dayanır
ٱلْأَذْقَانِ
the chins
فَهُم
bu yüzden onların
مُّقْمَحُونَ
kafaları kalkıktır

Diyanet İşleri MealiBoyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır

Yusuf AliWe have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see)

36:9
وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ سَدࣰّ ا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدࣰّ ا فَأَغۡشَيۡنَٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ
وَجَعَلْنَا
ve kıldık (çektik)
مِنۢ
önlerinden
بَيْنِ
before/between
أَيْدِيهِمْ
önlerinden
سَدًّۭا
bir sed
وَمِنْ
ve
خَلْفِهِمْ
arkalarından
سَدًّۭا
bir sed
فَأَغْشَيْنَـٰهُمْ
ve onları kapattık
فَهُمْ
artık onlar
لَا
görmezler
يُبْصِرُونَ
see

Diyanet İşleri MealiÖnlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler

Yusuf AliAnd We have put a bar in front of them and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot see

36:10
وَسَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
وَسَوَآءٌ
birdir
عَلَيْهِمْ
onlar için
ءَأَنذَرْتَهُمْ
uyarsan (da)
أَمْ
yada
لَمْ
uyarmasan (da)
تُنذِرْهُمْ
warn them
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they will believe

Diyanet İşleri MealiOnları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar

Yusuf AliThe same is it to them whether thou admonish them or thou do not admonish them: they will not believe

36:11 📚 3
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةࣲ وَأَجۡرࣲ كَرِيمٍ
إِنَّمَا
ancak
تُنذِرُ
sen uyarabilirsin
مَنِ
kimseyi
ٱتَّبَعَ
uyan
ٱلذِّكْرَ
Zikre
وَخَشِىَ
ve korkan
ٱلرَّحْمَـٰنَ
Rahman'dan
بِٱلْغَيْبِ ۖ
görmeden
فَبَشِّرْهُ
işte öylesini müjdele
بِمَغْفِرَةٍۢ
bir mağfiretle
وَأَجْرٍۢ
ve bir mükafatla
كَرِيمٍ
güzel

Diyanet İşleri MealiSen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele

Yusuf AliThou canst but admonish such a one as follows the Message and fears the (Lord) Most Gracious, unseen: give such a one, therefore, good tidings, of Forgiveness and a Reward most generous

36:12
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ فِيٓ إِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏
إِنَّا
şüphe yokki biz
نَحْنُ
biz
نُحْىِ
diriltiriz
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَنَكْتُبُ
ve yazarız
مَا
şeyleri (işleri)
قَدَّمُوا۟
öne sürdükleri
وَءَاثَـٰرَهُمْ ۚ
ve eserlerini
وَكُلَّ
ve her
شَىْءٍ
şeyi
أَحْصَيْنَـٰهُ
ayrıntılı kaydettik
فِىٓ
bir sicile
إِمَامٍۢ
a Register
مُّبِينٍۢ
apaçık

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır

Yusuf AliVerily We shall give life to the dead, and We record that which they send before and that which they leave behind, and of all things have We taken account in a clear Book (of evidence)

36:13
وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلًا أَصۡحَٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
وَٱضْرِبْ
ve anlat
لَهُم
onlara
مَّثَلًا
misal olarak
أَصْحَـٰبَ
halkını
ٱلْقَرْيَةِ
şu kent
إِذْ
zaman
جَآءَهَا
geldiği
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Diyanet İşleri Mealiİnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat

Yusuf AliSet forth to them, by way of a parable, the (story of) the Companions of the City. Behold!, there came apostles to it

36:14 📚 1
إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثࣲ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ
إِذْ
biz gönderdik
أَرْسَلْنَآ
We sent
إِلَيْهِمُ
onlara
ٱثْنَيْنِ
iki (elçi)
فَكَذَّبُوهُمَا
onları yalanladılar
فَعَزَّزْنَا
biz de destekledik
بِثَالِثٍۢ
üçüncüsüyle
فَقَالُوٓا۟
dediler ki
إِنَّآ
biz elbette
إِلَيْكُم
size
مُّرْسَلُونَ
gönderilen elçileriz

Diyanet İşleri MealiOnlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi

Yusuf AliWhen We (first) sent to them two apostles, they rejected them: But We strengthened them with a third: they said, "Truly, we have been sent on a mission to you

36:15 📚 3
قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَٰنُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
مَآ
değilsiniz
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرٌۭ
insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
وَمَآ
ve
أَنزَلَ
indirmemiştir
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
مِن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِنْ
hayır!
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
sadece
تَكْذِبُونَ
yalan söylüyorsunuz

Diyanet İşleri MealiSiz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler

Yusuf AliThe (people) said: "Ye are only men like ourselves; and (God) Most Gracious sends no sort of revelation: ye do nothing but lie

36:16 📚 2
قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
رَبُّنَا
Rabbimiz
يَعْلَمُ
bilir ki
إِنَّآ
biz elbette
إِلَيْكُمْ
size
لَمُرْسَلُونَ
gönderilmiş elçileriz

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi

Yusuf AliThey said: "Our Lord doth know that we have been sent on a mission to you

36:17
وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
وَمَا
ve yoktur
عَلَيْنَآ
üzerimize düşen
إِلَّا
başka bir şey
ٱلْبَلَـٰغُ
duyurmaktan
ٱلْمُبِينُ
açıkça

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi

Yusuf AliAnd our duty is only to proclaim the clear Message

36:18
قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
قَالُوٓا۟
dediler ki
إِنَّا
doğrusu biz
تَطَيَّرْنَا
uğursuzluğa uğradık
بِكُمْ ۖ
sizin yüzünüzden
لَئِن
eğer
لَّمْ
vazgeçmezseniz
تَنتَهُوا۟
you desist
لَنَرْجُمَنَّكُمْ
sizi mutlaka taşlarız
وَلَيَمَسَّنَّكُم
ve size dokunur
مِّنَّا
bizden
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiDoğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler

Yusuf AliThe (people) said: "for us, we augur an evil omen from you: if ye desist not, we will certainly stone you. And a grievous punishment indeed will be inflicted on you by us

36:19
قَالُواْ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمۡ أَئِن ذُكِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ مُّسۡرِفُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
طَـٰٓئِرُكُم
uğursuzluğunuz
مَّعَكُمْ ۚ
sizin kendinizdedir
أَئِن
size öğüt verildiğiiçin mi?
ذُكِّرْتُم ۚ
you are admonished
بَلْ
hayır
أَنتُمْ
siz
قَوْمٌۭ
bir kavimsiniz
مُّسْرِفُونَ
aşırı giden

Diyanet İşleri MealiElçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi

Yusuf AliThey said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds

36:20
وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلࣱ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَجَآءَ
ve geldi
مِنْ
en uzak yerinden
أَقْصَا
(the) farthest end
ٱلْمَدِينَةِ
kentin
رَجُلٌۭ
bir adam
يَسْعَىٰ
koşarak
قَالَ
dedi
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
ٱلْمُرْسَلِينَ
elçilere

Diyanet İşleri MealiŞehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun

Yusuf AliThen there came running, from the farthest part of the City, a man, saying, "O my people! Obey the apostles

36:21
ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـَٔلُكُمۡ أَجۡرࣰ ا وَهُم مُّهۡتَدُونَ
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
مَن
kimselere
لَّا
sizden istemeyen
يَسْـَٔلُكُمْ
ask (of) you
أَجْرًۭا
bir ücret
وَهُم
ve onlar
مُّهْتَدُونَ
doğru yoldadırlar

Diyanet İşleri MealiSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar

Yusuf AliObey those who ask no reward of you (for themselves), and who have themselves received Guidance

36:22 📚 1
وَمَالِيَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَمَا
ve
لِىَ
ben niçin?
لَآ
kulluk etmeyeyim
أَعْبُدُ
I worship
ٱلَّذِى
beni yaratana
فَطَرَنِى
created me
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiBeni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz

Yusuf AliIt would not be reasonable in me if I did not serve Him Who created me, and to Whom ye shall (all) be brought back

36:23
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَٰنُ بِضُرࣲّ لَّا تُغۡنِ عَنِّي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُنقِذُونِ
ءَأَتَّخِذُ
edinir miyim?
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
ءَالِهَةً
tanrılar
إِن
eğer
يُرِدْنِ
bana dilese
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
بِضُرٍّۢ
bir zarar vermek
لَّا
sağlamaz
تُغْنِ
will avail
عَنِّى
bana
شَفَـٰعَتُهُمْ
onların şefa'ati
شَيْـًۭٔا
hiçbir (fayda)
وَلَا
ve asla
يُنقِذُونِ
onlar beni kurtaramazlar

Diyanet İşleri MealiO'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar

Yusuf AliShall I take (other) gods besides Him? If (God) Most Gracious should intend some adversity for me, of no use whatever will be their intercession for me, nor can they deliver me

36:24
إِنِّيٓ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
إِذًۭا
o takdirde
لَّفِى
içinde olurum
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍ
apaçık

Diyanet İşleri MealiDoğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum

Yusuf AliI would indeed, if I were to do so, be in manifest Error

36:25
إِنِّيٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
ءَامَنتُ
inandım
بِرَبِّكُمْ
sizin Rabbinize
فَٱسْمَعُونِ
beni dinleyin

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin

Yusuf AliFor me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me

36:26
قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَٰلَيۡتَ قَوۡمِي يَعۡلَمُونَ
قِيلَ
denilince
ٱدْخُلِ
gir!
ٱلْجَنَّةَ ۖ
cennete
قَالَ
dedi ki
يَـٰلَيْتَ
ey keşke
قَوْمِى
kavmim
يَعْلَمُونَ
bilseydi

Diyanet İşleri MealiOna "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti

Yusuf AliIt was said: "Enter thou the Garden." He said: "Ah me! Would that my People knew (what I know)

36:27
بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ
بِمَا
ne yüzden
غَفَرَ
bağışladığını
لِى
beni
رَبِّى
Rabbimin
وَجَعَلَنِى
ve beni kıldığını
مِنَ
ağırlananlardan
ٱلْمُكْرَمِينَ
the honored ones

Diyanet İşleri MealiOna "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti

Yusuf AliFor that my Lord has granted me Forgiveness and has enrolled me among those held in honour

36:28 📚 1
۞وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندࣲ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
۞ وَمَآ
ve
أَنزَلْنَا
biz indirmedik
عَلَىٰ
üzerine
قَوْمِهِۦ
kavminin
مِنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦ
after him
مِن
hiçbir
جُندٍۢ
ordu
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
وَمَا
ve
كُنَّا
değildik
مُنزِلِينَ
indirici

Diyanet İşleri MealiOndan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler

Yusuf AliAnd We sent not down against his People, after him, any hosts from heaven, nor was it needful for Us so to do

36:29
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ خَٰمِدُونَ
إِن
hayır
كَانَتْ
oldu
إِلَّا
sadece
صَيْحَةًۭ
korkunç gürültü
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
فَإِذَا
hemen
هُمْ
onlar
خَـٰمِدُونَ
sönüverdiler

Diyanet İşleri MealiOndan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler

Yusuf AliIt was no more than a single mighty Blast, and behold! they were (like ashes) quenched and silent

36:30 📚 1
يَٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
يَـٰحَسْرَةً
ey (ah!) yazık
عَلَى
şu kullara
ٱلْعِبَادِ ۚ
the servants
مَا
onlara gelmez ki
يَأْتِيهِم
came to them
مِّن
hiçbir
رَّسُولٍ
elçi
إِلَّا
mutlaka
كَانُوا۟
onlar
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ederlerdi

Diyanet İşleri MealiKullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı

Yusuf AliAh! Alas for (My) Servants! There comes not an apostle to them but they mock him

36:31 📚 1
أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّهُمۡ إِلَيۡهِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
أَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
كَمْ
nice
أَهْلَكْنَا
yok ettik
قَبْلَهُم
kendilerinden önce
مِّنَ
nesillerden
ٱلْقُرُونِ
the generations
أَنَّهُمْ
onlar
إِلَيْهِمْ
kendilerine
لَا
bir daha dönmezler
يَرْجِعُونَ
will not return

Diyanet İşleri MealiKendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi

Yusuf AliSee they not how many generations before them we destroyed? Not to them will they return

36:32 📚 2
وَإِن كُلࣱّ لَّمَّا جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ
وَإِن
ancak
كُلٌّۭ
hepsi
لَّمَّا
zaman
جَمِيعٌۭ
toplandığı
لَّدَيْنَا
huzurumuza
مُحْضَرُونَ
getirileceklerdir

Diyanet İşleri MealiHepsi huzurumuza getirileceklerdir

Yusuf AliBut each one of them all - will be brought before Us (for judgment)

36:33
وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبࣰّ ا فَمِنۡهُ يَأۡكُلُونَ
وَءَايَةٌۭ
ve bir ayettir
لَّهُمُ
onlar için
ٱلْأَرْضُ
toprak
ٱلْمَيْتَةُ
ölü
أَحْيَيْنَـٰهَا
biz onu dirilttik
وَأَخْرَجْنَا
ve çıkardık
مِنْهَا
ondan
حَبًّۭا
dane
فَمِنْهُ
ve ondan
يَأْكُلُونَ
yiyorlar

Diyanet İşleri Mealiİşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler

Yusuf AliA Sign for them is the earth that is dead: We do give it life, and produce grain therefrom, of which ye do eat

36:34
وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّٰتࣲ مِّن نَّخِيلࣲ وَأَعۡنَٰبࣲ وَفَجَّرۡنَا فِيهَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ
وَجَعَلْنَا
ve yarattık
فِيهَا
orada
جَنَّـٰتٍۢ
bahçeleri
مِّن
hurma
نَّخِيلٍۢ
date-palms
وَأَعْنَـٰبٍۢ
ve üzüm
وَفَجَّرْنَا
ve akıttık
فِيهَا
orada
مِنَ
çeşmelerden
ٱلْعُيُونِ
the springs

Diyanet İşleri MealiOrada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız

Yusuf AliAnd We produce therein orchard with date-palms and vines, and We cause springs to gush forth therein

36:35 📚 1
لِيَأۡكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ
لِيَأْكُلُوا۟
yemeleri için
مِن
onun ürününden
ثَمَرِهِۦ
its fruit
وَمَا
ve
عَمِلَتْهُ
emeğinden
أَيْدِيهِمْ ۖ
ellerinin
أَفَلَا
hala şükretmiyorlar mı?
يَشْكُرُونَ
they be grateful

Diyanet İşleri MealiOnun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi

Yusuf AliThat they may enjoy the fruits of this (artistry): It was not their hands that made this: will they not then give thanks

36:36 📚 2
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ
سُبْحَـٰنَ
ne yücedir
ٱلَّذِى
O (Allah) ki
خَلَقَ
yaratmıştır
ٱلْأَزْوَٰجَ
çiftleri
كُلَّهَا
bütün
مِمَّا
bitirdiklerinden
تُنۢبِتُ
grows
ٱلْأَرْضُ
toprağın
وَمِنْ
ve
أَنفُسِهِمْ
kendilerinden
وَمِمَّا
ve nice şeylerden
لَا
bilmedikleri
يَعْلَمُونَ
they know

Diyanet İşleri MealiYerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir

Yusuf AliGlory to God, Who created in pairs all things that the earth produces, as well as their own (human) kind and (other) things of which they have no knowledge

36:37 📚 1
وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ
وَءَايَةٌۭ
ve bir ayettir
لَّهُمُ
onlar için
ٱلَّيْلُ
gece
نَسْلَخُ
soyup alırız
مِنْهُ
ondan
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
فَإِذَا
birden
هُم
onlar
مُّظْلِمُونَ
karanlıkta kalıverirler

Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler

Yusuf AliAnd a Sign for them is the Night: We withdraw therefrom the Day, and behold they are plunged in darkness

36:38 📚 3
وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِي لِمُسۡتَقَرࣲّ لَّهَاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ
وَٱلشَّمْسُ
ve güneş
تَجْرِى
akıp gider
لِمُسْتَقَرٍّۢ
karar bulacağı yere
لَّهَا ۚ
kendinin
ذَٰلِكَ
bu
تَقْدِيرُ
takdiridir
ٱلْعَزِيزِ
üstün olanın
ٱلْعَلِيمِ
ve bilenin

Diyanet İşleri MealiGüneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur

Yusuf AliAnd the sun runs his course for a period determined for him: that is the decree of (Him), the Exalted in Might, the All-Knowing

36:39
وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ
وَٱلْقَمَرَ
ve aya
قَدَّرْنَـٰهُ
tayin ettik
مَنَازِلَ
konaklar
حَتَّىٰ
nihayet
عَادَ
bir hale geldi
كَٱلْعُرْجُونِ
hurma sapına benzer
ٱلْقَدِيمِ
eski kuru'

Diyanet İşleri MealiAy için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir

Yusuf AliAnd the Moon,- We have measured for her mansions (to traverse) till she returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk

36:40 📚 2
لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِي لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِۚ وَكُلࣱّ فِي فَلَكࣲ يَسۡبَحُونَ
لَا
ne
ٱلشَّمْسُ
güneş
يَنۢبَغِى
mümkün olur
لَهَآ
ona (aya)
أَن
erişmesi
تُدْرِكَ
it overtakes
ٱلْقَمَرَ
aya
وَلَا
ne de
ٱلَّيْلُ
gece
سَابِقُ
önüne geçebilir
ٱلنَّهَارِ ۚ
gündüzün
وَكُلٌّۭ
ve hepsi
فِى
bir felekte (yörüngede)
فَلَكٍۢ
an orbit
يَسْبَحُونَ
yüzmektedirler

Diyanet İşleri MealiAya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler

Yusuf AliIt is not permitted to the Sun to catch up the Moon, nor can the Night outstrip the Day: Each (just) swims along in (its own) orbit (according to Law)

36:41 📚 1
وَءَايَةࣱ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
وَءَايَةٌۭ
ve bir ayet
لَّهُمْ
onlar için
أَنَّا
taşımamızdır
حَمَلْنَا
We carried
ذُرِّيَّتَهُمْ
onların çoçuklarını
فِى
gemide
ٱلْفُلْكِ
the ship
ٱلْمَشْحُونِ
dolu

Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır

Yusuf AliAnd a Sign for them is that We bore their race (through the Flood) in the loaded Ark

36:42 📚 1
وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ
وَخَلَقْنَا
ve yaratmamızdır
لَهُم
kendilerine
مِّن
onun gibi
مِّثْلِهِۦ
(the) likes of it
مَا
şeyler
يَرْكَبُونَ
binecekleri

Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır

Yusuf AliAnd We have created for them similar (vessels) on which they ride

36:43 📚 1
وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ
وَإِن
ve eğer
نَّشَأْ
dilesek
نُغْرِقْهُمْ
onları (suda) boğarız
فَلَا
olmaz
صَرِيخَ
imdad (eden)
لَهُمْ
onlara
وَلَا
ve ne de
هُمْ
onlar
يُنقَذُونَ
kurtarılmazlar

Diyanet İşleri MealiDilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi

Yusuf AliIf it were Our Will, We could drown them: then would there be no helper (to hear their cry), nor could they be delivered

36:44
إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينࣲ‏
إِلَّا
ancak
رَحْمَةًۭ
bir rahmet (vardır)
مِّنَّا
bizden
وَمَتَـٰعًا
ve yaşatma
إِلَىٰ
kadar
حِينٍۢ
bir süreye

Diyanet İşleri MealiAma katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık

Yusuf AliExcept by way of Mercy from Us, and by way of (world) convenience (to serve them) for a time

36:45 📚 2
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمُ
onlara
ٱتَّقُوا۟
sakının
مَا
olanlardan
بَيْنَ
önünüzdeki
أَيْدِيكُمْ
önünüzdeki
وَمَا
ve olanlardan
خَلْفَكُمْ
arkanızdaki
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُرْحَمُونَ
esirgenirsiniz

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler

Yusuf AliWhen they are told, "Fear ye that which is before you and that which will be after you, in order that ye may receive Mercy," (they turn back)

36:46
وَمَا تَأۡتِيهِم مِّنۡ ءَايَةࣲ مِّنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ
وَمَا
zaten
تَأْتِيهِم
onlara gelmez
مِّنْ
hiçbir
ءَايَةٍۢ
ayet
مِّنْ
ayetlerinden
ءَايَـٰتِ
(the) Signs
رَبِّهِمْ
Rabblerinin
إِلَّا
olmadıkları
كَانُوا۟
they
عَنْهَا
ondan
مُعْرِضِينَ
yüz çevirmiş

Diyanet İşleri MealiZaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi

Yusuf AliNot a Sign comes to them from among the Signs of their Lord, but they turn away therefrom

36:47 📚 1
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُۥٓ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمْ
onlara
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِمَّا
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ
(has) provided you
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
nankörler
كَفَرُوا۟
disbelieved
لِلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lara)
أَنُطْعِمُ
biz mi yedirelim?
مَن
kimseye
لَّوْ
dilediği takdirde
يَشَآءُ
Allah willed
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَطْعَمَهُۥٓ
yedireceği
إِنْ
hayır
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
doğrusu
فِى
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
apaçık

Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler

Yusuf AliAnd when they are told, "Spend ye of (the bounties) with which God has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if God had so willed, He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error

36:48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid (ettiğiniz azab)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru söylüyor(lar)

Diyanet İşleri MealiDoğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler

Yusuf AliFurther, they say, "When will this promise (come to pass), if what ye say is true

36:49
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ
مَا
beklemiyorlar
يَنظُرُونَ
they await
إِلَّا
başka bir şey
صَيْحَةًۭ
korkunç sesten
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
تَأْخُذُهُمْ
ansızın onları yakalar
وَهُمْ
ve onlar
يَخِصِّمُونَ
çekişip dururlarken

Diyanet İşleri MealiÇekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler

Yusuf AliThey will not (have to) wait for aught but a single Blast: it will seize them while they are yet disputing among themselves

36:50 📚 4
فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةࣰ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ
فَلَا
artık
يَسْتَطِيعُونَ
güçleri yetmez
تَوْصِيَةًۭ
bir vasiyete
وَلَآ
ne de
إِلَىٰٓ
ailelerine
أَهْلِهِمْ
their people
يَرْجِعُونَ
dönmeye

Diyanet İşleri MealiO zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler

Yusuf AliNo (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people

36:51 📚 1
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ
وَنُفِخَ
ve üflendi
فِى
sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
فَإِذَا
işte
هُم
onlar
مِّنَ
kabirlerden
ٱلْأَجْدَاثِ
the graves
إِلَىٰ
Rablerine
رَبِّهِمْ
their Lord
يَنسِلُونَ
koşuyorlar

Diyanet İşleri MealiSura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar

Yusuf AliThe trumpet shall be sounded, when behold! from the sepulchres (men) will rush forth to their Lord

36:52 📚 2
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
قَالُوا۟
dediler
يَـٰوَيْلَنَا
eyvah bize
مَنۢ
kim?
بَعَثَنَا
bizi kaldırdı
مِن
yattığımız yerden
مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ
our sleeping place
هَـٰذَا
işte budur
مَا
şey
وَعَدَ
va'dettiği
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'ın
وَصَدَقَ
demek doğru söylemiş
ٱلْمُرْسَلُونَ
peygamberler

Diyanet İşleri MealiVah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir

Yusuf AliThey will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"... (A voice will say:) "This is what (God) Most Gracious had promised. And true was the word of the apostles

36:53
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ
إِن
hayır
كَانَتْ
olur
إِلَّا
sadece
صَيْحَةًۭ
gürültü
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
فَإِذَا
hemen
هُمْ
onların
جَمِيعٌۭ
hepsi
لَّدَيْنَا
huzurumuza
مُحْضَرُونَ
getirilirler

Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur

Yusuf AliIt will be no more than a single Blast, when lo! they will all be brought up before Us

36:54
فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
فَٱلْيَوْمَ
o gün
لَا
haksızlık yapılmaz
تُظْلَمُ
will be wronged
نَفْسٌۭ
hiç kimseye
شَيْـًۭٔا
hiçbir şekilde
وَلَا
ve
تُجْزَوْنَ
siz cezalandırılmazsınız
إِلَّا
dışında
مَا
olduklarınızın
كُنتُمْ
you used (to)
تَعْمَلُونَ
yapmış

Diyanet İşleri MealiArtık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz

Yusuf AliThen, on that Day, not a soul will be wronged in the least, and ye shall but be repaid the meeds of your past Deeds

36:55
إِنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِي شُغُلࣲ فَٰكِهُونَ
إِنَّ
şüphesiz
أَصْحَـٰبَ
halkı
ٱلْجَنَّةِ
cennet
ٱلْيَوْمَ
o gün
فِى
içinde
شُغُلٍۢ
bir meşguliyet
فَـٰكِهُونَ
eğlenirler

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler

Yusuf AliVerily the Companions of the Garden shall that Day have joy in all that they do

36:56
هُمۡ وَأَزۡوَٰجُهُمۡ فِي ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
هُمْ
kendileri
وَأَزْوَٰجُهُمْ
ve eşleri
فِى
gölgelerde
ظِلَـٰلٍ
shades
عَلَى
üzerine
ٱلْأَرَآئِكِ
koltuklar
مُتَّكِـُٔونَ
yaslanmışlardır

Diyanet İşleri MealiOnlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır

Yusuf AliThey and their associates will be in groves of (cool) shade, reclining on Thrones (of dignity)

36:57
لَهُمۡ فِيهَا فَٰكِهَةࣱ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
لَهُمْ
onlar için vardır
فِيهَا
orada
فَـٰكِهَةٌۭ
meyvalar
وَلَهُم
ve onlar için vardır
مَّا
her şey
يَدَّعُونَ
istedikleri

Diyanet İşleri MealiOrada meyveler ve her istedikleri onlarındır

Yusuf Ali(Every) fruit (enjoyment) will be there for them; they shall have whatever they call for

36:58
سَلَٰمࣱ قَوۡلࣰ ا مِّن رَّبࣲّ رَّحِيمࣲ‏
سَلَـٰمٌۭ
selam (vardır)
قَوْلًۭا
sözle
مِّن
Rabden
رَّبٍّۢ
a Lord
رَّحِيمٍۢ
çok esirgeyen

Diyanet İşleri MealiMerhametli olan Rab katından onlara selam vardır

Yusuf AliPeace!" - a word (of salutation) from a Lord Most Merciful

36:59
وَٱمۡتَٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
وَٱمْتَـٰزُوا۟
şöyle ayrılın
ٱلْيَوْمَ
bugün
أَيُّهَا
ey
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi

Yusuf AliAnd O ye in sin! Get ye apart this Day

36:60
۞أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏
۞ أَلَمْ
ben and vermedim mi?
أَعْهَدْ
I enjoin
إِلَيْكُمْ
size
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
ءَادَمَ
Adem
أَن
diye
لَّا
tapmayın
تَعْبُدُوا۟
worship
ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ
şeytana
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَكُمْ
sizin
عَدُوٌّۭ
düşmanınızdır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi

Yusuf AliDid I not enjoin on you, O ye Children of Adam, that ye should not worship Satan; for that he was to you an enemy avowed

36:61
وَأَنِ ٱعۡبُدُونِيۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ‏
وَأَنِ
ve
ٱعْبُدُونِى ۚ
bana tapın
هَـٰذَا
budur
صِرَٰطٌۭ
yol
مُّسْتَقِيمٌۭ
doğru

Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi

Yusuf AliAnd that ye should worship Me, (for that) this was the Straight Way

36:62
وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلࣰّ ا كَثِيرًاۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَضَلَّ
saptırmıştı
مِنكُمْ
sizden
جِبِلًّۭا
kuşağı
كَثِيرًا ۖ
birçok
أَفَلَمْ
olmaz mısınız?
تَكُونُوا۟
you
تَعْقِلُونَ
düşünenlerden

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz

Yusuf AliBut he did lead astray a great multitude of you. Did ye not, then, understand

36:63
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ
هَـٰذِهِۦ
işte
جَهَنَّمُ
cehennem
ٱلَّتِى
ki
كُنتُمْ
size
تُوعَدُونَ
va'dedilen

Diyanet İşleri Mealiİşte bu, size söz verilen cehennemdir

Yusuf AliThis is the Hell of which ye were (repeatedly) warned

36:64
ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ
ٱصْلَوْهَا
oraya girin;
ٱلْيَوْمَ
bugün
بِمَا
dolayı
كُنتُمْ
inkarınızdan
تَكْفُرُونَ
disbelieve

Diyanet İşleri MealiBugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin

Yusuf AliEmbrace ye the (fire) this Day, for that ye (persistently) rejected (Truth)

36:65 📚 1
ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيهِمۡ وَتَشۡهَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
ٱلْيَوْمَ
o gün
نَخْتِمُ
mühürleriz
عَلَىٰٓ
üzerini
أَفْوَٰهِهِمْ
ağızları
وَتُكَلِّمُنَآ
ve bize söyler
أَيْدِيهِمْ
elleri
وَتَشْهَدُ
ve şahidlik eder
أَرْجُلُهُم
ayakları
بِمَا
neler
كَانُوا۟
idiyseler
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Diyanet İşleri Mealiİşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder

Yusuf AliThat Day shall We set a seal on their mouths. But their hands will speak to us, and their feet bear witness, to all that they did

36:66
وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِهِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ
وَلَوْ
ve eğer
نَشَآءُ
dilesek
لَطَمَسْنَا
silerdik
عَلَىٰٓ
üzerini
أَعْيُنِهِمْ
gözleri
فَٱسْتَبَقُوا۟
ve dökülürlerdi
ٱلصِّرَٰطَ
yola
فَأَنَّىٰ
ama nasıl?
يُبْصِرُونَ
görecekler

Diyanet İşleri MealiDilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi

Yusuf AliIf it had been our Will, We could surely have blotted out their eyes; then should they have run about groping for the Path, but how could they have seen

36:67
وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مُضِيࣰّ ا وَلَا يَرۡجِعُونَ
وَلَوْ
ve eğer
نَشَآءُ
dilesek
لَمَسَخْنَـٰهُمْ
değiştirip dondururduk
عَلَىٰ
onları oldukları yerde
مَكَانَتِهِمْ
their places
فَمَا
artık
ٱسْتَطَـٰعُوا۟
güçleri yetmez
مُضِيًّۭا
ileri gitmeye
وَلَا
ne de
يَرْجِعُونَ
geri dönmeye

Diyanet İşleri MealiDilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi

Yusuf AliAnd if it had been Our Will, We could have transformed them (to remain) in their places; then should they have been unable to move about, nor could they have returned (after error)

36:68
وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَكِّسۡهُ فِي ٱلۡخَلۡقِۚ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ
وَمَن
ve kime
نُّعَمِّرْهُ
uzun ömür versek
نُنَكِّسْهُ
onu baş aşağı çeviririz
فِى
yaratılışını
ٱلْخَلْقِ ۖ
the creation
أَفَلَا
akıllarını kullanmıyorlar mı?
يَعْقِلُونَ
they use intellect

Diyanet İşleri MealiUzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi

Yusuf AliIf We grant long life to any, We cause him to be reversed in nature: Will they not then understand

36:69
وَمَا عَلَّمۡنَٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِي لَهُۥٓۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ وَقُرۡءَانࣱ مُّبِينࣱ‏
وَمَا
biz ona öğretmedik
عَلَّمْنَـٰهُ
We taught him
ٱلشِّعْرَ
şiir
وَمَا
ve
يَنۢبَغِى
yakışmaz da
لَهُۥٓ ۚ
ona
إِنْ
hayır
هُوَ
O
إِلَّا
sadece
ذِكْرٌۭ
bir öğüt
وَقُرْءَانٌۭ
ve Kur'an'dır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri MealiBiz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır

Yusuf AliWe have not instructed the (Prophet) in Poetry, nor is it meet for him: this is no less than a Message and a Qur'an making things clear

36:70
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيࣰّ ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
لِّيُنذِرَ
uyarman için
مَن
kimseleri
كَانَ
olan
حَيًّۭا
diri
وَيَحِقَّ
ve hak olsun diye
ٱلْقَوْلُ
(azab) söz(ü)
عَلَى
karşı
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlere

Diyanet İşleri MealiDiri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın

Yusuf AliThat it may give admonition to any (who are) alive, and that the charge may be proved against those who reject (Truth)

36:71 📚 1
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَٰمࣰ ا فَهُمۡ لَهَا مَٰلِكُونَ
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّا
ki biz
خَلَقْنَا
yarattık
لَهُم
kendilerine
مِّمَّا
şeylerden
عَمِلَتْ
yaptıkları
أَيْدِينَآ
ellerimizin
أَنْعَـٰمًۭا
nice hayvanlar
فَهُمْ
kendileri
لَهَا
onlara
مَـٰلِكُونَ
malik olmaktadırlar

Diyanet İşleri MealiKudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar

Yusuf AliSee they not that it is We Who have created for them - among the things which Our hands have fashioned - cattle, which are under their dominion

36:72
وَذَلَّلۡنَٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡهَا رَكُوبُهُمۡ وَمِنۡهَا يَأۡكُلُونَ
وَذَلَّلْنَـٰهَا
onları boyun eğdirdik
لَهُمْ
kendilerine
فَمِنْهَا
onlardan bazıları
رَكُوبُهُمْ
binekleridir
وَمِنْهَا
ve onlardan bazılarını
يَأْكُلُونَ
yerler

Diyanet İşleri MealiOnları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır

Yusuf AliAnd that We have subjected them to their (use)? of them some do carry them and some they eat

36:73
وَلَهُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ
وَلَهُمْ
kendileri için vardır
فِيهَا
onlarda
مَنَـٰفِعُ
birçok yararlar
وَمَشَارِبُ ۖ
ve içecekler
أَفَلَا
hala şükretmiyorlar mı?
يَشْكُرُونَ
they give thanks

Diyanet İşleri MealiOnlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi

Yusuf AliAnd they have (other) profits from them (besides), and they get (milk) to drink. Will they not then be grateful

36:74
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّخَذُوا۟
ve edindiler
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
ءَالِهَةًۭ
tanrılar
لَّعَلَّهُمْ
onlar umarak
يُنصَرُونَ
yardım edilir

Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler

Yusuf AliYet they take (for worship) gods other than God, (hoping) that they might be helped

36:75 📚 1
لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندࣱ مُّحۡضَرُونَ
لَا
güçleri yetmez
يَسْتَطِيعُونَ
they are able
نَصْرَهُمْ
onlara yardım etmeye
وَهُمْ
ve onlar
لَهُمْ
onlar için
جُندٌۭ
askerlerdir
مُّحْضَرُونَ
hazırlanmış

Diyanet İşleri MealiOysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler

Yusuf AliThey have not the power to help them: but they will be brought up (before Our Judgment-seat) as a troop (to be condemned)

36:76 📚 1
فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ
فَلَا
seni üzmesin
يَحْزُنكَ
grieve you
قَوْلُهُمْ ۘ
onların sözü
إِنَّا
biz elbette
نَعْلَمُ
biliyoruz
مَا
onların gizlediklerini
يُسِرُّونَ
they conceal
وَمَا
ve
يُعْلِنُونَ
açığa vurduklarını

Diyanet İşleri MealiBunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz

Yusuf AliLet not their speech, then, grieve thee. Verily We know what they hide as well as what they disclose

36:77 📚 6
أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن نُّطۡفَةࣲ فَإِذَا هُوَ خَصِيمࣱ مُّبِينࣱ‏
أَوَلَمْ
görmedi mi?
يَرَ
see
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
أَنَّا
bizim
خَلَقْنَـٰهُ
kendisini yarattığımızı
مِن
bir nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ
a semen-drop
فَإِذَا
şimdi oldu
هُوَ
o
خَصِيمٌۭ
bir hasım
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri Mealiİnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar

Yusuf AliDoth not man see that it is We Who created him from sperm? yet behold! he (stands forth) as an open adversary

36:78
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلࣰ ا وَنَسِيَ خَلۡقَهُۥۖ قَالَ مَن يُحۡيِ ٱلۡعِظَٰمَ وَهِيَ رَمِيمࣱ‏
وَضَرَبَ
ve misal verdi
لَنَا
bize
مَثَلًۭا
bir örnekle
وَنَسِىَ
unutarak
خَلْقَهُۥ ۖ
kendi yaratılışını
قَالَ
dedi
مَن
kim?
يُحْىِ
diriltecek
ٱلْعِظَـٰمَ
kemikleri
وَهِىَ
şu
رَمِيمٌۭ
çürümüş

Diyanet İşleri Mealiİnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar

Yusuf AliAnd he makes comparisons for Us, and forgets his own (origin and) Creation: He says, "Who can give life to (dry) bones and decomposed ones (at that)

36:79 📚 9
قُلۡ يُحۡيِيهَا ٱلَّذِيٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةࣲۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ
قُلْ
de ki
يُحْيِيهَا
onları diriltecek
ٱلَّذِىٓ
yaratan
أَنشَأَهَآ
produced them
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۢ ۖ
defa
وَهُوَ
ve O
بِكُلِّ
her
خَلْقٍ
yaratmayı
عَلِيمٌ
bilir

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir

Yusuf AliSay, "He will give them life Who created them for the first time! for He is Well-versed in every kind of creation

36:80 📚 3
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارࣰ ا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ
ٱلَّذِى
O ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُم
size
مِّنَ
ağaçtan
ٱلشَّجَرِ
the tree
ٱلْأَخْضَرِ
yeşil
نَارًۭا
ateş
فَإِذَآ
işte
أَنتُم
siz
مِّنْهُ
ondan
تُوقِدُونَ
yakıyorsunuz

Diyanet İşleri MealiYaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız

Yusuf AliThe same Who produces for you fire out of the green tree, when behold! ye kindle therewith (your own fires)

36:81 📚 1
أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ
أَوَلَيْسَ
değil midir?
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِقَـٰدِرٍ
muktedir
عَلَىٰٓ
yaratmaya
أَن
[that]
يَخْلُقَ
create
مِثْلَهُم ۚ
onların benzerlerini
بَلَىٰ
elbette (yaratır)
وَهُوَ
O
ٱلْخَلَّـٰقُ
yaratıcıdır
ٱلْعَلِيمُ
çok bilen

Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir

Yusuf AliIs not He Who created the heavens and the earth able to create the like thereof?" - Yea, indeed! for He is the Creator Supreme, of skill and knowledge (infinite)

36:82
إِنَّمَآ أَمۡرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَمْرُهُۥٓ
O'nun işi
إِذَآ
zaman
أَرَادَ
istediği
شَيْـًٔا
bir şeyi
أَن
demesidir
يَقُولَ
He says
لَهُۥ
ona sadece
كُن
ol!
فَيَكُونُ
hemen oluverir

Diyanet İşleri MealiBir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur

Yusuf AliVerily, when He intends a thing, His Command is, "be", and it is

36:83 📚 1
فَسُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيۡءࣲ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
فَسُبْحَـٰنَ
yücedir
ٱلَّذِى
O ki
بِيَدِهِۦ
O'nun elindedir
مَلَكُوتُ
hükümranlığı
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Diyanet İşleri MealiHer şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir

Yusuf AliSo glory to Him in Whose hands is the dominion of all things: and to Him will ye be all brought back

← Önceki Sonraki →

36. Yaseen Suresi | Anlam Arayışı