☪ Anlam Arayışı

36. Yaseen سُورَةُ يسٓ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
36:1
يسٓ

Süleyman AteşYasin

Yusuf AliYa Sin

Elmalılı Hamdi YazırYâsîn

36:2
وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡحَكِيمِ

Süleyman AteşHikmetli Kur'an'a andolsun

Yusuf AliBy the Qur'an, full of Wisdom

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin

36:3 📚 4
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman AteşKuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin

Yusuf AliThou art indeed one of the apostles

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin

36:4
عَلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏

Süleyman AteşDosdoğru bir yol üzerinde

Yusuf AliOn a Straight Way

Elmalılı Hamdi YazırDosdoğru bir yol üzerindesin

36:5
تَنزِيلَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ

Süleyman AteşYani üstün ve çok esirgeyen Allah'ın indirdiği (Kur'an yolu) üzerindesin

Yusuf AliIt is a Revelation sent down by (Him), the Exalted in Might, Most Merciful

Elmalılı Hamdi YazırBabaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın

36:6
لِتُنذِرَ قَوۡمࣰ ا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمۡ فَهُمۡ غَٰفِلُونَ

Süleyman AteşBabaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik)

Yusuf AliIn order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of God)

Elmalılı Hamdi YazırBabaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın

36:7 📚 1
لَقَدۡ حَقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَىٰٓ أَكۡثَرِهِمۡ فَهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ

Süleyman AteşAndolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar

Yusuf AliThe Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler

36:8
إِنَّا جَعَلۡنَا فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ أَغۡلَٰلࣰ ا فَهِيَ إِلَى ٱلۡأَذۡقَانِ فَهُم مُّقۡمَحُونَ

Süleyman AteşBiz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır

Yusuf AliWe have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see)

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar

36:9
وَجَعَلۡنَا مِنۢ بَيۡنِ أَيۡدِيهِمۡ سَدࣰّ ا وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ سَدࣰّ ا فَأَغۡشَيۡنَٰهُمۡ فَهُمۡ لَا يُبۡصِرُونَ

Süleyman AteşÖnlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler

Yusuf AliAnd We have put a bar in front of them and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot see

Elmalılı Hamdi YazırHem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler

36:10
وَسَوَآءٌ عَلَيۡهِمۡ ءَأَنذَرۡتَهُمۡ أَمۡ لَمۡ تُنذِرۡهُمۡ لَا يُؤۡمِنُونَ

Süleyman AteşOnları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar

Yusuf AliThe same is it to them whether thou admonish them or thou do not admonish them: they will not believe

Elmalılı Hamdi YazırOnları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar

36:11 📚 3
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكۡرَ وَخَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِۖ فَبَشِّرۡهُ بِمَغۡفِرَةࣲ وَأَجۡرࣲ كَرِيمٍ

Süleyman AteşSen ancak Zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele

Yusuf AliThou canst but admonish such a one as follows the Message and fears the (Lord) Most Gracious, unseen: give such a one, therefore, good tidings, of Forgiveness and a Reward most generous

Elmalılı Hamdi YazırSen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele

36:12
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَنَكۡتُبُ مَا قَدَّمُواْ وَءَاثَٰرَهُمۡۚ وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ فِيٓ إِمَامࣲ مُّبِينࣲ‏

Süleyman AteşBiziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir

Yusuf AliVerily We shall give life to the dead, and We record that which they send before and that which they leave behind, and of all things have We taken account in a clear Book (of evidence)

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imamı mübin"de (ana kitapta, yani Levhi mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir

36:13
وَٱضۡرِبۡ لَهُم مَّثَلًا أَصۡحَٰبَ ٱلۡقَرۡيَةِ إِذۡ جَآءَهَا ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Süleyman AteşOnlara elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat

Yusuf AliSet forth to them, by way of a parable, the (story of) the Companions of the City. Behold!, there came apostles to it

Elmalılı Hamdi YazırSen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti

36:14 📚 1
إِذۡ أَرۡسَلۡنَآ إِلَيۡهِمُ ٱثۡنَيۡنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزۡنَا بِثَالِثࣲ فَقَالُوٓاْ إِنَّآ إِلَيۡكُم مُّرۡسَلُونَ

Süleyman AteşBiz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz

Yusuf AliWhen We (first) sent to them two apostles, they rejected them: But We strengthened them with a third: they said, "Truly, we have been sent on a mission to you

Elmalılı Hamdi YazırHani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler

36:15 📚 3
قَالُواْ مَآ أَنتُمۡ إِلَّا بَشَرࣱ مِّثۡلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحۡمَٰنُ مِن شَيۡءٍ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا تَكۡذِبُونَ

Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz

Yusuf AliThe (people) said: "Ye are only men like ourselves; and (God) Most Gracious sends no sort of revelation: ye do nothing but lie

Elmalılı Hamdi YazırOnlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler

36:16 📚 2
قَالُواْ رَبُّنَا يَعۡلَمُ إِنَّآ إِلَيۡكُمۡ لَمُرۡسَلُونَ

Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz

Yusuf AliThey said: "Our Lord doth know that we have been sent on a mission to you

Elmalılı Hamdi YazırPeygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz

36:17
وَمَا عَلَيۡنَآ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُ ٱلۡمُبِينُ

Süleyman AteşBizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır

Yusuf AliAnd our duty is only to proclaim the clear Message

Elmalılı Hamdi YazırBize düşen de sadece apaçık tebliğdir

36:18
قَالُوٓاْ إِنَّا تَطَيَّرۡنَا بِكُمۡۖ لَئِن لَّمۡ تَنتَهُواْ لَنَرۡجُمَنَّكُمۡ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏

Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur

Yusuf AliThe (people) said: "for us, we augur an evil omen from you: if ye desist not, we will certainly stone you. And a grievous punishment indeed will be inflicted on you by us

Elmalılı Hamdi YazırOnlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur

36:19
قَالُواْ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمۡ أَئِن ذُكِّرۡتُمۚ بَلۡ أَنتُمۡ قَوۡمࣱ مُّسۡرِفُونَ

Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz

Yusuf AliThey said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds

Elmalılı Hamdi YazırPeygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz

36:20
وَجَآءَ مِنۡ أَقۡصَا ٱلۡمَدِينَةِ رَجُلࣱ يَسۡعَىٰ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُواْ ٱلۡمُرۡسَلِينَ

Süleyman AteşKentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi

Yusuf AliThen there came running, from the farthest part of the City, a man, saying, "O my people! Obey the apostles

Elmalılı Hamdi YazırO sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere

36:21
ٱتَّبِعُواْ مَن لَّا يَسۡـَٔلُكُمۡ أَجۡرࣰ ا وَهُم مُّهۡتَدُونَ

Süleyman AteşSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar

Yusuf AliObey those who ask no reward of you (for themselves), and who have themselves received Guidance

Elmalılı Hamdi YazırUyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir

36:22 📚 1
وَمَالِيَ لَآ أَعۡبُدُ ٱلَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ

Süleyman AteşBen niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O'na döndürüleceksiniz

Yusuf AliIt would not be reasonable in me if I did not serve Him Who created me, and to Whom ye shall (all) be brought back

Elmalılı Hamdi YazırBana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz

36:23
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدۡنِ ٱلرَّحۡمَٰنُ بِضُرࣲّ لَّا تُغۡنِ عَنِّي شَفَٰعَتُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا يُنقِذُونِ

Süleyman AteşO'ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefa'ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar

Yusuf AliShall I take (other) gods besides Him? If (God) Most Gracious should intend some adversity for me, of no use whatever will be their intercession for me, nor can they deliver me

Elmalılı Hamdi YazırHiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar

36:24
إِنِّيٓ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ

Süleyman AteşO takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum

Yusuf AliI would indeed, if I were to do so, be in manifest Error

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum

36:25
إِنِّيٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمۡ فَٱسۡمَعُونِ

Süleyman AteşBen sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin

Yusuf AliFor me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni

36:26
قِيلَ ٱدۡخُلِ ٱلۡجَنَّةَۖ قَالَ يَٰلَيۡتَ قَوۡمِي يَعۡلَمُونَ

Süleyman AteşOna: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi

Yusuf AliIt was said: "Enter thou the Garden." He said: "Ah me! Would that my People knew (what I know)

Elmalılı Hamdi Yazır(Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi

36:27
بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ ٱلۡمُكۡرَمِينَ

Süleyman AteşRabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını

Yusuf AliFor that my Lord has granted me Forgiveness and has enrolled me among those held in honour

Elmalılı Hamdi YazırRabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını

36:28 📚 1
۞وَمَآ أَنزَلۡنَا عَلَىٰ قَوۡمِهِۦ مِنۢ بَعۡدِهِۦ مِن جُندࣲ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ

Süleyman AteşOndan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu)

Yusuf AliAnd We sent not down against his People, after him, any hosts from heaven, nor was it needful for Us so to do

Elmalılı Hamdi YazırBiz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik

36:29
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ خَٰمِدُونَ

Süleyman AteşSadece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler

Yusuf AliIt was no more than a single mighty Blast, and behold! they were (like ashes) quenched and silent

Elmalılı Hamdi YazırSadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler

36:30 📚 1
يَٰحَسۡرَةً عَلَى ٱلۡعِبَادِۚ مَا يَأۡتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ

Süleyman AteşYazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi

Yusuf AliAh! Alas for (My) Servants! There comes not an apostle to them but they mock him

Elmalılı Hamdi YazırYazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı

36:31 📚 1
أَلَمۡ يَرَوۡاْ كَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّنَ ٱلۡقُرُونِ أَنَّهُمۡ إِلَيۡهِمۡ لَا يَرۡجِعُونَ

Süleyman AteşGörmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler

Yusuf AliSee they not how many generations before them we destroyed? Not to them will they return

Elmalılı Hamdi YazırGörmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar

36:32 📚 2
وَإِن كُلࣱّ لَّمَّا جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ

Süleyman AteşAncak hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir

Yusuf AliBut each one of them all - will be brought before Us (for judgment)

Elmalılı Hamdi YazırOnların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir

36:33
وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلۡأَرۡضُ ٱلۡمَيۡتَةُ أَحۡيَيۡنَٰهَا وَأَخۡرَجۡنَا مِنۡهَا حَبࣰّ ا فَمِنۡهُ يَأۡكُلُونَ

Süleyman AteşÖlü toprak, onlar için bir ayettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar

Yusuf AliA Sign for them is the earth that is dead: We do give it life, and produce grain therefrom, of which ye do eat

Elmalılı Hamdi YazırHem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar

36:34
وَجَعَلۡنَا فِيهَا جَنَّٰتࣲ مِّن نَّخِيلࣲ وَأَعۡنَٰبࣲ وَفَجَّرۡنَا فِيهَا مِنَ ٱلۡعُيُونِ

Süleyman AteşOrada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık

Yusuf AliAnd We produce therein orchard with date-palms and vines, and We cause springs to gush forth therein

Elmalılı Hamdi YazırBiz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık

36:35 📚 1
لِيَأۡكُلُواْ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتۡهُ أَيۡدِيهِمۡۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ

Süleyman AteşKi o(suyun, yahut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı

Yusuf AliThat they may enjoy the fruits of this (artistry): It was not their hands that made this: will they not then give thanks

Elmalılı Hamdi Yazır(Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi

36:36 📚 2
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلۡأَزۡوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلۡأَرۡضُ وَمِنۡ أَنفُسِهِمۡ وَمِمَّا لَا يَعۡلَمُونَ

Süleyman AteşNe yücedir O (Allah) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır

Yusuf AliGlory to God, Who created in pairs all things that the earth produces, as well as their own (human) kind and (other) things of which they have no knowledge

Elmalılı Hamdi YazırYerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir

36:37 📚 1
وَءَايَةࣱ لَّهُمُ ٱلَّيۡلُ نَسۡلَخُ مِنۡهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظۡلِمُونَ

Süleyman AteşGece de onlar için bir ayettir. Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler

Yusuf AliAnd a Sign for them is the Night: We withdraw therefrom the Day, and behold they are plunged in darkness

Elmalılı Hamdi YazırGece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar

36:38 📚 3
وَٱلشَّمۡسُ تَجۡرِي لِمُسۡتَقَرࣲّ لَّهَاۚ ذَٰلِكَ تَقۡدِيرُ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ

Süleyman AteşGüneş de kendi müstekarrı (istikrarı veya istikrar bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allah)ın takdiridir

Yusuf AliAnd the sun runs his course for a period determined for him: that is the decree of (Him), the Exalted in Might, the All-Knowing

Elmalılı Hamdi YazırGüneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir

36:39
وَٱلۡقَمَرَ قَدَّرۡنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلۡعُرۡجُونِ ٱلۡقَدِيمِ

Süleyman AteşAya da konaklar tayin ettik. Nihayet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hale geldi

Yusuf AliAnd the Moon,- We have measured for her mansions (to traverse) till she returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk

Elmalılı Hamdi YazırAy'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür

36:40 📚 2
لَا ٱلشَّمۡسُ يَنۢبَغِي لَهَآ أَن تُدۡرِكَ ٱلۡقَمَرَ وَلَا ٱلَّيۡلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِۚ وَكُلࣱّ فِي فَلَكࣲ يَسۡبَحُونَ

Süleyman AteşNe güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler

Yusuf AliIt is not permitted to the Sun to catch up the Moon, nor can the Night outstrip the Day: Each (just) swims along in (its own) orbit (according to Law)

Elmalılı Hamdi YazırNe güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler

36:41 📚 1
وَءَايَةࣱ لَّهُمۡ أَنَّا حَمَلۡنَا ذُرِّيَّتَهُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ ٱلۡمَشۡحُونِ

Süleyman AteşOnlar için bir ayet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız

Yusuf AliAnd a Sign for them is that We bore their race (through the Flood) in the loaded Ark

Elmalılı Hamdi YazırOnlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır

36:42 📚 1
وَخَلَقۡنَا لَهُم مِّن مِّثۡلِهِۦ مَا يَرۡكَبُونَ

Süleyman AteşVe kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır

Yusuf AliAnd We have created for them similar (vessels) on which they ride

Elmalılı Hamdi YazırYine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır

36:43 📚 1
وَإِن نَّشَأۡ نُغۡرِقۡهُمۡ فَلَا صَرِيخَ لَهُمۡ وَلَا هُمۡ يُنقَذُونَ

Süleyman AteşDilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar

Yusuf AliIf it were Our Will, We could drown them: then would there be no helper (to hear their cry), nor could they be delivered

Elmalılı Hamdi YazırEğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır

36:44
إِلَّا رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينࣲ‏

Süleyman AteşAncak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız)

Yusuf AliExcept by way of Mercy from Us, and by way of (world) convenience (to serve them) for a time

Elmalılı Hamdi YazırAncak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka

36:45 📚 2
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُواْ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيكُمۡ وَمَا خَلۡفَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ

Süleyman AteşOnlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar)

Yusuf AliWhen they are told, "Fear ye that which is before you and that which will be after you, in order that ye may receive Mercy," (they turn back)

Elmalılı Hamdi YazırDurum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman

36:46
وَمَا تَأۡتِيهِم مِّنۡ ءَايَةࣲ مِّنۡ ءَايَٰتِ رَبِّهِمۡ إِلَّا كَانُواْ عَنۡهَا مُعۡرِضِينَ

Süleyman AteşZaten, onlara Rabblerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar

Yusuf AliNot a Sign comes to them from among the Signs of their Lord, but they turn away therefrom

Elmalılı Hamdi YazırVe kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler

36:47 📚 1
وَإِذَا قِيلَ لَهُمۡ أَنفِقُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَنُطۡعِمُ مَن لَّوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطۡعَمَهُۥٓ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينࣲ‏

Süleyman AteşOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler

Yusuf AliAnd when they are told, "Spend ye of (the bounties) with which God has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if God had so willed, He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error

Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler

36:48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلۡوَعۡدُ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Süleyman AteşVe: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?" diyorlar

Yusuf AliFurther, they say, "When will this promise (come to pass), if what ye say is true

Elmalılı Hamdi YazırYine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar

36:49
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ تَأۡخُذُهُمۡ وَهُمۡ يَخِصِّمُونَ

Süleyman AteşOnların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar

Yusuf AliThey will not (have to) wait for aught but a single Blast: it will seize them while they are yet disputing among themselves

Elmalılı Hamdi YazırOnlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir

36:50 📚 4
فَلَا يَسۡتَطِيعُونَ تَوۡصِيَةࣰ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهۡلِهِمۡ يَرۡجِعُونَ

Süleyman AteşArtık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler

Yusuf AliNo (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people

Elmalılı Hamdi YazırO zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler

36:51 📚 1
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمۡ يَنسِلُونَ

Süleyman AteşSur'a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar

Yusuf AliThe trumpet shall be sounded, when behold! from the sepulchres (men) will rush forth to their Lord

Elmalılı Hamdi YazırSûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar

36:52 📚 2
قَالُواْ يَٰوَيۡلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرۡقَدِنَاۜۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلۡمُرۡسَلُونَ

Süleyman AteşDediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş

Yusuf AliThey will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"... (A voice will say:) "This is what (God) Most Gracious had promised. And true was the word of the apostles

Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler

36:53
إِن كَانَتۡ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَإِذَا هُمۡ جَمِيعࣱ لَّدَيۡنَا مُحۡضَرُونَ

Süleyman AteşSadece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler

Yusuf AliIt will be no more than a single Blast, when lo! they will all be brought up before Us

Elmalılı Hamdi YazırBaşka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir

36:54
فَٱلۡيَوۡمَ لَا تُظۡلَمُ نَفۡسࣱ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا تُجۡزَوۡنَ إِلَّا مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Süleyman AteşO gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz

Yusuf AliThen, on that Day, not a soul will be wronged in the least, and ye shall but be repaid the meeds of your past Deeds

Elmalılı Hamdi YazırArtık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz

36:55
إِنَّ أَصۡحَٰبَ ٱلۡجَنَّةِ ٱلۡيَوۡمَ فِي شُغُلࣲ فَٰكِهُونَ

Süleyman AteşO gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler

Yusuf AliVerily the Companions of the Garden shall that Day have joy in all that they do

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler

36:56
هُمۡ وَأَزۡوَٰجُهُمۡ فِي ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلۡأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ

Süleyman AteşKendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır

Yusuf AliThey and their associates will be in groves of (cool) shade, reclining on Thrones (of dignity)

Elmalılı Hamdi YazırKendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır

36:57
لَهُمۡ فِيهَا فَٰكِهَةࣱ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ

Süleyman AteşOrada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır

Yusuf Ali(Every) fruit (enjoyment) will be there for them; they shall have whatever they call for

Elmalılı Hamdi YazırOnlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır

36:58
سَلَٰمࣱ قَوۡلࣰ ا مِّن رَّبࣲّ رَّحِيمࣲ‏

Süleyman AteşÇok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selam (vardır)

Yusuf AliPeace!" - a word (of salutation) from a Lord Most Merciful

Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır

36:59
وَٱمۡتَٰزُواْ ٱلۡيَوۡمَ أَيُّهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ

Süleyman AteşEy suçlular, bugün şöyle ayrılın

Yusuf AliAnd O ye in sin! Get ye apart this Day

Elmalılı Hamdi YazırEy günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın

36:60
۞أَلَمۡ أَعۡهَدۡ إِلَيۡكُمۡ يَٰبَنِيٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعۡبُدُواْ ٱلشَّيۡطَٰنَۖ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوࣱّ مُّبِينࣱ‏

Süleyman AteşEy Adem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır. Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe

Yusuf AliDid I not enjoin on you, O ye Children of Adam, that ye should not worship Satan; for that he was to you an enemy avowed

Elmalılı Hamdi YazırEy Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)

36:61
وَأَنِ ٱعۡبُدُونِيۚ هَٰذَا صِرَٰطࣱ مُّسۡتَقِيمࣱ‏

Süleyman AteşBana tapın doğru yol budur diye

Yusuf AliAnd that ye should worship Me, (for that) this was the Straight Way

Elmalılı Hamdi YazırEy Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)

36:62
وَلَقَدۡ أَضَلَّ مِنكُمۡ جِبِلࣰّ ا كَثِيرًاۖ أَفَلَمۡ تَكُونُواْ تَعۡقِلُونَ

Süleyman AteşO, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz

Yusuf AliBut he did lead astray a great multitude of you. Did ye not, then, understand

Elmalılı Hamdi YazırBöyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz

36:63
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِي كُنتُمۡ تُوعَدُونَ

Süleyman Ateşİşte size söylenen cehennem

Yusuf AliThis is the Hell of which ye were (repeatedly) warned

Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu size vaad edilen cehennemdir

36:64
ٱصۡلَوۡهَا ٱلۡيَوۡمَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ

Süleyman Ateşİnkarınızdan dolayı bugün oraya girin

Yusuf AliEmbrace ye the (fire) this Day, for that ye (persistently) rejected (Truth)

Elmalılı Hamdi YazırBugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için

36:65 📚 1
ٱلۡيَوۡمَ نَخۡتِمُ عَلَىٰٓ أَفۡوَٰهِهِمۡ وَتُكَلِّمُنَآ أَيۡدِيهِمۡ وَتَشۡهَدُ أَرۡجُلُهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ

Süleyman AteşO gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder

Yusuf AliThat Day shall We set a seal on their mouths. But their hands will speak to us, and their feet bear witness, to all that they did

Elmalılı Hamdi YazırBugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder

36:66
وَلَوۡ نَشَآءُ لَطَمَسۡنَا عَلَىٰٓ أَعۡيُنِهِمۡ فَٱسۡتَبَقُواْ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبۡصِرُونَ

Süleyman AteşDilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler

Yusuf AliIf it had been our Will, We could surely have blotted out their eyes; then should they have run about groping for the Path, but how could they have seen

Elmalılı Hamdi YazırHem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler

36:67
وَلَوۡ نَشَآءُ لَمَسَخۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمۡ فَمَا ٱسۡتَطَٰعُواْ مُضِيࣰّ ا وَلَا يَرۡجِعُونَ

Süleyman AteşDilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi

Yusuf AliAnd if it had been Our Will, We could have transformed them (to remain) in their places; then should they have been unable to move about, nor could they have returned (after error)

Elmalılı Hamdi YazırYine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi

36:68
وَمَن نُّعَمِّرۡهُ نُنَكِّسۡهُ فِي ٱلۡخَلۡقِۚ أَفَلَا يَعۡقِلُونَ

Süleyman AteşKime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı

Yusuf AliIf We grant long life to any, We cause him to be reversed in nature: Will they not then understand

Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı

36:69
وَمَا عَلَّمۡنَٰهُ ٱلشِّعۡرَ وَمَا يَنۢبَغِي لَهُۥٓۚ إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ وَقُرۡءَانࣱ مُّبِينࣱ‏

Süleyman AteşBiz ona (Muhammed'e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır

Yusuf AliWe have not instructed the (Prophet) in Poetry, nor is it meet for him: this is no less than a Message and a Qur'an making things clear

Elmalılı Hamdi YazırBiz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır

36:70
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيࣰّ ا وَيَحِقَّ ٱلۡقَوۡلُ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ

Süleyman Ateş(Bu Kur'an Muhammed'e vahyedilmiştir) Ki, diri olanları uyarsın ve inkar edenlere de (azab) söz(ü) hak olsun

Yusuf AliThat it may give admonition to any (who are) alive, and that the charge may be proved against those who reject (Truth)

Elmalılı Hamdi Yazır(Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir

36:71 📚 1
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّا خَلَقۡنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتۡ أَيۡدِينَآ أَنۡعَٰمࣰ ا فَهُمۡ لَهَا مَٰلِكُونَ

Süleyman AteşGörmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara malik olmaktadırlar

Yusuf AliSee they not that it is We Who have created for them - among the things which Our hands have fashioned - cattle, which are under their dominion

Elmalılı Hamdi YazırŞunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar

36:72
وَذَلَّلۡنَٰهَا لَهُمۡ فَمِنۡهَا رَكُوبُهُمۡ وَمِنۡهَا يَأۡكُلُونَ

Süleyman AteşOnları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir, ve onlardan bazılarını da yerler

Yusuf AliAnd that We have subjected them to their (use)? of them some do carry them and some they eat

Elmalılı Hamdi YazırOnları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar

36:73
وَلَهُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُۚ أَفَلَا يَشۡكُرُونَ

Süleyman AteşKendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı

Yusuf AliAnd they have (other) profits from them (besides), and they get (milk) to drink. Will they not then be grateful

Elmalılı Hamdi YazırOnlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi

36:74
وَٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةࣰ لَّعَلَّهُمۡ يُنصَرُونَ

Süleyman AteşBelki kendilerine yardım edilir diye Allah'tan başka tanrılar edindiler

Yusuf AliYet they take (for worship) gods other than God, (hoping) that they might be helped

Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar

36:75 📚 1
لَا يَسۡتَطِيعُونَ نَصۡرَهُمۡ وَهُمۡ لَهُمۡ جُندࣱ مُّحۡضَرُونَ

Süleyman Ateş(O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar)

Yusuf AliThey have not the power to help them: but they will be brought up (before Our Judgment-seat) as a troop (to be condemned)

Elmalılı Hamdi YazırOnların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir

36:76 📚 1
فَلَا يَحۡزُنكَ قَوۡلُهُمۡۘ إِنَّا نَعۡلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعۡلِنُونَ

Süleyman AteşOnların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz

Yusuf AliLet not their speech, then, grieve thee. Verily We know what they hide as well as what they disclose

Elmalılı Hamdi YazırO halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da

36:77 📚 6
أَوَلَمۡ يَرَ ٱلۡإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقۡنَٰهُ مِن نُّطۡفَةࣲ فَإِذَا هُوَ خَصِيمࣱ مُّبِينࣱ‏

Süleyman Ateşİnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe(sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi

Yusuf AliDoth not man see that it is We Who created him from sperm? yet behold! he (stands forth) as an open adversary

Elmalılı Hamdi Yazırİnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi

36:78
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلࣰ ا وَنَسِيَ خَلۡقَهُۥۖ قَالَ مَن يُحۡيِ ٱلۡعِظَٰمَ وَهِيَ رَمِيمࣱ‏

Süleyman AteşKendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi

Yusuf AliAnd he makes comparisons for Us, and forgets his own (origin and) Creation: He says, "Who can give life to (dry) bones and decomposed ones (at that)

Elmalılı Hamdi YazırYaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi

36:79 📚 9
قُلۡ يُحۡيِيهَا ٱلَّذِيٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةࣲۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلۡقٍ عَلِيمٌ

Süleyman AteşDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir

Yusuf AliSay, "He will give them life Who created them for the first time! for He is Well-versed in every kind of creation

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir

36:80 📚 3
ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلۡأَخۡضَرِ نَارࣰ ا فَإِذَآ أَنتُم مِّنۡهُ تُوقِدُونَ

Süleyman AteşO size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz

Yusuf AliThe same Who produces for you fire out of the green tree, when behold! ye kindle therewith (your own fires)

Elmalılı Hamdi YazırSize o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız

36:81 📚 1
أَوَلَيۡسَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخۡلُقَ مِثۡلَهُمۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلۡخَلَّٰقُ ٱلۡعَلِيمُ

Süleyman AteşGökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır

Yusuf AliIs not He Who created the heavens and the earth able to create the like thereof?" - Yea, indeed! for He is the Creator Supreme, of skill and knowledge (infinite)

Elmalılı Hamdi YazırGökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir

36:82
إِنَّمَآ أَمۡرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيۡـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

Süleyman AteşO'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir

Yusuf AliVerily, when He intends a thing, His Command is, "be", and it is

Elmalılı Hamdi YazırO'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir

36:83 📚 1
فَسُبۡحَٰنَ ٱلَّذِي بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيۡءࣲ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ

Süleyman AteşYücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O'nun elindedir ve siz O'na döndürüleceksiniz

Yusuf AliSo glory to Him in Whose hands is the dominion of all things: and to Him will ye be all brought back

Elmalılı Hamdi YazırO halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz

← Önceki Sonraki →

36. Yaseen Suresi | Anlam Arayışı