36. Yaseen سُورَةُ يسٓ
Süleyman AteşYasin
Yusuf AliYa Sin
Elmalılı Hamdi YazırYâsîn
Süleyman AteşHikmetli Kur'an'a andolsun
Yusuf AliBy the Qur'an, full of Wisdom
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin
Süleyman AteşKuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin
Yusuf AliThou art indeed one of the apostles
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi ile gönderilen peygamberlerdensin
Süleyman AteşDosdoğru bir yol üzerinde
Yusuf AliOn a Straight Way
Elmalılı Hamdi YazırDosdoğru bir yol üzerindesin
Süleyman AteşYani üstün ve çok esirgeyen Allah'ın indirdiği (Kur'an yolu) üzerindesin
Yusuf AliIt is a Revelation sent down by (Him), the Exalted in Might, Most Merciful
Elmalılı Hamdi YazırBabaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın
Süleyman AteşBabaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik)
Yusuf AliIn order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of God)
Elmalılı Hamdi YazırBabaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın
Süleyman AteşAndolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar
Yusuf AliThe Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler
Süleyman AteşBiz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır
Yusuf AliWe have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see)
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar
Süleyman AteşÖnlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler
Yusuf AliAnd We have put a bar in front of them and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot see
Elmalılı Hamdi YazırHem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler
Süleyman AteşOnları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar
Yusuf AliThe same is it to them whether thou admonish them or thou do not admonish them: they will not believe
Elmalılı Hamdi YazırOnları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar
Süleyman AteşSen ancak Zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele
Yusuf AliThou canst but admonish such a one as follows the Message and fears the (Lord) Most Gracious, unseen: give such a one, therefore, good tidings, of Forgiveness and a Reward most generous
Elmalılı Hamdi YazırSen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele
Süleyman AteşBiziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir
Yusuf AliVerily We shall give life to the dead, and We record that which they send before and that which they leave behind, and of all things have We taken account in a clear Book (of evidence)
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imamı mübin"de (ana kitapta, yani Levhi mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir
Süleyman AteşOnlara elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat
Yusuf AliSet forth to them, by way of a parable, the (story of) the Companions of the City. Behold!, there came apostles to it
Elmalılı Hamdi YazırSen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti
Süleyman AteşBiz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz
Yusuf AliWhen We (first) sent to them two apostles, they rejected them: But We strengthened them with a third: they said, "Truly, we have been sent on a mission to you
Elmalılı Hamdi YazırHani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler
Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz
Yusuf AliThe (people) said: "Ye are only men like ourselves; and (God) Most Gracious sends no sort of revelation: ye do nothing but lie
Elmalılı Hamdi YazırOnlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler
Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz
Yusuf AliThey said: "Our Lord doth know that we have been sent on a mission to you
Elmalılı Hamdi YazırPeygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz
Süleyman AteşBizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır
Yusuf AliAnd our duty is only to proclaim the clear Message
Elmalılı Hamdi YazırBize düşen de sadece apaçık tebliğdir
Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur
Yusuf AliThe (people) said: "for us, we augur an evil omen from you: if ye desist not, we will certainly stone you. And a grievous punishment indeed will be inflicted on you by us
Elmalılı Hamdi YazırOnlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur
Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz
Yusuf AliThey said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds
Elmalılı Hamdi YazırPeygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz
Süleyman AteşKentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi
Yusuf AliThen there came running, from the farthest part of the City, a man, saying, "O my people! Obey the apostles
Elmalılı Hamdi YazırO sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere
Süleyman AteşSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar
Yusuf AliObey those who ask no reward of you (for themselves), and who have themselves received Guidance
Elmalılı Hamdi YazırUyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir
Süleyman AteşBen niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O'na döndürüleceksiniz
Yusuf AliIt would not be reasonable in me if I did not serve Him Who created me, and to Whom ye shall (all) be brought back
Elmalılı Hamdi YazırBana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz
Süleyman AteşO'ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefa'ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar
Yusuf AliShall I take (other) gods besides Him? If (God) Most Gracious should intend some adversity for me, of no use whatever will be their intercession for me, nor can they deliver me
Elmalılı Hamdi YazırHiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar
Süleyman AteşO takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum
Yusuf AliI would indeed, if I were to do so, be in manifest Error
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum
Süleyman AteşBen sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin
Yusuf AliFor me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni
Süleyman AteşOna: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi
Yusuf AliIt was said: "Enter thou the Garden." He said: "Ah me! Would that my People knew (what I know)
Elmalılı Hamdi Yazır(Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi
Süleyman AteşRabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını
Yusuf AliFor that my Lord has granted me Forgiveness and has enrolled me among those held in honour
Elmalılı Hamdi YazırRabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını
Süleyman AteşOndan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu)
Yusuf AliAnd We sent not down against his People, after him, any hosts from heaven, nor was it needful for Us so to do
Elmalılı Hamdi YazırBiz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik
Süleyman AteşSadece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler
Yusuf AliIt was no more than a single mighty Blast, and behold! they were (like ashes) quenched and silent
Elmalılı Hamdi YazırSadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler
Süleyman AteşYazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi
Yusuf AliAh! Alas for (My) Servants! There comes not an apostle to them but they mock him
Elmalılı Hamdi YazırYazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı
Süleyman AteşGörmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler
Yusuf AliSee they not how many generations before them we destroyed? Not to them will they return
Elmalılı Hamdi YazırGörmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar
Süleyman AteşAncak hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir
Yusuf AliBut each one of them all - will be brought before Us (for judgment)
Elmalılı Hamdi YazırOnların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir
Süleyman AteşÖlü toprak, onlar için bir ayettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar
Yusuf AliA Sign for them is the earth that is dead: We do give it life, and produce grain therefrom, of which ye do eat
Elmalılı Hamdi YazırHem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar
Süleyman AteşOrada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık
Yusuf AliAnd We produce therein orchard with date-palms and vines, and We cause springs to gush forth therein
Elmalılı Hamdi YazırBiz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık
Süleyman AteşKi o(suyun, yahut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı
Yusuf AliThat they may enjoy the fruits of this (artistry): It was not their hands that made this: will they not then give thanks
Elmalılı Hamdi Yazır(Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi
Süleyman AteşNe yücedir O (Allah) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır
Yusuf AliGlory to God, Who created in pairs all things that the earth produces, as well as their own (human) kind and (other) things of which they have no knowledge
Elmalılı Hamdi YazırYerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir
Süleyman AteşGece de onlar için bir ayettir. Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler
Yusuf AliAnd a Sign for them is the Night: We withdraw therefrom the Day, and behold they are plunged in darkness
Elmalılı Hamdi YazırGece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar
Süleyman AteşGüneş de kendi müstekarrı (istikrarı veya istikrar bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allah)ın takdiridir
Yusuf AliAnd the sun runs his course for a period determined for him: that is the decree of (Him), the Exalted in Might, the All-Knowing
Elmalılı Hamdi YazırGüneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir
Süleyman AteşAya da konaklar tayin ettik. Nihayet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hale geldi
Yusuf AliAnd the Moon,- We have measured for her mansions (to traverse) till she returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk
Elmalılı Hamdi YazırAy'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür
Süleyman AteşNe güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler
Yusuf AliIt is not permitted to the Sun to catch up the Moon, nor can the Night outstrip the Day: Each (just) swims along in (its own) orbit (according to Law)
Elmalılı Hamdi YazırNe güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler
Süleyman AteşOnlar için bir ayet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız
Yusuf AliAnd a Sign for them is that We bore their race (through the Flood) in the loaded Ark
Elmalılı Hamdi YazırOnlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır
Süleyman AteşVe kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır
Yusuf AliAnd We have created for them similar (vessels) on which they ride
Elmalılı Hamdi YazırYine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır
Süleyman AteşDilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar
Yusuf AliIf it were Our Will, We could drown them: then would there be no helper (to hear their cry), nor could they be delivered
Elmalılı Hamdi YazırEğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır
Süleyman AteşAncak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız)
Yusuf AliExcept by way of Mercy from Us, and by way of (world) convenience (to serve them) for a time
Elmalılı Hamdi YazırAncak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka
Süleyman AteşOnlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar)
Yusuf AliWhen they are told, "Fear ye that which is before you and that which will be after you, in order that ye may receive Mercy," (they turn back)
Elmalılı Hamdi YazırDurum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman
Süleyman AteşZaten, onlara Rabblerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar
Yusuf AliNot a Sign comes to them from among the Signs of their Lord, but they turn away therefrom
Elmalılı Hamdi YazırVe kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler
Süleyman AteşOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler
Yusuf AliAnd when they are told, "Spend ye of (the bounties) with which God has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if God had so willed, He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler
Süleyman AteşVe: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?" diyorlar
Yusuf AliFurther, they say, "When will this promise (come to pass), if what ye say is true
Elmalılı Hamdi YazırYine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar
Süleyman AteşOnların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar
Yusuf AliThey will not (have to) wait for aught but a single Blast: it will seize them while they are yet disputing among themselves
Elmalılı Hamdi YazırOnlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir
Süleyman AteşArtık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler
Yusuf AliNo (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people
Elmalılı Hamdi YazırO zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler
Süleyman AteşSur'a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar
Yusuf AliThe trumpet shall be sounded, when behold! from the sepulchres (men) will rush forth to their Lord
Elmalılı Hamdi YazırSûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar
Süleyman AteşDediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş
Yusuf AliThey will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"... (A voice will say:) "This is what (God) Most Gracious had promised. And true was the word of the apostles
Elmalılı Hamdi YazırOnlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler
Süleyman AteşSadece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler
Yusuf AliIt will be no more than a single Blast, when lo! they will all be brought up before Us
Elmalılı Hamdi YazırBaşka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir
Süleyman AteşO gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz
Yusuf AliThen, on that Day, not a soul will be wronged in the least, and ye shall but be repaid the meeds of your past Deeds
Elmalılı Hamdi YazırArtık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz
Süleyman AteşO gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler
Yusuf AliVerily the Companions of the Garden shall that Day have joy in all that they do
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler
Süleyman AteşKendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır
Yusuf AliThey and their associates will be in groves of (cool) shade, reclining on Thrones (of dignity)
Elmalılı Hamdi YazırKendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır
Süleyman AteşOrada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır
Yusuf Ali(Every) fruit (enjoyment) will be there for them; they shall have whatever they call for
Elmalılı Hamdi YazırOnlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır
Süleyman AteşÇok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selam (vardır)
Yusuf AliPeace!" - a word (of salutation) from a Lord Most Merciful
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır
Süleyman AteşEy suçlular, bugün şöyle ayrılın
Yusuf AliAnd O ye in sin! Get ye apart this Day
Elmalılı Hamdi YazırEy günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın
Süleyman AteşEy Adem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır. Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe
Yusuf AliDid I not enjoin on you, O ye Children of Adam, that ye should not worship Satan; for that he was to you an enemy avowed
Elmalılı Hamdi YazırEy Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
Süleyman AteşBana tapın doğru yol budur diye
Yusuf AliAnd that ye should worship Me, (for that) this was the Straight Way
Elmalılı Hamdi YazırEy Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
Süleyman AteşO, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz
Yusuf AliBut he did lead astray a great multitude of you. Did ye not, then, understand
Elmalılı Hamdi YazırBöyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz
Süleyman Ateşİşte size söylenen cehennem
Yusuf AliThis is the Hell of which ye were (repeatedly) warned
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu size vaad edilen cehennemdir
Süleyman Ateşİnkarınızdan dolayı bugün oraya girin
Yusuf AliEmbrace ye the (fire) this Day, for that ye (persistently) rejected (Truth)
Elmalılı Hamdi YazırBugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için
Süleyman AteşO gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder
Yusuf AliThat Day shall We set a seal on their mouths. But their hands will speak to us, and their feet bear witness, to all that they did
Elmalılı Hamdi YazırBugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder
Süleyman AteşDilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler
Yusuf AliIf it had been our Will, We could surely have blotted out their eyes; then should they have run about groping for the Path, but how could they have seen
Elmalılı Hamdi YazırHem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler
Süleyman AteşDilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi
Yusuf AliAnd if it had been Our Will, We could have transformed them (to remain) in their places; then should they have been unable to move about, nor could they have returned (after error)
Elmalılı Hamdi YazırYine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi
Süleyman AteşKime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı
Yusuf AliIf We grant long life to any, We cause him to be reversed in nature: Will they not then understand
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı
Süleyman AteşBiz ona (Muhammed'e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır
Yusuf AliWe have not instructed the (Prophet) in Poetry, nor is it meet for him: this is no less than a Message and a Qur'an making things clear
Elmalılı Hamdi YazırBiz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır
Süleyman Ateş(Bu Kur'an Muhammed'e vahyedilmiştir) Ki, diri olanları uyarsın ve inkar edenlere de (azab) söz(ü) hak olsun
Yusuf AliThat it may give admonition to any (who are) alive, and that the charge may be proved against those who reject (Truth)
Elmalılı Hamdi Yazır(Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir
Süleyman AteşGörmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara malik olmaktadırlar
Yusuf AliSee they not that it is We Who have created for them - among the things which Our hands have fashioned - cattle, which are under their dominion
Elmalılı Hamdi YazırŞunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar
Süleyman AteşOnları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir, ve onlardan bazılarını da yerler
Yusuf AliAnd that We have subjected them to their (use)? of them some do carry them and some they eat
Elmalılı Hamdi YazırOnları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar
Süleyman AteşKendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı
Yusuf AliAnd they have (other) profits from them (besides), and they get (milk) to drink. Will they not then be grateful
Elmalılı Hamdi YazırOnlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi
Süleyman AteşBelki kendilerine yardım edilir diye Allah'tan başka tanrılar edindiler
Yusuf AliYet they take (for worship) gods other than God, (hoping) that they might be helped
Elmalılı Hamdi YazırOnlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar
Süleyman Ateş(O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar)
Yusuf AliThey have not the power to help them: but they will be brought up (before Our Judgment-seat) as a troop (to be condemned)
Elmalılı Hamdi YazırOnların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir
Süleyman AteşOnların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz
Yusuf AliLet not their speech, then, grieve thee. Verily We know what they hide as well as what they disclose
Elmalılı Hamdi YazırO halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da
Süleyman Ateşİnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe(sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi
Yusuf AliDoth not man see that it is We Who created him from sperm? yet behold! he (stands forth) as an open adversary
Elmalılı Hamdi Yazırİnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi
Süleyman AteşKendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi
Yusuf AliAnd he makes comparisons for Us, and forgets his own (origin and) Creation: He says, "Who can give life to (dry) bones and decomposed ones (at that)
Elmalılı Hamdi YazırYaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi
Süleyman AteşDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir
Yusuf AliSay, "He will give them life Who created them for the first time! for He is Well-versed in every kind of creation
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir
Süleyman AteşO size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz
Yusuf AliThe same Who produces for you fire out of the green tree, when behold! ye kindle therewith (your own fires)
Elmalılı Hamdi YazırSize o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız
Süleyman AteşGökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır
Yusuf AliIs not He Who created the heavens and the earth able to create the like thereof?" - Yea, indeed! for He is the Creator Supreme, of skill and knowledge (infinite)
Elmalılı Hamdi YazırGökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir
Süleyman AteşO'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir
Yusuf AliVerily, when He intends a thing, His Command is, "be", and it is
Elmalılı Hamdi YazırO'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir
Süleyman AteşYücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O'nun elindedir ve siz O'na döndürüleceksiniz
Yusuf AliSo glory to Him in Whose hands is the dominion of all things: and to Him will ye be all brought back
Elmalılı Hamdi YazırO halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz