54. Al-Qamar سُورَةُ القَمَرِ
Elmalılı Hamdi YazırKıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı
Diyanet İşleri MealiKıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler
Yusuf AliThe Hour (of Judgment) is nigh, and the moon is cleft asunder
Elmalılı Hamdi YazırBir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler
Diyanet İşleri MealiKıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler
Yusuf AliBut if they see a Sign, they turn away, and say, "This is (but) transient magic
Elmalılı Hamdi YazırYalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır
Diyanet İşleri MealiYalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır
Yusuf AliThey reject (the warning) and follow their (own) lusts but every matter has its appointed time
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir
Yusuf AliThere have already come to them Recitals wherein there is (enough) to check (them)
Elmalılı Hamdi YazırBunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor
Diyanet İşleri MealiBu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor
Yusuf AliMature wisdom;- but (the preaching of) Warners profits them not
Elmalılı Hamdi YazırSen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır
Diyanet İşleri MealiÖyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün
Yusuf AliTherefore, (O Prophet,) turn away from them. The Day that the Caller will call (them) to a terrible affair
Elmalılı Hamdi YazırGözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler
Diyanet İşleri MealiGözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler
Yusuf AliThey will come forth,- their eyes humbled - from (their) graves, (torpid) like locusts scattered abroad
Elmalılı Hamdi YazırO çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler
Diyanet İşleri MealiGözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler
Yusuf AliHastening, with eyes transfixed, towards the Caller!- "Hard is this Day!", the Unbelievers will say
Elmalılı Hamdi YazırOnlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı
Diyanet İşleri MealiBu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti
Yusuf AliBefore them the People of Noah rejected (their apostle): they rejected Our servant, and said, "Here is one possessed!", and he was driven out
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı
Diyanet İşleri MealiO da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı
Yusuf AliThen he called on his Lord: "I am one overcome: do Thou then help (me)
Elmalılı Hamdi YazırBiz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık
Diyanet İşleri MealiBiz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık
Yusuf AliSo We opened the gates of heaven, with water pouring forth
Elmalılı Hamdi YazırYeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti
Diyanet İşleri MealiYeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti
Yusuf AliAnd We caused the earth to gush forth with springs, so the waters met (and rose) to the extent decreed
Elmalılı Hamdi YazırNuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık
Diyanet İşleri MealiOnu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu
Yusuf AliBut We bore him on an (Ark) made of broad planks and caulked with palm- fibre
Elmalılı Hamdi YazırNankörlük edilen (kulumuz)e bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu
Diyanet İşleri MealiOnu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu
Yusuf AliShe floats under our eyes (and care): a recompense to one who had been rejected (with scorn)
Elmalılı Hamdi YazırBunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur
Yusuf AliAnd We have left this as a Sign (for all time): then is there any that will receive admonition
Elmalılı Hamdi YazırBenim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)
Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış
Yusuf AliBut how (terrible) was My Penalty and My Warning
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur
Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition
Elmalılı Hamdi YazırÂd (kavmi) da yalanladı, azabım ve uyarılarım nasıl oldu
Diyanet İşleri MealiAd milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış
Yusuf AliThe 'Ad (people) (too) rejected (Truth): then how terrible was My Penalty and My Warning
Elmalılı Hamdi YazırBiz onların üstüne, uğursuzluğu devam eden bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik
Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik
Yusuf AliFor We sent against them a furious wind, on a Day of violent Disaster
Elmalılı Hamdi Yazır(O rüzgar) insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu
Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik
Yusuf AliPlucking out men as if they were roots of palm-trees torn up (from the ground)
Elmalılı Hamdi YazırNasılmış benim azabım ve uyarım
Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış
Yusuf AliYea, how (terrible) was My Penalty and My Warning
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur
Yusuf AliBut We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition
Elmalılı Hamdi YazırSemûd da o uyarıları yalanladılar
Diyanet İşleri MealiSemud milleti uyaran peygamberleri yalanladı
Yusuf AliThe Thamud (also) rejected (their) Warners
Elmalılı Hamdi YazırBizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler
Diyanet İşleri Mealiİçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler
Yusuf AliFor they said: "What! a man! a Solitary one from among ourselves! shall we follow such a one? Truly should we then be straying in mind, and mad
Elmalılı Hamdi YazırZikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir" (dediler)
Diyanet İşleri Mealiİçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler
Yusuf AliIs it that the Message is sent to him, of all people amongst us? Nay, he is a liar, an insolent one
Elmalılı Hamdi YazırYarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler
Diyanet İşleri MealiYarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir
Yusuf AliAh! they will know on the morrow, which is the liar, the insolent one
Elmalılı Hamdi YazırBiz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol
Diyanet İşleri MealiDoğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret
Yusuf AliFor We will send the she-camel by way of trial for them. So watch them, (O Salih), and possess thyself in patience
Elmalılı Hamdi YazırOnlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır
Diyanet İşleri MealiOnlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle
Yusuf AliAnd tell them that the water is to be divided between them: Each one's right to drink being brought forward (by suitable turns)
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine arkadaşlarına bağırdılar. O da (bıçağı) çekerek (deveyi) kesti
Diyanet İşleri MealiAma bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti
Yusuf AliBut they called to their companion, and he took a sword in hand, and hamstrung (her)
Elmalılı Hamdi YazırAma azabım ve uyarılarım nasıl oldu
Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış
Yusuf AliAh! how (terrible) was My Penalty and My Warning
Elmalılı Hamdi YazırBiz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı çalı çırpı kırıntıları gibi kırılıp dökülüverdiler
Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular
Yusuf AliFor We sent against them a single Mighty Blast, and they became like the dry stubble used by one who pens cattle
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur
Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition
Elmalılı Hamdi YazırLût kavmi de uyarıları yalanladı
Diyanet İşleri MealiLut milleti uyaran peygamberleri yalanladı
Yusuf AliThe people of Lut rejected (his) warning
Elmalılı Hamdi YazırBiz de onların üzerlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik. Yalnız Lût ailesini seher vakti kurtardık
Diyanet İşleri MealiBiz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz
Yusuf AliWe sent against them a violent Tornado with showers of stones, (which destroyed them), except Lut's household: them We delivered by early Dawn
Elmalılı Hamdi YazırKatımızdan bir nimet olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız
Diyanet İşleri MealiBiz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz
Yusuf AliAs a Grace from Us: thus do We reward those who give thanks
Elmalılı Hamdi Yazır(Lût), onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı. Fakat ikazlara karşı kuşku duydular
Diyanet İşleri MealiLut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler
Yusuf AliAnd (Lut) did warn them of Our Punishment, but they disputed about the Warning
Elmalılı Hamdi YazırOnun konuklarından murad almaya kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik. "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik)
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik
Yusuf AliAnd they even sought to snatch away his guests from him, but We blinded their eyes. (They heard:) "Now taste ye My Wrath and My Warning
Elmalılı Hamdi YazırSabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi
Yusuf AliEarly on the morrow an abiding Punishment seized them
Elmalılı Hamdi YazırAzabımı ve uyarılarımı tadın!" (dedik)
Diyanet İşleri MealiAzabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik
Yusuf AliSo taste ye My Wrath and My Warning
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Kur'ân'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur
Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi
Yusuf AliTo the People of Pharaoh, too, aforetime, came Warners (from God)
Elmalılı Hamdi YazırLakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince
Diyanet İşleri MealiMucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık
Yusuf AliThe (people) rejected all Our Signs; but We seized them with such Penalty (as comes) from One Exalted in Power, able to carry out His Will
Elmalılı Hamdi YazırŞimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var
Diyanet İşleri MealiSizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var
Yusuf AliAre your Unbelievers, (O Quraish), better than they? Or have ye an immunity in the Sacred Books
Elmalılı Hamdi YazırYoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar
Diyanet İşleri MealiYoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar
Yusuf AliOr do they say: "We acting together can defend ourselves
Elmalılı Hamdi YazırHer halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır
Diyanet İşleri MealiToplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir
Yusuf AliSoon will their multitude be put to flight, and they will show their backs
Elmalılı Hamdi YazırBilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır
Diyanet İşleri MealiKıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür
Yusuf AliNay, the Hour (of Judgment) is the time promised them (for their full recompense): And that Hour will be most grievous and most bitter
Elmalılı Hamdi YazırMuhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler
Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler
Yusuf AliTruly those in sin are the ones straying in mind, and mad
Elmalılı Hamdi YazırO gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek)
Diyanet İşleri MealiAteşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir
Yusuf AliThe Day they will be dragged through the Fire on their faces, (they will hear:) "Taste ye the touch of Hell
Elmalılı Hamdi YazırHaberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır
Yusuf AliVerily, all things have We created in proportion and measure
Elmalılı Hamdi YazırBuyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir
Diyanet İşleri MealiBizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir
Yusuf AliAnd Our Command is but a single (Act),- like the twinkling of an eye
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz, sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur
Yusuf AliAnd (oft) in the past, have We destroyed gangs like unto you: then is there any that will receive admonition
Elmalılı Hamdi Yazırİşledikleri her şey, kitaplarda mevcuttur
Diyanet İşleri Mealiİnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır
Yusuf AliAll that they do is noted in (their) Books (of Deeds)
Elmalılı Hamdi YazırKüçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır
Diyanet İşleri MealiKüçük ve büyük, hepsi satır satırdır
Yusuf AliEvery matter, small and great, is on record
Elmalılı Hamdi YazırTakva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler
Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler
Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Rivers
Elmalılı Hamdi YazırGüçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar
Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler
Yusuf AliIn an Assembly of Truth, in the Presence of a Sovereign Omnipotent