☪ Anlam Arayışı

36. Yaseen سُورَةُ يسٓ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
36:1
يسٓ
يسٓ
Yâ Sîn

Süleyman AteşYasin

Elmalılı Hamdi YazırYâsîn

36:2
وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ
وَٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a andolsun
ٱلْحَكِيمِ
hikmetli

Süleyman AteşHikmetli Kur'an'a andolsun

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin

36:3 📚 4
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
لَمِنَ
gönderilmiş elçilerdensin
ٱلْمُرْسَلِينَ
the Messengers

Süleyman AteşKuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin

36:4
عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
عَلَىٰ
üzerinde
صِرَٰطٍۢ
bir yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
dosdoğru

Süleyman AteşDosdoğru bir yol üzerinde

Elmalılı Hamdi YazırDosdoğru bir yol üzerindesin

36:5
تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
تَنزِيلَ
indirdiği (üzerindesin)
ٱلْعَزِيزِ
üstün olanın
ٱلرَّحِيمِ
çok esirgeyenin

Süleyman AteşYani üstün ve çok esirgeyen Allah'ın indirdiği (Kur'an yolu) üzerindesin

Elmalılı Hamdi YazırBabaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın

36:6
لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَٰفِلُونَ
لِتُنذِرَ
uyarman için
قَوْمًۭا
bir toplumu
مَّآ
uyarılmamış
أُنذِرَ
were warned
ءَابَآؤُهُمْ
babaları
فَهُمْ
bu yüzden onlar
غَـٰفِلُونَ
gaflet içindedirler

Süleyman AteşBabaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik)

Elmalılı Hamdi YazırBabaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın

36:7 📚 1
لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
لَقَدْ
andolsun
حَقَّ
hak oldu
ٱلْقَوْلُ
o söz
عَلَىٰٓ
üzerine
أَكْثَرِهِمْ
onların çoğu
فَهُمْ
artık onlar
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Süleyman AteşAndolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler

36:8
إِنَّا جَعَلۡنَا فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ أَغۡلَٰلࣰ ا فَهِيَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ
إِنَّا
elbette biz
جَعَلْنَا
geçirdik
فِىٓ
onların boyunlarına
أَعْنَـٰقِهِمْ
their necks
أَغْلَـٰلًۭا
halkalar
فَهِىَ
o (halkalar)
إِلَى
çenelere kadar dayanır
ٱلْأَذْقَانِ
the chins
فَهُم
bu yüzden onların
مُّقْمَحُونَ
kafaları kalkıktır

Süleyman AteşBiz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar

36:9
وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ سَدࣰّ ا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدࣰّ ا فَأَغۡشَيۡنَٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ
وَجَعَلْنَا
ve kıldık (çektik)
مِنۢ
önlerinden
بَيْنِ
before/between
أَيْدِيهِمْ
önlerinden
سَدًّۭا
bir sed
وَمِنْ
ve
خَلْفِهِمْ
arkalarından
سَدًّۭا
bir sed
فَأَغْشَيْنَـٰهُمْ
ve onları kapattık
فَهُمْ
artık onlar
لَا
görmezler
يُبْصِرُونَ
see

Süleyman AteşÖnlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler

Elmalılı Hamdi YazırHem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler

36:10
وَسَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ
وَسَوَآءٌ
birdir
عَلَيْهِمْ
onlar için
ءَأَنذَرْتَهُمْ
uyarsan (da)
أَمْ
yada
لَمْ
uyarmasan (da)
تُنذِرْهُمْ
warn them
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
they will believe

Süleyman AteşOnları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar

Elmalılı Hamdi YazırOnları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar

36:11 📚 3
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةࣲ وَأَجۡرࣲ كَرِيمٍ
إِنَّمَا
ancak
تُنذِرُ
sen uyarabilirsin
مَنِ
kimseyi
ٱتَّبَعَ
uyan
ٱلذِّكْرَ
Zikre
وَخَشِىَ
ve korkan
ٱلرَّحْمَـٰنَ
Rahman'dan
بِٱلْغَيْبِ ۖ
görmeden
فَبَشِّرْهُ
işte öylesini müjdele
بِمَغْفِرَةٍۢ
bir mağfiretle
وَأَجْرٍۢ
ve bir mükafatla
كَرِيمٍ
güzel

Süleyman AteşSen ancak Zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele

Elmalılı Hamdi YazırSen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele

36:12
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ فِيٓ إِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏
إِنَّا
şüphe yokki biz
نَحْنُ
biz
نُحْىِ
diriltiriz
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَنَكْتُبُ
ve yazarız
مَا
şeyleri (işleri)
قَدَّمُوا۟
öne sürdükleri
وَءَاثَـٰرَهُمْ ۚ
ve eserlerini
وَكُلَّ
ve her
شَىْءٍ
şeyi
أَحْصَيْنَـٰهُ
ayrıntılı kaydettik
فِىٓ
bir sicile
إِمَامٍۢ
a Register
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşBiziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imamı mübin"de (ana kitapta, yani Levhi mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir

36:13
وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلًا أَصۡحَٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ
وَٱضْرِبْ
ve anlat
لَهُم
onlara
مَّثَلًا
misal olarak
أَصْحَـٰبَ
halkını
ٱلْقَرْيَةِ
şu kent
إِذْ
zaman
جَآءَهَا
geldiği
ٱلْمُرْسَلُونَ
elçiler

Süleyman AteşOnlara elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat

Elmalılı Hamdi YazırSen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti

36:14 📚 1
إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثࣲ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ
إِذْ
biz gönderdik
أَرْسَلْنَآ
We sent
إِلَيْهِمُ
onlara
ٱثْنَيْنِ
iki (elçi)
فَكَذَّبُوهُمَا
onları yalanladılar
فَعَزَّزْنَا
biz de destekledik
بِثَالِثٍۢ
üçüncüsüyle
فَقَالُوٓا۟
dediler ki
إِنَّآ
biz elbette
إِلَيْكُم
size
مُّرْسَلُونَ
gönderilen elçileriz

Süleyman AteşBiz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz

Elmalılı Hamdi YazırHani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler

36:15 📚 3
قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَٰنُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
مَآ
değilsiniz
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
başka bir şey
بَشَرٌۭ
insandan
مِّثْلُنَا
bizim gibi
وَمَآ
ve
أَنزَلَ
indirmemiştir
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
مِن
hiçbir
شَىْءٍ
şey
إِنْ
hayır!
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
sadece
تَكْذِبُونَ
yalan söylüyorsunuz

Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırOnlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler

36:16 📚 2
قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
رَبُّنَا
Rabbimiz
يَعْلَمُ
bilir ki
إِنَّآ
biz elbette
إِلَيْكُمْ
size
لَمُرْسَلُونَ
gönderilmiş elçileriz

Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz

Elmalılı Hamdi YazırPeygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz

36:17
وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ
وَمَا
ve yoktur
عَلَيْنَآ
üzerimize düşen
إِلَّا
başka bir şey
ٱلْبَلَـٰغُ
duyurmaktan
ٱلْمُبِينُ
açıkça

Süleyman AteşBizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır

Elmalılı Hamdi YazırBize düşen de sadece apaçık tebliğdir

36:18
قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
قَالُوٓا۟
dediler ki
إِنَّا
doğrusu biz
تَطَيَّرْنَا
uğursuzluğa uğradık
بِكُمْ ۖ
sizin yüzünüzden
لَئِن
eğer
لَّمْ
vazgeçmezseniz
تَنتَهُوا۟
you desist
لَنَرْجُمَنَّكُمْ
sizi mutlaka taşlarız
وَلَيَمَسَّنَّكُم
ve size dokunur
مِّنَّا
bizden
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur

Elmalılı Hamdi YazırOnlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur

36:19
قَالُواْ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمۡ أَئِن ذُكِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ مُّسۡرِفُونَ
قَالُوا۟
dediler ki
طَـٰٓئِرُكُم
uğursuzluğunuz
مَّعَكُمْ ۚ
sizin kendinizdedir
أَئِن
size öğüt verildiğiiçin mi?
ذُكِّرْتُم ۚ
you are admonished
بَلْ
hayır
أَنتُمْ
siz
قَوْمٌۭ
bir kavimsiniz
مُّسْرِفُونَ
aşırı giden

Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz

Elmalılı Hamdi YazırPeygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz

36:20
وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلࣱ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ
وَجَآءَ
ve geldi
مِنْ
en uzak yerinden
أَقْصَا
(the) farthest end
ٱلْمَدِينَةِ
kentin
رَجُلٌۭ
bir adam
يَسْعَىٰ
koşarak
قَالَ
dedi
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
ٱلْمُرْسَلِينَ
elçilere

Süleyman AteşKentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi

Elmalılı Hamdi YazırO sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere

36:21
ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـَٔلُكُمۡ أَجۡرࣰ ا وَهُم مُّهۡتَدُونَ
ٱتَّبِعُوا۟
uyun
مَن
kimselere
لَّا
sizden istemeyen
يَسْـَٔلُكُمْ
ask (of) you
أَجْرًۭا
bir ücret
وَهُم
ve onlar
مُّهْتَدُونَ
doğru yoldadırlar

Süleyman AteşSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar

Elmalılı Hamdi YazırUyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir

36:22 📚 1
وَمَالِيَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
وَمَا
ve
لِىَ
ben niçin?
لَآ
kulluk etmeyeyim
أَعْبُدُ
I worship
ٱلَّذِى
beni yaratana
فَطَرَنِى
created me
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Süleyman AteşBen niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O'na döndürüleceksiniz

Elmalılı Hamdi YazırBana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz

36:23
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَٰنُ بِضُرࣲّ لَّا تُغۡنِ عَنِّي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُنقِذُونِ
ءَأَتَّخِذُ
edinir miyim?
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
ءَالِهَةً
tanrılar
إِن
eğer
يُرِدْنِ
bana dilese
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman
بِضُرٍّۢ
bir zarar vermek
لَّا
sağlamaz
تُغْنِ
will avail
عَنِّى
bana
شَفَـٰعَتُهُمْ
onların şefa'ati
شَيْـًۭٔا
hiçbir (fayda)
وَلَا
ve asla
يُنقِذُونِ
onlar beni kurtaramazlar

Süleyman AteşO'ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefa'ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar

Elmalılı Hamdi YazırHiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar

36:24
إِنِّيٓ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
إِذًۭا
o takdirde
لَّفِى
içinde olurum
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍ
apaçık

Süleyman AteşO takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum

36:25
إِنِّيٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ
إِنِّىٓ
şüphesiz ben
ءَامَنتُ
inandım
بِرَبِّكُمْ
sizin Rabbinize
فَٱسْمَعُونِ
beni dinleyin

Süleyman AteşBen sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni

36:26
قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَٰلَيۡتَ قَوۡمِي يَعۡلَمُونَ
قِيلَ
denilince
ٱدْخُلِ
gir!
ٱلْجَنَّةَ ۖ
cennete
قَالَ
dedi ki
يَـٰلَيْتَ
ey keşke
قَوْمِى
kavmim
يَعْلَمُونَ
bilseydi

Süleyman AteşOna: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi

Elmalılı Hamdi Yazır(Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi

36:27
بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ
بِمَا
ne yüzden
غَفَرَ
bağışladığını
لِى
beni
رَبِّى
Rabbimin
وَجَعَلَنِى
ve beni kıldığını
مِنَ
ağırlananlardan
ٱلْمُكْرَمِينَ
the honored ones

Süleyman AteşRabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını

Elmalılı Hamdi YazırRabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını

36:28 📚 1
۞وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندࣲ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
۞ وَمَآ
ve
أَنزَلْنَا
biz indirmedik
عَلَىٰ
üzerine
قَوْمِهِۦ
kavminin
مِنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦ
after him
مِن
hiçbir
جُندٍۢ
ordu
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
وَمَا
ve
كُنَّا
değildik
مُنزِلِينَ
indirici

Süleyman AteşOndan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu)

Elmalılı Hamdi YazırBiz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik

36:29
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ خَٰمِدُونَ
إِن
hayır
كَانَتْ
oldu
إِلَّا
sadece
صَيْحَةًۭ
korkunç gürültü
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
فَإِذَا
hemen
هُمْ
onlar
خَـٰمِدُونَ
sönüverdiler

Süleyman AteşSadece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler

Elmalılı Hamdi YazırSadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler

36:30 📚 1
يَٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
يَـٰحَسْرَةً
ey (ah!) yazık
عَلَى
şu kullara
ٱلْعِبَادِ ۚ
the servants
مَا
onlara gelmez ki
يَأْتِيهِم
came to them
مِّن
hiçbir
رَّسُولٍ
elçi
إِلَّا
mutlaka
كَانُوا۟
onlar
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ederlerdi

Süleyman AteşYazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi

Elmalılı Hamdi YazırYazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı

36:31 📚 1
أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّهُمۡ إِلَيۡهِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ
أَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
كَمْ
nice
أَهْلَكْنَا
yok ettik
قَبْلَهُم
kendilerinden önce
مِّنَ
nesillerden
ٱلْقُرُونِ
the generations
أَنَّهُمْ
onlar
إِلَيْهِمْ
kendilerine
لَا
bir daha dönmezler
يَرْجِعُونَ
will not return

Süleyman AteşGörmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler

Elmalılı Hamdi YazırGörmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar

36:32 📚 2
وَإِن كُلࣱّ لَّمَّا جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ
وَإِن
ancak
كُلٌّۭ
hepsi
لَّمَّا
zaman
جَمِيعٌۭ
toplandığı
لَّدَيْنَا
huzurumuza
مُحْضَرُونَ
getirileceklerdir

Süleyman AteşAncak hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir

Elmalılı Hamdi YazırOnların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir

36:33
وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبࣰّ ا فَمِنۡهُ يَأۡكُلُونَ
وَءَايَةٌۭ
ve bir ayettir
لَّهُمُ
onlar için
ٱلْأَرْضُ
toprak
ٱلْمَيْتَةُ
ölü
أَحْيَيْنَـٰهَا
biz onu dirilttik
وَأَخْرَجْنَا
ve çıkardık
مِنْهَا
ondan
حَبًّۭا
dane
فَمِنْهُ
ve ondan
يَأْكُلُونَ
yiyorlar

Süleyman AteşÖlü toprak, onlar için bir ayettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar

Elmalılı Hamdi YazırHem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar

36:34
وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّٰتࣲ مِّن نَّخِيلࣲ وَأَعۡنَٰبࣲ وَفَجَّرۡنَا فِيهَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ
وَجَعَلْنَا
ve yarattık
فِيهَا
orada
جَنَّـٰتٍۢ
bahçeleri
مِّن
hurma
نَّخِيلٍۢ
date-palms
وَأَعْنَـٰبٍۢ
ve üzüm
وَفَجَّرْنَا
ve akıttık
فِيهَا
orada
مِنَ
çeşmelerden
ٱلْعُيُونِ
the springs

Süleyman AteşOrada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık

Elmalılı Hamdi YazırBiz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık

36:35 📚 1
لِيَأۡكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ
لِيَأْكُلُوا۟
yemeleri için
مِن
onun ürününden
ثَمَرِهِۦ
its fruit
وَمَا
ve
عَمِلَتْهُ
emeğinden
أَيْدِيهِمْ ۖ
ellerinin
أَفَلَا
hala şükretmiyorlar mı?
يَشْكُرُونَ
they be grateful

Süleyman AteşKi o(suyun, yahut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı

Elmalılı Hamdi Yazır(Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi

36:36 📚 2
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ
سُبْحَـٰنَ
ne yücedir
ٱلَّذِى
O (Allah) ki
خَلَقَ
yaratmıştır
ٱلْأَزْوَٰجَ
çiftleri
كُلَّهَا
bütün
مِمَّا
bitirdiklerinden
تُنۢبِتُ
grows
ٱلْأَرْضُ
toprağın
وَمِنْ
ve
أَنفُسِهِمْ
kendilerinden
وَمِمَّا
ve nice şeylerden
لَا
bilmedikleri
يَعْلَمُونَ
they know

Süleyman AteşNe yücedir O (Allah) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır

Elmalılı Hamdi YazırYerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir

36:37 📚 1
وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ
وَءَايَةٌۭ
ve bir ayettir
لَّهُمُ
onlar için
ٱلَّيْلُ
gece
نَسْلَخُ
soyup alırız
مِنْهُ
ondan
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
فَإِذَا
birden
هُم
onlar
مُّظْلِمُونَ
karanlıkta kalıverirler

Süleyman AteşGece de onlar için bir ayettir. Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler

Elmalılı Hamdi YazırGece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar

36:38 📚 3
وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِي لِمُسۡتَقَرࣲّ لَّهَاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ
وَٱلشَّمْسُ
ve güneş
تَجْرِى
akıp gider
لِمُسْتَقَرٍّۢ
karar bulacağı yere
لَّهَا ۚ
kendinin
ذَٰلِكَ
bu
تَقْدِيرُ
takdiridir
ٱلْعَزِيزِ
üstün olanın
ٱلْعَلِيمِ
ve bilenin

Süleyman AteşGüneş de kendi müstekarrı (istikrarı veya istikrar bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allah)ın takdiridir

Elmalılı Hamdi YazırGüneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir

36:39
وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ
وَٱلْقَمَرَ
ve aya
قَدَّرْنَـٰهُ
tayin ettik
مَنَازِلَ
konaklar
حَتَّىٰ
nihayet
عَادَ
bir hale geldi
كَٱلْعُرْجُونِ
hurma sapına benzer
ٱلْقَدِيمِ
eski kuru'

Süleyman AteşAya da konaklar tayin ettik. Nihayet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hale geldi

Elmalılı Hamdi YazırAy'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür

36:40 📚 2
لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِي لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِۚ وَكُلࣱّ فِي فَلَكࣲ يَسۡبَحُونَ
لَا
ne
ٱلشَّمْسُ
güneş
يَنۢبَغِى
mümkün olur
لَهَآ
ona (aya)
أَن
erişmesi
تُدْرِكَ
it overtakes
ٱلْقَمَرَ
aya
وَلَا
ne de
ٱلَّيْلُ
gece
سَابِقُ
önüne geçebilir
ٱلنَّهَارِ ۚ
gündüzün
وَكُلٌّۭ
ve hepsi
فِى
bir felekte (yörüngede)
فَلَكٍۢ
an orbit
يَسْبَحُونَ
yüzmektedirler

Süleyman AteşNe güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler

Elmalılı Hamdi YazırNe güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler

36:41 📚 1
وَءَايَةࣱ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ
وَءَايَةٌۭ
ve bir ayet
لَّهُمْ
onlar için
أَنَّا
taşımamızdır
حَمَلْنَا
We carried
ذُرِّيَّتَهُمْ
onların çoçuklarını
فِى
gemide
ٱلْفُلْكِ
the ship
ٱلْمَشْحُونِ
dolu

Süleyman AteşOnlar için bir ayet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız

Elmalılı Hamdi YazırOnlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır

36:42 📚 1
وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ
وَخَلَقْنَا
ve yaratmamızdır
لَهُم
kendilerine
مِّن
onun gibi
مِّثْلِهِۦ
(the) likes of it
مَا
şeyler
يَرْكَبُونَ
binecekleri

Süleyman AteşVe kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır

Elmalılı Hamdi YazırYine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır

36:43 📚 1
وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ
وَإِن
ve eğer
نَّشَأْ
dilesek
نُغْرِقْهُمْ
onları (suda) boğarız
فَلَا
olmaz
صَرِيخَ
imdad (eden)
لَهُمْ
onlara
وَلَا
ve ne de
هُمْ
onlar
يُنقَذُونَ
kurtarılmazlar

Süleyman AteşDilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar

Elmalılı Hamdi YazırEğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır

36:44
إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينࣲ‏
إِلَّا
ancak
رَحْمَةًۭ
bir rahmet (vardır)
مِّنَّا
bizden
وَمَتَـٰعًا
ve yaşatma
إِلَىٰ
kadar
حِينٍۢ
bir süreye

Süleyman AteşAncak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız)

Elmalılı Hamdi YazırAncak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka

36:45 📚 2
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمُ
onlara
ٱتَّقُوا۟
sakının
مَا
olanlardan
بَيْنَ
önünüzdeki
أَيْدِيكُمْ
önünüzdeki
وَمَا
ve olanlardan
خَلْفَكُمْ
arkanızdaki
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُرْحَمُونَ
esirgenirsiniz

Süleyman AteşOnlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar)

Elmalılı Hamdi YazırDurum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman

36:46
وَمَا تَأۡتِيهِم مِّنۡ ءَايَةࣲ مِّنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ
وَمَا
zaten
تَأْتِيهِم
onlara gelmez
مِّنْ
hiçbir
ءَايَةٍۢ
ayet
مِّنْ
ayetlerinden
ءَايَـٰتِ
(the) Signs
رَبِّهِمْ
Rabblerinin
إِلَّا
olmadıkları
كَانُوا۟
they
عَنْهَا
ondan
مُعْرِضِينَ
yüz çevirmiş

Süleyman AteşZaten, onlara Rabblerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar

Elmalılı Hamdi YazırVe kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler

36:47 📚 1
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُۥٓ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمْ
onlara
أَنفِقُوا۟
infak edin
مِمَّا
size verdiği rızıktan
رَزَقَكُمُ
(has) provided you
ٱللَّهُ
Allah'ın
قَالَ
derler
ٱلَّذِينَ
nankörler
كَفَرُوا۟
disbelieved
لِلَّذِينَ
kimselere
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lara)
أَنُطْعِمُ
biz mi yedirelim?
مَن
kimseye
لَّوْ
dilediği takdirde
يَشَآءُ
Allah willed
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَطْعَمَهُۥٓ
yedireceği
إِنْ
hayır
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
doğrusu
فِى
içindesiniz
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler

Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler

36:48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
مَتَىٰ
ne zaman?
هَـٰذَا
bu
ٱلْوَعْدُ
tehdid (ettiğiniz azab)
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğru söylüyor(lar)

Süleyman AteşVe: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?" diyorlar

Elmalılı Hamdi YazırYine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar

36:49
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ
مَا
beklemiyorlar
يَنظُرُونَ
they await
إِلَّا
başka bir şey
صَيْحَةًۭ
korkunç sesten
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
تَأْخُذُهُمْ
ansızın onları yakalar
وَهُمْ
ve onlar
يَخِصِّمُونَ
çekişip dururlarken

Süleyman AteşOnların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar

Elmalılı Hamdi YazırOnlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir

36:50 📚 4
فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةࣰ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ
فَلَا
artık
يَسْتَطِيعُونَ
güçleri yetmez
تَوْصِيَةًۭ
bir vasiyete
وَلَآ
ne de
إِلَىٰٓ
ailelerine
أَهْلِهِمْ
their people
يَرْجِعُونَ
dönmeye

Süleyman AteşArtık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler

Elmalılı Hamdi YazırO zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler

36:51 📚 1
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ
وَنُفِخَ
ve üflendi
فِى
sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
فَإِذَا
işte
هُم
onlar
مِّنَ
kabirlerden
ٱلْأَجْدَاثِ
the graves
إِلَىٰ
Rablerine
رَبِّهِمْ
their Lord
يَنسِلُونَ
koşuyorlar

Süleyman AteşSur'a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar

Elmalılı Hamdi YazırSûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar

36:52 📚 2
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ
قَالُوا۟
dediler
يَـٰوَيْلَنَا
eyvah bize
مَنۢ
kim?
بَعَثَنَا
bizi kaldırdı
مِن
yattığımız yerden
مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ
our sleeping place
هَـٰذَا
işte budur
مَا
şey
وَعَدَ
va'dettiği
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'ın
وَصَدَقَ
demek doğru söylemiş
ٱلْمُرْسَلُونَ
peygamberler

Süleyman AteşDediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş

Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler

36:53
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ
إِن
hayır
كَانَتْ
olur
إِلَّا
sadece
صَيْحَةًۭ
gürültü
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
فَإِذَا
hemen
هُمْ
onların
جَمِيعٌۭ
hepsi
لَّدَيْنَا
huzurumuza
مُحْضَرُونَ
getirilirler

Süleyman AteşSadece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler

Elmalılı Hamdi YazırBaşka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir

36:54
فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
فَٱلْيَوْمَ
o gün
لَا
haksızlık yapılmaz
تُظْلَمُ
will be wronged
نَفْسٌۭ
hiç kimseye
شَيْـًۭٔا
hiçbir şekilde
وَلَا
ve
تُجْزَوْنَ
siz cezalandırılmazsınız
إِلَّا
dışında
مَا
olduklarınızın
كُنتُمْ
you used (to)
تَعْمَلُونَ
yapmış

Süleyman AteşO gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz

Elmalılı Hamdi YazırArtık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz

36:55
إِنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِي شُغُلࣲ فَٰكِهُونَ
إِنَّ
şüphesiz
أَصْحَـٰبَ
halkı
ٱلْجَنَّةِ
cennet
ٱلْيَوْمَ
o gün
فِى
içinde
شُغُلٍۢ
bir meşguliyet
فَـٰكِهُونَ
eğlenirler

Süleyman AteşO gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler

36:56
هُمۡ وَأَزۡوَٰجُهُمۡ فِي ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
هُمْ
kendileri
وَأَزْوَٰجُهُمْ
ve eşleri
فِى
gölgelerde
ظِلَـٰلٍ
shades
عَلَى
üzerine
ٱلْأَرَآئِكِ
koltuklar
مُتَّكِـُٔونَ
yaslanmışlardır

Süleyman AteşKendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır

Elmalılı Hamdi YazırKendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır

36:57
لَهُمۡ فِيهَا فَٰكِهَةࣱ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
لَهُمْ
onlar için vardır
فِيهَا
orada
فَـٰكِهَةٌۭ
meyvalar
وَلَهُم
ve onlar için vardır
مَّا
her şey
يَدَّعُونَ
istedikleri

Süleyman AteşOrada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır

Elmalılı Hamdi YazırOnlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır

36:58
سَلَٰمࣱ قَوۡلࣰ ا مِّن رَّبࣲّ رَّحِيمࣲ‏
سَلَـٰمٌۭ
selam (vardır)
قَوْلًۭا
sözle
مِّن
Rabden
رَّبٍّۢ
a Lord
رَّحِيمٍۢ
çok esirgeyen

Süleyman AteşÇok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selam (vardır)

Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır

36:59
وَٱمۡتَٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
وَٱمْتَـٰزُوا۟
şöyle ayrılın
ٱلْيَوْمَ
bugün
أَيُّهَا
ey
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Süleyman AteşEy suçlular, bugün şöyle ayrılın

Elmalılı Hamdi YazırEy günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın

36:60
۞أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏
۞ أَلَمْ
ben and vermedim mi?
أَعْهَدْ
I enjoin
إِلَيْكُمْ
size
يَـٰبَنِىٓ
ey oğulları
ءَادَمَ
Adem
أَن
diye
لَّا
tapmayın
تَعْبُدُوا۟
worship
ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ
şeytana
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَكُمْ
sizin
عَدُوٌّۭ
düşmanınızdır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşEy Adem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır. Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe

Elmalılı Hamdi YazırEy Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)

36:61
وَأَنِ ٱعۡبُدُونِيۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ‏
وَأَنِ
ve
ٱعْبُدُونِى ۚ
bana tapın
هَـٰذَا
budur
صِرَٰطٌۭ
yol
مُّسْتَقِيمٌۭ
doğru

Süleyman AteşBana tapın doğru yol budur diye

Elmalılı Hamdi YazırEy Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)

36:62
وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلࣰّ ا كَثِيرًاۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَضَلَّ
saptırmıştı
مِنكُمْ
sizden
جِبِلًّۭا
kuşağı
كَثِيرًا ۖ
birçok
أَفَلَمْ
olmaz mısınız?
تَكُونُوا۟
you
تَعْقِلُونَ
düşünenlerden

Süleyman AteşO, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz

Elmalılı Hamdi YazırBöyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz

36:63
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ
هَـٰذِهِۦ
işte
جَهَنَّمُ
cehennem
ٱلَّتِى
ki
كُنتُمْ
size
تُوعَدُونَ
va'dedilen

Süleyman Ateşİşte size söylenen cehennem

Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu size vaad edilen cehennemdir

36:64
ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ
ٱصْلَوْهَا
oraya girin;
ٱلْيَوْمَ
bugün
بِمَا
dolayı
كُنتُمْ
inkarınızdan
تَكْفُرُونَ
disbelieve

Süleyman Ateşİnkarınızdan dolayı bugün oraya girin

Elmalılı Hamdi YazırBugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için

36:65 📚 1
ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيهِمۡ وَتَشۡهَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
ٱلْيَوْمَ
o gün
نَخْتِمُ
mühürleriz
عَلَىٰٓ
üzerini
أَفْوَٰهِهِمْ
ağızları
وَتُكَلِّمُنَآ
ve bize söyler
أَيْدِيهِمْ
elleri
وَتَشْهَدُ
ve şahidlik eder
أَرْجُلُهُم
ayakları
بِمَا
neler
كَانُوا۟
idiyseler
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Süleyman AteşO gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder

Elmalılı Hamdi YazırBugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder

36:66
وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِهِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ
وَلَوْ
ve eğer
نَشَآءُ
dilesek
لَطَمَسْنَا
silerdik
عَلَىٰٓ
üzerini
أَعْيُنِهِمْ
gözleri
فَٱسْتَبَقُوا۟
ve dökülürlerdi
ٱلصِّرَٰطَ
yola
فَأَنَّىٰ
ama nasıl?
يُبْصِرُونَ
görecekler

Süleyman AteşDilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler

Elmalılı Hamdi YazırHem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler

36:67
وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مُضِيࣰّ ا وَلَا يَرۡجِعُونَ
وَلَوْ
ve eğer
نَشَآءُ
dilesek
لَمَسَخْنَـٰهُمْ
değiştirip dondururduk
عَلَىٰ
onları oldukları yerde
مَكَانَتِهِمْ
their places
فَمَا
artık
ٱسْتَطَـٰعُوا۟
güçleri yetmez
مُضِيًّۭا
ileri gitmeye
وَلَا
ne de
يَرْجِعُونَ
geri dönmeye

Süleyman AteşDilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi

Elmalılı Hamdi YazırYine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi

36:68
وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَكِّسۡهُ فِي ٱلۡخَلۡقِۚ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ
وَمَن
ve kime
نُّعَمِّرْهُ
uzun ömür versek
نُنَكِّسْهُ
onu baş aşağı çeviririz
فِى
yaratılışını
ٱلْخَلْقِ ۖ
the creation
أَفَلَا
akıllarını kullanmıyorlar mı?
يَعْقِلُونَ
they use intellect

Süleyman AteşKime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı

Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı

36:69
وَمَا عَلَّمۡنَٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِي لَهُۥٓۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ وَقُرۡءَانࣱ مُّبِينࣱ‏
وَمَا
biz ona öğretmedik
عَلَّمْنَـٰهُ
We taught him
ٱلشِّعْرَ
şiir
وَمَا
ve
يَنۢبَغِى
yakışmaz da
لَهُۥٓ ۚ
ona
إِنْ
hayır
هُوَ
O
إِلَّا
sadece
ذِكْرٌۭ
bir öğüt
وَقُرْءَانٌۭ
ve Kur'an'dır
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşBiz ona (Muhammed'e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır

Elmalılı Hamdi YazırBiz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır

36:70
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيࣰّ ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
لِّيُنذِرَ
uyarman için
مَن
kimseleri
كَانَ
olan
حَيًّۭا
diri
وَيَحِقَّ
ve hak olsun diye
ٱلْقَوْلُ
(azab) söz(ü)
عَلَى
karşı
ٱلْكَـٰفِرِينَ
inkar edenlere

Süleyman Ateş(Bu Kur'an Muhammed'e vahyedilmiştir) Ki, diri olanları uyarsın ve inkar edenlere de (azab) söz(ü) hak olsun

Elmalılı Hamdi Yazır(Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir

36:71 📚 1
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَٰمࣰ ا فَهُمۡ لَهَا مَٰلِكُونَ
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّا
ki biz
خَلَقْنَا
yarattık
لَهُم
kendilerine
مِّمَّا
şeylerden
عَمِلَتْ
yaptıkları
أَيْدِينَآ
ellerimizin
أَنْعَـٰمًۭا
nice hayvanlar
فَهُمْ
kendileri
لَهَا
onlara
مَـٰلِكُونَ
malik olmaktadırlar

Süleyman AteşGörmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara malik olmaktadırlar

Elmalılı Hamdi YazırŞunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar

36:72
وَذَلَّلۡنَٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡهَا رَكُوبُهُمۡ وَمِنۡهَا يَأۡكُلُونَ
وَذَلَّلْنَـٰهَا
onları boyun eğdirdik
لَهُمْ
kendilerine
فَمِنْهَا
onlardan bazıları
رَكُوبُهُمْ
binekleridir
وَمِنْهَا
ve onlardan bazılarını
يَأْكُلُونَ
yerler

Süleyman AteşOnları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir, ve onlardan bazılarını da yerler

Elmalılı Hamdi YazırOnları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar

36:73
وَلَهُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ
وَلَهُمْ
kendileri için vardır
فِيهَا
onlarda
مَنَـٰفِعُ
birçok yararlar
وَمَشَارِبُ ۖ
ve içecekler
أَفَلَا
hala şükretmiyorlar mı?
يَشْكُرُونَ
they give thanks

Süleyman AteşKendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı

Elmalılı Hamdi YazırOnlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi

36:74
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ
وَٱتَّخَذُوا۟
ve edindiler
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
ءَالِهَةًۭ
tanrılar
لَّعَلَّهُمْ
onlar umarak
يُنصَرُونَ
yardım edilir

Süleyman AteşBelki kendilerine yardım edilir diye Allah'tan başka tanrılar edindiler

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar

36:75 📚 1
لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندࣱ مُّحۡضَرُونَ
لَا
güçleri yetmez
يَسْتَطِيعُونَ
they are able
نَصْرَهُمْ
onlara yardım etmeye
وَهُمْ
ve onlar
لَهُمْ
onlar için
جُندٌۭ
askerlerdir
مُّحْضَرُونَ
hazırlanmış

Süleyman Ateş(O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar)

Elmalılı Hamdi YazırOnların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir

36:76 📚 1
فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ
فَلَا
seni üzmesin
يَحْزُنكَ
grieve you
قَوْلُهُمْ ۘ
onların sözü
إِنَّا
biz elbette
نَعْلَمُ
biliyoruz
مَا
onların gizlediklerini
يُسِرُّونَ
they conceal
وَمَا
ve
يُعْلِنُونَ
açığa vurduklarını

Süleyman AteşOnların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz

Elmalılı Hamdi YazırO halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da

36:77 📚 6
أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن نُّطۡفَةࣲ فَإِذَا هُوَ خَصِيمࣱ مُّبِينࣱ‏
أَوَلَمْ
görmedi mi?
يَرَ
see
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
أَنَّا
bizim
خَلَقْنَـٰهُ
kendisini yarattığımızı
مِن
bir nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ
a semen-drop
فَإِذَا
şimdi oldu
هُوَ
o
خَصِيمٌۭ
bir hasım
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman Ateşİnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe(sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi

Elmalılı Hamdi Yazırİnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi

36:78
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلࣰ ا وَنَسِيَ خَلۡقَهُۥۖ قَالَ مَن يُحۡيِ ٱلۡعِظَٰمَ وَهِيَ رَمِيمࣱ‏
وَضَرَبَ
ve misal verdi
لَنَا
bize
مَثَلًۭا
bir örnekle
وَنَسِىَ
unutarak
خَلْقَهُۥ ۖ
kendi yaratılışını
قَالَ
dedi
مَن
kim?
يُحْىِ
diriltecek
ٱلْعِظَـٰمَ
kemikleri
وَهِىَ
şu
رَمِيمٌۭ
çürümüş

Süleyman AteşKendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi

Elmalılı Hamdi YazırYaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi

36:79 📚 9
قُلۡ يُحۡيِيهَا ٱلَّذِيٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةࣲۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ
قُلْ
de ki
يُحْيِيهَا
onları diriltecek
ٱلَّذِىٓ
yaratan
أَنشَأَهَآ
produced them
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۢ ۖ
defa
وَهُوَ
ve O
بِكُلِّ
her
خَلْقٍ
yaratmayı
عَلِيمٌ
bilir

Süleyman AteşDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir

36:80 📚 3
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارࣰ ا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ
ٱلَّذِى
O ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُم
size
مِّنَ
ağaçtan
ٱلشَّجَرِ
the tree
ٱلْأَخْضَرِ
yeşil
نَارًۭا
ateş
فَإِذَآ
işte
أَنتُم
siz
مِّنْهُ
ondan
تُوقِدُونَ
yakıyorsunuz

Süleyman AteşO size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırSize o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız

36:81 📚 1
أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ
أَوَلَيْسَ
değil midir?
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
بِقَـٰدِرٍ
muktedir
عَلَىٰٓ
yaratmaya
أَن
[that]
يَخْلُقَ
create
مِثْلَهُم ۚ
onların benzerlerini
بَلَىٰ
elbette (yaratır)
وَهُوَ
O
ٱلْخَلَّـٰقُ
yaratıcıdır
ٱلْعَلِيمُ
çok bilen

Süleyman AteşGökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır

Elmalılı Hamdi YazırGökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir

36:82
إِنَّمَآ أَمۡرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَمْرُهُۥٓ
O'nun işi
إِذَآ
zaman
أَرَادَ
istediği
شَيْـًٔا
bir şeyi
أَن
demesidir
يَقُولَ
He says
لَهُۥ
ona sadece
كُن
ol!
فَيَكُونُ
hemen oluverir

Süleyman AteşO'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir

Elmalılı Hamdi YazırO'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir

36:83 📚 1
فَسُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيۡءࣲ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
فَسُبْحَـٰنَ
yücedir
ٱلَّذِى
O ki
بِيَدِهِۦ
O'nun elindedir
مَلَكُوتُ
hükümranlığı
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
وَإِلَيْهِ
ve O'na
تُرْجَعُونَ
döndürüleceksiniz

Süleyman AteşYücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O'nun elindedir ve siz O'na döndürüleceksiniz

Elmalılı Hamdi YazırO halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz

← Önceki Sonraki →

36. Yaseen Suresi | Anlam Arayışı