38. Saad سُورَةُ صٓ
Saheeh InternationalSad. By the Qur'an containing reminder
Elmalılı Hamdi YazırSâd. Bu zikirle dolu Kur'ân'a bak
Süleyman AteşSad, (uyarıcı) ve şanlı Kur'an'a andolsun ki
Saheeh InternationalBut those who disbelieve are in pride and dissension
Elmalılı Hamdi YazırO inkâr edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler
Süleyman Ateşİnkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler
Saheeh InternationalHow many a generation have We destroyed before them, and they [then] called out; but it was not a time for escape
Elmalılı Hamdi YazırKendilerinden önce nicelerini helak ettik. Onlar çağrıştılar. Ama artık kurtuluş vakti değildi
Süleyman AteşOnlardan önce nice nesilleri helak ettik de feryad ettiler; fakat artık kurtuluş zamanı geçmişti
Saheeh InternationalAnd they wonder that there has come to them a warner from among themselves. And the disbelievers say, "This is a magician and a liar
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler: "Bu bir sihirbazdır, yalancıdır" dediler
Süleyman AteşOnlara kendilerinden bir uyarıcı (peygamber) gelmesine hayret ettiler de o kafirler dediler ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır
Saheeh InternationalHas he made the gods [only] one God? Indeed, this is a curious thing
Elmalılı Hamdi Yazırİlâhları, bir tek ilâh mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf
Süleyman AteşTanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir
Saheeh InternationalAnd the eminent among them went forth, [saying], "Continue, and be patient over [the defense of] your gods. Indeed, this is a thing intended
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerinden ileri gelenler fırladılar ve dediler ki: "İlâhlarınız üzerinde sabır ve sebat edin. Bu, gerçekten arzu edilen bir murad
Süleyman AteşOnlardan bir grup fırladı: "Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzu edilen bir şeydir
Saheeh InternationalWe have not heard of this in the latest religion. This is not but a fabrication
Elmalılı Hamdi YazırBiz bunu başka bir dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır
Süleyman AteşBiz bu(nun söylediği)ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. Bu uydurmadan başka bir şey değildir
Saheeh InternationalHas the message been revealed to him out of [all of] us?" Rather, they are in doubt about My message. Rather, they have not yet tasted My punishment
Elmalılı Hamdi YazırKur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?" dediler. Doğrusu onlar benim Kur'ân'ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar
Süleyman AteşO Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi? Doğrusu, onlar benim Zikr'imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tadmadılar
Saheeh InternationalOr do they have the depositories of the mercy of your Lord, the Exalted in Might, the Bestower
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sana o Kur'ân'ı veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı
Süleyman AteşYoksa daima üstün olan, çok lutufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı
Saheeh InternationalOr is theirs the dominion of the heavens and the earth and what is between them? Then let them ascend through [any] ways of access
Elmalılı Hamdi YazırYoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise bütün imkanlarını seferber ederek yükselsinler de görelim
Süleyman AteşYoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vasıtalar) içinde yükselsinler (vasıtalara binip göklere çıksınlar da oradan alemi yönetsinler, vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler)
Saheeh International[They are but] soldiers [who will be] defeated there among the companies [of disbelievers]
Elmalılı Hamdi YazırOnlar burada çeşitli partilerden (gruplardan) bozguna uğramış bir ordudur
Süleyman Ateş(Onlar) Şurada bozguna uğratılacak derme çatma bir ordudur
Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and [the tribe of] 'Aad and Pharaoh, the owner of stakes
Elmalılı Hamdi YazırOnlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi ve saltanat sahibi Firavun da yalanlamışlardı
Süleyman AteşOnlardan önce de Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi (temelleri kazık gibi yere çakılmış, yüksek pramitler yaptıran) Fir'avn da yalanlamıştı
Saheeh InternationalAnd [the tribe of] Thamud and the people of Lot and the companions of the thicket. Those are the companies
Elmalılı Hamdi YazırSemûd kavmi, Lut kavmi ve Eykeliler (Şuayb kavmi) de yalanlamışlardı. İşte o çeşitli partiler bunlardır
Süleyman AteşSemud (kavmi), Lut kavmi ve Eyke halkı da (böyle yapmıştı). İşte onlar da (peygamberlere karşı birleşik) kabilelerdi
Saheeh InternationalEach of them denied the messengers, so My penalty was justified
Elmalılı Hamdi YazırHepsi de gönderilen peygamberleri yalanladılar da azabım böyle hak oldu
Süleyman AteşHepsi de elçileri yalanladılar, benim cezamı hak ettiler
Saheeh InternationalAnd these [disbelievers] await not but one blast [of the Horn]; for it there will be no delay
Elmalılı Hamdi YazırOnlar da bir tek haykırışa bakıyorlar. Öyle ki onun gecikmesi de yoktur
Süleyman AteşBunlar(ın işi) de sadece geri dönmesi olmayan bir na'raya bakıyor
Saheeh InternationalAnd they say, "Our Lord, hasten for us our share [of the punishment] before the Day of Account
Elmalılı Hamdi YazırBir de: "Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim azabdan payımızı acele ver" dediler
Süleyman Ateş(Alay ederek) Dediler ki: "Rabbimiz, bizim (azab) payımızı hesap gününden önce, hemen ver
Saheeh InternationalBe patient over what they say and remember Our servant, David, the possessor of strength; indeed, he was one who repeatedly turned back [to Allah]
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davud'u hatırla. Çünkü o, zikir ve tesbih ile bize yönelmişti
Süleyman AteşOnların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an; çünkü o (bize) çok başvururdu
Saheeh InternationalIndeed, We subjected the mountains [to praise] with him, exalting [Allah] in the [late] afternoon and [after] sunrise
Elmalılı Hamdi YazırBiz, dağları onun emrine vermiştik. Akşamsabah onunla birlikte tesbih ederlerdi
Süleyman AteşBiz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı
Saheeh InternationalAnd the birds were assembled, all with him repeating [praises]
Elmalılı Hamdi YazırKuşları da toplu olarak onun emrine vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi
Süleyman AteşToplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di
Saheeh InternationalAnd We strengthened his kingdom and gave him wisdom and discernment in speech
Elmalılı Hamdi YazırBiz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik
Süleyman AteşOnun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik
Saheeh InternationalAnd has there come to you the news of the adversaries, when they climbed over the wall of [his] prayer chamber
Elmalılı Hamdi YazırBir de davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı
Süleyman AteşSana davacıların haberi geldi mi? Hani odasının duvarına tırmanmışlardı
Saheeh InternationalWhen they entered upon David and he was alarmed by them? They said, "Fear not. [We are] two adversaries, one of whom has wronged the other, so judge between us with truth and do not exceed [it] and guide us to the sound path
Elmalılı Hamdi YazırDavud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşe düştü. Ona "Korkma!" dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, birimize haksızlık etti. Şimdi sen aramızda hak ile hüküm ver ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar
Süleyman AteşDavud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür
Saheeh InternationalIndeed this, my brother, has ninety-nine ewes, and I have one ewe; so he said, 'Entrust her to me,' and he overpowered me in speech
Elmalılı Hamdi YazırBiri: "İşte bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var. Böyle iken: Onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi" diye anlattı
Süleyman AteşBu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana ağır bastı (onunla baş edemedim)
Saheeh International[David] said, "He has certainly wronged you in demanding your ewe [in addition] to his ewes. And indeed, many associates oppress one another, except for those who believe and do righteous deeds - and few are they." And David became certain that We had tried him, and he asked forgiveness of his Lord and fell down bowing [in prostration] and turned in repentance [to Allah]
Elmalılı Hamdi YazırDavud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi
Süleyman Ateş(Davud) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Davud, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir bela vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü
Saheeh InternationalSo We forgave him that; and indeed, for him is nearness to Us and a good place of return
Elmalılı Hamdi YazırBiz de o zannettiği şeyi kendisine bağışladık. Şüphesiz yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır
Süleyman AteşBiz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır
Saheeh International[We said], "O David, indeed We have made you a successor upon the earth, so judge between the people in truth and do not follow [your own] desire, as it will lead you astray from the way of Allah." Indeed, those who go astray from the way of Allah will have a severe punishment for having forgotten the Day of Account
Elmalılı Hamdi YazırEy Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hak ile hüküm ver. Keyfe, arzuya uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azab vardır
Süleyman AteşEy Davud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet; keyf(in)e uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar ise, hesap gününü unuttuklarından dolayı, çetin azaba uğrayacaklardır
Saheeh InternationalAnd We did not create the heaven and the earth and that between them aimlessly. That is the assumption of those who disbelieve, so woe to those who disbelieve from the Fire
Elmalılı Hamdi YazırHem o göğü, yeri ve aralarındakileri biz boşuna yaratmadık. O, kâfirlerin zannıdır. Onun için vay ateşe girecek olan kâfirlerin haline
Süleyman AteşGöğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkar edenlerin zannıdır, (onlar kainatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin
Saheeh InternationalOr should we treat those who believe and do righteous deeds like corrupters in the land? Or should We treat those who fear Allah like the wicked
Elmalılı Hamdi YazırYoksa, iman edip de salih amel işleyenleri biz, o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini azgın günahkarlar gibi yapar mıyız
Süleyman AteşYoksa biz, inanıp iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa korunanları yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız
Saheeh International[This is] a blessed Book which We have revealed to you, [O Muhammad], that they might reflect upon its verses and that those of understanding would be reminded
Elmalılı Hamdi YazırBu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar
Süleyman AteşSana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar
Saheeh InternationalAnd to David We gave Solomon. An excellent servant, indeed he was one repeatedly turning back [to Allah]
Elmalılı Hamdi YazırBir de Davud'a Süleyman'ı bahşettik. Süleyman ne güzel kuldu. Çünkü o seslice tesbih edip Allah'a yönelirdi
Süleyman AteşBiz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik, (Süleyman) ne güzel kuldu! Hep Allah'a başvururdu
Saheeh International[Mention] when there were exhibited before him in the afternoon the poised [standing] racehorses
Elmalılı Hamdi YazırHani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti
Süleyman AteşAkşam üstü kendisine safin (görkemli) hızlı koşan (saf kan Arap) atları gösterilmişti
Saheeh InternationalAnd he said, "Indeed, I gave preference to the love of good [things] over the remembrance of my Lord until the sun disappeared into the curtain [of darkness]
Elmalılı Hamdi YazırBen, dedi, at sevgisini, Rabbimi anmaktan ötürü tercih ettim." Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi
Süleyman AteşBen, dedi, mal sevgisini, Rabbimi anmaktan (ötürü) tercih ettim. Nihayet bu atlar perde ile gizlendi (koşup dağın arkasına düşmekle gözden kayboldu)
Saheeh International[He said], "Return them to me," and set about striking [their] legs and necks
Elmalılı Hamdi YazırGeri getirin onları bana!" dedi ve artık onların bacaklarını, boyunlarını silmeye başladı
Süleyman AteşOnları bana getirin (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı
Saheeh InternationalAnd We certainly tried Solomon and placed on his throne a body; then he returned
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki Süleyman'ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü
Süleyman AteşAndolsun Süleyman'ı denedik: Tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra (bize) yöneldi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, forgive me and grant me a kingdom such as will not belong to anyone after me. Indeed, You are the Bestower
Elmalılı Hamdi YazırSüleyman: "Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle bir mülk ihsan et ki, ardımdan hiç kimseye yaraşmasın. Şüphesiz, bütün dilekleri veren sensin." dedi
Süleyman AteşRabbim, dedi, beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sensin o çok lutfeden, Sen
Saheeh InternationalSo We subjected to him the wind blowing by his command, gently, wherever he directed
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine biz rüzgarı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı
Süleyman AteşBiz, rüzgarı ona boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tatlı tatlı eserdi
Saheeh InternationalAnd [also] the devils [of jinn] - every builder and diver
Elmalılı Hamdi YazırDalgıç ve yapı ustası şeytanları da
Süleyman AteşVe şeytanları; her bina ustasını ve dalgıcı
Saheeh InternationalAnd others bound together in shackles
Elmalılı Hamdi YazırVe daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik)
Süleyman AteşVe zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytan)ları
Saheeh International[We said], "This is Our gift, so grant or withhold without account
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu, bizim ihsanımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin" dedik
Süleyman AteşBu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır. (dedik)
Saheeh InternationalAnd indeed, for him is nearness to Us and a good place of return
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki ona huzurumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır
Süleyman AteşOnun için, bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır
Saheeh InternationalAnd remember Our servant Job, when he called to his Lord, "Indeed, Satan has touched me with hardship and torment
Elmalılı Hamdi YazırKulumuz Eyyub'u da an. Bir zaman o, Rabbine şöyle nida etmişti: "Meşakkat ve acı ile bana şeytan dokundu
Süleyman AteşKulumuz Eyyub'u da an: (O) Rabbine "Şeytan, bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu" diye seslenmişti
Saheeh International[So he was told], "Strike [the ground] with your foot; this is a [spring for] a cool bath and drink
Elmalılı Hamdi Yazır(Biz ona): "Ayağını yere vur! İşte sana yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su" dedik
Süleyman AteşAyağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su), (dedik). (And it was said unto him): Strike the ground with thy foot. This (spring) is a cool bath and a refreshing drink
Saheeh InternationalAnd We granted him his family and a like [number] with them as mercy from Us and a reminder for those of understanding
Elmalılı Hamdi YazırVe ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir mislini daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, akıl sahipleri için bir ibret olsun
Süleyman AteşOna bizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olarak ailesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik
Saheeh International[We said], "And take in your hand a bunch [of grass] and strike with it and do not break your oath." Indeed, We found him patient, an excellent servant. Indeed, he was one repeatedly turning back [to Allah]
Elmalılı Hamdi Yazır(Bir de dedik ki): "Eline bir demet al da onunla (eşine) vur; yemininde durmamazlık etme." Doğrusu biz onu sabırlı bulduk. O ne güzel kul! O hakikaten daima Allah'a yönelmektedir
Süleyman Ateş(Dedik ki): "Eline bir demet sap al, onunla vur da yeminini bozma." Gerçekten biz onu sabreden (bir kul) bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o daima (bize) başvururdu
Saheeh InternationalAnd remember Our servants, Abraham, Isaac and Jacob - those of strength and [religious] vision
Elmalılı Hamdi YazırKullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. Onlar eller ve gözler sahipleri idiler
Süleyman AteşKuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Ya'kub'u da an
Saheeh InternationalIndeed, We chose them for an exclusive quality: remembrance of the home [of the Hereafter]
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü biz onları temiz bir hasletle, hâlis yurt (ahiret) düşüncesine ermiş has kullarımızdan kılmışızdır
Süleyman AteşBiz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık
Saheeh InternationalAnd indeed they are, to Us, among the chosen and outstanding
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar, nezdimizde seçilmiş en hayırlı kimselerdendir
Süleyman AteşOnlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır
Saheeh InternationalAnd remember Ishmael, Elisha and Dhul-Kifl, and all are among the outstanding
Elmalılı Hamdi Yazırİsmail'i, Elyasa'yı, Zü'lKifl'i de an. Hepsi de en hayırlı kimselerdendir
Süleyman Ateşİsma'il'i, Elyesa'ı, Zülkifil'i de an. Hepsi de iyilerdendir
Saheeh InternationalThis is a reminder. And indeed, for the righteous is a good place of return
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu bir öğüttür. Şüphesiz korunan müttakiler için herhalde güzel bir istikbal (güzel bir dönüş yeri) vardır
Süleyman AteşBu, bir hatırlamadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır
Saheeh InternationalGardens of perpetual residence, whose doors will be opened to them
Elmalılı Hamdi YazırBütün kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır
Süleyman AteşKapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri
Saheeh InternationalReclining within them, they will call therein for abundant fruit and drink
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerine kurularak orada birçok yemişle, bambaşka bir içki isteyeceklerdir
Süleyman AteşOrada (koltuklara) yaslanarak bir çok meyva ve içki isterler
Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances and of equal age
Elmalılı Hamdi YazırYanlarında da bakışları yalnız kocalarına dönük hep aynı yaşta dilberler vardır
Süleyman AteşYanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır
Saheeh InternationalThis is what you, [the righteous], are promised for the Day of Account
Elmalılı Hamdi YazırO hesap günü için size vaad edilen işte budur
Süleyman Ateşİşte, hesap günü için size söz verilen budur
Saheeh InternationalIndeed, this is Our provision; for it there is no depletion
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu, bizim rızkımız; muhakkak ki ona hiç tükenmek yoktur
Süleyman AteşDoğrusu bizim bu rızkımızın bitip tükenmesi yoktur
Saheeh InternationalThis [is so]. But indeed, for the transgressors is an evil place of return
Elmalılı Hamdi YazırBu, böyledir. Şüphesiz azgınlar için de fena bir gelecek vardır
Süleyman AteşBu böyledir; fakat azgınlara da en kötü bir gelecek vardır
Saheeh InternationalHell, which they will [enter to] burn, and wretched is the resting place
Elmalılı Hamdi YazırCehennem! Ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir
Süleyman AteşCehennem! Oraya girerler. Ne kötü bir döşektir o
Saheeh InternationalThis - so let them taste it - is scalding water and [foul] purulence
Elmalılı Hamdi Yazırİşte artık tatsınlar onu ki, o kaynar su ve irindir
Süleyman Ateşİşte onu tadsınlar: Kaynar ve kokuşmuş sudur
Saheeh InternationalAnd other [punishments] of its type [in various] kinds
Elmalılı Hamdi YazırVe o şekilden çifter çifter tadacakları diğer acılar da vardır
Süleyman AteşVe daha başka çeşit çeşit (azab) vardır
Saheeh International[Its inhabitants will say], "This is a company bursting in with you. No welcome for them. Indeed, they will burn in the Fire
Elmalılı Hamdi Yazırİşte şunlar da sizin peşinize düşenlerdir. Onlara merhaba yok. Çünkü onlar cehenneme salınıyorlar
Süleyman Ateşİşte şunlar da sizinle beraber (cehenneme) girecek olanlardır: "Onlara merhaba yok, (yerleri geniş olmasın, rahat yüzü görmesinler)! Onlar ateşe gireceklerdir
Saheeh InternationalThey will say, "Nor you! No welcome for you. You, [our leaders], brought this upon us, and wretched is the settlement
Elmalılı Hamdi Yazır(Arkadan gelenler öncekilere:) Derler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok. Çünkü cehennemi bize siz takdim ettiniz. Bakın o ne kötü yatak
Süleyman Ateş(Uyanlar, uyulanlara) Dediler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok, (asıl siz rahat yüzü görmeyin), siz bunu bizim önümüze getirdiniz. Ne kötü durak (bu)
Saheeh InternationalThey will say, "Our Lord, whoever brought this upon us - increase for him double punishment in the Fire
Elmalılı Hamdi YazırEy Rabbimiz! Bize bunu takdim edenin ateşteki azabını kat kat artır" derler
Süleyman Ateş(Ve hepsi birbiri aleyhine du'a ederek): "Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını bir kat daha artır!" dediler
Saheeh InternationalAnd they will say, "Why do we not see men whom we used to count among the worst
Elmalılı Hamdi YazırBir de derler ki: "Kötülerden saydığımız birtakım adamları (fakir müminleri) niye göremiyoruz
Süleyman AteşBize ne oldu ki, (dünyada) kötülerden saydığımız adamları (burada) görmüyoruz? dediler
Saheeh InternationalIs it [because] we took them in ridicule, or has [our] vision turned away from them
Elmalılı Hamdi YazırOnları eğlence yerine tutmuştuk ha! Yoksa bu gözler onlardan kaydı mı
Süleyman AteşHani onlarla alay ederdik. Yoksa gözler(imiz) mi onlardan kaydı, (onları gözden mi kaçırdık)
Saheeh InternationalIndeed, that is truth - the quarreling of the people of the Fire
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki bu haktır. Ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır
Süleyman AteşBu, mutlaka gerçektir, ateş halkının tartışmasıdır (bunun olacağından asla şüphe yoktur)
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "I am only a warner, and there is not any deity except Allah, the One, the Prevailing
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Ben ancak korkuyu haber veren bir peygamberim. O tek ve kahredici olan Allah'tan başka tanrı da yoktur
Süleyman AteşDe ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah'tan başka tanrı yoktur
Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Exalted in Might, the Perpetual Forgiver
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. O çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır
Süleyman AteşO, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, daima üstündür, çok bağışlayandır
Saheeh InternationalSay, "It is great news
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: "Bu, bir büyük haberdir
Süleyman AteşDe ki: "O, büyük bir haberdir
Saheeh InternationalFrom which you turn away
Elmalılı Hamdi YazırSiz ondan yüz çeviriyorsunuz
Süleyman Ateş(Ama gafletinizden dolayı) Siz ondan yüz çeviriyorsunuz
Saheeh InternationalI had no knowledge of the exalted assembly [of angels] when they were disputing [the creation of Adam]
Elmalılı Hamdi YazırMünakaşa ederlerken, benim melekler yüksek topluluğuna ait ne bilgim olabilirdi
Süleyman AteşYüce topluluk tartışırlarken (aralarında) neler geçtiği hakkında bir bilgim yoktu
Saheeh InternationalIt has not been revealed to me except that I am a clear warner
Elmalılı Hamdi YazırAncak ben açıktan açığa korkutmakla görevli olduğum için o bilgi bana vahyediliyor
Süleyman AteşBen ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgi) bana vahyediliyor
Saheeh International[So mention] when your Lord said to the angels, "Indeed, I am going to create a human being from clay
Elmalılı Hamdi YazırHani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım
Süleyman AteşRabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım
Saheeh InternationalSo when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration
Elmalılı Hamdi YazırOnu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın
Süleyman AteşOnu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın
Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler
Süleyman AteşMeleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler
Saheeh InternationalExcept Iblees; he was arrogant and became among the disbelievers
Elmalılı Hamdi YazırYalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu
Süleyman AteşYalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu
Saheeh International[Allah] said, "O Iblees, what prevented you from prostrating to that which I created with My hands? Were you arrogant [then], or were you [already] among the haughty
Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Ey İblis! O benim kudretimle yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?" dedi
Süleyman Ateş(Rabbin ona) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun
Saheeh InternationalHe said, "I am better than him. You created me from fire and created him from clay
Elmalılı Hamdi Yazırİblis dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın
Süleyman AteşDedi: "Ben ondan iyiyim. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın
Saheeh International[Allah] said, "Then get out of Paradise, for indeed, you are expelled
Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Hemen çık oradan, artık sen kovuldun
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Haydi çık oradan, sen kovuldun
Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is My curse until the Day of Recompense
Elmalılı Hamdi YazırVe elbette lanetim ceza gününe kadar senin üzerindedir." buyurdu
Süleyman AteşTa ceza gününe kadar lanetim üzerinedir
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected
Elmalılı Hamdi Yazırİblis: "Ya Rab! O halde insanların diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver." dedi
Süleyman AteşRabbim, dedi, öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar bana süre ver
Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved
Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu
Süleyman AteşBuyurdu: "Haydi sen süre verilenlerdensin
Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known
Elmalılı Hamdi YazırAllah: "Haydi belirli bir vakte kadar mühlet verilenlerdensin" buyurdu
Süleyman AteşO belli vaktin gününe kadar. Until the day of the time appointed
Saheeh International[Iblees] said, "By your might, I will surely mislead them all
Elmalılı Hamdi Yazırİblis: "Öyle ise izzet ve şerefine yemin ederim ki, ben onların hepsini mutlaka aldatır, saptırırım
Süleyman Ateş(İblis) Dedi: "Senin izzet ve şerefine and olsun ki, onların tümünü azdıracağım
Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants
Elmalılı Hamdi YazırAncak içlerinden ihlas ile seçilmiş has kulların müstesna" dedi
Süleyman AteşYalnız onlardan ihlaslı kulların(a dokunmayacağım)
Saheeh International[Allah] said, "The truth [is My oath], and the truth I say
Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "O doğru, ben hep doğruyu söylerim
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Gerçektir (sen benim halis kullarımı kandıramazsın), ve ben gerçek olarak diyorum ki
Saheeh International[That] I will surely fill Hell with you and those of them that follow you all together
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, cehennemi mutlaka senden ve onların sana uyanlarından, topunuzdan tıka basa dolduracağım
Süleyman AteşSenden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "I do not ask you for the Qur'an any payment, and I am not of the pretentious
Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! De ki: "Ben o Kur'ân'a karşı sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben kendiliğimden bir şey de teklif etmiyorum
Süleyman AteşDe ki: "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben yapmacık yapanlardan, (uydurma şeylerle peygamberlik taslayanlardan) değilim
Saheeh InternationalIt is but a reminder to the worlds
Elmalılı Hamdi YazırO Kur'ân, bütün âlemler için bir zikir, bir öğüttür
Süleyman AteşO (Kur'an), ancak bütün alemlere öğüttür
Saheeh InternationalAnd you will surely know [the truth of] its information after a time
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz
Süleyman AteşBir süre sonra "Onun haberi(nin doğruluğu)nu gayet iyi bileceksiniz