☪ Anlam Arayışı

52. At-Tur سُورَةُ الطُّورِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
52:1
وَٱلطُّورِ
وَٱلطُّورِ
andolsun Tur'a

Süleyman AteşAndolsun Tur'a (Musa'nın vahiy aldığı Sina Dağı'na)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والطور» أي الجبل الذي كلم الله عليه موسى.

52:2
وَكِتَٰبࣲ مَّسۡطُورࣲ‏
وَكِتَـٰبٍۢ
ve Kitaba
مَّسْطُورٍۢ
satır satır yazılmış

Süleyman AteşSatır satır yazılmış Kitaba

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكتاب مسطور».

52:3 📚 2
فِي رَقࣲّ مَّنشُورࣲ‏
فِى
ince deri üzerine
رَقٍّۢ
parchment
مَّنشُورٍۢ
yayılmış

Süleyman AteşYayılmış ince deri üzerine

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في رقٍّ منشور» أي التوراة أو القرآن.

52:4
وَٱلۡبَيۡتِ ٱلۡمَعۡمُورِ
وَٱلْبَيْتِ
ve eve (Ka'be'ye)
ٱلْمَعْمُورِ
bakımlı

Süleyman AteşMa'mur (bakımlı, şen) Ev (Ka'be'y)e

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والبيت المعمور» هو في السماء الثالثة أو السادسة أو السابعة بحيال الكعبة يزوره كل يوم سبعون ألف ملك بالطواف والصلاة لا يعودون إليه أبدا.

52:5
وَٱلسَّقۡفِ ٱلۡمَرۡفُوعِ
وَٱلسَّقْفِ
ve tavana (göğe)
ٱلْمَرْفُوعِ
yükseltilmiş

Süleyman AteşYükseltilmiş tavana (göğe)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسقف المرفوع» أي السماء.

52:6
وَٱلۡبَحۡرِ ٱلۡمَسۡجُورِ
وَٱلْبَحْرِ
ve denize
ٱلْمَسْجُورِ
kaynatılmış

Süleyman AteşKaynatılmış denize (bunlara andolsun ki)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والبحر المسجور» أي المملوء.

52:7
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعࣱ‏
إِنَّ
mutlaka
عَذَابَ
azabı
رَبِّكَ
Rabbinin
لَوَٰقِعٌۭ
vukubulacaktır

Süleyman AteşRabbinin azabı mutlaka vukubulacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن عذاب ربك لواقع» لنازل بمستحقه.

52:8
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعࣲ‏
مَّا
yoktur
لَهُۥ
ona
مِن
hiçbir şey
دَافِعٍۢ
engel olacak

Süleyman AteşOna engel olacak bir şey yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ماله من دافع» عنه.

52:9
يَوۡمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوۡرࣰ ا
يَوْمَ
(o) gün
تَمُورُ
çalkanır;
ٱلسَّمَآءُ
gök
مَوْرًۭا
bir çalkalanış

Süleyman AteşO gün gök, bir çalkalanış çalkanır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم» مفعول لواقع «تمور السماء مورا» تتحرك وتدور.

52:10
وَتَسِيرُ ٱلۡجِبَالُ سَيۡرࣰ ا
وَتَسِيرُ
yürür
ٱلْجِبَالُ
dağlar
سَيْرًۭا
bir yürüyüş

Süleyman AteşDağlar bir yürüyüş yürür ki

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتسير الجبال سيرا» تصير هباء منثورا وذلك في يوم القيامة.

52:11
فَوَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
فَوَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فويل» شدة عذاب «يومئذ للمكذبين» للرسل.

52:12
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي خَوۡضࣲ يَلۡعَبُونَ
ٱلَّذِينَ
Onlar ki
هُمْ
içinde
فِى
in
خَوْضٍۢ
batıl şeyler
يَلْعَبُونَ
oynayıp dururlar

Süleyman AteşO daldıkları batıl içinde oynayıp duranlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين هم في خوض» باطل «يلعبون» أي يتشاغلون بكفرهم.

52:13
يَوۡمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
يَوْمَ
o gün
يُدَعُّونَ
kakılırlar
إِلَىٰ
ateşine
نَارِ
(the) Fire
جَهَنَّمَ
cehennem
دَعًّا
sürüklenerek

Süleyman AteşO gün (şöyle denilerek) cehennem ateşine kakılırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم يُدعُّون إلى نار جهنم دعّا» يدفعون بعنف بدل من يوم تمور، ويقال لهم تبكيتا.

52:14 📚 2
هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
هَـٰذِهِ
işte budur
ٱلنَّارُ
ateş
ٱلَّتِى
olduğunuz
كُنتُم
you used to
بِهَا
onu
تُكَذِّبُونَ
yalanlamış

Süleyman Ateşİşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذه النار التي كنتم بها تكذبون».

52:15 📚 1
أَفَسِحۡرٌ هَٰذَآ أَمۡ أَنتُمۡ لَا تُبۡصِرُونَ
أَفَسِحْرٌ
büyü müymüş?
هَـٰذَآ
bu
أَمْ
yoksa
أَنتُمْ
siz (mi?)
لَا
görmüyormuşsunuz
تُبْصِرُونَ
see

Süleyman Ateş(Nasıl) Şimdi bu, büyümüymüş, yoksa siz mi görmüyor muşsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفسحر هذا» العذاب الذي ترون كما كنتم تقولون في الوحي هذا سحر «أم أنتم لا تبصرون».

52:16 📚 2
ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاْ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
ٱصْلَوْهَا
girin ona
فَٱصْبِرُوٓا۟
ve sabredin
أَوْ
veyahut
لَا
sabretmeyin
تَصْبِرُوا۟
be patient
سَوَآءٌ
birdir
عَلَيْكُمْ ۖ
sizin için
إِنَّمَا
ancak
تُجْزَوْنَ
cezalandırılacaksınız
مَا
göre
كُنتُمْ
olduklarınıza
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Süleyman AteşGirin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اصلوْها فاصبروا» عليها «أو لا تصبروا» صبركم وجزعكم «سواء عليكم» لأن صبركم لا ينفعكم «إنما تجزون ما كنتم تعملون» أي جزاءه.

52:17
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَعِيمࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ
korunanlar
فِى
içindedirler
جَنَّـٰتٍۢ
cennetler
وَنَعِيمٍۢ
ve ni'metler

Süleyman AteşKorunanlar da cennetlerde, ni'met içindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المتقين في جنات ونعيم».

52:18
فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ وَوَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ
فَـٰكِهِينَ
sefa sürerler
بِمَآ
şeylerle
ءَاتَىٰهُمْ
kendilerine verdikleri
رَبُّهُمْ
Rablerinin
وَوَقَىٰهُمْ
ve onları korumuştur
رَبُّهُمْ
Rableri
عَذَابَ
azabından
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Süleyman AteşRablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاكهين» متلذذين «بما» مصدرية «آتاهم» أعطاهم «ربهم ووقاهم ربهم عذاب الجحيم» عطفا على آتاهم، أي بإتيانهم ووقايتهم ويقال لهم.

52:19
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
كُلُوا۟
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
هَنِيٓـًٔۢا
afiyetle
بِمَا
karşılık
كُنتُمْ
olduklarınıza
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Süleyman AteşYaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كلوا واشربوا هنيئا» حال أي: مهنئين «بما» الباء سببية «كنتم تعملون».

52:20
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّصۡفُوفَةࣲۖ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏
مُتَّكِـِٔينَ
yaslanarak
عَلَىٰ
üzerine
سُرُرٍۢ
koltuklar
مَّصْفُوفَةٍۢ ۖ
sıra sıra dizilmiş
وَزَوَّجْنَـٰهُم
onları evlendirmişizdir
بِحُورٍ
hurilerle
عِينٍۢ
iri gözlü

Süleyman AteşSıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(متكئين) حال من الضمير المستكن في قوله "" في جنات "" (على سرر مصفوفة) بعضها إلى جنب بعض (وزوجناهم) عطف على جنات، أي قرناهم (بحور عين) عظام الأعين حسانها.

52:21
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَيۡءࣲۚ كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَٱتَّبَعَتْهُمْ
ve kendilerine uyanlar
ذُرِّيَّتُهُم
zürriyetleri de
بِإِيمَـٰنٍ
imanda
أَلْحَقْنَا
kattık
بِهِمْ
kendilerine
ذُرِّيَّتَهُمْ
zürriyetlerini
وَمَآ
ve
أَلَتْنَـٰهُم
eksiltmedik
مِّنْ
kendi amellerinden
عَمَلِهِم
their deeds
مِّن
hiçbir
شَىْءٍۢ ۚ
şey
كُلُّ
her
ٱمْرِئٍۭ
kişi
بِمَا
şeye
كَسَبَ
kendi kazandığı
رَهِينٌۭ
bağlıdır

Süleyman AteşKendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır; kendi ameller(inin sevab)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين آمنوا» مبتدأ «أتبعناهم» وفي قراءة واتبعتهم معطوف على آمنوا «ذرياتهم» وفي قراءة ذريتهم الصغار والكبار «بإيمان» من الكبار ومن أولادهم الصغار والخبر «ألحقنا بهم ذرياتهم» المذكورين في الجنة فيكونون في درجتهم وإن لم يعملوا تكرمة للآباء باجتماع الأولاد إليهم «وما ألتناهم» بفتح اللام وكسرها نقصناهم «من عملهم من» زائدة «شيء» يزاد في عمل الأولاد «كل امرئ بما كسب» من عمل خير أو شر «رهين» مرهون يؤاخذ بالشر ويجازى بالخير.

52:22
وَأَمۡدَدۡنَٰهُم بِفَٰكِهَةࣲ وَلَحۡمࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ
وَأَمْدَدْنَـٰهُم
ve onlara bol bol verdik
بِفَـٰكِهَةٍۢ
meyvadan
وَلَحْمٍۢ
ve etten
مِّمَّا
canlarının istediği
يَشْتَهُونَ
they desire

Süleyman AteşVe onlara canlarının istediği meyvadan ve etten bol bol vermişizdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأمددناهم» زدناهم في وقت بعد وقت «بفاكهة ولحم ما يشتهون» وإن لم يصرحوا بطلبه.

52:23
يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأۡسࣰ ا لَّا لَغۡوࣱ فِيهَا وَلَا تَأۡثِيمࣱ‏
يَتَنَـٰزَعُونَ
kapışırlar
فِيهَا
orada
كَأْسًۭا
bir kadeh
لَّا
yoktur
لَغْوٌۭ
saçmalama
فِيهَا
içinde
وَلَا
ve yoktur
تَأْثِيمٌۭ
günaha sokma

Süleyman AteşOrada bir kadeh kapışırlar ki içinde ne saçmalama var, ne de günaha sokma

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يتنازعون» يتعاطون بينهم «فيها» أي الجنة «كأسا» خمرا «لا لغوٌ فيها» أي بسبب شربها يقع بينهم «ولا تأثيم» به يلحقهم بخلاف خمر الدنيا.

52:24
۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ غِلۡمَانࣱ لَّهُمۡ كَأَنَّهُمۡ لُؤۡلُؤࣱ مَّكۡنُونࣱ‏
۞ وَيَطُوفُ
çevrelerinde dolaşır
عَلَيْهِمْ
onların
غِلْمَانٌۭ
civanlar
لَّهُمْ
kendilerine mahsus
كَأَنَّهُمْ
gibi
لُؤْلُؤٌۭ
inci
مَّكْنُونٌۭ
saklanmış

Süleyman AteşÇevrelerinde de kendilerine mahsus, sedef içinde saklı inci gibi civanlar dolaşır (hizmet eder)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويطوف عليهم» للخدمة «غلمان» أرقاء «لهم كأنهم» حسنا ولطافة «لؤلؤ مكنون» مصون في الصدف لأنه فيها أحسن منه في غيرها.

52:25 📚 3
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ
وَأَقْبَلَ
ve dönmüş(ler)
بَعْضُهُمْ
birkısmı
عَلَىٰ
diğerine
بَعْضٍۢ
others
يَتَسَآءَلُونَ
soruyorlar

Süleyman AteşBirbirlerine dönmüş soruyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأقبل بعضهم على بعض يتساءلون» يسأل بعضهم بعضا عما كانوا عليه وما وصلوا إليه تلذذا واعترافا بالنعمة.

52:26 📚 10
قَالُوٓاْ إِنَّا كُنَّا قَبۡلُ فِيٓ أَهۡلِنَا مُشۡفِقِينَ
قَالُوٓا۟
dediler
إِنَّا
elbette biz
كُنَّا
idik
قَبْلُ
daha önce
فِىٓ
içinde
أَهْلِنَا
ailemiz
مُشْفِقِينَ
korku içinde

Süleyman AteşDaha önce biz ailemiz içinde (iken sonumuzdan) korkardık. dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا» إيماء إلى علة الوصول «إنا كنا قبل في أهلنا» في الدنيا «مشفقين» خائفين من عذاب الله.

52:27
فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ
فَمَنَّ
lutfetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْنَا
bize
وَوَقَىٰنَا
ve bizi korudu
عَذَابَ
azabdan
ٱلسَّمُومِ
hücrelere işleyen

Süleyman AteşAllah bize lutfetti de bizi o delikçiklere işleyen azabdan korudu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمنّ الله علينا» بالمغفرة «ووقانا عذاب السموم» النار لدخولها في المسام وقالوا إيماء أيضا.

52:28 📚 1
إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلُ نَدۡعُوهُۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡبَرُّ ٱلرَّحِيمُ
إِنَّا
elbette biz
كُنَّا
idik
مِن
bundan önce
قَبْلُ
before
نَدْعُوهُ ۖ
yalnız O'na yalvarır
إِنَّهُۥ
çünkü O
هُوَ
O'dur
ٱلْبَرُّ
iyilik eden
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyen

Süleyman AteşBiz bundan önce yalnız O'na yalvarır(bizi korumasını O'ndan niyaz eder)dik. Çünkü iyilik eden, esirgeyen O'dur, O

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا كنا من قبل» أي في الدنيا «ندعوه» نعبده موحدين «إنه» بالكسر استئنافا وإن كان تعليلا معنى وبالفتح تعليلا لفظا «هو البر» المحسن الصادق في وعده «الرحيم» العظيم الرحمة.

52:29
فَذَكِّرۡ فَمَآ أَنتَ بِنِعۡمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنࣲ وَلَا مَجۡنُونٍ
فَذَكِّرْ
sen hatırlat
فَمَآ
değilsin
أَنتَ
sen
بِنِعْمَتِ
ni'meti sayesinde
رَبِّكَ
Rabbinin
بِكَاهِنٍۢ
kahin
وَلَا
ve değilsin
مَجْنُونٍ
mecnun

Süleyman Ateş(Ey Muhammed), Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin ni'meti sayesinde sen ne kahinsin, ne de mecnun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فذكِّر» دم على تذكير المشركين ولا ترجع عنه لقولهم لك كاهن مجنون «فما أنت بنعمة ربك» بإنعامه عليك «بكاهن» خبر ما «ولا مجنون» معطوف عليه.

52:30
أَمۡ يَقُولُونَ شَاعِرࣱ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيۡبَ ٱلۡمَنُونِ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar (mı?)
شَاعِرٌۭ
bir şa'irdir
نَّتَرَبَّصُ
gözetliyoruz
بِهِۦ
onun
رَيْبَ
felaketlerine çarpılmasını
ٱلْمَنُونِ
zamanın

Süleyman AteşYoksa onlar (senin hakkında): "Bir şa'irdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz" mu diyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «يقولون» هو «شاعر نتربص به ريْب المنون» حوادث الدهر فيهلك كغيره من الشعراء.

52:31
قُلۡ تَرَبَّصُواْ فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُتَرَبِّصِينَ
قُلْ
de ki
تَرَبَّصُوا۟
gözetleyin
فَإِنِّى
elbette ben de
مَعَكُم
sizinle beraber
مِّنَ
gözetleyenlerdenim
ٱلْمُتَرَبِّصِينَ
those who wait

Süleyman AteşDe ki: "Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim. (Bakalım hangimiz felaketlere çarpılacağız)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل تربصوا» هلاكي «فإني معكم من المتربصين» هلاككم فعذبوا بالسيف يوم بدر، والتربص الانتظار.

52:32
أَمۡ تَأۡمُرُهُمۡ أَحۡلَٰمُهُم بِهَٰذَآۚ أَمۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ
أَمْ
yoksa
تَأْمُرُهُمْ
emrediyor
أَحْلَـٰمُهُم
akılları (mı?)
بِهَـٰذَآ ۚ
bunu
أَمْ
yoksa
هُمْ
onlar
قَوْمٌۭ
bir topluluk (mudur?)
طَاغُونَ
azgın

Süleyman AteşAkılları mı bunu kendilerine emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم تأمرهم أحلامهم» عقولهم «بهذا» قولهم له: ساحر كاهن مجنون، أي لا تأمرهم بذلك «أم» بل «هم قوم طاغون» بعنادهم.

52:33
أَمۡ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥۚ بَل لَّا يُؤۡمِنُونَ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar
تَقَوَّلَهُۥ ۚ
onu uydurdu (mu?)
بَل
hayır
لَّا
onlar inanmıyorlar
يُؤْمِنُونَ
they believe

Süleyman AteşYoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم يقولون تقوَّلهُ» اختلق القرآن، لم يختلقه «بل لا يؤمنون» استكبارا، فإن قالوا اختلقه.

52:34
فَلۡيَأۡتُواْ بِحَدِيثࣲ مِّثۡلِهِۦٓ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ
فَلْيَأْتُوا۟
haydi getirsinler
بِحَدِيثٍۢ
bir söz
مِّثْلِهِۦٓ
onun gibi
إِن
eğer
كَانُوا۟
iseler
صَـٰدِقِينَ
doğru(lardan)

Süleyman AteşDoğru iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فليأتوا بحديث» مختلق «مثله إن كانوا صادقين» في قولهم.

52:35 📚 2
أَمۡ خُلِقُواْ مِنۡ غَيۡرِ شَيۡءٍ أَمۡ هُمُ ٱلۡخَٰلِقُونَ
أَمْ
yoksa
خُلِقُوا۟
yaratıldılar
مِنْ
hiçbir
غَيْرِ
olmadan (mı?)
شَىْءٍ
şey
أَمْ
yoksa
هُمُ
kendileri (midir?)
ٱلْخَـٰلِقُونَ
yaratanlar

Süleyman AteşYoksa kendileri, hiçbir şey olmadan (raslantı sonucu olarak) mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri midir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم خُلقوا من غير شيء» من غير خالق «أم هم الخالقون» أنفسهم ولا يعقل مخلوق بغير خالق ولا معدوم يخلق فلابد من خالق هو الله الواحد فلم لا يوحدونه ويؤمنون برسوله وكتابه.

52:36
أَمۡ خَلَقُواْ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ
أَمْ
yoksa
خَلَقُوا۟
yarattılar
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri (mi?)
وَٱلْأَرْضَ ۚ
ve yeri
بَل
hayır
لَّا
onlar düşünüp inanmazlar
يُوقِنُونَ
they are certain

Süleyman AteşYoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, onlar düşünüp de inanmazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم خلقوا السماوات والأرض» ولا يقدر على خلقهما إلا الله الخالق فلم لا يعبدونه «بل لا يوقنون» به وإلا لآمنوا بنبيه.

52:37
أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمۡ هُمُ ٱلۡمُصَۜيۡطِرُونَ
أَمْ
yoksa
عِندَهُمْ
onların yanında (mıdır?)
خَزَآئِنُ
hazineleri
رَبِّكَ
Rabbinin
أَمْ
yahut
هُمُ
kendileri (midir?)
ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ
hakim olan

Süleyman AteşYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hakim olan (her şeyi istedikleri gibi yöneten) kendileri midir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم عندهم خزائن ربك» من النبوة والرزق وغيرهما فيخصوا من شاءُوا بما شاءُوا «أم هم المسيطرون» المتسلطون الجبارون وفعله سيطر ومثله بيطر وبيقر.

52:38
أَمۡ لَهُمۡ سُلَّمࣱ يَسۡتَمِعُونَ فِيهِۖ فَلۡيَأۡتِ مُسۡتَمِعُهُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍ
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların (var mıdır?)
سُلَّمٌۭ
bir merdivenleri
يَسْتَمِعُونَ
dinleyecekleri
فِيهِ ۖ
orada
فَلْيَأْتِ
öyleyse getirsin
مُسْتَمِعُهُم
dinleyenleri
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍ
açık

Süleyman AteşYoksa onların, (göğe çıkıp meleklerin sözlerini ve onlara vahyedileni) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, (meleklerin sözlerini dinlediklerine) açık bir delil getirsin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم لهم سلم» مرقى إلى السماء «يستمعون فيه» أي عليه كلام الملائكة حتى يمكنهم منازعة النبي بزعمهم إن ادعوا ذلك «فليأت مبين» بحجة مستمعهم مدعي الاستماع عليه «بسلطان مبين» بينة واضحة ولشبه هذا الزعم بزعمهم أن الملائكة بنات الله قال تعالى.

52:39
أَمۡ لَهُ ٱلۡبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلۡبَنُونَ
أَمْ
yoksa
لَهُ
O'nun (mudur?)
ٱلْبَنَـٰتُ
kızlar
وَلَكُمُ
ve sizin (midir?)
ٱلْبَنُونَ
oğullar

Süleyman AteşYoksa kızlar O'na, oğullar size mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم له البنات» بزعمكم «ولكم البنون» تعالى الله عما زعمتموه.

52:40
أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ
أَمْ
yoksa
تَسْـَٔلُهُمْ
onlardan istiyorsun (da)
أَجْرًۭا
bir ücret
فَهُم
ve onlar
مِّن
bir borç
مَّغْرَمٍۢ
a debt
مُّثْقَلُونَ
yükü altında (mıdır?)

Süleyman AteşYoksa sen onlardan (vahiyleri duyurmana karşı) bir ücret istiyorsun da onlar, ağır bir borç yükü altında mı kalmışlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم تسألهم أجرا» على ما جئتهم به من الدين «فهم من مغرم» غرم ذلك «مثقلون» فلا يسلمون.

52:41
أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ
أَمْ
yoksa
عِندَهُمُ
onların yanında (mıdır?)
ٱلْغَيْبُ
gayb
فَهُمْ
kendileri (mi?)
يَكْتُبُونَ
yazıyorlar

Süleyman AteşYoksa gayb (görülmeyen bilgi) kendilerinin yanındadır da kendileri mi (oradan istediklerini) yazıyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم عندهم الغيب» أي علمه «فهم يكتبون» ذلك حتى يمكنهم منازعة النبي صلى الله عليه وسلم في البعث وأمور الآخرة بزعمهم.

52:42
أَمۡ يُرِيدُونَ كَيۡدࣰ اۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هُمُ ٱلۡمَكِيدُونَ
أَمْ
yoksa
يُرِيدُونَ
istiyorlar
كَيْدًۭا ۖ
bir tuzak kurmak (mı?)
فَٱلَّذِينَ
oysa (asıl)
كَفَرُوا۟
inkar edenler
هُمُ
onlardır
ٱلْمَكِيدُونَ
tuzağa düşecek olanlar

Süleyman AteşYoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkar edenlerin kendileridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم يريدون كيدا» بك ليهلكوك في دار الندوة «فالذين كفروا هم المكيدون» المغلوبون المهلكون فحفظه الله منهم ثم أهلكهم ببدر.

52:43
أَمۡ لَهُمۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların (var mı?)
إِلَـٰهٌ
bir tanrısı
غَيْرُ
başka
ٱللَّهِ ۚ
Allah'tan
سُبْحَـٰنَ
şanı yücedir
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَمَّا
şeylerden
يُشْرِكُونَ
onların ortak koştukları

Süleyman AteşYoksa onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah'ın şanı onların ortak koştuklarından yücedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم لهم إله غير الله سبحان الله عما يشركون» به من الآلهة والاستفهام بأم في مواضعها للتقبيح والتوبيخ.

52:44
وَإِن يَرَوۡاْ كِسۡفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطࣰ ا يَقُولُواْ سَحَابࣱ مَّرۡكُومࣱ‏
وَإِن
ve eğer
يَرَوْا۟
görseler
كِسْفًۭا
bir parçanın
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
سَاقِطًۭا
düştüğünü
يَقُولُوا۟
derler
سَحَابٌۭ
bulutlardır
مَّرْكُومٌۭ
üst üste yığılmış

Süleyman AteşGökten bir parçanın düştüğünü görseler, (yine inatlarından): "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وإن يروا كسفا) بعضا (من السماء ساقطا) عليهم كما قالوا: "" فأسقط علينا كسفا من السماء "" أي تعذيبا لهم (يقولوا) هذا (سحاب مركوم) متراكب نروى به ولا يؤمنون.

52:45
فَذَرۡهُمۡ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي فِيهِ يُصۡعَقُونَ
فَذَرْهُمْ
bırak onları
حَتَّىٰ
kadar
يُلَـٰقُوا۟
kavuşuncaya
يَوْمَهُمُ
günlerine
ٱلَّذِى
orada
فِيهِ
in it
يُصْعَقُونَ
korkudan bayılacakları

Süleyman AteşKorkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فذرهم حتى يلاقوا يومهم الذي فيه يصعقون» يموتون.

52:46
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي عَنۡهُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
يَوْمَ
(o) gün
لَا
sağlamaz
يُغْنِى
will avail
عَنْهُمْ
kendilerine
كَيْدُهُمْ
tuzakları
شَيْـًۭٔا
hiçbir (yarar)
وَلَا
ve değildir
هُمْ
onlara
يُنصَرُونَ
yardım edilecek

Süleyman AteşO gün, tuzakları kendilerine hiçbir yarar sağlamaz ve onlara yardım da edilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم لا يغني» بدل من يومهم «عنهم كيدهم شيئا ولا هم يُنصرون» يمنعون من العذاب في الآخرة.

52:47
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ عَذَابࣰ ا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
وَإِنَّ
ve şüphesiz
لِلَّذِينَ
vardır
ظَلَمُوا۟
zulmedenlere
عَذَابًۭا
bir azab
دُونَ
başka
ذَٰلِكَ
bundan
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
çokları
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşZulmedenlere, bundan başka bir azab da vardır. Fakat çokları bilmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنَّ للذين ظلموا» بكفرهم «عذابا دون ذلك» في الدنيا قبل موتهم فعذبوا بالجوع والقحط سبع سنين وبالقتل يوم بدر «ولكن أكثرهم لا يعلمون» أن العذاب ينزل بهم.

52:48 📚 1
وَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعۡيُنِنَاۖ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
وَٱصْبِرْ
o halde sabret
لِحُكْمِ
hükmüne
رَبِّكَ
Rabbinin
فَإِنَّكَ
çünkü sen
بِأَعْيُنِنَا ۖ
gözlerimizin önündesin
وَسَبِّحْ
ve tesbih et
بِحَمْدِ
övgü ile
رَبِّكَ
Rabbini
حِينَ
zaman
تَقُومُ
kalktığın

Süleyman AteşRabbinin hükmüne sabret, çünkü sen, gözlerimizin önündesin (korumamız altındasın), Kalktığın zaman Rabbini övgü ile an

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واصبر لحكم ربك» بإمهالهم ولا يضق صدرك «فإنك بأعيننا» بمرأى منا نراك ونحفظك «وسبح» متلبسا «بحمد ربك» أي قل: سبحان الله وبحمده «حين تقوم» من منامك أو من مجلسك.

52:49
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَإِدۡبَٰرَ ٱلنُّجُومِ
وَمِنَ
bir kısmında
ٱلَّيْلِ
gecenin
فَسَبِّحْهُ
O'nu tesbih et
وَإِدْبَـٰرَ
ve ardından
ٱلنُّجُومِ
yıldızların

Süleyman AteşGecenin bir kısmında ve yıldızların ardından da O'nu tesbih et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن الليل فسبحه» حقيقة أيضا «وإدبار النجوم» مصدر، أي عقب غروبها سبحه أيضا، أو صلّ في الأول العشاءين، وفي الثاني الفجر وقيل الصبح.

← Önceki Sonraki →

52. At-Tur Suresi | Anlam Arayışı