54. Al-Qamar سُورَةُ القَمَرِ
Saheeh InternationalThe Hour has come near, and the moon has split [in two]
Elmalılı Hamdi YazırKıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı
Ali BulaçSaat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı
Saheeh InternationalAnd if they see a miracle, they turn away and say, "Passing magic
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler
Ali BulaçOnlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler
Saheeh InternationalAnd they denied and followed their inclinations. But for every matter is a [time of] settlement
Elmalılı Hamdi YazırYalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır
Ali BulaçYalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır
Saheeh InternationalAnd there has already come to them of information that in which there is deterrence
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir
Ali BulaçAndolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi
Saheeh InternationalExtensive wisdom - but warning does not avail [them]
Elmalılı Hamdi YazırBunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor
Ali Bulaç(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor
Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad]. The Day the Caller calls to something forbidding
Elmalılı Hamdi YazırSen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır
Ali BulaçÖyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün
Saheeh InternationalTheir eyes humbled, they will emerge from the graves as if they were locusts spreading
Elmalılı Hamdi YazırGözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler
Ali BulaçGözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar
Saheeh InternationalRacing ahead toward the Caller. The disbelievers will say, "This is a difficult Day
Elmalılı Hamdi YazırO çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler
Ali BulaçBoyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün
Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and they denied Our servant and said, "A madman," and he was repelled
Elmalılı Hamdi YazırOnlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı
Ali BulaçKendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti
Saheeh InternationalSo he invoked his Lord, "Indeed, I am overpowered, so help
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı
Ali BulaçSonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al
Saheeh InternationalThen We opened the gates of the heaven with rain pouring down
Elmalılı Hamdi YazırBiz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık
Ali BulaçBiz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık
Saheeh InternationalAnd caused the earth to burst with springs, and the waters met for a matter already predestined
Elmalılı Hamdi YazırYeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti
Ali BulaçYeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti
Saheeh InternationalAnd We carried him on a [construction of] planks and nails
Elmalılı Hamdi YazırNuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık
Ali BulaçVe onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık
Saheeh InternationalSailing under Our observation as reward for he who had been denied
Elmalılı Hamdi YazırNankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu
Ali BulaçGözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere
Saheeh InternationalAnd We left it as a sign, so is there any who will remember
Elmalılı Hamdi YazırBunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning
Elmalılı Hamdi YazırBenim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış
Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAad denied; and how [severe] were My punishment and warning
Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu
Ali BulaçAd (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them a screaming wind on a day of continuous misfortune
Elmalılı Hamdi YazırBiz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik
Ali BulaçBiz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik
Saheeh InternationalExtracting the people as if they were trunks of palm trees uprooted
Elmalılı Hamdi Yazır(O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu
Ali Bulaçİnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi
Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış benim azabım ve uyarım
Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalThamud denied the warning
Elmalılı Hamdi YazırSemûd da o uyarıları yalanladılar
Ali BulaçSemud (kavmi) de uyarıları yalanladı
Saheeh InternationalAnd said, "Is it one human being among us that we should follow? Indeed, we would then be in error and madness
Elmalılı Hamdi YazırBizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler
Ali BulaçDediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz
Saheeh InternationalHas the message been sent down upon him from among us? Rather, he is an insolent liar
Elmalılı Hamdi YazırZikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler)
Ali BulaçZikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır
Saheeh InternationalThey will know tomorrow who is the insolent liar
Elmalılı Hamdi YazırYarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler
Ali BulaçOnlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir
Saheeh InternationalIndeed, We are sending the she-camel as trial for them, so watch them and be patient
Elmalılı Hamdi YazırBiz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol
Ali BulaçGerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret
Saheeh InternationalAnd inform them that the water is shared between them, each [day of] drink attended [by turn]
Elmalılı Hamdi YazırOnlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır
Ali BulaçVe onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun
Saheeh InternationalBut they called their companion, and he dared and hamstrung [her]
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti
Ali BulaçDerken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi
Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning
Elmalılı Hamdi YazırAma azabım ve uyarılarım nasıl oldu
Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them one blast from the sky, and they became like the dry twig fragments of an [animal] pen
Elmalılı Hamdi YazırBiz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler
Ali BulaçÇünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler
Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the warning
Elmalılı Hamdi YazırLût kavmi de uyarıları yalanladı
Ali BulaçLut kavmi de uyarıları yalanladı
Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them a storm of stones, except the family of Lot - We saved them before dawn
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık
Ali BulaçBiz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık
Saheeh InternationalAs favor from us. Thus do We reward he who is grateful
Elmalılı Hamdi YazırKatımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçTarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz
Saheeh InternationalAnd he had already warned them of Our assault, but they disputed the warning
Elmalılı Hamdi Yazır(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular
Ali BulaçOysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler
Saheeh InternationalAnd they had demanded from him his guests, but We obliterated their eyes, [saying], "Taste My punishment and warning
Elmalılı Hamdi YazırOnun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik)
Ali BulaçAndolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın
Saheeh InternationalAnd there came upon them by morning an abiding punishment
Elmalılı Hamdi YazırSabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı
Ali BulaçAndolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırıverdi
Saheeh InternationalSo taste My punishment and warning
Elmalılı Hamdi YazırAzabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik)
Ali BulaçŞimdi azabımı ve uyarmamı tadın
Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd there certainly came to the people of Pharaoh warning
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi
Ali BulaçAndolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi
Saheeh InternationalThey denied Our signs, all of them, so We seized them with a seizure of one Exalted in Might and Perfect in Ability
Elmalılı Hamdi YazırLakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince
Ali BulaçOnlar Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik
Saheeh InternationalAre your disbelievers better than those [former ones], or have you immunity in the scripture
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var
Ali BulaçSizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için kitaplarda bir beraat mi var
Saheeh InternationalOr do they say, "We are an assembly supporting [each other]
Elmalılı Hamdi YazırYoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar
Ali BulaçBiz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan' bir toplumuz" mu diyorlar
Saheeh International[Their] assembly will be defeated, and they will turn their backs [in retreat]
Elmalılı Hamdi YazırHer halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır
Ali BulaçYakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır
Saheeh InternationalBut the Hour is their appointment [for due punishment], and the Hour is more disastrous and more bitter
Elmalılı Hamdi YazırBilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır
Ali BulaçDaha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır
Saheeh InternationalIndeed, the criminals are in error and madness
Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler
Ali BulaçHiç şüphesiz suçlular-günahkarlar, bir sapmışlık (dalalet) ve çılgınlık içindedirler
Saheeh InternationalThe Day they are dragged into the Fire on their faces [it will be said], "Taste the touch of Saqar
Elmalılı Hamdi YazırO gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek)
Ali BulaçAteşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın" (denecek)
Saheeh InternationalIndeed, all things We created with predestination
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık
Ali BulaçHiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık
Saheeh InternationalAnd Our command is but one, like a glance of the eye
Elmalılı Hamdi YazırBuyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir
Ali BulaçBizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir
Saheeh InternationalAnd We have already destroyed your kinds, so is there any who will remember
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd everything they did is in written records
Elmalılı Hamdi Yazırİşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur
Ali BulaçOnların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır
Saheeh InternationalAnd every small and great [thing] is inscribed
Elmalılı Hamdi YazırKüçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır
Ali BulaçKüçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and rivers
Elmalılı Hamdi YazırTakva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler
Ali BulaçHiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler
Saheeh InternationalIn a seat of honor near a Sovereign, Perfect in Ability
Elmalılı Hamdi YazırGüçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar
Ali BulaçÇok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar