38. Saad سُورَةُ صٓ
Yusuf AliSad: By the Qur'an, Full of Admonition: (This is the Truth)
Süleyman AteşSad, (uyarıcı) ve şanlı Kur'an'a andolsun ki
Diyanet İşleri MealiSad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler
Yusuf AliBut the Unbelievers (are steeped) in self-glory and Separatism
Süleyman Ateşİnkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler
Diyanet İşleri MealiSad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler
Yusuf AliHow many generations before them did We destroy? In the end they cried (for mercy)- when there was no longer time for being saved
Süleyman AteşOnlardan önce nice nesilleri helak ettik de feryad ettiler; fakat artık kurtuluş zamanı geçmişti
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi
Yusuf AliSo they wonder that a Warner has come to them from among themselves! and the Unbelievers say, "This is a sorcerer telling lies
Süleyman AteşOnlara kendilerinden bir uyarıcı (peygamber) gelmesine hayret ettiler de o kafirler dediler ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır
Diyanet İşleri MealiAralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi
Yusuf AliHas he made the gods (all) into one God? Truly this is a wonderful thing
Süleyman AteşTanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir
Diyanet İşleri MealiAralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi
Yusuf AliAnd the leader among them go away (impatiently), (saying), "Walk ye away, and remain constant to your gods! For this is truly a thing designed (against you)
Süleyman AteşOnlardan bir grup fırladı: "Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzu edilen bir şeydir
Diyanet İşleri MealiOnlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır
Yusuf AliWe never heard (the like) of this among the people of these latter days: this is nothing but a made-up tale
Süleyman AteşBiz bu(nun söylediği)ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. Bu uydurmadan başka bir şey değildir
Diyanet İşleri MealiOnlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır
Yusuf AliWhat! has the Message been sent to him - (Of all persons) among us?"...but they are in doubt concerning My (Own) Message! Nay, they have not yet tasted My Punishment
Süleyman AteşO Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi? Doğrusu, onlar benim Zikr'imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tadmadılar
Diyanet İşleri MealiOnlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır
Yusuf AliOr have they the treasures of the mercy of thy Lord,- the Exalted in Power, the Grantor of Bounties without measure
Süleyman AteşYoksa daima üstün olan, çok lutufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı
Diyanet İşleri MealiYoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır
Yusuf AliOr have they the dominion of the heavens and the earth and all between? If so, let them mount up with the ropes and means (to reach that end)
Süleyman AteşYoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vasıtalar) içinde yükselsinler (vasıtalara binip göklere çıksınlar da oradan alemi yönetsinler, vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler)
Diyanet İşleri MealiYahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler
Yusuf AliBut there - will be put to flight even a host of confederates
Süleyman Ateş(Onlar) Şurada bozguna uğratılacak derme çatma bir ordudur
Diyanet İşleri MealiOnlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur
Yusuf AliBefore them (were many who) rejected apostles,- the people of Noah, and 'Ad, and Pharaoh, the Lord of Stakes
Süleyman AteşOnlardan önce de Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi (temelleri kazık gibi yere çakılmış, yüksek pramitler yaptıran) Fir'avn da yalanlamıştı
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır
Yusuf AliAnd Thamud, and the people of Lut, and the Companions of the Wood; - such were the Confederates
Süleyman AteşSemud (kavmi), Lut kavmi ve Eyke halkı da (böyle yapmıştı). İşte onlar da (peygamberlere karşı birleşik) kabilelerdi
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır
Yusuf AliNot one (of them) but rejected the apostles, but My punishment came justly and inevitably (on them)
Süleyman AteşHepsi de elçileri yalanladılar, benim cezamı hak ettiler
Diyanet İşleri MealiHepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler
Yusuf AliThese (today) only wait for a single mighty Blast, which (when it comes) will brook no delay
Süleyman AteşBunlar(ın işi) de sadece geri dönmesi olmayan bir na'raya bakıyor
Diyanet İşleri MealiBunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler
Yusuf AliThey say: "Our Lord! hasten to us our sentence (even) before the Day of Account
Süleyman Ateş(Alay ederek) Dediler ki: "Rabbimiz, bizim (azab) payımızı hesap gününden önce, hemen ver
Diyanet İşleri MealiOnlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler
Yusuf AliHave patience at what they say, and remember our servant David, the man of strength: for he ever turned (to God)
Süleyman AteşOnların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an; çünkü o (bize) çok başvururdu
Diyanet İşleri MealiOnların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi
Yusuf AliIt was We that made the hills declare, in unison with him, Our Praises, at eventide and at break of day
Süleyman AteşBiz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi
Yusuf AliAnd the birds gathered (in assemblies): all with him did turn (to God)
Süleyman AteşToplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi
Yusuf AliWe strengthened his kingdom, and gave him wisdom and sound judgment in speech and decision
Süleyman AteşOnun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik
Diyanet İşleri MealiOnun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik
Yusuf AliHas the Story of the Disputants reached thee? Behold, they climbed over the wall of the private chamber
Süleyman AteşSana davacıların haberi geldi mi? Hani odasının duvarına tırmanmışlardı
Diyanet İşleri MealiSana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar
Yusuf AliWhen they entered the presence of David, and he was terrified of them, they said: "Fear not: we are two disputants, one of whom has wronged the other: Decide now between us with truth, and treat us not with injustice, but guide us to the even Path
Süleyman AteşDavud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür
Diyanet İşleri MealiSana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar
Yusuf AliThis man is my brother: He has nine and ninety ewes, and I have (but) one: Yet he says, 'commit her to my care,' and is (moreover) harsh to me in speech
Süleyman AteşBu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana ağır bastı (onunla baş edemedim)
Diyanet İşleri MealiBu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi
Yusuf Ali(David) said: "He has undoubtedly wronged thee in demanding thy (single) ewe to be added to his (flock of) ewes: truly many are the partners (in business) who wrong each other: Not so do those who believe and work deeds of righteousness, and h ow few are they?"...and David gathered that We had tried him: he asked forgiveness of his Lord, fell down, bowing (in prostration), and turned (to God in repentance)
Süleyman Ateş(Davud) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Davud, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir bela vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü
Diyanet İşleri MealiDavud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti
Yusuf AliSo We forgave him this (lapse): he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful place of (Final) Return
Süleyman AteşBiz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır
Diyanet İşleri MealiBöylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır
Yusuf AliO David! We did indeed make thee a vicegerent on earth: so judge thou between men in truth (and justice): Nor follow thou the lusts (of thy heart), for they will mislead thee from the Path of God: for those who wander astray from the Path of G od, is a Penalty Grievous, for that they forget the Day of Account
Süleyman AteşEy Davud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet; keyf(in)e uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar ise, hesap gününü unuttuklarından dolayı, çetin azaba uğrayacaklardır
Diyanet İşleri MealiEy Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır
Yusuf AliNot without purpose did We create heaven and earth and all between! that were the thought of Unbelievers! but woe to the Unbelievers because of the Fire (of Hell)
Süleyman AteşGöğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkar edenlerin zannıdır, (onlar kainatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin
Diyanet İşleri MealiGöğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline
Yusuf AliShall We treat those who believe and work deeds of righteousness, the same as those who do mischief on earth? Shall We treat those who guard against evil, the same as those who turn aside from the right
Süleyman AteşYoksa biz, inanıp iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa korunanları yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız
Diyanet İşleri MealiYoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız
Yusuf Ali(Here is) a Book which We have sent down unto thee, full of blessings, that they may mediate on its Signs, and that men of understanding may receive admonition
Süleyman AteşSana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar
Diyanet İşleri MealiSana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar
Yusuf AliTo David We gave Solomon (for a son),- How excellent in Our service! Ever did he turn (to Us)
Süleyman AteşBiz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik, (Süleyman) ne güzel kuldu! Hep Allah'a başvururdu
Diyanet İşleri MealiDavud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi
Yusuf AliBehold, there were brought before him, at eventide coursers of the highest breeding, and swift of foot
Süleyman AteşAkşam üstü kendisine safin (görkemli) hızlı koşan (saf kan Arap) atları gösterilmişti
Diyanet İşleri MealiOna bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu
Yusuf AliAnd he said, "Truly do I love the love of good, with a view to the glory of my Lord,"- until (the sun) was hidden in the veil (of night)
Süleyman AteşBen, dedi, mal sevgisini, Rabbimi anmaktan (ötürü) tercih ettim. Nihayet bu atlar perde ile gizlendi (koşup dağın arkasına düşmekle gözden kayboldu)
Diyanet İşleri MealiSüleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı
Yusuf AliBring them back to me." then began he to pass his hand over (their) legs and their necks
Süleyman AteşOnları bana getirin (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı
Diyanet İşleri MealiSüleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı
Yusuf AliAnd We did try Solomon: We placed on his throne a body (without life); but he did turn (to Us in true devotion)
Süleyman AteşAndolsun Süleyman'ı denedik: Tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra (bize) yöneldi
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü
Yusuf AliHe said, "O my Lord! Forgive me, and grant me a kingdom which, (it may be), suits not another after me: for Thou art the Grantor of Bounties (without measure)
Süleyman AteşRabbim, dedi, beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sensin o çok lutfeden, Sen
Diyanet İşleri MealiSüleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi
Yusuf AliThen We subjected the wind to his power, to flow gently to his order, Whithersoever he willed
Süleyman AteşBiz, rüzgarı ona boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tatlı tatlı eserdi
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik
Yusuf AliAs also the evil ones, (including) every kind of builder and diver
Süleyman AteşVe şeytanları; her bina ustasını ve dalgıcı
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik
Yusuf AliAs also others bound together in fetters
Süleyman AteşVe zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytan)ları
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik
Yusuf AliSuch are Our Bounties: whether thou bestow them (on others) or withhold them, no account will be asked
Süleyman AteşBu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır. (dedik)
Diyanet İşleri Mealiİşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik
Yusuf AliAnd he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful Place of (Final) Return
Süleyman AteşOnun için, bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır
Yusuf AliCommemorate Our Servant Job. Behold he cried to his Lord: "The Evil One has afflicted me with distress and suffering
Süleyman AteşKulumuz Eyyub'u da an: (O) Rabbine "Şeytan, bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu" diye seslenmişti
Diyanet İşleri MealiKulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti
Yusuf Ali(The command was given:) "Strike with thy foot: here is (water) wherein to wash, cool and refreshing, and (water) to drink
Süleyman AteşAyağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su), (dedik). (And it was said unto him): Strike the ground with thy foot. This (spring) is a cool bath and a refreshing drink
Diyanet İşleri MealiAyağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik
Yusuf AliAnd We gave him (back) his people, and doubled their number,- as a Grace from Ourselves, and a thing for commemoration, for all who have Understanding
Süleyman AteşOna bizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olarak ailesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik
Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik
Yusuf AliAnd take in thy hand a little grass, and strike therewith: and break not (thy oath)." Truly We found him full of patience and constancy. How excellent in Our service! ever did he turn (to Us)
Süleyman Ateş(Dedik ki): "Eline bir demet sap al, onunla vur da yeminini bozma." Gerçekten biz onu sabreden (bir kul) bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o daima (bize) başvururdu
Diyanet İşleri MealiEy Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi
Yusuf AliAnd commemorate Our Servants Abraham, Isaac, and Jacob, possessors of Power and Vision
Süleyman AteşKuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Ya'kub'u da an
Diyanet İşleri MealiGüçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an
Yusuf AliVerily We did choose them for a special (purpose)- proclaiming the Message of the Hereafter
Süleyman AteşBiz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık
Diyanet İşleri MealiBiz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık
Yusuf AliThey were, in Our sight, truly, of the company of the Elect and the Good
Süleyman AteşOnlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler
Yusuf AliAnd commemorate Isma'il, Elisha, and Zul-Kifl: Each of them was of the Company of the Good
Süleyman Ateşİsma'il'i, Elyesa'ı, Zülkifil'i de an. Hepsi de iyilerdendir
Diyanet İşleri Mealiİsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir
Yusuf AliThis is a Message (of admonition): and verily, for the righteous, is a beautiful Place of (Final) Return
Süleyman AteşBu, bir hatırlamadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır
Diyanet İşleri Mealiİşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır
Yusuf AliGardens of Eternity, whose doors will (ever) be open to them
Süleyman AteşKapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri
Diyanet İşleri MealiKapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır
Yusuf AliTherein will they recline (at ease): Therein can they call (at pleasure) for fruit in abundance, and (delicious) drink
Süleyman AteşOrada (koltuklara) yaslanarak bir çok meyva ve içki isterler
Diyanet İşleri MealiOrada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler
Yusuf AliAnd beside them will be chaste women restraining their glances, (companions) of equal age
Süleyman AteşYanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır
Diyanet İşleri MealiYanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır
Yusuf AliSuch is the Promise made, to you for the Day of Account
Süleyman Ateşİşte, hesap günü için size söz verilen budur
Diyanet İşleri Mealiİşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir
Yusuf AliTruly such will be Our Bounty (to you); it will never fail
Süleyman AteşDoğrusu bizim bu rızkımızın bitip tükenmesi yoktur
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir
Yusuf AliYea, such! but - for the wrong-doers will be an evil place of (Final) Return
Süleyman AteşBu böyledir; fakat azgınlara da en kötü bir gelecek vardır
Diyanet İşleri MealiBu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır
Yusuf AliHell!- they will burn therein, - an evil bed (indeed, to lie on)
Süleyman AteşCehennem! Oraya girerler. Ne kötü bir döşektir o
Diyanet İşleri MealiCehenneme girerler; ne kötü bir konaktır
Yusuf AliYea, such! - then shall they taste it,- a boiling fluid, and a fluid dark, murky, intensely cold
Süleyman Ateşİşte onu tadsınlar: Kaynar ve kokuşmuş sudur
Diyanet İşleri Mealiİşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar
Yusuf AliAnd other Penalties of a similar kind, to match them
Süleyman AteşVe daha başka çeşit çeşit (azab) vardır
Diyanet İşleri MealiBunlara benzer daha başkaları da vardır
Yusuf AliHere is a troop rushing headlong with you! No welcome for them! truly, they shall burn in the Fire
Süleyman Ateşİşte şunlar da sizinle beraber (cehenneme) girecek olanlardır: "Onlara merhaba yok, (yerleri geniş olmasın, rahat yüzü görmesinler)! Onlar ateşe gireceklerdir
Diyanet İşleri Meali(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir
Yusuf Ali(The followers shall cry to the misleaders:) "Nay, ye (too)! No welcome for you! It is ye who have brought this upon us! Now evil is (this) place to stay in
Süleyman Ateş(Uyanlar, uyulanlara) Dediler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok, (asıl siz rahat yüzü görmeyin), siz bunu bizim önümüze getirdiniz. Ne kötü durak (bu)
Diyanet İşleri Meali(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler
Yusuf AliThey will say: "Our Lord! whoever brought this upon us,- Add to him a double Penalty in the Fire
Süleyman Ateş(Ve hepsi birbiri aleyhine du'a ederek): "Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını bir kat daha artır!" dediler
Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler
Yusuf AliAnd they will say: "What has happened to us that we see not men whom we used to number among the bad ones
Süleyman AteşBize ne oldu ki, (dünyada) kötülerden saydığımız adamları (burada) görmüyoruz? dediler
Diyanet İşleri MealiŞöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz
Yusuf AliDid we treat them (as such) in ridicule, or have (our) eyes failed to perceive them
Süleyman AteşHani onlarla alay ederdik. Yoksa gözler(imiz) mi onlardan kaydı, (onları gözden mi kaçırdık)
Diyanet İşleri MealiOnları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi
Yusuf AliTruly that is just and fitting,- the mutual recriminations of the People of the Fire
Süleyman AteşBu, mutlaka gerçektir, ateş halkının tartışmasıdır (bunun olacağından asla şüphe yoktur)
Diyanet İşleri Mealiİşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir
Yusuf AliSay: "Truly am I a Warner: no god is there but the one God, Supreme and Irresistible
Süleyman AteşDe ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah'tan başka tanrı yoktur
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur
Yusuf AliThe Lord of the heavens and the earth, and all between,- Exalted in Might, able to enforce His Will, forgiving again and again
Süleyman AteşO, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, daima üstündür, çok bağışlayandır
Diyanet İşleri MealiGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır
Yusuf AliSay: "That is a Message Supreme (above all)
Süleyman AteşDe ki: "O, büyük bir haberdir
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz
Yusuf AliFrom which ye do turn away
Süleyman Ateş(Ama gafletinizden dolayı) Siz ondan yüz çeviriyorsunuz
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz
Yusuf AliNo knowledge have I of the Chiefs on high, when they discuss (matters) among themselves
Süleyman AteşYüce topluluk tartışırlarken (aralarında) neler geçtiği hakkında bir bilgim yoktu
Diyanet İşleri MealiOnlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu
Yusuf AliOnly this has been revealed to me: that I am to give warning plainly and publicly
Süleyman AteşBen ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgi) bana vahyediliyor
Diyanet İşleri MealiBana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım
Yusuf AliBehold, thy Lord said to the angels: "I am about to create man from clay
Süleyman AteşRabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım
Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın
Yusuf AliWhen I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him
Süleyman AteşOnu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın
Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın
Yusuf AliSo the angels prostrated themselves, all of them together
Süleyman AteşMeleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler
Diyanet İşleri MealiBütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu
Yusuf AliNot so Iblis: he was haughty, and became one of those who reject Faith
Süleyman AteşYalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu
Diyanet İşleri MealiBütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu
Yusuf Ali(God) said: "O Iblis! What prevents thee from prostrating thyself to one whom I have created with my hands? Art thou haughty? Or art thou one of the high (and mighty) ones
Süleyman Ateş(Rabbin ona) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi
Yusuf Ali(Iblis) said: "I am better than he: thou createdst me from fire, and him thou createdst from clay
Süleyman AteşDedi: "Ben ondan iyiyim. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın
Diyanet İşleri Mealiİblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi
Yusuf Ali(God) said: "Then get thee out from here: for thou art rejected, accursed
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Haydi çık oradan, sen kovuldun
Diyanet İşleri MealiAllah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi
Yusuf AliAnd My curse shall be on thee till the Day of Judgment
Süleyman AteşTa ceza gününe kadar lanetim üzerinedir
Diyanet İşleri MealiAllah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi
Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! Give me then respite till the Day the (dead) are raised
Süleyman AteşRabbim, dedi, öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar bana süre ver
Diyanet İşleri MealiRabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi
Yusuf Ali(God) said: "Respite then is granted thee
Süleyman AteşBuyurdu: "Haydi sen süre verilenlerdensin
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi
Yusuf AliTill the Day of the Time Appointed
Süleyman AteşO belli vaktin gününe kadar. Until the day of the time appointed
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi
Yusuf Ali(Iblis) said: "Then, by Thy power, I will put them all in the wrong
Süleyman Ateş(İblis) Dedi: "Senin izzet ve şerefine and olsun ki, onların tümünü azdıracağım
Diyanet İşleri Mealiİblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi
Yusuf AliExcept Thy Servants amongst them, sincere and purified (by Thy Grace)
Süleyman AteşYalnız onlardan ihlaslı kulların(a dokunmayacağım)
Diyanet İşleri Mealiİblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi
Yusuf Ali(God) said: "Then it is just and fitting- and I say what is just and fitting
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Gerçektir (sen benim halis kullarımı kandıramazsın), ve ben gerçek olarak diyorum ki
Diyanet İşleri MealiAllah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi
Yusuf AliThat I will certainly fill Hell with thee and those that follow thee,- every one
Süleyman AteşSenden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım
Diyanet İşleri MealiAllah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi
Yusuf AliSay: "No reward do I ask of you for this (Qur'an), nor am I a pretender
Süleyman AteşDe ki: "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben yapmacık yapanlardan, (uydurma şeylerle peygamberlik taslayanlardan) değilim
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim
Yusuf AliThis is no less than a Message to (all) the Worlds
Süleyman AteşO (Kur'an), ancak bütün alemlere öğüttür
Diyanet İşleri MealiBu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür
Yusuf AliAnd ye shall certainly know the truth of it (all) after a while
Süleyman AteşBir süre sonra "Onun haberi(nin doğruluğu)nu gayet iyi bileceksiniz
Diyanet İşleri MealiOnun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz