☪ Anlam Arayışı

54. Al-Qamar سُورَةُ القَمَرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
54:1 📚 8
ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلۡقَمَرُ
ٱقْتَرَبَتِ
yaklaştı
ٱلسَّاعَةُ
sa'at
وَٱنشَقَّ
ve yarıldı
ٱلْقَمَرُ
ay

Diyanet İşleri MealiKıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler

Saheeh InternationalThe Hour has come near, and the moon has split [in two]

Süleyman AteşO sa'at yaklaştı, ay yarıldı

54:2
وَإِن يَرَوۡاْ ءَايَةࣰ يُعۡرِضُواْ وَيَقُولُواْ سِحۡرࣱ مُّسۡتَمِرࣱّ‏
وَإِن
ve eğer
يَرَوْا۟
görecek olsalar
ءَايَةًۭ
bir mu'cize
يُعْرِضُوا۟
yüz çevirirler
وَيَقُولُوا۟
ve derler
سِحْرٌۭ
bir büyüdür
مُّسْتَمِرٌّۭ
süregelen

Diyanet İşleri MealiKıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler

Saheeh InternationalAnd if they see a miracle, they turn away and say, "Passing magic

Süleyman AteşBir mu'cize görecek olsalar yüz çevirirler ve "Süregelen bir büyüdür" derler

54:3
وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرࣲ مُّسۡتَقِرࣱّ‏
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanladılar
وَٱتَّبَعُوٓا۟
ve uydular
أَهْوَآءَهُمْ ۚ
heveslerine
وَكُلُّ
ve her
أَمْرٍۢ
iş
مُّسْتَقِرٌّۭ
yerini bulacaktır

Diyanet İşleri MealiYalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır

Saheeh InternationalAnd they denied and followed their inclinations. But for every matter is a [time of] settlement

Süleyman AteşYalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allah'ın kararına kimse engel olamaz)

54:4
وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّنَ ٱلۡأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزۡدَجَرٌ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَهُم
onlara geldi
مِّنَ
haberlerden
ٱلْأَنۢبَآءِ
the information
مَا
olan
فِيهِ
içinde
مُزْدَجَرٌ
önleyici

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir

Saheeh InternationalAnd there has already come to them of information that in which there is deterrence

Süleyman AteşAndolsun, onlara, (batılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi

54:5
حِكۡمَةُۢ بَٰلِغَةࣱۖ فَمَا تُغۡنِ ٱلنُّذُرُ
حِكْمَةٌۢ
hikmettir
بَـٰلِغَةٌۭ ۖ
üstün
فَمَا
ama
تُغْنِ
fayda vermiyor
ٱلنُّذُرُ
uyarılar

Diyanet İşleri MealiBu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor

Saheeh InternationalExtensive wisdom - but warning does not avail [them]

Süleyman AteşBunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor

54:6
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡۘ يَوۡمَ يَدۡعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَيۡءࣲ نُّكُرٍ
فَتَوَلَّ
öyleyse sen de yüz çevir
عَنْهُمْ ۘ
onlardan
يَوْمَ
gün
يَدْعُ
çağıracağı
ٱلدَّاعِ
çağırıcının
إِلَىٰ
bir şeye
شَىْءٍۢ
a thing
نُّكُرٍ
görülmemiş tanınmamış

Diyanet İşleri MealiÖyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün

Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad]. The Day the Caller calls to something forbidding

Süleyman AteşÖyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün

54:7
خُشَّعًا أَبۡصَٰرُهُمۡ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ كَأَنَّهُمۡ جَرَادࣱ مُّنتَشِرࣱ‏
خُشَّعًا
korkarak
أَبْصَـٰرُهُمْ
gözleri
يَخْرُجُونَ
çıkarlar
مِنَ
kabirlerden
ٱلْأَجْدَاثِ
the graves
كَأَنَّهُمْ
tıpkı gibidirler
جَرَادٌۭ
çekirgeler
مُّنتَشِرٌۭ
yayılan

Diyanet İşleri MealiGözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler

Saheeh InternationalTheir eyes humbled, they will emerge from the graves as if they were locusts spreading

Süleyman AteşGözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler

54:8
مُّهۡطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِۖ يَقُولُ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَسِرࣱ‏
مُّهْطِعِينَ
koşarlarken
إِلَى
doğru
ٱلدَّاعِ ۖ
çağırana
يَقُولُ
derler
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler
هَـٰذَا
bu
يَوْمٌ
bir gündür
عَسِرٌۭ
çetin;

Diyanet İşleri MealiGözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler

Saheeh InternationalRacing ahead toward the Caller. The disbelievers will say, "This is a difficult Day

Süleyman AteşBoyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kafirler: "Bu çetin bir gündür!" derler

54:9
۞كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ فَكَذَّبُواْ عَبۡدَنَا وَقَالُواْ مَجۡنُونࣱ وَٱزۡدُجِرَ
۞ كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
قَوْمُ
kavmi
نُوحٍۢ
Nuh'un
فَكَذَّبُوا۟
yalanladılar
عَبْدَنَا
kulumuzu
وَقَالُوا۟
ve dediler
مَجْنُونٌۭ
cinlenmiştir
وَٱزْدُجِرَ
ve o menedildi

Diyanet İşleri MealiBu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti

Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and they denied Our servant and said, "A madman," and he was repelled

Süleyman AteşOnlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi

54:10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَغۡلُوبࣱ فَٱنتَصِرۡ
فَدَعَا
bunun üzerine yalvardı
رَبَّهُۥٓ
Rabbine
أَنِّى
ben
مَغْلُوبٌۭ
yenik düştüm
فَٱنتَصِرْ
yardım et

Diyanet İşleri MealiO da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı

Saheeh InternationalSo he invoked his Lord, "Indeed, I am overpowered, so help

Süleyman AteşBunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı

54:11
فَفَتَحۡنَآ أَبۡوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءࣲ مُّنۡهَمِرࣲ‏
فَفَتَحْنَآ
biz de açtık
أَبْوَٰبَ
kapılarını
ٱلسَّمَآءِ
göğün
بِمَآءٍۢ
bir su ile
مُّنْهَمِرٍۢ
boşalan

Diyanet İşleri MealiBiz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık

Saheeh InternationalThen We opened the gates of the heaven with rain pouring down

Süleyman AteşBiz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık

54:12
وَفَجَّرۡنَا ٱلۡأَرۡضَ عُيُونࣰ ا فَٱلۡتَقَى ٱلۡمَآءُ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ قَدۡ قُدِرَ
وَفَجَّرْنَا
ve fışkırttık
ٱلْأَرْضَ
yeri
عُيُونًۭا
kaynaklar halinde
فَٱلْتَقَى
sonra birleşti
ٱلْمَآءُ
su(ları)
عَلَىٰٓ
için
أَمْرٍۢ
bir iş
قَدْ
takdir edilmiş
قُدِرَ
predestined

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti

Saheeh InternationalAnd caused the earth to burst with springs, and the waters met for a matter already predestined

Süleyman AteşYeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti

54:13
وَحَمَلۡنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلۡوَٰحࣲ وَدُسُرࣲ‏
وَحَمَلْنَـٰهُ
Onu (Nuh'u) taşıdık
عَلَىٰ
üzerinde
ذَاتِ
(yapılanın)
أَلْوَٰحٍۢ
tahtalarla
وَدُسُرٍۢ
ve çivilerle

Diyanet İşleri MealiOnu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu

Saheeh InternationalAnd We carried him on a [construction of] planks and nails

Süleyman AteşNuh'u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık

54:14
تَجۡرِي بِأَعۡيُنِنَا جَزَآءࣰ لِّمَن كَانَ كُفِرَ
تَجْرِى
akıp gidiyordu
بِأَعْيُنِنَا
gözlerimizin önünde
جَزَآءًۭ
bir mükafat olmak üzere
لِّمَن
kimseye
كَانَ
edilen
كُفِرَ
nankörlük

Diyanet İşleri MealiOnu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu

Saheeh InternationalSailing under Our observation as reward for he who had been denied

Süleyman Ateş(Kendisine karşı) Nankörlük edilen(kulumuz)a (bizden) bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu

54:15
وَلَقَد تَّرَكۡنَٰهَآ ءَايَةࣰ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَد
ve andolsun
تَّرَكْنَـٰهَآ
onu bıraktık
ءَايَةًۭ
bir ibret olarak
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
ibret alan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur

Saheeh InternationalAnd We left it as a sign, so is there any who will remember

Süleyman AteşBunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur

54:16 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
فَكَيْفَ
nasıl
كَانَ
imiş
عَذَابِى
benim azabım
وَنُذُرِ
ve uyarılarım

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning

Süleyman AteşBenim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye)

54:17
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember

Süleyman AteşAndolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

54:18
كَذَّبَتۡ عَادࣱ فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
كَذَّبَتْ
yalanladı
عَادٌۭ
Ad (da)
فَكَيْفَ
ama nasıl?
كَانَ
oldu
عَذَابِى
azabım
وَنُذُرِ
ve uyarılarım

Diyanet İşleri MealiAd milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış

Saheeh InternationalAad denied; and how [severe] were My punishment and warning

Süleyman AteşAd da yalanladı, ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu

54:19
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحࣰ ا صَرۡصَرࣰ ا فِي يَوۡمِ نَحۡسࣲ مُّسۡتَمِرࣲّ‏
إِنَّآ
elbette biz
أَرْسَلْنَا
gönderdik
عَلَيْهِمْ
onların üstüne
رِيحًۭا
bir kasırga
صَرْصَرًۭا
uğultulu
فِى
bir günde
يَوْمِ
a day
نَحْسٍۢ
uğursuzluğu
مُّسْتَمِرٍّۢ
devam eden

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik

Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them a screaming wind on a day of continuous misfortune

Süleyman AteşBiz onların üstüne uğursuz mu uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık

54:20 📚 1
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلࣲ مُّنقَعِرࣲ‏
تَنزِعُ
koparıp deviriyordu
ٱلنَّاسَ
insanları
كَأَنَّهُمْ
sanki gibi
أَعْجَازُ
kütükleri
نَخْلٍۢ
hurma
مُّنقَعِرٍۢ
köklerinden sökülmüş

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik

Saheeh InternationalExtracting the people as if they were trunks of palm trees uprooted

Süleyman Ateşİnsanları sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imişler gibi koparıp deviriyordu

54:21 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
فَكَيْفَ
nasıl?
كَانَ
oldu
عَذَابِى
benim azabım
وَنُذُرِ
ve uyarılarım

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning

Süleyman AteşBenim azabım ve uyarılarım nasıl oldu

54:22
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember

Süleyman AteşAndolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

54:23
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
كَذَّبَتْ
yalandı
ثَمُودُ
Semud (da)
بِٱلنُّذُرِ
uyarıları

Diyanet İşleri MealiSemud milleti uyaran peygamberleri yalanladı

Saheeh InternationalThamud denied the warning

Süleyman AteşSemud da uyarıları yalandı

54:24
فَقَالُوٓاْ أَبَشَرࣰ ا مِّنَّا وَٰحِدࣰ ا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرٍ
فَقَالُوٓا۟
dediler
أَبَشَرًۭا
insana mı?
مِّنَّا
bizden
وَٰحِدًۭا
bir
نَّتَّبِعُهُۥٓ
uyacağız
إِنَّآ
elbette biz
إِذًۭا
o takdirde
لَّفِى
içine düşmüş oluruz
ضَلَـٰلٍۢ
apaçık bir sapıklık
وَسُعُرٍ
ve çılgınlık

Diyanet İşleri Mealiİçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler

Saheeh InternationalAnd said, "Is it one human being among us that we should follow? Indeed, we would then be in error and madness

Süleyman AteşBizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz dediler

54:25
أَءُلۡقِيَ ٱلذِّكۡرُ عَلَيۡهِ مِنۢ بَيۡنِنَا بَلۡ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرࣱ‏
أَءُلْقِىَ
Zikir-mı bırakıldı?
ٱلذِّكْرُ
Zikir
عَلَيْهِ
to him
مِنۢ
aramızdan
بَيْنِنَا
among us
بَلْ
hayır
هُوَ
o
كَذَّابٌ
yalancıdır
أَشِرٌۭ
küstahtır

Diyanet İşleri Mealiİçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler

Saheeh InternationalHas the message been sent down upon him from among us? Rather, he is an insolent liar

Süleyman AteşZikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı küstahın biridir

54:26
سَيَعۡلَمُونَ غَدࣰ ا مَّنِ ٱلۡكَذَّابُ ٱلۡأَشِرُ
سَيَعْلَمُونَ
onlar bilecekler
غَدًۭا
yarın
مَّنِ
kim olduğunu
ٱلْكَذَّابُ
yalancı
ٱلْأَشِرُ
küstahın

Diyanet İşleri MealiYarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir

Saheeh InternationalThey will know tomorrow who is the insolent liar

Süleyman Ateş(Salih'e dedik ki): Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler

54:27
إِنَّا مُرۡسِلُواْ ٱلنَّاقَةِ فِتۡنَةࣰ لَّهُمۡ فَٱرۡتَقِبۡهُمۡ وَٱصۡطَبِرۡ
إِنَّا
elbette biz
مُرْسِلُوا۟
onlara göndereceğiz
ٱلنَّاقَةِ
dişi deveyi
فِتْنَةًۭ
sınamak için
لَّهُمْ
kendilerini
فَٱرْتَقِبْهُمْ
sen onları gözetle
وَٱصْطَبِرْ
ve sabret

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret

Saheeh InternationalIndeed, We are sending the she-camel as trial for them, so watch them and be patient

Süleyman AteşBiz onlara, kendilerini sınamak için dişi deveyi göndereceğiz. Hele sen onları gözetle, sabret

54:28
وَنَبِّئۡهُمۡ أَنَّ ٱلۡمَآءَ قِسۡمَةُۢ بَيۡنَهُمۡۖ كُلُّ شِرۡبࣲ مُّحۡتَضَرࣱ‏
وَنَبِّئْهُمْ
onlara haber ver
أَنَّ
muhakkak
ٱلْمَآءَ
suyun
قِسْمَةٌۢ
paylaştırılacağını
بَيْنَهُمْ ۖ
aralarında
كُلُّ
her
شِرْبٍۢ
içme (sırası gelen)
مُّحْتَضَرٌۭ
hazır bulunsun (suyunu alsın)

Diyanet İşleri MealiOnlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle

Saheeh InternationalAnd inform them that the water is shared between them, each [day of] drink attended [by turn]

Süleyman AteşOnlara, suyun aralarında paylaştırılacağını, (bir gün devenin, bir gün de kendilerinin su içme nöbeti olacağını) haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın

54:29
فَنَادَوۡاْ صَاحِبَهُمۡ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
فَنَادَوْا۟
çağırdılar
صَاحِبَهُمْ
bir arkadaşlarını
فَتَعَاطَىٰ
o da bıçağı çekti
فَعَقَرَ
(deveyi) kesti

Diyanet İşleri MealiAma bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti

Saheeh InternationalBut they called their companion, and he dared and hamstrung [her]

Süleyman AteşBir arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağı çekip (deveyi) kesti

54:30 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ
فَكَيْفَ
ama nasıl?
كَانَ
oldu
عَذَابِى
azabım
وَنُذُرِ
ve uyarılarım

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning

Süleyman AteşAma azabım ve uyarılarım nasıl oldu

54:31
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَكَانُواْ كَهَشِيمِ ٱلۡمُحۡتَظِرِ
إِنَّآ
elbette biz
أَرْسَلْنَا
gönderdik
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
صَيْحَةًۭ
sayha (korkunç bir ses)
وَٰحِدَةًۭ
tek
فَكَانُوا۟
oldular
كَهَشِيمِ
kuru ot gibi
ٱلْمُحْتَظِرِ
ağıldaki

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular

Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them one blast from the sky, and they became like the dry twig fragments of an [animal] pen

Süleyman AteşBiz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp döküldüler

54:32
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ave ndolsun
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember

Süleyman AteşAndolsun Biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

54:33
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطِۭ بِٱلنُّذُرِ
كَذَّبَتْ
yalanladı
قَوْمُ
kavmi
لُوطٍۭ
Lut'un
بِٱلنُّذُرِ
uyarıları

Diyanet İşleri MealiLut milleti uyaran peygamberleri yalanladı

Saheeh InternationalThe people of Lot denied the warning

Süleyman AteşLut'un kavmi de uyarıları yalanladı

54:34
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطࣲۖ نَّجَّيۡنَٰهُم بِسَحَرࣲ‏
إِنَّآ
elbette biz
أَرْسَلْنَا
gönderdik
عَلَيْهِمْ
üstlerine
حَاصِبًا
bir fırtına
إِلَّآ
dışında
ءَالَ
ailesi
لُوطٍۢ ۖ
Lut
نَّجَّيْنَـٰهُم
onları kurtardık
بِسَحَرٍۢ
seher vakti

Diyanet İşleri MealiBiz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz

Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them a storm of stones, except the family of Lot - We saved them before dawn

Süleyman AteşBiz de üstlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik, yalnız Lut ailesini seher vakti kurtardık

54:35
نِّعۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَن شَكَرَ
نِّعْمَةًۭ
bir ni'met olarak
مِّنْ
katımızdan
عِندِنَا ۚ
Us
كَذَٰلِكَ
böyle
نَجْزِى
biz mükafatlandırırız
مَن
kimseyi
شَكَرَ
şükreden

Diyanet İşleri MealiBiz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz

Saheeh InternationalAs favor from us. Thus do We reward he who is grateful

Süleyman AteşKatımızdan bir ni'met olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız

54:36
وَلَقَدۡ أَنذَرَهُم بَطۡشَتَنَا فَتَمَارَوۡاْ بِٱلنُّذُرِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَنذَرَهُم
onları uyarmıştı
بَطْشَتَنَا
bizim yakalamamıza karşı
فَتَمَارَوْا۟
fakat kuşku duydular
بِٱلنُّذُرِ
uyarılara karşı

Diyanet İşleri MealiLut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler

Saheeh InternationalAnd he had already warned them of Our assault, but they disputed the warning

Süleyman AteşLut, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı, fakat uyarılara karşı kuşku duydular

54:37
وَلَقَدۡ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيۡفِهِۦ فَطَمَسۡنَآ أَعۡيُنَهُمۡ فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
رَٰوَدُوهُ
murad almağa kalkıştılar
عَن
onun konuklarından
ضَيْفِهِۦ
his guests
فَطَمَسْنَآ
biz de siliverdik
أَعْيُنَهُمْ
gözlerini
فَذُوقُوا۟
haydi tadın
عَذَابِى
azabımı
وَنُذُرِ
ve uyarılarımı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik

Saheeh InternationalAnd they had demanded from him his guests, but We obliterated their eyes, [saying], "Taste My punishment and warning

Süleyman AteşOnun (güzel delikanlılar şeklinde görünen melek) konuklarından murad almağa kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik: "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın

54:38
وَلَقَدۡ صَبَّحَهُم بُكۡرَةً عَذَابࣱ مُّسۡتَقِرࣱّ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
صَبَّحَهُم
sabah onları yakaladı
بُكْرَةً
erken
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّسْتَقِرٌّۭ
kararlı

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi

Saheeh InternationalAnd there came upon them by morning an abiding punishment

Süleyman AteşSabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı

54:39
فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ
فَذُوقُوا۟
haydi tadın
عَذَابِى
azabımı
وَنُذُرِ
ve uyarılarımı

Diyanet İşleri MealiAzabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik

Saheeh InternationalSo taste My punishment and warning

Süleyman AteşAzabımı ve uyarılarımı(n akıbetini) tadın

54:40
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
يَسَّرْنَا
biz kolaylaştırdık
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı
لِلذِّكْرِ
öğüt almak için
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember

Süleyman AteşAndolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

54:41
وَلَقَدۡ جَآءَ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ ٱلنُّذُرُ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَ
gelmiştir
ءَالَ
kavmine
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
ٱلنُّذُرُ
uyarılar

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi

Saheeh InternationalAnd there certainly came to the people of Pharaoh warning

Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine de uyarılar gelmiştir

54:42
كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذۡنَٰهُمۡ أَخۡذَ عَزِيزࣲ مُّقۡتَدِرٍ
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
كُلِّهَا
bütün
فَأَخَذْنَـٰهُمْ
biz de onları yakaladık
أَخْذَ
yakalaması gibi
عَزِيزٍۢ
aziz olanın
مُّقْتَدِرٍ
ve güçlü olanın

Diyanet İşleri MealiMucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık

Saheeh InternationalThey denied Our signs, all of them, so We seized them with a seizure of one Exalted in Might and Perfect in Ability

Süleyman AteşBütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları, galib ve güçlü(padişah)ın yakalaması gibi yakaladık

54:43
أَكُفَّارُكُمۡ خَيۡرࣱ مِّنۡ أُوْلَٰٓئِكُمۡ أَمۡ لَكُم بَرَآءَةࣱ فِي ٱلزُّبُرِ
أَكُفَّارُكُمْ
sizin kafirleriniz mi?
خَيْرٌۭ
hayırlı
مِّنْ
ötekilerinizden
أُو۟لَـٰٓئِكُمْ
those
أَمْ
yoksa
لَكُم
sizin için (var mı?)
بَرَآءَةٌۭ
bir beraet
فِى
Kitaplarda
ٱلزُّبُرِ
the Scriptures

Diyanet İşleri MealiSizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var

Saheeh InternationalAre your disbelievers better than those [former ones], or have you immunity in the scripture

Süleyman AteşŞimdi sizin kafirleriniz, ötekilerinizden hayırlı mı? Yoksa Kitaplarda sizin için bir beraet (inkarınızdan dolayı size sorumsuzluk) mu var

54:44 📚 1
أَمۡ يَقُولُونَ نَحۡنُ جَمِيعࣱ مُّنتَصِرࣱ‏
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar (mı?)
نَحْنُ
biz
جَمِيعٌۭ
bir topluluğuz
مُّنتَصِرٌۭ
muzaffer (yenilmez)

Diyanet İşleri MealiYoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar

Saheeh InternationalOr do they say, "We are an assembly supporting [each other]

Süleyman AteşYoksa "Biz muzaffer (yenilmez) bir topluluğuz" mu diyorlar

54:45 📚 3
سَيُهۡزَمُ ٱلۡجَمۡعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
سَيُهْزَمُ
bozulacak
ٱلْجَمْعُ
o topluluk
وَيُوَلُّونَ
ve dönüp kaçacaklardır
ٱلدُّبُرَ
geriye

Diyanet İşleri MealiToplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir

Saheeh International[Their] assembly will be defeated, and they will turn their backs [in retreat]

Süleyman AteşO topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır

54:46 📚 1
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوۡعِدُهُمۡ وَٱلسَّاعَةُ أَدۡهَىٰ وَأَمَرُّ
بَلِ
hayır
ٱلسَّاعَةُ
o sa'attir
مَوْعِدُهُمْ
buluşma zamanları
وَٱلسَّاعَةُ
ve o sa'at
أَدْهَىٰ
cidden çok fecidir
وَأَمَرُّ
ve acıdır

Diyanet İşleri MealiKıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür

Saheeh InternationalBut the Hour is their appointment [for due punishment], and the Hour is more disastrous and more bitter

Süleyman AteşHayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) sa'attir. O sa'at cidden çok feci ve acıdır

54:47
إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçlular
فِى
içindedir
ضَلَـٰلٍۢ
bir sapıklık
وَسُعُرٍۢ
ve çılgınlık

Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler

Saheeh InternationalIndeed, the criminals are in error and madness

Süleyman AteşSuçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedir

54:48 📚 2
يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ
يَوْمَ
o gün
يُسْحَبُونَ
sürüklenecekler
فِى
içine
ٱلنَّارِ
ateş
عَلَىٰ
üzerine
وُجُوهِهِمْ
yüzleri
ذُوقُوا۟
tadın
مَسَّ
dokunuşunu
سَقَرَ
cehennemin

Diyanet İşleri MealiAteşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir

Saheeh InternationalThe Day they are dragged into the Fire on their faces [it will be said], "Taste the touch of Saqar

Süleyman AteşO gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler: "Cehennemin dokunuşunu tadın!" diye

54:49
إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَرࣲ‏
إِنَّا
elbette biz
كُلَّ
her
شَىْءٍ
şeyi
خَلَقْنَـٰهُ
yarattık
بِقَدَرٍۢ
bir kadere göre

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır

Saheeh InternationalIndeed, all things We created with predestination

Süleyman AteşBiz her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık

54:50
وَمَآ أَمۡرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةࣱ كَلَمۡحِۭ بِٱلۡبَصَرِ
وَمَآ
ve yoktur
أَمْرُنَآ
bizim buyruğumuz
إِلَّا
dışında
وَٰحِدَةٌۭ
bir tek
كَلَمْحٍۭ
göz açıp yumma gibi
بِٱلْبَصَرِ
bakış ile

Diyanet İşleri MealiBizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir

Saheeh InternationalAnd Our command is but one, like a glance of the eye

Süleyman AteşBizim buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir

54:51 📚 1
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَآ أَشۡيَاعَكُمۡ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَهْلَكْنَآ
biz helak ettik
أَشْيَاعَكُمْ
sizin benzerlerinizi
فَهَلْ
yok mudur?
مِن
hiç
مُّدَّكِرٍۢ
öğüt alan

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur

Saheeh InternationalAnd We have already destroyed your kinds, so is there any who will remember

Süleyman AteşAndolsun biz sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur

54:52 📚 3
وَكُلُّ شَيۡءࣲ فَعَلُوهُ فِي ٱلزُّبُرِ
وَكُلُّ
ve her
شَىْءٍۢ
şey
فَعَلُوهُ
yaptıkları
فِى
mevcuttur
ٱلزُّبُرِ
Kitaplarda

Diyanet İşleri Mealiİnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır

Saheeh InternationalAnd everything they did is in written records

Süleyman Ateşİşledikleri her şey, Kitaplarda mevcuttur

54:53 📚 5
وَكُلُّ صَغِيرࣲ وَكَبِيرࣲ مُّسۡتَطَرٌ
وَكُلُّ
ve hepsi
صَغِيرٍۢ
küçük
وَكَبِيرٍۢ
ve büyük
مُّسْتَطَرٌ
satır satır yazılmıştır

Diyanet İşleri MealiKüçük ve büyük, hepsi satır satırdır

Saheeh InternationalAnd every small and great [thing] is inscribed

Süleyman AteşKüçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır

54:54
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَهَرࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler
فِى
cennetlerdedir
جَنَّـٰتٍۢ
gardens
وَنَهَرٍۢ
ve ırmaklar(ın kenarın)dadırlar

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and rivers

Süleyman AteşKorunanlar cennetlerde ırmaklar(ın kenarın)dadırlar

54:55 📚 12
فِي مَقۡعَدِ صِدۡقٍ عِندَ مَلِيكࣲ مُّقۡتَدِرِۭ
فِى
koltuklarındadırlar
مَقْعَدِ
a seat
صِدْقٍ
doğruluk
عِندَ
huzurunda
مَلِيكٍۢ
padişahın
مُّقْتَدِرٍۭ
güçlü

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler

Saheeh InternationalIn a seat of honor near a Sovereign, Perfect in Ability

Süleyman AteşGüçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarında(memnunluk içinde)dirler

← Önceki Sonraki →

54. Al-Qamar Suresi | Anlam Arayışı