36. Yaseen سُورَةُ يسٓ
Ali BulaçYasîn
Elmalılı Hamdi YazırYâsîn
Yusuf AliYa Sin
Ali BulaçAndolsun hikmetli Kur'an'a
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin
Yusuf AliBy the Qur'an, full of Wisdom
Ali BulaçGerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin
Yusuf AliThou art indeed one of the apostles
Ali BulaçDosdoğru bir yol üzerinde(sin)
Elmalılı Hamdi YazırDosdoğru bir yol üzerindesin
Yusuf AliOn a Straight Way
Ali Bulaç(Kur'an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah')ın indirmesidir
Elmalılı Hamdi YazırBabaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın
Yusuf AliIt is a Revelation sent down by (Him), the Exalted in Might, Most Merciful
Ali BulaçBabaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)
Elmalılı Hamdi YazırBabaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın
Yusuf AliIn order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of God)
Ali BulaçAndolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler
Yusuf AliThe Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe
Ali BulaçGerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar
Yusuf AliWe have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see)
Ali BulaçBiz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler
Elmalılı Hamdi YazırHem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler
Yusuf AliAnd We have put a bar in front of them and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot see
Ali BulaçKendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar
Elmalılı Hamdi YazırOnları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar
Yusuf AliThe same is it to them whether thou admonish them or thou do not admonish them: they will not believe
Ali BulaçSen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele
Elmalılı Hamdi YazırSen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele
Yusuf AliThou canst but admonish such a one as follows the Message and fears the (Lord) Most Gracious, unseen: give such a one, therefore, good tidings, of Forgiveness and a Reward most generous
Ali BulaçŞüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imamı mübin"de (ana kitapta, yani Levhi mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir
Yusuf AliVerily We shall give life to the dead, and We record that which they send before and that which they leave behind, and of all things have We taken account in a clear Book (of evidence)
Ali BulaçSen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti
Elmalılı Hamdi YazırSen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti
Yusuf AliSet forth to them, by way of a parable, the (story of) the Companions of the City. Behold!, there came apostles to it
Ali BulaçHani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: "Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler
Yusuf AliWhen We (first) sent to them two apostles, they rejected them: But We strengthened them with a third: they said, "Truly, we have been sent on a mission to you
Ali BulaçDediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırOnlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler
Yusuf AliThe (people) said: "Ye are only men like ourselves; and (God) Most Gracious sends no sort of revelation: ye do nothing but lie
Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir
Elmalılı Hamdi YazırPeygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz
Yusuf AliThey said: "Our Lord doth know that we have been sent on a mission to you
Ali BulaçBizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur
Elmalılı Hamdi YazırBize düşen de sadece apaçık tebliğdir
Yusuf AliAnd our duty is only to proclaim the clear Message
Ali BulaçDediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır
Elmalılı Hamdi YazırOnlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur
Yusuf AliThe (people) said: "for us, we augur an evil omen from you: if ye desist not, we will certainly stone you. And a grievous punishment indeed will be inflicted on you by us
Ali BulaçDediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz
Elmalılı Hamdi YazırPeygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz
Yusuf AliThey said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds
Ali BulaçŞehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi
Elmalılı Hamdi YazırO sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere
Yusuf AliThen there came running, from the farthest part of the City, a man, saying, "O my people! Obey the apostles
Ali BulaçSizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir
Elmalılı Hamdi YazırUyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir
Yusuf AliObey those who ask no reward of you (for themselves), and who have themselves received Guidance
Ali BulaçBana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz
Elmalılı Hamdi YazırBana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz
Yusuf AliIt would not be reasonable in me if I did not serve Him Who created me, and to Whom ye shall (all) be brought back
Ali BulaçBen, O'ndan başka İlahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler
Elmalılı Hamdi YazırHiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar
Yusuf AliShall I take (other) gods besides Him? If (God) Most Gracious should intend some adversity for me, of no use whatever will be their intercession for me, nor can they deliver me
Ali BulaçO durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum
Yusuf AliI would indeed, if I were to do so, be in manifest Error
Ali BulaçŞüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni
Yusuf AliFor me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me
Ali BulaçOna: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bir bilseydi" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır(Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi
Yusuf AliIt was said: "Enter thou the Garden." He said: "Ah me! Would that my People knew (what I know)
Ali BulaçRabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını
Yusuf AliFor that my Lord has granted me Forgiveness and has enrolled me among those held in honour
Ali BulaçKendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik
Elmalılı Hamdi YazırBiz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik
Yusuf AliAnd We sent not down against his People, after him, any hosts from heaven, nor was it needful for Us so to do
Ali Bulaç(Ancak onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler
Elmalılı Hamdi YazırSadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler
Yusuf AliIt was no more than a single mighty Blast, and behold! they were (like ashes) quenched and silent
Ali BulaçYazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi
Elmalılı Hamdi YazırYazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı
Yusuf AliAh! Alas for (My) Servants! There comes not an apostle to them but they mock him
Ali BulaçGörmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler
Elmalılı Hamdi YazırGörmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar
Yusuf AliSee they not how many generations before them we destroyed? Not to them will they return
Ali BulaçAncak onların hepsi, toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırOnların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir
Yusuf AliBut each one of them all - will be brought before Us (for judgment)
Ali BulaçÖlü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler
Elmalılı Hamdi YazırHem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar
Yusuf AliA Sign for them is the earth that is dead: We do give it life, and produce grain therefrom, of which ye do eat
Ali BulaçBiz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık
Elmalılı Hamdi YazırBiz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık
Yusuf AliAnd We produce therein orchard with date-palms and vines, and We cause springs to gush forth therein
Ali BulaçOnun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı
Elmalılı Hamdi Yazır(Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi
Yusuf AliThat they may enjoy the fruits of this (artistry): It was not their hands that made this: will they not then give thanks
Ali BulaçYerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir
Elmalılı Hamdi YazırYerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir
Yusuf AliGlory to God, Who created in pairs all things that the earth produces, as well as their own (human) kind and (other) things of which they have no knowledge
Ali BulaçGece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırGece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar
Yusuf AliAnd a Sign for them is the Night: We withdraw therefrom the Day, and behold they are plunged in darkness
Ali BulaçGüneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir
Elmalılı Hamdi YazırGüneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir
Yusuf AliAnd the sun runs his course for a period determined for him: that is the decree of (Him), the Exalted in Might, the All-Knowing
Ali BulaçAy'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner)
Elmalılı Hamdi YazırAy'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür
Yusuf AliAnd the Moon,- We have measured for her mansions (to traverse) till she returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk
Ali BulaçNe Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler
Elmalılı Hamdi YazırNe güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler
Yusuf AliIt is not permitted to the Sun to catch up the Moon, nor can the Night outstrip the Day: Each (just) swims along in (its own) orbit (according to Law)
Ali BulaçOnların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir
Elmalılı Hamdi YazırOnlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır
Yusuf AliAnd a Sign for them is that We bore their race (through the Flood) in the loaded Ark
Ali BulaçVe onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da
Elmalılı Hamdi YazırYine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır
Yusuf AliAnd We have created for them similar (vessels) on which they ride
Ali BulaçEğer dilersek onları batırır-boğarız; bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne de kurtulabilirler
Elmalılı Hamdi YazırEğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır
Yusuf AliIf it were Our Will, We could drown them: then would there be no helper (to hear their cry), nor could they be delivered
Ali BulaçAncak Bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka
Elmalılı Hamdi YazırAncak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka
Yusuf AliExcept by way of Mercy from Us, and by way of (world) convenience (to serve them) for a time
Ali BulaçOnlara: "Önünüzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz" denildiğinde, (dinlemeyip inkara devam edenler)
Elmalılı Hamdi YazırDurum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman
Yusuf AliWhen they are told, "Fear ye that which is before you and that which will be after you, in order that ye may receive Mercy," (they turn back)
Ali BulaçOnlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler
Elmalılı Hamdi YazırVe kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler
Yusuf AliNot a Sign comes to them from among the Signs of their Lord, but they turn away therefrom
Ali BulaçVe onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: "Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler
Yusuf AliAnd when they are told, "Spend ye of (the bounties) with which God has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if God had so willed, He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error
Ali BulaçVe derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azap) ne zamanmış
Elmalılı Hamdi YazırYine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar
Yusuf AliFurther, they say, "When will this promise (come to pass), if what ye say is true
Ali BulaçOnlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir
Elmalılı Hamdi YazırOnlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir
Yusuf AliThey will not (have to) wait for aught but a single Blast: it will seize them while they are yet disputing among themselves
Ali BulaçArtık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler
Elmalılı Hamdi YazırO zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler
Yusuf AliNo (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people
Ali BulaçSur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler
Elmalılı Hamdi YazırSûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar
Yusuf AliThe trumpet shall be sounded, when behold! from the sepulchres (men) will rush forth to their Lord
Ali BulaçDemişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler
Yusuf AliThey will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"... (A voice will say:) "This is what (God) Most Gracious had promised. And true was the word of the apostles
Ali BulaçO, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir
Elmalılı Hamdi YazırBaşka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir
Yusuf AliIt will be no more than a single Blast, when lo! they will all be brought up before Us
Ali Bulaçİşte bugün hiç kimseye (hiç)bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz
Elmalılı Hamdi YazırArtık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz
Yusuf AliThen, on that Day, not a soul will be wronged in the least, and ye shall but be repaid the meeds of your past Deeds
Ali BulaçGerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler
Yusuf AliVerily the Companions of the Garden shall that Day have joy in all that they do
Ali BulaçKendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır
Elmalılı Hamdi YazırKendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır
Yusuf AliThey and their associates will be in groves of (cool) shade, reclining on Thrones (of dignity)
Ali BulaçOrada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır
Elmalılı Hamdi YazırOnlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır
Yusuf Ali(Every) fruit (enjoyment) will be there for them; they shall have whatever they call for
Ali BulaçÇok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır
Yusuf AliPeace!" - a word (of salutation) from a Lord Most Merciful
Ali BulaçEy suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin
Elmalılı Hamdi YazırEy günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın
Yusuf AliAnd O ye in sin! Get ye apart this Day
Ali BulaçEy Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır
Elmalılı Hamdi YazırEy Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
Yusuf AliDid I not enjoin on you, O ye Children of Adam, that ye should not worship Satan; for that he was to you an enemy avowed
Ali BulaçBana kulluk edin, doğru yol budur
Elmalılı Hamdi YazırEy Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
Yusuf AliAnd that ye should worship Me, (for that) this was the Straight Way
Ali BulaçAndolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz
Elmalılı Hamdi YazırBöyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz
Yusuf AliBut he did lead astray a great multitude of you. Did ye not, then, understand
Ali Bulaçİşte bu, size vadedilmiş cehennemdir
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu size vaad edilen cehennemdir
Yusuf AliThis is the Hell of which ye were (repeatedly) warned
Ali Bulaçİnkar etmenize karşılık olmak üzere bugün oraya girin
Elmalılı Hamdi YazırBugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için
Yusuf AliEmbrace ye the (fire) this Day, for that ye (persistently) rejected (Truth)
Ali BulaçBugün Biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri Bize söylemekte, ayakları (aleyhlerinde) şahitlik etmektedir
Elmalılı Hamdi YazırBugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder
Yusuf AliThat Day shall We set a seal on their mouths. But their hands will speak to us, and their feet bear witness, to all that they did
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp-koşuşurlardı. Fakat nasıl göreceklerdi ki
Elmalılı Hamdi YazırHem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler
Yusuf AliIf it had been our Will, We could surely have blotted out their eyes; then should they have run about groping for the Path, but how could they have seen
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde (en görkemli çağlarında) onları bir başka kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi
Elmalılı Hamdi YazırYine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi
Yusuf AliAnd if it had been Our Will, We could have transformed them (to remain) in their places; then should they have been unable to move about, nor could they have returned (after error)
Ali BulaçKime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı
Yusuf AliIf We grant long life to any, We cause him to be reversed in nature: Will they not then understand
Ali BulaçBiz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır
Elmalılı Hamdi YazırBiz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır
Yusuf AliWe have not instructed the (Prophet) in Poetry, nor is it meet for him: this is no less than a Message and a Qur'an making things clear
Ali Bulaç(Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir)
Elmalılı Hamdi Yazır(Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir
Yusuf AliThat it may give admonition to any (who are) alive, and that the charge may be proved against those who reject (Truth)
Ali BulaçEllerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar
Elmalılı Hamdi YazırŞunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar
Yusuf AliSee they not that it is We Who have created for them - among the things which Our hands have fashioned - cattle, which are under their dominion
Ali BulaçBiz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar
Elmalılı Hamdi YazırOnları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar
Yusuf AliAnd that We have subjected them to their (use)? of them some do carry them and some they eat
Ali BulaçOnlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi
Elmalılı Hamdi YazırOnlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi
Yusuf AliAnd they have (other) profits from them (besides), and they get (milk) to drink. Will they not then be grateful
Ali BulaçYardım görürler umuduyla, Allah'tan başka İlahlar edindiler
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar
Yusuf AliYet they take (for worship) gods other than God, (hoping) that they might be helped
Ali BulaçOnların (o İlahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir
Elmalılı Hamdi YazırOnların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir
Yusuf AliThey have not the power to help them: but they will be brought up (before Our Judgment-seat) as a troop (to be condemned)
Ali BulaçÖyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz
Elmalılı Hamdi YazırO halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da
Yusuf AliLet not their speech, then, grieve thee. Verily We know what they hide as well as what they disclose
Ali Bulaçİnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir
Elmalılı Hamdi Yazırİnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi
Yusuf AliDoth not man see that it is We Who created him from sperm? yet behold! he (stands forth) as an open adversary
Ali BulaçKendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş
Elmalılı Hamdi YazırYaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi
Yusuf AliAnd he makes comparisons for Us, and forgets his own (origin and) Creation: He says, "Who can give life to (dry) bones and decomposed ones (at that)
Ali BulaçDe ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir
Yusuf AliSay, "He will give them life Who created them for the first time! for He is Well-versed in every kind of creation
Ali BulaçKi O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırSize o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız
Yusuf AliThe same Who produces for you fire out of the green tree, when behold! ye kindle therewith (your own fires)
Ali BulaçGökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir
Elmalılı Hamdi YazırGökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir
Yusuf AliIs not He Who created the heavens and the earth able to create the like thereof?" - Yea, indeed! for He is the Creator Supreme, of skill and knowledge (infinite)
Ali BulaçBir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir
Elmalılı Hamdi YazırO'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir
Yusuf AliVerily, when He intends a thing, His Command is, "be", and it is
Ali BulaçHerşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz
Elmalılı Hamdi YazırO halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz
Yusuf AliSo glory to Him in Whose hands is the dominion of all things: and to Him will ye be all brought back