☪ Anlam Arayışı

52. At-Tur سُورَةُ الطُّورِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
52:1
وَٱلطُّورِ
وَٱلطُّورِ
andolsun Tur'a

Süleyman AteşAndolsun Tur'a (Musa'nın vahiy aldığı Sina Dağı'na)

Saheeh InternationalBy the mount

52:2
وَكِتَٰبࣲ مَّسۡطُورࣲ‏
وَكِتَـٰبٍۢ
ve Kitaba
مَّسْطُورٍۢ
satır satır yazılmış

Süleyman AteşSatır satır yazılmış Kitaba

Saheeh InternationalAnd [by] a Book inscribed

52:3 📚 2
فِي رَقࣲّ مَّنشُورࣲ‏
فِى
ince deri üzerine
رَقٍّۢ
parchment
مَّنشُورٍۢ
yayılmış

Süleyman AteşYayılmış ince deri üzerine

Saheeh InternationalIn parchment spread open

52:4
وَٱلۡبَيۡتِ ٱلۡمَعۡمُورِ
وَٱلْبَيْتِ
ve eve (Ka'be'ye)
ٱلْمَعْمُورِ
bakımlı

Süleyman AteşMa'mur (bakımlı, şen) Ev (Ka'be'y)e

Saheeh InternationalAnd [by] the frequented House

52:5
وَٱلسَّقۡفِ ٱلۡمَرۡفُوعِ
وَٱلسَّقْفِ
ve tavana (göğe)
ٱلْمَرْفُوعِ
yükseltilmiş

Süleyman AteşYükseltilmiş tavana (göğe)

Saheeh InternationalAnd [by] the heaven raised high

52:6
وَٱلۡبَحۡرِ ٱلۡمَسۡجُورِ
وَٱلْبَحْرِ
ve denize
ٱلْمَسْجُورِ
kaynatılmış

Süleyman AteşKaynatılmış denize (bunlara andolsun ki)

Saheeh InternationalAnd [by] the sea filled [with fire]

52:7
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعࣱ‏
إِنَّ
mutlaka
عَذَابَ
azabı
رَبِّكَ
Rabbinin
لَوَٰقِعٌۭ
vukubulacaktır

Süleyman AteşRabbinin azabı mutlaka vukubulacaktır

Saheeh InternationalIndeed, the punishment of your Lord will occur

52:8
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعࣲ‏
مَّا
yoktur
لَهُۥ
ona
مِن
hiçbir şey
دَافِعٍۢ
engel olacak

Süleyman AteşOna engel olacak bir şey yoktur

Saheeh InternationalOf it there is no preventer

52:9
يَوۡمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوۡرࣰ ا
يَوْمَ
(o) gün
تَمُورُ
çalkanır;
ٱلسَّمَآءُ
gök
مَوْرًۭا
bir çalkalanış

Süleyman AteşO gün gök, bir çalkalanış çalkanır

Saheeh InternationalOn the Day the heaven will sway with circular motion

52:10
وَتَسِيرُ ٱلۡجِبَالُ سَيۡرࣰ ا
وَتَسِيرُ
yürür
ٱلْجِبَالُ
dağlar
سَيْرًۭا
bir yürüyüş

Süleyman AteşDağlar bir yürüyüş yürür ki

Saheeh InternationalAnd the mountains will pass on, departing

52:11
فَوَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
فَوَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün

Saheeh InternationalThen woe, that Day, to the deniers

52:12
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي خَوۡضࣲ يَلۡعَبُونَ
ٱلَّذِينَ
Onlar ki
هُمْ
içinde
فِى
in
خَوْضٍۢ
batıl şeyler
يَلْعَبُونَ
oynayıp dururlar

Süleyman AteşO daldıkları batıl içinde oynayıp duranlar

Saheeh InternationalWho are in [empty] discourse amusing themselves

52:13
يَوۡمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
يَوْمَ
o gün
يُدَعُّونَ
kakılırlar
إِلَىٰ
ateşine
نَارِ
(the) Fire
جَهَنَّمَ
cehennem
دَعًّا
sürüklenerek

Süleyman AteşO gün (şöyle denilerek) cehennem ateşine kakılırlar

Saheeh InternationalThe Day they are thrust toward the fire of Hell with a [violent] thrust, [its angels will say]

52:14 📚 2
هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
هَـٰذِهِ
işte budur
ٱلنَّارُ
ateş
ٱلَّتِى
olduğunuz
كُنتُم
you used to
بِهَا
onu
تُكَذِّبُونَ
yalanlamış

Süleyman Ateşİşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur

Saheeh InternationalThis is the Fire which you used to deny

52:15 📚 1
أَفَسِحۡرٌ هَٰذَآ أَمۡ أَنتُمۡ لَا تُبۡصِرُونَ
أَفَسِحْرٌ
büyü müymüş?
هَـٰذَآ
bu
أَمْ
yoksa
أَنتُمْ
siz (mi?)
لَا
görmüyormuşsunuz
تُبْصِرُونَ
see

Süleyman Ateş(Nasıl) Şimdi bu, büyümüymüş, yoksa siz mi görmüyor muşsunuz

Saheeh InternationalThen is this magic, or do you not see

52:16 📚 2
ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاْ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
ٱصْلَوْهَا
girin ona
فَٱصْبِرُوٓا۟
ve sabredin
أَوْ
veyahut
لَا
sabretmeyin
تَصْبِرُوا۟
be patient
سَوَآءٌ
birdir
عَلَيْكُمْ ۖ
sizin için
إِنَّمَا
ancak
تُجْزَوْنَ
cezalandırılacaksınız
مَا
göre
كُنتُمْ
olduklarınıza
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Süleyman AteşGirin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız

Saheeh International[Enter to] burn therein; then be patient or impatient - it is all the same for you. You are only being recompensed [for] what you used to do

52:17
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَعِيمࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanlar
فِى
içindedirler
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
وَنَعِيمٍۢ
ve ni'metler

Süleyman AteşKorunanlar da cennetlerde, ni'met içindedirler

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be in gardens and pleasure

52:18
فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ وَوَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ
فَـٰكِهِينَ
sefa sürerler
بِمَآ
şeylerle
ءَاتَىٰهُمْ
kendilerine verdikleri
رَبُّهُمْ
Rablerinin
وَوَقَىٰهُمْ
ve onları korumuştur
رَبُّهُمْ
Rableri
عَذَابَ
azabından
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Süleyman AteşRablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur

Saheeh InternationalEnjoying what their Lord has given them, and their Lord protected them from the punishment of Hellfire

52:19
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
كُلُوا۟
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
هَنِيٓـًٔۢا
afiyetle
بِمَا
karşılık
كُنتُمْ
olduklarınıza
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Süleyman AteşYaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için

Saheeh International[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you used to do

52:20
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّصۡفُوفَةࣲۖ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏
مُتَّكِـِٔينَ
yaslanarak
عَلَىٰ
üzerine
سُرُرٍۢ
koltuklar
مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ
sıra sıra dizilmiş
وَزَوَّجْنَـٰهُم
onları evlendirmişizdir
بِحُورٍ
hurilerle
عِينٍۢ
iri gözlü

Süleyman AteşSıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir

Saheeh InternationalThey will be reclining on thrones lined up, and We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes

52:21
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَيۡءࣲۚ كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَٱتَّبَعَتْهُمْ
ve kendilerine uyanlar
ذُرِّيَّتُهُم
zürriyetleri de
بِإِيمَـٰنٍ
imanda
أَلْحَقْنَا
kattık
بِهِمْ
kendilerine
ذُرِّيَّتَهُمْ
zürriyetlerini
وَمَآ
ve
أَلَتْنَـٰهُم
eksiltmedik
مِّنْ
kendi amellerinden
عَمَلِهِم
their deeds
مِّن
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ
şey
كُلُّ
her
ٱمْرِئٍۭ
kişi
بِمَا
şeye
كَسَبَ
kendi kazandığı
رَهِينٌۭ
bağlıdır

Süleyman AteşKendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır; kendi ameller(inin sevab)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır

Saheeh InternationalAnd those who believed and whose descendants followed them in faith - We will join with them their descendants, and We will not deprive them of anything of their deeds. Every person, for what he earned, is retained

52:22
وَأَمۡدَدۡنَٰهُم بِفَٰكِهَةࣲ وَلَحۡمࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ
وَأَمْدَدْنَـٰهُم
ve onlara bol bol verdik
بِفَـٰكِهَةٍۢ
meyvadan
وَلَحْمٍۢ
ve etten
مِّمَّا
canlarının istediği
يَشْتَهُونَ
they desire

Süleyman AteşVe onlara canlarının istediği meyvadan ve etten bol bol vermişizdir

Saheeh InternationalAnd We will provide them with fruit and meat from whatever they desire

52:23
يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأۡسࣰ ا لَّا لَغۡوࣱ فِيهَا وَلَا تَأۡثِيمࣱ‏
يَتَنَـٰزَعُونَ
kapışırlar
فِيهَا
orada
كَأْسًۭا
bir kadeh
لَّا
yoktur
لَغْوٌۭ
saçmalama
فِيهَا
içinde
وَلَا
ve yoktur
تَأْثِيمٌۭ
günaha sokma

Süleyman AteşOrada bir kadeh kapışırlar ki içinde ne saçmalama var, ne de günaha sokma

Saheeh InternationalThey will exchange with one another a cup [of wine] wherein [results] no ill speech or commission of sin

52:24
۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ غِلۡمَانࣱ لَّهُمۡ كَأَنَّهُمۡ لُؤۡلُؤࣱ مَّكۡنُونࣱ‏
۞ وَيَطُوفُ
çevrelerinde dolaşır
عَلَيْهِمْ
onların
غِلْمَانٌۭ
civanlar
لَّهُمْ
kendilerine mahsus
كَأَنَّهُمْ
gibi
لُؤْلُؤٌۭ
inci
مَّكْنُونٌۭ
saklanmış

Süleyman AteşÇevrelerinde de kendilerine mahsus, sedef içinde saklı inci gibi civanlar dolaşır (hizmet eder)

Saheeh InternationalThere will circulate among them [servant] boys [especially] for them, as if they were pearls well-protected

52:25 📚 3
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ
وَأَقْبَلَ
ve dönmüş(ler)
بَعْضُهُمْ
birkısmı
عَلَىٰ
diğerine
بَعْضٍۢ
others
يَتَسَآءَلُونَ
soruyorlar

Süleyman AteşBirbirlerine dönmüş soruyorlar

Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other

52:26 📚 10
قَالُوٓاْ إِنَّا كُنَّا قَبۡلُ فِيٓ أَهۡلِنَا مُشۡفِقِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّا
elbette biz
كُنَّا
idik
قَبْلُ
daha önce
فِىٓ
içinde
أَهْلِنَا
ailemiz
مُشْفِقِينَ
korku içinde

Süleyman AteşDaha önce biz ailemiz içinde (iken sonumuzdan) korkardık. dediler

Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, we were previously among our people fearful [of displeasing Allah]

52:27
فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ
فَمَنَّ
lutfetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْنَا
bize
وَوَقَىٰنَا
ve bizi korudu
عَذَابَ
azabdan
ٱلسَّمُومِ
hücrelere işleyen

Süleyman AteşAllah bize lutfetti de bizi o delikçiklere işleyen azabdan korudu

Saheeh InternationalSo Allah conferred favor upon us and protected us from the punishment of the Scorching Fire

52:28 📚 1
إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلُ نَدۡعُوهُۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡبَرُّ ٱلرَّحِيمُ
إِنَّا
elbette biz
كُنَّا
idik
مِن
bundan önce
قَبْلُ
before
نَدْعُوهُ ۖ
yalnız O'na yalvarır
إِنَّهُۥ
çünkü O
هُوَ
O'dur
ٱلْبَرُّ
iyilik eden
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyen

Süleyman AteşBiz bundan önce yalnız O'na yalvarır(bizi korumasını O'ndan niyaz eder)dik. Çünkü iyilik eden, esirgeyen O'dur, O

Saheeh InternationalIndeed, we used to supplicate Him before. Indeed, it is He who is the Beneficent, the Merciful

52:29
فَذَكِّرۡ فَمَآ أَنتَ بِنِعۡمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنࣲ وَلَا مَجۡنُونٍ
فَذَكِّرْ
sen hatırlat
فَمَآ
değilsin
أَنتَ
sen
بِنِعْمَتِ
ni'meti sayesinde
رَبِّكَ
Rabbinin
بِكَاهِنٍۢ
kahin
وَلَا
ve değilsin
مَجْنُونٍ
mecnun

Süleyman Ateş(Ey Muhammed), Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin ni'meti sayesinde sen ne kahinsin, ne de mecnun

Saheeh InternationalSo remind [O Muhammad], for you are not, by the favor of your Lord, a soothsayer or a madman

52:30
أَمۡ يَقُولُونَ شَاعِرࣱ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيۡبَ ٱلۡمَنُونِ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar (mı?)
شَاعِرٌۭ
bir şa'irdir
نَّتَرَبَّصُ
gözetliyoruz
بِهِۦ
onun
رَيْبَ
felaketlerine çarpılmasını
ٱلْمَنُونِ
zamanın

Süleyman AteşYoksa onlar (senin hakkında): "Bir şa'irdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz" mu diyorlar

Saheeh InternationalOr do they say [of you], "A poet for whom we await a misfortune of time

52:31
قُلۡ تَرَبَّصُواْ فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُتَرَبِّصِينَ
قُلْ
de ki
تَرَبَّصُوا۟
gözetleyin
فَإِنِّى
elbette ben de
مَعَكُم
sizinle beraber
مِّنَ
gözetleyenlerdenim
ٱلْمُتَرَبِّصِينَ
those who wait

Süleyman AteşDe ki: "Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim. (Bakalım hangimiz felaketlere çarpılacağız)

Saheeh InternationalSay, "Wait, for indeed I am, with you, among the waiters

52:32
أَمۡ تَأۡمُرُهُمۡ أَحۡلَٰمُهُم بِهَٰذَآۚ أَمۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ
أَمْ
yoksa
تَأْمُرُهُمْ
emrediyor
أَحْلَـٰمُهُم
akılları (mı?)
بِهَـٰذَآ ۚ
bunu
أَمْ
yoksa
هُمْ
onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluk (mudur?)
طَاغُونَ
azgın

Süleyman AteşAkılları mı bunu kendilerine emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur

Saheeh InternationalOr do their minds command them to [say] this, or are they a transgressing people

52:33
أَمۡ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥۚ بَل لَّا يُؤۡمِنُونَ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar
تَقَوَّلَهُۥ ۚ
onu uydurdu (mu?)
بَل
hayır
لَّا
onlar inanmıyorlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Süleyman AteşYoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar

Saheeh InternationalOr do they say, "He has made it up"? Rather, they do not believe

52:34
فَلۡيَأۡتُواْ بِحَدِيثࣲ مِّثۡلِهِۦٓ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ
فَلْيَأْتُوا۟
haydi getirsinler
بِحَدِيثٍۢ
bir söz
مِّثْلِهِۦٓ
onun gibi
إِن
eğer
كَانُوا۟
iseler
صَـٰدِقِينَ
doğru(lardan)

Süleyman AteşDoğru iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler

Saheeh InternationalThen let them produce a statement like it, if they should be truthful

52:35 📚 2
أَمۡ خُلِقُواْ مِنۡ غَيۡرِ شَيۡءٍ أَمۡ هُمُ ٱلۡخَٰلِقُونَ
أَمْ
yoksa
خُلِقُوا۟
yaratıldılar
مِنْ
hiçbir
غَيْرِ
olmadan (mı?)
شَىْءٍ
şey
أَمْ
yoksa
هُمُ
kendileri (midir?)
ٱلْخَـٰلِقُونَ
yaratanlar

Süleyman AteşYoksa kendileri, hiçbir şey olmadan (raslantı sonucu olarak) mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri midir

Saheeh InternationalOr were they created by nothing, or were they the creators [of themselves]

52:36
أَمۡ خَلَقُواْ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ
أَمْ
yoksa
خَلَقُوا۟
yarattılar
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri (mi?)
وَٱلْأَرْضَ ۚ
ve yeri
بَل
hayır
لَّا
onlar düşünüp inanmazlar
يُوقِنُونَ
they are certain

Süleyman AteşYoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, onlar düşünüp de inanmazlar

Saheeh InternationalOr did they create the heavens and the earth? Rather, they are not certain

52:37
أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمۡ هُمُ ٱلۡمُصَۜيۡطِرُونَ
أَمْ
yoksa
عِندَهُمْ
onların yanında (mıdır?)
خَزَآئِنُ
hazineleri
رَبِّكَ
Rabbinin
أَمْ
yahut
هُمُ
kendileri (midir?)
ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ
hakim olan

Süleyman AteşYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hakim olan (her şeyi istedikleri gibi yöneten) kendileri midir

Saheeh InternationalOr have they the depositories [containing the provision] of your Lord? Or are they the controllers [of them]

52:38
أَمۡ لَهُمۡ سُلَّمࣱ يَسۡتَمِعُونَ فِيهِۖ فَلۡيَأۡتِ مُسۡتَمِعُهُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍ
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların (var mıdır?)
سُلَّمٌۭ
bir merdivenleri
يَسْتَمِعُونَ
dinleyecekleri
فِيهِ ۖ
orada
فَلْيَأْتِ
öyleyse getirsin
مُسْتَمِعُهُم
dinleyenleri
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍ
açık

Süleyman AteşYoksa onların, (göğe çıkıp meleklerin sözlerini ve onlara vahyedileni) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, (meleklerin sözlerini dinlediklerine) açık bir delil getirsin

Saheeh InternationalOr have they a stairway [into the heaven] upon which they listen? Then let their listener produce a clear authority

52:39
أَمۡ لَهُ ٱلۡبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلۡبَنُونَ
أَمْ
yoksa
لَهُ
O'nun (mudur?)
ٱلْبَنَـٰتُ
kızlar
وَلَكُمُ
ve sizin (midir?)
ٱلْبَنُونَ
oğullar

Süleyman AteşYoksa kızlar O'na, oğullar size mi

Saheeh InternationalOr has He daughters while you have sons

52:40
أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ
أَمْ
yoksa
تَسْـَٔلُهُمْ
onlardan istiyorsun (da)
أَجْرًۭا
bir ücret
فَهُم
ve onlar
مِّن
bir borç
مَّغْرَمٍۢ
a debt
مُّثْقَلُونَ
yükü altında (mıdır?)

Süleyman AteşYoksa sen onlardan (vahiyleri duyurmana karşı) bir ücret istiyorsun da onlar, ağır bir borç yükü altında mı kalmışlardır

Saheeh InternationalOr do you, [O Muhammad], ask of them a payment, so they are by debt burdened down

52:41
أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ
أَمْ
yoksa
عِندَهُمُ
onların yanında (mıdır?)
ٱلْغَيْبُ
gayb
فَهُمْ
kendileri (mi?)
يَكْتُبُونَ
yazıyorlar

Süleyman AteşYoksa gayb (görülmeyen bilgi) kendilerinin yanındadır da kendileri mi (oradan istediklerini) yazıyorlar

Saheeh InternationalOr have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down

52:42
أَمۡ يُرِيدُونَ كَيۡدࣰ اۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هُمُ ٱلۡمَكِيدُونَ
أَمْ
yoksa
يُرِيدُونَ
istiyorlar
كَيْدًۭا ۖ
bir tuzak kurmak (mı?)
فَٱلَّذِينَ
oysa (asıl)
كَفَرُوا۟
inkar edenler
هُمُ
onlardır
ٱلْمَكِيدُونَ
tuzağa düşecek olanlar

Süleyman AteşYoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkar edenlerin kendileridir

Saheeh InternationalOr do they intend a plan? But those who disbelieve - they are the object of a plan

52:43
أَمۡ لَهُمۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların (var mı?)
إِلَـٰهٌ
bir tanrısı
غَيْرُ
başka
ٱللَّهِ ۚ
Allah'tan
سُبْحَـٰنَ
şanı yücedir
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَمَّا
şeylerden
يُشْرِكُونَ
onların ortak koştukları

Süleyman AteşYoksa onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah'ın şanı onların ortak koştuklarından yücedir

Saheeh InternationalOr have they a deity other than Allah? Exalted is Allah above whatever they associate with Him

52:44
وَإِن يَرَوۡاْ كِسۡفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطࣰ ا يَقُولُواْ سَحَابࣱ مَّرۡكُومࣱ‏
وَإِن
ve eğer
يَرَوْا۟
görseler
كِسْفًۭا
bir parçanın
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
سَاقِطًۭا
düştüğünü
يَقُولُوا۟
derler
سَحَابٌۭ
bulutlardır
مَّرْكُومٌۭ
üst üste yığılmış

Süleyman AteşGökten bir parçanın düştüğünü görseler, (yine inatlarından): "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler

Saheeh InternationalAnd if they were to see a fragment from the sky falling, they would say, "[It is merely] clouds heaped up

52:45
فَذَرۡهُمۡ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي فِيهِ يُصۡعَقُونَ
فَذَرْهُمْ
bırak onları
حَتَّىٰ
kadar
يُلَـٰقُوا۟
kavuşuncaya
يَوْمَهُمُ
günlerine
ٱلَّذِى
orada
فِيهِ
in it
يُصْعَقُونَ
korkudan bayılacakları

Süleyman AteşKorkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları

Saheeh InternationalSo leave them until they meet their Day in which they will be struck insensible

52:46
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي عَنۡهُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
يَوْمَ
(o) gün
لَا
sağlamaz
يُغْنِى
will avail
عَنْهُمْ
kendilerine
كَيْدُهُمْ
tuzakları
شَيْـًۭٔا
hiçbir (yarar)
وَلَا
ve değildir
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
yardım edilecek

Süleyman AteşO gün, tuzakları kendilerine hiçbir yarar sağlamaz ve onlara yardım da edilmez

Saheeh InternationalThe Day their plan will not avail them at all, nor will they be helped

52:47
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ عَذَابࣰ ا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لِلَّذِينَ
vardır
ظَلَمُوا۟
zulmedenlere
عَذَابًۭا
bir azab
دُونَ
başka
ذَٰلِكَ
bundan
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşZulmedenlere, bundan başka bir azab da vardır. Fakat çokları bilmezler

Saheeh InternationalAnd indeed, for those who have wronged is a punishment before that, but most of them do not know

52:48 📚 1
وَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعۡيُنِنَاۖ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
وَٱصْبِرْ
o halde sabret
لِحُكْمِ
hükmüne
رَبِّكَ
Rabbinin
فَإِنَّكَ
çünkü sen
بِأَعْيُنِنَا ۖ
gözlerimizin önündesin
وَسَبِّحْ
ve tesbih et
بِحَمْدِ
övgü ile
رَبِّكَ
Rabbini
حِينَ
zaman
تَقُومُ
kalktığın

Süleyman AteşRabbinin hükmüne sabret, çünkü sen, gözlerimizin önündesin (korumamız altındasın), Kalktığın zaman Rabbini övgü ile an

Saheeh InternationalAnd be patient, [O Muhammad], for the decision of your Lord, for indeed, you are in Our eyes. And exalt [Allah] with praise of your Lord when you arise

52:49
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَإِدۡبَٰرَ ٱلنُّجُومِ
وَمِنَ
bir kısmında
ٱلَّيْلِ
gecenin
فَسَبِّحْهُ
O'nu tesbih et
وَإِدْبَـٰرَ
ve ardından
ٱلنُّجُومِ
yıldızların

Süleyman AteşGecenin bir kısmında ve yıldızların ardından da O'nu tesbih et

Saheeh InternationalAnd in a part of the night exalt Him and after [the setting of] the stars

← Önceki Sonraki →

52. At-Tur Suresi | Anlam Arayışı