☪ Anlam Arayışı

46. Al-Ahqaf سُورَةُ الأَحۡقَافِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
46:1
حمٓ
حمٓ
Hâ Mîm

Diyanet İşleri MealiHa, Mim

46:2
تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡحَكِيمِ
تَنزِيلُ
indirilişi
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
مِنَ
(tarafın)dandır
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْعَزِيزِ
aziz
ٱلْحَكِيمِ
hakim

Diyanet İşleri MealiBu Kitap'ın indirilmesi güçlü olan, Hakim olan Allah katındandır

46:3 📚 1
مَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَأَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَمَّآ أُنذِرُواْ مُعۡرِضُونَ
مَا
biz yaratmadık
خَلَقْنَا
We created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَآ
ikisi arasında
إِلَّا
ancak (yarattık)
بِٱلْحَقِّ
gerçek ile
وَأَجَلٍۢ
ve bir süreye göre
مُّسَمًّۭى ۚ
belli
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
عَمَّآ
şeyden
أُنذِرُوا۟
uyarıldıkları
مُعْرِضُونَ
yüz çevirmektedirler

Diyanet İşleri MealiBiz, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, ancak gerçek üzere ve belirli bir süre için yarattık; inkar edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler

46:4
قُلۡ أَرَءَيۡتُم مَّا تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُواْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ لَهُمۡ شِرۡكࣱ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِۖ ٱئۡتُونِي بِكِتَٰبࣲ مِّن قَبۡلِ هَٰذَآ أَوۡ أَثَٰرَةࣲ مِّنۡ عِلۡمٍ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
مَّا
şeyleri
تَدْعُونَ
yalvardıklarınız
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَرُونِى
bana gösterin
مَاذَا
neyi?
خَلَقُوا۟
yarattılar onlar
مِنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların var (mı?)
شِرْكٌۭ
bir ortaklığı
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ ۖ
the heavens
ٱئْتُونِى
bana getirin
بِكِتَـٰبٍۢ
bir Kitap
مِّن
önce
قَبْلِ
before
هَـٰذَآ
bundan
أَوْ
yahut
أَثَـٰرَةٍۢ
bir kalıntı
مِّنْ
bilgiden
عِلْمٍ
knowledge
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrular(dan)

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Allah'ı bırakıp taptığınız şeyleri görüyor musunuz? Yeryüzünde ne yaratmışlar bana göstersenize! Yoksa Allah'la ortaklıkları göklerde midir? Eğer doğru sözlü iseniz, size indirilmiş bir kitap veya intikal etmiş bir bilgi kalıntısı varsa bana getirin

46:5
وَمَنۡ أَضَلُّ مِمَّن يَدۡعُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَن لَّا يَسۡتَجِيبُ لَهُۥٓ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡقِيَٰمَةِ وَهُمۡ عَن دُعَآئِهِمۡ غَٰفِلُونَ
وَمَنْ
kim olabilir?
أَضَلُّ
daha sapık
مِمَّن
kimseden
يَدْعُوا۟
yalvaran
مِن
bırakıp da
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'ı
مَن
kimselere
لَّا
cevap veremeyecek
يَسْتَجِيبُ
will not respond
لَهُۥٓ
kendisine
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
وَهُمْ
oysa onlar
عَن
bunların yalvardıklarından
دُعَآئِهِمْ
their calls
غَـٰفِلُونَ
habersizdirler

Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp da, kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kimdir? Çünkü, yalvardıkları şeyler yalvarışlarından habersizdirler

46:6
وَإِذَا حُشِرَ ٱلنَّاسُ كَانُواْ لَهُمۡ أَعۡدَآءࣰ وَكَانُواْ بِعِبَادَتِهِمۡ كَٰفِرِينَ
وَإِذَا
ve zaman
حُشِرَ
toplandıkları
ٱلنَّاسُ
insanlar
كَانُوا۟
olurlar
لَهُمْ
onlara
أَعْدَآءًۭ
düşman
وَكَانُوا۟
ve
بِعِبَادَتِهِمْ
onların kendilerine tapmalarını
كَـٰفِرِينَ
tanımazlar

Diyanet İşleri MealiAma, insanlar kıyamet günü toplatılınca, putları onlara düşman olurlar ve tapınmalarını inkar ederler

46:7
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ هَٰذَا سِحۡرࣱ مُّبِينٌ
وَإِذَا
ve zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
onlara
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
قَالَ
dediler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لِلْحَقِّ
hakk için
لَمَّا
kendilerine gelen
جَآءَهُمْ
it comes to them
هَـٰذَا
bu
سِحْرٌۭ
bir büyüdür
مُّبِينٌ
apaçık

Diyanet İşleri MealiAyetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkar edenler, kendilerine gelen gerçek için: "Bu, apaçık bir büyüdür" derler

46:8
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰهُۖ قُلۡ إِنِ ٱفۡتَرَيۡتُهُۥ فَلَا تَمۡلِكُونَ لِي مِنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔاۖ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِۚ كَفَىٰ بِهِۦ شَهِيدَۢا بَيۡنِي وَبَيۡنَكُمۡۖ وَهُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
(-mu) diyorlar?
ٱفْتَرَىٰهُ ۖ
He has invented it
قُلْ
de ki
إِنِ
eğer
ٱفْتَرَيْتُهُۥ
ben onu uydurmuşsam
فَلَا
olmaz
تَمْلِكُونَ
sizin hiçbir yararınız
لِى
bana
مِنَ
Allah-;-tan
ٱللَّهِ
Allah-;
شَيْـًٔا ۖ
bir şeye (gelecek cezaya)
هُوَ
O
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
şeyleri
تُفِيضُونَ
taşkınlık yaptığınız
فِيهِ ۖ
onda
كَفَىٰ
yeter
بِهِۦ
O'nun
شَهِيدًۢا
şahid olması
بَيْنِى
benimle
وَبَيْنَكُمْ ۖ
sizin aranızda
وَهُوَ
ve O
ٱلْغَفُورُ
bağışlayandır
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiVeya, "onu uydurdu" derler. De ki: "Eğer onu uydurdumsa, beni Allah'a karşı hiçbir şekilde savunamazsınız; O, Kuran için yaptığınız taşkınlıkları daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, bağışlayandır, merhamet edendir

46:9 📚 6
قُلۡ مَا كُنتُ بِدۡعࣰ ا مِّنَ ٱلرُّسُلِ وَمَآ أَدۡرِي مَا يُفۡعَلُ بِي وَلَا بِكُمۡۖ إِنۡ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَيَّ وَمَآ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏
قُلْ
de ki
مَا
değilim
كُنتُ
I am
بِدْعًۭا
türedi biri
مِّنَ
(arasında)
ٱلرُّسُلِ
elçiler
وَمَآ
ve
أَدْرِى
bilmem
مَا
ne
يُفْعَلُ
yapılacağını
بِى
bana
وَلَا
ne de
بِكُمْ ۖ
size
إِنْ
(hayır)
أَتَّبِعُ
ben uymuyorum
إِلَّا
başkasına
مَا
şey(den)
يُوحَىٰٓ
vahyedilen
إِلَىَّ
bana
وَمَآ
ve değilim
أَنَا۠
ben
إِلَّا
başka bir şey
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıdan
مُّبِينٌۭ
apaçık

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben sadece apaçık bir uyarıcıyım

46:10
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِن كَانَ مِنۡ عِندِ ٱللَّهِ وَكَفَرۡتُم بِهِۦ وَشَهِدَ شَاهِدࣱ مِّنۢ بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ مِثۡلِهِۦ فَـَٔامَنَ وَٱسۡتَكۡبَرۡتُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلظَّٰلِمِينَ
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
hiç düşündünüz mü?
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنْ
katından
عِندِ
from Allah
ٱللَّهِ
Allah
وَكَفَرْتُم
ve siz inkar ettiyseniz
بِهِۦ
onu
وَشَهِدَ
ve görüp
شَاهِدٌۭ
bir şahid
مِّنۢ
oğullarından
بَنِىٓ
(the) Children of Israel
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
عَلَىٰ
bunun benzerini
مِثْلِهِۦ
(the) like thereof
فَـَٔامَنَ
ve inandığı halde
وَٱسْتَكْبَرْتُمْ ۖ
siz tenezzül etmemişseniz
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
ٱلْقَوْمَ
bir toplumu
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerden

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Eğer bu Kitap Allah katından ise ve siz de onu inkar etmişseniz; İsrailoğullarından bir şahit de bunun böyle olduğuna şehadet edip de inanmışken, siz yine de büyüklük taslarsınız, bana söyleyin kendinize yazık etmiş olmaz mısınız?" Doğrusu Allah zalim milleti doğru yola eriştirmez

46:11 📚 4
وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَوۡ كَانَ خَيۡرࣰ ا مَّا سَبَقُونَآ إِلَيۡهِۚ وَإِذۡ لَمۡ يَهۡتَدُواْ بِهِۦ فَسَيَقُولُونَ هَٰذَآ إِفۡكࣱ قَدِيمࣱ‏
وَقَالَ
ve dedi(ler)
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لِلَّذِينَ
kimseler için
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَوْ
şayet
كَانَ
olsaydı
خَيْرًۭا
iyi bir şey
مَّا
bizi geçemezlerdi
سَبَقُونَآ
they (would) have preceded us
إِلَيْهِ ۚ
ona (inanmada)
وَإِذْ
zaman ise
لَمْ
hidayete ermedikleri
يَهْتَدُوا۟
they (are) guided
بِهِۦ
onunla
فَسَيَقُولُونَ
diyeceklerdir ki
هَـٰذَآ
bu
إِفْكٌۭ
bir yalandır
قَدِيمٌۭ
eski

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, inananlar için: "Eğer İslamiyet'te bir hayır olsaydı, bu hususta bizden öne geçemezlerdi" derler. Bununla doğru yola girmedikleri için de, "Bu, eski bir uydurmadır" derler

46:12
وَمِن قَبۡلِهِۦ كِتَٰبُ مُوسَىٰٓ إِمَامࣰ ا وَرَحۡمَةࣰۚ وَهَٰذَا كِتَٰبࣱ مُّصَدِّقࣱ لِّسَانًا عَرَبِيࣰّ ا لِّيُنذِرَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ وَبُشۡرَىٰ لِلۡمُحۡسِنِينَ
وَمِن
ve
قَبْلِهِۦ
ondan önce
كِتَـٰبُ
Kitabı
مُوسَىٰٓ
Musa'nın
إِمَامًۭا
önder
وَرَحْمَةًۭ ۚ
ve rahmet
وَهَـٰذَا
ve bu
كِتَـٰبٌۭ
Kitaptır
مُّصَدِّقٌۭ
doğrulayan
لِّسَانًا
diliyle
عَرَبِيًّۭا
Arap
لِّيُنذِرَ
uyarmak için
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ظَلَمُوا۟
kendilerine yazık eden(leri)
وَبُشْرَىٰ
ve müjde (olan)
لِلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananlar (için)

Diyanet İşleri MealiKuran'dan önce, Musa'nın kitabı (Tevrat), bir rahmet ve rehberdi. Bu Kuran da, zulmedenleri uyarmak ve iyi davrananlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş, kendinden öncekileri doğrulayan bir Kitap'dır

46:13 📚 17
إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُواْ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسۡتَقَٰمُواْ فَلَا خَوۡفٌ عَلَيۡهِمۡ وَلَا هُمۡ يَحۡزَنُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
قَالُوا۟
diyen(ler)
رَبُّنَا
Rabbimiz
ٱللَّهُ
Allah'tır
ثُمَّ
sonra
ٱسْتَقَـٰمُوا۟
doğru olanlar
فَلَا
yoktur
خَوْفٌ
korku
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَا
ve değildir
هُمْ
onlar
يَحْزَنُونَ
üzülecek

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra da dosdoğru gidenlere korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir

46:14
أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَنَّةِ خَٰلِدِينَ فِيهَا جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلْجَنَّةِ
cennet
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacaklardır
فِيهَا
orada
جَزَآءًۢ
ceza olarak
بِمَا
karşılık
كَانُوا۟
olduklarına
يَعْمَلُونَ
yapıyorlar

Diyanet İşleri Mealiİşte onlar, cennetliklerdir; işlediklerine karşılık olarak, içinde temelli kalacaklardır

46:15 📚 4
وَوَصَّيۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ بِوَٰلِدَيۡهِ إِحۡسَٰنًاۖ حَمَلَتۡهُ أُمُّهُۥ كُرۡهࣰ ا وَوَضَعَتۡهُ كُرۡهࣰ اۖ وَحَمۡلُهُۥ وَفِصَٰلُهُۥ ثَلَٰثُونَ شَهۡرًاۚ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ وَبَلَغَ أَرۡبَعِينَ سَنَةࣰ قَالَ رَبِّ أَوۡزِعۡنِيٓ أَنۡ أَشۡكُرَ نِعۡمَتَكَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَيَّ وَأَنۡ أَعۡمَلَ صَٰلِحࣰ ا تَرۡضَىٰهُ وَأَصۡلِحۡ لِي فِي ذُرِّيَّتِيٓۖ إِنِّي تُبۡتُ إِلَيۡكَ وَإِنِّي مِنَ ٱلۡمُسۡلِمِينَ
وَوَصَّيْنَا
ve biz tavsiye ettik
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
بِوَٰلِدَيْهِ
ana babasına
إِحْسَـٰنًا ۖ
iyilik etmesini
حَمَلَتْهُ
onu taşıdı
أُمُّهُۥ
anası
كُرْهًۭا
zahmetle
وَوَضَعَتْهُ
ve doğurdu onu
كُرْهًۭا ۖ
zahmetle
وَحَمْلُهُۥ
taşınması ise
وَفِصَـٰلُهُۥ
ve sütten kesilmesi
ثَلَـٰثُونَ
otuz
شَهْرًا ۚ
aydır
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
بَلَغَ
erdiği
أَشُدَّهُۥ
güçlü çağına
وَبَلَغَ
ve varınca
أَرْبَعِينَ
kırk
سَنَةًۭ
yaşına
قَالَ
dedi
رَبِّ
Rabbim
أَوْزِعْنِىٓ
beni sevk eyle
أَنْ
şükretmeğe
أَشْكُرَ
I may be grateful
نِعْمَتَكَ
ni'metine
ٱلَّتِىٓ
verdiğin
أَنْعَمْتَ
You have bestowed
عَلَىَّ
bana
وَعَلَىٰ
ve
وَٰلِدَىَّ
anama babama
وَأَنْ
ve
أَعْمَلَ
yapmağa
صَـٰلِحًۭا
yararlı işler
تَرْضَىٰهُ
razı olacağın
وَأَصْلِحْ
ve salahı devam ettir
لِى
benim için
فِى
içinde
ذُرِّيَّتِىٓ ۖ
zürriyetim
إِنِّى
şüphesiz ben
تُبْتُ
yüz tuttum
إِلَيْكَ
sana
وَإِنِّى
ve elbette ben
مِنَ
teslim olanlardanım
ٱلْمُسْلِمِينَ
those who submit

Diyanet İşleri MealiBiz insana, anne ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir; zira annesi, onu, karnında, zorluğa uğrayarak taşımış; onu güçlükle doğurmuştur. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Sonunda erginlik çağına erince ve kırk yaşına varınca: "Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve benim hoşnut olacağın yararlı bir işi yapmamı sağla; bana verdiğin gibi soyuma da salah ver; doğrusu Sana yöneldim, ben, kendini Sana verenlerdenim" demesi gerekir

46:16 📚 2
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ نَتَقَبَّلُ عَنۡهُمۡ أَحۡسَنَ مَا عَمِلُواْ وَنَتَجَاوَزُ عَن سَيِّـَٔاتِهِمۡ فِيٓ أَصۡحَٰبِ ٱلۡجَنَّةِۖ وَعۡدَ ٱلصِّدۡقِ ٱلَّذِي كَانُواْ يُوعَدُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
öyle kişilerdir ki
نَتَقَبَّلُ
kabul ederiz
عَنْهُمْ
onlardan
أَحْسَنَ
en iyisini
مَا
yaptıklarının
عَمِلُوا۟
they did
وَنَتَجَاوَزُ
ve geçeriz
عَن
onların kötülüklerinden
سَيِّـَٔاتِهِمْ
their evil deeds
فِىٓ
arasındadırlar
أَصْحَـٰبِ
halkı
ٱلْجَنَّةِ ۖ
cennet
وَعْدَ
sözdür
ٱلصِّدْقِ
doğru
ٱلَّذِى
olunan
كَانُوا۟
they were
يُوعَدُونَ
kendilerine va'd

Diyanet İşleri Mealiİşte, işlediklerini en güzel şekilde kabul ettiğimiz ve kötülüklerini geçtiğimiz bu kimseler, cennetlikler içindedirler. Bu, verilen doğru bir sözdür

46:17
وَٱلَّذِي قَالَ لِوَٰلِدَيۡهِ أُفࣲّ لَّكُمَآ أَتَعِدَانِنِيٓ أَنۡ أُخۡرَجَ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلۡقُرُونُ مِن قَبۡلِي وَهُمَا يَسۡتَغِيثَانِ ٱللَّهَ وَيۡلَكَ ءَامِنۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ فَيَقُولُ مَا هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلۡأَوَّلِينَ
وَٱلَّذِى
ve o kimse
قَالَ
dedi
لِوَٰلِدَيْهِ
anasına babasına
أُفٍّۢ
öf
لَّكُمَآ
size
أَتَعِدَانِنِىٓ
siz bana va'd mı ediyorsunuz?
أَنْ
benim çıkarılacağımı
أُخْرَجَ
I will be brought forth
وَقَدْ
gelip geçmiş iken
خَلَتِ
gelip geçmiş iken
ٱلْقُرُونُ
nice nesiller
مِن
benden önce
قَبْلِى
before me
وَهُمَا
onlar ise
يَسْتَغِيثَانِ
sığınarak
ٱللَّهَ
Allah'a
وَيْلَكَ
yazık sana (dediler)
ءَامِنْ
iman et!
إِنَّ
şüphesiz
وَعْدَ
sözü
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ
gerçektir
فَيَقُولُ
derken o der ki
مَا
değildir
هَـٰذَآ
bu
إِلَّآ
başka bir şey
أَسَـٰطِيرُ
masallarından
ٱلْأَوَّلِينَ
eskilerin

Diyanet İşleri MealiAnnesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır

46:18
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيۡهِمُ ٱلۡقَوۡلُ فِيٓ أُمَمࣲ قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلِهِم مِّنَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِۖ إِنَّهُمۡ كَانُواْ خَٰسِرِينَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
حَقَّ
hak olan
عَلَيْهِمُ
kendilerine
ٱلْقَوْلُ
(azab) söz(ü)
فِىٓ
arasında
أُمَمٍۢ
toplulukları
قَدْ
gelip geçen
خَلَتْ
gelip geçen
مِن
kendilerinden önce
قَبْلِهِم
before them
مِّنَ
cin(ler)den
ٱلْجِنِّ
(the) jinn
وَٱلْإِنسِ ۖ
ve insan(lardan)
إِنَّهُمْ
gerçekten onlar
كَانُوا۟
ziyana uğrayanlardır
خَـٰسِرِينَ
(the) losers

Diyanet İşleri MealiAnnesine babasına: "Of ikinizden; benden önce nice nesiller gelip geçmişken beni tekrar diriltilmemle mi tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye, anne babası Allah'a sığınarak: "Sana yazıklar olsun! İnan; doğrusu Allah'ın sözü gerçektir" dedikleri halde: "Bu, Kuran öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diye cevap verenler işte onlar kendilerinden önce cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler içinde, Allah'ın azap vadinin aleyhlerinde gerçekleştiği kimselerdir. Doğrusu onlar hüsranda olanlardır

46:19
وَلِكُلࣲّ دَرَجَٰتࣱ مِّمَّا عَمِلُواْۖ وَلِيُوَفِّيَهُمۡ أَعۡمَٰلَهُمۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
وَلِكُلٍّۢ
her birinin vardır
دَرَجَـٰتٌۭ
dereceleri
مِّمَّا
işlerden
عَمِلُوا۟ ۖ
yaptıkları
وَلِيُوَفِّيَهُمْ
ve onlara tam verir
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıklarının karşılığını
وَهُمْ
ve onlara
لَا
asla
يُظْلَمُونَ
haksızlık edilmez

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerinden ötürü herkesin bir derecesi vardır. Herkese işlediklerinin karşılığı ödenir. Kendilerine haksızlık yapılmaz

46:20 📚 2
وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَذۡهَبۡتُمۡ طَيِّبَٰتِكُمۡ فِي حَيَاتِكُمُ ٱلدُّنۡيَا وَٱسۡتَمۡتَعۡتُم بِهَا فَٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَوۡنَ عَذَابَ ٱلۡهُونِ بِمَا كُنتُمۡ تَسۡتَكۡبِرُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَبِمَا كُنتُمۡ تَفۡسُقُونَ
وَيَوْمَ
ve gün
يُعْرَضُ
sunulacakları
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
عَلَى
ateşe
ٱلنَّارِ
the Fire
أَذْهَبْتُمْ
zayi ettiniz
طَيِّبَـٰتِكُمْ
bütün güzelliklerinizi
فِى
hayatınızda
حَيَاتِكُمُ
your life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَٱسْتَمْتَعْتُم
ve sefa sürdünüz
بِهَا
bunlarla
فَٱلْيَوْمَ
bugün
تُجْزَوْنَ
cezalandırılacaksınız
عَذَابَ
bir azab ile
ٱلْهُونِ
alçaltıcı
بِمَا
ötürü
كُنتُمْ
büyüklük taslamanızdan
تَسْتَكْبِرُونَ
arrogant
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
بِغَيْرِ
haksız yere
ٱلْحَقِّ
haksız yere
وَبِمَا
ötürü
كُنتُمْ
ve yoldan çıkmanızdan
تَفْسُقُونَ
defiantly disobedient

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, ateşe sunuldukları gün, onlara: "Dünyadaki hayatınızda sizin için güzel olan her şeyi harcadınız, onların zevkini sürdünüz; ama bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azap göreceksiniz

46:21
۞وَٱذۡكُرۡ أَخَا عَادٍ إِذۡ أَنذَرَ قَوۡمَهُۥ بِٱلۡأَحۡقَافِ وَقَدۡ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيۡنِ يَدَيۡهِ وَمِنۡ خَلۡفِهِۦٓ أَلَّا تَعۡبُدُوٓاْ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ عَذَابَ يَوۡمٍ عَظِيمࣲ‏
۞ وَٱذْكُرْ
ve an
أَخَا
kardeşini (Hud'u)
عَادٍ
Ad'ın
إِذْ
hani
أَنذَرَ
uyarmıştı
قَوْمَهُۥ
kavmini
بِٱلْأَحْقَافِ
Ahkaf'taki
وَقَدْ
gelip geçti
خَلَتِ
gelip geçti
ٱلنُّذُرُ
nice uyarıcılar
مِنۢ
onun önünden
بَيْنِ
before him
يَدَيْهِ
ve
وَمِنْ
and after him
خَلْفِهِۦٓ
ardından
أَلَّا
kulluk etmeyin
تَعْبُدُوٓا۟
you worship
إِلَّا
başkasına
ٱللَّهَ
Allah'tan
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin
عَذَابَ
azabına uğramanızdan
يَوْمٍ
bir günün
عَظِيمٍۢ
büyük

Diyanet İşleri MealiAd milletinin kardeşi Hud'u an; ondan önce ve sonra, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin" diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken, Ahkaf bölgesindeki milletini uyarmış "Doğrusu sizin için, büyük günün azabından korkuyorum" demişti

46:22
قَالُوٓاْ أَجِئۡتَنَا لِتَأۡفِكَنَا عَنۡ ءَالِهَتِنَا فَأۡتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
قَالُوٓا۟
dediler ki
أَجِئْتَنَا
sen geldin mi?
لِتَأْفِكَنَا
bizi çevirmek için
عَنْ
tanrılarımızdan
ءَالِهَتِنَا
our gods
فَأْتِنَا
o halde bize getir
بِمَا
şeyi
تَعِدُنَآ
bizi tehdidettiğin
إِن
eğer
كُنتَ
isen
مِنَ
doğrulardan
ٱلصَّـٰدِقِينَ
the truthful

Diyanet İşleri MealiBize, bizi tanrılarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler

46:23
قَالَ إِنَّمَا ٱلۡعِلۡمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرۡسِلۡتُ بِهِۦ وَلَٰكِنِّيٓ أَرَىٰكُمۡ قَوۡمࣰ ا تَجۡهَلُونَ
قَالَ
dedi
إِنَّمَا
sadece
ٱلْعِلْمُ
bilgi
عِندَ
katındadır
ٱللَّهِ
Allah
وَأُبَلِّغُكُم
ve ben size tebliğ ediyorum
مَّآ
şeyi (mesajı)
أُرْسِلْتُ
gönderildiğim
بِهِۦ
onunla
وَلَـٰكِنِّىٓ
fakat ben
أَرَىٰكُمْ
sizi görüyorum
قَوْمًۭا
bir kavim
تَجْهَلُونَ
cahillik eden

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunun ne zaman geleceğini Allah bilir; ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum; fakat sizin cahil bir millet olduğunuzu görüyorum." dedi

46:24 📚 1
فَلَمَّا رَأَوۡهُ عَارِضࣰ ا مُّسۡتَقۡبِلَ أَوۡدِيَتِهِمۡ قَالُواْ هَٰذَا عَارِضࣱ مُّمۡطِرُنَاۚ بَلۡ هُوَ مَا ٱسۡتَعۡجَلۡتُم بِهِۦۖ رِيحࣱ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
فَلَمَّا
nihayet
رَأَوْهُ
onu görünce
عَارِضًۭا
geniş bir bulut halinde
مُّسْتَقْبِلَ
yönelerek geldiğini
أَوْدِيَتِهِمْ
vadilerine
قَالُوا۟
dediler
هَـٰذَا
bu
عَارِضٌۭ
bir buluttur
مُّمْطِرُنَا ۚ
bize yağmur yağdıracak
بَلْ
hayır
هُوَ
o
مَا
şey
ٱسْتَعْجَلْتُم
sizin acele gelmesini istediğinizdir
بِهِۦ ۖ
onun
رِيحٌۭ
bir rüzgardır
فِيهَا
içinde bulunan
عَذَابٌ
azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiO azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız

46:25 📚 1
تُدَمِّرُ كُلَّ شَيۡءِۭ بِأَمۡرِ رَبِّهَا فَأَصۡبَحُواْ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَٰكِنُهُمۡۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡمُجۡرِمِينَ
تُدَمِّرُ
yıkar mahveder
كُلَّ
her
شَىْءٍۭ
şeyi
بِأَمْرِ
emriyle
رَبِّهَا
Rabbinin
فَأَصْبَحُوا۟
onlar o hale geldiler ki
لَا
görülmez oldu
يُرَىٰٓ
is seen
إِلَّا
başka bir şey
مَسَـٰكِنُهُمْ ۚ
konutlarından
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
biz cezalandırırız
ٱلْقَوْمَ
toplumu
ٱلْمُجْرِمِينَ
suç işleyen

Diyanet İşleri MealiO azabın, yayılarak vadilerine doğru yöneldiğini gördüklerinde: "Bu yaygın bulut bize yağmur yağdıracaktır" dediler. Hud: "Hayır, o, acele beklediğiniz şeydir; can yakıcı azap veren bir rüzgardır; Rabbinin buyruğu ile her şeyi yok eder" dedi. Bunun üzerine evlerinin harabelerinden başka bir şey görünmez oldu. Biz, suçlu milleti işte böyle cezalandırırız

46:26
وَلَقَدۡ مَكَّنَّٰهُمۡ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّٰكُمۡ فِيهِ وَجَعَلۡنَا لَهُمۡ سَمۡعࣰ ا وَأَبۡصَٰرࣰ ا وَأَفۡـِٔدَةࣰ فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُمۡ سَمۡعُهُمۡ وَلَآ أَبۡصَٰرُهُمۡ وَلَآ أَفۡـِٔدَتُهُم مِّن شَيۡءٍ إِذۡ كَانُواْ يَجۡحَدُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
مَكَّنَّـٰهُمْ
onlara imkan vermiştik
فِيمَآ
şeyi
إِن
size vermediğimiz
مَّكَّنَّـٰكُمْ
We have established you
فِيهِ
onu
وَجَعَلْنَا
ve yaratmıştık
لَهُمْ
onlara
سَمْعًۭا
kulaklar
وَأَبْصَـٰرًۭا
ve gözler
وَأَفْـِٔدَةًۭ
ve gönüller
فَمَآ
fakat
أَغْنَىٰ
sağlamadı
عَنْهُمْ
kendilerine
سَمْعُهُمْ
kulakları
وَلَآ
ne de
أَبْصَـٰرُهُمْ
gözleri
وَلَآ
ne de
أَفْـِٔدَتُهُم
gönülleri
مِّن
bir
شَىْءٍ
şey (yarar)
إِذْ
zira
كَانُوا۟
bile bile inkar ediyorlardı
يَجْحَدُونَ
rejecting
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَحَاقَ
ve kuşatıverdi
بِهِم
kendilerini
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay edip duruyor(lar)

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki onlara, size vermediğimiz servet ve imkanı vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı, zira, Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı, alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yokediverdi

46:27
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَا مَا حَوۡلَكُم مِّنَ ٱلۡقُرَىٰ وَصَرَّفۡنَا ٱلۡأٓيَٰتِ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ
وَلَقَدْ
ave ndolsun
أَهْلَكْنَا
biz yok ettik
مَا
çevrenizdeki
حَوْلَكُم
surrounds you
مِّنَ
kentleri
ٱلْقُرَىٰ
the towns
وَصَرَّفْنَا
ve tekrar tekrar açıkladık
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لَعَلَّهُمْ
belki de
يَرْجِعُونَ
(küfürlerinden) dönerler

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, çevrenizde bulunan birçok kentleri yok etmişizdir. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri türlü türlü anlatmışızdır

46:28 📚 1
فَلَوۡلَا نَصَرَهُمُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ قُرۡبَانًا ءَالِهَةَۢۖ بَلۡ ضَلُّواْ عَنۡهُمۡۚ وَذَٰلِكَ إِفۡكُهُمۡ وَمَا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
فَلَوْلَا
olmaz mıydı?
نَصَرَهُمُ
kendilerine yardım etselerdi
ٱلَّذِينَ
şeyler
ٱتَّخَذُوا۟
edindikleri
مِن
başka-tan
دُونِ
başka
ٱللَّهِ
Allah
قُرْبَانًا
yakınlık sağlamak için
ءَالِهَةًۢ ۖ
tanrı
بَلْ
hayır
ضَلُّوا۟
kaybolup gittiler
عَنْهُمْ ۚ
onlardan
وَذَٰلِكَ
işte budur
إِفْكُهُمْ
onların yalanları
وَمَا
ve şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَفْتَرُونَ
uydurmuş

Diyanet İşleri MealiO zamanlar, Allah'ı bırakıp da O'na yakınlık peyda etmek için edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Ama tanrıları onlardan uzaklaştılar. Bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir

46:29 📚 2
وَإِذۡ صَرَفۡنَآ إِلَيۡكَ نَفَرࣰ ا مِّنَ ٱلۡجِنِّ يَسۡتَمِعُونَ ٱلۡقُرۡءَانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوٓاْ أَنصِتُواْۖ فَلَمَّا قُضِيَ وَلَّوۡاْ إِلَىٰ قَوۡمِهِم مُّنذِرِينَ
وَإِذْ
bir zaman
صَرَفْنَآ
yöneltmiştik
إِلَيْكَ
sana
نَفَرًۭا
bir topluluğu
مِّنَ
cinlerden
ٱلْجِنِّ
the jinn
يَسْتَمِعُونَ
dinlemek üzere
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an
فَلَمَّا
zaman
حَضَرُوهُ
ona geldikleri
قَالُوٓا۟
dediler
أَنصِتُوا۟ ۖ
susun (dinleyin)
فَلَمَّا
zaman da
قُضِىَ
bitirildiği
وَلَّوْا۟
döndüler
إِلَىٰ
kavimlerine
قَوْمِهِم
their people
مُّنذِرِينَ
uyarıcılar olarak

Diyanet İşleri MealiKuran'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar Kuran'ı dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun" dediler. Kuran'ın okunması bitince, her biri birer uyarıcı olarak milletlerine döndüler

46:30 📚 1
قَالُواْ يَٰقَوۡمَنَآ إِنَّا سَمِعۡنَا كِتَٰبًا أُنزِلَ مِنۢ بَعۡدِ مُوسَىٰ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِ يَهۡدِيٓ إِلَى ٱلۡحَقِّ وَإِلَىٰ طَرِيقࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
قَالُوا۟
dediler
يَـٰقَوْمَنَآ
ey kavmimiz
إِنَّا
elbette biz
سَمِعْنَا
dinledik
كِتَـٰبًا
bir Kitap
أُنزِلَ
indirilen
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مُوسَىٰ
Musa'dan
مُصَدِّقًۭا
doğrulayan
لِّمَا
kendinden öncekini
بَيْنَ
(was) before it
يَدَيْهِ
kendinden öncekini
يَهْدِىٓ
götüren
إِلَى
gerçeğe
ٱلْحَقِّ
the truth
وَإِلَىٰ
ve
طَرِيقٍۢ
yola
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Diyanet İşleri MealiŞöyle dediler: "Ey milletimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik

46:31
يَٰقَوۡمَنَآ أَجِيبُواْ دَاعِيَ ٱللَّهِ وَءَامِنُواْ بِهِۦ يَغۡفِرۡ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمۡ وَيُجِرۡكُم مِّنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ‏
يَـٰقَوْمَنَآ
ey kavmimiz
أَجِيبُوا۟
uyun
دَاعِىَ
da'vetçisine
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَءَامِنُوا۟
ve inanın
بِهِۦ
O'na
يَغْفِرْ
bağışlasın
لَكُم
sizi
مِّن
günahlarınızdan bir kısmını
ذُنُوبِكُمْ
your sins
وَيُجِرْكُم
ve sizi korusun
مِّنْ
azabdan
عَذَابٍ
a punishment
أَلِيمٍۢ
acıklı

Diyanet İşleri MealiEy milletimiz! Allah'a çağırana (Muhammed'e) uyun ve O'na inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azabdan korusun

46:32
وَمَن لَّا يُجِبۡ دَاعِيَ ٱللَّهِ فَلَيۡسَ بِمُعۡجِزࣲ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَيۡسَ لَهُۥ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءُۚ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ضَلَٰلࣲ مُّبِينٍ
وَمَن
ve kim
لَّا
uymazsa
يُجِبْ
respond
دَاعِىَ
da'vetçisine
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَيْسَ
değildir
بِمُعْجِزٍۢ
aciz bırakacak
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَيْسَ
ve olmaz
لَهُۥ
kendisinin
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
أَوْلِيَآءُ ۚ
velileri
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
فِى
içindedirler
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
مُّبِينٍ
apaçık

Diyanet İşleri MealiAllah'a çağırana uymayan kimse bilsin ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamaz; onların O'ndan başka dostları da bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar

46:33 📚 1
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَلَمۡ يَعۡيَ بِخَلۡقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحۡـِۧيَ ٱلۡمَوۡتَىٰۚ بَلَىٰٓۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah'ın
ٱلَّذِى
yaratan
خَلَقَ
created
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَلَمْ
ve
يَعْىَ
yorulmayan
بِخَلْقِهِنَّ
bunları yaratmakla
بِقَـٰدِرٍ
kadir olduğunu
عَلَىٰٓ
diriltmeğe
أَن
to give life
يُحْـِۧىَ
to give life
ٱلْمَوْتَىٰ ۚ
ölüleri
بَلَىٰٓ
evet
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiGökleri, yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de kadir olduğunu görmezler mi? Evet; O her şeye Kadir'dir

46:34 📚 1
وَيَوۡمَ يُعۡرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيۡسَ هَٰذَا بِٱلۡحَقِّۖ قَالُواْ بَلَىٰ وَرَبِّنَاۚ قَالَ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡفُرُونَ
وَيَوْمَ
ve gün
يُعْرَضُ
sunulacakları
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
عَلَى
karşı
ٱلنَّارِ
ateşe
أَلَيْسَ
değil miymiş?
هَـٰذَا
bu
بِٱلْحَقِّ ۖ
gerçek
قَالُوا۟
derler
بَلَىٰ
evet
وَرَبِّنَا ۚ
Rabbimiz hakkı için
قَالَ
der
فَذُوقُوا۟
öyleyse tadın
ٱلْعَذَابَ
azabı
بِمَا
dolayı
كُنتُمْ
olmanızdan
تَكْفُرُونَ
inkar ediyor(lar)

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, ateşe sunuldukları gün onlara: "Bu, gerçek değil miydi?" denir, onlar: "Rabbimize and olsun ki evet gerçekti" derler. Allah: "İnkar etmenizden ötürü azabı tadın" der

46:35 📚 9
فَٱصۡبِرۡ كَمَا صَبَرَ أُوْلُواْ ٱلۡعَزۡمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسۡتَعۡجِل لَّهُمۡۚ كَأَنَّهُمۡ يَوۡمَ يَرَوۡنَ مَا يُوعَدُونَ لَمۡ يَلۡبَثُوٓاْ إِلَّا سَاعَةࣰ مِّن نَّهَارِۭۚ بَلَٰغࣱۚ فَهَلۡ يُهۡلَكُ إِلَّا ٱلۡقَوۡمُ ٱلۡفَٰسِقُونَ
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
كَمَا
gibi
صَبَرَ
sabrettikleri
أُو۟لُوا۟
sahibi
ٱلْعَزْمِ
azim (ve irade)
مِنَ
elçilerin
ٱلرُّسُلِ
the Messengers
وَلَا
ve asla
تَسْتَعْجِل
acele etme
لَّهُمْ ۚ
onlar için
كَأَنَّهُمْ
onlar gibi olurlar
يَوْمَ
gün
يَرَوْنَ
gördükleri
مَا
şeyi (azabı)
يُوعَدُونَ
tehdit edildikleri
لَمْ
(sanki) yaşamamışlar
يَلْبَثُوٓا۟
remained
إِلَّا
dışında
سَاعَةًۭ
bir sa'at
مِّن
gündüzden
نَّهَارٍۭ ۚ
a day
بَلَـٰغٌۭ ۚ
(bu) bir duyurudur
فَهَلْ
helak mı edilecektir?
يُهْلَكُ
(any) be destroyed
إِلَّا
başkası
ٱلْقَوْمُ
topluluktan
ٱلْفَـٰسِقُونَ
yoldan çıkmış

Diyanet İşleri MealiPeygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret; inkarcılar için acele etme; onlar, kendilerine söz verileni gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir müddeti eğlendiklerini sanırlar. Bu bir bildiridir; yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir

← Önceki Sonraki →

46. Al-Ahqaf Suresi | Anlam Arayışı