☪ Anlam Arayışı

38. Saad سُورَةُ صٓ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
38:1
صٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ذِي ٱلذِّكۡرِ
صٓ ۚ
Sâd
وَٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a andolsun
ذِى
sahibi
ٱلذِّكْرِ
şan şeref'

Süleyman AteşSad, (uyarıcı) ve şanlı Kur'an'a andolsun ki

38:2
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي عِزَّةࣲ وَشِقَاقࣲ‏
بَلِ
doğrusu
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
فِى
içindedirler
عِزَّةٍۢ
bir gurur
وَشِقَاقٍۢ
ve ayrılık

Süleyman Ateşİnkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler

38:3 📚 2
كَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَبۡلِهِم مِّن قَرۡنࣲ فَنَادَواْ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصࣲ‏
كَمْ
nicesini
أَهْلَكْنَا
helak ettik
مِن
onlardan önceki
قَبْلِهِم
before them
مِّن
nesillerden
قَرْنٍۢ
a generation
فَنَادَوا۟
feryad ettiler
وَّلَاتَ
fakat geçmişti
حِينَ
zamanı
مَنَاصٍۢ
kurtuluş

Süleyman AteşOnlardan önce nice nesilleri helak ettik de feryad ettiler; fakat artık kurtuluş zamanı geçmişti

38:4
وَعَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرࣱ مِّنۡهُمۡۖ وَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرࣱ كَذَّابٌ
وَعَجِبُوٓا۟
ve hayret ettiler
أَن
onlara gelmesine
جَآءَهُم
has come to them
مُّنذِرٌۭ
bir uyarıcı (peygamber)
مِّنْهُمْ ۖ
kendilerinden
وَقَالَ
ve dedi(ler) ki
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler
هَـٰذَا
bu
سَـٰحِرٌۭ
bir sihirbazdır
كَذَّابٌ
yalancı

Süleyman AteşOnlara kendilerinden bir uyarıcı (peygamber) gelmesine hayret ettiler de o kafirler dediler ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır

38:5
أَجَعَلَ ٱلۡأٓلِهَةَ إِلَٰهࣰ ا وَٰحِدًاۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءٌ عُجَابࣱ‏
أَجَعَلَ
yaptı mı?
ٱلْـَٔالِهَةَ
tanrıları
إِلَـٰهًۭا
tanrı
وَٰحِدًا ۖ
bir tek
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
bu
لَشَىْءٌ
bir şeydir
عُجَابٌۭ
tuhaf

Süleyman AteşTanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir

38:6
وَٱنطَلَقَ ٱلۡمَلَأُ مِنۡهُمۡ أَنِ ٱمۡشُواْ وَٱصۡبِرُواْ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمۡۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءࣱ يُرَادُ
وَٱنطَلَقَ
ve fırladı
ٱلْمَلَأُ
bir grup
مِنْهُمْ
onlardan
أَنِ
yürüyün
ٱمْشُوا۟
Continue
وَٱصْبِرُوا۟
ve bağlı kalın
عَلَىٰٓ
tanrılarınıza
ءَالِهَتِكُمْ ۖ
your gods
إِنَّ
çünkü
هَـٰذَا
bu
لَشَىْءٌۭ
bir şeydir
يُرَادُ
arzu edilen

Süleyman AteşOnlardan bir grup fırladı: "Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzu edilen bir şeydir

38:7
مَا سَمِعۡنَا بِهَٰذَا فِي ٱلۡمِلَّةِ ٱلۡأٓخِرَةِ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا ٱخۡتِلَٰقٌ
مَا
biz işitmedik
سَمِعْنَا
we heard
بِهَـٰذَا
bunu
فِى
dinde
ٱلْمِلَّةِ
the religion
ٱلْـَٔاخِرَةِ
öteki
إِنْ
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّا
başka bir şey
ٱخْتِلَـٰقٌ
uydurma(dan)

Süleyman AteşBiz bu(nun söylediği)ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. Bu uydurmadan başka bir şey değildir

38:8
أَءُنزِلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ مِنۢ بَيۡنِنَاۚ بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ مِّن ذِكۡرِيۚ بَل لَّمَّا يَذُوقُواْ عَذَابِ
أَءُنزِلَ
indirildi mi?
عَلَيْهِ
ona
ٱلذِّكْرُ
Zikr
مِنۢ
aramızdan
بَيْنِنَا ۚ
among us
بَلْ
doğrusu
هُمْ
onlar
فِى
içindedirler
شَكٍّۢ
şüphe
مِّن
benim Zikr'imden
ذِكْرِى ۖ
My Message
بَل
hayır
لَّمَّا
onlar henüz tadmadılar
يَذُوقُوا۟
they have tasted
عَذَابِ
azabımı

Süleyman AteşO Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi? Doğrusu, onlar benim Zikr'imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tadmadılar

38:9
أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَحۡمَةِ رَبِّكَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡوَهَّابِ
أَمْ
yoksa
عِندَهُمْ
onların yanında (mı?)
خَزَآئِنُ
hazineleri
رَحْمَةِ
rahmet
رَبِّكَ
Rabbinin
ٱلْعَزِيزِ
daima üstün olan
ٱلْوَهَّابِ
çok lutufta bulunan

Süleyman AteşYoksa daima üstün olan, çok lutufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı

38:10
أَمۡ لَهُم مُّلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَاۖ فَلۡيَرۡتَقُواْ فِي ٱلۡأَسۡبَٰبِ
أَمْ
yoksa
لَهُم
onların (mı?)
مُّلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve bulunanların
بَيْنَهُمَا ۖ
ikisi arasında
فَلْيَرْتَقُوا۟
öyleyse yükselsinler
فِى
içinde
ٱلْأَسْبَـٰبِ
sebepler (vasıtalar)

Süleyman AteşYoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vasıtalar) içinde yükselsinler (vasıtalara binip göklere çıksınlar da oradan alemi yönetsinler, vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler)

38:11 📚 1
جُندࣱ مَّا هُنَالِكَ مَهۡزُومࣱ مِّنَ ٱلۡأَحۡزَابِ
جُندٌۭ
bir ordudur
مَّا
şurada
هُنَالِكَ
there
مَهْزُومٌۭ
bozguna uğratılacak
مِّنَ
derme çatma
ٱلْأَحْزَابِ
the companies

Süleyman Ateş(Onlar) Şurada bozguna uğratılacak derme çatma bir ordudur

38:12
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَعَادࣱ وَفِرۡعَوۡنُ ذُو ٱلۡأَوۡتَادِ
كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
قَوْمُ
kavmi
نُوحٍۢ
Nuh
وَعَادٌۭ
ve Ad (kavmi)
وَفِرْعَوْنُ
ve Fir'avn
ذُو
sahibi
ٱلْأَوْتَادِ
kazıklar

Süleyman AteşOnlardan önce de Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi (temelleri kazık gibi yere çakılmış, yüksek pramitler yaptıran) Fir'avn da yalanlamıştı

38:13
وَثَمُودُ وَقَوۡمُ لُوطࣲ وَأَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡأَحۡزَابُ
وَثَمُودُ
Semud (kavmi)
وَقَوْمُ
ve kavmi
لُوطٍۢ
Lut
وَأَصْحَـٰبُ
ve halkı
لْـَٔيْكَةِ ۚ
Eyke
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلْأَحْزَابُ
kabilelerdi

Süleyman AteşSemud (kavmi), Lut kavmi ve Eyke halkı da (böyle yapmıştı). İşte onlar da (peygamberlere karşı birleşik) kabilelerdi

38:14
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ
إِن
hepsi de
كُلٌّ
all (of them)
إِلَّا
ancak
كَذَّبَ
yalanladılar
ٱلرُّسُلَ
elçileri
فَحَقَّ
ve hak ettiler
عِقَابِ
benim cezamı

Süleyman AteşHepsi de elçileri yalanladılar, benim cezamı hak ettiler

38:15
وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ مَّا لَهَا مِن فَوَاقࣲ‏
وَمَا
ve
يَنظُرُ
beklemiyorlar
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
إِلَّا
başka bir şey
صَيْحَةًۭ
na'ra
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
مَّا
olmayan
لَهَا
ona
مِن
geri dönmesi
فَوَاقٍۢ
delay

Süleyman AteşBunlar(ın işi) de sadece geri dönmesi olmayan bir na'raya bakıyor

38:16
وَقَالُواْ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبۡلَ يَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
رَبَّنَا
Rabbimiz
عَجِّل
hemen ver
لَّنَا
bize
قِطَّنَا
bizim (azab) payımızı
قَبْلَ
önce
يَوْمِ
gününden
ٱلْحِسَابِ
hesap

Süleyman Ateş(Alay ederek) Dediler ki: "Rabbimiz, bizim (azab) payımızı hesap gününden önce, hemen ver

38:17 📚 1
ٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلۡأَيۡدِۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
ٱصْبِرْ
sabret
عَلَىٰ
şeylere
مَا
what
يَقُولُونَ
onların dedikleri
وَٱذْكُرْ
ve an
عَبْدَنَا
kulumuz
دَاوُۥدَ
Davud'u
ذَا
sahibi
ٱلْأَيْدِ ۖ
güç
إِنَّهُۥٓ
çünkü o
أَوَّابٌ
(bize) çok başvururdu

Süleyman AteşOnların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an; çünkü o (bize) çok başvururdu

38:18 📚 2
إِنَّا سَخَّرۡنَا ٱلۡجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحۡنَ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِشۡرَاقِ
إِنَّا
elbette biz
سَخَّرْنَا
boyun eğdirmiştik
ٱلْجِبَالَ
dağları
مَعَهُۥ
onunla beraber
يُسَبِّحْنَ
tesbih ederlerdi
بِٱلْعَشِىِّ
akşam
وَٱلْإِشْرَاقِ
ve sabah

Süleyman AteşBiz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı

38:19
وَٱلطَّيۡرَ مَحۡشُورَةࣰۖ كُلࣱّ لَّهُۥٓ أَوَّابࣱ‏
وَٱلطَّيْرَ
ve kuşlar
مَحْشُورَةًۭ ۖ
toplanıp gelen
كُلٌّۭ
hepsi
لَّهُۥٓ
ona
أَوَّابٌۭ
katılırdı

Süleyman AteşToplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di

38:20
وَشَدَدۡنَا مُلۡكَهُۥ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحِكۡمَةَ وَفَصۡلَ ٱلۡخِطَابِ
وَشَدَدْنَا
güçlendirmiştik
مُلْكَهُۥ
onun mülkünü
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve kendisine vermiştik
ٱلْحِكْمَةَ
hikmet
وَفَصْلَ
ve ayırd edici
ٱلْخِطَابِ
konuşma

Süleyman AteşOnun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik

38:21
۞وَهَلۡ أَتَىٰكَ نَبَؤُاْ ٱلۡخَصۡمِ إِذۡ تَسَوَّرُواْ ٱلۡمِحۡرَابَ
۞ وَهَلْ
sana geldimi?
أَتَىٰكَ
come to you
نَبَؤُا۟
haberi
ٱلْخَصْمِ
davacıların
إِذْ
hani
تَسَوَّرُوا۟
tırmanmışlardı
ٱلْمِحْرَابَ
mabed(in duvarına)

Süleyman AteşSana davacıların haberi geldi mi? Hani odasının duvarına tırmanmışlardı

38:22
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنۡهُمۡۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ خَصۡمَانِ بَغَىٰ بَعۡضُنَا عَلَىٰ بَعۡضࣲ فَٱحۡكُم بَيۡنَنَا بِٱلۡحَقِّ وَلَا تُشۡطِطۡ وَٱهۡدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ
إِذْ
hani
دَخَلُوا۟
girmişlerdi
عَلَىٰ
yanına
دَاوُۥدَ
Davud'un
فَفَزِعَ
ve korkmuştu
مِنْهُمْ ۖ
onlardan
قَالُوا۟
dediler
لَا
korkma
تَخَفْ ۖ
fear
خَصْمَانِ
biz iki davacıyız
بَغَىٰ
saldırdı
بَعْضُنَا
birimiz
عَلَىٰ
hakkına
بَعْضٍۢ
ötekinin
فَٱحْكُم
şimdi sen hükmet
بَيْنَنَا
aramızda
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَلَا
ve
تُشْطِطْ
haksızlık etme
وَٱهْدِنَآ
bizi götür
إِلَىٰ
ortasına (adalete)
سَوَآءِ
an even
ٱلصِّرَٰطِ
yolun

Süleyman AteşDavud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür

38:23 📚 2
إِنَّ هَٰذَآ أَخِي لَهُۥ تِسۡعࣱ وَتِسۡعُونَ نَعۡجَةࣰ وَلِيَ نَعۡجَةࣱ وَٰحِدَةࣱ فَقَالَ أَكۡفِلۡنِيهَا وَعَزَّنِي فِي ٱلۡخِطَابِ
إِنَّ
doğrusu
هَـٰذَآ
bu
أَخِى
kardeşimin
لَهُۥ
vardır
تِسْعٌۭ
(doksan) dokuz
وَتِسْعُونَ
doksan (dokuz)
نَعْجَةًۭ
koyunu
وَلِىَ
benim ise vardır
نَعْجَةٌۭ
koyunum
وَٰحِدَةٌۭ
bir tek
فَقَالَ
fakat (kardeşim) dedi
أَكْفِلْنِيهَا
onu da bana ver
وَعَزَّنِى
ve bana ağır bastı
فِى
konuşmada
ٱلْخِطَابِ
[the] speech

Süleyman AteşBu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana ağır bastı (onunla baş edemedim)

38:24
قَالَ لَقَدۡ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعۡجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦۖ وَإِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلۡخُلَطَآءِ لَيَبۡغِي بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلࣱ مَّا هُمۡۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسۡتَغۡفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّۤ رَاكِعࣰ اۤ وَأَنَابَ۩
قَالَ
(Davud) dedi ki
لَقَدْ
andolsun
ظَلَمَكَ
sana zulmetmiştir
بِسُؤَالِ
istemekle
نَعْجَتِكَ
senin koyununu
إِلَىٰ
kendi koyunlarına
نِعَاجِهِۦ ۖ
his ewes
وَإِنَّ
ve zaten
كَثِيرًۭا
çoğu
مِّنَ
karıştıran(ortak)ların
ٱلْخُلَطَآءِ
the partners
لَيَبْغِى
zulmederler
بَعْضُهُمْ
biri
عَلَىٰ
üzerine
بَعْضٍ
diğeri
إِلَّا
yalnız bunun dışındadır
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَقَلِيلٌۭ
ve azdır
مَّا
ne kadar
هُمْ ۗ
onlar
وَظَنَّ
ve sandı
دَاوُۥدُ
Davud
أَنَّمَا
kendisini denediğimizi
فَتَنَّـٰهُ
We (had) tried him
فَٱسْتَغْفَرَ
mağfiret diledi
رَبَّهُۥ
Rabbinden
وَخَرَّ
ve kapandı
رَاكِعًۭا
eğilerek (secdeye)
وَأَنَابَ ۩
ve (bize) döndü

Süleyman Ateş(Davud) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Davud, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir bela vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü

38:25 📚 3
فَغَفَرۡنَا لَهُۥ ذَٰلِكَۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ‏
فَغَفَرْنَا
biz de affettik
لَهُۥ
ondan
ذَٰلِكَ ۖ
bunu
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لَهُۥ
onun vardır
عِندَنَا
yanımızda
لَزُلْفَىٰ
bir yakınlığı
وَحُسْنَ
ve güzel
مَـَٔابٍۢ
bir geleceği

Süleyman AteşBiz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır

38:26 📚 8
يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلۡنَٰكَ خَلِيفَةࣰ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱحۡكُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلۡهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدُۢ بِمَا نَسُواْ يَوۡمَ ٱلۡحِسَابِ
يَـٰدَاوُۥدُ
ey Davud
إِنَّا
elbette biz
جَعَلْنَـٰكَ
seni yaptık
خَلِيفَةًۭ
hükümdar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَٱحْكُم
o halde hükmet
بَيْنَ
arasında
ٱلنَّاسِ
insanlar
بِٱلْحَقِّ
adaletle
وَلَا
ve
تَتَّبِعِ
uyma
ٱلْهَوَىٰ
keyf(in)e
فَيُضِلَّكَ
sonra seni saptırır
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
يَضِلُّونَ
sapan(lara)
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
شَدِيدٌۢ
çetin
بِمَا
dolayı
نَسُوا۟
unuttuklarından
يَوْمَ
gününü
ٱلْحِسَابِ
hesap

Süleyman AteşEy Davud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet; keyf(in)e uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar ise, hesap gününü unuttuklarından dolayı, çetin azaba uğrayacaklardır

38:27 📚 5
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا بَٰطِلࣰ اۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنَ ٱلنَّارِ
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
yaratmadık
ٱلسَّمَآءَ
göğü
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve ne de
بَيْنَهُمَا
ikisi arasındakileri
بَـٰطِلًۭا ۚ
boş yere
ذَٰلِكَ
bu
ظَنُّ
zannıdır
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟ ۚ
inkar eden(lerin)
فَوَيْلٌۭ
vay hallerine;
لِّلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
مِنَ
ateşten dolayı
ٱلنَّارِ
the Fire

Süleyman AteşGöğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkar edenlerin zannıdır, (onlar kainatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin

38:28 📚 4
أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلۡمُفۡسِدِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلۡمُتَّقِينَ كَٱلۡفُجَّارِ
أَمْ
yoksa
نَجْعَلُ
tutacağız
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
كَٱلْمُفْسِدِينَ
bozgunculuk yapanlar gibi (mi?)
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
أَمْ
yoksa
نَجْعَلُ
tutacağız
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakileri
كَٱلْفُجَّارِ
yoldan çıkanlar gibi (mi?)

Süleyman AteşYoksa biz, inanıp iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa korunanları yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız

38:29
كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ مُبَٰرَكࣱ لِّيَدَّبَّرُوٓاْ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ
كِتَـٰبٌ
Kitab (ki)
أَنزَلْنَـٰهُ
onu indirdik
إِلَيْكَ
sana
مُبَـٰرَكٌۭ
mübarek
لِّيَدَّبَّرُوٓا۟
düşünsünler diye
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
وَلِيَتَذَكَّرَ
ve öğüt alsınlar diye
أُو۟لُوا۟
sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Süleyman AteşSana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar

38:30
وَوَهَبۡنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيۡمَٰنَۚ نِعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ
وَوَهَبْنَا
ve biz armağan ettik
لِدَاوُۥدَ
Davud'a
سُلَيْمَـٰنَ ۚ
Süleyman'ı
نِعْمَ
ne güzel
ٱلْعَبْدُ ۖ
kuldu
إِنَّهُۥٓ
şüphesiz o
أَوَّابٌ
(Allah'a) yönelirdi

Süleyman AteşBiz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik, (Süleyman) ne güzel kuldu! Hep Allah'a başvururdu

38:31
إِذۡ عُرِضَ عَلَيۡهِ بِٱلۡعَشِيِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلۡجِيَادُ
إِذْ
hani
عُرِضَ
gösterilmişti
عَلَيْهِ
kendisine
بِٱلْعَشِىِّ
akşam üstü
ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ
safin (görkemli)
ٱلْجِيَادُ
(saf kan Arap) atları

Süleyman AteşAkşam üstü kendisine safin (görkemli) hızlı koşan (saf kan Arap) atları gösterilmişti

38:32 📚 1
فَقَالَ إِنِّيٓ أَحۡبَبۡتُ حُبَّ ٱلۡخَيۡرِ عَن ذِكۡرِ رَبِّي حَتَّىٰ تَوَارَتۡ بِٱلۡحِجَابِ
فَقَالَ
dedi
إِنِّىٓ
muhakkak ben
أَحْبَبْتُ
tercih ettim
حُبَّ
sevgisini
ٱلْخَيْرِ
mal
عَن
anmaktan (ötürü)
ذِكْرِ
(the) remembrance
رَبِّى
Rabbimi
حَتَّىٰ
nihayet
تَوَارَتْ
(atlar) gizlendi
بِٱلْحِجَابِ
perde ile

Süleyman AteşBen, dedi, mal sevgisini, Rabbimi anmaktan (ötürü) tercih ettim. Nihayet bu atlar perde ile gizlendi (koşup dağın arkasına düşmekle gözden kayboldu)

38:33 📚 1
رُدُّوهَا عَلَيَّۖ فَطَفِقَ مَسۡحَۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلۡأَعۡنَاقِ
رُدُّوهَا
getirin onları
عَلَىَّ ۖ
bana
فَطَفِقَ
sonra başladı
مَسْحًۢا
okşamağa
بِٱلسُّوقِ
bacaklarını
وَٱلْأَعْنَاقِ
ve boyunlarını

Süleyman AteşOnları bana getirin (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı

38:34
وَلَقَدۡ فَتَنَّا سُلَيۡمَٰنَ وَأَلۡقَيۡنَا عَلَىٰ كُرۡسِيِّهِۦ جَسَدࣰ ا ثُمَّ أَنَابَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
فَتَنَّا
denedik
سُلَيْمَـٰنَ
Süleyman'ı
وَأَلْقَيْنَا
ve bıraktık
عَلَىٰ
üstüne
كُرْسِيِّهِۦ
tahtının
جَسَدًۭا
bir ceset
ثُمَّ
sonra
أَنَابَ
(bize) yöneldi

Süleyman AteşAndolsun Süleyman'ı denedik: Tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra (bize) yöneldi

38:35
قَالَ رَبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَهَبۡ لِي مُلۡكࣰ ا لَّا يَنۢبَغِي لِأَحَدࣲ مِّنۢ بَعۡدِيٓۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
ٱغْفِرْ
affet
لِى
beni
وَهَبْ
ve ver
لِى
bana
مُلْكًۭا
bir mülk (hükümdarlık)
لَّا
nasib olmayan
يَنۢبَغِى
(will) belong
لِأَحَدٍۢ
hiç kimseye
مِّنۢ
benden sonra
بَعْدِىٓ ۖ
after me
إِنَّكَ
çünkü sensin
أَنتَ
sen
ٱلْوَهَّابُ
çok lutfeden

Süleyman AteşRabbim, dedi, beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sensin o çok lutfeden, Sen

38:36
فَسَخَّرۡنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦ رُخَآءً حَيۡثُ أَصَابَ
فَسَخَّرْنَا
biz boyun eğdirdik
لَهُ
ona
ٱلرِّيحَ
rüzgarı
تَجْرِى
eserdi
بِأَمْرِهِۦ
onun buyruğuyla
رُخَآءً
tatlı tatlı
حَيْثُ
yere
أَصَابَ
istediği

Süleyman AteşBiz, rüzgarı ona boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tatlı tatlı eserdi

38:37
وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءࣲ وَغَوَّاصࣲ‏
وَٱلشَّيَـٰطِينَ
ve şeytanları
كُلَّ
her
بَنَّآءٍۢ
bina ustasını
وَغَوَّاصٍۢ
ve dalgıcı

Süleyman AteşVe şeytanları; her bina ustasını ve dalgıcı

38:38
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ
وَءَاخَرِينَ
ve başka (şeytan)ları
مُقَرَّنِينَ
birbirine bağlanmış
فِى
zincirlerle
ٱلْأَصْفَادِ
chains

Süleyman AteşVe zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytan)ları

38:39
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمۡنُنۡ أَوۡ أَمۡسِكۡ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
هَـٰذَا
bu
عَطَآؤُنَا
bizim ihsanımızdır
فَٱمْنُنْ
artık dilediğine ver
أَوْ
veya
أَمْسِكْ
verme
بِغَيْرِ
yoktur
حِسَابٍۢ
hesabı

Süleyman AteşBu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır. (dedik)

38:40 📚 3
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ‏
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لَهُۥ
onun için vardır
عِندَنَا
bizim yanımızda
لَزُلْفَىٰ
bir yakınlık
وَحُسْنَ
ve güzel
مَـَٔابٍۢ
bir gelecek

Süleyman AteşOnun için, bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır

38:41 📚 1
وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَآ أَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَسَّنِيَ ٱلشَّيۡطَٰنُ بِنُصۡبࣲ وَعَذَابٍ
وَٱذْكُرْ
ve an
عَبْدَنَآ
kulumuz
أَيُّوبَ
Eyyub'u
إِذْ
hani
نَادَىٰ
seslenmişti
رَبَّهُۥٓ
Rabbine
أَنِّى
bana
مَسَّنِىَ
dokundurdu
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
بِنُصْبٍۢ
bir yorgunluk
وَعَذَابٍ
ve azab

Süleyman AteşKulumuz Eyyub'u da an: (O) Rabbine "Şeytan, bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu" diye seslenmişti

38:42 📚 1
ٱرۡكُضۡ بِرِجۡلِكَۖ هَٰذَا مُغۡتَسَلُۢ بَارِدࣱ وَشَرَابࣱ‏
ٱرْكُضْ
(yere) vur
بِرِجْلِكَ ۖ
ayağını
هَـٰذَا
(işte) bu
مُغْتَسَلٌۢ
yıkanacak
بَارِدٌۭ
serin (bir su)
وَشَرَابٌۭ
ve içilecek

Süleyman AteşAyağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su), (dedik). (And it was said unto him): Strike the ground with thy foot. This (spring) is a cool bath and a refreshing drink

38:43
وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ أَهۡلَهُۥ وَمِثۡلَهُم مَّعَهُمۡ رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
وَوَهَبْنَا
ve armağan ettik
لَهُۥٓ
ona
أَهْلَهُۥ
ailesini
وَمِثْلَهُم
ve bir eşini
مَّعَهُمْ
onlarla beraber
رَحْمَةًۭ
bir rahmet olarak
مِّنَّا
bizden
وَذِكْرَىٰ
ve bir ibret olarak
لِأُو۟لِى
sahiplerine
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Süleyman AteşOna bizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olarak ailesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik

38:44
وَخُذۡ بِيَدِكَ ضِغۡثࣰ ا فَٱضۡرِب بِّهِۦ وَلَا تَحۡنَثۡۗ إِنَّا وَجَدۡنَٰهُ صَابِرࣰ اۚ نِّعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابࣱ‏
وَخُذْ
ve al
بِيَدِكَ
eline
ضِغْثًۭا
bir demet sap
فَٱضْرِب
ve vur
بِّهِۦ
onunla
وَلَا
ve asla
تَحْنَثْ ۗ
yeminini bozma
إِنَّا
gerçekten biz
وَجَدْنَـٰهُ
onu bulmuştuk
صَابِرًۭا ۚ
sabreden (bir kul)
نِّعْمَ
ne güzel
ٱلْعَبْدُ ۖ
kuldu
إِنَّهُۥٓ
o daima
أَوَّابٌۭ
(bize) başvururdu

Süleyman Ateş(Dedik ki): "Eline bir demet sap al, onunla vur da yeminini bozma." Gerçekten biz onu sabreden (bir kul) bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o daima (bize) başvururdu

38:45
وَٱذۡكُرۡ عِبَٰدَنَآ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ أُوْلِي ٱلۡأَيۡدِي وَٱلۡأَبۡصَٰرِ
وَٱذْكُرْ
ve an
عِبَـٰدَنَآ
kullarımız
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'i
وَإِسْحَـٰقَ
ve İshak'ı
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'u
أُو۟لِى
sahibi
ٱلْأَيْدِى
kuvvet
وَٱلْأَبْصَـٰرِ
ve basiretli

Süleyman AteşKuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Ya'kub'u da an

38:46
إِنَّآ أَخۡلَصۡنَٰهُم بِخَالِصَةࣲ ذِكۡرَى ٱلدَّارِ
إِنَّآ
elbette biz
أَخْلَصْنَـٰهُم
onları ihlaslı (kul) yaptık
بِخَالِصَةٍۢ
samimiyetle
ذِكْرَى
düşüncesiyle
ٱلدَّارِ
ahiret yurdu

Süleyman AteşBiz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık

38:47 📚 3
وَإِنَّهُمۡ عِندَنَا لَمِنَ ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ ٱلۡأَخۡيَارِ
وَإِنَّهُمْ
ve onlar
عِندَنَا
bizim yanımızda
لَمِنَ
seçkinlerdendir
ٱلْمُصْطَفَيْنَ
the chosen ones
ٱلْأَخْيَارِ
hayırlılardandır

Süleyman AteşOnlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır

38:48
وَٱذۡكُرۡ إِسۡمَٰعِيلَ وَٱلۡيَسَعَ وَذَا ٱلۡكِفۡلِۖ وَكُلࣱّ مِّنَ ٱلۡأَخۡيَارِ
وَٱذْكُرْ
ve an
إِسْمَـٰعِيلَ
İsma'il'i
وَٱلْيَسَعَ
ve Elyesa'ı
وَذَا
ve Zülkifil'i
ٱلْكِفْلِ ۖ
ve Zülkifil'i
وَكُلٌّۭ
hepsi de
مِّنَ
iyilerdendir
ٱلْأَخْيَارِ
the best

Süleyman Ateşİsma'il'i, Elyesa'ı, Zülkifil'i de an. Hepsi de iyilerdendir

38:49 📚 2
هَٰذَا ذِكۡرࣱۚ وَإِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ لَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ‏
هَـٰذَا
bu
ذِكْرٌۭ ۚ
bir hatırlamadır
وَإِنَّ
ve gerçekten
لِلْمُتَّقِينَ
korunanlar için vardır
لَحُسْنَ
güzel
مَـَٔابٍۢ
bir gelecek

Süleyman AteşBu, bir hatırlamadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır

38:50
جَنَّٰتِ عَدۡنࣲ مُّفَتَّحَةࣰ لَّهُمُ ٱلۡأَبۡوَٰبُ
جَنَّـٰتِ
cennetleri
عَدْنٍۢ
Adn
مُّفَتَّحَةًۭ
açılmış
لَّهُمُ
kendilerine
ٱلْأَبْوَٰبُ
kapıları

Süleyman AteşKapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri

38:51
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدۡعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ وَشَرَابࣲ‏
مُتَّكِـِٔينَ
(koltuklara) yaslanılar
فِيهَا
orada
يَدْعُونَ
isterler
فِيهَا
orada
بِفَـٰكِهَةٍۢ
meyva
كَثِيرَةٍۢ
bir çok
وَشَرَابٍۢ
ve içki

Süleyman AteşOrada (koltuklara) yaslanarak bir çok meyva ve içki isterler

38:52
۞وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ أَتۡرَابٌ
۞ وَعِندَهُمْ
ve yanlarında (vardır)
قَـٰصِرَٰتُ
(eşlerine) diken
ٱلطَّرْفِ
bakışlarını
أَتْرَابٌ
yaşıt dilberler

Süleyman AteşYanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır

38:53
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ
هَـٰذَا
işte budur
مَا
şey
تُوعَدُونَ
size söz verilen
لِيَوْمِ
günü için
ٱلْحِسَابِ
hesap

Süleyman Ateşİşte, hesap günü için size söz verilen budur

38:54
إِنَّ هَٰذَا لَرِزۡقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
إِنَّ
doğrusu
هَـٰذَا
bu
لَرِزْقُنَا
bizim rızkımızın
مَا
yoktur
لَهُۥ
onun
مِن
hiç
نَّفَادٍ
bitip tükenmesi

Süleyman AteşDoğrusu bizim bu rızkımızın bitip tükenmesi yoktur

38:55
هَٰذَاۚ وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابࣲ‏
هَـٰذَا ۚ
bu böyledir
وَإِنَّ
ve fakat elbette
لِلطَّـٰغِينَ
azgınlara vardır
لَشَرَّ
en kötü
مَـَٔابٍۢ
bir gelecek

Süleyman AteşBu böyledir; fakat azgınlara da en kötü bir gelecek vardır

38:56
جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَا فَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ
جَهَنَّمَ
cehennem
يَصْلَوْنَهَا
oraya girerler
فَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْمِهَادُ
bir döşektir

Süleyman AteşCehennem! Oraya girerler. Ne kötü bir döşektir o

38:57
هَٰذَا فَلۡيَذُوقُوهُ حَمِيمࣱ وَغَسَّاقࣱ‏
هَـٰذَا
işte
فَلْيَذُوقُوهُ
onu tadsınlar
حَمِيمٌۭ
kaynar
وَغَسَّاقٌۭ
ve kokuşmuşdur

Süleyman Ateşİşte onu tadsınlar: Kaynar ve kokuşmuş sudur

38:58
وَءَاخَرُ مِن شَكۡلِهِۦٓ أَزۡوَٰجٌ
وَءَاخَرُ
ve daha başka (vardır)
مِن
ona (azaba) benzer
شَكْلِهِۦٓ
its type
أَزْوَٰجٌ
çeşit çeşit

Süleyman AteşVe daha başka çeşit çeşit (azab) vardır

38:59
هَٰذَا فَوۡجࣱ مُّقۡتَحِمࣱ مَّعَكُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِهِمۡۚ إِنَّهُمۡ صَالُواْ ٱلنَّارِ
هَـٰذَا
işte şunlar
فَوْجٌۭ
guruptur
مُّقْتَحِمٌۭ
(cehenneme) girecek
مَّعَكُمْ ۖ
sizinle beraber
لَا
yoktur
مَرْحَبًۢا
merhaba
بِهِمْ ۚ
onlara
إِنَّهُمْ
onlar
صَالُوا۟
gireceklerdir
ٱلنَّارِ
ateşe

Süleyman Ateşİşte şunlar da sizinle beraber (cehenneme) girecek olanlardır: "Onlara merhaba yok, (yerleri geniş olmasın, rahat yüzü görmesinler)! Onlar ateşe gireceklerdir

38:60 📚 1
قَالُواْ بَلۡ أَنتُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِكُمۡۖ أَنتُمۡ قَدَّمۡتُمُوهُ لَنَاۖ فَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ
قَالُوا۟
dediler ki
بَلْ
hayır
أَنتُمْ
asıl size
لَا
yoktur
مَرْحَبًۢا
merhaba
بِكُمْ ۖ
size
أَنتُمْ
siz
قَدَّمْتُمُوهُ
bunu önümüze getirdiniz
لَنَا ۖ
bizim
فَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْقَرَارُ
durak

Süleyman Ateş(Uyanlar, uyulanlara) Dediler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok, (asıl siz rahat yüzü görmeyin), siz bunu bizim önümüze getirdiniz. Ne kötü durak (bu)

38:61 📚 1
قَالُواْ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدۡهُ عَذَابࣰ ا ضِعۡفࣰ ا فِي ٱلنَّارِ
قَالُوا۟
dediler
رَبَّنَا
Rabbimiz
مَن
kim
قَدَّمَ
önümüze getirdiyse
لَنَا
bizim
هَـٰذَا
bunu
فَزِدْهُ
onun artır
عَذَابًۭا
azabını
ضِعْفًۭا
bir kat daha
فِى
ateşteki
ٱلنَّارِ
the Fire

Süleyman Ateş(Ve hepsi birbiri aleyhine du'a ederek): "Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını bir kat daha artır!" dediler

38:62
وَقَالُواْ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالࣰ ا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلۡأَشۡرَارِ
وَقَالُوا۟
ve dediler
مَا
ne oldu ki?
لَنَا
bize
لَا
görmüyoruz
نَرَىٰ
we see
رِجَالًۭا
adamları
كُنَّا
saydığımız
نَعُدُّهُم
count them
مِّنَ
kötülerden
ٱلْأَشْرَارِ
the bad ones

Süleyman AteşBize ne oldu ki, (dünyada) kötülerden saydığımız adamları (burada) görmüyoruz? dediler

38:63
أَتَّخَذۡنَٰهُمۡ سِخۡرِيًّا أَمۡ زَاغَتۡ عَنۡهُمُ ٱلۡأَبۡصَٰرُ
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ
hani onları edinirdik
سِخْرِيًّا
alay konusu
أَمْ
yoksa
زَاغَتْ
kaydı (mı?)
عَنْهُمُ
onlardan
ٱلْأَبْصَـٰرُ
gözler(imiz)

Süleyman AteşHani onlarla alay ederdik. Yoksa gözler(imiz) mi onlardan kaydı, (onları gözden mi kaçırdık)

38:64 📚 1
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقࣱّ تَخَاصُمُ أَهۡلِ ٱلنَّارِ
إِنَّ
mutlaka
ذَٰلِكَ
bu
لَحَقٌّۭ
gerçektir
تَخَاصُمُ
tartışmasıdır
أَهْلِ
halkının
ٱلنَّارِ
ateş

Süleyman AteşBu, mutlaka gerçektir, ateş halkının tartışmasıdır (bunun olacağından asla şüphe yoktur)

38:65 📚 1
قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرࣱۖ وَمَا مِنۡ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ
قُلْ
de ki
إِنَّمَآ
ancak
أَنَا۠
ben
مُنذِرٌۭ ۖ
bir uyarıcıyım
وَمَا
ve yoktur
مِنْ
hiçbir
إِلَـٰهٍ
tanrı
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ
Allah'tan
ٱلْوَٰحِدُ
tek
ٱلْقَهَّارُ
kahreden

Süleyman AteşDe ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah'tan başka tanrı yoktur

38:66
رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفَّٰرُ
رَبُّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve olanların
بَيْنَهُمَا
ikisi arasında
ٱلْعَزِيزُ
daima üstündür
ٱلْغَفَّـٰرُ
çok bağışlayandır

Süleyman AteşO, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, daima üstündür, çok bağışlayandır

38:67
قُلۡ هُوَ نَبَؤٌاْ عَظِيمٌ
قُلْ
de ki
هُوَ
O
نَبَؤٌا۟
bir haberdir
عَظِيمٌ
büyük

Süleyman AteşDe ki: "O, büyük bir haberdir

38:68 📚 2
أَنتُمۡ عَنۡهُ مُعۡرِضُونَ
أَنتُمْ
siz
عَنْهُ
ondan
مُعْرِضُونَ
yüz çeviriyorsunuz

Süleyman Ateş(Ama gafletinizden dolayı) Siz ondan yüz çeviriyorsunuz

38:69
مَا كَانَ لِيَ مِنۡ عِلۡمِۭ بِٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰٓ إِذۡ يَخۡتَصِمُونَ
مَا
yoktu
كَانَ
benim
لِىَ
for me
مِنْ
hiçbir
عِلْمٍۭ
bilgi(m)
بِٱلْمَلَإِ
topluluk
ٱلْأَعْلَىٰٓ
yüce
إِذْ
sırada
يَخْتَصِمُونَ
tartıştıkları

Süleyman AteşYüce topluluk tartışırlarken (aralarında) neler geçtiği hakkında bir bilgim yoktu

38:70
إِن يُوحَىٰٓ إِلَيَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ
إِن
vahyedilmiyor
يُوحَىٰٓ
has been revealed
إِلَىَّ
bana
إِلَّآ
dışında
أَنَّمَآ
sadece
أَنَا۠
ben (olduğum için)
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcı
مُّبِينٌ
apaçık

Süleyman AteşBen ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgi) bana vahyediliyor

38:71
إِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن طِينࣲ‏
إِذْ
hani
قَالَ
demişti ki
رَبُّكَ
Rabbin
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
إِنِّى
elbette ben
خَـٰلِقٌۢ
yaratacağım
بَشَرًۭا
bir insan
مِّن
çamurdan
طِينٍۢ
clay

Süleyman AteşRabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım

38:72 📚 4
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
فَإِذَا
zaman
سَوَّيْتُهُۥ
onu biçimlendirdiğim
وَنَفَخْتُ
ve üflediğim
فِيهِ
ona
مِن
ruhumdan
رُّوحِى
My spirit
فَقَعُوا۟
derhal kapanın
لَهُۥ
ona
سَـٰجِدِينَ
secdeye

Süleyman AteşOnu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın

38:73
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ
فَسَجَدَ
secde ettiler
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
كُلُّهُمْ
hepsi
أَجْمَعُونَ
tüm olarak

Süleyman AteşMeleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler

38:74
إِلَّآ إِبۡلِيسَ ٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ
إِلَّآ
dışında
إِبْلِيسَ
İblis
ٱسْتَكْبَرَ
o büyüklük tasladı
وَكَانَ
ve oldu
مِنَ
kafirlerden
ٱلْكَـٰفِرِينَ
the disbelievers

Süleyman AteşYalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu

38:75 📚 1
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسۡجُدَ لِمَا خَلَقۡتُ بِيَدَيَّۖ أَسۡتَكۡبَرۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡعَالِينَ
قَالَ
dedi ki
يَـٰٓإِبْلِيسُ
ey İblis
مَا
nedir?
مَنَعَكَ
seni alıkoyan
أَن
secde etmekten
تَسْجُدَ
you (should) prostrate
لِمَا
yarattığıma
خَلَقْتُ
I created
بِيَدَىَّ ۖ
iki elimle
أَسْتَكْبَرْتَ
büyüklük mü tasladın?
أَمْ
yoksa
كُنتَ
(mi) oldun?
مِنَ
yücelerden
ٱلْعَالِينَ
the exalted ones

Süleyman Ateş(Rabbin ona) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun

38:76 📚 5
قَالَ أَنَا۠ خَيۡرࣱ مِّنۡهُ خَلَقۡتَنِي مِن نَّارࣲ وَخَلَقۡتَهُۥ مِن طِينࣲ‏
قَالَ
dedi
أَنَا۠
ben
خَيْرٌۭ
iyiyim
مِّنْهُ ۖ
ondan
خَلَقْتَنِى
beni yarattın
مِن
ateşten
نَّارٍۢ
fire
وَخَلَقْتَهُۥ
onu ise yarattın
مِن
çamurdan
طِينٍۢ
clay

Süleyman AteşDedi: "Ben ondan iyiyim. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın

38:77
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏
قَالَ
buyurdu ki
فَٱخْرُجْ
haydi çık
مِنْهَا
oradan
فَإِنَّكَ
şüphesiz sen
رَجِيمٌۭ
kovuldun

Süleyman AteşBuyurdu ki: "Haydi çık oradan, sen kovuldun

38:78
وَإِنَّ عَلَيۡكَ لَعۡنَتِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
عَلَيْكَ
senin üzerinedir
لَعْنَتِىٓ
lanetim
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلدِّينِ
ceza

Süleyman AteşTa ceza gününe kadar lanetim üzerinedir

38:79 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
فَأَنظِرْنِىٓ
öyleyse bana süre ver
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
güne
يُبْعَثُونَ
yeniden dirilecekleri

Süleyman AteşRabbim, dedi, öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar bana süre ver

38:80
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ
قَالَ
buyurdu
فَإِنَّكَ
elbette sen
مِنَ
süre verilenlerdensin
ٱلْمُنظَرِينَ
those given respite

Süleyman AteşBuyurdu: "Haydi sen süre verilenlerdensin

38:81
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْوَقْتِ
vaktin
ٱلْمَعْلُومِ
bilinen

Süleyman AteşO belli vaktin gününe kadar. Until the day of the time appointed

38:82 📚 1
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ
قَالَ
dedi
فَبِعِزَّتِكَ
senin izzetine and olsun ki
لَأُغْوِيَنَّهُمْ
onları azdıracağım
أَجْمَعِينَ
tümünü

Süleyman Ateş(İblis) Dedi: "Senin izzet ve şerefine and olsun ki, onların tümünü azdıracağım

38:83 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
إِلَّا
dışında
عِبَادَكَ
kulların
مِنْهُمُ
onlardan
ٱلْمُخْلَصِينَ
ihlaslı

Süleyman AteşYalnız onlardan ihlaslı kulların(a dokunmayacağım)

38:84 📚 1
قَالَ فَٱلۡحَقُّ وَٱلۡحَقَّ أَقُولُ
قَالَ
buyurdu ki
فَٱلْحَقُّ
gerçektir
وَٱلْحَقَّ
ve gerçekten
أَقُولُ
ben diyorum ki

Süleyman AteşBuyurdu ki: "Gerçektir (sen benim halis kullarımı kandıramazsın), ve ben gerçek olarak diyorum ki

38:85 📚 1
لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ أَجۡمَعِينَ
لَأَمْلَأَنَّ
elbette dolduracağım
جَهَنَّمَ
cehennemi
مِنكَ
senden
وَمِمَّن
ve kimselerden
تَبِعَكَ
sana uyan
مِنْهُمْ
onlar içinde
أَجْمَعِينَ
tümüyle

Süleyman AteşSenden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım

38:86 📚 5
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرࣲ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُتَكَلِّفِينَ
قُلْ
de ki
مَآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask of you
عَلَيْهِ
buna karşı
مِنْ
hiçbir
أَجْرٍۢ
ücret
وَمَآ
ve değil(im)
أَنَا۠
ben
مِنَ
yapmacık yapanlardan
ٱلْمُتَكَلِّفِينَ
the ones who pretend

Süleyman AteşDe ki: "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben yapmacık yapanlardan, (uydurma şeylerle peygamberlik taslayanlardan) değilim

38:87
إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ
إِنْ
değildir
هُوَ
O (Kur'an)
إِلَّا
başkası
ذِكْرٌۭ
öğüt(ten)
لِّلْعَـٰلَمِينَ
bütün alemlere

Süleyman AteşO (Kur'an), ancak bütün alemlere öğüttür

38:88 📚 4
وَلَتَعۡلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعۡدَ حِينِۭ
وَلَتَعْلَمُنَّ
gayet iyi bileceksiniz
نَبَأَهُۥ
onun haberini
بَعْدَ
sonra
حِينٍۭ
bir süre

Süleyman AteşBir süre sonra "Onun haberi(nin doğruluğu)nu gayet iyi bileceksiniz

← Önceki Sonraki →

38. Saad Suresi | Anlam Arayışı