52. At-Tur سُورَةُ الطُّورِ
Ali BulaçTur'a andolsun
Yusuf AliBy the Mount (of Revelation)
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun Tûr'a
Ali BulaçSatır (satır) dizili kitaba
Yusuf AliBy a Decree inscribed
Elmalılı Hamdi YazırYayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba
Ali BulaçYayılmış ince deri üzerine
Yusuf AliIn a Scroll unfolded
Elmalılı Hamdi YazırYayılmış ince deri üzerine, satır satır yazılmış kitaba
Ali BulaçMa'mur eve
Yusuf AliBy the much-frequented Fane
Elmalılı Hamdi YazırMa'mur eve
Ali BulaçYükseltilmiş tavana
Yusuf AliBy the Canopy Raised High
Elmalılı Hamdi YazırYükseltilmiş tavana
Ali BulaçKabarıp, tutuşan denize
Yusuf AliAnd by the Ocean filled with Swell
Elmalılı Hamdi YazırKaynatılmış denize, (andolsun ki)
Ali BulaçŞüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir
Yusuf AliVerily, the Doom of thy Lord will indeed come to pass
Elmalılı Hamdi YazırRabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır
Ali BulaçOnu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur
Yusuf AliThere is none can avert it
Elmalılı Hamdi YazırOna engel olacak (hiçbir şey de) yoktur
Ali BulaçO gün gök, sarsılıp çalkalanır
Yusuf AliOn the Day when the firmament will be in dreadful commotion
Elmalılı Hamdi YazırO gün gök, bir çalkanış çalkalanır
Ali BulaçVe dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür
Yusuf AliAnd the mountains will fly hither and thither
Elmalılı Hamdi YazırDağlar da bir yürüyüş yürür
Ali Bulaçİşte o gün, yalanlayanların vay haline
Yusuf AliThen woe that Day to those that treat (Truth) as Falsehood
Elmalılı Hamdi YazırVay haline o gün yalanlayanların
Ali BulaçKi onlar, 'daldıkları saçma bir uğraşı' içinde oynayan-oyalananlardır
Yusuf AliThat play (and paddle) in shallow trifles
Elmalılı Hamdi YazırKi onlar, daldıkları bir batak (bâtıl)da oynayıp duruyorlar
Ali BulaçCehennem ateşine, 'küçültücü bir sürüklenme ile ' sürüklenecekleri gün
Yusuf AliThat Day shall they be thrust down to the Fire of Hell, irresistibly
Elmalılı Hamdi YazırO gün onlar cehennem ateşine itilip kakılacaklar
Ali Bulaç(Onlara şöyle denir:) "İşte sizin yalanladığınız ateş budur
Yusuf AliThis:, it will be said, "Is the Fire,- which ye were wont to deny
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek)
Ali BulaçBu da bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz
Yusuf AliIs this then a fake, or is it ye that do not see
Elmalılı Hamdi YazırBu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz
Ali BulaçGirin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz
Yusuf AliBurn ye therein: the same is it to you whether ye bear it with patience, or not: Ye but receive the recompense of your (own) deeds
Elmalılı Hamdi YazırGirin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek)
Ali BulaçHiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler
Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in Gardens, and in Happiness
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler
Ali BulaçRablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur
Yusuf AliEnjoying the (Bliss) which their Lord hath bestowed on them, and their Lord shall deliver them from the Penalty of the Fire
Elmalılı Hamdi YazırRablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur
Ali BulaçYaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için
Yusuf Ali(To them will be said:) "Eat and drink ye, with profit and health, because of your (good) deeds
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir)
Ali BulaçÖzenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz
Yusuf AliThey will recline (with ease) on Thrones (of dignity) arranged in ranks; and We shall join them to Companions, with beautiful big and lustrous eyes
Elmalılı Hamdi YazırSıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik
Ali Bulaçİman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir
Yusuf AliAnd those who believe and whose families follow them in Faith,- to them shall We join their families: Nor shall We deprive them (of the fruit) of aught of their works: (Yet) is each individual in pledge for his deeds
Elmalılı Hamdi Yazırİman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır
Ali BulaçOnlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik
Yusuf AliAnd We shall bestow on them, of fruit and meat, anything they shall desire
Elmalılı Hamdi YazırOnlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik
Ali BulaçOrada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur
Yusuf AliThey shall there exchange, one with another, a (loving) cup free of frivolity, free of all taint of ill
Elmalılı Hamdi YazırOrada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma
Ali BulaçKendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl
Yusuf AliRound about them will serve, (devoted) to them. Youths (handsome) as Pearls well-guarded
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine ait bir takım hizmetçiler de onların etrafında dönerler. Bu gençler sanki sedefleri içine gizlenmiş inci gibidirler
Ali BulaçKimi kimine dönüp sorarlar
Yusuf AliThey will advance to each other, engaging in mutual enquiry
Elmalılı Hamdi YazırBirbirlerine yönelip soruyorlar
Ali BulaçDediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık
Yusuf AliThey will say: "Aforetime, we were not without fear for the sake of our people
Elmalılı Hamdi YazırVe diyorlar ki: "Gerçekte biz daha önce (dünya hayatında) âilemiz içinde (âkibetimizden) korkardık
Ali BulaçŞimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azaptan korudu
Yusuf AliBut God has been good to us, and has delivered us from the Penalty of the Scorching Wind
Elmalılı Hamdi YazırAllah bize lutfetti de bizi (vücûdun) içine işleyen (kavurucu) azabdan korudu
Ali BulaçŞüphesiz, biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta Kendisi'dir
Yusuf AliTruly, we did call unto Him from of old: truly it is He, the Beneficent, the Merciful
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur
Ali BulaçŞu halde sen, öğüt verip-hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun
Yusuf AliTherefore proclaim thou the praises (of thy Lord): for by the Grace of thy Lord, thou art no (vulgar) soothsayer, nor art thou one possessed
Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne kâhinsin, ne de mecnûn
Ali BulaçYoksa onlar: "Bir şairdir, biz ona zamanın (getireceği) felaketleri gözlüyoruz" mu diyorlar
Yusuf AliOr do they say:- "A Poet! we await for him some calamity (hatched) by Time
Elmalılı Hamdi YazırYoksa onlar (senin için): "Bir şâirdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz." mu diyorlar
Ali BulaçDe ki: "Siz gözetleyedurun; çünkü ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim
Yusuf AliSay thou: "Await ye!- I too will wait along with you
Elmalılı Hamdi YazırDe ki: Bekleyin, çünkü ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim
Ali BulaçYoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir
Yusuf AliIs it that their faculties of understanding urge them to this, or are they but a people transgressing beyond bounds
Elmalılı Hamdi YazırOnların akılları mı bunu emreder yoksa onlar azgın bir topluluk mudur
Ali BulaçYoksa: "Onu kendisi uydurup-söyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar
Yusuf AliOr do they say, "He fabricated the (Message)"? Nay, they have no faith
Elmalılı Hamdi YazırYoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır onlar inanmıyorlar
Ali BulaçŞu halde, eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler
Yusuf AliLet them then produce a recital like unto it,- If (it be) they speak the truth
Elmalılı Hamdi YazırEğer doğru iseler onun benzeri bir söz meydana getirsinler
Ali BulaçYoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi
Yusuf AliWere they created of nothing, or were they themselves the creators
Elmalılı Hamdi YazırYoksa onlar, hiçbir şey olmadan (yani yaratıcısız) mı yaratıldılar? Yoksa kendileri yaratıcı mıdırlar
Ali BulaçYoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar
Yusuf AliOr did they create the heavens and the earth? Nay, they have no firm belief
Elmalılı Hamdi YazırYoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar düşünüp hakikati anlamazlar
Ali BulaçYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa üstün güç (herşeyin denetim ve yönetim) sahipleri kendileri midir
Yusuf AliOr are the Treasures of thy Lord with them, or are they the managers (of affairs)
Elmalılı Hamdi YazırYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hâkim (her şeyin yöneticisi) kendileri midir
Ali BulaçYoksa onların bir merdivenleri mi var (ki) onunla (yükselip en yüce makamda konuşulanları) dinliyorlar? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin
Yusuf AliOr have they a ladder, by which they can (climb up to heaven and) listen (to its secrets)? Then let (such a) listener of theirs produce a manifest proof
Elmalılı Hamdi YazırYoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin
Ali BulaçYoksa kızlar O'nun da, erkek-çocuklar sizin mi
Yusuf AliOr has He only daughters and ye have sons
Elmalılı Hamdi YazırDemek kızlar O'na, oğullar size öyle mi
Ali BulaçYoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altındalar
Yusuf AliOr is it that thou dost ask for a reward, so that they are burdened with a load of debt
Elmalılı Hamdi YazırYoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar
Ali BulaçYoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, böylece yazıp-duruyorlar
Yusuf AliOr that the Unseen in it their hands, and they write it down
Elmalılı Hamdi YazırYoksa gayb kendilerinin yanında da onlar mı yazıyorlar
Ali BulaçYoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) ‘o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır
Yusuf AliOr do they intend a plot (against thee)? But those who defy God are themselves involved in a Plot
Elmalılı Hamdi YazırYoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat o küfredenlerin kendileri tuzağa düşeceklerdir
Ali BulaçYoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir
Yusuf AliOr have they a god other than God? Exalted is God far above the things they associate with Him
Elmalılı Hamdi YazırYoksa onların Allah'tan başka bir ilâhı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır
Ali BulaçEğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler
Yusuf AliWere they to see a piece of the sky falling (on them), they would (only) say: "Clouds gathered in heaps
Elmalılı Hamdi YazırGökten bir parçanın düştüğünü görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır." derler
Ali BulaçÖyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak
Yusuf AliSo leave them alone until they encounter that Day of theirs, wherein they shall (perforce) swoon (with terror)
Elmalılı Hamdi YazırArtık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hallerine) bırak
Ali BulaçO gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler
Yusuf AliThe Day when their plotting will avail them nothing and no help shall be given them
Elmalılı Hamdi YazırO gün hiçbir tedbirlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir
Ali BulaçŞüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar
Yusuf AliAnd verily, for those who do wrong, there is another punishment besides this: But most of them understand not
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler
Ali BulaçArtık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et
Yusuf AliNow await in patience the command of thy Lord: for verily thou art in Our eyes: and celebrate the praises of thy Lord the while thou standest forth
Elmalılı Hamdi YazırRabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et
Ali BulaçGecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da O'nu tesbih et
Yusuf AliAnd for part of the night also praise thou Him,- and at the retreat of the stars
Elmalılı Hamdi YazırGecenin bir kısmında ve yıldızların batışında da O'nu tesbih et