☪ Anlam Arayışı

54. Al-Qamar سُورَةُ القَمَرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
54:1 📚 8
ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلۡقَمَرُ
ٱقْتَرَبَتِ
yaklaştı
ٱلسَّاعَةُ
sa'at
وَٱنشَقَّ
ve yarıldı
ٱلْقَمَرُ
ay

Ali BulaçSaat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı

Diyanet İşleri MealiKıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler

54:2
وَإِن يَرَوۡاْ ءَايَةࣰ يُعۡرِضُواْ وَيَقُولُواْ سِحۡرࣱ مُّسۡتَمِرࣱّ‏
وَإِن
ve eğer
يَرَوْا۟
görecek olsalar
ءَايَةًۭ
bir mu'cize
يُعْرِضُوا۟
yüz çevirirler
وَيَقُولُوا۟
ve derler
سِحْرٌۭ
bir büyüdür
مُّسْتَمِرٌّۭ
süregelen

Ali BulaçOnlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler

Diyanet İşleri MealiKıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler

54:3
وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرࣲ مُّسۡتَقِرࣱّ‏
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanladılar
وَٱتَّبَعُوٓا۟
ve uydular
أَهْوَآءَهُمْ ۚ
heveslerine
وَكُلُّ
ve her
أَمْرٍۢ
iş
مُّسْتَقِرٌّۭ
yerini bulacaktır

Ali BulaçYalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır

Diyanet İşleri MealiYalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır

54:4
وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّنَ ٱلۡأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزۡدَجَرٌ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَهُم
onlara geldi
مِّنَ
haberlerden
ٱلْأَنۢبَآءِ
the information
مَا
olan
فِيهِ
içinde
مُزْدَجَرٌ
önleyici

Ali BulaçAndolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir

54:5
حِكۡمَةُۢ بَٰلِغَةࣱۖ فَمَا تُغۡنِ ٱلنُّذُرُ
حِكْمَةٌۢ
hikmettir
بَـٰلِغَةٌۭ ۖ
üstün
فَمَا
ama
تُغْنِ
fayda vermiyor
ٱلنُّذُرُ
uyarılar

Ali Bulaç(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor

Diyanet İşleri MealiBu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor

54:6
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡۘ يَوۡمَ يَدۡعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَيۡءࣲ نُّكُرٍ
فَتَوَلَّ
öyleyse sen de yüz çevir
عَنْهُمْ ۘ
onlardan
يَوْمَ
gün
يَدْعُ
çağıracağı
ٱلدَّاعِ
çağırıcının
إِلَىٰ
bir şeye
شَىْءٍۢ
a thing
نُّكُرٍ
görülmemiş tanınmamış

Ali BulaçÖyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün

Diyanet İşleri MealiÖyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün

54:7
خُشَّعًا أَبۡصَٰرُهُمۡ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ كَأَنَّهُمۡ جَرَادࣱ مُّنتَشِرࣱ‏
خُشَّعًا
korkarak
أَبْصَـٰرُهُمْ
gözleri
يَخْرُجُونَ
çıkarlar
مِنَ
kabirlerden
ٱلْأَجْدَاثِ
the graves
كَأَنَّهُمْ
tıpkı gibidirler
جَرَادٌۭ
çekirgeler
مُّنتَشِرٌۭ
yayılan

Ali BulaçGözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar

Diyanet İşleri MealiGözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler

54:8
مُّهۡطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِۖ يَقُولُ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَسِرࣱ‏
مُّهْطِعِينَ
koşarlarken
إِلَى
doğru
ٱلدَّاعِ ۖ
çağırana
يَقُولُ
derler
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler
هَـٰذَا
bu
يَوْمٌ
bir gündür
عَسِرٌۭ
çetin;

Ali BulaçBoyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün

Diyanet İşleri MealiGözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler

54:9
۞كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ فَكَذَّبُواْ عَبۡدَنَا وَقَالُواْ مَجۡنُونࣱ وَٱزۡدُجِرَ
۞ كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
قَوْمُ
kavmi
نُوحٍۢ
Nuh'un
فَكَذَّبُوا۟
yalanladılar
عَبْدَنَا
kulumuzu
وَقَالُوا۟
ve dediler
مَجْنُونٌۭ
cinlenmiştir
وَٱزْدُجِرَ
ve o menedildi

Ali BulaçKendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti

Diyanet İşleri MealiBu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti

54:10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَغۡلُوبࣱ فَٱنتَصِرۡ
فَدَعَا
bunun üzerine yalvardı
رَبَّهُۥٓ
Rabbine
أَنِّى
ben
مَغْلُوبٌۭ
yenik düştüm
فَٱنتَصِرْ
yardım et

Ali BulaçSonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al

Diyanet İşleri MealiO da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı

54:11
فَفَتَحۡنَآ أَبۡوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءࣲ مُّنۡهَمِرࣲ‏
فَفَتَحْنَآ
biz de açtık
أَبْوَٰبَ
kapılarını
ٱلسَّمَآءِ
göğün
بِمَآءٍۢ
bir su ile
مُّنْهَمِرٍۢ
boşalan

Ali BulaçBiz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık

Diyanet İşleri MealiBiz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık

54:12
وَفَجَّرۡنَا ٱلۡأَرۡضَ عُيُونࣰ ا فَٱلۡتَقَى ٱلۡمَآءُ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ قَدۡ قُدِرَ
وَفَجَّرْنَا
ve fışkırttık
ٱلْأَرْضَ
yeri
عُيُونًۭا
kaynaklar halinde
فَٱلْتَقَى
sonra birleşti
ٱلْمَآءُ
su(ları)
عَلَىٰٓ
için
أَمْرٍۢ
bir iş
قَدْ
takdir edilmiş
قُدِرَ
predestined

Ali BulaçYeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti

54:13
وَحَمَلۡنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلۡوَٰحࣲ وَدُسُرࣲ‏
وَحَمَلْنَـٰهُ
Onu (Nuh'u) taşıdık
عَلَىٰ
üzerinde
ذَاتِ
(yapılanın)
أَلْوَٰحٍۢ
tahtalarla
وَدُسُرٍۢ
ve çivilerle

Ali BulaçVe onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık

Diyanet İşleri MealiOnu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu

54:14
تَجۡرِي بِأَعۡيُنِنَا جَزَآءࣰ لِّمَن كَانَ كُفِرَ
تَجْرِى
akıp gidiyordu
بِأَعْيُنِنَا
gözlerimizin önünde
جَزَآءًۭ
bir mükafat olmak üzere
لِّمَن
kimseye
كَانَ
edilen
كُفِرَ
nankörlük

Ali BulaçGözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere

Diyanet İşleri MealiOnu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu

54:15
وَلَقَد تَّرَكۡنَٰهَآ ءَايَةࣰ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَد
ve andolsun
تَّرَكْنَـٰهَآ
onu bıraktık
ءَايَةًۭ
bir ibret olarak
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
ibret alan

Ali BulaçAndolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur

54:16 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
فَكَيْفَ
nasıl
كَانَ
imiş
عَذَابِى
benim azabım
وَنُذُرِ
ve uyarılarım

Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

54:17
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

54:18
كَذَّبَتۡ عَادࣱ فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
كَذَّبَتْ
yalanladı
عَادٌۭ
Ad (da)
فَكَيْفَ
ama nasıl?
كَانَ
oldu
عَذَابِى
azabım
وَنُذُرِ
ve uyarılarım

Ali BulaçAd (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış

Diyanet İşleri MealiAd milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış

54:19
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحࣰ ا صَرۡصَرࣰ ا فِي يَوۡمِ نَحۡسࣲ مُّسۡتَمِرࣲّ‏
إِنَّآ
elbette biz
أَرْسَلْنَا
gönderdik
عَلَيْهِمْ
onların üstüne
رِيحًۭا
bir kasırga
صَرْصَرًۭا
uğultulu
فِى
bir günde
يَوْمِ
a day
نَحْسٍۢ
uğursuzluğu
مُّسْتَمِرٍّۢ
devam eden

Ali BulaçBiz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik

54:20 📚 1
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلࣲ مُّنقَعِرࣲ‏
تَنزِعُ
koparıp deviriyordu
ٱلنَّاسَ
insanları
كَأَنَّهُمْ
sanki gibi
أَعْجَازُ
kütükleri
نَخْلٍۢ
hurma
مُّنقَعِرٍۢ
köklerinden sökülmüş

Ali Bulaçİnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik

54:21 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
فَكَيْفَ
nasıl?
كَانَ
oldu
عَذَابِى
benim azabım
وَنُذُرِ
ve uyarılarım

Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

54:22
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

54:23
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
كَذَّبَتْ
yalandı
ثَمُودُ
Semud (da)
بِٱلنُّذُرِ
uyarıları

Ali BulaçSemud (kavmi) de uyarıları yalanladı

Diyanet İşleri MealiSemud milleti uyaran peygamberleri yalanladı

54:24
فَقَالُوٓاْ أَبَشَرࣰ ا مِّنَّا وَٰحِدࣰ ا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرٍ
فَقَالُوٓا۟
dediler
أَبَشَرًۭا
insana mı?
مِّنَّا
bizden
وَٰحِدًۭا
bir
نَّتَّبِعُهُۥٓ
uyacağız
إِنَّآ
elbette biz
إِذًۭا
o takdirde
لَّفِى
içine düşmüş oluruz
ضَلَـٰلٍۢ
apaçık bir sapıklık
وَسُعُرٍ
ve çılgınlık

Ali BulaçDediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz

Diyanet İşleri Mealiİçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler

54:25
أَءُلۡقِيَ ٱلذِّكۡرُ عَلَيۡهِ مِنۢ بَيۡنِنَا بَلۡ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرࣱ‏
أَءُلْقِىَ
Zikir-mı bırakıldı?
ٱلذِّكْرُ
Zikir
عَلَيْهِ
to him
مِنۢ
aramızdan
بَيْنِنَا
among us
بَلْ
hayır
هُوَ
o
كَذَّابٌ
yalancıdır
أَشِرٌۭ
küstahtır

Ali BulaçZikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır

Diyanet İşleri Mealiİçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler

54:26
سَيَعۡلَمُونَ غَدࣰ ا مَّنِ ٱلۡكَذَّابُ ٱلۡأَشِرُ
سَيَعْلَمُونَ
onlar bilecekler
غَدًۭا
yarın
مَّنِ
kim olduğunu
ٱلْكَذَّابُ
yalancı
ٱلْأَشِرُ
küstahın

Ali BulaçOnlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir

Diyanet İşleri MealiYarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir

54:27
إِنَّا مُرۡسِلُواْ ٱلنَّاقَةِ فِتۡنَةࣰ لَّهُمۡ فَٱرۡتَقِبۡهُمۡ وَٱصۡطَبِرۡ
إِنَّا
elbette biz
مُرْسِلُوا۟
onlara göndereceğiz
ٱلنَّاقَةِ
dişi deveyi
فِتْنَةًۭ
sınamak için
لَّهُمْ
kendilerini
فَٱرْتَقِبْهُمْ
sen onları gözetle
وَٱصْطَبِرْ
ve sabret

Ali BulaçGerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret

54:28
وَنَبِّئۡهُمۡ أَنَّ ٱلۡمَآءَ قِسۡمَةُۢ بَيۡنَهُمۡۖ كُلُّ شِرۡبࣲ مُّحۡتَضَرࣱ‏
وَنَبِّئْهُمْ
onlara haber ver
أَنَّ
muhakkak
ٱلْمَآءَ
suyun
قِسْمَةٌۢ
paylaştırılacağını
بَيْنَهُمْ ۖ
aralarında
كُلُّ
her
شِرْبٍۢ
içme (sırası gelen)
مُّحْتَضَرٌۭ
hazır bulunsun (suyunu alsın)

Ali BulaçVe onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun

Diyanet İşleri MealiOnlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle

54:29
فَنَادَوۡاْ صَاحِبَهُمۡ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
فَنَادَوْا۟
çağırdılar
صَاحِبَهُمْ
bir arkadaşlarını
فَتَعَاطَىٰ
o da bıçağı çekti
فَعَقَرَ
(deveyi) kesti

Ali BulaçDerken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi

Diyanet İşleri MealiAma bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti

54:30 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
فَكَيْفَ
ama nasıl?
كَانَ
oldu
عَذَابِى
azabım
وَنُذُرِ
ve uyarılarım

Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

54:31
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَكَانُواْ كَهَشِيمِ ٱلۡمُحۡتَظِرِ
إِنَّآ
elbette biz
أَرْسَلْنَا
gönderdik
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
صَيْحَةًۭ
sayha (korkunç bir ses)
وَٰحِدَةًۭ
tek
فَكَانُوا۟
oldular
كَهَشِيمِ
kuru ot gibi
ٱلْمُحْتَظِرِ
ağıldaki

Ali BulaçÇünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular

54:32
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ave ndolsun
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

54:33
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطِۭ بِٱلنُّذُرِ
كَذَّبَتْ
yalanladı
قَوْمُ
kavmi
لُوطٍۭ
Lut'un
بِٱلنُّذُرِ
uyarıları

Ali BulaçLut kavmi de uyarıları yalanladı

Diyanet İşleri MealiLut milleti uyaran peygamberleri yalanladı

54:34
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطࣲۖ نَّجَّيۡنَٰهُم بِسَحَرࣲ‏
إِنَّآ
elbette biz
أَرْسَلْنَا
gönderdik
عَلَيْهِمْ
üstlerine
حَاصِبًا
bir fırtına
إِلَّآ
dışında
ءَالَ
ailesi
لُوطٍۢ ۖ
Lut
نَّجَّيْنَـٰهُم
onları kurtardık
بِسَحَرٍۢ
seher vakti

Ali BulaçBiz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık

Diyanet İşleri MealiBiz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz

54:35
نِّعۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَن شَكَرَ
نِّعْمَةًۭ
bir ni'met olarak
مِّنْ
katımızdan
عِندِنَا ۚ
Us
كَذَٰلِكَ
böyle
نَجْزِى
biz mükafatlandırırız
مَن
kimseyi
شَكَرَ
şükreden

Ali BulaçTarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz

Diyanet İşleri MealiBiz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz

54:36
وَلَقَدۡ أَنذَرَهُم بَطۡشَتَنَا فَتَمَارَوۡاْ بِٱلنُّذُرِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَنذَرَهُم
onları uyarmıştı
بَطْشَتَنَا
bizim yakalamamıza karşı
فَتَمَارَوْا۟
fakat kuşku duydular
بِٱلنُّذُرِ
uyarılara karşı

Ali BulaçOysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler

Diyanet İşleri MealiLut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler

54:37
وَلَقَدۡ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيۡفِهِۦ فَطَمَسۡنَآ أَعۡيُنَهُمۡ فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
رَٰوَدُوهُ
murad almağa kalkıştılar
عَن
onun konuklarından
ضَيْفِهِۦ
his guests
فَطَمَسْنَآ
biz de siliverdik
أَعْيُنَهُمْ
gözlerini
فَذُوقُوا۟
haydi tadın
عَذَابِى
azabımı
وَنُذُرِ
ve uyarılarımı

Ali BulaçAndolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik

54:38
وَلَقَدۡ صَبَّحَهُم بُكۡرَةً عَذَابࣱ مُّسۡتَقِرࣱّ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
صَبَّحَهُم
sabah onları yakaladı
بُكْرَةً
erken
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّسْتَقِرٌّۭ
kararlı

Ali BulaçAndolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırıverdi

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi

54:39
فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ
فَذُوقُوا۟
haydi tadın
عَذَابِى
azabımı
وَنُذُرِ
ve uyarılarımı

Ali BulaçŞimdi azabımı ve uyarmamı tadın

Diyanet İşleri MealiAzabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik

54:40
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

54:41
وَلَقَدۡ جَآءَ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ ٱلنُّذُرُ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَ
gelmiştir
ءَالَ
kavmine
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
ٱلنُّذُرُ
uyarılar

Ali BulaçAndolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi

54:42
كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذۡنَٰهُمۡ أَخۡذَ عَزِيزࣲ مُّقۡتَدِرٍ
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
كُلِّهَا
bütün
فَأَخَذْنَـٰهُمْ
biz de onları yakaladık
أَخْذَ
yakalaması gibi
عَزِيزٍۢ
aziz olanın
مُّقْتَدِرٍ
ve güçlü olanın

Ali BulaçOnlar Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik

Diyanet İşleri MealiMucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık

54:43
أَكُفَّارُكُمۡ خَيۡرࣱ مِّنۡ أُوْلَٰٓئِكُمۡ أَمۡ لَكُم بَرَآءَةࣱ فِي ٱلزُّبُرِ
أَكُفَّارُكُمْ
sizin kafirleriniz mi?
خَيْرٌۭ
hayırlı
مِّنْ
ötekilerinizden
أُو۟لَـٰٓئِكُمْ
those
أَمْ
yoksa
لَكُم
sizin için (var mı?)
بَرَآءَةٌۭ
bir beraet
فِى
Kitaplarda
ٱلزُّبُرِ
the Scriptures

Ali BulaçSizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için kitaplarda bir beraat mi var

Diyanet İşleri MealiSizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var

54:44 📚 1
أَمۡ يَقُولُونَ نَحۡنُ جَمِيعࣱ مُّنتَصِرࣱ‏
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar (mı?)
نَحْنُ
biz
جَمِيعٌۭ
bir topluluğuz
مُّنتَصِرٌۭ
muzaffer (yenilmez)

Ali BulaçBiz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan' bir toplumuz" mu diyorlar

Diyanet İşleri MealiYoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar

54:45 📚 3
سَيُهۡزَمُ ٱلۡجَمۡعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
سَيُهْزَمُ
bozulacak
ٱلْجَمْعُ
o topluluk
وَيُوَلُّونَ
ve dönüp kaçacaklardır
ٱلدُّبُرَ
geriye

Ali BulaçYakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır

Diyanet İşleri MealiToplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir

54:46 📚 1
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوۡعِدُهُمۡ وَٱلسَّاعَةُ أَدۡهَىٰ وَأَمَرُّ
بَلِ
hayır
ٱلسَّاعَةُ
o sa'attir
مَوْعِدُهُمْ
buluşma zamanları
وَٱلسَّاعَةُ
ve o sa'at
أَدْهَىٰ
cidden çok fecidir
وَأَمَرُّ
ve acıdır

Ali BulaçDaha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır

Diyanet İşleri MealiKıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür

54:47
إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçlular
فِى
içindedir
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
وَسُعُرٍۢ
ve çılgınlık

Ali BulaçHiç şüphesiz suçlular-günahkarlar, bir sapmışlık (dalalet) ve çılgınlık içindedirler

Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler

54:48 📚 2
يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ
يَوْمَ
o gün
يُسْحَبُونَ
sürüklenecekler
فِى
içine
ٱلنَّارِ
ateş
عَلَىٰ
üzerine
وُجُوهِهِمْ
yüzleri
ذُوقُوا۟
tadın
مَسَّ
dokunuşunu
سَقَرَ
cehennemin

Ali BulaçAteşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın" (denecek)

Diyanet İşleri MealiAteşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir

54:49
إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَرࣲ‏
إِنَّا
elbette biz
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeyi
خَلَقْنَـٰهُ
yarattık
بِقَدَرٍۢ
bir kadere göre

Ali BulaçHiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır

54:50
وَمَآ أَمۡرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةࣱ كَلَمۡحِۭ بِٱلۡبَصَرِ
وَمَآ
ve yoktur
أَمْرُنَآ
bizim buyruğumuz
إِلَّا
dışında
وَٰحِدَةٌۭ
bir tek
كَلَمْحٍۭ
göz açıp yumma gibi
بِٱلْبَصَرِ
bakış ile

Ali BulaçBizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir

Diyanet İşleri MealiBizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir

54:51 📚 1
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَآ أَشۡيَاعَكُمۡ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَهْلَكْنَآ
biz helak ettik
أَشْيَاعَكُمْ
sizin benzerlerinizi
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Ali BulaçAndolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur

54:52 📚 3
وَكُلُّ شَيۡءࣲ فَعَلُوهُ فِي ٱلزُّبُرِ
وَكُلُّ
ve her
شَىْءٍۢ
şey
فَعَلُوهُ
yaptıkları
فِى
mevcuttur
ٱلزُّبُرِ
Kitaplarda

Ali BulaçOnların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır

Diyanet İşleri Mealiİnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır

54:53 📚 5
وَكُلُّ صَغِيرࣲ وَكَبِيرࣲ مُّسۡتَطَرٌ
وَكُلُّ
ve hepsi
صَغِيرٍۢ
küçük
وَكَبِيرٍۢ
ve büyük
مُّسْتَطَرٌ
satır satır yazılmıştır

Ali BulaçKüçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır

Diyanet İşleri MealiKüçük ve büyük, hepsi satır satırdır

54:54
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَهَرࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler
فِى
cennetlerdedir
جَنَّـٰتٍۢ
gardens
وَنَهَرٍۢ
ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar

Ali BulaçHiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler

54:55 📚 12
فِي مَقۡعَدِ صِدۡقٍ عِندَ مَلِيكࣲ مُّقۡتَدِرِۭ
فِى
koltuklarındadırlar
مَقْعَدِ
a seat
صِدْقٍ
doğruluk
عِندَ
huzurunda
مَلِيكٍۢ
padişahın
مُّقْتَدِرٍۭ
güçlü

Ali BulaçÇok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler

← Önceki Sonraki →

54. Al-Qamar Suresi | Anlam Arayışı