38. Saad سُورَةُ صٓ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
38:1 ▶ ⧉ ☆
صٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ذِي ٱلذِّكۡرِ
وَٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a andolsun
Süleyman Ateş Sad, (uyarıcı) ve şanlı Kur'an'a andolsun ki
38:2 ▶ ⧉ ☆
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي عِزَّةࣲ وَشِقَاقࣲ
Süleyman Ateş İnkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler
كَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَبۡلِهِم مِّن قَرۡنࣲ فَنَادَواْ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصࣲ
Süleyman Ateş Onlardan önce nice nesilleri helak ettik de feryad ettiler; fakat artık kurtuluş zamanı geçmişti
38:4 ▶ ⧉ ☆
وَعَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرࣱ مِّنۡهُمۡۖ وَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرࣱ كَذَّابٌ
وَعَجِبُوٓا۟
ve hayret ettiler
جَآءَهُم
has come to them
مُّنذِرٌۭ
bir uyarıcı (peygamber)
Süleyman Ateş Onlara kendilerinden bir uyarıcı (peygamber) gelmesine hayret ettiler de o kafirler dediler ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır
38:5 ▶ ⧉ ☆
أَجَعَلَ ٱلۡأٓلِهَةَ إِلَٰهࣰ ا وَٰحِدًاۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءٌ عُجَابࣱ
Süleyman Ateş Tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir
38:6 ▶ ⧉ ☆
وَٱنطَلَقَ ٱلۡمَلَأُ مِنۡهُمۡ أَنِ ٱمۡشُواْ وَٱصۡبِرُواْ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمۡۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءࣱ يُرَادُ
وَٱصْبِرُوا۟
ve bağlı kalın
Süleyman Ateş Onlardan bir grup fırladı: "Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzu edilen bir şeydir
38:7 ▶ ⧉ ☆
مَا سَمِعۡنَا بِهَٰذَا فِي ٱلۡمِلَّةِ ٱلۡأٓخِرَةِ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا ٱخۡتِلَٰقٌ
Süleyman Ateş Biz bu(nun söylediği)ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. Bu uydurmadan başka bir şey değildir
38:8 ▶ ⧉ ☆
أَءُنزِلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ مِنۢ بَيۡنِنَاۚ بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ مِّن ذِكۡرِيۚ بَل لَّمَّا يَذُوقُواْ عَذَابِ
لَّمَّا
onlar henüz tadmadılar
يَذُوقُوا۟
they have tasted
Süleyman Ateş O Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi? Doğrusu, onlar benim Zikr'imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tadmadılar
38:9 ▶ ⧉ ☆
أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَحۡمَةِ رَبِّكَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡوَهَّابِ
عِندَهُمْ
onların yanında (mı?)
ٱلْعَزِيزِ
daima üstün olan
ٱلْوَهَّابِ
çok lutufta bulunan
Süleyman Ateş Yoksa daima üstün olan, çok lutufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı
38:10 ▶ ⧉ ☆
أَمۡ لَهُم مُّلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَاۖ فَلۡيَرۡتَقُواْ فِي ٱلۡأَسۡبَٰبِ
بَيْنَهُمَا ۖ
ikisi arasında
فَلْيَرْتَقُوا۟
öyleyse yükselsinler
ٱلْأَسْبَـٰبِ
sebepler (vasıtalar)
Süleyman Ateş Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vasıtalar) içinde yükselsinler (vasıtalara binip göklere çıksınlar da oradan alemi yönetsinler, vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler)
جُندࣱ مَّا هُنَالِكَ مَهۡزُومࣱ مِّنَ ٱلۡأَحۡزَابِ
مَهْزُومٌۭ
bozguna uğratılacak
ٱلْأَحْزَابِ
the companies
Süleyman Ateş (Onlar) Şurada bozguna uğratılacak derme çatma bir ordudur
38:12 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَعَادࣱ وَفِرۡعَوۡنُ ذُو ٱلۡأَوۡتَادِ
Süleyman Ateş Onlardan önce de Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi (temelleri kazık gibi yere çakılmış, yüksek pramitler yaptıran) Fir'avn da yalanlamıştı
38:13 ▶ ⧉ ☆
وَثَمُودُ وَقَوۡمُ لُوطࣲ وَأَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡأَحۡزَابُ
Süleyman Ateş Semud (kavmi), Lut kavmi ve Eyke halkı da (böyle yapmıştı). İşte onlar da (peygamberlere karşı birleşik) kabilelerdi
38:14 ▶ ⧉ ☆
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
Süleyman Ateş Hepsi de elçileri yalanladılar, benim cezamı hak ettiler
38:15 ▶ ⧉ ☆
وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ مَّا لَهَا مِن فَوَاقࣲ
Süleyman Ateş Bunlar(ın işi) de sadece geri dönmesi olmayan bir na'raya bakıyor
38:16 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبۡلَ يَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ
قِطَّنَا
bizim (azab) payımızı
Süleyman Ateş (Alay ederek) Dediler ki: "Rabbimiz, bizim (azab) payımızı hesap gününden önce, hemen ver
ٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلۡأَيۡدِۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
يَقُولُونَ
onların dedikleri
أَوَّابٌ
(bize) çok başvururdu
Süleyman Ateş Onların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an; çünkü o (bize) çok başvururdu
إِنَّا سَخَّرۡنَا ٱلۡجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحۡنَ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِشۡرَاقِ
سَخَّرْنَا
boyun eğdirmiştik
يُسَبِّحْنَ
tesbih ederlerdi
Süleyman Ateş Biz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı
38:19 ▶ ⧉ ☆
وَٱلطَّيۡرَ مَحۡشُورَةࣰۖ كُلࣱّ لَّهُۥٓ أَوَّابࣱ
مَحْشُورَةًۭ ۖ
toplanıp gelen
Süleyman Ateş Toplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di
38:20 ▶ ⧉ ☆
وَشَدَدۡنَا مُلۡكَهُۥ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحِكۡمَةَ وَفَصۡلَ ٱلۡخِطَابِ
وَشَدَدْنَا
güçlendirmiştik
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve kendisine vermiştik
Süleyman Ateş Onun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik
38:21 ▶ ⧉ ☆
۞وَهَلۡ أَتَىٰكَ نَبَؤُاْ ٱلۡخَصۡمِ إِذۡ تَسَوَّرُواْ ٱلۡمِحۡرَابَ
تَسَوَّرُوا۟
tırmanmışlardı
ٱلْمِحْرَابَ
mabed(in duvarına)
Süleyman Ateş Sana davacıların haberi geldi mi? Hani odasının duvarına tırmanmışlardı
38:22 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنۡهُمۡۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ خَصۡمَانِ بَغَىٰ بَعۡضُنَا عَلَىٰ بَعۡضࣲ فَٱحۡكُم بَيۡنَنَا بِٱلۡحَقِّ وَلَا تُشۡطِطۡ وَٱهۡدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
خَصْمَانِ
biz iki davacıyız
Süleyman Ateş Davud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete ) götür
إِنَّ هَٰذَآ أَخِي لَهُۥ تِسۡعࣱ وَتِسۡعُونَ نَعۡجَةࣰ وَلِيَ نَعۡجَةࣱ وَٰحِدَةࣱ فَقَالَ أَكۡفِلۡنِيهَا وَعَزَّنِي فِي ٱلۡخِطَابِ
وَتِسْعُونَ
doksan (dokuz)
فَقَالَ
fakat (kardeşim) dedi
أَكْفِلْنِيهَا
onu da bana ver
وَعَزَّنِى
ve bana ağır bastı
Süleyman Ateş Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana ağır bastı (onunla baş edemedim)
38:24 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَقَدۡ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعۡجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦۖ وَإِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلۡخُلَطَآءِ لَيَبۡغِي بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلࣱ مَّا هُمۡۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسۡتَغۡفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّۤ رَاكِعࣰ اۤ وَأَنَابَ۩
ظَلَمَكَ
sana zulmetmiştir
مِّنَ
karıştıran(ortak)ların
ٱلْخُلَطَآءِ
the partners
إِلَّا
yalnız bunun dışındadır
أَنَّمَا
kendisini denediğimizi
فَتَنَّـٰهُ
We (had) tried him
فَٱسْتَغْفَرَ
mağfiret diledi
رَاكِعًۭا
eğilerek (secdeye)
وَأَنَابَ ۩
ve (bize) döndü
Süleyman Ateş (Davud) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Davud, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir bela vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü
فَغَفَرۡنَا لَهُۥ ذَٰلِكَۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ
فَغَفَرْنَا
biz de affettik
Süleyman Ateş Biz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır
يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلۡنَٰكَ خَلِيفَةࣰ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱحۡكُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلۡهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدُۢ بِمَا نَسُواْ يَوۡمَ ٱلۡحِسَابِ
فَيُضِلَّكَ
sonra seni saptırır
Süleyman Ateş Ey Davud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet; keyf(in)e uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar ise, hesap gününü unuttuklarından dolayı, çetin azaba uğrayacaklardır
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا بَٰطِلࣰ اۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنَ ٱلنَّارِ
بَيْنَهُمَا
ikisi arasındakileri
كَفَرُوا۟ ۚ
inkar eden(lerin)
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
Süleyman Ateş Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkar edenlerin zannıdır, (onlar kainatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin
أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلۡمُفۡسِدِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلۡمُتَّقِينَ كَٱلۡفُجَّارِ
كَٱلْمُفْسِدِينَ
bozgunculuk yapanlar gibi (mi?)
كَٱلْفُجَّارِ
yoldan çıkanlar gibi (mi?)
Süleyman Ateş Yoksa biz, inanıp iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa korunanları yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız
38:29 ▶ ⧉ ☆
كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ مُبَٰرَكࣱ لِّيَدَّبَّرُوٓاْ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
أَنزَلْنَـٰهُ
onu indirdik
لِّيَدَّبَّرُوٓا۟
düşünsünler diye
وَلِيَتَذَكَّرَ
ve öğüt alsınlar diye
Süleyman Ateş Sana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar
38:30 ▶ ⧉ ☆
وَوَهَبۡنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيۡمَٰنَۚ نِعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
وَوَهَبْنَا
ve biz armağan ettik
أَوَّابٌ
(Allah'a) yönelirdi
Süleyman Ateş Biz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik, (Süleyman) ne güzel kuldu! Hep Allah'a başvururdu
38:31 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ عُرِضَ عَلَيۡهِ بِٱلۡعَشِيِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلۡجِيَادُ
ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ
safin (görkemli)
ٱلْجِيَادُ
(saf kan Arap) atları
Süleyman Ateş Akşam üstü kendisine safin (görkemli) hızlı koşan (saf kan Arap) atları gösterilmişti
فَقَالَ إِنِّيٓ أَحۡبَبۡتُ حُبَّ ٱلۡخَيۡرِ عَن ذِكۡرِ رَبِّي حَتَّىٰ تَوَارَتۡ بِٱلۡحِجَابِ
تَوَارَتْ
(atlar) gizlendi
Süleyman Ateş Ben, dedi, mal sevgisini, Rabbimi anmaktan (ötürü) tercih ettim. Nihayet bu atlar perde ile gizlendi (koşup dağın arkasına düşmekle gözden kayboldu)
رُدُّوهَا عَلَيَّۖ فَطَفِقَ مَسۡحَۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلۡأَعۡنَاقِ
وَٱلْأَعْنَاقِ
ve boyunlarını
Süleyman Ateş Onları bana getirin (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı
38:34 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدۡ فَتَنَّا سُلَيۡمَٰنَ وَأَلۡقَيۡنَا عَلَىٰ كُرۡسِيِّهِۦ جَسَدࣰ ا ثُمَّ أَنَابَ
Süleyman Ateş Andolsun Süleyman'ı denedik: Tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra (bize) yöneldi
38:35 ▶ ⧉ ☆
قَالَ رَبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَهَبۡ لِي مُلۡكࣰ ا لَّا يَنۢبَغِي لِأَحَدࣲ مِّنۢ بَعۡدِيٓۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ
مُلْكًۭا
bir mülk (hükümdarlık)
Süleyman Ateş Rabbim, dedi, beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sensin o çok lutfeden, Sen
38:36 ▶ ⧉ ☆
فَسَخَّرۡنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦ رُخَآءً حَيۡثُ أَصَابَ
فَسَخَّرْنَا
biz boyun eğdirdik
بِأَمْرِهِۦ
onun buyruğuyla
Süleyman Ateş Biz, rüzgarı ona boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tatlı tatlı eserdi
38:37 ▶ ⧉ ☆
وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءࣲ وَغَوَّاصࣲ
وَٱلشَّيَـٰطِينَ
ve şeytanları
Süleyman Ateş Ve şeytanları ; her bina ustasını ve dalgıcı
38:38 ▶ ⧉ ☆
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ
وَءَاخَرِينَ
ve başka (şeytan)ları
مُقَرَّنِينَ
birbirine bağlanmış
Süleyman Ateş Ve zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytan )ları
38:39 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمۡنُنۡ أَوۡ أَمۡسِكۡ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ
عَطَآؤُنَا
bizim ihsanımızdır
فَٱمْنُنْ
artık dilediğine ver
Süleyman Ateş Bu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır. (dedik)
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ
Süleyman Ateş Onun için, bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır
وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَآ أَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَسَّنِيَ ٱلشَّيۡطَٰنُ بِنُصۡبࣲ وَعَذَابٍ
Süleyman Ateş Kulumuz Eyyub'u da an: (O) Rabbine "Şeytan , bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu" diye seslenmişti
ٱرۡكُضۡ بِرِجۡلِكَۖ هَٰذَا مُغۡتَسَلُۢ بَارِدࣱ وَشَرَابࣱ
Süleyman Ateş Ayağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su), (dedik). (And it was said unto him): Strike the ground with thy foot. This (spring) is a cool bath and a refreshing drink
38:43 ▶ ⧉ ☆
وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ أَهۡلَهُۥ وَمِثۡلَهُم مَّعَهُمۡ رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
رَحْمَةًۭ
bir rahmet olarak
وَذِكْرَىٰ
ve bir ibret olarak
Süleyman Ateş Ona bizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olarak ailesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik
38:44 ▶ ⧉ ☆
وَخُذۡ بِيَدِكَ ضِغۡثࣰ ا فَٱضۡرِب بِّهِۦ وَلَا تَحۡنَثۡۗ إِنَّا وَجَدۡنَٰهُ صَابِرࣰ اۚ نِّعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابࣱ
وَجَدْنَـٰهُ
onu bulmuştuk
صَابِرًۭا ۚ
sabreden (bir kul)
أَوَّابٌۭ
(bize) başvururdu
Süleyman Ateş (Dedik ki): "Eline bir demet sap al, onunla vur da yeminini bozma." Gerçekten biz onu sabreden (bir kul) bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o daima (bize) başvururdu
38:45 ▶ ⧉ ☆
وَٱذۡكُرۡ عِبَٰدَنَآ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ أُوْلِي ٱلۡأَيۡدِي وَٱلۡأَبۡصَٰرِ
وَٱلْأَبْصَـٰرِ
ve basiretli
Süleyman Ateş Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Ya'kub'u da an
38:46 ▶ ⧉ ☆
إِنَّآ أَخۡلَصۡنَٰهُم بِخَالِصَةࣲ ذِكۡرَى ٱلدَّارِ
أَخْلَصْنَـٰهُم
onları ihlaslı (kul) yaptık
Süleyman Ateş Biz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık
وَإِنَّهُمۡ عِندَنَا لَمِنَ ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ ٱلۡأَخۡيَارِ
ٱلْمُصْطَفَيْنَ
the chosen ones
ٱلْأَخْيَارِ
hayırlılardandır
Süleyman Ateş Onlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır
38:48 ▶ ⧉ ☆
وَٱذۡكُرۡ إِسۡمَٰعِيلَ وَٱلۡيَسَعَ وَذَا ٱلۡكِفۡلِۖ وَكُلࣱّ مِّنَ ٱلۡأَخۡيَارِ
Süleyman Ateş İsma'il'i, Elyesa'ı, Zülkifil'i de an. Hepsi de iyilerdendir
هَٰذَا ذِكۡرࣱۚ وَإِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ لَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ
ذِكْرٌۭ ۚ
bir hatırlamadır
لِلْمُتَّقِينَ
korunanlar için vardır
Süleyman Ateş Bu, bir hatırlamadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır
38:50 ▶ ⧉ ☆
جَنَّٰتِ عَدۡنࣲ مُّفَتَّحَةࣰ لَّهُمُ ٱلۡأَبۡوَٰبُ
Süleyman Ateş Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri
38:51 ▶ ⧉ ☆
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدۡعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ وَشَرَابࣲ
مُتَّكِـِٔينَ
(koltuklara) yaslanılar
Süleyman Ateş Orada (koltuklara) yaslanarak bir çok meyva ve içki isterler
38:52 ▶ ⧉ ☆
۞وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ أَتۡرَابٌ
۞ وَعِندَهُمْ
ve yanlarında (vardır)
قَـٰصِرَٰتُ
(eşlerine) diken
Süleyman Ateş Yanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır
38:53 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ
تُوعَدُونَ
size söz verilen
Süleyman Ateş İşte, hesap günü için size söz verilen budur
38:54 ▶ ⧉ ☆
إِنَّ هَٰذَا لَرِزۡقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
لَرِزْقُنَا
bizim rızkımızın
Süleyman Ateş Doğrusu bizim bu rızkımızın bitip tükenmesi yoktur
38:55 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَاۚ وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابࣲ
لِلطَّـٰغِينَ
azgınlara vardır
Süleyman Ateş Bu böyledir; fakat azgınlara da en kötü bir gelecek vardır
38:56 ▶ ⧉ ☆
جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَا فَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
يَصْلَوْنَهَا
oraya girerler
Süleyman Ateş Cehennem ! Oraya girerler. Ne kötü bir döşektir o
38:57 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا فَلۡيَذُوقُوهُ حَمِيمࣱ وَغَسَّاقࣱ
فَلْيَذُوقُوهُ
onu tadsınlar
وَغَسَّاقٌۭ
ve kokuşmuşdur
Süleyman Ateş İşte onu tadsınlar: Kaynar ve kokuşmuş sudur
38:58 ▶ ⧉ ☆
وَءَاخَرُ مِن شَكۡلِهِۦٓ أَزۡوَٰجٌ
وَءَاخَرُ
ve daha başka (vardır)
Süleyman Ateş Ve daha başka çeşit çeşit (azab) vardır
38:59 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا فَوۡجࣱ مُّقۡتَحِمࣱ مَّعَكُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِهِمۡۚ إِنَّهُمۡ صَالُواْ ٱلنَّارِ
مُّقْتَحِمٌۭ
(cehenneme) girecek
مَّعَكُمْ ۖ
sizinle beraber
Süleyman Ateş İşte şunlar da sizinle beraber (cehenneme ) girecek olanlardır: "Onlara merhaba yok, (yerleri geniş olmasın, rahat yüzü görmesinler)! Onlar ateşe gireceklerdir
قَالُواْ بَلۡ أَنتُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِكُمۡۖ أَنتُمۡ قَدَّمۡتُمُوهُ لَنَاۖ فَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ
قَدَّمْتُمُوهُ
bunu önümüze getirdiniz
Süleyman Ateş (Uyanlar, uyulanlara) Dediler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok, (asıl siz rahat yüzü görmeyin), siz bunu bizim önümüze getirdiniz. Ne kötü durak (bu)
قَالُواْ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدۡهُ عَذَابࣰ ا ضِعۡفࣰ ا فِي ٱلنَّارِ
قَدَّمَ
önümüze getirdiyse
Süleyman Ateş (Ve hepsi birbiri aleyhine du'a ederek): "Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını bir kat daha artır!" dediler
38:62 ▶ ⧉ ☆
وَقَالُواْ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالࣰ ا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلۡأَشۡرَارِ
Süleyman Ateş Bize ne oldu ki, (dünyada) kötülerden saydığımız adamları (burada) görmüyoruz? dediler
38:63 ▶ ⧉ ☆
أَتَّخَذۡنَٰهُمۡ سِخۡرِيًّا أَمۡ زَاغَتۡ عَنۡهُمُ ٱلۡأَبۡصَٰرُ
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ
hani onları edinirdik
ٱلْأَبْصَـٰرُ
gözler(imiz)
Süleyman Ateş Hani onlarla alay ederdik. Yoksa gözler(imiz) mi onlardan kaydı, (onları gözden mi kaçırdık)
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقࣱّ تَخَاصُمُ أَهۡلِ ٱلنَّارِ
Süleyman Ateş Bu, mutlaka gerçektir, ateş halkının tartışmasıdır (bunun olacağından asla şüphe yoktur)
قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرࣱۖ وَمَا مِنۡ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ
Süleyman Ateş De ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah'tan başka tanrı yoktur
38:66 ▶ ⧉ ☆
رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفَّٰرُ
بَيْنَهُمَا
ikisi arasında
ٱلْغَفَّـٰرُ
çok bağışlayandır
Süleyman Ateş O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, daima üstündür, çok bağışlayandır
38:67 ▶ ⧉ ☆
قُلۡ هُوَ نَبَؤٌاْ عَظِيمٌ
Süleyman Ateş De ki: "O, büyük bir haberdir
أَنتُمۡ عَنۡهُ مُعۡرِضُونَ
مُعْرِضُونَ
yüz çeviriyorsunuz
Süleyman Ateş (Ama gafletinizden dolayı) Siz ondan yüz çeviriyorsunuz
38:69 ▶ ⧉ ☆
مَا كَانَ لِيَ مِنۡ عِلۡمِۭ بِٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰٓ إِذۡ يَخۡتَصِمُونَ
يَخْتَصِمُونَ
tartıştıkları
Süleyman Ateş Yüce topluluk tartışırlarken (aralarında) neler geçtiği hakkında bir bilgim yoktu
38:70 ▶ ⧉ ☆
إِن يُوحَىٰٓ إِلَيَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ
يُوحَىٰٓ
has been revealed
Süleyman Ateş Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgi) bana vahyediliyor
38:71 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن طِينࣲ
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
Süleyman Ateş Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
سَوَّيْتُهُۥ
onu biçimlendirdiğim
Süleyman Ateş Onu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın
38:73 ▶ ⧉ ☆
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ
Süleyman Ateş Meleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler
38:74 ▶ ⧉ ☆
إِلَّآ إِبۡلِيسَ ٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
ٱسْتَكْبَرَ
o büyüklük tasladı
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the disbelievers
Süleyman Ateş Yalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسۡجُدَ لِمَا خَلَقۡتُ بِيَدَيَّۖ أَسۡتَكۡبَرۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡعَالِينَ
تَسْجُدَ
you (should) prostrate
أَسْتَكْبَرْتَ
büyüklük mü tasladın?
ٱلْعَالِينَ
the exalted ones
Süleyman Ateş (Rabbin ona) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun
قَالَ أَنَا۠ خَيۡرࣱ مِّنۡهُ خَلَقۡتَنِي مِن نَّارࣲ وَخَلَقۡتَهُۥ مِن طِينࣲ
وَخَلَقْتَهُۥ
onu ise yarattın
Süleyman Ateş Dedi: "Ben ondan iyiyim. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın
38:77 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ
Süleyman Ateş Buyurdu ki: "Haydi çık oradan, sen kovuldun
38:78 ▶ ⧉ ☆
وَإِنَّ عَلَيۡكَ لَعۡنَتِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ
Süleyman Ateş Ta ceza gününe kadar lanetim üzerinedir
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ
فَأَنظِرْنِىٓ
öyleyse bana süre ver
يُبْعَثُونَ
yeniden dirilecekleri
Süleyman Ateş Rabbim, dedi, öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar bana süre ver
38:80 ▶ ⧉ ☆
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ
مِنَ
süre verilenlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ
those given respite
Süleyman Ateş Buyurdu: "Haydi sen süre verilenlerdensin
38:81 ▶ ⧉ ☆
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ
Süleyman Ateş O belli vaktin gününe kadar. Until the day of the time appointed
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
فَبِعِزَّتِكَ
senin izzetine and olsun ki
لَأُغْوِيَنَّهُمْ
onları azdıracağım
Süleyman Ateş (İblis) Dedi: "Senin izzet ve şerefine and olsun ki, onların tümünü azdıracağım
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
Süleyman Ateş Yalnız onlardan ihlaslı kulların(a dokunmayacağım)
قَالَ فَٱلۡحَقُّ وَٱلۡحَقَّ أَقُولُ
Süleyman Ateş Buyurdu ki: "Gerçektir (sen benim halis kullarımı kandıramazsın), ve ben gerçek olarak diyorum ki
لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ أَجۡمَعِينَ
لَأَمْلَأَنَّ
elbette dolduracağım
Süleyman Ateş Senden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرࣲ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُتَكَلِّفِينَ
مَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask of you
ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
the ones who pretend
Süleyman Ateş De ki: "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben yapmacık yapanlardan, (uydurma şeylerle peygamberlik taslayanlardan) değilim
38:87 ▶ ⧉ ☆
إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ
لِّلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemlere
Süleyman Ateş O (Kur'an), ancak bütün alemlere öğüttür
وَلَتَعۡلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعۡدَ حِينِۭ
وَلَتَعْلَمُنَّ
gayet iyi bileceksiniz
Süleyman Ateş Bir süre sonra "Onun haberi(nin doğruluğu)nu gayet iyi bileceksiniz
← Önceki Sonraki →