38. Saad سُورَةُ صٓ
Diyanet İşleri MealiSad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler
Saheeh InternationalSad. By the Qur'an containing reminder
Ali BulaçSad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun
Yusuf AliSad: By the Qur'an, Full of Admonition: (This is the Truth)
«ص» الله أعلم بمراده به «والقرآن ذي الذكر» أي البيان أو الشرف، وجواب هذا القسم محذوف: أي ما الأمر كما قال كفار مكة من تعدد الآلهة.
Diyanet İşleri MealiSad. Öğüt veren Kuran'a and olsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler
Saheeh InternationalBut those who disbelieve are in pride and dissension
Ali BulaçHayır; o inkar edenler (boş) bir gurur ve bir parçalanma içindedirler
Yusuf AliBut the Unbelievers (are steeped) in self-glory and Separatism
«بل الذين كفروا» من أهل مكة «في عزة» حمية وتكبر عن الإيمان «وشقاق» خلاف وعداوة للنبي صلى الله عليه وسلم.
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi
Saheeh InternationalHow many a generation have We destroyed before them, and they [then] called out; but it was not a time for escape
Ali BulaçBiz kendilerinden önce, nice kuşakları yıkıma uğrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı değildi
Yusuf AliHow many generations before them did We destroy? In the end they cried (for mercy)- when there was no longer time for being saved
«كم» أي كثيرا «أهلكنا من قبلهم من قرنِ» أي أمة من الأمم الماضية «فنادوْا» حين نزول العذاب بهم «ولاتَ حين مناص» أي ليس حين فرار والتاء زائدة، والجملة حال من فاعل نادوا، أي استغاثوا، والحال أن لا مهرب ولا منجى وما اعتبر بهم كفار مكة.
Diyanet İşleri MealiAralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi
Saheeh InternationalAnd they wonder that there has come to them a warner from among themselves. And the disbelievers say, "This is a magician and a liar
Ali Bulaçİçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür
Yusuf AliSo they wonder that a Warner has come to them from among themselves! and the Unbelievers say, "This is a sorcerer telling lies
«وعجبوا أن جاءهم منذر منهم» رسول من أنفسهم ينذرهم ويخوفهم النار بعد البعث وهو النبي * صلى الله عليه وسلم «وقال الكافرون» فيه وضع الظاهر موضع المضمر «هذا ساحر كذاب».
Diyanet İşleri MealiAralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir" demişlerdi
Saheeh InternationalHas he made the gods [only] one God? Indeed, this is a curious thing
Ali Bulaçİlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey
Yusuf AliHas he made the gods (all) into one God? Truly this is a wonderful thing
«أجعل الآلهة إلها واحدا» حيث قال لهم قولوا: لا إله إلا الله، أي كيف يسع الخلق كلهم إله واحد «إن هذا لشيء عجاب» أي عجيب.
Diyanet İşleri MealiOnlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır
Saheeh InternationalAnd the eminent among them went forth, [saying], "Continue, and be patient over [the defense of] your gods. Indeed, this is a thing intended
Ali BulaçOnlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti
Yusuf AliAnd the leader among them go away (impatiently), (saying), "Walk ye away, and remain constant to your gods! For this is truly a thing designed (against you)
«وانطلق الملأ منهم» من مجلس اجتماعهم عند أبي طالب وسماعهم فيه من النبي صلى الله عليه وسلم قولوا: لا إله إلا الله «أن امشوا» يقول بعضهم لبعض امشوا «واصبروا على آلهتكم» اثبتوا على عبادتها «إن هذا» المذكور من التوحيد «لشيء يراد» منا.
Diyanet İşleri MealiOnlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır
Saheeh InternationalWe have not heard of this in the latest religion. This is not but a fabrication
Ali BulaçBiz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir
Yusuf AliWe never heard (the like) of this among the people of these latter days: this is nothing but a made-up tale
«ما سمعنا بهذا في الملة الآخرة» أي ملة عيسى «إن» ما «هذا إلا اختلاق» كذب.
Diyanet İşleri MealiOnlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır
Saheeh InternationalHas the message been revealed to him out of [all of] us?" Rather, they are in doubt about My message. Rather, they have not yet tasted My punishment
Ali BulaçZikir (Kur'an), içimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır
Yusuf AliWhat! has the Message been sent to him - (Of all persons) among us?"...but they are in doubt concerning My (Own) Message! Nay, they have not yet tasted My Punishment
«أَأُنزل» بتحقيق الهمزتين وتسهيل الثانية، وإدخال ألف بينهما على الوجهين وتركه «عليه» على محمد «الذكر» أي القرآن «من بيننا» وليس بأكبرنا ولا أشرفنا: أي لم ينزل عليه، قال تعالى: «بل هم في شك من ذكري» وحْيي أي القرآن حيث كذبوا الجائي به «بل لما» لم «يذوقوا عذاب» ولو ذاقوه لصدقوا النبي صلى الله عليه وسلم فيما جاء به ولا ينفعهم التصديق حينئذ.
Diyanet İşleri MealiYoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır
Saheeh InternationalOr do they have the depositories of the mercy of your Lord, the Exalted in Might, the Bestower
Ali BulaçYoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır
Yusuf AliOr have they the treasures of the mercy of thy Lord,- the Exalted in Power, the Grantor of Bounties without measure
«أم عندهم خزائن رحمة ربك العزيز» الغالب «الوهاب» من النبوَّة وغيرها فيعطونها من شاءوا.
Diyanet İşleri MealiYahut, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyle ise sebeplere tevessül edip göğe yükselsinler
Saheeh InternationalOr is theirs the dominion of the heavens and the earth and what is between them? Then let them ascend through [any] ways of access
Ali BulaçYoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse, sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler
Yusuf AliOr have they the dominion of the heavens and the earth and all between? If so, let them mount up with the ropes and means (to reach that end)
«أم لهم ملك السماوات والأرض وما بينهما» إن زعموا ذلك «فليرتقوا في الأسباب» الموصلة إلى السماء فيأتوا بالوحي فيخصوا به من شاءوا، وأمْ في الموضعين بمعنى همزة الإنكار.
Diyanet İşleri MealiOnlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur
Saheeh International[They are but] soldiers [who will be] defeated there among the companies [of disbelievers]
Ali BulaçOnlar, burada (çeşitli) fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar)
Yusuf AliBut there - will be put to flight even a host of confederates
«جند ما» أي هم جند حقير «هنالك» في تكذيبهم لك «مهزوم» صفة جند «من الأحزاب» صفة جند أيضا: أي كالأجناد من جنس الأحزاب المتحزبين على الأنبياء قبلك وأولئك قد قهروا وأهلكوا فكذا نهلك هؤلاء.
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır
Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and [the tribe of] 'Aad and Pharaoh, the owner of stakes
Ali BulaçOnlardan önce Nuh kavmi, Ad ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı
Yusuf AliBefore them (were many who) rejected apostles,- the people of Noah, and 'Ad, and Pharaoh, the Lord of Stakes
«كذبت قبلهم قوم نوح» تأنيث قوم باعتبار المعنى «وعاد وفرعون ذو الأوتاد» كان يتد لكل من يغضب عليه أربعة أوتاد يشد إليها يديه ورجليه ويعذبه.
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ad, sarsılmaz bir saltanatın sahibi Firavun, Semud, Lut milleti, Eykeliler de peygamberleri yalanlamıştı. İşte bunlar da peygamberlerine karşı birleşen topluluklardır
Saheeh InternationalAnd [the tribe of] Thamud and the people of Lot and the companions of the thicket. Those are the companies
Ali BulaçSemud, Lut kavmi ile Eyke halkı da. İşte onlar (Allah'a karşı isyanda birleşen ve güç toplayan) fırkalar(dı)
Yusuf AliAnd Thamud, and the people of Lut, and the Companions of the Wood; - such were the Confederates
«وثمود وقوم لوط وأصحاب الأيكة» أي الغيضة، وهم قوم شعيب عليه السلام «أولئك الأحزاب».
Diyanet İşleri MealiHepsi peygamberleri yalanladı da azabımı hakettiler
Saheeh InternationalEach of them denied the messengers, so My penalty was justified
Ali BulaçHepsi de elçileri yalanladılar, böylece azapla-sonuçlandırmam (onlara) hak oldu
Yusuf AliNot one (of them) but rejected the apostles, but My punishment came justly and inevitably (on them)
«إن» ما «كل» من الأحزاب «إلا كذب الرسل» لأنهم إذا كذبوا واحدا منهم فقد كذبوا جميعهم لأن دعوتهم واحدة، وهي دعوة التوحيد «فحق» وجب «عقاب».
Diyanet İşleri MealiBunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler
Saheeh InternationalAnd these [disbelievers] await not but one blast [of the Horn]; for it there will be no delay
Ali BulaçBunlar da, (geldiğinde) bir anlık gecikmesi bile olmayan bir tek çığlıktan başkasını gözetlemiyorlar
Yusuf AliThese (today) only wait for a single mighty Blast, which (when it comes) will brook no delay
«وما ينظر» ينتظر «هؤلاء» أي كفار مكة «إلا صيحة واحدة» هي نفخة القيامة تحل بهم العذاب «ما لها من فواق» بفتح الفاء وضمها: رجوع.
Diyanet İşleri MealiOnlar ise "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver" derler
Saheeh InternationalAnd they say, "Our Lord, hasten for us our share [of the punishment] before the Day of Account
Ali Bulaç(Alaylı alaylı) Dediler ki: "Rabbimiz, hesap gününden önce (azaptan bize vadettiğin) payımızı çabuklaştırıver
Yusuf AliThey say: "Our Lord! hasten to us our sentence (even) before the Day of Account
«وقالوا» لما نزل (فأما من أوتي كتابه بيمينه) الخ «ربنا عجل لنا قطنا» أي كتاب أعمالنا «قبل يوم الحساب» قالوا ذلك استهزاء.
Diyanet İşleri MealiOnların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi
Saheeh InternationalBe patient over what they say and remember Our servant, David, the possessor of strength; indeed, he was one who repeatedly turned back [to Allah]
Ali BulaçSen onların söylediklerine karşı sabret ve Bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah'a) yönelen biriydi
Yusuf AliHave patience at what they say, and remember our servant David, the man of strength: for he ever turned (to God)
قال تعالى: «اصبر على ما يقولون واذكر عبدنا داود ذا الأيد» أي القوة في العبادة كان يصوم يوما ويفطر يوما ويقوم نصف الليل وينام ثلثه ويقوم سدسه «إنه أوَّاب» رجّاع إلى مرضاة الله.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi
Saheeh InternationalIndeed, We subjected the mountains [to praise] with him, exalting [Allah] in the [late] afternoon and [after] sunrise
Ali BulaçDoğrusu Biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi
Yusuf AliIt was We that made the hills declare, in unison with him, Our Praises, at eventide and at break of day
«إنا سخرنا الجبال معه يسبحن» بتسبيحه «بالعشيّ» وقت صلاة العشاء «والإشراق» وقت صلاة الضحى وهو أن تشرق الشمس ويتناهى ضوءُها.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi
Saheeh InternationalAnd the birds were assembled, all with him repeating [praises]
Ali BulaçVe toplanıp gelen kuşları da. Hepsi onunla (Allah'ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip-dönmekte olanlar idi
Yusuf AliAnd the birds gathered (in assemblies): all with him did turn (to God)
«و» سخرنا «الطير محشورة» مجموعة إليه تسبح معه «كل» من الجبال والطير «له أوَّاب» رجّاع إلى طاعته بالتسبيح.
Diyanet İşleri MealiOnun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm selahiyeti vermiştik
Saheeh InternationalAnd We strengthened his kingdom and gave him wisdom and discernment in speech
Ali BulaçOnun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik
Yusuf AliWe strengthened his kingdom, and gave him wisdom and sound judgment in speech and decision
«وشددنا ملكه» قوَّيناه بالجرس والجنود وكان يحرس محرابه في كل ليلة ثلاثون ألف رجل «وآتيناه الحكمة» النبوة والإصابة في الأمور «وفصل الخطاب» البيان الشافي في كل قصد.
Diyanet İşleri MealiSana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar
Saheeh InternationalAnd has there come to you the news of the adversaries, when they climbed over the wall of [his] prayer chamber
Ali BulaçSana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı
Yusuf AliHas the Story of the Disputants reached thee? Behold, they climbed over the wall of the private chamber
«وهل» معنى الاستفهام هنا التعجيب والتشويق إلى استماع ما بعده «أتاك» يا محمد «نبأ الخصم إذ تسوَّروا المحراب» محراب داود: أي مسجده حيث منعوا الدخول عليه من الباب لشغله بالعبادة، أي خبرهم وقصتهم.
Diyanet İşleri MealiSana davacıların haberi ulaştı mı? Mabedin duvarına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi de, o onlardan ürkmüştü. Şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet, ondan ayrılma, bizi doğru yola çıkar
Saheeh InternationalWhen they entered upon David and he was alarmed by them? They said, "Fear not. [We are] two adversaries, one of whom has wronged the other, so judge between us with truth and do not exceed [it] and guide us to the sound path
Ali BulaçDavud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip-ilet
Yusuf AliWhen they entered the presence of David, and he was terrified of them, they said: "Fear not: we are two disputants, one of whom has wronged the other: Decide now between us with truth, and treat us not with injustice, but guide us to the even Path
«إذ دخلوا على داود ففزع منهم قالوا لا تخف» نحن «خصمان» قيل فريقان ليطابق ما قبله من ضمير الجمع، وقيل اثنان والضمير بمعناهما، والخصم يطلق على الواحد وأكثر، وهما ملكان جاءا في صورة خصمين وقع لهما ما ذكر على سبيل الغرض لتنبيه داود عليه السلام على ما وقع منه وكان له تسع وتسعون امرأة وطلب امرأة شخص ليس له غيرها وتزوجها ودخل بها «بغى بعضنا على بعض فاحكم بيننا بالحق ولا تشطط» تَجُرْ «واهدنا» أرشدنا «إلى سواء الصراط» وسط الطريق الصواب.
Diyanet İşleri MealiBu kardeşimin doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum vardır; O'nu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi
Saheeh InternationalIndeed this, my brother, has ninety-nine ewes, and I have one ewe; so he said, 'Entrust her to me,' and he overpowered me in speech
Ali BulaçBu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada üstün geldi
Yusuf AliThis man is my brother: He has nine and ninety ewes, and I have (but) one: Yet he says, 'commit her to my care,' and is (moreover) harsh to me in speech
«إن هذا أخي» أي على ديني «له تسع وتسعون نعجة» يعبر بها عن المرأة «وليَ نعجة واحدة فقال أكفلنيها» أي اجعلني كافلها «وعزني» غلبني «في الخطاب» أي الدال، وأقره الآخر على ذلك.
Diyanet İşleri MealiDavud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti
Saheeh International[David] said, "He has certainly wronged you in demanding your ewe [in addition] to his ewes. And indeed, many associates oppress one another, except for those who believe and do righteous deeds - and few are they." And David became certain that We had tried him, and he asked forgiveness of his Lord and fell down bowing [in prostration] and turned in repentance [to Allah]
Ali Bulaç(Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (Bize gönülden) yönelip-döndü
Yusuf Ali(David) said: "He has undoubtedly wronged thee in demanding thy (single) ewe to be added to his (flock of) ewes: truly many are the partners (in business) who wrong each other: Not so do those who believe and work deeds of righteousness, and h ow few are they?"...and David gathered that We had tried him: he asked forgiveness of his Lord, fell down, bowing (in prostration), and turned (to God in repentance)
«قال لقد ظلمك بسؤال نعجتك» ليضمها «إلى نعاجه وإن كثيرا من الخلطاء» الشركاء «ليبغي بعضهم على بعض إلا الذين آمنوا وعملوا الصالحات وقليل ما هم» ما لتأكيد القلة فقال الملكان صاعدين في صورتيهما إلى السماء: قضى الرجل على نفسه فتنبه داود قال تعالى: «وظن» أي أيقن «داود أنما فتناه» أوقعناه في فتنة أي بلية بمحبته تلك المرأة «فاستغفر ربَّه وخرَّ راكعا» أي ساجدا «وأناب».
Diyanet İşleri MealiBöylece onu bağışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır
Saheeh InternationalSo We forgave him that; and indeed, for him is nearness to Us and a good place of return
Ali BulaçBöylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır
Yusuf AliSo We forgave him this (lapse): he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful place of (Final) Return
«فغفرنا له ذلك وإن له عندنا لزلفى» أي زيادة خير في الدنيا «وحسن مآب» مرجع في الآخرة.
Diyanet İşleri MealiEy Davud! Seni şüphesiz yeryüzünde hükümran kıldık, o halde insanlar arasında adaletle hükmet, hevese uyma yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, onlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır
Saheeh International[We said], "O David, indeed We have made you a successor upon the earth, so judge between the people in truth and do not follow [your own] desire, as it will lead you astray from the way of Allah." Indeed, those who go astray from the way of Allah will have a severe punishment for having forgotten the Day of Account
Ali BulaçEy Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır
Yusuf AliO David! We did indeed make thee a vicegerent on earth: so judge thou between men in truth (and justice): Nor follow thou the lusts (of thy heart), for they will mislead thee from the Path of God: for those who wander astray from the Path of G od, is a Penalty Grievous, for that they forget the Day of Account
«يا داود إنا جعلناك خليفة في الأرض» تدبر أمر الناس «فاحكم بين الناس بالحق ولا تتبع الهوى» أي هوى النفس «فيضلك عن سبيل الله» أي عن الدلائل الدالة على توحيده «إن الذين يضلون عن سبيل الله» أي عن الإيمان بالله «لهم عذاب شديد بما نسوا» بنسيانهم «يوم الحساب» المرتب عليه تركهم الإيمان، وقالوا أيقنوا بيوم الحساب لآمنوا في الدنيا.
Diyanet İşleri MealiGöğü, yeri ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bunun boşuna olduğu, inkar edenlerin sanısıdır. Vay ateşe uğrayacak inkarcıların haline
Saheeh InternationalAnd We did not create the heaven and the earth and that between them aimlessly. That is the assumption of those who disbelieve, so woe to those who disbelieve from the Fire
Ali BulaçBiz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azaptan) dolayı vay o inkar edenlere
Yusuf AliNot without purpose did We create heaven and earth and all between! that were the thought of Unbelievers! but woe to the Unbelievers because of the Fire (of Hell)
«وما خلقنا السماء والأرض وما بينهما باطلا» عبثا «ذلك» أي خلق ما ذكر لا لشيء «ظن الذين كفروا» من أهل مكة «فويل» وادِ «للذين كفروا من النار».
Diyanet İşleri MealiYoksa, inanıp yararlı iş işleyenleri, yeryüzünde, bozguncular gibi mi tutarız? Yoksa, Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkanlar gibi mi tutarız
Saheeh InternationalOr should we treat those who believe and do righteous deeds like corrupters in the land? Or should We treat those who fear Allah like the wicked
Ali BulaçYoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacağız
Yusuf AliShall We treat those who believe and work deeds of righteousness, the same as those who do mischief on earth? Shall We treat those who guard against evil, the same as those who turn aside from the right
«أم نجعل الذين آمنوا وعملوا الصالحات كالمفسدين في الأرض أم نجعل المتقين كالفجار» نزل لما قال كفار مكة للمؤمنين إنا نعطى في الآخرة مثل ما تعطون، وأم بمعنى همزة الإنكار.
Diyanet İşleri MealiSana indirdiğimiz bu Kitap mübarektir; ayetlerini düşünsünler, aklı olanlar da öğüt alsınlar
Saheeh International[This is] a blessed Book which We have revealed to you, [O Muhammad], that they might reflect upon its verses and that those of understanding would be reminded
Ali Bulaç(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır
Yusuf Ali(Here is) a Book which We have sent down unto thee, full of blessings, that they may mediate on its Signs, and that men of understanding may receive admonition
«كتاب» خبر مبتدأ محذوف أي هذا «أنزلناه إليك مبارك ليدَّبروا» أصله يتدبروا أدغمت التاء في الدال «آياته» ينظروا في معانيها فيؤمنوا «وليتذكر» يتعظ «أولوا الألباب» أصحاب العقول.
Diyanet İşleri MealiDavud'a Süleyman'ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğrusu o daima Allah'a yönelirdi
Saheeh InternationalAnd to David We gave Solomon. An excellent servant, indeed he was one repeatedly turning back [to Allah]
Ali BulaçBiz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi
Yusuf AliTo David We gave Solomon (for a son),- How excellent in Our service! Ever did he turn (to Us)
«ووهبنا لداود سلمان» ابنه «نعم العبد» أي سليمان «إنه أوَّاب» رجّاع في التسبيح والذكر في جميع الأوقات.
Diyanet İşleri MealiOna bir akşam üstü, çalımlı, cins koşu atları sunulmuştu
Saheeh International[Mention] when there were exhibited before him in the afternoon the poised [standing] racehorses
Ali BulaçHani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu
Yusuf AliBehold, there were brought before him, at eventide coursers of the highest breeding, and swift of foot
«إذ عرض عليه بالعشي» هو ما بعد الزوال «الصافنات» الخيل جمع صافنة وهي القائمة على ثلاث وإقامة الأخرى على طرف الحافر وهو من صفن يصفن صفونا «الجياد» الخيل جمع جواد وهو السابق، المعنى أنها إذا استوقفت سكنت وإن ركضت سبقت وكانت ألف فرس عرضت عليه بعد ان صلى الظهر لإرادته الجهاد عليها لعدو فعند بلوغ العرض منها تسعمائة غربت الشمس ولم يكن صلى العصر فاغتم.
Diyanet İşleri MealiSüleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı
Saheeh InternationalAnd he said, "Indeed, I gave preference to the love of good [things] over the remembrance of my Lord until the sun disappeared into the curtain [of darkness]
Ali BulaçO da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar
Yusuf AliAnd he said, "Truly do I love the love of good, with a view to the glory of my Lord,"- until (the sun) was hidden in the veil (of night)
«فقال إني أحببت» أي أردت «حب الخير» أي الخيل «عن ذكر ربي» أي صلاة العصر «حتى توارت» أي الشمس «بالحجاب» أي استترت بما يحجبها عن الأبصار.
Diyanet İşleri MealiSüleyman: "Doğrusu ben bu iyi malları, Rabbimi anmayı sağladıkları için severim" demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman: "onları bana getirin" dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başlamıştı
Saheeh International[He said], "Return them to me," and set about striking [their] legs and necks
Ali BulaçOnları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı
Yusuf AliBring them back to me." then began he to pass his hand over (their) legs and their necks
«ردُّوها عليَّ» أي الخيل المعروضة فردوها «فطفق مسحا» بالسيف «بالسوق» جمع ساق «والأعناق» أي ذبحها وقطع أرجلها تقربا إلى الله تعالى حيث اشتغل بها عن الصلاة بلحمها فعوضه الله خيرا منها وأسرع، وهي الريح تجري بأمره كيف شاء.
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Süleyman'ı denedik, hükümranlığını zayıf düşürdük; sonra eski haline döndü
Saheeh InternationalAnd We certainly tried Solomon and placed on his throne a body; then he returned
Ali BulaçAndolsun, Biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü
Yusuf AliAnd We did try Solomon: We placed on his throne a body (without life); but he did turn (to Us in true devotion)
«ولقد فتنا سليمان» ابتليناه بسلب ملكه وذلك لتزوجه بامرأة هواها وكانت تعبد الصنم في داره من غير علمه وكان ملكه في خاتمه فنزعه مرة عند إرادة الخلاء ووضعه عند امرأته المسماة بالأمينة على عادته فجاءها جني في صورة سليمان فأخذه منها «وألقينا على كرسيه جسدا» هو ذلك الجني وهو صخر أو غيره جلس على كرسي سليمان وعكفت عليه الطير وغيرها فخرج سليمان في غير هيئته فرآه على كرسيه وقال للناس أنا سليمان فأنكره «ثم أناب» رجع سليمان إلى ملكه بعد أيام بأن وصل إلى الخاتم فلبسه وجلس على كرسيه.
Diyanet İşleri MealiSüleyman: "Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, forgive me and grant me a kingdom such as will not belong to anyone after me. Indeed, You are the Bestower
Ali BulaçRabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin
Yusuf AliHe said, "O my Lord! Forgive me, and grant me a kingdom which, (it may be), suits not another after me: for Thou art the Grantor of Bounties (without measure)
«قال رب اغفر لي وهب لي ملكا لا ينبغي» لا يكون «لأحد من بعدي» أي سواي نحو (فمن يهديه من بعد الله) أي سوى الله «إنك أنت الوهاب».
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik
Saheeh InternationalSo We subjected to him the wind blowing by his command, gently, wherever he directed
Ali BulaçBöylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi
Yusuf AliThen We subjected the wind to his power, to flow gently to his order, Whithersoever he willed
«فسخرنا له الريح تجري بأمره رُخاء» لينة «حيث أصاب» أراد.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik
Saheeh InternationalAnd [also] the devils [of jinn] - every builder and diver
Ali BulaçŞeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı
Yusuf AliAs also the evil ones, (including) every kind of builder and diver
«والشياطين كل بناءٍ» يبني الأبنية العجيبة «وغوَّاص» في البحر يستخرج اللؤلؤ.
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik
Saheeh InternationalAnd others bound together in shackles
Ali BulaçVe (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini
Yusuf AliAs also others bound together in fetters
«وآخرين» منهم «مقرنين» مشدودين «في الأصفاد» القيود بجمع أيديهم إلى أعناقهم.
Diyanet İşleri Mealiİşte Bizim bağışımız budur; ister ver, ister tut, hesapsızdır." dedik
Saheeh International[We said], "This is Our gift, so grant or withhold without account
Ali Bulaçİşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut
Yusuf AliSuch are Our Bounties: whether thou bestow them (on others) or withhold them, no account will be asked
وقلنا له «هذا عطاؤنا فامنن» أعط منه من شئت «أو أمسك» عن الإعطاء «بغير حساب» أي لا حساب عليك في ذلك.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onun katımızda yakınlığı ve güzel bir istikbali vardır
Saheeh InternationalAnd indeed, for him is nearness to Us and a good place of return
Ali BulaçŞüphesiz, onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır
Yusuf AliAnd he enjoyed, indeed, a Near Approach to Us, and a beautiful Place of (Final) Return
«وإن له عندنا لزلفى وحسن مآب» تقدم مثله.
Diyanet İşleri MealiKulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti
Saheeh InternationalAnd remember Our servant Job, when he called to his Lord, "Indeed, Satan has touched me with hardship and torment
Ali BulaçKulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti
Yusuf AliCommemorate Our Servant Job. Behold he cried to his Lord: "The Evil One has afflicted me with distress and suffering
«واذكر عبدنا أيوب إذ نادى ربه أني» أي بأني «مسنيَ الشيطان بنصب» ضر «وعذاب» ألم، ونسب ذلك إلى الشيطان وإن كانت الأشياء كلها من الله تأدبا معه تعالى.
Diyanet İşleri MealiAyağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek soğuk bir su" dedik
Saheeh International[So he was told], "Strike [the ground] with your foot; this is a [spring for] a cool bath and drink
Ali BulaçAyağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik)
Yusuf Ali(The command was given:) "Strike with thy foot: here is (water) wherein to wash, cool and refreshing, and (water) to drink
وقيل له «اركض» اضرب «برجلك» الأرض فضرب فنبعت عين ماء فقيل: «هذا مغتسل» ماء تغتسل به «بارد وشراب» تشرب منه، فاغتسل وشرب فذهب عنه كل داء كان بباطنه وظاهره.
Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere, ona tekrar ailesini ve geçmiş olanlarla bir mislini daha vermiştik
Saheeh InternationalAnd We granted him his family and a like [number] with them as mercy from Us and a reminder for those of understanding
Ali BulaçKatımız'dan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık
Yusuf AliAnd We gave him (back) his people, and doubled their number,- as a Grace from Ourselves, and a thing for commemoration, for all who have Understanding
«ووهبنا له أهله ومثلهم معهم» أي أحيا الله له من مات من أولاده ورزقه مثلهم «رحمة» نعمة «منا وذكرى» عظة «لأولي الألباب» لأصحاب العقول.
Diyanet İşleri MealiEy Eyyub! Eline bir demet sap alıp onunla vur, yeminini bozma" demiştik. Doğrusu Biz onu sabırlı bulmuştuk. Ne iyi kuldu, daima Allah'a yönelirdi
Saheeh International[We said], "And take in your hand a bunch [of grass] and strike with it and do not break your oath." Indeed, We found him patient, an excellent servant. Indeed, he was one repeatedly turning back [to Allah]
Ali BulaçVe eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma." Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi
Yusuf AliAnd take in thy hand a little grass, and strike therewith: and break not (thy oath)." Truly We found him full of patience and constancy. How excellent in Our service! ever did he turn (to Us)
«وخذ بيدك ضغثا» هو حزمة من حشيش أو قضبان «فاضرب به» زوجتك وكان قد حلف ليضربها مائة ضربة لإبطائها عليه يوما «ولا تحنث» بترك ضربها فأخذ مائة عود من الإذخر أو غيره فضربها به ضربة واحدة «إنا وجدناه صابرا نعم العبد» أيوب «إنه أوَّاب» رجّاع إلى الله تعالى.
Diyanet İşleri MealiGüçlü ve anlayışlı olan kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u da an
Saheeh InternationalAnd remember Our servants, Abraham, Isaac and Jacob - those of strength and [religious] vision
Ali BulaçGüç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da hatırla
Yusuf AliAnd commemorate Our Servants Abraham, Isaac, and Jacob, possessors of Power and Vision
«واذكر عبادنا إبراهيم وإسحاق ويعقوب أولي الأيدى» أصحاب القوى في العبادة «والأبصار» البصائر في الدين، وفي قراءة عبدنا وإبراهيم بيان له وما بعده عطف على عبدنا.
Diyanet İşleri MealiBiz onları ahiret yurdunu düşünen, içten bağlı kimseler kıldık
Saheeh InternationalIndeed, We chose them for an exclusive quality: remembrance of the home [of the Hereafter]
Ali BulaçGerçekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık
Yusuf AliVerily We did choose them for a special (purpose)- proclaiming the Message of the Hereafter
«إنا أخلصناهم بخالصة» هي «ذكرى الدار» الآخرة، أي ذكرها والعمل لها، وفي قراءة بالإضافة وهي للبيان.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu onlar katımızda seçkin, iyi kimselerdendirler
Saheeh InternationalAnd indeed they are, to Us, among the chosen and outstanding
Ali BulaçVe gerçekten onlar, Bizim Katımız'da seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır
Yusuf AliThey were, in Our sight, truly, of the company of the Elect and the Good
«وإنهم عندنا لمن المصطفين» المختارين «الأخيار» جمع خيّر بالتشديد.
Diyanet İşleri Mealiİsmail'i, Elyesa'ı, Zülkifl'i de an. Hepsi iyilerdendir
Saheeh InternationalAnd remember Ishmael, Elisha and Dhul-Kifl, and all are among the outstanding
Ali Bulaçİsmail'i, Elyesa'ı ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır
Yusuf AliAnd commemorate Isma'il, Elisha, and Zul-Kifl: Each of them was of the Company of the Good
«واذكر إسماعيل واليسع» وهو نبيّ واللام زائدة «وذا الكفل» اختلف في نبوَّته، قيل كفل مائة نبي فروا إليه من القتل «وكل» أي كلهم «من الأخيار» جمع خيّر بالتثقيل.
Diyanet İşleri Mealiİşte bu güzel bir anmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır
Saheeh InternationalThis is a reminder. And indeed, for the righteous is a good place of return
Ali BulaçBu, bir zikirdir. Şüphesiz muttakiler için, elbette varılacak güzel bir yer vardır
Yusuf AliThis is a Message (of admonition): and verily, for the righteous, is a beautiful Place of (Final) Return
«هذا ذكر» لهم بالثناء الجميل هنا «وإن للمتقين» الشاملين لهم «لحسن مآب» مرجع في الآخرة.
Diyanet İşleri MealiKapıları onlara açılmış Adn cennetleri vardır
Saheeh InternationalGardens of perpetual residence, whose doors will be opened to them
Ali BulaçAdn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır
Yusuf AliGardens of Eternity, whose doors will (ever) be open to them
«جنات عدن» بدل أو عطف بيان لحسن مآب «مفتتحة لهم الأبواب» منها.
Diyanet İşleri MealiOrada tahtlara yaslanmış olarak türlü meyveler ve içecekler isterler
Saheeh InternationalReclining within them, they will call therein for abundant fruit and drink
Ali Bulaçİçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler
Yusuf AliTherein will they recline (at ease): Therein can they call (at pleasure) for fruit in abundance, and (delicious) drink
«متكئين فيها» على الأرائك «يدعون فيها بفاكهة كثيرة وشراب».
Diyanet İşleri MealiYanlarında, gözlerini eşlerine dikmiş yaşıt güzeller vardır
Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances and of equal age
Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır
Yusuf AliAnd beside them will be chaste women restraining their glances, (companions) of equal age
«وعندهم قاصرات الطرف» حابسات العين على أزواجهن «أتراب» أسنانهن واحدة وهن بنات ثلاث وثلاثين سنة جمع ترب.
Diyanet İşleri Mealiİşte bu hesap günü için, size söz verilenlerdir
Saheeh InternationalThis is what you, [the righteous], are promised for the Day of Account
Ali Bulaçİşte hesap günü size va'dedilen budur
Yusuf AliSuch is the Promise made, to you for the Day of Account
«هذا» المذكور «ما يوعدون» بالغيبة وبالخطاب التفافا «ليوم الحساب» أي لأجله.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, verdiğimiz bu rızıklar tükenecek değildir
Saheeh InternationalIndeed, this is Our provision; for it there is no depletion
Ali BulaçŞüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok
Yusuf AliTruly such will be Our Bounty (to you); it will never fail
«إن هذا لرزقنا ما له من نفاد» أي انقطاع والجملة حال من رزقنا أو خبر ثان لإن، أي دائما أو دائم.
Diyanet İşleri MealiBu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır
Saheeh InternationalThis [is so]. But indeed, for the transgressors is an evil place of return
Ali BulaçBu (böyle işte); gerçekten azgınlar için de muhakkak varılacak kötü bir yer vardır
Yusuf AliYea, such! but - for the wrong-doers will be an evil place of (Final) Return
«هذا» المذكور للمؤمنين «وإن للطاغين» مستأنف «لشر مآب».
Diyanet İşleri MealiCehenneme girerler; ne kötü bir konaktır
Saheeh InternationalHell, which they will [enter to] burn, and wretched is the resting place
Ali BulaçCehennem; onlar oraya girerler; ne kötü bir yataktır o
Yusuf AliHell!- they will burn therein, - an evil bed (indeed, to lie on)
«جهنم يصلونها» يدخلونها «فبئس المهاد» الفراش.
Diyanet İşleri Mealiİşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar
Saheeh InternationalThis - so let them taste it - is scalding water and [foul] purulence
Ali Bulaçİşte bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin
Yusuf AliYea, such! - then shall they taste it,- a boiling fluid, and a fluid dark, murky, intensely cold
«هذا» أي العذاب المفهوم مما بعده «فليذوقوه حميم» أي ماء حار محرق «وغسَّاق» بالتخفيف والتشديد: ما يسيل من صديد أهل النار.
Diyanet İşleri MealiBunlara benzer daha başkaları da vardır
Saheeh InternationalAnd other [punishments] of its type [in various] kinds
Ali BulaçVe onun şeklinden başka, çift çift (olan daha beter azaplar) vardır
Yusuf AliAnd other Penalties of a similar kind, to match them
«وآخر» بالجمع والإفراد «من شكله» أي مثل المذكور من الحميم والغساق «أزواج» أصناف، أي عذابهم من أنواع مختلفة.
Diyanet İşleri Meali(İnkarcıların ileri gelenlerine denir ki;) "İşte şunlar sizinle beraber girecek olanlardır." (Derler ki;) "Onlar rahat yüzü görmesin. Behemehal ateşe gireceklerdir
Saheeh International[Its inhabitants will say], "This is a company bursting in with you. No welcome for them. Indeed, they will burn in the Fire
Ali Bulaç(Müşrik olan hakim güçlere:) "İşte bu(nlar) da sizinle birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir. Onlara bir merhaba (bile) yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir." (denilir)
Yusuf AliHere is a troop rushing headlong with you! No welcome for them! truly, they shall burn in the Fire
ويقال لهم عند دخولهم النار بأتباعهم «هذا فوج» جمع «مقتحم» داخل «معكم» النار بشدة فيقول المتبعون «لا مرحبا بهم» أي لا سعة عليهم «إنهم صالوا النار».
Diyanet İşleri Meali(Onlara uyanlar;) "Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin; bunu başımıza getiren sizsiniz; ne kötü bir duraktır!" derler
Saheeh InternationalThey will say, "Nor you! No welcome for you. You, [our leaders], brought this upon us, and wretched is the settlement
Ali Bulaç(Onlara uyanlar) Derler ki: "Hayır, sizler; asıl size bir merhaba yok. Bunu (azabı) siz bizim önümüze sürdünüz. Ne kötü bir durak
Yusuf Ali(The followers shall cry to the misleaders:) "Nay, ye (too)! No welcome for you! It is ye who have brought this upon us! Now evil is (this) place to stay in
«قالوا» أي الأتباع «بل أنتم لا مرحبا بكم أنتم قدمتموه» أي الكفر «لنا فبئس القرار» لنا ولكم النار.
Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Bunu kim başımıza getirdiyse, ateşte onun azabını kat kat artır" derler
Saheeh InternationalThey will say, "Our Lord, whoever brought this upon us - increase for him double punishment in the Fire
Ali BulaçDerler ki: "Rabbimiz, kim bunu bizim önümüze sürdüyse, ateşteki azabını kat kat arttır
Yusuf AliThey will say: "Our Lord! whoever brought this upon us,- Add to him a double Penalty in the Fire
«قالوا» أيضا «ربنا من قدم لنا هذا فزده عذابا ضعفا» أي مثل عذابه على كفره «في النار».
Diyanet İşleri MealiŞöyle derler: "Kendilerini dünyada iken kötü saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz
Saheeh InternationalAnd they will say, "Why do we not see men whom we used to count among the worst
Ali BulaçVe derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz
Yusuf AliAnd they will say: "What has happened to us that we see not men whom we used to number among the bad ones
«وقالوا» أي كفار مكة وهم في النار «ما لنا لا نرى رجالا كنا نعدهم» في الدنيا «من الأشرار».
Diyanet İşleri MealiOnları alaya alırdık; yoksa şimdi gözlere görünmezler mi
Saheeh InternationalIs it [because] we took them in ridicule, or has [our] vision turned away from them
Ali BulaçBiz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı
Yusuf AliDid we treat them (as such) in ridicule, or have (our) eyes failed to perceive them
«اتَّخذناهم سخريا» بضم السين وكسرها: كنا نسخر بهم في الدنيا، والياء للنسب: أي أمفقودون هم «أم زاغت» مالت «عنهم الأبصار» فلم ترهم، وهم فقراء المسلمين كعمار وبلال وصهيب وسليمان.
Diyanet İşleri Mealiİşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçektir
Saheeh InternationalIndeed, that is truth - the quarreling of the people of the Fire
Ali BulaçBu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir
Yusuf AliTruly that is just and fitting,- the mutual recriminations of the People of the Fire
«إن ذلك لحق» واجب وقوعه وهو «تخاصم أهل النار» كما تقدم.
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben sadece bir uyarıcıyım. Gücü her şeye yeten tek Allah'tan başka tanrı yoktur
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "I am only a warner, and there is not any deity except Allah, the One, the Prevailing
Ali BulaçDe ki: "Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Allah'tan başka bir İlah yoktur
Yusuf AliSay: "Truly am I a Warner: no god is there but the one God, Supreme and Irresistible
«قل» يا محمد لكفار مكة «إنما أنا منذر» مخوّف بالنار «وما من إله إلا الله الواحد القهار» لخلقه.
Diyanet İşleri MealiGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır
Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Exalted in Might, the Perpetual Forgiver
Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır
Yusuf AliThe Lord of the heavens and the earth, and all between,- Exalted in Might, able to enforce His Will, forgiving again and again
«رب السماوات والأرض وما بينهما العزيز» الغالب على أمره «الغفار» لأوليائه.
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz
Saheeh InternationalSay, "It is great news
Ali BulaçDe ki: "Bu (Kur'an), büyük bir haberdir
Yusuf AliSay: "That is a Message Supreme (above all)
«قل» لهم «هو نبأ عظيم».
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Bu Kuran büyük bir haberdir, ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz
Saheeh InternationalFrom which you turn away
Ali BulaçSizler ise, ondan yüz çeviriyorsunuz
Yusuf AliFrom which ye do turn away
«أنتم عنه معرضون» أي القرآن الذي أنبأتكم به وجئتكم فيه بما لا يعلم إلا بوحي وهو قوله.
Diyanet İşleri MealiOnlar tartışırlarken Melei Ala'daki bu olanlar hakkında bir bilgim yoktu
Saheeh InternationalI had no knowledge of the exalted assembly [of angels] when they were disputing [the creation of Adam]
Ali BulaçMele-i Ala (yüce topluluk) tartışıp dururken, benim hiçbir bilgim yoktur
Yusuf AliNo knowledge have I of the Chiefs on high, when they discuss (matters) among themselves
«ما كان ليَ من علم بالملإ الأعلى» أي الملائكة «إذ يختصمون» في شأن آدم حين قال الله تعالى: (إني جاعل في الأرض خليفة) الخ.
Diyanet İşleri MealiBana sadece vahyolunuyor; doğrusu ben ancak apaçık bir uyarıcıyım
Saheeh InternationalIt has not been revealed to me except that I am a clear warner
Ali BulaçBana ancak, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum vahyolunmaktadır
Yusuf AliOnly this has been revealed to me: that I am to give warning plainly and publicly
«إن» ما «يوحى إليَّ إلا أنما أنا» أي أني «نذير مبين» بيَّن الإنذار.
Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın
Saheeh International[So mention] when your Lord said to the angels, "Indeed, I am going to create a human being from clay
Ali BulaçHani Rabbin meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti
Yusuf AliBehold, thy Lord said to the angels: "I am about to create man from clay
اذكر «إذ قال ربك للملائكة إني خالق بشرا من طين» هو آدم.
Diyanet İşleri MealiRabbin meleklere şöyle demişti: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın
Saheeh InternationalSo when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration
Ali BulaçOnu bir biçime sokup, ona Ruhum'dan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın
Yusuf AliWhen I have fashioned him (in due proportion) and breathed into him of My spirit, fall ye down in obeisance unto him
«فإذا سويته» أتمته «ونفخت» أجريت «فيه من روحي» فصار حيا، وإضافة الروح إليه تشريف لآدم والروح جسم لطيف يحيا به الإنسان بنفوذه فيه «فقعوا له ساجدين» سجود تحية بالانحناء.
Diyanet İşleri MealiBütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu
Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely
Ali BulaçMeleklerin hepsi topluca secde etti
Yusuf AliSo the angels prostrated themselves, all of them together
«فسجد الملائكة كلهم أجمعون» فيه تأكيدان.
Diyanet İşleri MealiBütün melekler secde etmişlerdi, fakat İblis; o, büyüklük taslamış ve inkarcılardan olmuştu
Saheeh InternationalExcept Iblees; he was arrogant and became among the disbelievers
Ali BulaçYalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu
Yusuf AliNot so Iblis: he was haughty, and became one of those who reject Faith
«إلا إبليس» هو أبو الجنّ كان بين الملائكة «استكبر وكان من الكافرين» في علم الله تعالى.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey İblis, ellerimle (kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Böbürlendin mi? Yoksa gururlananlardan mısın?" dedi
Saheeh International[Allah] said, "O Iblees, what prevented you from prostrating to that which I created with My hands? Were you arrogant [then], or were you [already] among the haughty
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun
Yusuf Ali(God) said: "O Iblis! What prevents thee from prostrating thyself to one whom I have created with my hands? Art thou haughty? Or art thou one of the high (and mighty) ones
«قال يا إبليس ما منعك أن تسجد لما خلقت بيديَّ» أي توليت خلقه وهذا تشريف لآدم فإن كل مخلوق تولى الله خلقه «أستكبرت» الآن عن السجود استفهام توبيخ «أم كنت من العالين» المتكبرين فتكبرت عن السجود لكونك منهم.
Diyanet İşleri Mealiİblis: "Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" dedi
Saheeh InternationalHe said, "I am better than him. You created me from fire and created him from clay
Ali BulaçDedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın
Yusuf Ali(Iblis) said: "I am better than he: thou createdst me from fire, and him thou createdst from clay
«قال أنا خير منه خلقتني من نار وخلقته من طين».
Diyanet İşleri MealiAllah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi
Saheeh International[Allah] said, "Then get out of Paradise, for indeed, you are expelled
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Öyleyse ordan (cennetten) çık, artık sen kovulmuş bulunmaktasın
Yusuf Ali(God) said: "Then get thee out from here: for thou art rejected, accursed
«قال فاخرج منها» أي من الجنة، وقيل من السماوات «فإنك رجيم» مطرود.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din (kıyamet/ceza) gününe kadar lanetim senin üzerinedir" dedi
Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is My curse until the Day of Recompense
Ali BulaçVe şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar Benim lanetim senin üzerinedir
Yusuf AliAnd My curse shall be on thee till the Day of Judgment
«وإن عليك لعنتي إلى يوم الدين» الجزاء.
Diyanet İşleri MealiRabbim! Dirilecekleri güne kadar beni (canımı almayı) ertele" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected
Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı
Yusuf Ali(Iblis) said: "O my Lord! Give me then respite till the Day the (dead) are raised
«قال رب فأنظرني إلى يوم يبعثون» أي الناس.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi
Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved
Ali BulaçDedi ki: "O halde, süre tanınanlardansın
Yusuf Ali(God) said: "Respite then is granted thee
«قال فإنك من المنظرين».
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sen bilinen güne kadar erteye bırakılanlardansın" dedi
Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known
Ali BulaçBilinen vaktin gününe kadar
Yusuf AliTill the Day of the Time Appointed
«إلى يوم الوقت المعلوم» وقت النفخة الأولى.
Diyanet İşleri Mealiİblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi
Saheeh International[Iblees] said, "By your might, I will surely mislead them all
Ali BulaçDedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım
Yusuf Ali(Iblis) said: "Then, by Thy power, I will put them all in the wrong
«قال فبعزتك لأغوينهم أجمعين».
Diyanet İşleri Mealiİblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan, sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi
Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants
Ali BulaçAncak onlardan, muhlis olan kulların hariç
Yusuf AliExcept Thy Servants amongst them, sincere and purified (by Thy Grace)
«إلا عبادك منهم المخلصين» أي المؤمنين.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi
Saheeh International[Allah] said, "The truth [is My oath], and the truth I say
Ali Bulaç(Allah) "İşte bu haktır ve Ben hakkı söylerim" dedi
Yusuf Ali(God) said: "Then it is just and fitting- and I say what is just and fitting
«قال فالحقَّ والحقَّ أقول» بنصبهما ورفع الأول ونصب الثاني، فنصبه بالفعل بعده ونصب الأول، قيل بالفعل المذكور، وقيل على المصدر: أي أحق الحق، وقيل على نزع حرف القسم ورفعه على أنه مبتدأ محذوف الخبر: أي فالحق مني، وقيل فالحق قسمي، وجواب القسم.
Diyanet İşleri MealiAllah: "Doğrudur; işte Ben hakikati söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsiyle cehennemi dolduracağım" dedi
Saheeh International[That] I will surely fill Hell with you and those of them that follow you all together
Ali BulaçAndolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım
Yusuf AliThat I will certainly fill Hell with thee and those that follow thee,- every one
«لأملأن جهنم منك» بذريتك «وممن تبعك منهم» أي الناس «أجمعين».
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendiliğimden bir şey iddia eden kimselerden de değilim
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "I do not ask you for the Qur'an any payment, and I am not of the pretentious
Ali Bulaç(Ey Peygamber) De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de değilim
Yusuf AliSay: "No reward do I ask of you for this (Qur'an), nor am I a pretender
«قل ما أسألكم عليه» على تبليغ الرسالة «من أجر» جُعل «وما أنا من المتكلفين» المتقولين القرآن من تلقاء نفسي.
Diyanet İşleri MealiBu Kuran, ancak dünyalar için bir öğüttür
Saheeh InternationalIt is but a reminder to the worlds
Ali BulaçO (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dir
Yusuf AliThis is no less than a Message to (all) the Worlds
«إن هو» أي ما القرآن «إلا ذكر» عظة «للعالمين» للإنس والجن والعقلاء دون الملائكة.
Diyanet İşleri MealiOnun verdiği haberin doğruluğunu bir zaman sonra öğreneceksiniz
Saheeh InternationalAnd you will surely know [the truth of] its information after a time
Ali BulaçGerçekten onun haberini bir zaman sonra öğreneceksiniz
Yusuf AliAnd ye shall certainly know the truth of it (all) after a while
«ولتعلمن» يا كفار مكة «نبأه» خبر صدقه «بعد حين» أي يوم القيامة، وعلم بمعنى: عرف واللام قبلها لام قسم مقدَّر: أي والله.