54. Al-Qamar سُورَةُ القَمَرِ
Süleyman AteşO sa'at yaklaştı, ay yarıldı
Ali BulaçSaat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı
Saheeh InternationalThe Hour has come near, and the moon has split [in two]
Süleyman AteşBir mu'cize görecek olsalar yüz çevirirler ve "Süregelen bir büyüdür" derler
Ali BulaçOnlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler
Saheeh InternationalAnd if they see a miracle, they turn away and say, "Passing magic
Süleyman AteşYalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allah'ın kararına kimse engel olamaz)
Ali BulaçYalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır
Saheeh InternationalAnd they denied and followed their inclinations. But for every matter is a [time of] settlement
Süleyman AteşAndolsun, onlara, (batılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi
Ali BulaçAndolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi
Saheeh InternationalAnd there has already come to them of information that in which there is deterrence
Süleyman AteşBunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor
Ali Bulaç(Ki her biri) Doruğunda-olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor
Saheeh InternationalExtensive wisdom - but warning does not avail [them]
Süleyman AteşÖyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün
Ali BulaçÖyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün
Saheeh InternationalSo leave them, [O Muhammad]. The Day the Caller calls to something forbidding
Süleyman AteşGözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler
Ali BulaçGözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar
Saheeh InternationalTheir eyes humbled, they will emerge from the graves as if they were locusts spreading
Süleyman AteşBoyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kafirler: "Bu çetin bir gündür!" derler
Ali BulaçBoyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün
Saheeh InternationalRacing ahead toward the Caller. The disbelievers will say, "This is a difficult Day
Süleyman AteşOnlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi
Ali BulaçKendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına alınıp engellenmişti
Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and they denied Our servant and said, "A madman," and he was repelled
Süleyman AteşBunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı
Ali BulaçSonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al
Saheeh InternationalSo he invoked his Lord, "Indeed, I am overpowered, so help
Süleyman AteşBiz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık
Ali BulaçBiz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık
Saheeh InternationalThen We opened the gates of the heaven with rain pouring down
Süleyman AteşYeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti
Ali BulaçYeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti
Saheeh InternationalAnd caused the earth to burst with springs, and the waters met for a matter already predestined
Süleyman AteşNuh'u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık
Ali BulaçVe onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık
Saheeh InternationalAnd We carried him on a [construction of] planks and nails
Süleyman Ateş(Kendisine karşı) Nankörlük edilen(kulumuz)a (bizden) bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu
Ali BulaçGözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) İnkar edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere
Saheeh InternationalSailing under Our observation as reward for he who had been denied
Süleyman AteşBunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd We left it as a sign, so is there any who will remember
Süleyman AteşBenim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye)
Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış
Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning
Süleyman AteşAndolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember
Süleyman AteşAd da yalanladı, ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu
Ali BulaçAd (kavmi) de yalanladı. Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
Saheeh InternationalAad denied; and how [severe] were My punishment and warning
Süleyman AteşBiz onların üstüne uğursuz mu uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık
Ali BulaçBiz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine 'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik
Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them a screaming wind on a day of continuous misfortune
Süleyman Ateşİnsanları sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imişler gibi koparıp deviriyordu
Ali Bulaçİnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp-kopmuş hurma kütükleriymiş gibi
Saheeh InternationalExtracting the people as if they were trunks of palm trees uprooted
Süleyman AteşBenim azabım ve uyarılarım nasıl oldu
Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning
Süleyman AteşAndolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember
Süleyman AteşSemud da uyarıları yalandı
Ali BulaçSemud (kavmi) de uyarıları yalanladı
Saheeh InternationalThamud denied the warning
Süleyman AteşBizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz dediler
Ali BulaçDediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz
Saheeh InternationalAnd said, "Is it one human being among us that we should follow? Indeed, we would then be in error and madness
Süleyman AteşZikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı küstahın biridir
Ali BulaçZikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır
Saheeh InternationalHas the message been sent down upon him from among us? Rather, he is an insolent liar
Süleyman Ateş(Salih'e dedik ki): Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler
Ali BulaçOnlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir
Saheeh InternationalThey will know tomorrow who is the insolent liar
Süleyman AteşBiz onlara, kendilerini sınamak için dişi deveyi göndereceğiz. Hele sen onları gözetle, sabret
Ali BulaçGerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret
Saheeh InternationalIndeed, We are sending the she-camel as trial for them, so watch them and be patient
Süleyman AteşOnlara, suyun aralarında paylaştırılacağını, (bir gün devenin, bir gün de kendilerinin su içme nöbeti olacağını) haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın
Ali BulaçVe onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır bulunsun
Saheeh InternationalAnd inform them that the water is shared between them, each [day of] drink attended [by turn]
Süleyman AteşBir arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağı çekip (deveyi) kesti
Ali BulaçDerken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi
Saheeh InternationalBut they called their companion, and he dared and hamstrung [her]
Süleyman AteşAma azabım ve uyarılarım nasıl oldu
Ali BulaçŞu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış
Saheeh InternationalAnd how [severe] were My punishment and warning
Süleyman AteşBiz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp döküldüler
Ali BulaçÇünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler
Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them one blast from the sky, and they became like the dry twig fragments of an [animal] pen
Süleyman AteşAndolsun Biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember
Süleyman AteşLut'un kavmi de uyarıları yalanladı
Ali BulaçLut kavmi de uyarıları yalanladı
Saheeh InternationalThe people of Lot denied the warning
Süleyman AteşBiz de üstlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik, yalnız Lut ailesini seher vakti kurtardık
Ali BulaçBiz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık
Saheeh InternationalIndeed, We sent upon them a storm of stones, except the family of Lot - We saved them before dawn
Süleyman AteşKatımızdan bir ni'met olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız
Ali BulaçTarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz
Saheeh InternationalAs favor from us. Thus do We reward he who is grateful
Süleyman AteşLut, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı, fakat uyarılara karşı kuşku duydular
Ali BulaçOysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler
Saheeh InternationalAnd he had already warned them of Our assault, but they disputed the warning
Süleyman AteşOnun (güzel delikanlılar şeklinde görünen melek) konuklarından murad almağa kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik: "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın
Ali BulaçAndolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. "İşte azabımı ve uyarmamı tadın
Saheeh InternationalAnd they had demanded from him his guests, but We obliterated their eyes, [saying], "Taste My punishment and warning
Süleyman AteşSabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı
Ali BulaçAndolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azap yakalayıp-bastırıverdi
Saheeh InternationalAnd there came upon them by morning an abiding punishment
Süleyman AteşAzabımı ve uyarılarımı(n akıbetini) tadın
Ali BulaçŞimdi azabımı ve uyarmamı tadın
Saheeh InternationalSo taste My punishment and warning
Süleyman AteşAndolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd We have certainly made the Qur'an easy for remembrance, so is there any who will remember
Süleyman AteşFir'avn'ın kavmine de uyarılar gelmiştir
Ali BulaçAndolsun Firavun ailesi (ve çevresi ile kavmi)ne de uyarılar geldi
Saheeh InternationalAnd there certainly came to the people of Pharaoh warning
Süleyman AteşBütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları, galib ve güçlü(padişah)ın yakalaması gibi yakaladık
Ali BulaçOnlar Bizim ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları üstün ve güçlü, kudretli olanın yakalayışıyla yakalayıverdik
Saheeh InternationalThey denied Our signs, all of them, so We seized them with a seizure of one Exalted in Might and Perfect in Ability
Süleyman AteşŞimdi sizin kafirleriniz, ötekilerinizden hayırlı mı? Yoksa Kitaplarda sizin için bir beraet (inkarınızdan dolayı size sorumsuzluk) mu var
Ali BulaçSizin kafirleriniz onlardan daha hayırlı mıdır? Yoksa sizin için kitaplarda bir beraat mi var
Saheeh InternationalAre your disbelievers better than those [former ones], or have you immunity in the scripture
Süleyman AteşYoksa "Biz muzaffer (yenilmez) bir topluluğuz" mu diyorlar
Ali BulaçBiz, 'birbiriyle yardımlaşıp öcünü alan' bir toplumuz" mu diyorlar
Saheeh InternationalOr do they say, "We are an assembly supporting [each other]
Süleyman AteşO topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır
Ali BulaçYakında o toplum bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır
Saheeh International[Their] assembly will be defeated, and they will turn their backs [in retreat]
Süleyman AteşHayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) sa'attir. O sa'at cidden çok feci ve acıdır
Ali BulaçDaha doğrusu onlara va'dedilen (asıl azap) (kıyamet) saatidir. O saat, 'kurtuluş olmayan daha korkunç bir bela' ve daha acıdır
Saheeh InternationalBut the Hour is their appointment [for due punishment], and the Hour is more disastrous and more bitter
Süleyman AteşSuçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedir
Ali BulaçHiç şüphesiz suçlular-günahkarlar, bir sapmışlık (dalalet) ve çılgınlık içindedirler
Saheeh InternationalIndeed, the criminals are in error and madness
Süleyman AteşO gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler: "Cehennemin dokunuşunu tadın!" diye
Ali BulaçAteşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün cehennemin dokunuşunu tadın" (denecek)
Saheeh InternationalThe Day they are dragged into the Fire on their faces [it will be said], "Taste the touch of Saqar
Süleyman AteşBiz her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık
Ali BulaçHiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık
Saheeh InternationalIndeed, all things We created with predestination
Süleyman AteşBizim buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir
Ali BulaçBizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir
Saheeh InternationalAnd Our command is but one, like a glance of the eye
Süleyman AteşAndolsun biz sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur
Ali BulaçAndolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı
Saheeh InternationalAnd We have already destroyed your kinds, so is there any who will remember
Süleyman Ateşİşledikleri her şey, Kitaplarda mevcuttur
Ali BulaçOnların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır
Saheeh InternationalAnd everything they did is in written records
Süleyman AteşKüçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır
Ali BulaçKüçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır
Saheeh InternationalAnd every small and great [thing] is inscribed
Süleyman AteşKorunanlar cennetlerde ırmaklar(ın kenarın)dadırlar
Ali BulaçHiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nehir (çevresin)dedirler
Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be among gardens and rivers
Süleyman AteşGüçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarında(memnunluk içinde)dirler
Ali BulaçÇok kudretli, mülkünün sonu olmayan (Allah)ın yanında doğruluk makamındadırlar
Saheeh InternationalIn a seat of honor near a Sovereign, Perfect in Ability