36. Yaseen سُورَةُ يسٓ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
36:1 ▶ ⧉ ☆
يسٓ
Süleyman Ateş Yasin
36:2 ▶ ⧉ ☆
وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ
وَٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a andolsun
Süleyman Ateş Hikmetli Kur'an'a andolsun
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
لَمِنَ
gönderilmiş elçilerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers
Süleyman Ateş Kuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin
36:4 ▶ ⧉ ☆
عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ
Süleyman Ateş Dosdoğru bir yol üzerinde
36:5 ▶ ⧉ ☆
تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
تَنزِيلَ
indirdiği (üzerindesin)
ٱلرَّحِيمِ
çok esirgeyenin
Süleyman Ateş Yani üstün ve çok esirgeyen Allah'ın indirdiği (Kur'an yolu) üzerindesin
36:6 ▶ ⧉ ☆
لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَٰفِلُونَ
غَـٰفِلُونَ
gaflet içindedirler
Süleyman Ateş Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik)
لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
Süleyman Ateş Andolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar
36:8 ▶ ⧉ ☆
إِنَّا جَعَلۡنَا فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ أَغۡلَٰلࣰ ا فَهِيَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ
أَعْنَـٰقِهِمْ
their necks
إِلَى
çenelere kadar dayanır
مُّقْمَحُونَ
kafaları kalkıktır
Süleyman Ateş Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır
36:9 ▶ ⧉ ☆
وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ سَدࣰّ ا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدࣰّ ا فَأَغۡشَيۡنَٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ
وَجَعَلْنَا
ve kıldık (çektik)
فَأَغْشَيْنَـٰهُمْ
ve onları kapattık
Süleyman Ateş Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler
36:10 ▶ ⧉ ☆
وَسَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
ءَأَنذَرْتَهُمْ
uyarsan (da)
يُؤْمِنُونَ
they will believe
Süleyman Ateş Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةࣲ وَأَجۡرࣲ كَرِيمٍ
فَبَشِّرْهُ
işte öylesini müjdele
بِمَغْفِرَةٍۢ
bir mağfiretle
وَأَجْرٍۢ
ve bir mükafatla
Süleyman Ateş Sen ancak Zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele
36:12 ▶ ⧉ ☆
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ فِيٓ إِمَامࣲ مُّبِينࣲ
وَءَاثَـٰرَهُمْ ۚ
ve eserlerini
أَحْصَيْنَـٰهُ
ayrıntılı kaydettik
Süleyman Ateş Biziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir
36:13 ▶ ⧉ ☆
وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلًا أَصۡحَٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
Süleyman Ateş Onlara elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat
إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثࣲ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ
فَكَذَّبُوهُمَا
onları yalanladılar
فَعَزَّزْنَا
biz de destekledik
مُّرْسَلُونَ
gönderilen elçileriz
Süleyman Ateş Biz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz
قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَٰنُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ
تَكْذِبُونَ
yalan söylüyorsunuz
Süleyman Ateş (Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz
قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ
لَمُرْسَلُونَ
gönderilmiş elçileriz
Süleyman Ateş (Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz
36:17 ▶ ⧉ ☆
وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
عَلَيْنَآ
üzerimize düşen
Süleyman Ateş Bizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır
36:18 ▶ ⧉ ☆
قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمࣱ
تَطَيَّرْنَا
uğursuzluğa uğradık
لَنَرْجُمَنَّكُمْ
sizi mutlaka taşlarız
وَلَيَمَسَّنَّكُم
ve size dokunur
Süleyman Ateş (Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur
36:19 ▶ ⧉ ☆
قَالُواْ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمۡ أَئِن ذُكِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ مُّسۡرِفُونَ
طَـٰٓئِرُكُم
uğursuzluğunuz
مَّعَكُمْ ۚ
sizin kendinizdedir
أَئِن
size öğüt verildiğiiçin mi?
ذُكِّرْتُم ۚ
you are admonished
Süleyman Ateş (Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz
36:20 ▶ ⧉ ☆
وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلࣱ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
أَقْصَا
(the) farthest end
Süleyman Ateş Kentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi
36:21 ▶ ⧉ ☆
ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـَٔلُكُمۡ أَجۡرࣰ ا وَهُم مُّهۡتَدُونَ
يَسْـَٔلُكُمْ
ask (of) you
مُّهْتَدُونَ
doğru yoldadırlar
Süleyman Ateş Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar
وَمَالِيَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz
Süleyman Ateş Ben niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O'na döndürüleceksiniz
36:23 ▶ ⧉ ☆
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَٰنُ بِضُرࣲّ لَّا تُغۡنِ عَنِّي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُنقِذُونِ
شَفَـٰعَتُهُمْ
onların şefa'ati
يُنقِذُونِ
onlar beni kurtaramazlar
Süleyman Ateş O'ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefa'ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar
36:24 ▶ ⧉ ☆
إِنِّيٓ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
Süleyman Ateş O takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum
36:25 ▶ ⧉ ☆
إِنِّيٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ
بِرَبِّكُمْ
sizin Rabbinize
فَٱسْمَعُونِ
beni dinleyin
Süleyman Ateş Ben sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin
36:26 ▶ ⧉ ☆
قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَٰلَيۡتَ قَوۡمِي يَعۡلَمُونَ
Süleyman Ateş Ona: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi
36:27 ▶ ⧉ ☆
بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ
وَجَعَلَنِى
ve beni kıldığını
ٱلْمُكْرَمِينَ
the honored ones
Süleyman Ateş Rabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını
۞وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندࣲ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
Süleyman Ateş Ondan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu)
36:29 ▶ ⧉ ☆
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ خَٰمِدُونَ
Süleyman Ateş Sadece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler
يَٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
يَـٰحَسْرَةً
ey (ah!) yazık
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ederlerdi
Süleyman Ateş Yazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi
أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّهُمۡ إِلَيۡهِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
قَبْلَهُم
kendilerinden önce
ٱلْقُرُونِ
the generations
يَرْجِعُونَ
will not return
Süleyman Ateş Görmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler
وَإِن كُلࣱّ لَّمَّا جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ
مُحْضَرُونَ
getirileceklerdir
Süleyman Ateş Ancak hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir
36:33 ▶ ⧉ ☆
وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبࣰّ ا فَمِنۡهُ يَأۡكُلُونَ
أَحْيَيْنَـٰهَا
biz onu dirilttik
Süleyman Ateş Ölü toprak, onlar için bir ayettir , (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar
36:34 ▶ ⧉ ☆
وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّٰتࣲ مِّن نَّخِيلࣲ وَأَعۡنَٰبࣲ وَفَجَّرۡنَا فِيهَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ
Süleyman Ateş Orada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık
لِيَأۡكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ
لِيَأْكُلُوا۟
yemeleri için
أَفَلَا
hala şükretmiyorlar mı?
يَشْكُرُونَ
they be grateful
Süleyman Ateş Ki o(suyun, yahut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ
وَمِمَّا
ve nice şeylerden
Süleyman Ateş Ne yücedir O (Allah) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır
وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ
مُّظْلِمُونَ
karanlıkta kalıverirler
Süleyman Ateş Gece de onlar için bir ayettir . Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler
وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِي لِمُسۡتَقَرࣲّ لَّهَاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ
لِمُسْتَقَرٍّۢ
karar bulacağı yere
Süleyman Ateş Güneş de kendi müstekarrı (istikrarı veya istikrar bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allah)ın takdiridir
36:39 ▶ ⧉ ☆
وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ
كَٱلْعُرْجُونِ
hurma sapına benzer
Süleyman Ateş Aya da konaklar tayin ettik. Nihayet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hale geldi
لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِي لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِۚ وَكُلࣱّ فِي فَلَكࣲ يَسۡبَحُونَ
فِى
bir felekte (yörüngede)
يَسْبَحُونَ
yüzmektedirler
Süleyman Ateş Ne güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler
وَءَايَةࣱ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
ذُرِّيَّتَهُمْ
onların çoçuklarını
Süleyman Ateş Onlar için bir ayet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız
وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ
وَخَلَقْنَا
ve yaratmamızdır
مِّثْلِهِۦ
(the) likes of it
Süleyman Ateş Ve kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır
وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ
نُغْرِقْهُمْ
onları (suda) boğarız
Süleyman Ateş Dilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar
36:44 ▶ ⧉ ☆
إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينࣲ
رَحْمَةًۭ
bir rahmet (vardır)
Süleyman Ateş Ancak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız)
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
تُرْحَمُونَ
esirgenirsiniz
Süleyman Ateş Onlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar)
36:46 ▶ ⧉ ☆
وَمَا تَأۡتِيهِم مِّنۡ ءَايَةࣲ مِّنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ
Süleyman Ateş Zaten, onlara Rabblerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُۥٓ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ
مِمَّا
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ
(has) provided you
أَنُطْعِمُ
biz mi yedirelim?
Süleyman Ateş Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler
36:48 ▶ ⧉ ☆
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
ٱلْوَعْدُ
tehdid (ettiğiniz azab)
صَـٰدِقِينَ
doğru söylüyor(lar)
Süleyman Ateş Ve: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?" diyorlar
36:49 ▶ ⧉ ☆
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ
تَأْخُذُهُمْ
ansızın onları yakalar
يَخِصِّمُونَ
çekişip dururlarken
Süleyman Ateş Onların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar
فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةࣰ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ
يَسْتَطِيعُونَ
güçleri yetmez
Süleyman Ateş Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ
Süleyman Ateş Sur'a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ
our sleeping place
وَصَدَقَ
demek doğru söylemiş
ٱلْمُرْسَلُونَ
peygamberler
Süleyman Ateş Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş
36:53 ▶ ⧉ ☆
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ
Süleyman Ateş Sadece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler
36:54 ▶ ⧉ ☆
فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
تُجْزَوْنَ
siz cezalandırılmazsınız
Süleyman Ateş O gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz
36:55 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِي شُغُلࣲ فَٰكِهُونَ
Süleyman Ateş O gün cennet halkı , bir iş içinde eğlenirler
36:56 ▶ ⧉ ☆
هُمۡ وَأَزۡوَٰجُهُمۡ فِي ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
مُتَّكِـُٔونَ
yaslanmışlardır
Süleyman Ateş Kendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır
36:57 ▶ ⧉ ☆
لَهُمۡ فِيهَا فَٰكِهَةࣱ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
وَلَهُم
ve onlar için vardır
Süleyman Ateş Orada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır
36:58 ▶ ⧉ ☆
سَلَٰمࣱ قَوۡلࣰ ا مِّن رَّبࣲّ رَّحِيمࣲ
Süleyman Ateş Çok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selam (vardır)
36:59 ▶ ⧉ ☆
وَٱمۡتَٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
وَٱمْتَـٰزُوا۟
şöyle ayrılın
Süleyman Ateş Ey suçlular, bugün şöyle ayrılın
36:60 ▶ ⧉ ☆
۞أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ
۞ أَلَمْ
ben and vermedim mi?
Süleyman Ateş Ey Adem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır. Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe
36:61 ▶ ⧉ ☆
وَأَنِ ٱعۡبُدُونِيۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ
Süleyman Ateş Bana tapın doğru yol budur diye
36:62 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلࣰّ ا كَثِيرًاۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ
Süleyman Ateş O, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz
36:63 ▶ ⧉ ☆
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ
Süleyman Ateş İşte size söylenen cehennem
36:64 ▶ ⧉ ☆
ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ
Süleyman Ateş İnkarınızdan dolayı bugün oraya girin
ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيهِمۡ وَتَشۡهَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
وَتُكَلِّمُنَآ
ve bize söyler
وَتَشْهَدُ
ve şahidlik eder
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)
Süleyman Ateş O gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder
36:66 ▶ ⧉ ☆
وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِهِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ
فَٱسْتَبَقُوا۟
ve dökülürlerdi
Süleyman Ateş Dilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler
36:67 ▶ ⧉ ☆
وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مُضِيࣰّ ا وَلَا يَرۡجِعُونَ
لَمَسَخْنَـٰهُمْ
değiştirip dondururduk
عَلَىٰ
onları oldukları yerde
مَكَانَتِهِمْ
their places
ٱسْتَطَـٰعُوا۟
güçleri yetmez
Süleyman Ateş Dilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi
36:68 ▶ ⧉ ☆
وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَكِّسۡهُ فِي ٱلۡخَلۡقِۚ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ
نُّعَمِّرْهُ
uzun ömür versek
نُنَكِّسْهُ
onu baş aşağı çeviririz
أَفَلَا
akıllarını kullanmıyorlar mı?
يَعْقِلُونَ
they use intellect
Süleyman Ateş Kime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı
36:69 ▶ ⧉ ☆
وَمَا عَلَّمۡنَٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِي لَهُۥٓۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ وَقُرۡءَانࣱ مُّبِينࣱ
عَلَّمْنَـٰهُ
We taught him
وَقُرْءَانٌۭ
ve Kur'an'dır
Süleyman Ateş Biz ona (Muhammed'e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır
36:70 ▶ ⧉ ☆
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيࣰّ ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَيَحِقَّ
ve hak olsun diye
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlere
Süleyman Ateş (Bu Kur'an Muhammed'e vahyedilmiştir) Ki, diri olanları uyarsın ve inkar edenlere de (azab) söz(ü) hak olsun
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَٰمࣰ ا فَهُمۡ لَهَا مَٰلِكُونَ
أَنْعَـٰمًۭا
nice hayvanlar
مَـٰلِكُونَ
malik olmaktadırlar
Süleyman Ateş Görmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara malik olmaktadırlar
36:72 ▶ ⧉ ☆
وَذَلَّلۡنَٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡهَا رَكُوبُهُمۡ وَمِنۡهَا يَأۡكُلُونَ
وَذَلَّلْنَـٰهَا
onları boyun eğdirdik
فَمِنْهَا
onlardan bazıları
وَمِنْهَا
ve onlardan bazılarını
Süleyman Ateş Onları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir, ve onlardan bazılarını da yerler
36:73 ▶ ⧉ ☆
وَلَهُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ
وَلَهُمْ
kendileri için vardır
مَنَـٰفِعُ
birçok yararlar
وَمَشَارِبُ ۖ
ve içecekler
أَفَلَا
hala şükretmiyorlar mı?
يَشْكُرُونَ
they give thanks
Süleyman Ateş Kendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı
36:74 ▶ ⧉ ☆
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّخَذُوا۟
ve edindiler
Süleyman Ateş Belki kendilerine yardım edilir diye Allah'tan başka tanrılar edindiler
لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندࣱ مُّحۡضَرُونَ
يَسْتَطِيعُونَ
they are able
نَصْرَهُمْ
onlara yardım etmeye
Süleyman Ateş (O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar)
فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ
مَا
onların gizlediklerini
يُعْلِنُونَ
açığa vurduklarını
Süleyman Ateş Onların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz
أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن نُّطۡفَةࣲ فَإِذَا هُوَ خَصِيمࣱ مُّبِينࣱ
خَلَقْنَـٰهُ
kendisini yarattığımızı
Süleyman Ateş İnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe(sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi
36:78 ▶ ⧉ ☆
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلࣰ ا وَنَسِيَ خَلۡقَهُۥۖ قَالَ مَن يُحۡيِ ٱلۡعِظَٰمَ وَهِيَ رَمِيمࣱ
خَلْقَهُۥ ۖ
kendi yaratılışını
Süleyman Ateş Kendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi
قُلۡ يُحۡيِيهَا ٱلَّذِيٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةࣲۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ
يُحْيِيهَا
onları diriltecek
Süleyman Ateş De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارࣰ ا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ
Süleyman Ateş O size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz
أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ
مِثْلَهُم ۚ
onların benzerlerini
Süleyman Ateş Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır
36:82 ▶ ⧉ ☆
إِنَّمَآ أَمۡرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
Süleyman Ateş O'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir
فَسُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيۡءࣲ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz
Süleyman Ateş Yücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O'nun elindedir ve siz O'na döndürüleceksiniz
← Önceki Sonraki →