☪ Anlam Arayışı

38. Saad سُورَةُ صٓ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
38:1
صٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ذِي ٱلذِّكۡرِ

Süleyman AteşSad, (uyarıcı) ve şanlı Kur'an'a andolsun ki

Ali BulaçSad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun

Saheeh InternationalSad. By the Qur'an containing reminder

38:2
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي عِزَّةࣲ وَشِقَاقࣲ‏

Süleyman Ateşİnkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler

Ali BulaçHayır; o inkar edenler (boş) bir gurur ve bir parçalanma içindedirler

Saheeh InternationalBut those who disbelieve are in pride and dissension

38:3 📚 2
كَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَبۡلِهِم مِّن قَرۡنࣲ فَنَادَواْ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصࣲ‏

Süleyman AteşOnlardan önce nice nesilleri helak ettik de feryad ettiler; fakat artık kurtuluş zamanı geçmişti

Ali BulaçBiz kendilerinden önce, nice kuşakları yıkıma uğrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı değildi

Saheeh InternationalHow many a generation have We destroyed before them, and they [then] called out; but it was not a time for escape

38:4
وَعَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرࣱ مِّنۡهُمۡۖ وَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرࣱ كَذَّابٌ

Süleyman AteşOnlara kendilerinden bir uyarıcı (peygamber) gelmesine hayret ettiler de o kafirler dediler ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır

Ali Bulaçİçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür

Saheeh InternationalAnd they wonder that there has come to them a warner from among themselves. And the disbelievers say, "This is a magician and a liar

38:5
أَجَعَلَ ٱلۡأٓلِهَةَ إِلَٰهࣰ ا وَٰحِدًاۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءٌ عُجَابࣱ‏

Süleyman AteşTanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir

Ali Bulaçİlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey

Saheeh InternationalHas he made the gods [only] one God? Indeed, this is a curious thing

38:6
وَٱنطَلَقَ ٱلۡمَلَأُ مِنۡهُمۡ أَنِ ٱمۡشُواْ وَٱصۡبِرُواْ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمۡۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَيۡءࣱ يُرَادُ

Süleyman AteşOnlardan bir grup fırladı: "Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzu edilen bir şeydir

Ali BulaçOnlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti

Saheeh InternationalAnd the eminent among them went forth, [saying], "Continue, and be patient over [the defense of] your gods. Indeed, this is a thing intended

38:7
مَا سَمِعۡنَا بِهَٰذَا فِي ٱلۡمِلَّةِ ٱلۡأٓخِرَةِ إِنۡ هَٰذَآ إِلَّا ٱخۡتِلَٰقٌ

Süleyman AteşBiz bu(nun söylediği)ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. Bu uydurmadan başka bir şey değildir

Ali BulaçBiz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir

Saheeh InternationalWe have not heard of this in the latest religion. This is not but a fabrication

38:8
أَءُنزِلَ عَلَيۡهِ ٱلذِّكۡرُ مِنۢ بَيۡنِنَاۚ بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ مِّن ذِكۡرِيۚ بَل لَّمَّا يَذُوقُواْ عَذَابِ

Süleyman AteşO Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi? Doğrusu, onlar benim Zikr'imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tadmadılar

Ali BulaçZikir (Kur'an), içimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır

Saheeh InternationalHas the message been revealed to him out of [all of] us?" Rather, they are in doubt about My message. Rather, they have not yet tasted My punishment

38:9
أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَحۡمَةِ رَبِّكَ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡوَهَّابِ

Süleyman AteşYoksa daima üstün olan, çok lutufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı

Ali BulaçYoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır

Saheeh InternationalOr do they have the depositories of the mercy of your Lord, the Exalted in Might, the Bestower

38:10
أَمۡ لَهُم مُّلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَاۖ فَلۡيَرۡتَقُواْ فِي ٱلۡأَسۡبَٰبِ

Süleyman AteşYoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vasıtalar) içinde yükselsinler (vasıtalara binip göklere çıksınlar da oradan alemi yönetsinler, vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler)

Ali BulaçYoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse, sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler

Saheeh InternationalOr is theirs the dominion of the heavens and the earth and what is between them? Then let them ascend through [any] ways of access

38:11 📚 1
جُندࣱ مَّا هُنَالِكَ مَهۡزُومࣱ مِّنَ ٱلۡأَحۡزَابِ

Süleyman Ateş(Onlar) Şurada bozguna uğratılacak derme çatma bir ordudur

Ali BulaçOnlar, burada (çeşitli) fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar)

Saheeh International[They are but] soldiers [who will be] defeated there among the companies [of disbelievers]

38:12
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَعَادࣱ وَفِرۡعَوۡنُ ذُو ٱلۡأَوۡتَادِ

Süleyman AteşOnlardan önce de Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi (temelleri kazık gibi yere çakılmış, yüksek pramitler yaptıran) Fir'avn da yalanlamıştı

Ali BulaçOnlardan önce Nuh kavmi, Ad ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı

Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and [the tribe of] 'Aad and Pharaoh, the owner of stakes

38:13
وَثَمُودُ وَقَوۡمُ لُوطࣲ وَأَصۡحَٰبُ لۡـَٔيۡكَةِۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡأَحۡزَابُ

Süleyman AteşSemud (kavmi), Lut kavmi ve Eyke halkı da (böyle yapmıştı). İşte onlar da (peygamberlere karşı birleşik) kabilelerdi

Ali BulaçSemud, Lut kavmi ile Eyke halkı da. İşte onlar (Allah'a karşı isyanda birleşen ve güç toplayan) fırkalar(dı)

Saheeh InternationalAnd [the tribe of] Thamud and the people of Lot and the companions of the thicket. Those are the companies

38:14
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ

Süleyman AteşHepsi de elçileri yalanladılar, benim cezamı hak ettiler

Ali BulaçHepsi de elçileri yalanladılar, böylece azapla-sonuçlandırmam (onlara) hak oldu

Saheeh InternationalEach of them denied the messengers, so My penalty was justified

38:15
وَمَا يَنظُرُ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ مَّا لَهَا مِن فَوَاقࣲ‏

Süleyman AteşBunlar(ın işi) de sadece geri dönmesi olmayan bir na'raya bakıyor

Ali BulaçBunlar da, (geldiğinde) bir anlık gecikmesi bile olmayan bir tek çığlıktan başkasını gözetlemiyorlar

Saheeh InternationalAnd these [disbelievers] await not but one blast [of the Horn]; for it there will be no delay

38:16
وَقَالُواْ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبۡلَ يَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ

Süleyman Ateş(Alay ederek) Dediler ki: "Rabbimiz, bizim (azab) payımızı hesap gününden önce, hemen ver

Ali Bulaç(Alaylı alaylı) Dediler ki: "Rabbimiz, hesap gününden önce (azaptan bize vadettiğin) payımızı çabuklaştırıver

Saheeh InternationalAnd they say, "Our Lord, hasten for us our share [of the punishment] before the Day of Account

38:17 📚 1
ٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلۡأَيۡدِۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ

Süleyman AteşOnların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an; çünkü o (bize) çok başvururdu

Ali BulaçSen onların söylediklerine karşı sabret ve Bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah'a) yönelen biriydi

Saheeh InternationalBe patient over what they say and remember Our servant, David, the possessor of strength; indeed, he was one who repeatedly turned back [to Allah]

38:18 📚 2
إِنَّا سَخَّرۡنَا ٱلۡجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحۡنَ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِشۡرَاقِ

Süleyman AteşBiz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı

Ali BulaçDoğrusu Biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi

Saheeh InternationalIndeed, We subjected the mountains [to praise] with him, exalting [Allah] in the [late] afternoon and [after] sunrise

38:19
وَٱلطَّيۡرَ مَحۡشُورَةࣰۖ كُلࣱّ لَّهُۥٓ أَوَّابࣱ‏

Süleyman AteşToplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di

Ali BulaçVe toplanıp gelen kuşları da. Hepsi onunla (Allah'ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip-dönmekte olanlar idi

Saheeh InternationalAnd the birds were assembled, all with him repeating [praises]

38:20
وَشَدَدۡنَا مُلۡكَهُۥ وَءَاتَيۡنَٰهُ ٱلۡحِكۡمَةَ وَفَصۡلَ ٱلۡخِطَابِ

Süleyman AteşOnun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik

Ali BulaçOnun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik

Saheeh InternationalAnd We strengthened his kingdom and gave him wisdom and discernment in speech

38:21
۞وَهَلۡ أَتَىٰكَ نَبَؤُاْ ٱلۡخَصۡمِ إِذۡ تَسَوَّرُواْ ٱلۡمِحۡرَابَ

Süleyman AteşSana davacıların haberi geldi mi? Hani odasının duvarına tırmanmışlardı

Ali BulaçSana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı

Saheeh InternationalAnd has there come to you the news of the adversaries, when they climbed over the wall of [his] prayer chamber

38:22
إِذۡ دَخَلُواْ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنۡهُمۡۖ قَالُواْ لَا تَخَفۡۖ خَصۡمَانِ بَغَىٰ بَعۡضُنَا عَلَىٰ بَعۡضࣲ فَٱحۡكُم بَيۡنَنَا بِٱلۡحَقِّ وَلَا تُشۡطِطۡ وَٱهۡدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ

Süleyman AteşDavud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür

Ali BulaçDavud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip-ilet

Saheeh InternationalWhen they entered upon David and he was alarmed by them? They said, "Fear not. [We are] two adversaries, one of whom has wronged the other, so judge between us with truth and do not exceed [it] and guide us to the sound path

38:23 📚 2
إِنَّ هَٰذَآ أَخِي لَهُۥ تِسۡعࣱ وَتِسۡعُونَ نَعۡجَةࣰ وَلِيَ نَعۡجَةࣱ وَٰحِدَةࣱ فَقَالَ أَكۡفِلۡنِيهَا وَعَزَّنِي فِي ٱلۡخِطَابِ

Süleyman AteşBu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana ağır bastı (onunla baş edemedim)

Ali BulaçBu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada üstün geldi

Saheeh InternationalIndeed this, my brother, has ninety-nine ewes, and I have one ewe; so he said, 'Entrust her to me,' and he overpowered me in speech

38:24
قَالَ لَقَدۡ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعۡجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦۖ وَإِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلۡخُلَطَآءِ لَيَبۡغِي بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلࣱ مَّا هُمۡۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسۡتَغۡفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّۤ رَاكِعࣰ اۤ وَأَنَابَ۩

Süleyman Ateş(Davud) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Davud, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir bela vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü

Ali Bulaç(Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (Bize gönülden) yönelip-döndü

Saheeh International[David] said, "He has certainly wronged you in demanding your ewe [in addition] to his ewes. And indeed, many associates oppress one another, except for those who believe and do righteous deeds - and few are they." And David became certain that We had tried him, and he asked forgiveness of his Lord and fell down bowing [in prostration] and turned in repentance [to Allah]

38:25 📚 3
فَغَفَرۡنَا لَهُۥ ذَٰلِكَۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ‏

Süleyman AteşBiz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır

Ali BulaçBöylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır

Saheeh InternationalSo We forgave him that; and indeed, for him is nearness to Us and a good place of return

38:26 📚 8
يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلۡنَٰكَ خَلِيفَةࣰ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱحۡكُم بَيۡنَ ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلۡهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدُۢ بِمَا نَسُواْ يَوۡمَ ٱلۡحِسَابِ

Süleyman AteşEy Davud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet; keyf(in)e uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar ise, hesap gününü unuttuklarından dolayı, çetin azaba uğrayacaklardır

Ali BulaçEy Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır

Saheeh International[We said], "O David, indeed We have made you a successor upon the earth, so judge between the people in truth and do not follow [your own] desire, as it will lead you astray from the way of Allah." Indeed, those who go astray from the way of Allah will have a severe punishment for having forgotten the Day of Account

38:27 📚 5
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا بَٰطِلࣰ اۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۚ فَوَيۡلࣱ لِّلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنَ ٱلنَّارِ

Süleyman AteşGöğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkar edenlerin zannıdır, (onlar kainatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin

Ali BulaçBiz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azaptan) dolayı vay o inkar edenlere

Saheeh InternationalAnd We did not create the heaven and the earth and that between them aimlessly. That is the assumption of those who disbelieve, so woe to those who disbelieve from the Fire

38:28 📚 4
أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلۡمُفۡسِدِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ نَجۡعَلُ ٱلۡمُتَّقِينَ كَٱلۡفُجَّارِ

Süleyman AteşYoksa biz, inanıp iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa korunanları yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız

Ali BulaçYoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacağız

Saheeh InternationalOr should we treat those who believe and do righteous deeds like corrupters in the land? Or should We treat those who fear Allah like the wicked

38:29
كِتَٰبٌ أَنزَلۡنَٰهُ إِلَيۡكَ مُبَٰرَكࣱ لِّيَدَّبَّرُوٓاْ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُواْ ٱلۡأَلۡبَٰبِ

Süleyman AteşSana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar

Ali Bulaç(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir Kitap'tır

Saheeh International[This is] a blessed Book which We have revealed to you, [O Muhammad], that they might reflect upon its verses and that those of understanding would be reminded

38:30
وَوَهَبۡنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيۡمَٰنَۚ نِعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ

Süleyman AteşBiz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik, (Süleyman) ne güzel kuldu! Hep Allah'a başvururdu

Ali BulaçBiz Davud'a Süleyman'ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi

Saheeh InternationalAnd to David We gave Solomon. An excellent servant, indeed he was one repeatedly turning back [to Allah]

38:31
إِذۡ عُرِضَ عَلَيۡهِ بِٱلۡعَشِيِّ ٱلصَّٰفِنَٰتُ ٱلۡجِيَادُ

Süleyman AteşAkşam üstü kendisine safin (görkemli) hızlı koşan (saf kan Arap) atları gösterilmişti

Ali BulaçHani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu

Saheeh International[Mention] when there were exhibited before him in the afternoon the poised [standing] racehorses

38:32 📚 1
فَقَالَ إِنِّيٓ أَحۡبَبۡتُ حُبَّ ٱلۡخَيۡرِ عَن ذِكۡرِ رَبِّي حَتَّىٰ تَوَارَتۡ بِٱلۡحِجَابِ

Süleyman AteşBen, dedi, mal sevgisini, Rabbimi anmaktan (ötürü) tercih ettim. Nihayet bu atlar perde ile gizlendi (koşup dağın arkasına düşmekle gözden kayboldu)

Ali BulaçO da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar

Saheeh InternationalAnd he said, "Indeed, I gave preference to the love of good [things] over the remembrance of my Lord until the sun disappeared into the curtain [of darkness]

38:33 📚 1
رُدُّوهَا عَلَيَّۖ فَطَفِقَ مَسۡحَۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلۡأَعۡنَاقِ

Süleyman AteşOnları bana getirin (dedi), bacaklarını ve boyunlarını okşamağa başladı

Ali BulaçOnları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı

Saheeh International[He said], "Return them to me," and set about striking [their] legs and necks

38:34
وَلَقَدۡ فَتَنَّا سُلَيۡمَٰنَ وَأَلۡقَيۡنَا عَلَىٰ كُرۡسِيِّهِۦ جَسَدࣰ ا ثُمَّ أَنَابَ

Süleyman AteşAndolsun Süleyman'ı denedik: Tahtının üstüne bir ceset bıraktık, sonra (bize) yöneldi

Ali BulaçAndolsun, Biz Süleyman'ı imtihan ettik, tahtının üstünde bir ceset bıraktık. Sonra (eski durumuna) döndü

Saheeh InternationalAnd We certainly tried Solomon and placed on his throne a body; then he returned

38:35
قَالَ رَبِّ ٱغۡفِرۡ لِي وَهَبۡ لِي مُلۡكࣰ ا لَّا يَنۢبَغِي لِأَحَدࣲ مِّنۢ بَعۡدِيٓۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡوَهَّابُ

Süleyman AteşRabbim, dedi, beni affet, bana, benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülk (hükümdarlık) ver. Çünkü Sensin o çok lutfeden, Sen

Ali BulaçRabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, forgive me and grant me a kingdom such as will not belong to anyone after me. Indeed, You are the Bestower

38:36
فَسَخَّرۡنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجۡرِي بِأَمۡرِهِۦ رُخَآءً حَيۡثُ أَصَابَ

Süleyman AteşBiz, rüzgarı ona boyun eğdirdik. Onun buyruğuyla, onun istediği yere tatlı tatlı eserdi

Ali BulaçBöylece rüzgarı onun buyruğu altına verdik. Onun emriyle dilediği yöne yumuşakça eserdi

Saheeh InternationalSo We subjected to him the wind blowing by his command, gently, wherever he directed

38:37
وَٱلشَّيَٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءࣲ وَغَوَّاصࣲ‏

Süleyman AteşVe şeytanları; her bina ustasını ve dalgıcı

Ali BulaçŞeytanları da; her bina ustasını ve dalgıç olanı

Saheeh InternationalAnd [also] the devils [of jinn] - every builder and diver

38:38
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي ٱلۡأَصۡفَادِ

Süleyman AteşVe zincirlerle birbirine bağlanmış başka (şeytan)ları

Ali BulaçVe (kötülük yapmamaları için) sağlam kementlerle birbirine bağlanmış diğerlerini

Saheeh InternationalAnd others bound together in shackles

38:39
هَٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمۡنُنۡ أَوۡ أَمۡسِكۡ بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏

Süleyman AteşBu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya verme, hesapsızdır. (dedik)

Ali Bulaçİşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut

Saheeh International[We said], "This is Our gift, so grant or withhold without account

38:40 📚 3
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلۡفَىٰ وَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ‏

Süleyman AteşOnun için, bizim yanımızda bir yakınlık ve güzel bir gelecek de vardır

Ali BulaçŞüphesiz, onun Bizim Katımız'da gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır

Saheeh InternationalAnd indeed, for him is nearness to Us and a good place of return

38:41 📚 1
وَٱذۡكُرۡ عَبۡدَنَآ أَيُّوبَ إِذۡ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَسَّنِيَ ٱلشَّيۡطَٰنُ بِنُصۡبࣲ وَعَذَابٍ

Süleyman AteşKulumuz Eyyub'u da an: (O) Rabbine "Şeytan, bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu" diye seslenmişti

Ali BulaçKulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti

Saheeh InternationalAnd remember Our servant Job, when he called to his Lord, "Indeed, Satan has touched me with hardship and torment

38:42 📚 1
ٱرۡكُضۡ بِرِجۡلِكَۖ هَٰذَا مُغۡتَسَلُۢ بَارِدࣱ وَشَرَابࣱ‏

Süleyman AteşAyağını (yere) vur, işte yıkanacak ve içilecek serin (bir su), (dedik). (And it was said unto him): Strike the ground with thy foot. This (spring) is a cool bath and a refreshing drink

Ali BulaçAyağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik)

Saheeh International[So he was told], "Strike [the ground] with your foot; this is a [spring for] a cool bath and drink

38:43
وَوَهَبۡنَا لَهُۥٓ أَهۡلَهُۥ وَمِثۡلَهُم مَّعَهُمۡ رَحۡمَةࣰ مِّنَّا وَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ

Süleyman AteşOna bizden bir rahmet ve sağduyu sahiplerine bir ibret olarak ailesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik

Ali BulaçKatımız'dan ona bir rahmet ve temiz akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir benzerini de bağışladık

Saheeh InternationalAnd We granted him his family and a like [number] with them as mercy from Us and a reminder for those of understanding

38:44
وَخُذۡ بِيَدِكَ ضِغۡثࣰ ا فَٱضۡرِب بِّهِۦ وَلَا تَحۡنَثۡۗ إِنَّا وَجَدۡنَٰهُ صَابِرࣰ اۚ نِّعۡمَ ٱلۡعَبۡدُ إِنَّهُۥٓ أَوَّابࣱ‏

Süleyman Ateş(Dedik ki): "Eline bir demet sap al, onunla vur da yeminini bozma." Gerçekten biz onu sabreden (bir kul) bulmuştuk. Ne güzel kuldu, o daima (bize) başvururdu

Ali BulaçVe eline bir deste (sap) al, böylece onunla vur ve andını bozma." Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi

Saheeh International[We said], "And take in your hand a bunch [of grass] and strike with it and do not break your oath." Indeed, We found him patient, an excellent servant. Indeed, he was one repeatedly turning back [to Allah]

38:45
وَٱذۡكُرۡ عِبَٰدَنَآ إِبۡرَٰهِيمَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ أُوْلِي ٱلۡأَيۡدِي وَٱلۡأَبۡصَٰرِ

Süleyman AteşKuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Ya'kub'u da an

Ali BulaçGüç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da hatırla

Saheeh InternationalAnd remember Our servants, Abraham, Isaac and Jacob - those of strength and [religious] vision

38:46
إِنَّآ أَخۡلَصۡنَٰهُم بِخَالِصَةࣲ ذِكۡرَى ٱلدَّارِ

Süleyman AteşBiz onları ahiret yurdunu düşünme özelliğiyle temizleyip, kendimize halis (kul) yaptık

Ali BulaçGerçekten Biz onları, katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık

Saheeh InternationalIndeed, We chose them for an exclusive quality: remembrance of the home [of the Hereafter]

38:47 📚 3
وَإِنَّهُمۡ عِندَنَا لَمِنَ ٱلۡمُصۡطَفَيۡنَ ٱلۡأَخۡيَارِ

Süleyman AteşOnlar bizim yanımızda seçkinlerden, hayırlılardandır

Ali BulaçVe gerçekten onlar, Bizim Katımız'da seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır

Saheeh InternationalAnd indeed they are, to Us, among the chosen and outstanding

38:48
وَٱذۡكُرۡ إِسۡمَٰعِيلَ وَٱلۡيَسَعَ وَذَا ٱلۡكِفۡلِۖ وَكُلࣱّ مِّنَ ٱلۡأَخۡيَارِ

Süleyman Ateşİsma'il'i, Elyesa'ı, Zülkifil'i de an. Hepsi de iyilerdendir

Ali Bulaçİsmail'i, Elyesa'ı ve Zülkifl'i de hatırla. Hepsi de hayırlı olanlardandır

Saheeh InternationalAnd remember Ishmael, Elisha and Dhul-Kifl, and all are among the outstanding

38:49 📚 2
هَٰذَا ذِكۡرࣱۚ وَإِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ لَحُسۡنَ مَـَٔابࣲ‏

Süleyman AteşBu, bir hatırlamadır. Korunanlar için güzel bir gelecek vardır

Ali BulaçBu, bir zikirdir. Şüphesiz muttakiler için, elbette varılacak güzel bir yer vardır

Saheeh InternationalThis is a reminder. And indeed, for the righteous is a good place of return

38:50
جَنَّٰتِ عَدۡنࣲ مُّفَتَّحَةࣰ لَّهُمُ ٱلۡأَبۡوَٰبُ

Süleyman AteşKapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri

Ali BulaçAdn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır

Saheeh InternationalGardens of perpetual residence, whose doors will be opened to them

38:51
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدۡعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ وَشَرَابࣲ‏

Süleyman AteşOrada (koltuklara) yaslanarak bir çok meyva ve içki isterler

Ali Bulaçİçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler

Saheeh InternationalReclining within them, they will call therein for abundant fruit and drink

38:52
۞وَعِندَهُمۡ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ أَتۡرَابٌ

Süleyman AteşYanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır

Ali BulaçVe yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır

Saheeh InternationalAnd with them will be women limiting [their] glances and of equal age

38:53
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ

Süleyman Ateşİşte, hesap günü için size söz verilen budur

Ali Bulaçİşte hesap günü size va'dedilen budur

Saheeh InternationalThis is what you, [the righteous], are promised for the Day of Account

38:54
إِنَّ هَٰذَا لَرِزۡقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ

Süleyman AteşDoğrusu bizim bu rızkımızın bitip tükenmesi yoktur

Ali BulaçŞüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok

Saheeh InternationalIndeed, this is Our provision; for it there is no depletion

38:55
هَٰذَاۚ وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابࣲ‏

Süleyman AteşBu böyledir; fakat azgınlara da en kötü bir gelecek vardır

Ali BulaçBu (böyle işte); gerçekten azgınlar için de muhakkak varılacak kötü bir yer vardır

Saheeh InternationalThis [is so]. But indeed, for the transgressors is an evil place of return

38:56
جَهَنَّمَ يَصۡلَوۡنَهَا فَبِئۡسَ ٱلۡمِهَادُ

Süleyman AteşCehennem! Oraya girerler. Ne kötü bir döşektir o

Ali BulaçCehennem; onlar oraya girerler; ne kötü bir yataktır o

Saheeh InternationalHell, which they will [enter to] burn, and wretched is the resting place

38:57
هَٰذَا فَلۡيَذُوقُوهُ حَمِيمࣱ وَغَسَّاقࣱ‏

Süleyman Ateşİşte onu tadsınlar: Kaynar ve kokuşmuş sudur

Ali Bulaçİşte bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin

Saheeh InternationalThis - so let them taste it - is scalding water and [foul] purulence

38:58
وَءَاخَرُ مِن شَكۡلِهِۦٓ أَزۡوَٰجٌ

Süleyman AteşVe daha başka çeşit çeşit (azab) vardır

Ali BulaçVe onun şeklinden başka, çift çift (olan daha beter azaplar) vardır

Saheeh InternationalAnd other [punishments] of its type [in various] kinds

38:59
هَٰذَا فَوۡجࣱ مُّقۡتَحِمࣱ مَّعَكُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِهِمۡۚ إِنَّهُمۡ صَالُواْ ٱلنَّارِ

Süleyman Ateşİşte şunlar da sizinle beraber (cehenneme) girecek olanlardır: "Onlara merhaba yok, (yerleri geniş olmasın, rahat yüzü görmesinler)! Onlar ateşe gireceklerdir

Ali Bulaç(Müşrik olan hakim güçlere:) "İşte bu(nlar) da sizinle birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir. Onlara bir merhaba (bile) yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir." (denilir)

Saheeh International[Its inhabitants will say], "This is a company bursting in with you. No welcome for them. Indeed, they will burn in the Fire

38:60 📚 1
قَالُواْ بَلۡ أَنتُمۡ لَا مَرۡحَبَۢا بِكُمۡۖ أَنتُمۡ قَدَّمۡتُمُوهُ لَنَاۖ فَبِئۡسَ ٱلۡقَرَارُ

Süleyman Ateş(Uyanlar, uyulanlara) Dediler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok, (asıl siz rahat yüzü görmeyin), siz bunu bizim önümüze getirdiniz. Ne kötü durak (bu)

Ali Bulaç(Onlara uyanlar) Derler ki: "Hayır, sizler; asıl size bir merhaba yok. Bunu (azabı) siz bizim önümüze sürdünüz. Ne kötü bir durak

Saheeh InternationalThey will say, "Nor you! No welcome for you. You, [our leaders], brought this upon us, and wretched is the settlement

38:61 📚 1
قَالُواْ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدۡهُ عَذَابࣰ ا ضِعۡفࣰ ا فِي ٱلنَّارِ

Süleyman Ateş(Ve hepsi birbiri aleyhine du'a ederek): "Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını bir kat daha artır!" dediler

Ali BulaçDerler ki: "Rabbimiz, kim bunu bizim önümüze sürdüyse, ateşteki azabını kat kat arttır

Saheeh InternationalThey will say, "Our Lord, whoever brought this upon us - increase for him double punishment in the Fire

38:62
وَقَالُواْ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالࣰ ا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلۡأَشۡرَارِ

Süleyman AteşBize ne oldu ki, (dünyada) kötülerden saydığımız adamları (burada) görmüyoruz? dediler

Ali BulaçVe derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz

Saheeh InternationalAnd they will say, "Why do we not see men whom we used to count among the worst

38:63
أَتَّخَذۡنَٰهُمۡ سِخۡرِيًّا أَمۡ زَاغَتۡ عَنۡهُمُ ٱلۡأَبۡصَٰرُ

Süleyman AteşHani onlarla alay ederdik. Yoksa gözler(imiz) mi onlardan kaydı, (onları gözden mi kaçırdık)

Ali BulaçBiz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı

Saheeh InternationalIs it [because] we took them in ridicule, or has [our] vision turned away from them

38:64 📚 1
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقࣱّ تَخَاصُمُ أَهۡلِ ٱلنَّارِ

Süleyman AteşBu, mutlaka gerçektir, ateş halkının tartışmasıdır (bunun olacağından asla şüphe yoktur)

Ali BulaçBu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir

Saheeh InternationalIndeed, that is truth - the quarreling of the people of the Fire

38:65 📚 1
قُلۡ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرࣱۖ وَمَا مِنۡ إِلَٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلۡوَٰحِدُ ٱلۡقَهَّارُ

Süleyman AteşDe ki: "Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve (her şeyi) kahreden Allah'tan başka tanrı yoktur

Ali BulaçDe ki: "Ben, yalnızca bir uyarıcıyım. Bir olan, kahreden Allah'tan başka bir İlah yoktur

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "I am only a warner, and there is not any deity except Allah, the One, the Prevailing

38:66
رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡغَفَّٰرُ

Süleyman AteşO, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, daima üstündür, çok bağışlayandır

Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, üstün ve güçlü olan, bağışlayandır

Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Exalted in Might, the Perpetual Forgiver

38:67
قُلۡ هُوَ نَبَؤٌاْ عَظِيمٌ

Süleyman AteşDe ki: "O, büyük bir haberdir

Ali BulaçDe ki: "Bu (Kur'an), büyük bir haberdir

Saheeh InternationalSay, "It is great news

38:68 📚 2
أَنتُمۡ عَنۡهُ مُعۡرِضُونَ

Süleyman Ateş(Ama gafletinizden dolayı) Siz ondan yüz çeviriyorsunuz

Ali BulaçSizler ise, ondan yüz çeviriyorsunuz

Saheeh InternationalFrom which you turn away

38:69
مَا كَانَ لِيَ مِنۡ عِلۡمِۭ بِٱلۡمَلَإِ ٱلۡأَعۡلَىٰٓ إِذۡ يَخۡتَصِمُونَ

Süleyman AteşYüce topluluk tartışırlarken (aralarında) neler geçtiği hakkında bir bilgim yoktu

Ali BulaçMele-i Ala (yüce topluluk) tartışıp dururken, benim hiçbir bilgim yoktur

Saheeh InternationalI had no knowledge of the exalted assembly [of angels] when they were disputing [the creation of Adam]

38:70
إِن يُوحَىٰٓ إِلَيَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرࣱ مُّبِينٌ

Süleyman AteşBen ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için (bu bilgi) bana vahyediliyor

Ali BulaçBana ancak, yalnızca apaçık bir uyarıcı olduğum vahyolunmaktadır

Saheeh InternationalIt has not been revealed to me except that I am a clear warner

38:71
إِذۡ قَالَ رَبُّكَ لِلۡمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّي خَٰلِقُۢ بَشَرࣰ ا مِّن طِينࣲ‏

Süleyman AteşRabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratacağım

Ali BulaçHani Rabbin meleklere: "Gerçekten Ben, çamurdan bir beşer yaratacağım" demişti

Saheeh International[So mention] when your Lord said to the angels, "Indeed, I am going to create a human being from clay

38:72 📚 4
فَإِذَا سَوَّيۡتُهُۥ وَنَفَخۡتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُۥ سَٰجِدِينَ

Süleyman AteşOnu biçimlendirip ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın

Ali BulaçOnu bir biçime sokup, ona Ruhum'dan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın

Saheeh InternationalSo when I have proportioned him and breathed into him of My [created] soul, then fall down to him in prostration

38:73
فَسَجَدَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمۡ أَجۡمَعُونَ

Süleyman AteşMeleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler

Ali BulaçMeleklerin hepsi topluca secde etti

Saheeh InternationalSo the angels prostrated - all of them entirely

38:74
إِلَّآ إِبۡلِيسَ ٱسۡتَكۡبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلۡكَٰفِرِينَ

Süleyman AteşYalnız İblis etmedi, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu

Ali BulaçYalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu

Saheeh InternationalExcept Iblees; he was arrogant and became among the disbelievers

38:75 📚 1
قَالَ يَٰٓإِبۡلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسۡجُدَ لِمَا خَلَقۡتُ بِيَدَيَّۖ أَسۡتَكۡبَرۡتَ أَمۡ كُنتَ مِنَ ٱلۡعَالِينَ

Süleyman Ateş(Rabbin ona) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun

Saheeh International[Allah] said, "O Iblees, what prevented you from prostrating to that which I created with My hands? Were you arrogant [then], or were you [already] among the haughty

38:76 📚 5
قَالَ أَنَا۠ خَيۡرࣱ مِّنۡهُ خَلَقۡتَنِي مِن نَّارࣲ وَخَلَقۡتَهُۥ مِن طِينࣲ‏

Süleyman AteşDedi: "Ben ondan iyiyim. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın

Ali BulaçDedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın

Saheeh InternationalHe said, "I am better than him. You created me from fire and created him from clay

38:77
قَالَ فَٱخۡرُجۡ مِنۡهَا فَإِنَّكَ رَجِيمࣱ‏

Süleyman AteşBuyurdu ki: "Haydi çık oradan, sen kovuldun

Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Öyleyse ordan (cennetten) çık, artık sen kovulmuş bulunmaktasın

Saheeh International[Allah] said, "Then get out of Paradise, for indeed, you are expelled

38:78
وَإِنَّ عَلَيۡكَ لَعۡنَتِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلدِّينِ

Süleyman AteşTa ceza gününe kadar lanetim üzerinedir

Ali BulaçVe şüphesiz, din (kıyametteki hesap) gününe kadar Benim lanetim senin üzerinedir

Saheeh InternationalAnd indeed, upon you is My curse until the Day of Recompense

38:79 📚 1
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرۡنِيٓ إِلَىٰ يَوۡمِ يُبۡعَثُونَ

Süleyman AteşRabbim, dedi, öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar bana süre ver

Ali BulaçDedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı

Saheeh InternationalHe said, "My Lord, then reprieve me until the Day they are resurrected

38:80
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلۡمُنظَرِينَ

Süleyman AteşBuyurdu: "Haydi sen süre verilenlerdensin

Ali BulaçDedi ki: "O halde, süre tanınanlardansın

Saheeh International[Allah] said, "So indeed, you are of those reprieved

38:81
إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡوَقۡتِ ٱلۡمَعۡلُومِ

Süleyman AteşO belli vaktin gününe kadar. Until the day of the time appointed

Ali BulaçBilinen vaktin gününe kadar

Saheeh InternationalUntil the Day of the time well-known

38:82 📚 1
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغۡوِيَنَّهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Süleyman Ateş(İblis) Dedi: "Senin izzet ve şerefine and olsun ki, onların tümünü azdıracağım

Ali BulaçDedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım

Saheeh International[Iblees] said, "By your might, I will surely mislead them all

38:83 📚 4
إِلَّا عِبَادَكَ مِنۡهُمُ ٱلۡمُخۡلَصِينَ

Süleyman AteşYalnız onlardan ihlaslı kulların(a dokunmayacağım)

Ali BulaçAncak onlardan, muhlis olan kulların hariç

Saheeh InternationalExcept, among them, Your chosen servants

38:84 📚 1
قَالَ فَٱلۡحَقُّ وَٱلۡحَقَّ أَقُولُ

Süleyman AteşBuyurdu ki: "Gerçektir (sen benim halis kullarımı kandıramazsın), ve ben gerçek olarak diyorum ki

Ali Bulaç(Allah) "İşte bu haktır ve Ben hakkı söylerim" dedi

Saheeh International[Allah] said, "The truth [is My oath], and the truth I say

38:85 📚 1
لَأَمۡلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Süleyman AteşSenden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım

Ali BulaçAndolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım

Saheeh International[That] I will surely fill Hell with you and those of them that follow you all together

38:86 📚 5
قُلۡ مَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرࣲ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُتَكَلِّفِينَ

Süleyman AteşDe ki: "Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Ve ben yapmacık yapanlardan, (uydurma şeylerle peygamberlik taslayanlardan) değilim

Ali Bulaç(Ey Peygamber) De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden de değilim

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "I do not ask you for the Qur'an any payment, and I am not of the pretentious

38:87
إِنۡ هُوَ إِلَّا ذِكۡرࣱ لِّلۡعَٰلَمِينَ

Süleyman AteşO (Kur'an), ancak bütün alemlere öğüttür

Ali BulaçO (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma)dir

Saheeh InternationalIt is but a reminder to the worlds

38:88 📚 4
وَلَتَعۡلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعۡدَ حِينِۭ

Süleyman AteşBir süre sonra "Onun haberi(nin doğruluğu)nu gayet iyi bileceksiniz

Ali BulaçGerçekten onun haberini bir zaman sonra öğreneceksiniz

Saheeh InternationalAnd you will surely know [the truth of] its information after a time

← Önceki Sonraki →

38. Saad Suresi | Anlam Arayışı