☪ Anlam Arayışı

54. Al-Qamar سُورَةُ القَمَرِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
54:1 📚 8
ٱقۡتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلۡقَمَرُ

Süleyman AteşO sa'at yaklaştı, ay yarıldı

Yusuf AliThe Hour (of Judgment) is nigh, and the moon is cleft asunder

Diyanet İşleri MealiKıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler

54:2
وَإِن يَرَوۡاْ ءَايَةࣰ يُعۡرِضُواْ وَيَقُولُواْ سِحۡرࣱ مُّسۡتَمِرࣱّ‏

Süleyman AteşBir mu'cize görecek olsalar yüz çevirirler ve "Süregelen bir büyüdür" derler

Yusuf AliBut if they see a Sign, they turn away, and say, "This is (but) transient magic

Diyanet İşleri MealiKıyamet saati yaklaşır, ay yarılır; onlar bir delil görünce hala yüz çevirirler ve: "Süregelen bir sihir" derler

54:3
وَكَذَّبُواْ وَٱتَّبَعُوٓاْ أَهۡوَآءَهُمۡۚ وَكُلُّ أَمۡرࣲ مُّسۡتَقِرࣱّ‏

Süleyman AteşYalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allah'ın kararına kimse engel olamaz)

Yusuf AliThey reject (the warning) and follow their (own) lusts but every matter has its appointed time

Diyanet İşleri MealiYalanlarlar da kendi heveslerine uyarlar. Ama her işin karar kılacağı bir sonucu vardır

54:4
وَلَقَدۡ جَآءَهُم مِّنَ ٱلۡأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزۡدَجَرٌ

Süleyman AteşAndolsun, onlara, (batılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi

Yusuf AliThere have already come to them Recitals wherein there is (enough) to check (them)

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onları bu hallerinden vazgeçirecek nice haberler gelmiştir

54:5
حِكۡمَةُۢ بَٰلِغَةࣱۖ فَمَا تُغۡنِ ٱلنُّذُرُ

Süleyman AteşBunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor

Yusuf AliMature wisdom;- but (the preaching of) Warners profits them not

Diyanet İşleri MealiBu haberlerin her birinde üstün hikmet vardır; ama uyarmalar fayda vermiyor

54:6
فَتَوَلَّ عَنۡهُمۡۘ يَوۡمَ يَدۡعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَيۡءࣲ نُّكُرٍ

Süleyman AteşÖyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün

Yusuf AliTherefore, (O Prophet,) turn away from them. The Day that the Caller will call (them) to a terrible affair

Diyanet İşleri MealiÖyleyse onlardan yüz çevir; çağıran, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün

54:7
خُشَّعًا أَبۡصَٰرُهُمۡ يَخۡرُجُونَ مِنَ ٱلۡأَجۡدَاثِ كَأَنَّهُمۡ جَرَادࣱ مُّنتَشِرࣱ‏

Süleyman AteşGözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler

Yusuf AliThey will come forth,- their eyes humbled - from (their) graves, (torpid) like locusts scattered abroad

Diyanet İşleri MealiGözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler

54:8
مُّهۡطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِۖ يَقُولُ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوۡمٌ عَسِرࣱ‏

Süleyman AteşBoyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kafirler: "Bu çetin bir gündür!" derler

Yusuf AliHastening, with eyes transfixed, towards the Caller!- "Hard is this Day!", the Unbelievers will say

Diyanet İşleri MealiGözleri dalgın dalgın, çekirgeler gibi yayılmış, o çağırana koşarak kabirlerden çıkarlar. İnkarcılar: "Bu, zorlu bir gündür" derler

54:9
۞كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ فَكَذَّبُواْ عَبۡدَنَا وَقَالُواْ مَجۡنُونࣱ وَٱزۡدُجِرَ

Süleyman AteşOnlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi

Yusuf AliBefore them the People of Noah rejected (their apostle): they rejected Our servant, and said, "Here is one possessed!", and he was driven out

Diyanet İşleri MealiBu ortak koşanlardan önce Nuh milleti de yalanlamış, kulumuzu yalanlayarak: "Delidir" demişlerdi, yolu kesilmişti

54:10
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّي مَغۡلُوبࣱ فَٱنتَصِرۡ

Süleyman AteşBunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı

Yusuf AliThen he called on his Lord: "I am one overcome: do Thou then help (me)

Diyanet İşleri MealiO da: "Ben yenildim, bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı

54:11
فَفَتَحۡنَآ أَبۡوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءࣲ مُّنۡهَمِرࣲ‏

Süleyman AteşBiz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık

Yusuf AliSo We opened the gates of heaven, with water pouring forth

Diyanet İşleri MealiBiz de bunun üzerine gök kapılarını boşanan sularla açtık

54:12
وَفَجَّرۡنَا ٱلۡأَرۡضَ عُيُونࣰ ا فَٱلۡتَقَى ٱلۡمَآءُ عَلَىٰٓ أَمۡرࣲ قَدۡ قُدِرَ

Süleyman AteşYeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti

Yusuf AliAnd We caused the earth to gush forth with springs, so the waters met (and rose) to the extent decreed

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti

54:13
وَحَمَلۡنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلۡوَٰحࣲ وَدُسُرࣲ‏

Süleyman AteşNuh'u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık

Yusuf AliBut We bore him on an (Ark) made of broad planks and caulked with palm- fibre

Diyanet İşleri MealiOnu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu

54:14
تَجۡرِي بِأَعۡيُنِنَا جَزَآءࣰ لِّمَن كَانَ كُفِرَ

Süleyman Ateş(Kendisine karşı) Nankörlük edilen(kulumuz)a (bizden) bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu

Yusuf AliShe floats under our eyes (and care): a recompense to one who had been rejected (with scorn)

Diyanet İşleri MealiOnu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu

54:15
وَلَقَد تَّرَكۡنَٰهَآ ءَايَةࣰ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Süleyman AteşBunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur

Yusuf AliAnd We have left this as a Sign (for all time): then is there any that will receive admonition

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Biz, o gemiyi bir ibret olarak bıraktık; öğüt alan yok mudur

54:16 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Süleyman AteşBenim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye)

Yusuf AliBut how (terrible) was My Penalty and My Warning

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

54:17
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Süleyman AteşAndolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

54:18
كَذَّبَتۡ عَادࣱ فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Süleyman AteşAd da yalanladı, ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu

Yusuf AliThe 'Ad (people) (too) rejected (Truth): then how terrible was My Penalty and My Warning

Diyanet İşleri MealiAd milleti peygamberini yalanlamıştı; Benim azabım ve uyarmam nasılmış

54:19
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِيحࣰ ا صَرۡصَرࣰ ا فِي يَوۡمِ نَحۡسࣲ مُّسۡتَمِرࣲّ‏

Süleyman AteşBiz onların üstüne uğursuz mu uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık

Yusuf AliFor We sent against them a furious wind, on a Day of violent Disaster

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik

54:20 📚 1
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلࣲ مُّنقَعِرࣲ‏

Süleyman Ateşİnsanları sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imişler gibi koparıp deviriyordu

Yusuf AliPlucking out men as if they were roots of palm-trees torn up (from the ground)

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine, insanları, sökülmüş hurma kütüğü gibi kopararak yere seren, dondurucu bir rüzgarı uğursuzluğu devam eden bir günde gönderdik

54:21 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Süleyman AteşBenim azabım ve uyarılarım nasıl oldu

Yusuf AliYea, how (terrible) was My Penalty and My Warning

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

54:22
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Süleyman AteşAndolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliBut We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

54:23
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ

Süleyman AteşSemud da uyarıları yalandı

Yusuf AliThe Thamud (also) rejected (their) Warners

Diyanet İşleri MealiSemud milleti uyaran peygamberleri yalanladı

54:24
فَقَالُوٓاْ أَبَشَرࣰ ا مِّنَّا وَٰحِدࣰ ا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذࣰ ا لَّفِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرٍ

Süleyman AteşBizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz dediler

Yusuf AliFor they said: "What! a man! a Solitary one from among ourselves! shall we follow such a one? Truly should we then be straying in mind, and mad

Diyanet İşleri Mealiİçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler

54:25
أَءُلۡقِيَ ٱلذِّكۡرُ عَلَيۡهِ مِنۢ بَيۡنِنَا بَلۡ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرࣱ‏

Süleyman AteşZikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı küstahın biridir

Yusuf AliIs it that the Message is sent to him, of all people amongst us? Nay, he is a liar, an insolent one

Diyanet İşleri Mealiİçimizden bir insana mı uyacağız? O zaman biz sapıklık ve delilik etmiş oluruz. Kitap, aramızda, ona mı verilmiş? Hayır, o pek yalancı ve şımarığın biridir" dediler

54:26
سَيَعۡلَمُونَ غَدࣰ ا مَّنِ ٱلۡكَذَّابُ ٱلۡأَشِرُ

Süleyman Ateş(Salih'e dedik ki): Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler

Yusuf AliAh! they will know on the morrow, which is the liar, the insolent one

Diyanet İşleri MealiYarın, kimin pek yalancı ve şımarık olduğunu bileceklerdir

54:27
إِنَّا مُرۡسِلُواْ ٱلنَّاقَةِ فِتۡنَةࣰ لَّهُمۡ فَٱرۡتَقِبۡهُمۡ وَٱصۡطَبِرۡ

Süleyman AteşBiz onlara, kendilerini sınamak için dişi deveyi göndereceğiz. Hele sen onları gözetle, sabret

Yusuf AliFor We will send the she-camel by way of trial for them. So watch them, (O Salih), and possess thyself in patience

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, onları denemek üzere dişi deveyi gönderen Biziz. Salih'e şöyle demiştik: "Onları gözetle ve sabret

54:28
وَنَبِّئۡهُمۡ أَنَّ ٱلۡمَآءَ قِسۡمَةُۢ بَيۡنَهُمۡۖ كُلُّ شِرۡبࣲ مُّحۡتَضَرࣱ‏

Süleyman AteşOnlara, suyun aralarında paylaştırılacağını, (bir gün devenin, bir gün de kendilerinin su içme nöbeti olacağını) haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın

Yusuf AliAnd tell them that the water is to be divided between them: Each one's right to drink being brought forward (by suitable turns)

Diyanet İşleri MealiOnlara, sıralarına göre suyun kendileriyle o deve aralarında pay edilmiş olunduğunu söyle

54:29
فَنَادَوۡاْ صَاحِبَهُمۡ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ

Süleyman AteşBir arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağı çekip (deveyi) kesti

Yusuf AliBut they called to their companion, and he took a sword in hand, and hamstrung (her)

Diyanet İşleri MealiAma bir arkadaşlarını çağırdılar, o da kılıcını alarak deveyi kesti

54:30 📚 1
فَكَيۡفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Süleyman AteşAma azabım ve uyarılarım nasıl oldu

Yusuf AliAh! how (terrible) was My Penalty and My Warning

Diyanet İşleri MealiBenim azabım ve uyarmam nasılmış

54:31
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ صَيۡحَةࣰ وَٰحِدَةࣰ فَكَانُواْ كَهَشِيمِ ٱلۡمُحۡتَظِرِ

Süleyman AteşBiz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp döküldüler

Yusuf AliFor We sent against them a single Mighty Blast, and they became like the dry stubble used by one who pens cattle

Diyanet İşleri MealiNitekim üzerlerine bir çığlık gönderdik de, ağılcıların kullandığı kurumuş ot gibi oldular

54:32
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Süleyman AteşAndolsun Biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

54:33
كَذَّبَتۡ قَوۡمُ لُوطِۭ بِٱلنُّذُرِ

Süleyman AteşLut'un kavmi de uyarıları yalanladı

Yusuf AliThe people of Lut rejected (his) warning

Diyanet İşleri MealiLut milleti uyaran peygamberleri yalanladı

54:34
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطࣲۖ نَّجَّيۡنَٰهُم بِسَحَرࣲ‏

Süleyman AteşBiz de üstlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik, yalnız Lut ailesini seher vakti kurtardık

Yusuf AliWe sent against them a violent Tornado with showers of stones, (which destroyed them), except Lut's household: them We delivered by early Dawn

Diyanet İşleri MealiBiz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz

54:35
نِّعۡمَةࣰ مِّنۡ عِندِنَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي مَن شَكَرَ

Süleyman AteşKatımızdan bir ni'met olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız

Yusuf AliAs a Grace from Us: thus do We reward those who give thanks

Diyanet İşleri MealiBiz de üzerlerine taş yağdıran bir rüzgar gönderdik. Ancak, Lut'un taraftarlarını, katımızdan bir nimet olarak seher vakti kurtardık. Şükredene işte böyle mükafat veririz

54:36
وَلَقَدۡ أَنذَرَهُم بَطۡشَتَنَا فَتَمَارَوۡاْ بِٱلنُّذُرِ

Süleyman AteşLut, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı, fakat uyarılara karşı kuşku duydular

Yusuf AliAnd (Lut) did warn them of Our Punishment, but they disputed about the Warning

Diyanet İşleri MealiLut, and olsun ki, onları Bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama onlar uyarmaları şüphe ile karşılayarak dinlemediler

54:37
وَلَقَدۡ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيۡفِهِۦ فَطَمَسۡنَآ أَعۡيُنَهُمۡ فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ

Süleyman AteşOnun (güzel delikanlılar şeklinde görünen melek) konuklarından murad almağa kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik: "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın

Yusuf AliAnd they even sought to snatch away his guests from him, but We blinded their eyes. (They heard:) "Now taste ye My Wrath and My Warning

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onlar Lut'un konukları olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör ettik. "Azabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik

54:38
وَلَقَدۡ صَبَّحَهُم بُكۡرَةً عَذَابࣱ مُّسۡتَقِرࣱّ‏

Süleyman AteşSabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı

Yusuf AliEarly on the morrow an abiding Punishment seized them

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi

54:39
فَذُوقُواْ عَذَابِي وَنُذُرِ

Süleyman AteşAzabımı ve uyarılarımı(n akıbetini) tadın

Yusuf AliSo taste ye My Wrath and My Warning

Diyanet İşleri MealiAzabımı ve uyarmalarımı dinlememenin sonucunu tadın" dedik

54:40
وَلَقَدۡ يَسَّرۡنَا ٱلۡقُرۡءَانَ لِلذِّكۡرِ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Süleyman AteşAndolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliAnd We have indeed made the Qur'an easy to understand and remember: then is there any that will receive admonition

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur

54:41
وَلَقَدۡ جَآءَ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ ٱلنُّذُرُ

Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine de uyarılar gelmiştir

Yusuf AliTo the People of Pharaoh, too, aforetime, came Warners (from God)

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Firavun erkanına uyaranlar geldi

54:42
كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذۡنَٰهُمۡ أَخۡذَ عَزِيزࣲ مُّقۡتَدِرٍ

Süleyman AteşBütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları, galib ve güçlü(padişah)ın yakalaması gibi yakaladık

Yusuf AliThe (people) rejected all Our Signs; but We seized them with such Penalty (as comes) from One Exalted in Power, able to carry out His Will

Diyanet İşleri MealiMucizelerimizin hepsini yalanladılar. Bunun üzerine onları güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakaladık

54:43
أَكُفَّارُكُمۡ خَيۡرࣱ مِّنۡ أُوْلَٰٓئِكُمۡ أَمۡ لَكُم بَرَآءَةࣱ فِي ٱلزُّبُرِ

Süleyman AteşŞimdi sizin kafirleriniz, ötekilerinizden hayırlı mı? Yoksa Kitaplarda sizin için bir beraet (inkarınızdan dolayı size sorumsuzluk) mu var

Yusuf AliAre your Unbelievers, (O Quraish), better than they? Or have ye an immunity in the Sacred Books

Diyanet İşleri MealiSizin inkarcılarınız bunlardan daha mı üstündür? Yoksa Kitablarda size bir kurtuluş belgesi mi var

54:44 📚 1
أَمۡ يَقُولُونَ نَحۡنُ جَمِيعࣱ مُّنتَصِرࣱ‏

Süleyman AteşYoksa "Biz muzaffer (yenilmez) bir topluluğuz" mu diyorlar

Yusuf AliOr do they say: "We acting together can defend ourselves

Diyanet İşleri MealiYoksa: "Biz öç alabilecek bir topluluğuz" mu diyorlar

54:45 📚 3
سَيُهۡزَمُ ٱلۡجَمۡعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ

Süleyman AteşO topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır

Yusuf AliSoon will their multitude be put to flight, and they will show their backs

Diyanet İşleri MealiToplulukları dağıtılacak, yüzgeri edileceklerdir

54:46 📚 1
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوۡعِدُهُمۡ وَٱلسَّاعَةُ أَدۡهَىٰ وَأَمَرُّ

Süleyman AteşHayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) sa'attir. O sa'at cidden çok feci ve acıdır

Yusuf AliNay, the Hour (of Judgment) is the time promised them (for their full recompense): And that Hour will be most grievous and most bitter

Diyanet İşleri MealiKıyamet onların azap ile vadedildikleri gündür. O ne korkunç, ne acı bir gündür

54:47
إِنَّ ٱلۡمُجۡرِمِينَ فِي ضَلَٰلࣲ وَسُعُرࣲ‏

Süleyman AteşSuçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedir

Yusuf AliTruly those in sin are the ones straying in mind, and mad

Diyanet İşleri MealiDoğrusu suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler

54:48 📚 2
يَوۡمَ يُسۡحَبُونَ فِي ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمۡ ذُوقُواْ مَسَّ سَقَرَ

Süleyman AteşO gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler: "Cehennemin dokunuşunu tadın!" diye

Yusuf AliThe Day they will be dragged through the Fire on their faces, (they will hear:) "Taste ye the touch of Hell

Diyanet İşleri MealiAteşe yüzüstü sürüldükleri gün, onlara: "Cehennemin dokunan azabını tadın" denir

54:49
إِنَّا كُلَّ شَيۡءٍ خَلَقۡنَٰهُ بِقَدَرࣲ‏

Süleyman AteşBiz her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık

Yusuf AliVerily, all things have We created in proportion and measure

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır

54:50
وَمَآ أَمۡرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةࣱ كَلَمۡحِۭ بِٱلۡبَصَرِ

Süleyman AteşBizim buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir

Yusuf AliAnd Our Command is but a single (Act),- like the twinkling of an eye

Diyanet İşleri MealiBizim buyruğumuz bir göz kırpması gibi anidir

54:51 📚 1
وَلَقَدۡ أَهۡلَكۡنَآ أَشۡيَاعَكُمۡ فَهَلۡ مِن مُّدَّكِرࣲ‏

Süleyman AteşAndolsun biz sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur

Yusuf AliAnd (oft) in the past, have We destroyed gangs like unto you: then is there any that will receive admonition

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, benzerlerinizi yok etti, öğüt alan yok mudur

54:52 📚 3
وَكُلُّ شَيۡءࣲ فَعَلُوهُ فِي ٱلزُّبُرِ

Süleyman Ateşİşledikleri her şey, Kitaplarda mevcuttur

Yusuf AliAll that they do is noted in (their) Books (of Deeds)

Diyanet İşleri Mealiİnsanların yaptıkları her şey kitablarda kayıtlıdır

54:53 📚 5
وَكُلُّ صَغِيرࣲ وَكَبِيرࣲ مُّسۡتَطَرٌ

Süleyman AteşKüçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır

Yusuf AliEvery matter, small and great, is on record

Diyanet İşleri MealiKüçük ve büyük, hepsi satır satırdır

54:54
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي جَنَّٰتࣲ وَنَهَرࣲ‏

Süleyman AteşKorunanlar cennetlerde ırmaklar(ın kenarın)dadırlar

Yusuf AliAs to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Rivers

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler

54:55 📚 12
فِي مَقۡعَدِ صِدۡقٍ عِندَ مَلِيكࣲ مُّقۡتَدِرِۭ

Süleyman AteşGüçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarında(memnunluk içinde)dirler

Yusuf AliIn an Assembly of Truth, in the Presence of a Sovereign Omnipotent

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınanlar, güçlü hükümdarın katında, yüksek bir derecede, cennetlerde ferahlık ve aydınlık içindedirler

← Önceki Sonraki →

54. Al-Qamar Suresi | Anlam Arayışı