54. Al-Qamar سُورَةُ القَمَرِ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
● Med ● Kalkale ● Ğunne ● İhfâ ● İdğâm (ğunneli) ● İdğâm (ğunnesiz) ● İklâb ● Okunmayan harf
ٱقْ تَرَبَتِ ٱ ل سَّاعَةُ وَٱ نش َقَّ ٱ لْقَمَرُ
Ali Bulaç Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı
54:2 ▶ ⧉ ☆
وَإِن ي َرَوْاْ ءَايَةً ي ُعْرِضُواْ وَيَقُولُواْ سِحْرٌ م ُّسْتَمِرٌّ
يُعْرِضُوا۟
yüz çevirirler
Ali Bulaç Onlar bir ayet (mucize ) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler
54:3 ▶ ⧉ ☆
وَكَذَّبُواْ وَٱ تَّبَعُوٓ اْ أَهْوَا ٓءَهُمْۚ وَكُلُّ أَمْرٍ م ُّسْتَقِرٌّ
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanladılar
أَهْوَآءَهُمْ ۚ
heveslerine
مُّسْتَقِرٌّۭ
yerini bulacaktır
Ali Bulaç Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır
54:4 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ جَا ٓءَهُم م ِّنَ ٱ لْأَنۢب َا ٓءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
ٱلْأَنۢبَآءِ
the information
Ali Bulaç Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi
54:5 ▶ ⧉ ☆
حِكْمَةُۢ ب َـٰ لِغَةٌۖ ف َمَا تُغْنِ ٱ ل نّ ُذُرُ
Ali Bulaç (Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir . Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor
54:6 ▶ ⧉ ☆
فَتَوَلَّ عَنْهُمْۘ يَوْمَ يَدْ عُ ٱ ل دَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ ن ُّكُرٍ
فَتَوَلَّ
öyleyse sen de yüz çevir
نُّكُرٍ
görülmemiş tanınmamış
Ali Bulaç Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün
54:7 ▶ ⧉ ☆
خُشَّعًا أَبْ صَـٰ رُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱ لْأَجْ دَاثِ كَأَنّ َهُمْ جَرَادٌ م ُّنت َشِرٌ
كَأَنَّهُمْ
tıpkı gibidirler
Ali Bulaç Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar
54:8 ▶ ⧉ ☆
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱ ل دَّاعِۖ يَقُولُ ٱ لْكَـٰ فِرُونَ هَـٰ ذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
Ali Bulaç Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün
54:9 ▶ ⧉ ☆
۞ كَذَّبَتْ قَبْ لَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ ف َكَذَّبُواْ عَبْ دَنَا وَقَالُواْ مَجْ نُونٌ و َٱ زْدُجِرَ
وَٱزْدُجِرَ
ve o menedildi
Ali Bulaç Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti
54:10 ▶ ⧉ ☆
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنّ ِى مَغْلُوبٌ ف َٱ نت َصِرْ
فَدَعَا
bunun üzerine yalvardı
Ali Bulaç Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al
54:11 ▶ ⧉ ☆
فَفَتَحْنَآ أَبْ وَٲ بَ ٱ ل سَّمَا ٓءِ بِمَا ٓءٍ م ُّنْهَمِرٍ
Ali Bulaç Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık
54:12 ▶ ⧉ ☆
وَفَجَّرْنَا ٱ لْأَرْضَ عُيُونًا ف َٱ لْتَقَى ٱ لْمَا ٓءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ ق َدْ قُدِرَ
وَفَجَّرْنَا
ve fışkırttık
عُيُونًۭا
kaynaklar halinde
Ali Bulaç Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti
54:13 ▶ ⧉ ☆
وَحَمَلْنَـٰ هُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٲ حٍ و َدُسُرٍ
وَحَمَلْنَـٰهُ
Onu (Nuh'u) taşıdık
Ali Bulaç Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık
54:14 ▶ ⧉ ☆
تَجْ رِى بِأَعْيُنِنَا جَزَا ٓءً ل ِّمَن ك َانَ كُفِرَ
بِأَعْيُنِنَا
gözlerimizin önünde
جَزَآءًۭ
bir mükafat olmak üzere
Ali Bulaç Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere
54:15 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَد تَّرَكْنَـٰ هَآ ءَايَةً ف َهَلْ مِن م ُّدَّكِرٍ
تَّرَكْنَـٰهَآ
onu bıraktık
Ali Bulaç Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Ali Bulaç Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış
54:17 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱ لْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن م ُّدَّكِرٍ
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
Ali Bulaç Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
54:18 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتْ عَادٌ ف َكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Ali Bulaç Ad (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
54:19 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا ص َرْصَرًا ف ِى يَوْمِ نَحْسٍ م ُّسْتَمِرٍّ
Ali Bulaç Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik
تَنز ِعُ ٱ ل نّ َاسَ كَأَنّ َهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ م ُّنق َعِرٍ
تَنزِعُ
koparıp deviriyordu
مُّنقَعِرٍۢ
köklerinden sökülmüş
Ali Bulaç İnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Ali Bulaç Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
54:22 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱ لْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن م ُّدَّكِرٍ
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
Ali Bulaç Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
54:23 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱ ل نّ ُذُرِ
Ali Bulaç Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı
54:24 ▶ ⧉ ☆
فَقَالُوٓ اْ أَبَشَرًا م ِّنّ َا وَٲ حِدًا ن َّتَّبِعُهُۥٓ إِنّ َآ إِذًا ل َّفِى ضَلَـٰ لٍ و َسُعُرٍ
لَّفِى
içine düşmüş oluruz
ضَلَـٰلٍۢ
apaçık bir sapıklık
Ali Bulaç Dediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz
54:25 ▶ ⧉ ☆
أَءُلْقِىَ ٱ ل ذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ ب َيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ
أَءُلْقِىَ
Zikir-mı bırakıldı?
Ali Bulaç Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır
54:26 ▶ ⧉ ☆
سَيَعْلَمُونَ غَدًا م َّنِ ٱ لْكَذَّابُ ٱ لْأَشِرُ
سَيَعْلَمُونَ
onlar bilecekler
Ali Bulaç Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir
54:27 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َا مُرْسِلُواْ ٱ ل نّ َاقَةِ فِتْنَةً ل َّهُمْ فَٱ رْتَقِبْ هُمْ وَٱ صْطَبِرْ
مُرْسِلُوا۟
onlara göndereceğiz
فَٱرْتَقِبْهُمْ
sen onları gözetle
Ali Bulaç Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret
54:28 ▶ ⧉ ☆
وَنَبِّئْهُمْ أَنّ َ ٱ لْمَا ٓءَ قِسْمَةُۢ ب َيْنَهُمْۖ كُلُّ شِرْبٍ م ُّحْتَضَرٌ
وَنَبِّئْهُمْ
onlara haber ver
قِسْمَةٌۢ
paylaştırılacağını
شِرْبٍۢ
içme (sırası gelen)
مُّحْتَضَرٌۭ
hazır bulunsun (suyunu alsın)
Ali Bulaç Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun
54:29 ▶ ⧉ ☆
فَنَادَوْاْ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
صَاحِبَهُمْ
bir arkadaşlarını
فَتَعَاطَىٰ
o da bıçağı çekti
Ali Bulaç Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
Ali Bulaç Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
54:31 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً و َٲ حِدَةً ف َكَانُواْ كَهَشِيمِ ٱ لْمُحْتَظِرِ
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
صَيْحَةًۭ
sayha (korkunç bir ses)
Ali Bulaç Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler
54:32 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱ لْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن م ُّدَّكِرٍ
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
Ali Bulaç Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
54:33 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطِۭ ب ِٱ ل نّ ُذُرِ
Ali Bulaç Lut kavmi de uyarıları yalanladı
54:34 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍۖ ن َّجَّيْنَـٰ هُم ب ِسَحَرٍ
نَّجَّيْنَـٰهُم
onları kurtardık
Ali Bulaç Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık
54:35 ▶ ⧉ ☆
نِّعْمَةً م ِّنْ عِند ِنَاۚ كَذَٲ لِكَ نَجْ زِى مَن ش َكَرَ
نِّعْمَةًۭ
bir ni'met olarak
نَجْزِى
biz mükafatlandırırız
Ali Bulaç Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz
54:36 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ أَنذ َرَهُم ب َطْ شَتَنَا فَتَمَارَوْاْ بِٱ ل نّ ُذُرِ
أَنذَرَهُم
onları uyarmıştı
بَطْشَتَنَا
bizim yakalamamıza karşı
فَتَمَارَوْا۟
fakat kuşku duydular
بِٱلنُّذُرِ
uyarılara karşı
Ali Bulaç Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler
54:37 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ رَٲ وَدُوهُ عَن ض َيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُواْ عَذَابِى وَنُذُرِ
رَٰوَدُوهُ
murad almağa kalkıştılar
فَطَمَسْنَآ
biz de siliverdik
Ali Bulaç Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın
54:38 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم ب ُكْرَةً عَذَابٌ م ُّسْتَقِرٌّ
صَبَّحَهُم
sabah onları yakaladı
Ali Bulaç Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırıverdi
54:39 ▶ ⧉ ☆
فَذُوقُواْ عَذَابِى وَنُذُرِ
Ali Bulaç Şimdi azabımı ve uyarmamı tadın
54:40 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱ لْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن م ُّدَّكِرٍ
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
Ali Bulaç Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
54:41 ▶ ⧉ ☆
وَلَقَدْ جَا ٓءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱ ل نّ ُذُرُ
Ali Bulaç Andolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi
54:42 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبُواْ بِـَٔـايَـٰ تِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَـٰ هُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ م ُّقْ تَدِرٍ
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَأَخَذْنَـٰهُمْ
biz de onları yakaladık
مُّقْتَدِرٍ
ve güçlü olanın
Ali Bulaç Onlar Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik
54:43 ▶ ⧉ ☆
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ م ِّنْ أُوْ لَـٰٓ ئِكُمْ أَمْ لَكُم ب َرَا ٓءَةٌ ف ِى ٱ ل زُّبُرِ
أَكُفَّارُكُمْ
sizin kafirleriniz mi?
لَكُم
sizin için (var mı?)
Ali Bulaç Sizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için kitaplarda bir beraat mi var
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ م ُّنت َصِرٌ
مُّنتَصِرٌۭ
muzaffer (yenilmez)
Ali Bulaç Biz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan' bir toplumuz" mu diyorlar
سَيُهْزَمُ ٱ لْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱ ل دُّبُرَ
وَيُوَلُّونَ
ve dönüp kaçacaklardır
Ali Bulaç Yakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır
بَلِ ٱ ل سَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱ ل سَّاعَةُ أَدْ هَىٰ وَأَمَرُّ
مَوْعِدُهُمْ
buluşma zamanları
أَدْهَىٰ
cidden çok fecidir
Ali Bulaç Daha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet ) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır
54:47 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َ ٱ لْمُجْ رِمِينَ فِى ضَلَـٰ لٍ و َسُعُرٍ
Ali Bulaç Hiç şüphesiz suçlular-günahkarlar , bir sapmışlık (dalalet ) ve çılgınlık içindedirler
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱ ل نّ َارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ
يُسْحَبُونَ
sürüklenecekler
Ali Bulaç Ateşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın" (denecek)
54:49 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْ نَـٰ هُ بِقَدَرٍ
Ali Bulaç Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık
54:50 ▶ ⧉ ☆
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٲ حِدَةٌ ك َلَمْحِۭ ب ِٱ لْبَصَرِ
أَمْرُنَآ
bizim buyruğumuz
كَلَمْحٍۭ
göz açıp yumma gibi
Ali Bulaç Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن م ُّدَّكِرٍ
أَهْلَكْنَآ
biz helak ettik
أَشْيَاعَكُمْ
sizin benzerlerinizi
Ali Bulaç Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
وَكُلُّ شَىْءٍ ف َعَلُوهُ فِى ٱ ل زُّبُرِ
Ali Bulaç Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır
وَكُلُّ صَغِيرٍ و َكَبِيرٍ م ُّسْتَطَرٌ
مُّسْتَطَرٌ
satır satır yazılmıştır
Ali Bulaç Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır
54:54 ▶ ⧉ ☆
إِنّ َ ٱ لْمُتَّقِينَ فِى جَنّ َـٰ تٍ و َنَهَرٍ
وَنَهَرٍۢ
ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar
Ali Bulaç Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler
فِى مَقْ عَدِ صِدْ قٍ عِند َ مَلِيكٍ م ُّقْ تَدِرِۭ
Ali Bulaç Çok kudretli , mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar
← Önceki Sonraki →