36. Yaseen سُورَةُ يسٓ
Saheeh InternationalYa, Seen
Diyanet İşleri MealiYa, Sin
«يس» الله أعلم بمراده به.
Saheeh InternationalBy the wise Qur'an
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
«والقرآن الحكيم» المحكم بعجيب النظم، وبديع المعاني.
Saheeh InternationalIndeed you, [O Muhammad], are from among the messengers
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
«إنك» يا محمد «لمن المرسلين».
Saheeh InternationalOn a straight path
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
(على) متعلق بما قبله (صراط مستقيم) أي طريق الأنبياء قبلك التوحيد والهدى، والتأكيد بالقسم وغيره رد لقول الكفار له "لست مرسلا".
Saheeh International[This is] a revelation of the Exalted in Might, the Merciful
Diyanet İşleri MealiBu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır
«تنزيل العزيز» في ملكه «الرحيم» بخلقه خبر مبتدأ مقدر، أي القرآن.
Saheeh InternationalThat you may warn a people whose forefathers were not warned, so they are unaware
Diyanet İşleri MealiBu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır
«لتنذرَ» به «قوما» متعلق بتنزيل «ما أنذر آباؤهم» أي لم ينذروا في زمن الفترة «فهم» أي القوم «غافلون» عن الإيمان والرشد.
Saheeh InternationalAlready the word has come into effect upon most of them, so they do not believe
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar
«لقد حق القول» وجب «على أكثرهم» بالعذاب «فهم لا يؤمنون» أي الأكثر.
Saheeh InternationalIndeed, We have put shackles on their necks, and they are to their chins, so they are with heads [kept] aloft
Diyanet İşleri MealiBoyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır
«إنا جعلنا في أعناقهم أغلالا» بأن تضم اليها الأيدي لأن الغل يجمع اليد إلى العنق «فهي» أي الأيدي مجموعة «إلى الأذقان» جمع ذقن، وهي مجتمع اللحيين «فهم مقمحون» رافعون رؤوسهم لا يستطيعون خفضها، وهذا تمثيل، والمراد أنهم لا يذعنون للإيمان ولا يخفضون رؤوسهم له.
Saheeh InternationalAnd We have put before them a barrier and behind them a barrier and covered them, so they do not see
Diyanet İşleri MealiÖnlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler
«وجعلنا من بين أيديهم سدا ومن خلفهم سدا» بفتح السين وضمها في الموضعين «فأغشيناهم فهم لا يبصرون» تمثيل أيضا لسدّ طرق الإيمان عليهم.
Saheeh InternationalAnd it is all the same for them whether you warn them or do not warn them - they will not believe
Diyanet İşleri MealiOnları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar
«وسواء عليهم أأنذرتهم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا وتسهيلها وإدخال ألف بين المسهلة والأخرى وتركه «أم لم تنذرهم لا يؤمنون».
Saheeh InternationalYou can only warn one who follows the message and fears the Most Merciful unseen. So give him good tidings of forgiveness and noble reward
Diyanet İşleri MealiSen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele
«إنما تنذر» ينفع إنذارك «من أتَّبع الذكر» القرآن «وخشي الرحمن بالغيب» خافه ولم يره «فبشّره بمغفرة وأجر كريم» هو الجنة.
Saheeh InternationalIndeed, it is We who bring the dead to life and record what they have put forth and what they left behind, and all things We have enumerated in a clear register
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır
«إنا نحن نحي الموتى» للبعث «ونكتب» في اللوح المحفوظ «ما قدَّموا» في حياتهم من خير وشر ليجازوا عليه «وآثارهم» ما استنَّ به بعدهم «وكل شيء» نصبه بفعل يفسره «أحصيناه» ضبطناه «في إمام مبين» كتاب بيّن، هو اللوح المحفوظ.
Saheeh InternationalAnd present to them an example: the people of the city, when the messengers came to it
Diyanet İşleri Mealiİnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat
«واضرب» اجعل «لهم مثلا» مفعول أول «أصحاب» مفعول ثان «القرية» أنطاكية «إذ جاءها» إلى آخره بدل اشتمال من أصحاب القرية «المرسلون» أي رسل عيسى.
Saheeh InternationalWhen We sent to them two but they denied them, so We strengthened them with a third, and they said, "Indeed, we are messengers to you
Diyanet İşleri MealiOnlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi
«إذْ أرسلنا إليهم اثنين فكذبوهما» إلى آخره بدل من إذ الأولى «فعَزَزْنا» بالتخفيف والتشديد: قوَّينا الاثنين «بثالث فقالوا إنا إليكم مرسلون».
Saheeh InternationalThey said, "You are not but human beings like us, and the Most Merciful has not revealed a thing. You are only telling lies
Diyanet İşleri MealiSiz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler
«قالوا ما أنتم إلا بشر مثلنا وما أنزل الرحمن من شيء إن» ما «أنتم إلا تكذبون».
Saheeh InternationalThey said, "Our Lord knows that we are messengers to you
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi
«قالوا ربنا يعلم» جار مجرى القسم، وزيد التأكيد به وباللام على ما قبله لزيادة الإنكار في «إنا إليكم لمرسلون».
Saheeh InternationalAnd we are not responsible except for clear notification
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi
«وما علينا إلا البلاغ المبين» التبليغ المبين الظاهر بالأدلة الواضحة وهي إبراء الأكمه والأبرص والمريض وإحياء الميت.
Saheeh InternationalThey said, "Indeed, we consider you a bad omen. If you do not desist, we will surely stone you, and there will surely touch you, from us, a painful punishment
Diyanet İşleri MealiDoğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler
«قالوا إنا تطيرنا» تشاءَمنا «بكم» لانقطاع المطر عنا بسببكم «لئن» لام قسم «لم تنتهوا لنرجمنكم» بالحجارة «وليمسنكم منا عذاب أليم» مؤلم.
Saheeh InternationalThey said, "Your omen is with yourselves. Is it because you were reminded? Rather, you are a transgressing people
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi
«قالوا طائركم» شؤمكم «معكم» بكفركم «أإن» همزة استفهام دخلت على إن الشرطية وفى همزتها التحقيق والتسهيل وإدخال ألف بينها بوجهيها وبين الأخرى «ذكرتم» وعظتم وخوِّفتم، وجواب الشرط محذوف، أي تطيرتم وكفرتم وهو محل الاستفهام، والمراد به التوبيخ «بل أنتم قوم مسرفون» متجاوزون الحدَّ بشرككم.
Saheeh InternationalAnd there came from the farthest end of the city a man, running. He said, "O my people, follow the messengers
Diyanet İşleri MealiŞehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun
«وجاء من أقصا المدينة رجل» هو حبيب النجار كان قد آمن بالرسل ومنزله بأقصى البلد «يسعى» يشتد عدوا لما سمع بتكذيب القوم الرسلَ «قال يا قوم اتبعوا المرسلين».
Saheeh InternationalFollow those who do not ask of you [any] payment, and they are [rightly] guided
Diyanet İşleri MealiSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar
«اتبعوا» تأكيد للأول «مَن لا يسألكم أجرا» على رسالته «وهم مهتدون» فقيل له: أنت على دينهم.
Saheeh InternationalAnd why should I not worship He who created me and to whom you will be returned
Diyanet İşleri MealiBeni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz
فقال «وما لي لا أعبد الذي فطرني» خلقني، أي لا مانع لي من عبادته الموجود مقتضيها وأنتم كذلك «وإليه ترجعون» بعد الموت فيجازيكم بكفركم.
Saheeh InternationalShould I take other than Him [false] deities [while], if the Most Merciful intends for me some adversity, their intercession will not avail me at all, nor can they save me
Diyanet İşleri MealiO'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar
«أأتخذ» في الهمزتين ما تقدم في أأنذرتهم وهو استفهام بمعنى النفي «من دونه» أي غيره «آلهة» أصناما «إن يُردْن الرحمن بضر لا تغن عني شفاعتهم» التي زعمتموها «شيئا ولا ينقذون» صفة آلهة.
Saheeh InternationalIndeed, I would then be in manifest error
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum
«إني إذا» أي إن عبدت غير الله «لفي ضلال مبين» بيَّن.
Saheeh InternationalIndeed, I have believed in your Lord, so listen to me
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin
«إني آمنت بربكم فاسمعون» أي اسمعوا قولي، فرجموه فمات.
Saheeh InternationalIt was said, "Enter Paradise." He said, "I wish my people could know
Diyanet İşleri MealiOna "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti
«قيل» له عند موته «ادخل الجنة» وقيل دخلها حيا «قال يا» حرف تنبيه «ليت قومي يعلمون».
Saheeh InternationalOf how my Lord has forgiven me and placed me among the honored
Diyanet İşleri MealiOna "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti
«بما غفر لي ربي» بغفرانه «وجعلني من المكرمين».
Saheeh InternationalAnd We did not send down upon his people after him any soldiers from the heaven, nor would We have done so
Diyanet İşleri MealiOndan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler
«وما» نافية «أنزلنا على قومه» أي حبيب «من بعده» بعد موته «من جند من السماء» أي ملائكة لإهلاكهم «وما كنا منزلين» ملائكة لإهلاك أحد.
Saheeh InternationalIt was not but one shout, and immediately they were extinguished
Diyanet İşleri MealiOndan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler
«إن» ما «كانت» عقوبتهم «إلا صيحة واحدة» صاح بهم جبريل «فإذا هم خامدون» ساكنون ميتون.
Saheeh InternationalHow regretful for the servants. There did not come to them any messenger except that they used to ridicule him
Diyanet İşleri MealiKullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı
«يا حسرة على العباد» هؤلاء ونحوهم ممن كذبوا الرسل فأهلكوا، وهي شدة التألم ونداؤها مجاز، أي هذا أوانك فاحضري «ما يأتيهم من رسول إلا كانوا به يستهزءُون» مسوق لبيان سببها لاشتماله على استهزائهم المؤدى إلى إهلاكهم المسبب عنه الحسرة.
Saheeh InternationalHave they not considered how many generations We destroyed before them - that they to them will not return
Diyanet İşleri MealiKendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi
(ألم يروا) أي أهل مكة القائلون للنبي "لست مرسلا" والاستفهام للتقرير أي علموا (كم) خبرية بمعنى كثيرا معمولة لها بعدها معلقة لما قبلها عن العمل، والمعنى إنا (أهلكنا قبلهم) كثيرا (من القرون) الأمم (أنهم) أي المهلكين (إليهم) أي المكذبين (لا يرجعون) أفلا يعتبرون بهم، وأنه الخ بدل مما قبله برعاية المعنى المذكور.
Saheeh InternationalAnd indeed, all of them will yet be brought present before Us
Diyanet İşleri MealiHepsi huzurumuza getirileceklerdir
«وإن» نافية أو مخففة «كل» أي كل الخلائق مبتدأ «لما» بالتشديد بمعنى إلا، أو بالتخفيف، فاللام فارقة وما مزيدة «جميع» خبر المبتدأ، أي مجموعون «لدينا» عندنا في الموقف بعد بعثهم «محضرون» للحساب خبر ثان.
Saheeh InternationalAnd a sign for them is the dead earth. We have brought it to life and brought forth from it grain, and from it they eat
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler
«وآية لهم» على البعث خبر مقدم «الأرض الميتة» بالتخفيف والتشديد «أحييناها» بالماء مبتدأ «وأخرجنا منها حبا» كالحنطة «فمنه يأكلون».
Saheeh InternationalAnd We placed therein gardens of palm trees and grapevines and caused to burst forth therefrom some springs
Diyanet İşleri MealiOrada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız
«وجعلنا فيها جنات» بساتين «من نخيلٍ وأعنابٍ وفجَّرنا فيها من العيون» أي بعضها.
Saheeh InternationalThat they may eat of His fruit. And their hands have not produced it, so will they not be grateful
Diyanet İşleri MealiOnun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi
«ليأكلوا من ثمره» بفتحتين وضمتين، أي ثمر المذكور من النخيل وغيره «وما عملته أيديهم» أي لم تعمل الثمر «أفلا يشكرون» أنعمه تعالى عليهم.
Saheeh InternationalExalted is He who created all pairs - from what the earth grows and from themselves and from that which they do not know
Diyanet İşleri MealiYerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir
«سبحان الذي خلق الأزواج» الأصناف «كلها مما تنبت الأرض» من الحبوب وغيرها «ومن أنفسهم» من الذكور والإناث «ومما لا يعلمون» من المخلوقات العجيبة الغريبة.
Saheeh InternationalAnd a sign for them is the night. We remove from it [the light of] day, so they are [left] in darkness
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler
«وآية لهم» على القدرة العظيمة «الليل نسلخ» نفصل «منه النهار فإذا هم مظلمون» داخلون في الظلام.
Saheeh InternationalAnd the sun runs [on course] toward its stopping point. That is the determination of the Exalted in Might, the Knowing
Diyanet İşleri MealiGüneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur
«والشمس تجري» إلى آخره من جملة الآية لهم آية أخرى والقمر كذلك «لمستقر لها» أي إليه لا تتجاوزه «ذلك» أي جريها «تقدير العزيز» في ملكه «العليم» بخلقه.
Saheeh InternationalAnd the moon - We have determined for it phases, until it returns [appearing] like the old date stalk
Diyanet İşleri MealiAy için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir
«والقمرُ» بالرفع والنصب وهو منصوب بفعل يفسره ما بعده «قدَرناه» من حيث سيره «منازل» ثمانية وعشرين منزلا في ثمان وعشرين ليلة من كل شهر، ويستتر ليلتين إن كان الشهر ثلاثين يوما وليلة إن كان تسعة وعشرين يوما «حتى عاد» في آخر منازله في رأي العين «كالعرجون القديم» أي كعود الشماريخ إذا عتق فإنه يرق ويتقوس ويصفر.
Saheeh InternationalIt is not allowable for the sun to reach the moon, nor does the night overtake the day, but each, in an orbit, is swimming
Diyanet İşleri MealiAya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler
«لا الشمس ينبغي» يسهل ويصح «لها أن تدرك القمر» فتجتمع معه في الليل «ولا الليل سابق النهار» فلا يأتي قبل انقضائه «وكل» تنويه عوض عن المضاف إليه من الشمس والقمر والنجوم «في فلك» مستدير «يسبحون» يسيرون نزلوا منزلة العقلاء.
Saheeh InternationalAnd a sign for them is that We carried their forefathers in a laden ship
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır
«وآية لهم» على قدرتنا «أنا حملنا ذريتهم» وفي قراءة ذرياتهم، أي آباءهم الأصول «في الفلك» أي سفينة نوح «المشحون» المملوء.
Saheeh InternationalAnd We created for them from the likes of it that which they ride
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır
«وخلقنا لهم من مثله» أي مثل فلك نوح وهو ما عملوه على شكله من السفن الصغار والكبار بتعليم الله تعالى «ما يركبون» فيه.
Saheeh InternationalAnd if We should will, We could drown them; then no one responding to a cry would there be for them, nor would they be saved
Diyanet İşleri MealiDilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi
«وإن نشأ نغرقهم» مع إيجاد السفن «فلا صريخ» مغيث «لهم ولا هم ينقذون» ينجون.
Saheeh InternationalExcept as a mercy from Us and provision for a time
Diyanet İşleri MealiAma katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık
«إلا رحمة منا ومتاعا إلى حين» أي لا ينجيهم إلا رحمتنا لهم وتمتيعنا إياهم بلذاتهم إلى انقضاء آجالهم.
Saheeh InternationalBut when it is said to them, "Beware of what is before you and what is behind you; perhaps you will receive mercy
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler
«وإذا قيل لهم اتقوا ما بين أيديكم» من عذاب الدنيا كغيرهم «وما خلفكم» من عذاب الآخرة «لعلكم ترحمون» أعرضوا.
Saheeh InternationalAnd no sign comes to them from the signs of their Lord except that they are from it turning away
Diyanet İşleri MealiZaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi
«وما تأتيهم من آية من آيات ربهم إلا كانوا عنها معرضين».
Saheeh InternationalAnd when it is said to them, "Spend from that which Allah has provided for you," those who disbelieve say to those who believe, "Should we feed one whom, if Allah had willed, He would have fed? You are not but in clear error
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler
«وإذا قيل» أي قال فقراء الصحابة «لهم أنفقوا» علينا «مما رزقكم الله» من الأموال «قال الذين كفروا للذين آمنوا» استهزاءً بهم «أنطعم من لو يشاء الله أطعمه» في معتقدكم هذا «إن» ما «أنتم» في قولكم لنا ذلك مع معتقدكم هذا «إلا في ضلال مبين» بيَّن وللتصريح بكفرهم موقع عظيم.
Saheeh InternationalAnd they say, "When is this promise, if you should be truthful
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler
«ويقولون متى هذا الوعد» بالبعث «إن كنتم صادقين» فيه.
Saheeh InternationalThey do not await except one blast which will seize them while they are disputing
Diyanet İşleri MealiÇekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler
قال تعالى: «ما ينظرون» أي ينتظرون «إلا صيحة واحدة» وهي نفخة إسرافيل الأولى «تأخذهم وهم يخصِّمون» بالتشديد أصله يختصمون نقلت حركة التاء إلى الحاء وأدغمت في الصاد، أي وهم في غفلة عنها بتخاصم وتبايع وأكل وشرب وغير ذلك، وفي قراءة يخصمون كيضربون، أي يخصم بعضهم بعضا.
Saheeh InternationalAnd they will not be able [to give] any instruction, nor to their people can they return
Diyanet İşleri MealiO zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler
«فلا يستطيعون توصية» أي أن يوصوا «ولا إلى أهلهم يرجعون» من أسواقهم وأشغالهم بل يموتون فيها.
Saheeh InternationalAnd the Horn will be blown; and at once from the graves to their Lord they will hasten
Diyanet İşleri MealiSura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar
«ونفخ في الصور» هو قرن النفخة الثانية للبعث، وبين النفختين أربعون سنة «فإذا هم» أي المقبورين «من الأجداث» القبور «إلى ربهم ينسلون» يخرجون بسرعة.
Saheeh InternationalThey will say, "O woe to us! Who has raised us up from our sleeping place?" [The reply will be], "This is what the Most Merciful had promised, and the messengers told the truth
Diyanet İşleri MealiVah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir
«قالوا» أي الكفار منهم «يا» للتنبيه «ويلنا» هلاكنا وهو مصدر لا فعل له من لفظه «من بعثنا من مرقدنا» لأنهم كانوا بين النفختين نائمين لم يعذبوا «هذا» أي البعث «ما» أي الذي «وعد» به «الرحمن وصدق» فيه «المرسلون» أقروا حين لا ينفعهم الإقرار، وقيل: يقال لهم ذلك.
Saheeh InternationalIt will not be but one blast, and at once they are all brought present before Us
Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur
«إن» ما «كانت إلا صيحة واحدة فإذا هم جميع لدينا» عندنا «محضرون».
Saheeh InternationalSo today no soul will be wronged at all, and you will not be recompensed except for what you used to do
Diyanet İşleri MealiArtık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz
«فاليوم لا تظلم نفسٌ شيئا ولا تجزون إلا» جزاء «ما كنتم تعملون».
Saheeh InternationalIndeed the companions of Paradise, that Day, will be amused in [joyful] occupation
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler
«إن أصحاب الجنة اليوم في شغْل» بسكون الغين وضمها عما فيه أهل النار مما يتلذذون به كافتضاض الأبكار، لا شغل يتعبون فيه، لأن الجنة لا نصب فيها «فاكهون» ناعمون خبر ثان لإن، والأول في شغل.
Saheeh InternationalThey and their spouses - in shade, reclining on adorned couches
Diyanet İşleri MealiOnlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır
«هم» مبتدأ «وأزواجهم في ظلال» جمع ظلة أو ظل خبر أي لا تصيبهم الشمس «على الأرائك» جمع أريكة، وهو السرير في الحجلة أو الفرش فيها «متكئون» خبر ثان متعلق بعلى.
Saheeh InternationalFor them therein is fruit, and for them is whatever they request [or wish]
Diyanet İşleri MealiOrada meyveler ve her istedikleri onlarındır
«لهم فيها فاكهة ولهم» فيها «ما يدَّعون» يتمنون.
Saheeh International[And] "Peace," a word from a Merciful Lord
Diyanet İşleri MealiMerhametli olan Rab katından onlara selam vardır
«سلام» مبتدأ «قولا» أي بالقول خبره «من رب رحيم» بهم، أي يقول لهم: سلام عليكم.
Saheeh International[Then He will say], "But stand apart today, you criminals
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
«و» يقول «امتازوا اليوم أيها المجرمون» أي انفردوا عن المؤمنين عند اختلاطهم بهم.
Saheeh InternationalDid I not enjoin upon you, O children of Adam, that you not worship Satan - [for] indeed, he is to you a clear enemy
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
«ألم أعهد إليكم» آمركم «يابني آدم» على لسان رسلي «أن لا تعبدوا الشيطان» لا تطيعوه «إنه لكم عدوٌ مبين» بيَّن العداوة.
Saheeh InternationalAnd that you worship [only] Me? This is a straight path
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
«وأن اعبدوني» وحِّدوني وأطيعوني «هذا صراط» طريق «مستقيم».
Saheeh InternationalAnd he had already led astray from among you much of creation, so did you not use reason
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz
«ولقد أضل منكم جبلا» خلقا جمع جبيل كقديم، وفي قراءة بضم الباء «كثيرا أفلم تكونوا تعقلون» عداوته وإضلاله أو ما حل بهم من العذاب فتؤمنون، ويقال لهم في الآخرة.
Saheeh InternationalThis is the Hellfire which you were promised
Diyanet İşleri Mealiİşte bu, size söz verilen cehennemdir
«هذه جهنم التي كنتم توعدون» بها.
Saheeh International[Enter to] burn therein today for what you used to deny
Diyanet İşleri MealiBugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin
«اصلوْها اليوم بما كنتم تكفرون».
Saheeh InternationalThat Day, We will seal over their mouths, and their hands will speak to Us, and their feet will testify about what they used to earn
Diyanet İşleri Mealiİşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder
(اليوم نختم على أفواههم) أي الكفار لقولهم "والله ربنا ما كنا مشركين" (وتكلمنا أيديهم وتشهد أرجلهم) وغيرها (بما كانوا يكسبون) فكل عضو ينطق بما صدر منه.
Saheeh InternationalAnd if We willed, We could have obliterated their eyes, and they would race to [find] the path, and how could they see
Diyanet İşleri MealiDilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi
«ولو نشاء لطمسنا على أعينهم» لأعميناها طمسا «فاستَبَقُوا» ابتدروا «الصراط» الطريق ذاهبين كعادتهم «فأنَّا» فكيف «يبصرون» حينئذ؟ أي لا يبصرون.
Saheeh InternationalAnd if We willed, We could have deformed them, [paralyzing them] in their places so they would not be able to proceed, nor could they return
Diyanet İşleri MealiDilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi
«ولو نشاء لمسخناهم» قردة وخنازير أو حجارة «على مكانتهم» وفي قراءة مكاناتهم جمع مكانة بمعنى مكان أي في منازلهم «فما استطاعوا مضيا ولا يرجعون» أي لم يقدروا على ذهاب ولا مجيء.
Saheeh InternationalAnd he to whom We grant long life We reverse in creation; so will they not understand
Diyanet İşleri MealiUzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi
«ومن نعمِّره» بإطالة أجله «نَنْكُسْهُ» وفي قراءة بالتشديد من التنكيس «في الخلق» فيكون بعد قوته وشبابه ضعيفا وهرما «أفلا يعقلون» أن القادر على ذلك المعلوم عندهم قادر على البعث فيؤمنون، وفي قراءة بالتاء.
Saheeh InternationalAnd We did not give Prophet Muhammad, knowledge of poetry, nor is it befitting for him. It is not but a message and a clear Qur'an
Diyanet İşleri MealiBiz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır
«وما علمناه» أي النبي «الشعر» رد لقولهم إن ما أتى به من القرآن شعر «وما ينبغي» يسهل «له» الشعر «إن هو» ليس الذي أتى به «إلا ذكر» عظة «وقرآن مبين» مظهر للأحكام وغيرها.
Saheeh InternationalTo warn whoever is alive and justify the word against the disbelievers
Diyanet İşleri MealiDiri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın
«لينذر» بالياء والتاء به «من كان حيا» يعقل ما يخاطب به وهم المؤمنون «ويحق القول» بالعذاب «على الكافرين» وهم كالميتين لا يعقلون ما يخاطبون به.
Saheeh InternationalDo they not see that We have created for them from what Our hands have made, grazing livestock, and [then] they are their owners
Diyanet İşleri MealiKudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar
«أوَ لم يروْا» يعلموا والاستفهام للتقرير والواو الداخلة عليه للعطف «أنا خلقنا لهم» في جملة الناس «مما عملت أيدينا» عملناه بلا شريك ولا معين «أنعاما» هي الإبل والبقر والغنم «فهم لها مالكون» ضابطون.
Saheeh InternationalAnd We have tamed them for them, so some of them they ride, and some of them they eat
Diyanet İşleri MealiOnları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır
«وذللناها» سخرناها «لهم فمنها ركوبهم» مركوبهم «ومنها يأكلون».
Saheeh InternationalAnd for them therein are [other] benefits and drinks, so will they not be grateful
Diyanet İşleri MealiOnlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi
«ولهم فيها منافع» كأصوافها وأوبارها وأشعارها «ومشارب» من لبنها جمع مشرب بمعنى شِرْب أو موضعه «أفلا يشكرون» المنعم عليهم بها فيؤمنون أي ما فعلوا ذلك.
Saheeh InternationalBut they have taken besides Allah [false] deities that perhaps they would be helped
Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler
«واتخذوا من دون الله» أي غيره «آلهة» أصناما يعبدونها «لعلهم يُنصرون» يمنعون من عذاب الله تعالى بشفاعة آلهتهم بزعمهم.
Saheeh InternationalThey are not able to help them, and they [themselves] are for them soldiers in attendance
Diyanet İşleri MealiOysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler
«لا يستطيعون» أي آلهتهم، نزلوا منزلة العقلاء «نصرهم وهم» أي آلهتهم من الأصنام «لهم جندٌ» بزعمهم نصرهم «محضرون» في النار معهم.
Saheeh InternationalSo let not their speech grieve you. Indeed, We know what they conceal and what they declare
Diyanet İşleri MealiBunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz
«فلا يحزنك قولهم» لك: لست مرسلا وغير ذلك «إنا نعلم ما يسرون وما يعلنون» من ذلك وغيره فنجازيهم عليه.
Saheeh InternationalDoes man not consider that We created him from a [mere] sperm-drop - then at once he is a clear adversary
Diyanet İşleri Mealiİnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar
«أوَ لم يرَ الإنسان» يعلم، وهو العاصي بن وائل «أنَّا خلقناه من نطفة» منيِّ إلى أن صيَّرناه شديدا قويا «فإذا هو خصيم» شديد الخصومة لنا «مبينٌ» بيِّنها في نفي البعث.
Saheeh InternationalAnd he presents for Us an example and forgets his [own] creation. He says, "Who will give life to bones while they are disintegrated
Diyanet İşleri Mealiİnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar
(وضرب لنا مثلا) في ذلك (ونسي خلقه) من المني وهو أغرب من مثله (قال من يحيي العظام وهي رميم) أي بالية ولم يقل رميمة بالتاء لأنه اسم لا صفة، وروي أنه أخذ عظما رميما ففتته وقال للنبي صلى الله عليه وسلم: أترى يحيي الله هذا بعد ما بلي ورم؟ فقال صلى الله عليه وسلم: "نعم ويدخلك النار".
Saheeh InternationalSay, "He will give them life who produced them the first time; and He is, of all creation, Knowing
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir
«قل يحييها الذي أنشأها أول مرة وهو بكل خلق» مخلوق «عليم» مجملا ومفصلا قبل خلقه وبعد خلقه.
Saheeh International[It is] He who made for you from the green tree, fire, and then from it you ignite
Diyanet İşleri MealiYaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız
«الذي جعل لكم» في جملة الناس «من الشجر الأخضر» المرخ والعفار أو كل شجر إلا العناب «نارا فإذا أنتم منه توقدون» تقدحون وهذا دال على القدرة على البعث فإنه جمع فيه بين الماء والنار والخشب، فلا الماء يطفأ النار، ولا النار تحرق الخشب.
Saheeh InternationalIs not He who created the heavens and the earth Able to create the likes of them? Yes, [it is so]; and He is the Knowing Creator
Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir
«أوَ ليس الذي خلق السماوات والأرض» مع عظمهما «بقادر على أن يخلق مثلهم» أي الأناسي في الصغر «بلى» أي هو قادر على ذلك أجاب نفسه «وهو الخلاًق» الكثير الخلق «العليم» بكل شيء.
Saheeh InternationalHis command is only when He intends a thing that He says to it, "Be," and it is
Diyanet İşleri MealiBir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur
«إنما أمره» شأنه «إذا أراد شيئا» أي خلق شيء «أن يقول له كن فيكونُ» أي فهو يكون، وفي قراءة بالنصب عطفا على يقول.
Saheeh InternationalSo exalted is He in whose hand is the realm of all things, and to Him you will be returned
Diyanet İşleri MealiHer şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir
«فسبحان الذي بيده ملكوت» مُلك زيدت الواو والتاء للمبالغة، أي القدرة على «كل شيء وإليه ترجعون» تردُّون في الآخرة.