☪ Anlam Arayışı

52. At-Tur سُورَةُ الطُّورِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
52:1
وَٱلطُّورِ

Ali BulaçTur'a andolsun

Süleyman AteşAndolsun Tur'a (Musa'nın vahiy aldığı Sina Dağı'na)

Yusuf AliBy the Mount (of Revelation)

52:2
وَكِتَٰبࣲ مَّسۡطُورࣲ‏

Ali BulaçSatır (satır) dizili kitaba

Süleyman AteşSatır satır yazılmış Kitaba

Yusuf AliBy a Decree inscribed

52:3 📚 2
فِي رَقࣲّ مَّنشُورࣲ‏

Ali BulaçYayılmış ince deri üzerine

Süleyman AteşYayılmış ince deri üzerine

Yusuf AliIn a Scroll unfolded

52:4
وَٱلۡبَيۡتِ ٱلۡمَعۡمُورِ

Ali BulaçMa'mur eve

Süleyman AteşMa'mur (bakımlı, şen) Ev (Ka'be'y)e

Yusuf AliBy the much-frequented Fane

52:5
وَٱلسَّقۡفِ ٱلۡمَرۡفُوعِ

Ali BulaçYükseltilmiş tavana

Süleyman AteşYükseltilmiş tavana (göğe)

Yusuf AliBy the Canopy Raised High

52:6
وَٱلۡبَحۡرِ ٱلۡمَسۡجُورِ

Ali BulaçKabarıp, tutuşan denize

Süleyman AteşKaynatılmış denize (bunlara andolsun ki)

Yusuf AliAnd by the Ocean filled with Swell

52:7
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعࣱ‏

Ali BulaçŞüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir

Süleyman AteşRabbinin azabı mutlaka vukubulacaktır

Yusuf AliVerily, the Doom of thy Lord will indeed come to pass

52:8
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعࣲ‏

Ali BulaçOnu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur

Süleyman AteşOna engel olacak bir şey yoktur

Yusuf AliThere is none can avert it

52:9
يَوۡمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوۡرࣰ ا

Ali BulaçO gün gök, sarsılıp çalkalanır

Süleyman AteşO gün gök, bir çalkalanış çalkanır

Yusuf AliOn the Day when the firmament will be in dreadful commotion

52:10
وَتَسِيرُ ٱلۡجِبَالُ سَيۡرࣰ ا

Ali BulaçVe dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür

Süleyman AteşDağlar bir yürüyüş yürür ki

Yusuf AliAnd the mountains will fly hither and thither

52:11
فَوَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

Ali Bulaçİşte o gün, yalanlayanların vay haline

Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün

Yusuf AliThen woe that Day to those that treat (Truth) as Falsehood

52:12
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي خَوۡضࣲ يَلۡعَبُونَ

Ali BulaçKi onlar, 'daldıkları saçma bir uğraşı' içinde oynayan-oyalananlardır

Süleyman AteşO daldıkları batıl içinde oynayıp duranlar

Yusuf AliThat play (and paddle) in shallow trifles

52:13
يَوۡمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

Ali BulaçCehennem ateşine, 'küçültücü bir sürüklenme ile ' sürüklenecekleri gün

Süleyman AteşO gün (şöyle denilerek) cehennem ateşine kakılırlar

Yusuf AliThat Day shall they be thrust down to the Fire of Hell, irresistibly

52:14 📚 2
هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Ali Bulaç(Onlara şöyle denir:) "İşte sizin yalanladığınız ateş budur

Süleyman Ateşİşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur

Yusuf AliThis:, it will be said, "Is the Fire,- which ye were wont to deny

52:15 📚 1
أَفَسِحۡرٌ هَٰذَآ أَمۡ أَنتُمۡ لَا تُبۡصِرُونَ

Ali BulaçBu da bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz

Süleyman Ateş(Nasıl) Şimdi bu, büyümüymüş, yoksa siz mi görmüyor muşsunuz

Yusuf AliIs this then a fake, or is it ye that do not see

52:16 📚 2
ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاْ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Ali BulaçGirin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz

Süleyman AteşGirin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız

Yusuf AliBurn ye therein: the same is it to you whether ye bear it with patience, or not: Ye but receive the recompense of your (own) deeds

52:17
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَعِيمࣲ‏

Ali BulaçHiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler

Süleyman AteşKorunanlar da cennetlerde, ni'met içindedirler

Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in Gardens, and in Happiness

52:18
فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ وَوَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ

Ali BulaçRablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur

Süleyman AteşRablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur

Yusuf AliEnjoying the (Bliss) which their Lord hath bestowed on them, and their Lord shall deliver them from the Penalty of the Fire

52:19
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Ali BulaçYaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için

Süleyman AteşYaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için

Yusuf Ali(To them will be said:) "Eat and drink ye, with profit and health, because of your (good) deeds

52:20
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّصۡفُوفَةࣲۖ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏

Ali BulaçÖzenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz

Süleyman AteşSıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir

Yusuf AliThey will recline (with ease) on Thrones (of dignity) arranged in ranks; and We shall join them to Companions, with beautiful big and lustrous eyes

52:21
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَيۡءࣲۚ كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينࣱ‏

Ali Bulaçİman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir

Süleyman AteşKendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır; kendi ameller(inin sevab)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır

Yusuf AliAnd those who believe and whose families follow them in Faith,- to them shall We join their families: Nor shall We deprive them (of the fruit) of aught of their works: (Yet) is each individual in pledge for his deeds

52:22
وَأَمۡدَدۡنَٰهُم بِفَٰكِهَةࣲ وَلَحۡمࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ

Ali BulaçOnlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik

Süleyman AteşVe onlara canlarının istediği meyvadan ve etten bol bol vermişizdir

Yusuf AliAnd We shall bestow on them, of fruit and meat, anything they shall desire

52:23
يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأۡسࣰ ا لَّا لَغۡوࣱ فِيهَا وَلَا تَأۡثِيمࣱ‏

Ali BulaçOrada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur

Süleyman AteşOrada bir kadeh kapışırlar ki içinde ne saçmalama var, ne de günaha sokma

Yusuf AliThey shall there exchange, one with another, a (loving) cup free of frivolity, free of all taint of ill

52:24
۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ غِلۡمَانࣱ لَّهُمۡ كَأَنَّهُمۡ لُؤۡلُؤࣱ مَّكۡنُونࣱ‏

Ali BulaçKendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl

Süleyman AteşÇevrelerinde de kendilerine mahsus, sedef içinde saklı inci gibi civanlar dolaşır (hizmet eder)

Yusuf AliRound about them will serve, (devoted) to them. Youths (handsome) as Pearls well-guarded

52:25 📚 3
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ

Ali BulaçKimi kimine dönüp sorarlar

Süleyman AteşBirbirlerine dönmüş soruyorlar

Yusuf AliThey will advance to each other, engaging in mutual enquiry

52:26 📚 10
قَالُوٓاْ إِنَّا كُنَّا قَبۡلُ فِيٓ أَهۡلِنَا مُشۡفِقِينَ

Ali BulaçDediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık

Süleyman AteşDaha önce biz ailemiz içinde (iken sonumuzdan) korkardık. dediler

Yusuf AliThey will say: "Aforetime, we were not without fear for the sake of our people

52:27
فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

Ali BulaçŞimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azaptan korudu

Süleyman AteşAllah bize lutfetti de bizi o delikçiklere işleyen azabdan korudu

Yusuf AliBut God has been good to us, and has delivered us from the Penalty of the Scorching Wind

52:28 📚 1
إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلُ نَدۡعُوهُۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

Ali BulaçŞüphesiz, biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta Kendisi'dir

Süleyman AteşBiz bundan önce yalnız O'na yalvarır(bizi korumasını O'ndan niyaz eder)dik. Çünkü iyilik eden, esirgeyen O'dur, O

Yusuf AliTruly, we did call unto Him from of old: truly it is He, the Beneficent, the Merciful

52:29
فَذَكِّرۡ فَمَآ أَنتَ بِنِعۡمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنࣲ وَلَا مَجۡنُونٍ

Ali BulaçŞu halde sen, öğüt verip-hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun

Süleyman Ateş(Ey Muhammed), Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin ni'meti sayesinde sen ne kahinsin, ne de mecnun

Yusuf AliTherefore proclaim thou the praises (of thy Lord): for by the Grace of thy Lord, thou art no (vulgar) soothsayer, nor art thou one possessed

52:30
أَمۡ يَقُولُونَ شَاعِرࣱ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيۡبَ ٱلۡمَنُونِ

Ali BulaçYoksa onlar: "Bir şairdir, biz ona zamanın (getireceği) felaketleri gözlüyoruz" mu diyorlar

Süleyman AteşYoksa onlar (senin hakkında): "Bir şa'irdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz" mu diyorlar

Yusuf AliOr do they say:- "A Poet! we await for him some calamity (hatched) by Time

52:31
قُلۡ تَرَبَّصُواْ فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُتَرَبِّصِينَ

Ali BulaçDe ki: "Siz gözetleyedurun; çünkü ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim

Süleyman AteşDe ki: "Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim. (Bakalım hangimiz felaketlere çarpılacağız)

Yusuf AliSay thou: "Await ye!- I too will wait along with you

52:32
أَمۡ تَأۡمُرُهُمۡ أَحۡلَٰمُهُم بِهَٰذَآۚ أَمۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ

Ali BulaçYoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir

Süleyman AteşAkılları mı bunu kendilerine emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur

Yusuf AliIs it that their faculties of understanding urge them to this, or are they but a people transgressing beyond bounds

52:33
أَمۡ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥۚ بَل لَّا يُؤۡمِنُونَ

Ali BulaçYoksa: "Onu kendisi uydurup-söyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar

Süleyman AteşYoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar

Yusuf AliOr do they say, "He fabricated the (Message)"? Nay, they have no faith

52:34
فَلۡيَأۡتُواْ بِحَدِيثࣲ مِّثۡلِهِۦٓ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ

Ali BulaçŞu halde, eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler

Süleyman AteşDoğru iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler

Yusuf AliLet them then produce a recital like unto it,- If (it be) they speak the truth

52:35 📚 2
أَمۡ خُلِقُواْ مِنۡ غَيۡرِ شَيۡءٍ أَمۡ هُمُ ٱلۡخَٰلِقُونَ

Ali BulaçYoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi

Süleyman AteşYoksa kendileri, hiçbir şey olmadan (raslantı sonucu olarak) mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri midir

Yusuf AliWere they created of nothing, or were they themselves the creators

52:36
أَمۡ خَلَقُواْ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

Ali BulaçYoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar

Süleyman AteşYoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, onlar düşünüp de inanmazlar

Yusuf AliOr did they create the heavens and the earth? Nay, they have no firm belief

52:37
أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمۡ هُمُ ٱلۡمُصَۜيۡطِرُونَ

Ali BulaçYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa üstün güç (herşeyin denetim ve yönetim) sahipleri kendileri midir

Süleyman AteşYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hakim olan (her şeyi istedikleri gibi yöneten) kendileri midir

Yusuf AliOr are the Treasures of thy Lord with them, or are they the managers (of affairs)

52:38
أَمۡ لَهُمۡ سُلَّمࣱ يَسۡتَمِعُونَ فِيهِۖ فَلۡيَأۡتِ مُسۡتَمِعُهُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍ

Ali BulaçYoksa onların bir merdivenleri mi var (ki) onunla (yükselip en yüce makamda konuşulanları) dinliyorlar? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin

Süleyman AteşYoksa onların, (göğe çıkıp meleklerin sözlerini ve onlara vahyedileni) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, (meleklerin sözlerini dinlediklerine) açık bir delil getirsin

Yusuf AliOr have they a ladder, by which they can (climb up to heaven and) listen (to its secrets)? Then let (such a) listener of theirs produce a manifest proof

52:39
أَمۡ لَهُ ٱلۡبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلۡبَنُونَ

Ali BulaçYoksa kızlar O'nun da, erkek-çocuklar sizin mi

Süleyman AteşYoksa kızlar O'na, oğullar size mi

Yusuf AliOr has He only daughters and ye have sons

52:40
أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ

Ali BulaçYoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altındalar

Süleyman AteşYoksa sen onlardan (vahiyleri duyurmana karşı) bir ücret istiyorsun da onlar, ağır bir borç yükü altında mı kalmışlardır

Yusuf AliOr is it that thou dost ask for a reward, so that they are burdened with a load of debt

52:41
أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ

Ali BulaçYoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, böylece yazıp-duruyorlar

Süleyman AteşYoksa gayb (görülmeyen bilgi) kendilerinin yanındadır da kendileri mi (oradan istediklerini) yazıyorlar

Yusuf AliOr that the Unseen in it their hands, and they write it down

52:42
أَمۡ يُرِيدُونَ كَيۡدࣰ اۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هُمُ ٱلۡمَكِيدُونَ

Ali BulaçYoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) ‘o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır

Süleyman AteşYoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkar edenlerin kendileridir

Yusuf AliOr do they intend a plot (against thee)? But those who defy God are themselves involved in a Plot

52:43
أَمۡ لَهُمۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ

Ali BulaçYoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir

Süleyman AteşYoksa onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah'ın şanı onların ortak koştuklarından yücedir

Yusuf AliOr have they a god other than God? Exalted is God far above the things they associate with Him

52:44
وَإِن يَرَوۡاْ كِسۡفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطࣰ ا يَقُولُواْ سَحَابࣱ مَّرۡكُومࣱ‏

Ali BulaçEğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler

Süleyman AteşGökten bir parçanın düştüğünü görseler, (yine inatlarından): "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler

Yusuf AliWere they to see a piece of the sky falling (on them), they would (only) say: "Clouds gathered in heaps

52:45
فَذَرۡهُمۡ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي فِيهِ يُصۡعَقُونَ

Ali BulaçÖyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak

Süleyman AteşKorkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları

Yusuf AliSo leave them alone until they encounter that Day of theirs, wherein they shall (perforce) swoon (with terror)

52:46
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي عَنۡهُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ

Ali BulaçO gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler

Süleyman AteşO gün, tuzakları kendilerine hiçbir yarar sağlamaz ve onlara yardım da edilmez

Yusuf AliThe Day when their plotting will avail them nothing and no help shall be given them

52:47
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ عَذَابࣰ ا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ

Ali BulaçŞüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar

Süleyman AteşZulmedenlere, bundan başka bir azab da vardır. Fakat çokları bilmezler

Yusuf AliAnd verily, for those who do wrong, there is another punishment besides this: But most of them understand not

52:48 📚 1
وَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعۡيُنِنَاۖ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

Ali BulaçArtık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et

Süleyman AteşRabbinin hükmüne sabret, çünkü sen, gözlerimizin önündesin (korumamız altındasın), Kalktığın zaman Rabbini övgü ile an

Yusuf AliNow await in patience the command of thy Lord: for verily thou art in Our eyes: and celebrate the praises of thy Lord the while thou standest forth

52:49
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَإِدۡبَٰرَ ٱلنُّجُومِ

Ali BulaçGecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da O'nu tesbih et

Süleyman AteşGecenin bir kısmında ve yıldızların ardından da O'nu tesbih et

Yusuf AliAnd for part of the night also praise thou Him,- and at the retreat of the stars

← Önceki Sonraki →

52. At-Tur Suresi | Anlam Arayışı