38. Saad سُورَةُ صٓ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
38:1 ▶ ⧉ ☆
صٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ذِي ٱلذِّكۡرِ
وَٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a andolsun
Elmalılı Hamdi Yazır Sâd. Bu zikirle dolu Kur'ân'a bak
38:2 ▶ ⧉ ☆
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي عِزَّةࣲ وَشِقَاقࣲ
Elmalılı Hamdi Yazır O inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler
كَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَبۡلِهِم مِّن قَرۡنࣲ فَنَادَواْ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصࣲ
Elmalılı Hamdi Yazır Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Onlar çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi
38:4 ▶ ⧉ ☆
وَعَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرࣱ مِّنۡهُمۡۖ وَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرࣱ كَذَّابٌ
وَعَجِبُوٓا۟
ve hayret ettiler
جَآءَهُم
has come to them
مُّنذِرٌۭ
bir uyarıcı (peygamber)
Elmalılı Hamdi Yazır İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler: "Bu bir sihirbazdır, yalancıdır" dediler
38:5 ▶ ⧉ ☆
أَجَعَلَ ٱلۡأٓلِهَةَ إِلَٰهࣰ ا وَٰحِدًاۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءٌ عُجَابࣱ
Elmalılı Hamdi Yazır İlâhları, bir tek ilâh mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf
38:6 ▶ ⧉ ☆
وَٱنطَلَقَ ٱلۡمَلَأُ مِنۡهُمۡ أَنِ ٱمۡشُواْ وَٱصۡبِرُواْ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمۡۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءࣱ يُرَادُ
وَٱصْبِرُوا۟
ve bağlı kalın
Elmalılı Hamdi Yazır İçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: "İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murad
38:7 ▶ ⧉ ☆
مَا سَمِعۡنَا بِهَٰذَا فِي ٱلۡمِلَّةِ ٱلۡأٓخِرَةِ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا ٱخۡتِلَٰقٌ
Elmalılı Hamdi Yazır Biz bunu başka bir dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır
38:8 ▶ ⧉ ☆
أَءُنزِلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ مِنۢ بَيۡنِنَاۚ بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ مِّن ذِكۡرِيۚ بَل لَّمَّا يَذُوقُواْ عَذَابِ
لَّمَّا
onlar henüz tadmadılar
يَذُوقُوا۟
they have tasted
Elmalılı Hamdi Yazır Kur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?" dediler. Doğrusu onlar benim Kur'ân'ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar
38:9 ▶ ⧉ ☆
أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَحۡمَةِ رَبِّكَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡوَهَّابِ
عِندَهُمْ
onların yanında (mı?)
ٱلْعَزِيزِ
daima üstün olan
ٱلْوَهَّابِ
çok lutufta bulunan
Elmalılı Hamdi Yazır Yoksa sana o Kur'ân'ı veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı
38:10 ▶ ⧉ ☆
أَمۡ لَهُم مُّلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَاۖ فَلۡيَرۡتَقُواْ فِي ٱلۡأَسۡبَٰبِ
بَيْنَهُمَا ۖ
ikisi arasında
فَلْيَرْتَقُوا۟
öyleyse yükselsinler
ٱلْأَسْبَـٰبِ
sebepler (vasıtalar)
Elmalılı Hamdi Yazır Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise bütün imkanlarını seferber ederek yükselsinler de görelim
جُندࣱ مَّا هُنَالِكَ مَهۡزُومࣱ مِّنَ ٱلۡأَحۡزَابِ
مَهْزُومٌۭ
bozguna uğratılacak
ٱلْأَحْزَابِ
the companies
Elmalılı Hamdi Yazır Onlar burada çeşitli partilerden (gruplardan) bozguna uğramış bir ordudur
38:12 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَعَادࣱ وَفِرۡعَوۡنُ ذُو ٱلۡأَوۡتَادِ
Elmalılı Hamdi Yazır Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamışlardı
38:13 ▶ ⧉ ☆
وَثَمُودُ وَقَوۡمُ لُوطࣲ وَأَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡأَحۡزَابُ
Elmalılı Hamdi Yazır Semûd kavmi, Lut kavmi ve Eykeliler (Şuayb kavmi) de yalanlamışlardı. İşte o çeşitli partiler bunlardır
38:14 ▶ ⧉ ☆
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
Elmalılı Hamdi Yazır Hepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu
38:15 ▶ ⧉ ☆
وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ مَّا لَهَا مِن فَوَاقࣲ
Elmalılı Hamdi Yazır Onlar da bir tek haykırışa bakıyorlar. Öyle ki onun gecikmesi de yoktur
38:16 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبۡلَ يَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ
قِطَّنَا
bizim (azab) payımızı
Elmalılı Hamdi Yazır Bir de: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azabdan payımızı acele ver" dediler
ٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلۡأَيۡدِۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
يَقُولُونَ
onların dedikleri
أَوَّابٌ
(bize) çok başvururdu
Elmalılı Hamdi Yazır Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti
إِنَّا سَخَّرۡنَا ٱلۡجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحۡنَ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِشۡرَاقِ
سَخَّرْنَا
boyun eğdirmiştik
يُسَبِّحْنَ
tesbih ederlerdi
Elmalılı Hamdi Yazır Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşamsabah onunla birlikte tesbih ederlerdi
38:19 ▶ ⧉ ☆
وَٱلطَّيۡرَ مَحۡشُورَةࣰۖ كُلࣱّ لَّهُۥٓ أَوَّابࣱ
مَحْشُورَةًۭ ۖ
toplanıp gelen
Elmalılı Hamdi Yazır Kuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi
38:20 ▶ ⧉ ☆
وَشَدَدۡنَا مُلۡكَهُۥ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحِكۡمَةَ وَفَصۡلَ ٱلۡخِطَابِ
وَشَدَدْنَا
güçlendirmiştik
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve kendisine vermiştik
Elmalılı Hamdi Yazır Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik
38:21 ▶ ⧉ ☆
۞وَهَلۡ أَتَىٰكَ نَبَؤُاْ ٱلۡخَصۡمِ إِذۡ تَسَوَّرُواْ ٱلۡمِحۡرَابَ
تَسَوَّرُوا۟
tırmanmışlardı
ٱلْمِحْرَابَ
mabed(in duvarına)
Elmalılı Hamdi Yazır Bir de davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı
38:22 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنۡهُمۡۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ خَصۡمَانِ بَغَىٰ بَعۡضُنَا عَلَىٰ بَعۡضࣲ فَٱحۡكُم بَيۡنَنَا بِٱلۡحَقِّ وَلَا تُشۡطِطۡ وَٱهۡدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
خَصْمَانِ
biz iki davacıyız
Elmalılı Hamdi Yazır Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar
إِنَّ هَٰذَآ أَخِي لَهُۥ تِسۡعࣱ وَتِسۡعُونَ نَعۡجَةࣰ وَلِيَ نَعۡجَةࣱ وَٰحِدَةࣱ فَقَالَ أَكۡفِلۡنِيهَا وَعَزَّنِي فِي ٱلۡخِطَابِ
وَتِسْعُونَ
doksan (dokuz)
فَقَالَ
fakat (kardeşim) dedi
أَكْفِلْنِيهَا
onu da bana ver
وَعَزَّنِى
ve bana ağır bastı
Elmalılı Hamdi Yazır Biri: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi" diye anlattı
38:24 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَقَدۡ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعۡجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦۖ وَإِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلۡخُلَطَآءِ لَيَبۡغِي بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلࣱ مَّا هُمۡۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسۡتَغۡفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّۤ رَاكِعࣰ اۤ وَأَنَابَ۩
ظَلَمَكَ
sana zulmetmiştir
مِّنَ
karıştıran(ortak)ların
ٱلْخُلَطَآءِ
the partners
إِلَّا
yalnız bunun dışındadır
أَنَّمَا
kendisini denediğimizi
فَتَنَّـٰهُ
We (had) tried him
فَٱسْتَغْفَرَ
mağfiret diledi
رَاكِعًۭا
eğilerek (secdeye)
وَأَنَابَ ۩
ve (bize) döndü
Elmalılı Hamdi Yazır Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi
فَغَفَرۡنَا لَهُۥ ذَٰلِكَۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ
فَغَفَرْنَا
biz de affettik
Elmalılı Hamdi Yazır Biz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır
يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلۡنَٰكَ خَلِيفَةࣰ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱحۡكُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلۡهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدُۢ بِمَا نَسُواْ يَوۡمَ ٱلۡحِسَابِ
فَيُضِلَّكَ
sonra seni saptırır
Elmalılı Hamdi Yazır Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا بَٰطِلࣰ اۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنَ ٱلنَّارِ
بَيْنَهُمَا
ikisi arasındakileri
كَفَرُوا۟ ۚ
inkar eden(lerin)
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
Elmalılı Hamdi Yazır Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline
أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلۡمُفۡسِدِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلۡمُتَّقِينَ كَٱلۡفُجَّارِ
كَٱلْمُفْسِدِينَ
bozgunculuk yapanlar gibi (mi?)
كَٱلْفُجَّارِ
yoldan çıkanlar gibi (mi?)
Elmalılı Hamdi Yazır Yoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkarlar gibi yapar mıyız
38:29 ▶ ⧉ ☆
كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ مُبَٰرَكࣱ لِّيَدَّبَّرُوٓاْ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
أَنزَلْنَـٰهُ
onu indirdik
لِّيَدَّبَّرُوٓا۟
düşünsünler diye
وَلِيَتَذَكَّرَ
ve öğüt alsınlar diye
Elmalılı Hamdi Yazır Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar
38:30 ▶ ⧉ ☆
وَوَهَبۡنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيۡمَٰنَۚ نِعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
وَوَهَبْنَا
ve biz armağan ettik
أَوَّابٌ
(Allah'a) yönelirdi
Elmalılı Hamdi Yazır Bir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi
38:31 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ عُرِضَ عَلَيۡهِ بِٱلۡعَشِيِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلۡجِيَادُ
ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ
safin (görkemli)
ٱلْجِيَادُ
(saf kan Arap) atları
Elmalılı Hamdi Yazır Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti
فَقَالَ إِنِّيٓ أَحۡبَبۡتُ حُبَّ ٱلۡخَيۡرِ عَن ذِكۡرِ رَبِّي حَتَّىٰ تَوَارَتۡ بِٱلۡحِجَابِ
تَوَارَتْ
(atlar) gizlendi
Elmalılı Hamdi Yazır Ben, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi
رُدُّوهَا عَلَيَّۖ فَطَفِقَ مَسۡحَۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلۡأَعۡنَاقِ
وَٱلْأَعْنَاقِ
ve boyunlarını
Elmalılı Hamdi Yazır Geri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı
38:34 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ فَتَنَّا سُلَيۡمَٰنَ وَأَلۡقَيۡنَا عَلَىٰ كُرۡسِيِّهِۦ جَسَدࣰ ا ثُمَّ أَنَابَ
Elmalılı Hamdi Yazır Andolsun ki Süleyman'ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü
38:35 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَهَبۡ لِي مُلۡكࣰ ا لَّا يَنۢبَغِي لِأَحَدࣲ مِّنۢ بَعۡدِيٓۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ
مُلْكًۭا
bir mülk (hükümdarlık)
Elmalılı Hamdi Yazır Süleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi
38:36 ▶ ⧉ ☆
فَسَخَّرۡنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦ رُخَآءً حَيۡثُ أَصَابَ
فَسَخَّرْنَا
biz boyun eğdirdik
بِأَمْرِهِۦ
onun buyruğuyla
Elmalılı Hamdi Yazır Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı
38:37 ▶ ⧉ ☆
وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءࣲ وَغَوَّاصࣲ
وَٱلشَّيَـٰطِينَ
ve şeytanları
Elmalılı Hamdi Yazır Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da
38:38 ▶ ⧉ ☆
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ
وَءَاخَرِينَ
ve başka (şeytan)ları
مُقَرَّنِينَ
birbirine bağlanmış
Elmalılı Hamdi Yazır Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik)
38:39 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمۡنُنۡ أَوۡ أَمۡسِكۡ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ
عَطَآؤُنَا
bizim ihsanımızdır
فَٱمْنُنْ
artık dilediğine ver
Elmalılı Hamdi Yazır İşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ
Elmalılı Hamdi Yazır Şüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır
وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَآ أَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَسَّنِيَ ٱلشَّيۡطَٰنُ بِنُصۡبࣲ وَعَذَابٍ
Elmalılı Hamdi Yazır Kulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu
ٱرۡكُضۡ بِرِجۡلِكَۖ هَٰذَا مُغۡتَسَلُۢ بَارِدࣱ وَشَرَابࣱ
Elmalılı Hamdi Yazır (Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik
38:43 ▶ ⧉ ☆
وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ أَهۡلَهُۥ وَمِثۡلَهُم مَّعَهُمۡ رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
رَحْمَةًۭ
bir rahmet olarak
وَذِكْرَىٰ
ve bir ibret olarak
Elmalılı Hamdi Yazır Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun
38:44 ▶ ⧉ ☆
وَخُذۡ بِيَدِكَ ضِغۡثࣰ ا فَٱضۡرِب بِّهِۦ وَلَا تَحۡنَثۡۗ إِنَّا وَجَدۡنَٰهُ صَابِرࣰ اۚ نِّعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابࣱ
وَجَدْنَـٰهُ
onu bulmuştuk
صَابِرًۭا ۚ
sabreden (bir kul)
أَوَّابٌۭ
(bize) başvururdu
Elmalılı Hamdi Yazır (Bir de dedik ki): "Eline bir demet al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir
38:45 ▶ ⧉ ☆
وَٱذۡكُرۡ عِبَٰدَنَآ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ أُوْلِي ٱلۡأَيۡدِي وَٱلۡأَبۡصَٰرِ
وَٱلْأَبْصَـٰرِ
ve basiretli
Elmalılı Hamdi Yazır Kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. Onlar eller ve gözler sahipleri idiler
38:46 ▶ ⧉ ☆
إِنَّآ أَخۡلَصۡنَٰهُم بِخَالِصَةࣲ ذِكۡرَى ٱلدَّارِ
أَخْلَصْنَـٰهُم
onları ihlaslı (kul) yaptık
Elmalılı Hamdi Yazır Çünkü biz onları temiz bir hasletle, hâlis yurt (ahiret ) düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır
وَإِنَّهُمۡ عِندَنَا لَمِنَ ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ ٱلۡأَخۡيَارِ
ٱلْمُصْطَفَيْنَ
the chosen ones
ٱلْأَخْيَارِ
hayırlılardandır
Elmalılı Hamdi Yazır Çünkü onlar, nezdimizde seçilmiş en hayırlı kimselerdendir
38:48 ▶ ⧉ ☆
وَٱذۡكُرۡ إِسۡمَٰعِيلَ وَٱلۡيَسَعَ وَذَا ٱلۡكِفۡلِۖ وَكُلࣱّ مِّنَ ٱلۡأَخۡيَارِ
Elmalılı Hamdi Yazır İsmail'i, Elyasa'yı, Zü'lKifl'i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir
هَٰذَا ذِكۡرࣱۚ وَإِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ لَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ
ذِكْرٌۭ ۚ
bir hatırlamadır
لِلْمُتَّقِينَ
korunanlar için vardır
Elmalılı Hamdi Yazır İşte bu bir öğüttür. Şüphesiz korunan müttakiler için herhalde güzel bir istikbal (güzel bir dönüş yeri) vardır
38:50 ▶ ⧉ ☆
جَنَّٰتِ عَدۡنࣲ مُّفَتَّحَةࣰ لَّهُمُ ٱلۡأَبۡوَٰبُ
Elmalılı Hamdi Yazır Bütün kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır
38:51 ▶ ⧉ ☆
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدۡعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ وَشَرَابࣲ
مُتَّكِـِٔينَ
(koltuklara) yaslanılar
Elmalılı Hamdi Yazır İçlerine kurularak orada birçok yemişle, bambaşka bir içki isteyeceklerdir
38:52 ▶ ⧉ ☆
۞وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ أَتۡرَابٌ
۞ وَعِندَهُمْ
ve yanlarında (vardır)
قَـٰصِرَٰتُ
(eşlerine) diken
Elmalılı Hamdi Yazır Yanlarında da bakışları yalnız kocalarına dönük hep aynı yaşta dilberler vardır
38:53 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ
تُوعَدُونَ
size söz verilen
Elmalılı Hamdi Yazır O hesap günü için size vaad edilen işte budur
38:54 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ هَٰذَا لَرِزۡقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
لَرِزْقُنَا
bizim rızkımızın
Elmalılı Hamdi Yazır İşte bu, bizim rızkımız; muhakkak ki ona hiç tükenmek yoktur
38:55 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَاۚ وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابࣲ
لِلطَّـٰغِينَ
azgınlara vardır
Elmalılı Hamdi Yazır Bu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de fena bir gelecek vardır
38:56 ▶ ⧉ ☆
جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَا فَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
يَصْلَوْنَهَا
oraya girerler
Elmalılı Hamdi Yazır Cehennem ! Ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir
38:57 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا فَلۡيَذُوقُوهُ حَمِيمࣱ وَغَسَّاقࣱ
فَلْيَذُوقُوهُ
onu tadsınlar
وَغَسَّاقٌۭ
ve kokuşmuşdur
Elmalılı Hamdi Yazır İşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir
38:58 ▶ ⧉ ☆
وَءَاخَرُ مِن شَكۡلِهِۦٓ أَزۡوَٰجٌ
وَءَاخَرُ
ve daha başka (vardır)
Elmalılı Hamdi Yazır Ve o şekilden çifter çifter tadacakları diğer acılar da vardır
38:59 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا فَوۡجࣱ مُّقۡتَحِمࣱ مَّعَكُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِهِمۡۚ إِنَّهُمۡ صَالُواْ ٱلنَّارِ
مُّقْتَحِمٌۭ
(cehenneme) girecek
مَّعَكُمْ ۖ
sizinle beraber
Elmalılı Hamdi Yazır İşte şunlar da sizin peşinize düşenlerdir. Onlara merhaba yok. Çünkü onlar cehenneme salınıyorlar
قَالُواْ بَلۡ أَنتُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِكُمۡۖ أَنتُمۡ قَدَّمۡتُمُوهُ لَنَاۖ فَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ
قَدَّمْتُمُوهُ
bunu önümüze getirdiniz
Elmalılı Hamdi Yazır (Arkadan gelenler öncekilere:) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok. Çünkü cehennemi bize siz takdim ettiniz. Bakın o ne kötü yatak
قَالُواْ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدۡهُ عَذَابࣰ ا ضِعۡفࣰ ا فِي ٱلنَّارِ
قَدَّمَ
önümüze getirdiyse
Elmalılı Hamdi Yazır Ey Rabbimiz! Bize bunu takdim edenin ateşteki azabını kat kat artır" derler
38:62 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالࣰ ا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلۡأَشۡرَارِ
Elmalılı Hamdi Yazır Bir de derler ki: "Kötülerden saydığımız birtakım adamları (fakir müminleri) niye göremiyoruz
38:63 ▶ ⧉ ☆
أَتَّخَذۡنَٰهُمۡ سِخۡرِيًّا أَمۡ زَاغَتۡ عَنۡهُمُ ٱلۡأَبۡصَٰرُ
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ
hani onları edinirdik
ٱلْأَبْصَـٰرُ
gözler(imiz)
Elmalılı Hamdi Yazır Onları eğlence yerine tutmuştuk ha! Yoksa bu gözler onlardan kaydı mı
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقࣱّ تَخَاصُمُ أَهۡلِ ٱلنَّارِ
Elmalılı Hamdi Yazır Şüphesiz ki bu haktır. Ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır
قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرࣱۖ وَمَا مِنۡ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ
Elmalılı Hamdi Yazır De ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah'tan başka tanrı da yoktur
38:66 ▶ ⧉ ☆
رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفَّٰرُ
بَيْنَهُمَا
ikisi arasında
ٱلْغَفَّـٰرُ
çok bağışlayandır
Elmalılı Hamdi Yazır O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır
38:67 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ هُوَ نَبَؤٌاْ عَظِيمٌ
Elmalılı Hamdi Yazır De ki: "Bu, bir büyük haberdir
أَنتُمۡ عَنۡهُ مُعۡرِضُونَ
مُعْرِضُونَ
yüz çeviriyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazır Siz ondan yüz çeviriyorsunuz
38:69 ▶ ⧉ ☆
مَا كَانَ لِيَ مِنۡ عِلۡمِۭ بِٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰٓ إِذۡ يَخۡتَصِمُونَ
يَخْتَصِمُونَ
tartıştıkları
Elmalılı Hamdi Yazır Münakaşa ederlerken, benim melekler yüksek topluluğuna ait ne bilgim olabilirdi
38:70 ▶ ⧉ ☆
إِن يُوحَىٰٓ إِلَيَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ
يُوحَىٰٓ
has been revealed
Elmalılı Hamdi Yazır Ancak ben açıktan açığa korkutmakla görevli olduğum için o bilgi bana vahyediliyor
38:71 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن طِينࣲ
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
Elmalılı Hamdi Yazır Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
سَوَّيْتُهُۥ
onu biçimlendirdiğim
Elmalılı Hamdi Yazır Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın
38:73 ▶ ⧉ ☆
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ
Elmalılı Hamdi Yazır Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler
38:74 ▶ ⧉ ☆
إِلَّآ إِبۡلِيسَ ٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
ٱسْتَكْبَرَ
o büyüklük tasladı
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the disbelievers
Elmalılı Hamdi Yazır Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسۡجُدَ لِمَا خَلَقۡتُ بِيَدَيَّۖ أَسۡتَكۡبَرۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡعَالِينَ
تَسْجُدَ
you (should) prostrate
أَسْتَكْبَرْتَ
büyüklük mü tasladın?
ٱلْعَالِينَ
the exalted ones
Elmalılı Hamdi Yazır Allah: "Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?" dedi
قَالَ أَنَا۠ خَيۡرࣱ مِّنۡهُ خَلَقۡتَنِي مِن نَّارࣲ وَخَلَقۡتَهُۥ مِن طِينࣲ
وَخَلَقْتَهُۥ
onu ise yarattın
Elmalılı Hamdi Yazır İblis dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın
38:77 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ
Elmalılı Hamdi Yazır Allah: "Hemen çık oradan, artık sen kovuldun
38:78 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّ عَلَيۡكَ لَعۡنَتِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ
Elmalılı Hamdi Yazır Ve elbette lanetim ceza gününe kadar senin üzerindedir." buyurdu
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ
فَأَنظِرْنِىٓ
öyleyse bana süre ver
يُبْعَثُونَ
yeniden dirilecekleri
Elmalılı Hamdi Yazır İblis: "Ya Rab! O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver." dedi
38:80 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ
مِنَ
süre verilenlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ
those given respite
Elmalılı Hamdi Yazır Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu
38:81 ▶ ⧉ ☆
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ
Elmalılı Hamdi Yazır Allah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
فَبِعِزَّتِكَ
senin izzetine and olsun ki
لَأُغْوِيَنَّهُمْ
onları azdıracağım
Elmalılı Hamdi Yazır İblis: "Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
Elmalılı Hamdi Yazır Ancak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna" dedi
قَالَ فَٱلۡحَقُّ وَٱلۡحَقَّ أَقُولُ
Elmalılı Hamdi Yazır Allah buyurdu ki: "O doğru, ben hep doğruyu söylerim
لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ أَجۡمَعِينَ
لَأَمْلَأَنَّ
elbette dolduracağım
Elmalılı Hamdi Yazır Andolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرࣲ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُتَكَلِّفِينَ
مَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask of you
ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
the ones who pretend
Elmalılı Hamdi Yazır Ey Muhammed! De ki: "Ben o Kur'ân'a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum
38:87 ▶ ⧉ ☆
إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ
لِّلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemlere
Elmalılı Hamdi Yazır O Kur'ân, bütün âlemler için bir zikir , bir öğüttür
وَلَتَعۡلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعۡدَ حِينِۭ
وَلَتَعْلَمُنَّ
gayet iyi bileceksiniz
Elmalılı Hamdi Yazır Herhalde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz
← Önceki Sonraki →