52. At-Tur سُورَةُ الطُّورِ
Süleyman AteşAndolsun Tur'a (Musa'nın vahiy aldığı Sina Dağı'na)
Yusuf AliBy the Mount (of Revelation)
«والطور» أي الجبل الذي كلم الله عليه موسى.
Süleyman AteşSatır satır yazılmış Kitaba
Yusuf AliBy a Decree inscribed
«وكتاب مسطور».
Süleyman AteşYayılmış ince deri üzerine
Yusuf AliIn a Scroll unfolded
«في رقٍّ منشور» أي التوراة أو القرآن.
Süleyman AteşMa'mur (bakımlı, şen) Ev (Ka'be'y)e
Yusuf AliBy the much-frequented Fane
«والبيت المعمور» هو في السماء الثالثة أو السادسة أو السابعة بحيال الكعبة يزوره كل يوم سبعون ألف ملك بالطواف والصلاة لا يعودون إليه أبدا.
Süleyman AteşYükseltilmiş tavana (göğe)
Yusuf AliBy the Canopy Raised High
«والسقف المرفوع» أي السماء.
Süleyman AteşKaynatılmış denize (bunlara andolsun ki)
Yusuf AliAnd by the Ocean filled with Swell
«والبحر المسجور» أي المملوء.
Süleyman AteşRabbinin azabı mutlaka vukubulacaktır
Yusuf AliVerily, the Doom of thy Lord will indeed come to pass
«إن عذاب ربك لواقع» لنازل بمستحقه.
Süleyman AteşOna engel olacak bir şey yoktur
Yusuf AliThere is none can avert it
«ماله من دافع» عنه.
Süleyman AteşO gün gök, bir çalkalanış çalkanır
Yusuf AliOn the Day when the firmament will be in dreadful commotion
«يوم» مفعول لواقع «تمور السماء مورا» تتحرك وتدور.
Süleyman AteşDağlar bir yürüyüş yürür ki
Yusuf AliAnd the mountains will fly hither and thither
«وتسير الجبال سيرا» تصير هباء منثورا وذلك في يوم القيامة.
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliThen woe that Day to those that treat (Truth) as Falsehood
«فويل» شدة عذاب «يومئذ للمكذبين» للرسل.
Süleyman AteşO daldıkları batıl içinde oynayıp duranlar
Yusuf AliThat play (and paddle) in shallow trifles
«الذين هم في خوض» باطل «يلعبون» أي يتشاغلون بكفرهم.
Süleyman AteşO gün (şöyle denilerek) cehennem ateşine kakılırlar
Yusuf AliThat Day shall they be thrust down to the Fire of Hell, irresistibly
«يوم يُدعُّون إلى نار جهنم دعّا» يدفعون بعنف بدل من يوم تمور، ويقال لهم تبكيتا.
Süleyman Ateşİşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur
Yusuf AliThis:, it will be said, "Is the Fire,- which ye were wont to deny
«هذه النار التي كنتم بها تكذبون».
Süleyman Ateş(Nasıl) Şimdi bu, büyümüymüş, yoksa siz mi görmüyor muşsunuz
Yusuf AliIs this then a fake, or is it ye that do not see
«أفسحر هذا» العذاب الذي ترون كما كنتم تقولون في الوحي هذا سحر «أم أنتم لا تبصرون».
Süleyman AteşGirin ona, ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Ancak yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız
Yusuf AliBurn ye therein: the same is it to you whether ye bear it with patience, or not: Ye but receive the recompense of your (own) deeds
«اصلوْها فاصبروا» عليها «أو لا تصبروا» صبركم وجزعكم «سواء عليكم» لأن صبركم لا ينفعكم «إنما تجزون ما كنتم تعملون» أي جزاءه.
Süleyman AteşKorunanlar da cennetlerde, ni'met içindedirler
Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in Gardens, and in Happiness
«إن المتقين في جنات ونعيم».
Süleyman AteşRablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur
Yusuf AliEnjoying the (Bliss) which their Lord hath bestowed on them, and their Lord shall deliver them from the Penalty of the Fire
«فاكهين» متلذذين «بما» مصدرية «آتاهم» أعطاهم «ربهم ووقاهم ربهم عذاب الجحيم» عطفا على آتاهم، أي بإتيانهم ووقايتهم ويقال لهم.
Süleyman AteşYaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için
Yusuf Ali(To them will be said:) "Eat and drink ye, with profit and health, because of your (good) deeds
«كلوا واشربوا هنيئا» حال أي: مهنئين «بما» الباء سببية «كنتم تعملون».
Süleyman AteşSıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Onları, iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir
Yusuf AliThey will recline (with ease) on Thrones (of dignity) arranged in ranks; and We shall join them to Companions, with beautiful big and lustrous eyes
(متكئين) حال من الضمير المستكن في قوله "" في جنات "" (على سرر مصفوفة) بعضها إلى جنب بعض (وزوجناهم) عطف على جنات، أي قرناهم (بحور عين) عظام الأعين حسانها.
Süleyman AteşKendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olan kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır; kendi ameller(inin sevab)ından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır
Yusuf AliAnd those who believe and whose families follow them in Faith,- to them shall We join their families: Nor shall We deprive them (of the fruit) of aught of their works: (Yet) is each individual in pledge for his deeds
«والذين آمنوا» مبتدأ «أتبعناهم» وفي قراءة واتبعتهم معطوف على آمنوا «ذرياتهم» وفي قراءة ذريتهم الصغار والكبار «بإيمان» من الكبار ومن أولادهم الصغار والخبر «ألحقنا بهم ذرياتهم» المذكورين في الجنة فيكونون في درجتهم وإن لم يعملوا تكرمة للآباء باجتماع الأولاد إليهم «وما ألتناهم» بفتح اللام وكسرها نقصناهم «من عملهم من» زائدة «شيء» يزاد في عمل الأولاد «كل امرئ بما كسب» من عمل خير أو شر «رهين» مرهون يؤاخذ بالشر ويجازى بالخير.
Süleyman AteşVe onlara canlarının istediği meyvadan ve etten bol bol vermişizdir
Yusuf AliAnd We shall bestow on them, of fruit and meat, anything they shall desire
«وأمددناهم» زدناهم في وقت بعد وقت «بفاكهة ولحم ما يشتهون» وإن لم يصرحوا بطلبه.
Süleyman AteşOrada bir kadeh kapışırlar ki içinde ne saçmalama var, ne de günaha sokma
Yusuf AliThey shall there exchange, one with another, a (loving) cup free of frivolity, free of all taint of ill
«يتنازعون» يتعاطون بينهم «فيها» أي الجنة «كأسا» خمرا «لا لغوٌ فيها» أي بسبب شربها يقع بينهم «ولا تأثيم» به يلحقهم بخلاف خمر الدنيا.
Süleyman AteşÇevrelerinde de kendilerine mahsus, sedef içinde saklı inci gibi civanlar dolaşır (hizmet eder)
Yusuf AliRound about them will serve, (devoted) to them. Youths (handsome) as Pearls well-guarded
«ويطوف عليهم» للخدمة «غلمان» أرقاء «لهم كأنهم» حسنا ولطافة «لؤلؤ مكنون» مصون في الصدف لأنه فيها أحسن منه في غيرها.
Süleyman AteşBirbirlerine dönmüş soruyorlar
Yusuf AliThey will advance to each other, engaging in mutual enquiry
«وأقبل بعضهم على بعض يتساءلون» يسأل بعضهم بعضا عما كانوا عليه وما وصلوا إليه تلذذا واعترافا بالنعمة.
Süleyman AteşDaha önce biz ailemiz içinde (iken sonumuzdan) korkardık. dediler
Yusuf AliThey will say: "Aforetime, we were not without fear for the sake of our people
«قالوا» إيماء إلى علة الوصول «إنا كنا قبل في أهلنا» في الدنيا «مشفقين» خائفين من عذاب الله.
Süleyman AteşAllah bize lutfetti de bizi o delikçiklere işleyen azabdan korudu
Yusuf AliBut God has been good to us, and has delivered us from the Penalty of the Scorching Wind
«فمنّ الله علينا» بالمغفرة «ووقانا عذاب السموم» النار لدخولها في المسام وقالوا إيماء أيضا.
Süleyman AteşBiz bundan önce yalnız O'na yalvarır(bizi korumasını O'ndan niyaz eder)dik. Çünkü iyilik eden, esirgeyen O'dur, O
Yusuf AliTruly, we did call unto Him from of old: truly it is He, the Beneficent, the Merciful
«إنا كنا من قبل» أي في الدنيا «ندعوه» نعبده موحدين «إنه» بالكسر استئنافا وإن كان تعليلا معنى وبالفتح تعليلا لفظا «هو البر» المحسن الصادق في وعده «الرحيم» العظيم الرحمة.
Süleyman Ateş(Ey Muhammed), Sen hatırlat, öğüt ver. Rabbinin ni'meti sayesinde sen ne kahinsin, ne de mecnun
Yusuf AliTherefore proclaim thou the praises (of thy Lord): for by the Grace of thy Lord, thou art no (vulgar) soothsayer, nor art thou one possessed
«فذكِّر» دم على تذكير المشركين ولا ترجع عنه لقولهم لك كاهن مجنون «فما أنت بنعمة ربك» بإنعامه عليك «بكاهن» خبر ما «ولا مجنون» معطوف عليه.
Süleyman AteşYoksa onlar (senin hakkında): "Bir şa'irdir, zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz" mu diyorlar
Yusuf AliOr do they say:- "A Poet! we await for him some calamity (hatched) by Time
«أم» بل «يقولون» هو «شاعر نتربص به ريْب المنون» حوادث الدهر فيهلك كغيره من الشعراء.
Süleyman AteşDe ki: "Gözetleyin, ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim. (Bakalım hangimiz felaketlere çarpılacağız)
Yusuf AliSay thou: "Await ye!- I too will wait along with you
«قل تربصوا» هلاكي «فإني معكم من المتربصين» هلاككم فعذبوا بالسيف يوم بدر، والتربص الانتظار.
Süleyman AteşAkılları mı bunu kendilerine emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur
Yusuf AliIs it that their faculties of understanding urge them to this, or are they but a people transgressing beyond bounds
«أم تأمرهم أحلامهم» عقولهم «بهذا» قولهم له: ساحر كاهن مجنون، أي لا تأمرهم بذلك «أم» بل «هم قوم طاغون» بعنادهم.
Süleyman AteşYoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar
Yusuf AliOr do they say, "He fabricated the (Message)"? Nay, they have no faith
«أم يقولون تقوَّلهُ» اختلق القرآن، لم يختلقه «بل لا يؤمنون» استكبارا، فإن قالوا اختلقه.
Süleyman AteşDoğru iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler
Yusuf AliLet them then produce a recital like unto it,- If (it be) they speak the truth
«فليأتوا بحديث» مختلق «مثله إن كانوا صادقين» في قولهم.
Süleyman AteşYoksa kendileri, hiçbir şey olmadan (raslantı sonucu olarak) mı yaratıldılar? Yoksa yaratanlar kendileri midir
Yusuf AliWere they created of nothing, or were they themselves the creators
«أم خُلقوا من غير شيء» من غير خالق «أم هم الخالقون» أنفسهم ولا يعقل مخلوق بغير خالق ولا معدوم يخلق فلابد من خالق هو الله الواحد فلم لا يوحدونه ويؤمنون برسوله وكتابه.
Süleyman AteşYoksa gökleri ve yeri mi yarattılar? Hayır, onlar düşünüp de inanmazlar
Yusuf AliOr did they create the heavens and the earth? Nay, they have no firm belief
«أم خلقوا السماوات والأرض» ولا يقدر على خلقهما إلا الله الخالق فلم لا يعبدونه «بل لا يوقنون» به وإلا لآمنوا بنبيه.
Süleyman AteşYoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yahut hakim olan (her şeyi istedikleri gibi yöneten) kendileri midir
Yusuf AliOr are the Treasures of thy Lord with them, or are they the managers (of affairs)
«أم عندهم خزائن ربك» من النبوة والرزق وغيرهما فيخصوا من شاءُوا بما شاءُوا «أم هم المسيطرون» المتسلطون الجبارون وفعله سيطر ومثله بيطر وبيقر.
Süleyman AteşYoksa onların, (göğe çıkıp meleklerin sözlerini ve onlara vahyedileni) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, (meleklerin sözlerini dinlediklerine) açık bir delil getirsin
Yusuf AliOr have they a ladder, by which they can (climb up to heaven and) listen (to its secrets)? Then let (such a) listener of theirs produce a manifest proof
«أم لهم سلم» مرقى إلى السماء «يستمعون فيه» أي عليه كلام الملائكة حتى يمكنهم منازعة النبي بزعمهم إن ادعوا ذلك «فليأت مبين» بحجة مستمعهم مدعي الاستماع عليه «بسلطان مبين» بينة واضحة ولشبه هذا الزعم بزعمهم أن الملائكة بنات الله قال تعالى.
Süleyman AteşYoksa kızlar O'na, oğullar size mi
Yusuf AliOr has He only daughters and ye have sons
«أم له البنات» بزعمكم «ولكم البنون» تعالى الله عما زعمتموه.
Süleyman AteşYoksa sen onlardan (vahiyleri duyurmana karşı) bir ücret istiyorsun da onlar, ağır bir borç yükü altında mı kalmışlardır
Yusuf AliOr is it that thou dost ask for a reward, so that they are burdened with a load of debt
«أم تسألهم أجرا» على ما جئتهم به من الدين «فهم من مغرم» غرم ذلك «مثقلون» فلا يسلمون.
Süleyman AteşYoksa gayb (görülmeyen bilgi) kendilerinin yanındadır da kendileri mi (oradan istediklerini) yazıyorlar
Yusuf AliOr that the Unseen in it their hands, and they write it down
«أم عندهم الغيب» أي علمه «فهم يكتبون» ذلك حتى يمكنهم منازعة النبي صلى الله عليه وسلم في البعث وأمور الآخرة بزعمهم.
Süleyman AteşYoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkar edenlerin kendileridir
Yusuf AliOr do they intend a plot (against thee)? But those who defy God are themselves involved in a Plot
«أم يريدون كيدا» بك ليهلكوك في دار الندوة «فالذين كفروا هم المكيدون» المغلوبون المهلكون فحفظه الله منهم ثم أهلكهم ببدر.
Süleyman AteşYoksa onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah'ın şanı onların ortak koştuklarından yücedir
Yusuf AliOr have they a god other than God? Exalted is God far above the things they associate with Him
«أم لهم إله غير الله سبحان الله عما يشركون» به من الآلهة والاستفهام بأم في مواضعها للتقبيح والتوبيخ.
Süleyman AteşGökten bir parçanın düştüğünü görseler, (yine inatlarından): "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler
Yusuf AliWere they to see a piece of the sky falling (on them), they would (only) say: "Clouds gathered in heaps
(وإن يروا كسفا) بعضا (من السماء ساقطا) عليهم كما قالوا: "" فأسقط علينا كسفا من السماء "" أي تعذيبا لهم (يقولوا) هذا (سحاب مركوم) متراكب نروى به ولا يؤمنون.
Süleyman AteşKorkudan bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak onları
Yusuf AliSo leave them alone until they encounter that Day of theirs, wherein they shall (perforce) swoon (with terror)
«فذرهم حتى يلاقوا يومهم الذي فيه يصعقون» يموتون.
Süleyman AteşO gün, tuzakları kendilerine hiçbir yarar sağlamaz ve onlara yardım da edilmez
Yusuf AliThe Day when their plotting will avail them nothing and no help shall be given them
«يوم لا يغني» بدل من يومهم «عنهم كيدهم شيئا ولا هم يُنصرون» يمنعون من العذاب في الآخرة.
Süleyman AteşZulmedenlere, bundan başka bir azab da vardır. Fakat çokları bilmezler
Yusuf AliAnd verily, for those who do wrong, there is another punishment besides this: But most of them understand not
«وإنَّ للذين ظلموا» بكفرهم «عذابا دون ذلك» في الدنيا قبل موتهم فعذبوا بالجوع والقحط سبع سنين وبالقتل يوم بدر «ولكن أكثرهم لا يعلمون» أن العذاب ينزل بهم.
Süleyman AteşRabbinin hükmüne sabret, çünkü sen, gözlerimizin önündesin (korumamız altındasın), Kalktığın zaman Rabbini övgü ile an
Yusuf AliNow await in patience the command of thy Lord: for verily thou art in Our eyes: and celebrate the praises of thy Lord the while thou standest forth
«واصبر لحكم ربك» بإمهالهم ولا يضق صدرك «فإنك بأعيننا» بمرأى منا نراك ونحفظك «وسبح» متلبسا «بحمد ربك» أي قل: سبحان الله وبحمده «حين تقوم» من منامك أو من مجلسك.
Süleyman AteşGecenin bir kısmında ve yıldızların ardından da O'nu tesbih et
Yusuf AliAnd for part of the night also praise thou Him,- and at the retreat of the stars
«ومن الليل فسبحه» حقيقة أيضا «وإدبار النجوم» مصدر، أي عقب غروبها سبحه أيضا، أو صلّ في الأول العشاءين، وفي الثاني الفجر وقيل الصبح.