☪ Anlam Arayışı

47. Muhammad سُورَةُ مُحَمَّدٍ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
47:1
ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ أَضَلَّ أَعۡمَٰلَهُمۡ
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerin)
وَصَدُّوا۟
ve engel olanların
عَن
(Allah) yoludan
سَبِيلِ
(the) way of Allah
ٱللَّهِ
Allah
أَضَلَّ
boşa çıkarmıştır
أَعْمَـٰلَهُمْ
işlerini

Süleyman AteşAllah, inkar edip kendisinin yoluna engel olanların işlerini boşa çıkarmıştır

47:2
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَءَامَنُواْ بِمَا نُزِّلَ عَلَىٰ مُحَمَّدࣲ وَهُوَ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّهِمۡ كَفَّرَ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡ وَأَصۡلَحَ بَالَهُمۡ
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
ءَامَنُوا۟
inanan(ların)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanların
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَءَامَنُوا۟
ve inananların
بِمَا
indirilene
نُزِّلَ
is revealed
عَلَىٰ
Muhammed'e
مُحَمَّدٍۢ
Muhammad
وَهُوَ
ki o
ٱلْحَقُّ
gerçektir
مِن
tarafından
رَّبِّهِمْ ۙ
Rableri
كَفَّرَ
örtmüştür
عَنْهُمْ
onlardan
سَيِّـَٔاتِهِمْ
günahlarını
وَأَصْلَحَ
ve düzeltmiştir
بَالَهُمْ
hallerini

Süleyman Ateşİnanıp iyi işler yapanların, Rableri tarafından Muhammed'e indirilen gerçeğe inananların da günahlarını örtmüş ve hallerini düzeltmiştir

47:3
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱتَّبَعُواْ ٱلۡبَٰطِلَ وَأَنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱتَّبَعُواْ ٱلۡحَقَّ مِن رَّبِّهِمۡۚ كَذَٰلِكَ يَضۡرِبُ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ أَمۡثَٰلَهُمۡ
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّ
çünkü
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
ٱتَّبَعُوا۟
uymuşlardır
ٱلْبَـٰطِلَ
batıla
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ
ki
ءَامَنُوا۟
inananlar ise
ٱتَّبَعُوا۟
uymuşlardır
ٱلْحَقَّ
hakka
مِن
gelen
رَّبِّهِمْ ۚ
Rablerinden
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يَضْرِبُ
anlatır
ٱللَّهُ
Allah
لِلنَّاسِ
insanlara
أَمْثَـٰلَهُمْ
onların durumlarını

Süleyman AteşBu, böyledir: Çünkü inkar edenler batıla uymuşlar; inananlar ise Rablerinden gelen hakka uymuşlardır. İşte Allah, onların durumlarını, insanlara böyle anlatır

47:4 📚 4
فَإِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَضَرۡبَ ٱلرِّقَابِ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَثۡخَنتُمُوهُمۡ فَشُدُّواْ ٱلۡوَثَاقَ فَإِمَّا مَنَّۢا بَعۡدُ وَإِمَّا فِدَآءً حَتَّىٰ تَضَعَ ٱلۡحَرۡبُ أَوۡزَارَهَاۚ ذَٰلِكَۖ وَلَوۡ يَشَآءُ ٱللَّهُ لَٱنتَصَرَ مِنۡهُمۡ وَلَٰكِن لِّيَبۡلُوَاْ بَعۡضَكُم بِبَعۡضࣲۗ وَٱلَّذِينَ قُتِلُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَلَن يُضِلَّ أَعۡمَٰلَهُمۡ
فَإِذَا
zaman
لَقِيتُمُ
karşılaştığınız
ٱلَّذِينَ
kimselerle
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerle)
فَضَرْبَ
vurun
ٱلرِّقَابِ
boyunlarını
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَآ
zaman
أَثْخَنتُمُوهُمْ
onları iyice vurup sindirdiğiniz
فَشُدُّوا۟
sıkıca bağlayın
ٱلْوَثَاقَ
bağı
فَإِمَّا
ister
مَنًّۢا
iyilikle (bırakırsınız)
بَعْدُ
ondan sonra
وَإِمَّا
veya
فِدَآءً
fidye alırsınız
حَتَّىٰ
kadar
تَضَعَ
bırakıncaya
ٱلْحَرْبُ
harb
أَوْزَارَهَا ۚ
ağırlıklarını
ذَٰلِكَ
işte
وَلَوْ
şayet
يَشَآءُ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَٱنتَصَرَ
öc alırdı
مِنْهُمْ
onlardan
وَلَـٰكِن
fakat
لِّيَبْلُوَا۟
denemek için
بَعْضَكُم
bir kısmınızı
بِبَعْضٍۢ ۗ
diğeriyle
وَٱلَّذِينَ
kimselerin
قُتِلُوا۟
öldürülen(lerin)
فِى
(Allah) yolunda
سَبِيلِ
(the) way of Allah
ٱللَّهِ
Allah
فَلَن
asla
يُضِلَّ
zayi etmeyecektir
أَعْمَـٰلَهُمْ
yaptıkları işleri

Süleyman Ateş(Savaşta) İnkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Ondan sonra artık ya lutfen bırakır veya karşılığında fidye alırsınız. Harb, ağırlıklarını bırakıncaya (savaş sona erinceye) kadar (böyle yaparsınız). Allah dileseydi (kendisi) onlardan öc alırdı, fakat sizi birbirinizle denemek için (size savaşı emrediyor). Allah, kendi yolunda öldürülenlerin yaptıkları işleri zayi etmeyecektir

47:5
سَيَهۡدِيهِمۡ وَيُصۡلِحُ بَالَهُمۡ
سَيَهْدِيهِمْ
onları doğru yola iletecektir
وَيُصْلِحُ
ve düzeltecektir
بَالَهُمْ
durumlarını

Süleyman AteşOnları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir

47:6
وَيُدۡخِلُهُمُ ٱلۡجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمۡ
وَيُدْخِلُهُمُ
onları sokacaktır
ٱلْجَنَّةَ
cennete
عَرَّفَهَا
tanımladığı
لَهُمْ
kendilerine

Süleyman AteşOnları, kendilerine tanımladığı cennete sokacaktır

47:7 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تَنصُرُواْ ٱللَّهَ يَنصُرۡكُمۡ وَيُثَبِّتۡ أَقۡدَامَكُمۡ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِن
eğer
تَنصُرُوا۟
siz yardım ederseniz
ٱللَّهَ
Allah(ın dinin)e
يَنصُرْكُمْ
(O da) size yardım eder
وَيُثَبِّتْ
ve sağlam tutar
أَقْدَامَكُمْ
ayaklarınızı

Süleyman AteşEy inananlar, eğer siz Allah(ın dinin)e yardım ederseniz (Allah da) size yardım eder; ayaklarınızı (hakkı koruma yolunda) sağlam tutar

47:8
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَتَعۡسࣰ ا لَّهُمۡ وَأَضَلَّ أَعۡمَٰلَهُمۡ
وَٱلَّذِينَ
kimselere ise
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
فَتَعْسًۭا
yıkım
لَّهُمْ
onlara olsun
وَأَضَلَّ
ve boşa çıkarmıştır
أَعْمَـٰلَهُمْ
onların işlerini

Süleyman Ateşİnkar edenler(e gelince): Yıkım onlara! (Allah) Onların işlerini boşa çıkarmıştır

47:9
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَرِهُواْ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأَحۡبَطَ أَعۡمَٰلَهُمۡ
ذَٰلِكَ
böyledir
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
كَرِهُوا۟
hoşlanmamışlardır
مَآ
indirdiğinden
أَنزَلَ
Allah has revealed
ٱللَّهُ
Allah'ın
فَأَحْبَطَ
(Allah da) heder etmiştir
أَعْمَـٰلَهُمْ
onların amellerini

Süleyman AteşBöyledir, çünkü onlar, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmamışlar, Allah da onların amellerini heder etmiştir

47:10
۞أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۖ دَمَّرَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡۖ وَلِلۡكَٰفِرِينَ أَمۡثَٰلُهَا
۞ أَفَلَمْ
gezip dolaşmadılar mı?
يَسِيرُوا۟
they travel
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَيَنظُرُوا۟
görsünler
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
دَمَّرَ
yıkıp başlarına geçirmiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِمْ ۖ
onları
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere de vardır
أَمْثَـٰلُهَا
onun benzeri sonuçlar

Süleyman Ateş(Onlar) Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Allah onları(n evlerini, barklarını) yıkıp başlarına geçirmiştir. Bu kafirlere de, onun benzeri sonuçlar vardır

47:11
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ مَوۡلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَأَنَّ ٱلۡكَٰفِرِينَ لَا مَوۡلَىٰ لَهُمۡ
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
مَوْلَى
koruyucusudur
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inanan(ların)
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin ise
لَا
yoktur
مَوْلَىٰ
koruyucuları
لَهُمْ
onların

Süleyman AteşBu böyledir, çünkü Allah inananların koruyucusudur. Kafirlerin ise koruyucuları yoktur

47:12
إِنَّ ٱللَّهَ يُدۡخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يَتَمَتَّعُونَ وَيَأۡكُلُونَ كَمَا تَأۡكُلُ ٱلۡأَنۡعَٰمُ وَٱلنَّارُ مَثۡوࣰ ى لَّهُمۡ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُدْخِلُ
sokar
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan;
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
يَتَمَتَّعُونَ
(dünyada) biraz yaşarlar
وَيَأْكُلُونَ
ve yerler
كَمَا
gibi
تَأْكُلُ
yediği
ٱلْأَنْعَـٰمُ
hayvanların
وَٱلنَّارُ
ve ateştir
مَثْوًۭى
yerleri
لَّهُمْ
onların

Süleyman AteşAllah, inanıp iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkar edenler ise dünyada biraz yaşarlar, hayvanların yediği gibi yerler, (sonunda) yerleri ateştir

47:13 📚 1
وَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةࣰ مِّن قَرۡيَتِكَ ٱلَّتِيٓ أَخۡرَجَتۡكَ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡ فَلَا نَاصِرَ لَهُمۡ
وَكَأَيِّن
nicesini
مِّن
kent(ler)den
قَرْيَةٍ
a town
هِىَ
(öyle ki)
أَشَدُّ
daha şiddetliydi
قُوَّةًۭ
kuvvet bakımından
مِّن
senin kentinden
قَرْيَتِكَ
your town
ٱلَّتِىٓ
seni çıkardıkları
أَخْرَجَتْكَ
has driven you out
أَهْلَكْنَـٰهُمْ
biz yok ettik
فَلَا
ve olmadı
نَاصِرَ
yardım eden
لَهُمْ
onlara

Süleyman AteşSeni (içinden) çıkarmış olan kentten daha kuvvetli nice kent var ki biz onları yok ettik de onlara yardım eden çıkmadı

47:14 📚 3
أَفَمَن كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةࣲ مِّن رَّبِّهِۦ كَمَن زُيِّنَ لَهُۥ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُم
أَفَمَن
kimse olur mu?
كَانَ
olan
عَلَىٰ
üzerinde
بَيِّنَةٍۢ
bir delil
مِّن
Rabbinden
رَّبِّهِۦ
his Lord
كَمَن
kimseler gibi
زُيِّنَ
süslendirilen
لَهُۥ
kendilerine
سُوٓءُ
kötü
عَمَلِهِۦ
işi
وَٱتَّبَعُوٓا۟
ve uyan
أَهْوَآءَهُم
keyiflerine

Süleyman AteşRabbinden bir delil üzerinde bulunan insan, kötü işi kendilerine süslendirilen ve keyiflerine uyan kimseler gibi olur mu? (Olmaz elbet)

47:15
مَّثَلُ ٱلۡجَنَّةِ ٱلَّتِي وُعِدَ ٱلۡمُتَّقُونَۖ فِيهَآ أَنۡهَٰرࣱ مِّن مَّآءٍ غَيۡرِ ءَاسِنࣲ وَأَنۡهَٰرࣱ مِّن لَّبَنࣲ لَّمۡ يَتَغَيَّرۡ طَعۡمُهُۥ وَأَنۡهَٰرࣱ مِّنۡ خَمۡرࣲ لَّذَّةࣲ لِّلشَّٰرِبِينَ وَأَنۡهَٰرࣱ مِّنۡ عَسَلࣲ مُّصَفࣰّ ىۖ وَلَهُمۡ فِيهَا مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ وَمَغۡفِرَةࣱ مِّن رَّبِّهِمۡۖ كَمَنۡ هُوَ خَٰلِدࣱ فِي ٱلنَّارِ وَسُقُواْ مَآءً حَمِيمࣰ ا فَقَطَّعَ أَمۡعَآءَهُمۡ
مَّثَلُ
durumu (şudur)
ٱلْجَنَّةِ
cennetin
ٱلَّتِى
söz verilen
وُعِدَ
is promised
ٱلْمُتَّقُونَ ۖ
muttakilere
فِيهَآ
içinde vardır
أَنْهَـٰرٌۭ
ırmakları
مِّن
sudan
مَّآءٍ
water
غَيْرِ
olmayan
ءَاسِنٍۢ
bozulma
وَأَنْهَـٰرٌۭ
ve ırmakları
مِّن
sütten
لَّبَنٍۢ
milk
لَّمْ
değişmeyen
يَتَغَيَّرْ
changes
طَعْمُهُۥ
tadı
وَأَنْهَـٰرٌۭ
ve ırmakları
مِّنْ
şaraptan
خَمْرٍۢ
wine
لَّذَّةٍۢ
lezzet veren
لِّلشَّـٰرِبِينَ
içenlere
وَأَنْهَـٰرٌۭ
ve ırmakları
مِّنْ
baldan
عَسَلٍۢ
honey
مُّصَفًّۭى ۖ
süzme
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
فِيهَا
orada
مِن
her çeşitten
كُلِّ
all
ٱلثَّمَرَٰتِ
meyvalar
وَمَغْفِرَةٌۭ
ve bağışlama (vardır)
مِّن
Rablerinden
رَّبِّهِمْ ۖ
their Lord
كَمَنْ
kimseler gibi olur mu?
هُوَ
o
خَـٰلِدٌۭ
ebedi kalan
فِى
ateşte
ٱلنَّارِ
the Fire
وَسُقُوا۟
ve içirildiği
مَآءً
suyun
حَمِيمًۭا
sıcak
فَقَطَّعَ
parça parça kesen
أَمْعَآءَهُمْ
barsaklarını

Süleyman Ateş(Şirkten, günahlardan) korunanlara söz verilen cennetin durumu şudur: İçinde bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır ve onlar için orada her çeşit meyva, Rablerinden de bağışlama vardır. (Şimdi bu ni'metler içinde yaşayanlar) ateşte ebedi kalan ve barsaklarını parça parça kesen sıcak suyun içirildiği kimseler gibi olur mu

47:16 📚 5
وَمِنۡهُم مَّن يَسۡتَمِعُ إِلَيۡكَ حَتَّىٰٓ إِذَا خَرَجُواْ مِنۡ عِندِكَ قَالُواْ لِلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ مَاذَا قَالَ ءَانِفًاۚ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمۡ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡ
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimisi
يَسْتَمِعُ
seni dinler
إِلَيْكَ
gelip
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
خَرَجُوا۟
çıktıkları
مِنْ
senin yanından
عِندِكَ
you
قَالُوا۟
derler
لِلَّذِينَ
olanlara
أُوتُوا۟
verilmiş
ٱلْعِلْمَ
bilgi
مَاذَا
ne?
قَالَ
söyledi
ءَانِفًا ۚ
az önce
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
طَبَعَ
mühürlediği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِهِمْ
kalbleri
وَٱتَّبَعُوٓا۟
ve ardına düşmüş
أَهْوَآءَهُمْ
keyiflerinin

Süleyman AteşOnlardan kimi de gelip seni dinler. Fakat senin yanından çıktıkları zaman kendilerine bilgi verilmiş olanlara: "Demin ne söyledi?" derler. Onlar Allah'ın kalblerini mühürlediği, keyiflerinin ardına düşmüş kimselerdir

47:17
وَٱلَّذِينَ ٱهۡتَدَوۡاْ زَادَهُمۡ هُدࣰ ى وَءَاتَىٰهُمۡ تَقۡوَىٰهُمۡ
وَٱلَّذِينَ
kimselere gelince
ٱهْتَدَوْا۟
hidayet bulan(lara)
زَادَهُمْ
onların artırmıştır
هُدًۭى
hidayetlerini
وَءَاتَىٰهُمْ
ve onlara vermiştir
تَقْوَىٰهُمْ
korunmalarını

Süleyman AteşHidayet bulanlara gelince, Allah onların hidayetlerini artırmış ve onlara korunmalarını (kendilerini kötü sonuçtan koruma çareleri) vermiştir

47:18
فَهَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا ٱلسَّاعَةَ أَن تَأۡتِيَهُم بَغۡتَةࣰۖ فَقَدۡ جَآءَ أَشۡرَاطُهَاۚ فَأَنَّىٰ لَهُمۡ إِذَا جَآءَتۡهُمۡ ذِكۡرَىٰهُمۡ
فَهَلْ
bekliyorlarmı?
يَنظُرُونَ
they wait
إِلَّا
yalnızca
ٱلسَّاعَةَ
sa'atin
أَن
kendilerine gelmesini
تَأْتِيَهُم
it should come to them
بَغْتَةًۭ ۖ
ansızın
فَقَدْ
işte
جَآءَ
geldi
أَشْرَاطُهَا ۚ
onun belirtileri
فَأَنَّىٰ
neden mümkün olsun?
لَهُمْ
onlara
إِذَا
sonra
جَآءَتْهُمْ
kendilerine geldikten
ذِكْرَىٰهُمْ
öğüt almaları

Süleyman Ateş(İnanmayanlar) İlle (helak edilecekleri) sa'atin ansızın kendilerine gelmesini mi bekliyorlar? İşte onun belirtileri geldi. O uyarıldıkları sa'at kendilerine geldikten sonra artık öğüt almaları nereden mümkün olsun

47:19 📚 11
فَٱعۡلَمۡ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لِذَنۢبِكَ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۗ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مُتَقَلَّبَكُمۡ وَمَثۡوَىٰكُمۡ
فَٱعْلَمْ
bil ki
أَنَّهُۥ
ki o
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
ٱللَّهُ
Allah'tan
وَٱسْتَغْفِرْ
ve mağfiret dile
لِذَنۢبِكَ
kendi günahın için
وَلِلْمُؤْمِنِينَ
ve inanan erkekler için
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۗ
ve inanan kadınlar için
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
bilir
مُتَقَلَّبَكُمْ
dönüp dolaşacağınız yeri
وَمَثْوَىٰكُمْ
ve varıp duracağınız yeri

Süleyman AteşAllah'tan başka tanrı olmadığını bil ve kendi günahın, inanan erkeklerin ve inanan kadınların günahı için (Allah'tan) mağfiret dile. Allah, dönüp dolaşacağınız yeri ve varıp duracağınız yeri bilir

47:20 📚 1
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَوۡلَا نُزِّلَتۡ سُورَةࣱۖ فَإِذَآ أُنزِلَتۡ سُورَةࣱ مُّحۡكَمَةࣱ وَذُكِرَ فِيهَا ٱلۡقِتَالُ رَأَيۡتَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ يَنظُرُونَ إِلَيۡكَ نَظَرَ ٱلۡمَغۡشِيِّ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡمَوۡتِۖ فَأَوۡلَىٰ لَهُمۡ
وَيَقُولُ
ve derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَوْلَا
değil miydi?
نُزِّلَتْ
indirilmeli
سُورَةٌۭ ۖ
bir sure
فَإِذَآ
zaman
أُنزِلَتْ
indirildiği
سُورَةٌۭ
bir sure
مُّحْكَمَةٌۭ
hükmü açık
وَذُكِرَ
ve söz edilince
فِيهَا
onda
ٱلْقِتَالُ ۙ
savaştan
رَأَيْتَ
görürsün
ٱلَّذِينَ
kimselerin
فِى
bulunan
قُلُوبِهِم
kalblerinde
مَّرَضٌۭ
hastalık
يَنظُرُونَ
baktıklarını
إِلَيْكَ
sana
نَظَرَ
bakışı gibi
ٱلْمَغْشِىِّ
baygınlık çökmüş
عَلَيْهِ
üzerine
مِنَ
ölümden
ٱلْمَوْتِ ۖ
the death
فَأَوْلَىٰ
daha yakın
لَهُمْ
onlara

Süleyman Ateşİnananlar: " (Savaş hakkında) Bir sure indirilmeli değil miydi?" derler. Fakat hükmü açık bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince, kalblerinde hastalık bulunanların sana ölümden bayılıp düşen kimsenin bakışı gibi baktıklarını görürsün. Onlara ölüm gerektir

47:21 📚 2
طَاعَةࣱ وَقَوۡلࣱ مَّعۡرُوفࣱۚ فَإِذَا عَزَمَ ٱلۡأَمۡرُ فَلَوۡ صَدَقُواْ ٱللَّهَ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡ
طَاعَةٌۭ
ita'at etmektir
وَقَوْلٌۭ
ve söylemektir
مَّعْرُوفٌۭ ۚ
güzel
فَإِذَا
zaman
عَزَمَ
azmedildiği
ٱلْأَمْرُ
işe
فَلَوْ
şayet
صَدَقُوا۟
sadık kalsalardı
ٱللَّهَ
Allah'a
لَكَانَ
elbette olurdu
خَيْرًۭا
daha iyi
لَّهُمْ
kendileri için

Süleyman AteşOnlara düşen, ita'at etmek ve güzel söz söylemektir. İş ciddiye bindiği zaman Allah'a verdikleri söze sadık kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu

47:22 📚 4
فَهَلۡ عَسَيۡتُمۡ إِن تَوَلَّيۡتُمۡ أَن تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَتُقَطِّعُوٓاْ أَرۡحَامَكُمۡ
فَهَلْ
öyle mi?
عَسَيْتُمْ
belki de
إِن
eğer
تَوَلَّيْتُمْ
işbaşına gelecek olursanız
أَن
bozgunculuk yapacaksınız
تُفْسِدُوا۟
you cause corruption
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَتُقَطِّعُوٓا۟
ve koparacaksınız
أَرْحَامَكُمْ
rahimleri (akrabalık bağlarını)

Süleyman AteşDemek işbaşına gelecek olursanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, rahimleri (akrabalık bağlarını) koparacaksınız öyle mi

47:23
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ فَأَصَمَّهُمۡ وَأَعۡمَىٰٓ أَبۡصَٰرَهُمۡ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
لَعَنَهُمُ
la'netlediği
ٱللَّهُ
Allah'ın
فَأَصَمَّهُمْ
sağır yaptığı
وَأَعْمَىٰٓ
ve kör ettiği
أَبْصَـٰرَهُمْ
gözlerini

Süleyman AteşOnlar, Allah'ın la'netleyip sağır yaptığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir

47:24
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلۡقُرۡءَانَ أَمۡ عَلَىٰ قُلُوبٍ أَقۡفَالُهَآ
أَفَلَا
düşünmüyorlar mı?
يَتَدَبَّرُونَ
they ponder
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
أَمْ
yoksa
عَلَىٰ
üzerinde
قُلُوبٍ
kalbler(inin)
أَقْفَالُهَآ
kilitleri (-mi var?)

Süleyman AteşKur'an'ı(n anlamını) düşünmüyorlar mı? Yoksa kalbler(inin) üzerinde kilitleri mi var (ki hiçbir hakikat, gönüllerine girmiyor)

47:25 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱرۡتَدُّواْ عَلَىٰٓ أَدۡبَٰرِهِم مِّنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلۡهُدَى ٱلشَّيۡطَٰنُ سَوَّلَ لَهُمۡ وَأَمۡلَىٰ لَهُمۡ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
ٱرْتَدُّوا۟
dönen(lere)
عَلَىٰٓ
üzerine
أَدْبَـٰرِهِم
arkaları
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
belli olduktan
تَبَيَّنَ
(has) become clear
لَهُمُ
kendilerine
ٱلْهُدَى ۙ
doğru yol
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
سَوَّلَ
sürüklemiştir
لَهُمْ
onları
وَأَمْلَىٰ
ve uzun emellere düşürmüştür
لَهُمْ
onları

Süleyman AteşKendilerine doğru yol belli olduktan sonra arkalarına (yine eski küfürlerine) dönenlere, şeytan hatalarını süslemiş ve (günah işlemelerini) kolaylaştırmış ve onları uzun emellere, umutlara düşürmüştür

47:26 📚 1
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ قَالُواْ لِلَّذِينَ كَرِهُواْ مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ سَنُطِيعُكُمۡ فِي بَعۡضِ ٱلۡأَمۡرِۖ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ إِسۡرَارَهُمۡ
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّهُمْ
çünkü onlar
قَالُوا۟
dediler
لِلَّذِينَ
kimselere
كَرِهُوا۟
hoşlanmayan(lara)
مَا
indirdiğinden
نَزَّلَ
Allah has revealed
ٱللَّهُ
Allah'ın
سَنُطِيعُكُمْ
size ita'at edeceğiz
فِى
bazısında
بَعْضِ
part
ٱلْأَمْرِ ۖ
işin
وَٱللَّهُ
oysa Allah
يَعْلَمُ
biliyor
إِسْرَارَهُمْ
onların gizlediklerini

Süleyman AteşBu böyledir. Çünkü onlar, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmayanlara: "Bazı hususlarda size ita'at edeceğiz" dediler. Oysa Allah, onların gizlediklerini biliyor

47:27
فَكَيۡفَ إِذَا تَوَفَّتۡهُمُ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَضۡرِبُونَ وُجُوهَهُمۡ وَأَدۡبَٰرَهُمۡ
فَكَيْفَ
nice olur?
إِذَا
canlarını alırken
تَوَفَّتْهُمُ
take them in death
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
melekler
يَضْرِبُونَ
vurarak
وُجُوهَهُمْ
yüzlerine
وَأَدْبَـٰرَهُمْ
ve arkalarına

Süleyman AteşYa melekler, canlarını alırrken yüzlerine ve kıçlarına vurarak dövünecekleri zaman durumları nice olur

47:28
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمُ ٱتَّبَعُواْ مَآ أَسۡخَطَ ٱللَّهَ وَكَرِهُواْ رِضۡوَٰنَهُۥ فَأَحۡبَطَ أَعۡمَٰلَهُمۡ
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّهُمُ
çünkü onlar
ٱتَّبَعُوا۟
ardınca gittiler
مَآ
şeylerin
أَسْخَطَ
kızdıran
ٱللَّهَ
Allah'ı
وَكَرِهُوا۟
ve hoşlanmadılar
رِضْوَٰنَهُۥ
O'nu razı edecek şeylerden
فَأَحْبَطَ
ve boşa çıkardı
أَعْمَـٰلَهُمْ
onların amellerini

Süleyman AteşBu böyledir. Çünkü onlar, Allah'ı kızdıran şeylerin ardınca gittiler. O'nu razı edecek şeylerden hoşlanmadılar. Allah da onların amellerini boşa çıkardı

47:29
أَمۡ حَسِبَ ٱلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَن لَّن يُخۡرِجَ ٱللَّهُ أَضۡغَٰنَهُمۡ
أَمْ
yoksa
حَسِبَ
sandılar (mı?)
ٱلَّذِينَ
bulunanlar
فِى
in
قُلُوبِهِم
kalblerinde
مَّرَضٌ
hastalık
أَن
asla
لَّن
never
يُخْرِجَ
ortaya çıkarmayacağını
ٱللَّهُ
Allah'ın
أَضْغَـٰنَهُمْ
kinlerini

Süleyman AteşYoksa kalblerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın, kendilerinin kinlerini ortaya çıkarmayacak mı sandılar

47:30
وَلَوۡ نَشَآءُ لَأَرَيۡنَٰكَهُمۡ فَلَعَرَفۡتَهُم بِسِيمَٰهُمۡۚ وَلَتَعۡرِفَنَّهُمۡ فِي لَحۡنِ ٱلۡقَوۡلِۚ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ أَعۡمَٰلَكُمۡ
وَلَوْ
şayet
نَشَآءُ
biz dileseydik
لَأَرَيْنَـٰكَهُمْ
onları sana gösterirdik
فَلَعَرَفْتَهُم
sen onları tanırdın
بِسِيمَـٰهُمْ ۚ
simalarından
وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ
ve onları tanırdın
فِى
üslubundan
لَحْنِ
(the) tone
ٱلْقَوْلِ ۚ
sözlerinin
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَعْلَمُ
bilir
أَعْمَـٰلَكُمْ
yaptığınız işleri

Süleyman AteşBiz dileseydik onları sana gösterirdik, sen onları simalarından tanırdın ve onları sözlerinin üslubundan tanırdın. Allah yaptığınız işleri bilir

47:31
وَلَنَبۡلُوَنَّكُمۡ حَتَّىٰ نَعۡلَمَ ٱلۡمُجَٰهِدِينَ مِنكُمۡ وَٱلصَّٰبِرِينَ وَنَبۡلُوَاْ أَخۡبَارَكُمۡ
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ
andolsun biz sizi deneyeceğiz
حَتَّىٰ
kadar
نَعْلَمَ
bilinceye
ٱلْمُجَـٰهِدِينَ
cihadedenleri
مِنكُمْ
içinizden
وَٱلصَّـٰبِرِينَ
ve sabredenleri
وَنَبْلُوَا۟
ve sınayacağız
أَخْبَارَكُمْ
söylediğiniz sözleri

Süleyman AteşAndolsun biz sizi deneyeceğiz ki içinizden cihadedenleri (güçlüklere) sabredenleri bilelim ve söylediğiniz sözlerin (doğru olup olmadığını) sınayalım

47:32 📚 3
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَشَآقُّواْ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعۡدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلۡهُدَىٰ لَن يَضُرُّواْ ٱللَّهَ شَيۡـࣰٔ ا وَسَيُحۡبِطُ أَعۡمَٰلَهُمۡ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟
ve engel olanlar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way of Allah
ٱللَّهِ
Allah
وَشَآقُّوا۟
ve incitenler
ٱلرَّسُولَ
Elçiyi
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
belli olduktan
تَبَيَّنَ
(has been) made clear
لَهُمُ
kendilerine
ٱلْهُدَىٰ
doğru yol
لَن
asla
يَضُرُّوا۟
zarar veremezler
ٱللَّهَ
Allah'a
شَيْـًۭٔا
hiçbir
وَسَيُحْبِطُ
ve boşa çıkaracaktır
أَعْمَـٰلَهُمْ
onların işlerini

Süleyman AteşNankörlük edip Allah yoluna engel olanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Elçiyi incitenler Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah onların işlerini boşa çıkaracaktır

47:33 📚 2
۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَلَا تُبۡطِلُوٓاْ أَعۡمَٰلَكُمۡ
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
أَطِيعُوا۟
ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱلرَّسُولَ
Elçi'ye
وَلَا
ve
تُبْطِلُوٓا۟
boşa çıkarmayın
أَعْمَـٰلَكُمْ
işlerinizi

Süleyman AteşEy inananlar, Allah'a ita'at edin, Elçi'ye ita'at edin, işlerinizi boşa çıkarmayın

47:34 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ مَاتُواْ وَهُمۡ كُفَّارࣱ فَلَن يَغۡفِرَ ٱللَّهُ لَهُمۡ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَصَدُّوا۟
ve engel olanlar
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ثُمَّ
sonra
مَاتُوا۟
ölenler
وَهُمْ
onlar
كُفَّارٌۭ
kafir olarak
فَلَن
asla
يَغْفِرَ
affetmeyecektir
ٱللَّهُ
Allah
لَهُمْ
onları

Süleyman AteşNankörlük edip Allah yoluna engel olan, sonra kafir olarak ölenleri Allah affetmeyecektir

47:35 📚 1
فَلَا تَهِنُواْ وَتَدۡعُوٓاْ إِلَى ٱلسَّلۡمِ وَأَنتُمُ ٱلۡأَعۡلَوۡنَ وَٱللَّهُ مَعَكُمۡ وَلَن يَتِرَكُمۡ أَعۡمَٰلَكُمۡ
فَلَا
asla
تَهِنُوا۟
gevşemeyin
وَتَدْعُوٓا۟
ve davet etmeyin
إِلَى
barışa
ٱلسَّلْمِ
peace
وَأَنتُمُ
siz iken
ٱلْأَعْلَوْنَ
galip durumda
وَٱللَّهُ
Allah
مَعَكُمْ
sizinle beraberdir
وَلَن
ve asla
يَتِرَكُمْ
zayi etmeyecektir
أَعْمَـٰلَكُمْ
sizin amellerinizi

Süleyman AteşSiz galip durumda iken gevşeyip barış istemeyin. Allah sizinle beraberdir, O sizin amellerinizi zayi etmeyecektir

47:36 📚 1
إِنَّمَا ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا لَعِبࣱ وَلَهۡوࣱۚ وَإِن تُؤۡمِنُواْ وَتَتَّقُواْ يُؤۡتِكُمۡ أُجُورَكُمۡ وَلَا يَسۡـَٔلۡكُمۡ أَمۡوَٰلَكُمۡ
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
لَعِبٌۭ
bir oyundur
وَلَهْوٌۭ ۚ
ve eğlencedir
وَإِن
ve eğer
تُؤْمِنُوا۟
inanırsanız
وَتَتَّقُوا۟
ve korunursanız
يُؤْتِكُمْ
size verir
أُجُورَكُمْ
mükafatlarınızı
وَلَا
ve
يَسْـَٔلْكُمْ
sizden istemez
أَمْوَٰلَكُمْ
mallarınızı

Süleyman AteşDünya hayatı, bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer inanır, (günahlardan) korunursanız (Allah) size mükafatlarınızı verir ve sizden (bütün) mallarınızı istemez

47:37
إِن يَسۡـَٔلۡكُمُوهَا فَيُحۡفِكُمۡ تَبۡخَلُواْ وَيُخۡرِجۡ أَضۡغَٰنَكُمۡ
إِن
eğer
يَسْـَٔلْكُمُوهَا
onları isteseydi
فَيُحْفِكُمْ
ve sizi sıkıştırsaydı
تَبْخَلُوا۟
cimrilik ederdiniz
وَيُخْرِجْ
ve ortaya çıkarırdı
أَضْغَـٰنَكُمْ
kinlerinizi

Süleyman AteşEğer onları isteseydi de sizi sıkıştırsaydı, cimrilik ederdiniz ve kinlerinizi ortaya çıkarırdı (Allah'ın Elçisine kin beslemeğe başlardınız)

47:38 📚 2
هَٰٓأَنتُمۡ هَٰٓؤُلَآءِ تُدۡعَوۡنَ لِتُنفِقُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ فَمِنكُم مَّن يَبۡخَلُۖ وَمَن يَبۡخَلۡ فَإِنَّمَا يَبۡخَلُ عَن نَّفۡسِهِۦۚ وَٱللَّهُ ٱلۡغَنِيُّ وَأَنتُمُ ٱلۡفُقَرَآءُۚ وَإِن تَتَوَلَّوۡاْ يَسۡتَبۡدِلۡ قَوۡمًا غَيۡرَكُمۡ ثُمَّ لَا يَكُونُوٓاْ أَمۡثَٰلَكُم
هَـٰٓأَنتُمْ
işte sizler
هَـٰٓؤُلَآءِ
onlarsınız ki
تُدْعَوْنَ
çağrılıyorsunuz
لِتُنفِقُوا۟
infak etmeye
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
فَمِنكُم
ama içinizden
مَّن
kimisi
يَبْخَلُ ۖ
cimrilik ediyor
وَمَن
ve kimse
يَبْخَلْ
cimrilik eden
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَبْخَلُ
cimrilik etmiş olur
عَن
karşı
نَّفْسِهِۦ ۚ
kendi nefsine
وَٱللَّهُ
ve Allah
ٱلْغَنِىُّ
zengindir
وَأَنتُمُ
ve sizler
ٱلْفُقَرَآءُ ۚ
fakirsiniz
وَإِن
ve eğer
تَتَوَلَّوْا۟
yüz çevirecek olursanız
يَسْتَبْدِلْ
yerinize getirir
قَوْمًا
bir toplum
غَيْرَكُمْ
sizden başka
ثُمَّ
sonra
لَا
onlar olmazlar
يَكُونُوٓا۟
they will be
أَمْثَـٰلَكُم
sizin gibi

Süleyman Ateşİşte sizler, Allah yolunda harcamağa çağrılıyorsunuz; ama içinizden kimisi cimrilik ediyor. Cimrilik eden, kendi nefsine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, sizler fakirsiniz. Eğer yüz çevirecek olursanız, Allah, yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar

← Önceki Sonraki →

47. Muhammad Suresi | Anlam Arayışı