☪ Anlam Arayışı

54. Al-Qamar سُورَةُ القَمَرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
54:1 📚 8
ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلۡقَمَرُ

Saheeh InternationalThe Hour has come near, and the moon has split [in two]

Elmalılı Hamdi YazırKıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı

Yusuf AliThe Hour (of Judgment) is nigh, and the moon is cleft asunder

Ali BulaçSaat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı

54:2
وَإِن يَرَوۡاْ ءَايَةࣰ يُعۡرِضُواْ وَيَقُولُواْ سِحۡرࣱ مُّسۡتَمِرࣱّ‏

Saheeh InternationalAnd if they see a miracle, they turn away and say, "Passing magic

Elmalılı Hamdi YazırBir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler

Yusuf AliBut if they see a Sign, they turn away, and say, "This is (but) transient magic

Ali BulaçOnlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler

54:3
وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرࣲ مُّسۡتَقِرࣱّ‏

Saheeh InternationalAnd they denied and followed their inclinations. But for every matter is a [time of] settlement

Elmalılı Hamdi YazırYalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır

Yusuf AliThey reject (the warning) and follow their (own) lusts but every matter has its appointed time

Ali BulaçYalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır

54:4
وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّنَ ٱلۡأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزۡدَجَرٌ

Saheeh InternationalAnd there has already come to them of information that in which there is deterrence

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir

Yusuf AliThere have already come to them Recitals wherein there is (enough) to check (them)

Ali BulaçAndolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi

54:5
حِكۡمَةُۢ بَٰلِغَةࣱۖ فَمَا تُغۡنِ ٱلنُّذُرُ

Saheeh InternationalExtensive wisdom - but warning does not avail [them]

Elmalılı Hamdi YazırBunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor

Yusuf AliMature wisdom;- but (the preaching of) Warners profits them not

Ali Bulaç(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor

54:6
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡۘ يَوۡمَ يَدۡعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَيۡءࣲ نُّكُرٍ

Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad]. The Day the Caller calls to something forbidding

Elmalılı Hamdi YazırSen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır

Yusuf AliTherefore, (O Prophet,) turn away from them. The Day that the Caller will call (them) to a terrible affair

Ali BulaçÖyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün

54:7
خُشَّعًا أَبۡصَٰرُهُمۡ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ كَأَنَّهُمۡ جَرَادࣱ مُّنتَشِرࣱ‏

Saheeh InternationalTheir eyes humbled, they will emerge from the graves as if they were locusts spreading

Elmalılı Hamdi YazırGözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler

Yusuf AliThey will come forth,- their eyes humbled - from (their) graves, (torpid) like locusts scattered abroad

Ali BulaçGözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar

54:8
مُّهۡطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِۖ يَقُولُ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَسِرࣱ‏

Saheeh InternationalRacing ahead toward the Caller. The disbelievers will say, "This is a difficult Day

Elmalılı Hamdi YazırO çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler

Yusuf AliHastening, with eyes transfixed, towards the Caller!- "Hard is this Day!", the Unbelievers will say

Ali BulaçBoyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün

54:9
۞كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ فَكَذَّبُواْ عَبۡدَنَا وَقَالُواْ مَجۡنُونࣱ وَٱزۡدُجِرَ

Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and they denied Our servant and said, "A madman," and he was repelled

Elmalılı Hamdi YazırOnlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı

Yusuf AliBefore them the People of Noah rejected (their apostle): they rejected Our servant, and said, "Here is one possessed!", and he was driven out

Ali BulaçKendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti

54:10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَغۡلُوبࣱ فَٱنتَصِرۡ

Saheeh InternationalSo he invoked his Lord, "Indeed, I am overpowered, so help

Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı

Yusuf AliThen he called on his Lord: "I am one overcome: do Thou then help (me)

Ali BulaçSonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al

54:11
فَفَتَحۡنَآ أَبۡوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءࣲ مُّنۡهَمِرࣲ‏

Saheeh InternationalThen We opened the gates of the heaven with rain pouring down

Elmalılı Hamdi YazırBiz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık

Yusuf AliSo We opened the gates of heaven, with water pouring forth

Ali BulaçBiz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık

54:12
وَفَجَّرۡنَا ٱلۡأَرۡضَ عُيُونࣰ ا فَٱلۡتَقَى ٱلۡمَآءُ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ قَدۡ قُدِرَ

Saheeh InternationalAnd caused the earth to burst with springs, and the waters met for a matter already predestined

Elmalılı Hamdi YazırYeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti

Yusuf AliAnd We caused the earth to gush forth with springs, so the waters met (and rose) to the extent decreed

Ali BulaçYeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti

54:13
وَحَمَلۡنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلۡوَٰحࣲ وَدُسُرࣲ‏

Saheeh InternationalAnd We carried him on a [construction of] planks and nails

Elmalılı Hamdi YazırNuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık

Yusuf AliBut We bore him on an (Ark) made of broad planks and caulked with palm- fibre

Ali BulaçVe onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık

54:14
تَجۡرِي بِأَعۡيُنِنَا جَزَآءࣰ لِّمَن كَانَ كُفِرَ

Saheeh InternationalSailing under Our observation as reward for he who had been denied

Elmalılı Hamdi YazırNankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu

Yusuf AliShe floats under our eyes (and care): a recompense to one who had been rejected (with scorn)

Ali BulaçGözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere

54:15
وَلَقَد تَّرَكۡنَٰهَآ ءَايَةࣰ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Saheeh InternationalAnd We left it as a sign, so is there any who will remember

Elmalılı Hamdi YazırBunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur

Yusuf AliAnd We have left this as a Sign (for all time): then is there any that will receive admonition

Ali BulaçAndolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

54:16 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning

Elmalılı Hamdi YazırBenim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)

Yusuf AliBut how (terrible) was My Penalty and My Warning

Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış

54:17
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition

Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

54:18
كَذَّبَتۡ عَادࣱ فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Saheeh InternationalAad denied; and how [severe] were My punishment and warning

Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu

Yusuf AliThe 'Ad (people) (too) rejected (Truth): then how terrible was My Penalty and My Warning

Ali BulaçAd (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış

54:19
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحࣰ ا صَرۡصَرࣰ ا فِي يَوۡمِ نَحۡسࣲ مُّسۡتَمِرࣲّ‏

Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them a screaming wind on a day of continuous misfortune

Elmalılı Hamdi YazırBiz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik

Yusuf AliFor We sent against them a furious wind, on a Day of violent Disaster

Ali BulaçBiz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik

54:20 📚 1
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلࣲ مُّنقَعِرࣲ‏

Saheeh InternationalExtracting the people as if they were trunks of palm trees uprooted

Elmalılı Hamdi Yazır(O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu

Yusuf AliPlucking out men as if they were roots of palm-trees torn up (from the ground)

Ali Bulaçİnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi

54:21 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning

Elmalılı Hamdi YazırNasılmış benim azabım ve uyarım

Yusuf AliYea, how (terrible) was My Penalty and My Warning

Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış

54:22
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliBut We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition

Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

54:23
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ

Saheeh InternationalThamud denied the warning

Elmalılı Hamdi YazırSemûd da o uyarıları yalanladılar

Yusuf AliThe Thamud (also) rejected (their) Warners

Ali BulaçSemud (kavmi) de uyarıları yalanladı

54:24
فَقَالُوٓاْ أَبَشَرࣰ ا مِّنَّا وَٰحِدࣰ ا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرٍ

Saheeh InternationalAnd said, "Is it one human being among us that we should follow? Indeed, we would then be in error and madness

Elmalılı Hamdi YazırBizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler

Yusuf AliFor they said: "What! a man! a Solitary one from among ourselves! shall we follow such a one? Truly should we then be straying in mind, and mad

Ali BulaçDediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz

54:25
أَءُلۡقِيَ ٱلذِّكۡرُ عَلَيۡهِ مِنۢ بَيۡنِنَا بَلۡ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرࣱ‏

Saheeh InternationalHas the message been sent down upon him from among us? Rather, he is an insolent liar

Elmalılı Hamdi YazırZikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler)

Yusuf AliIs it that the Message is sent to him, of all people amongst us? Nay, he is a liar, an insolent one

Ali BulaçZikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır

54:26
سَيَعۡلَمُونَ غَدࣰ ا مَّنِ ٱلۡكَذَّابُ ٱلۡأَشِرُ

Saheeh InternationalThey will know tomorrow who is the insolent liar

Elmalılı Hamdi YazırYarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler

Yusuf AliAh! they will know on the morrow, which is the liar, the insolent one

Ali BulaçOnlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir

54:27
إِنَّا مُرۡسِلُواْ ٱلنَّاقَةِ فِتۡنَةࣰ لَّهُمۡ فَٱرۡتَقِبۡهُمۡ وَٱصۡطَبِرۡ

Saheeh InternationalIndeed, We are sending the she-camel as trial for them, so watch them and be patient

Elmalılı Hamdi YazırBiz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol

Yusuf AliFor We will send the she-camel by way of trial for them. So watch them, (O Salih), and possess thyself in patience

Ali BulaçGerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret

54:28
وَنَبِّئۡهُمۡ أَنَّ ٱلۡمَآءَ قِسۡمَةُۢ بَيۡنَهُمۡۖ كُلُّ شِرۡبࣲ مُّحۡتَضَرࣱ‏

Saheeh InternationalAnd inform them that the water is shared between them, each [day of] drink attended [by turn]

Elmalılı Hamdi YazırOnlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır

Yusuf AliAnd tell them that the water is to be divided between them: Each one's right to drink being brought forward (by suitable turns)

Ali BulaçVe onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun

54:29
فَنَادَوۡاْ صَاحِبَهُمۡ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

Saheeh InternationalBut they called their companion, and he dared and hamstrung [her]

Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti

Yusuf AliBut they called to their companion, and he took a sword in hand, and hamstrung (her)

Ali BulaçDerken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi

54:30 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning

Elmalılı Hamdi YazırAma azabım ve uyarılarım nasıl oldu

Yusuf AliAh! how (terrible) was My Penalty and My Warning

Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış

54:31
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَكَانُواْ كَهَشِيمِ ٱلۡمُحۡتَظِرِ

Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them one blast from the sky, and they became like the dry twig fragments of an [animal] pen

Elmalılı Hamdi YazırBiz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler

Yusuf AliFor We sent against them a single Mighty Blast, and they became like the dry stubble used by one who pens cattle

Ali BulaçÇünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler

54:32
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition

Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

54:33
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطِۭ بِٱلنُّذُرِ

Saheeh InternationalThe people of Lot denied the warning

Elmalılı Hamdi YazırLût kavmi de uyarıları yalanladı

Yusuf AliThe people of Lut rejected (his) warning

Ali BulaçLut kavmi de uyarıları yalanladı

54:34
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطࣲۖ نَّجَّيۡنَٰهُم بِسَحَرࣲ‏

Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them a storm of stones, except the family of Lot - We saved them before dawn

Elmalılı Hamdi YazırBiz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık

Yusuf AliWe sent against them a violent Tornado with showers of stones, (which destroyed them), except Lut's household: them We delivered by early Dawn

Ali BulaçBiz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık

54:35
نِّعۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَن شَكَرَ

Saheeh InternationalAs favor from us. Thus do We reward he who is grateful

Elmalılı Hamdi YazırKatımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız

Yusuf AliAs a Grace from Us: thus do We reward those who give thanks

Ali BulaçTarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz

54:36
وَلَقَدۡ أَنذَرَهُم بَطۡشَتَنَا فَتَمَارَوۡاْ بِٱلنُّذُرِ

Saheeh InternationalAnd he had already warned them of Our assault, but they disputed the warning

Elmalılı Hamdi Yazır(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular

Yusuf AliAnd (Lut) did warn them of Our Punishment, but they disputed about the Warning

Ali BulaçOysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler

54:37
وَلَقَدۡ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيۡفِهِۦ فَطَمَسۡنَآ أَعۡيُنَهُمۡ فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ

Saheeh InternationalAnd they had demanded from him his guests, but We obliterated their eyes, [saying], "Taste My punishment and warning

Elmalılı Hamdi YazırOnun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik)

Yusuf AliAnd they even sought to snatch away his guests from him, but We blinded their eyes. (They heard:) "Now taste ye My Wrath and My Warning

Ali BulaçAndolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın

54:38
وَلَقَدۡ صَبَّحَهُم بُكۡرَةً عَذَابࣱ مُّسۡتَقِرࣱّ‏

Saheeh InternationalAnd there came upon them by morning an abiding punishment

Elmalılı Hamdi YazırSabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı

Yusuf AliEarly on the morrow an abiding Punishment seized them

Ali BulaçAndolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırıverdi

54:39
فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ

Saheeh InternationalSo taste My punishment and warning

Elmalılı Hamdi YazırAzabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik)

Yusuf AliSo taste ye My Wrath and My Warning

Ali BulaçŞimdi azabımı ve uyarmamı tadın

54:40
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition

Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

54:41
وَلَقَدۡ جَآءَ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ ٱلنُّذُرُ

Saheeh InternationalAnd there certainly came to the people of Pharaoh warning

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi

Yusuf AliTo the People of Pharaoh, too, aforetime, came Warners (from God)

Ali BulaçAndolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi

54:42
كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذۡنَٰهُمۡ أَخۡذَ عَزِيزࣲ مُّقۡتَدِرٍ

Saheeh InternationalThey denied Our signs, all of them, so We seized them with a seizure of one Exalted in Might and Perfect in Ability

Elmalılı Hamdi YazırLakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince

Yusuf AliThe (people) rejected all Our Signs; but We seized them with such Penalty (as comes) from One Exalted in Power, able to carry out His Will

Ali BulaçOnlar Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik

54:43
أَكُفَّارُكُمۡ خَيۡرࣱ مِّنۡ أُوْلَٰٓئِكُمۡ أَمۡ لَكُم بَرَآءَةࣱ فِي ٱلزُّبُرِ

Saheeh InternationalAre your disbelievers better than those [former ones], or have you immunity in the scripture

Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var

Yusuf AliAre your Unbelievers, (O Quraish), better than they? Or have ye an immunity in the Sacred Books

Ali BulaçSizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için kitaplarda bir beraat mi var

54:44 📚 1
أَمۡ يَقُولُونَ نَحۡنُ جَمِيعࣱ مُّنتَصِرࣱ‏

Saheeh InternationalOr do they say, "We are an assembly supporting [each other]

Elmalılı Hamdi YazırYoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar

Yusuf AliOr do they say: "We acting together can defend ourselves

Ali BulaçBiz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan' bir toplumuz" mu diyorlar

54:45 📚 3
سَيُهۡزَمُ ٱلۡجَمۡعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ

Saheeh International[Their] assembly will be defeated, and they will turn their backs [in retreat]

Elmalılı Hamdi YazırHer halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır

Yusuf AliSoon will their multitude be put to flight, and they will show their backs

Ali BulaçYakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır

54:46 📚 1
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوۡعِدُهُمۡ وَٱلسَّاعَةُ أَدۡهَىٰ وَأَمَرُّ

Saheeh InternationalBut the Hour is their appointment [for due punishment], and the Hour is more disastrous and more bitter

Elmalılı Hamdi YazırBilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır

Yusuf AliNay, the Hour (of Judgment) is the time promised them (for their full recompense): And that Hour will be most grievous and most bitter

Ali BulaçDaha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır

54:47
إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرࣲ‏

Saheeh InternationalIndeed, the criminals are in error and madness

Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler

Yusuf AliTruly those in sin are the ones straying in mind, and mad

Ali BulaçHiç şüphesiz suçlular-günahkarlar, bir sapmışlık (dalalet) ve çılgınlık içindedirler

54:48 📚 2
يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ

Saheeh InternationalThe Day they are dragged into the Fire on their faces [it will be said], "Taste the touch of Saqar

Elmalılı Hamdi YazırO gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek)

Yusuf AliThe Day they will be dragged through the Fire on their faces, (they will hear:) "Taste ye the touch of Hell

Ali BulaçAteşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın" (denecek)

54:49
إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَرࣲ‏

Saheeh InternationalIndeed, all things We created with predestination

Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık

Yusuf AliVerily, all things have We created in proportion and measure

Ali BulaçHiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık

54:50
وَمَآ أَمۡرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةࣱ كَلَمۡحِۭ بِٱلۡبَصَرِ

Saheeh InternationalAnd Our command is but one, like a glance of the eye

Elmalılı Hamdi YazırBuyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir

Yusuf AliAnd Our Command is but a single (Act),- like the twinkling of an eye

Ali BulaçBizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir

54:51 📚 1
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَآ أَشۡيَاعَكُمۡ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Saheeh InternationalAnd We have already destroyed your kinds, so is there any who will remember

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliAnd (oft) in the past, have We destroyed gangs like unto you: then is there any that will receive admonition

Ali BulaçAndolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı

54:52 📚 3
وَكُلُّ شَيۡءࣲ فَعَلُوهُ فِي ٱلزُّبُرِ

Saheeh InternationalAnd everything they did is in written records

Elmalılı Hamdi Yazırİşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur

Yusuf AliAll that they do is noted in (their) Books (of Deeds)

Ali BulaçOnların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır

54:53 📚 5
وَكُلُّ صَغِيرࣲ وَكَبِيرࣲ مُّسۡتَطَرٌ

Saheeh InternationalAnd every small and great [thing] is inscribed

Elmalılı Hamdi YazırKüçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır

Yusuf AliEvery matter, small and great, is on record

Ali BulaçKüçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır

54:54
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَهَرࣲ‏

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and rivers

Elmalılı Hamdi YazırTakva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler

Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Rivers

Ali BulaçHiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler

54:55 📚 12
فِي مَقۡعَدِ صِدۡقٍ عِندَ مَلِيكࣲ مُّقۡتَدِرِۭ

Saheeh InternationalIn a seat of honor near a Sovereign, Perfect in Ability

Elmalılı Hamdi YazırGüçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar

Yusuf AliIn an Assembly of Truth, in the Presence of a Sovereign Omnipotent

Ali BulaçÇok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar

← Önceki Sonraki →

54. Al-Qamar Suresi | Anlam Arayışı