36. Yaseen سُورَةُ يسٓ
Ali BulaçYasîn
Diyanet İşleri MealiYa, Sin
Süleyman AteşYasin
Ali BulaçAndolsun hikmetli Kur'an'a
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
Süleyman AteşHikmetli Kur'an'a andolsun
Ali BulaçGerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
Süleyman AteşKuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin
Ali BulaçDosdoğru bir yol üzerinde(sin)
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
Süleyman AteşDosdoğru bir yol üzerinde
Ali Bulaç(Kur'an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah')ın indirmesidir
Diyanet İşleri MealiBu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır
Süleyman AteşYani üstün ve çok esirgeyen Allah'ın indirdiği (Kur'an yolu) üzerindesin
Ali BulaçBabaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)
Diyanet İşleri MealiBu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır
Süleyman AteşBabaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik)
Ali BulaçAndolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar
Süleyman AteşAndolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar
Ali BulaçGerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır
Diyanet İşleri MealiBoyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır
Süleyman AteşBiz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır
Ali BulaçBiz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler
Diyanet İşleri MealiÖnlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler
Süleyman AteşÖnlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler
Ali BulaçKendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar
Diyanet İşleri MealiOnları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar
Süleyman AteşOnları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar
Ali BulaçSen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele
Diyanet İşleri MealiSen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele
Süleyman AteşSen ancak Zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır
Süleyman AteşBiziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir
Ali BulaçSen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti
Diyanet İşleri Mealiİnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat
Süleyman AteşOnlara elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat
Ali BulaçHani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: "Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz
Diyanet İşleri MealiOnlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi
Süleyman AteşBiz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz
Ali BulaçDediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz
Diyanet İşleri MealiSiz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler
Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz
Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi
Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz
Ali BulaçBizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi
Süleyman AteşBizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır
Ali BulaçDediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler
Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur
Ali BulaçDediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi
Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz
Ali BulaçŞehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi
Diyanet İşleri MealiŞehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun
Süleyman AteşKentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi
Ali BulaçSizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir
Diyanet İşleri MealiSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar
Süleyman AteşSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar
Ali BulaçBana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz
Diyanet İşleri MealiBeni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz
Süleyman AteşBen niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O'na döndürüleceksiniz
Ali BulaçBen, O'ndan başka İlahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler
Diyanet İşleri MealiO'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar
Süleyman AteşO'ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefa'ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar
Ali BulaçO durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum
Süleyman AteşO takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum
Ali BulaçŞüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin
Süleyman AteşBen sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin
Ali BulaçOna: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bir bilseydi" dedi
Diyanet İşleri MealiOna "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti
Süleyman AteşOna: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi
Ali BulaçRabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını
Diyanet İşleri MealiOna "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti
Süleyman AteşRabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını
Ali BulaçKendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik
Diyanet İşleri MealiOndan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler
Süleyman AteşOndan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu)
Ali Bulaç(Ancak onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler
Diyanet İşleri MealiOndan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler
Süleyman AteşSadece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler
Ali BulaçYazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi
Diyanet İşleri MealiKullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı
Süleyman AteşYazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi
Ali BulaçGörmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler
Diyanet İşleri MealiKendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi
Süleyman AteşGörmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler
Ali BulaçAncak onların hepsi, toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir
Diyanet İşleri MealiHepsi huzurumuza getirileceklerdir
Süleyman AteşAncak hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir
Ali BulaçÖlü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler
Süleyman AteşÖlü toprak, onlar için bir ayettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar
Ali BulaçBiz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık
Diyanet İşleri MealiOrada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız
Süleyman AteşOrada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık
Ali BulaçOnun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı
Diyanet İşleri MealiOnun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi
Süleyman AteşKi o(suyun, yahut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı
Ali BulaçYerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir
Diyanet İşleri MealiYerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir
Süleyman AteşNe yücedir O (Allah) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır
Ali BulaçGece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler
Süleyman AteşGece de onlar için bir ayettir. Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler
Ali BulaçGüneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir
Diyanet İşleri MealiGüneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur
Süleyman AteşGüneş de kendi müstekarrı (istikrarı veya istikrar bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allah)ın takdiridir
Ali BulaçAy'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner)
Diyanet İşleri MealiAy için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir
Süleyman AteşAya da konaklar tayin ettik. Nihayet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hale geldi
Ali BulaçNe Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler
Diyanet İşleri MealiAya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler
Süleyman AteşNe güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler
Ali BulaçOnların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır
Süleyman AteşOnlar için bir ayet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız
Ali BulaçVe onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır
Süleyman AteşVe kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır
Ali BulaçEğer dilersek onları batırır-boğarız; bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne de kurtulabilirler
Diyanet İşleri MealiDilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi
Süleyman AteşDilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar
Ali BulaçAncak Bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka
Diyanet İşleri MealiAma katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık
Süleyman AteşAncak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız)
Ali BulaçOnlara: "Önünüzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz" denildiğinde, (dinlemeyip inkara devam edenler)
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler
Süleyman AteşOnlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar)
Ali BulaçOnlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler
Diyanet İşleri MealiZaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi
Süleyman AteşZaten, onlara Rabblerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar
Ali BulaçVe onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: "Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler
Süleyman AteşOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler
Ali BulaçVe derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azap) ne zamanmış
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler
Süleyman AteşVe: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?" diyorlar
Ali BulaçOnlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir
Diyanet İşleri MealiÇekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler
Süleyman AteşOnların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar
Ali BulaçArtık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler
Diyanet İşleri MealiO zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler
Süleyman AteşArtık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler
Ali BulaçSur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler
Diyanet İşleri MealiSura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar
Süleyman AteşSur'a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar
Ali BulaçDemişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş
Diyanet İşleri MealiVah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir
Süleyman AteşDediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş
Ali BulaçO, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir
Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur
Süleyman AteşSadece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler
Ali Bulaçİşte bugün hiç kimseye (hiç)bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz
Diyanet İşleri MealiArtık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz
Süleyman AteşO gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz
Ali BulaçGerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler
Süleyman AteşO gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler
Ali BulaçKendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır
Diyanet İşleri MealiOnlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır
Süleyman AteşKendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır
Ali BulaçOrada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır
Diyanet İşleri MealiOrada meyveler ve her istedikleri onlarındır
Süleyman AteşOrada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır
Ali BulaçÇok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)
Diyanet İşleri MealiMerhametli olan Rab katından onlara selam vardır
Süleyman AteşÇok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selam (vardır)
Ali BulaçEy suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
Süleyman AteşEy suçlular, bugün şöyle ayrılın
Ali BulaçEy Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
Süleyman AteşEy Adem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır. Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe
Ali BulaçBana kulluk edin, doğru yol budur
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
Süleyman AteşBana tapın doğru yol budur diye
Ali BulaçAndolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz
Süleyman AteşO, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz
Ali Bulaçİşte bu, size vadedilmiş cehennemdir
Diyanet İşleri Mealiİşte bu, size söz verilen cehennemdir
Süleyman Ateşİşte size söylenen cehennem
Ali Bulaçİnkar etmenize karşılık olmak üzere bugün oraya girin
Diyanet İşleri MealiBugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin
Süleyman Ateşİnkarınızdan dolayı bugün oraya girin
Ali BulaçBugün Biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri Bize söylemekte, ayakları (aleyhlerinde) şahitlik etmektedir
Diyanet İşleri Mealiİşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder
Süleyman AteşO gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp-koşuşurlardı. Fakat nasıl göreceklerdi ki
Diyanet İşleri MealiDilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi
Süleyman AteşDilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde (en görkemli çağlarında) onları bir başka kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi
Diyanet İşleri MealiDilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi
Süleyman AteşDilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi
Ali BulaçKime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı
Diyanet İşleri MealiUzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi
Süleyman AteşKime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı
Ali BulaçBiz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır
Diyanet İşleri MealiBiz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır
Süleyman AteşBiz ona (Muhammed'e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır
Ali Bulaç(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir)
Diyanet İşleri MealiDiri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın
Süleyman Ateş(Bu Kur'an Muhammed'e vahyedilmiştir) Ki, diri olanları uyarsın ve inkar edenlere de (azab) söz(ü) hak olsun
Ali BulaçEllerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar
Diyanet İşleri MealiKudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar
Süleyman AteşGörmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara malik olmaktadırlar
Ali BulaçBiz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar
Diyanet İşleri MealiOnları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır
Süleyman AteşOnları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir, ve onlardan bazılarını da yerler
Ali BulaçOnlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi
Diyanet İşleri MealiOnlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi
Süleyman AteşKendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı
Ali BulaçYardım görürler umuduyla, Allah'tan başka İlahlar edindiler
Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler
Süleyman AteşBelki kendilerine yardım edilir diye Allah'tan başka tanrılar edindiler
Ali BulaçOnların (o İlahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir
Diyanet İşleri MealiOysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler
Süleyman Ateş(O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar)
Ali BulaçÖyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz
Diyanet İşleri MealiBunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz
Süleyman AteşOnların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz
Ali Bulaçİnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir
Diyanet İşleri Mealiİnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar
Süleyman Ateşİnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe(sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi
Ali BulaçKendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş
Diyanet İşleri Mealiİnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar
Süleyman AteşKendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi
Ali BulaçDe ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir
Süleyman AteşDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir
Ali BulaçKi O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiYaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız
Süleyman AteşO size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz
Ali BulaçGökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir
Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir
Süleyman AteşGökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır
Ali BulaçBir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir
Diyanet İşleri MealiBir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur
Süleyman AteşO'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir
Ali BulaçHerşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz
Diyanet İşleri MealiHer şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir
Süleyman AteşYücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O'nun elindedir ve siz O'na döndürüleceksiniz