36. Yaseen سُورَةُ يسٓ
Süleyman AteşYasin
Diyanet İşleri MealiYa, Sin
Yusuf AliYa Sin
Süleyman AteşHikmetli Kur'an'a andolsun
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
Yusuf AliBy the Qur'an, full of Wisdom
Süleyman AteşKuşkusuz sen gönderilmiş elçilerdensin
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
Yusuf AliThou art indeed one of the apostles
Süleyman AteşDosdoğru bir yol üzerinde
Diyanet İşleri MealiKuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin
Yusuf AliOn a Straight Way
Süleyman AteşYani üstün ve çok esirgeyen Allah'ın indirdiği (Kur'an yolu) üzerindesin
Diyanet İşleri MealiBu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır
Yusuf AliIt is a Revelation sent down by (Him), the Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşBabaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik)
Diyanet İşleri MealiBu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır
Yusuf AliIn order that thou mayest admonish a people, whose fathers had received no admonition, and who therefore remain heedless (of the Signs of God)
Süleyman AteşAndolsun onların çoğuna o söz (cinlerden ve insanlardan bir kısmını cehenneme dolduracağım, sözü) hak oldu; artık onlar inanmazlar
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar
Yusuf AliThe Word is proved true against the greater part of them: for they do not believe
Süleyman AteşBiz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır
Diyanet İşleri MealiBoyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır
Yusuf AliWe have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see)
Süleyman AteşÖnlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler
Diyanet İşleri MealiÖnlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler
Yusuf AliAnd We have put a bar in front of them and a bar behind them, and further, We have covered them up; so that they cannot see
Süleyman AteşOnları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar
Diyanet İşleri MealiOnları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar
Yusuf AliThe same is it to them whether thou admonish them or thou do not admonish them: they will not believe
Süleyman AteşSen ancak Zikre uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte öylesini bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele
Diyanet İşleri MealiSen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele
Yusuf AliThou canst but admonish such a one as follows the Message and fears the (Lord) Most Gracious, unseen: give such a one, therefore, good tidings, of Forgiveness and a Reward most generous
Süleyman AteşBiziz, biz ki, ölüleri diriltiriz ve öne sürdükleri işleri ve bıraktıkları eserleri yazarız. Zaten biz, her şeyi apaçık bir kütüğe ayrıntılı olarak kaydetmişizdir
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır
Yusuf AliVerily We shall give life to the dead, and We record that which they send before and that which they leave behind, and of all things have We taken account in a clear Book (of evidence)
Süleyman AteşOnlara elçilerin geldiği şu kent halkını misal olarak anlat
Diyanet İşleri Mealiİnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat
Yusuf AliSet forth to them, by way of a parable, the (story of) the Companions of the City. Behold!, there came apostles to it
Süleyman AteşBiz onlara iki elçi gönderdik, onları yalanladılar, biz de (elçileri) üçüncü biriyle destekledik. Dediler ki: "Biz size gönderilen elçileriz
Diyanet İşleri MealiOnlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi
Yusuf AliWhen We (first) sent to them two apostles, they rejected them: But We strengthened them with a third: they said, "Truly, we have been sent on a mission to you
Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman bir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz
Diyanet İşleri MealiSiz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler
Yusuf AliThe (people) said: "Ye are only men like ourselves; and (God) Most Gracious sends no sort of revelation: ye do nothing but lie
Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Rabbimiz bilir ki biz size gönderilmiş elçileriz
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi
Yusuf AliThey said: "Our Lord doth know that we have been sent on a mission to you
Süleyman AteşBizim üzerimize düşen, yalnız açıkça duyurmaktır
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi
Yusuf AliAnd our duty is only to proclaim the clear Message
Süleyman Ateş(Kentliler) Dediler ki: "Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız ve bizden size acı bir azab dokunur
Diyanet İşleri MealiDoğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler
Yusuf AliThe (people) said: "for us, we augur an evil omen from you: if ye desist not, we will certainly stone you. And a grievous punishment indeed will be inflicted on you by us
Süleyman Ateş(Elçiler) Dediler ki: "Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır siz aşırı giden bir kavimsiniz
Diyanet İşleri MealiElçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi
Yusuf AliThey said: "Your evil omens are with yourselves: (deem ye this an evil omen). If ye are admonished? Nay, but ye are a people transgressing all bounds
Süleyman AteşKentin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun." dedi
Diyanet İşleri MealiŞehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun
Yusuf AliThen there came running, from the farthest part of the City, a man, saying, "O my people! Obey the apostles
Süleyman AteşSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar
Diyanet İşleri MealiSizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar
Yusuf AliObey those who ask no reward of you (for themselves), and who have themselves received Guidance
Süleyman AteşBen niçin beni yaratana kulluk etmeyeyim? Siz de hep O'na döndürüleceksiniz
Diyanet İşleri MealiBeni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz
Yusuf AliIt would not be reasonable in me if I did not serve Him Who created me, and to Whom ye shall (all) be brought back
Süleyman AteşO'ndan başka tanrılar edinir miyim hiç? Eğer O çok esirgeyen, bana bir zarar vermek dilese, onların şefa'ati bana hiçbir yarar sağlamaz ve onlar beni kurtaramazlar
Diyanet İşleri MealiO'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar
Yusuf AliShall I take (other) gods besides Him? If (God) Most Gracious should intend some adversity for me, of no use whatever will be their intercession for me, nor can they deliver me
Süleyman AteşO takdirde ben, apaçık bir sapıklık içinde olurum
Diyanet İşleri MealiDoğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum
Yusuf AliI would indeed, if I were to do so, be in manifest Error
Süleyman AteşBen sizin Rabbinize inandım, (gelin) beni dinleyin
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin
Yusuf AliFor me, I have faith in the Lord of you (all): listen, then, to me
Süleyman AteşOna: "Cennete gir" denilince: "Keşke, dedi, kavmim bilseydi
Diyanet İşleri MealiOna "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti
Yusuf AliIt was said: "Enter thou the Garden." He said: "Ah me! Would that my People knew (what I know)
Süleyman AteşRabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını
Diyanet İşleri MealiOna "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti
Yusuf AliFor that my Lord has granted me Forgiveness and has enrolled me among those held in honour
Süleyman AteşOndan sonra biz, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirici de değildik, (buna gerek yoktu)
Diyanet İşleri MealiOndan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler
Yusuf AliAnd We sent not down against his People, after him, any hosts from heaven, nor was it needful for Us so to do
Süleyman AteşSadece korkunç bir gürültü oldu, hemen sönüverdiler
Diyanet İşleri MealiOndan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler
Yusuf AliIt was no more than a single mighty Blast, and behold! they were (like ashes) quenched and silent
Süleyman AteşYazık şu kullara! Kendilerine gelen her elçi ile mutlaka alay ederlerdi
Diyanet İşleri MealiKullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı
Yusuf AliAh! Alas for (My) Servants! There comes not an apostle to them but they mock him
Süleyman AteşGörmediler mi kendilerinden önce nice nesilleri yok ettik; onlar bir daha kendilerine dönüp gelmezler
Diyanet İşleri MealiKendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi
Yusuf AliSee they not how many generations before them we destroyed? Not to them will they return
Süleyman AteşAncak hepsi toplandığı zaman huzurumuza getirileceklerdir
Diyanet İşleri MealiHepsi huzurumuza getirileceklerdir
Yusuf AliBut each one of them all - will be brought before Us (for judgment)
Süleyman AteşÖlü toprak, onlar için bir ayettir, (ölüleri nasıl dirilteceğimize işarettir): Biz onu dirilttik, ondan dane çıkardık da ondan yiyorlar
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler
Yusuf AliA Sign for them is the earth that is dead: We do give it life, and produce grain therefrom, of which ye do eat
Süleyman AteşOrada hurma ve üzüm bahçeleri yarattık; orada çeşmeler akıttık
Diyanet İşleri MealiOrada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız
Yusuf AliAnd We produce therein orchard with date-palms and vines, and We cause springs to gush forth therein
Süleyman AteşKi o(suyun, yahut bahçe)nin ürününden ve ellerinin emeğinden yesinler. Hala şükretmiyorlar mı
Diyanet İşleri MealiOnun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi
Yusuf AliThat they may enjoy the fruits of this (artistry): It was not their hands that made this: will they not then give thanks
Süleyman AteşNe yücedir O (Allah) ki toprağın bitirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden olan bütün çiftleri yaratmıştır
Diyanet İşleri MealiYerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir
Yusuf AliGlory to God, Who created in pairs all things that the earth produces, as well as their own (human) kind and (other) things of which they have no knowledge
Süleyman AteşGece de onlar için bir ayettir. Gündüzü ondan soyup, alırız, birden onlar karanlıkta kalıverirler
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler
Yusuf AliAnd a Sign for them is the Night: We withdraw therefrom the Day, and behold they are plunged in darkness
Süleyman AteşGüneş de kendi müstekarrı (istikrarı veya istikrar bulacağı yer) için akıp gider. Bu, üstün ve bilen(Allah)ın takdiridir
Diyanet İşleri MealiGüneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur
Yusuf AliAnd the sun runs his course for a period determined for him: that is the decree of (Him), the Exalted in Might, the All-Knowing
Süleyman AteşAya da konaklar tayin ettik. Nihayet o, eski urcun(hurma salkımının sapın)a benzer bir hale geldi
Diyanet İşleri MealiAy için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir
Yusuf AliAnd the Moon,- We have measured for her mansions (to traverse) till she returns like the old (and withered) lower part of a date-stalk
Süleyman AteşNe güneş aya erişebilir, ne de gece, gündüzün önüne geçebilir. Hepsi bir felekte (yörüngede) yüzmektedirler
Diyanet İşleri MealiAya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler
Yusuf AliIt is not permitted to the Sun to catch up the Moon, nor can the Night outstrip the Day: Each (just) swims along in (its own) orbit (according to Law)
Süleyman AteşOnlar için bir ayet de, onların çoçuklarını dolu gemide taşımamız
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır
Yusuf AliAnd a Sign for them is that We bore their race (through the Flood) in the loaded Ark
Süleyman AteşVe kendilerine onun gibi binecekleri nice şeyler yaratmamızdır
Diyanet İşleri MealiOnlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır
Yusuf AliAnd We have created for them similar (vessels) on which they ride
Süleyman AteşDilesek onları (suda) boğarız, ne kendilerine imdad (eden) olur, ne de kurtarılırlar
Diyanet İşleri MealiDilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi
Yusuf AliIf it were Our Will, We could drown them: then would there be no helper (to hear their cry), nor could they be delivered
Süleyman AteşAncak bizden bir rahmet ve bir süreye kadar yaşatma vardır (acıyarak onları bir süre yaşatırız)
Diyanet İşleri MealiAma katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık
Yusuf AliExcept by way of Mercy from Us, and by way of (world) convenience (to serve them) for a time
Süleyman AteşOnlara: "Önünüzdeki ve arkanızdaki (yani sizden önce geçen ve ileride sizi bekleyen) olaylardan sakının ki, esirgenesiniz," dendiği zaman (aldırmazlar)
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler
Yusuf AliWhen they are told, "Fear ye that which is before you and that which will be after you, in order that ye may receive Mercy," (they turn back)
Süleyman AteşZaten, onlara Rabblerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar
Diyanet İşleri MealiZaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi
Yusuf AliNot a Sign comes to them from among the Signs of their Lord, but they turn away therefrom
Süleyman AteşOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan (Allah için) verin!" dendiği zaman, nankörler, inananlara: "Allah'ın dilediği takdirde yedireceği bir kimseye biz mi yedirelim? Doğrusu siz, apaçık bir sapıklık içindesiniz." derler
Diyanet İşleri MealiOnlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler
Yusuf AliAnd when they are told, "Spend ye of (the bounties) with which God has provided you," the Unbelievers say to those who believe: "Shall we then feed those whom, if God had so willed, He would have fed, (Himself)?- Ye are in nothing but manifest error
Süleyman AteşVe: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman (gelecek)?" diyorlar
Diyanet İşleri MealiDoğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler
Yusuf AliFurther, they say, "When will this promise (come to pass), if what ye say is true
Süleyman AteşOnların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar
Diyanet İşleri MealiÇekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler
Yusuf AliThey will not (have to) wait for aught but a single Blast: it will seize them while they are yet disputing among themselves
Süleyman AteşArtık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler
Diyanet İşleri MealiO zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler
Yusuf AliNo (chance) will they then have, by will, to dispose (of their affairs), nor to return to their own people
Süleyman AteşSur'a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar
Diyanet İşleri MealiSura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar
Yusuf AliThe trumpet shall be sounded, when behold! from the sepulchres (men) will rush forth to their Lord
Süleyman AteşDediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş
Diyanet İşleri MealiVah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir
Yusuf AliThey will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"... (A voice will say:) "This is what (God) Most Gracious had promised. And true was the word of the apostles
Süleyman AteşSadece bir tek gürültü olur, hemen onların hepsi huzurumuza getirilirler
Diyanet İşleri MealiTek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur
Yusuf AliIt will be no more than a single Blast, when lo! they will all be brought up before Us
Süleyman AteşO gün, hiç kimseye bir haksızlık yapılmaz ve siz ancak yaptığınızın cezasını çekersiniz
Diyanet İşleri MealiArtık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz
Yusuf AliThen, on that Day, not a soul will be wronged in the least, and ye shall but be repaid the meeds of your past Deeds
Süleyman AteşO gün cennet halkı, bir iş içinde eğlenirler
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler
Yusuf AliVerily the Companions of the Garden shall that Day have joy in all that they do
Süleyman AteşKendileri ve eşleri, gölgelerde, koltuklara yaslanmışlardır
Diyanet İşleri MealiOnlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır
Yusuf AliThey and their associates will be in groves of (cool) shade, reclining on Thrones (of dignity)
Süleyman AteşOrada onlar için meyvalar ve istedikleri her şey vardır
Diyanet İşleri MealiOrada meyveler ve her istedikleri onlarındır
Yusuf Ali(Every) fruit (enjoyment) will be there for them; they shall have whatever they call for
Süleyman AteşÇok esirgeyen Rabden (onlara) sözle selam (vardır)
Diyanet İşleri MealiMerhametli olan Rab katından onlara selam vardır
Yusuf AliPeace!" - a word (of salutation) from a Lord Most Merciful
Süleyman AteşEy suçlular, bugün şöyle ayrılın
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
Yusuf AliAnd O ye in sin! Get ye apart this Day
Süleyman AteşEy Adem oğulları, ben size and vermedim mi: Şeytana tapmayın o sizin apaçık düşmanınızdır. Did I not charge you, O ye sons of Adam, that ye worship not the devil - Lo! he is your open foe
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
Yusuf AliDid I not enjoin on you, O ye Children of Adam, that ye should not worship Satan; for that he was to you an enemy avowed
Süleyman AteşBana tapın doğru yol budur diye
Diyanet İşleri MealiAllah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi
Yusuf AliAnd that ye should worship Me, (for that) this was the Straight Way
Süleyman AteşO, sizden birçok kuşağı saptırmıştı. Düşünmüyor muydunuz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz
Yusuf AliBut he did lead astray a great multitude of you. Did ye not, then, understand
Süleyman Ateşİşte size söylenen cehennem
Diyanet İşleri Mealiİşte bu, size söz verilen cehennemdir
Yusuf AliThis is the Hell of which ye were (repeatedly) warned
Süleyman Ateşİnkarınızdan dolayı bugün oraya girin
Diyanet İşleri MealiBugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin
Yusuf AliEmbrace ye the (fire) this Day, for that ye (persistently) rejected (Truth)
Süleyman AteşO gün ağızlarını mühürleriz, elleri bize söyler, ayakları yaptıklarına şahidlik eder
Diyanet İşleri Mealiİşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder
Yusuf AliThat Day shall We set a seal on their mouths. But their hands will speak to us, and their feet bear witness, to all that they did
Süleyman AteşDilesek gözlerini silerdik de yola dökülürlerdi, ama nasıl görecekler
Diyanet İşleri MealiDilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi
Yusuf AliIf it had been our Will, We could surely have blotted out their eyes; then should they have run about groping for the Path, but how could they have seen
Süleyman AteşDilesek kılıklarını değiştirip onları oldukları yerde dondururduk, ne ileri gidebilir, ne geri dönebilirlerdi
Diyanet İşleri MealiDilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi
Yusuf AliAnd if it had been Our Will, We could have transformed them (to remain) in their places; then should they have been unable to move about, nor could they have returned (after error)
Süleyman AteşKime uzun ömür versek, onun yaratılışını baş aşağı çevirir(gücünü azaltır)ız, (sonunda zayıflar, ihtiyarlar). Akıllarını kullanmıyorlar mı
Diyanet İşleri MealiUzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi
Yusuf AliIf We grant long life to any, We cause him to be reversed in nature: Will they not then understand
Süleyman AteşBiz ona (Muhammed'e) şiir öğretmedik, (şiir) ona yakışmaz da. O(na vahyedilen) sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır
Diyanet İşleri MealiBiz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır
Yusuf AliWe have not instructed the (Prophet) in Poetry, nor is it meet for him: this is no less than a Message and a Qur'an making things clear
Süleyman Ateş(Bu Kur'an Muhammed'e vahyedilmiştir) Ki, diri olanları uyarsın ve inkar edenlere de (azab) söz(ü) hak olsun
Diyanet İşleri MealiDiri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın
Yusuf AliThat it may give admonition to any (who are) alive, and that the charge may be proved against those who reject (Truth)
Süleyman AteşGörmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık da kendileri onlara malik olmaktadırlar
Diyanet İşleri MealiKudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar
Yusuf AliSee they not that it is We Who have created for them - among the things which Our hands have fashioned - cattle, which are under their dominion
Süleyman AteşOnları kendilerine boyun eğdirdik, onlardan bazıları binekleridir, ve onlardan bazılarını da yerler
Diyanet İşleri MealiOnları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır
Yusuf AliAnd that We have subjected them to their (use)? of them some do carry them and some they eat
Süleyman AteşKendileri için onlarda daha birçok yararlar ve içecekler var. Hala şükretmiyorlar mı
Diyanet İşleri MealiOnlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi
Yusuf AliAnd they have (other) profits from them (besides), and they get (milk) to drink. Will they not then be grateful
Süleyman AteşBelki kendilerine yardım edilir diye Allah'tan başka tanrılar edindiler
Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler
Yusuf AliYet they take (for worship) gods other than God, (hoping) that they might be helped
Süleyman Ateş(O tanrılar) Kendilerine yardım edemezler. Tersine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir (Onları korumaktadırlar)
Diyanet İşleri MealiOysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler
Yusuf AliThey have not the power to help them: but they will be brought up (before Our Judgment-seat) as a troop (to be condemned)
Süleyman AteşOnların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz
Diyanet İşleri MealiBunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz
Yusuf AliLet not their speech, then, grieve thee. Verily We know what they hide as well as what they disclose
Süleyman Ateşİnsan, bizim kendisini nasıl bir nutfe(sperm)den yarattığımızı görmedi mi ki, şimdi apaçık bir hasım kesildi
Diyanet İşleri Mealiİnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar
Yusuf AliDoth not man see that it is We Who created him from sperm? yet behold! he (stands forth) as an open adversary
Süleyman AteşKendi yaratılışını unutarak bize bir mesel verdi: "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" dedi
Diyanet İşleri Mealiİnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar
Yusuf AliAnd he makes comparisons for Us, and forgets his own (origin and) Creation: He says, "Who can give life to (dry) bones and decomposed ones (at that)
Süleyman AteşDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı bilir
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir
Yusuf AliSay, "He will give them life Who created them for the first time! for He is Well-versed in every kind of creation
Süleyman AteşO size yeşil ağaçtan ateş yaptı da siz ondan yakıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiYaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız
Yusuf AliThe same Who produces for you fire out of the green tree, when behold! ye kindle therewith (your own fires)
Süleyman AteşGökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratamaz mı? Elbette yaratır. O, çok bilen yaratıcıdır
Diyanet İşleri MealiGökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir
Yusuf AliIs not He Who created the heavens and the earth able to create the like thereof?" - Yea, indeed! for He is the Creator Supreme, of skill and knowledge (infinite)
Süleyman AteşO'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece "ol!" demektir, hemen oluverir
Diyanet İşleri MealiBir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur
Yusuf AliVerily, when He intends a thing, His Command is, "be", and it is
Süleyman AteşYücedir O ki, her şeyin hükümranlığı O'nun elindedir ve siz O'na döndürüleceksiniz
Diyanet İşleri MealiHer şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir
Yusuf AliSo glory to Him in Whose hands is the dominion of all things: and to Him will ye be all brought back