☪ Anlam Arayışı

52. At-Tur سُورَةُ الطُّورِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
52:1
وَٱلطُّورِ

Diyanet İşleri MealiTura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

Ali BulaçTur'a andolsun

Saheeh InternationalBy the mount

52:2
وَكِتَٰبࣲ مَّسۡطُورࣲ‏

Diyanet İşleri MealiTura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

Ali BulaçSatır (satır) dizili kitaba

Saheeh InternationalAnd [by] a Book inscribed

52:3 📚 2
فِي رَقࣲّ مَّنشُورࣲ‏

Diyanet İşleri MealiTura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

Ali BulaçYayılmış ince deri üzerine

Saheeh InternationalIn parchment spread open

52:4
وَٱلۡبَيۡتِ ٱلۡمَعۡمُورِ

Diyanet İşleri MealiTura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

Ali BulaçMa'mur eve

Saheeh InternationalAnd [by] the frequented House

52:5
وَٱلسَّقۡفِ ٱلۡمَرۡفُوعِ

Diyanet İşleri MealiTura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

Ali BulaçYükseltilmiş tavana

Saheeh InternationalAnd [by] the heaven raised high

52:6
وَٱلۡبَحۡرِ ٱلۡمَسۡجُورِ

Diyanet İşleri MealiTura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

Ali BulaçKabarıp, tutuşan denize

Saheeh InternationalAnd [by] the sea filled [with fire]

52:7
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعࣱ‏

Diyanet İşleri MealiTura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

Ali BulaçŞüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir

Saheeh InternationalIndeed, the punishment of your Lord will occur

52:8
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعࣲ‏

Diyanet İşleri MealiTura, yayılmış ince deri üzerine satır satır dizilmiş Kitap'a, mamur bir ev olan Kabe'ye, yükseltilmiş tavan gibi göğe, kaynayacak denize and olsun ki, Rabbinin azabı hiç şüphesiz gelecektir. Onu savacak yoktur

Ali BulaçOnu uzaklaştırıp-engel olacak yoktur

Saheeh InternationalOf it there is no preventer

52:9
يَوۡمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوۡرࣰ ا

Diyanet İşleri MealiGöğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak

Ali BulaçO gün gök, sarsılıp çalkalanır

Saheeh InternationalOn the Day the heaven will sway with circular motion

52:10
وَتَسِيرُ ٱلۡجِبَالُ سَيۡرࣰ ا

Diyanet İşleri MealiGöğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak

Ali BulaçVe dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür

Saheeh InternationalAnd the mountains will pass on, departing

52:11
فَوَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri MealiGöğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak

Ali Bulaçİşte o gün, yalanlayanların vay haline

Saheeh InternationalThen woe, that Day, to the deniers

52:12
ٱلَّذِينَ هُمۡ فِي خَوۡضࣲ يَلۡعَبُونَ

Diyanet İşleri MealiGöğün sarsıldıkça sarsılacağı, dağların yürüdükçe yürüyeceği gün; işte o gün, daldıkları yerde eğlenip oyalanarak kıyameti yalanlayanlara yazık olacak

Ali BulaçKi onlar, 'daldıkları saçma bir uğraşı' içinde oynayan-oyalananlardır

Saheeh InternationalWho are in [empty] discourse amusing themselves

52:13
يَوۡمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

Diyanet İşleri MealiCehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur

Ali BulaçCehennem ateşine, 'küçültücü bir sürüklenme ile ' sürüklenecekleri gün

Saheeh InternationalThe Day they are thrust toward the fire of Hell with a [violent] thrust, [its angels will say]

52:14 📚 2
هَٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri MealiCehennem ateşine itildikçe itildikleri gün, onlara: "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur

Ali Bulaç(Onlara şöyle denir:) "İşte sizin yalanladığınız ateş budur

Saheeh InternationalThis is the Fire which you used to deny

52:15 📚 1
أَفَسِحۡرٌ هَٰذَآ أَمۡ أَنتُمۡ لَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiBu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir

Ali BulaçBu da bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz

Saheeh InternationalThen is this magic, or do you not see

52:16 📚 2
ٱصۡلَوۡهَا فَٱصۡبِرُوٓاْ أَوۡ لَا تَصۡبِرُواْ سَوَآءٌ عَلَيۡكُمۡۖ إِنَّمَا تُجۡزَوۡنَ مَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Diyanet İşleri MealiBu bir büyü müdür, yoksa hala görmez misiniz? Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık birdir; ancak işlediklerinizin karşılığını görüyorsunuz" denir

Ali BulaçGirin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz

Saheeh International[Enter to] burn therein; then be patient or impatient - it is all the same for you. You are only being recompensed [for] what you used to do

52:17
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَعِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur

Ali BulaçHiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be in gardens and pleasure

52:18
فَٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ وَوَقَىٰهُمۡ رَبُّهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, şüphesiz, cennetlerde ve Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk duyarak nimetler içindedirler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur

Ali BulaçRablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur

Saheeh InternationalEnjoying what their Lord has given them, and their Lord protected them from the punishment of Hellfire

52:19
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz

Ali BulaçYaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için

Saheeh International[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you used to do

52:20
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّصۡفُوفَةࣲۖ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlara şöyle denir: "İşlediklerinizden ötürü, dizi dizi tahtlara yaslanarak afiyetle yiyin için." Onlara, ceylan gözlü eşler veririz

Ali BulaçÖzenle dizilmiş tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz

Saheeh InternationalThey will be reclining on thrones lined up, and We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes

52:21
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱتَّبَعَتۡهُمۡ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَٰنٍ أَلۡحَقۡنَا بِهِمۡ ذُرِّيَّتَهُمۡ وَمَآ أَلَتۡنَٰهُم مِّنۡ عَمَلِهِم مِّن شَيۡءࣲۚ كُلُّ ٱمۡرِيِٕۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينࣱ‏

Diyanet İşleri Mealiİnanan, soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazancına bağlıdır

Ali Bulaçİman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir

Saheeh InternationalAnd those who believed and whose descendants followed them in faith - We will join with them their descendants, and We will not deprive them of anything of their deeds. Every person, for what he earned, is retained

52:22
وَأَمۡدَدۡنَٰهُم بِفَٰكِهَةࣲ وَلَحۡمࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ

Diyanet İşleri MealiCennette olanlara diledikleri meyve ve etten bol bol veririz

Ali BulaçOnlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik

Saheeh InternationalAnd We will provide them with fruit and meat from whatever they desire

52:23
يَتَنَٰزَعُونَ فِيهَا كَأۡسࣰ ا لَّا لَغۡوࣱ فِيهَا وَلَا تَأۡثِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiOrada kadeh tokuştururlar; fakat bunda ne bir saçmalama, ne de bir günaha girme vardır

Ali BulaçOrada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boş ve saçma bir söz', ne günaha sokma yoktur

Saheeh InternationalThey will exchange with one another a cup [of wine] wherein [results] no ill speech or commission of sin

52:24
۞وَيَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ غِلۡمَانࣱ لَّهُمۡ كَأَنَّهُمۡ لُؤۡلُؤࣱ مَّكۡنُونࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSedefteki inciler gibi olan gençler yanlarında dolaşırlar

Ali BulaçKendileri için (hizmet eden) civanlar, etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci gibi tertemiz, pırıl pırıl

Saheeh InternationalThere will circulate among them [servant] boys [especially] for them, as if they were pearls well-protected

52:25 📚 3
وَأَقۡبَلَ بَعۡضُهُمۡ عَلَىٰ بَعۡضࣲ يَتَسَآءَلُونَ

Diyanet İşleri MealiBirbirlerine dönüp soruşurlar

Ali BulaçKimi kimine dönüp sorarlar

Saheeh InternationalAnd they will approach one another, inquiring of each other

52:26 📚 10
قَالُوٓاْ إِنَّا كُنَّا قَبۡلُ فِيٓ أَهۡلِنَا مُشۡفِقِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler

Ali BulaçDediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık

Saheeh InternationalThey will say, "Indeed, we were previously among our people fearful [of displeasing Allah]

52:27
فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيۡنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler

Ali BulaçŞimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azaptan korudu

Saheeh InternationalSo Allah conferred favor upon us and protected us from the punishment of the Scorching Fire

52:28 📚 1
إِنَّا كُنَّا مِن قَبۡلُ نَدۡعُوهُۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azabdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; şüphesiz O, iyilik yapandır, acıyandır" derler

Ali BulaçŞüphesiz, biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta Kendisi'dir

Saheeh InternationalIndeed, we used to supplicate Him before. Indeed, it is He who is the Beneficent, the Merciful

52:29
فَذَكِّرۡ فَمَآ أَنتَ بِنِعۡمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنࣲ وَلَا مَجۡنُونٍ

Diyanet İşleri MealiÖğüt ver; Rabbinin nimetiyle sen, ne kahinsin ne de delisin

Ali BulaçŞu halde sen, öğüt verip-hatırlat; çünkü sen, Rabbinin nimetiyle ne kahinsin, ne mecnun

Saheeh InternationalSo remind [O Muhammad], for you are not, by the favor of your Lord, a soothsayer or a madman

52:30
أَمۡ يَقُولُونَ شَاعِرࣱ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيۡبَ ٱلۡمَنُونِ

Diyanet İşleri MealiYoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz

Ali BulaçYoksa onlar: "Bir şairdir, biz ona zamanın (getireceği) felaketleri gözlüyoruz" mu diyorlar

Saheeh InternationalOr do they say [of you], "A poet for whom we await a misfortune of time

52:31
قُلۡ تَرَبَّصُواْ فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ ٱلۡمُتَرَبِّصِينَ

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim

Ali BulaçDe ki: "Siz gözetleyedurun; çünkü ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim

Saheeh InternationalSay, "Wait, for indeed I am, with you, among the waiters

52:32
أَمۡ تَأۡمُرُهُمۡ أَحۡلَٰمُهُم بِهَٰذَآۚ أَمۡ هُمۡ قَوۡمࣱ طَاغُونَ

Diyanet İşleri MealiBunu onlara akılları mı buyuruyor? Yoksa onlar azgın bir millet midirler

Ali BulaçYoksa bunu kendilerine saçma-akılları mı emrediyor? Yoksa onlar azgın bir kavim midir

Saheeh InternationalOr do their minds command them to [say] this, or are they a transgressing people

52:33
أَمۡ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥۚ بَل لَّا يُؤۡمِنُونَ

Diyanet İşleri MealiYahut: "Onu kendi uydurdu" diyorlar öyle mi? Hayır, inanmıyorlar

Ali BulaçYoksa: "Onu kendisi uydurup-söyledi" mi diyorlar? Hayır; onlar iman etmiyorlar

Saheeh InternationalOr do they say, "He has made it up"? Rather, they do not believe

52:34
فَلۡيَأۡتُواْ بِحَدِيثࣲ مِّثۡلِهِۦٓ إِن كَانُواْ صَٰدِقِينَ

Diyanet İşleri MealiEğer iddialarında samimi iseler Kuran'ın benzeri bir söz meydana getirsinler

Ali BulaçŞu halde, eğer doğru sözlüler iseler, benzeri bir söz getirsinler

Saheeh InternationalThen let them produce a statement like it, if they should be truthful

52:35 📚 2
أَمۡ خُلِقُواْ مِنۡ غَيۡرِ شَيۡءٍ أَمۡ هُمُ ٱلۡخَٰلِقُونَ

Diyanet İşleri MealiOnlar, yaratan olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midir

Ali BulaçYoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi

Saheeh InternationalOr were they created by nothing, or were they the creators [of themselves]

52:36
أَمۡ خَلَقُواْ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

Diyanet İşleri MealiYoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, Allah'a kesin olarak inanmıyorlar

Ali BulaçYoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır; onlar, kesin bir bilgiyle inanmıyorlar

Saheeh InternationalOr did they create the heavens and the earth? Rather, they are not certain

52:37
أَمۡ عِندَهُمۡ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمۡ هُمُ ٱلۡمُصَۜيۡطِرُونَ

Diyanet İşleri MealiYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa onlar mı işe hakimdirler

Ali BulaçYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa üstün güç (herşeyin denetim ve yönetim) sahipleri kendileri midir

Saheeh InternationalOr have they the depositories [containing the provision] of your Lord? Or are they the controllers [of them]

52:38
أَمۡ لَهُمۡ سُلَّمࣱ يَسۡتَمِعُونَ فِيهِۖ فَلۡيَأۡتِ مُسۡتَمِعُهُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍ

Diyanet İşleri MealiYoksa, üzerine çıkıp vahiy dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin

Ali BulaçYoksa onların bir merdivenleri mi var (ki) onunla (yükselip en yüce makamda konuşulanları) dinliyorlar? Öyleyse, dinleyenleri açık bir delil getirsin

Saheeh InternationalOr have they a stairway [into the heaven] upon which they listen? Then let their listener produce a clear authority

52:39
أَمۡ لَهُ ٱلۡبَنَٰتُ وَلَكُمُ ٱلۡبَنُونَ

Diyanet İşleri MealiDemek kızlar Allah'ın, oğullar sizin öyle mi

Ali BulaçYoksa kızlar O'nun da, erkek-çocuklar sizin mi

Saheeh InternationalOr has He daughters while you have sons

52:40
أَمۡ تَسۡـَٔلُهُمۡ أَجۡرࣰ ا فَهُم مِّن مَّغۡرَمࣲ مُّثۡقَلُونَ

Diyanet İşleri MealiYahut sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar

Ali BulaçYoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altındalar

Saheeh InternationalOr do you, [O Muhammad], ask of them a payment, so they are by debt burdened down

52:41
أَمۡ عِندَهُمُ ٱلۡغَيۡبُ فَهُمۡ يَكۡتُبُونَ

Diyanet İşleri MealiVeya, görülmeyeni bilmek kendilerine aittir de, onlar mı yazıyorlar

Ali BulaçYoksa gayb (bilgisi) onların katında mıdır, böylece yazıp-duruyorlar

Saheeh InternationalOr have they [knowledge of] the unseen, so they write [it] down

52:42
أَمۡ يُرِيدُونَ كَيۡدࣰ اۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ هُمُ ٱلۡمَكِيدُونَ

Diyanet İşleri MealiYoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Ama o tuzağa yakalanacak olanlar inkar edenlerdir

Ali BulaçYoksa hileli-bir düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) ‘o inkar edenler hileli-düzene düşecek olanlardır

Saheeh InternationalOr do they intend a plan? But those who disbelieve - they are the object of a plan

52:43
أَمۡ لَهُمۡ إِلَٰهٌ غَيۡرُ ٱللَّهِۚ سُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشۡرِكُونَ

Diyanet İşleri MealiYoksa Allah'tan başka bir tanrıları mı vardır? Allah, onların ortak koşmalarından münezzehtir

Ali BulaçYoksa onların, Allah'ın dışında başka bir ilahları mı var? Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir

Saheeh InternationalOr have they a deity other than Allah? Exalted is Allah above whatever they associate with Him

52:44
وَإِن يَرَوۡاْ كِسۡفࣰ ا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطࣰ ا يَقُولُواْ سَحَابࣱ مَّرۡكُومࣱ‏

Diyanet İşleri MealiGökten azap olarak düşen bir parça görseler: "Bulut kümesidir" derler

Ali BulaçEğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: "Üst üste yığılmış bir buluttur." derler

Saheeh InternationalAnd if they were to see a fragment from the sky falling, they would say, "[It is merely] clouds heaped up

52:45
فَذَرۡهُمۡ حَتَّىٰ يُلَٰقُواْ يَوۡمَهُمُ ٱلَّذِي فِيهِ يُصۡعَقُونَ

Diyanet İşleri MealiÇarpılacakları güne erişmelerine kadar onları bırak

Ali BulaçÖyleyse sen onları (en dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak

Saheeh InternationalSo leave them until they meet their Day in which they will be struck insensible

52:46
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي عَنۡهُمۡ كَيۡدُهُمۡ شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ

Diyanet İşleri MealiO gün, düzenleri kendilerine bir fayda vermez; yardım da görmezler

Ali BulaçO gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler

Saheeh InternationalThe Day their plan will not avail them at all, nor will they be helped

52:47
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُواْ عَذَابࣰ ا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ

Diyanet İşleri MealiZulmedenlere, şüphesiz, bundan başka da azap vardır; fakat onların çoğu bilmezler

Ali BulaçŞüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar

Saheeh InternationalAnd indeed, for those who have wronged is a punishment before that, but most of them do not know

52:48 📚 1
وَٱصۡبِرۡ لِحُكۡمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعۡيُنِنَاۖ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

Diyanet İşleri MealiRabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et

Ali BulaçArtık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et

Saheeh InternationalAnd be patient, [O Muhammad], for the decision of your Lord, for indeed, you are in Our eyes. And exalt [Allah] with praise of your Lord when you arise

52:49
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَإِدۡبَٰرَ ٱلنُّجُومِ

Diyanet İşleri MealiGeceleyin ve yıldızlar kaybolurken de O'nu tesbih et

Ali BulaçGecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardında da O'nu tesbih et

Saheeh InternationalAnd in a part of the night exalt Him and after [the setting of] the stars

← Önceki Sonraki →

52. At-Tur Suresi | Anlam Arayışı